Karakter
Bu konu başlığı altında 182 tez
Korku yaratmak: Korku oyunlarında kullanılan tasarım unsurları üzerine bir inceleme
Teknoloji, sorunları pratik şekilde çözmek, mevcut çözümleri iyileştirmek, yeni ürünler veya süreçler yaratmak için bilimsel bilgi, araç ve tekniklerin uygulanmasını ifade etmektedir. Elektronik, yazılım, biyoteknoloji, savunma ve hatta eğlence sektörü dahil olmak üzere çok alanı kapsamaktadır. Teknolojinin eğlence sektörüne en büyük katkılarından biri video oyunları olmuştur. Kökleri sinema sektörüne kadar ulaşan ve ondan beslenen video oyunları, dünya çapında her yaştan milyonlarca insan tarafından keyifle oynanmaktadır. Birçok video oyununun filmlere uyarlanması ve bunun tersinin gerçekleşmesiyle iki endüstri giderek iç içe geçmiş durumdadır. Zaman içerisinde, video oyunlarının etkileşimli deneyimi filmlerin sinematik hikâye anlatımıyla birleşmiş, bu durum yeni eğlence biçimlerinin yaratılmasına neden olmuştur. Video oyunları, bilgisayarda, konsollarda veya mobil cihazlarda oynanan ve oyuncunun etkileşim ve katılımını içeren elektronik oyunlardır. Video oyunları, en eski örneklerinin 1950'lerde piyasaya sürülmesinden bu yana önemli ölçüde gelişmiş ve kısa sürede son derece popüler bir eğlence biçimi haline gelmiştir. Aksiyon, macera, rol yapma, simülasyon, spor ve bulmaca oyunları dahil olmak üzere çeşitli türlerde video oyunu bulunmaktadır. Bu türlerin en popülerlerinden biri ise korku oyunlarıdır. Teknolojinin gelişmesiyle, oyunlarda yüksek grafikler, animasyonlar ve görsel efektler kullanılmaya başlanmış, genel anlamda görsel tasarıma katkı sağlamada çok önemli bir rol oynamıştır. Görsel tasarım ise oyunların vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Her ne kadar tüm oyun türlerinde etkili olsa da görsel tasarımın etkisinin ve katkısının en çok hissedildiği oyunlar korku oyunlarıdır. Karanlık, atmosferik ortamlar, tüyler ürpertici ve rahatsız edici görüntüler, aydınlatma ve gölgelerin etkili kullanımı, korku oyunlarında gergin ve öngörülemez bir atmosfer yaratmak için yaygın olarak kullanılır. Ürkütücü ses efektleri ve unutulmaz müzikler, korku ve gerilim duygusunu daha da artırabileceğinden, ses tasarımı da korku oyunlarında tasarımın önemli bir parçasıdır. Genel olarak, görsel tasarım, korku oyunlarında çok önemli bir unsurdur ve oyuncuların oynamayı bitirdikten sonra bile uzun süre hafızalarında kalabilecekleri tüyler ürpertici ve sürükleyici bir deneyim yaratmaya yardımcı olmaktadır. Video oyunlarında tasarım unsurlarının; yeri ve oyunlar için öneminin, istenilen etkiyi yaratmak için bu unsurlara güvenen korku oyunları üzerinde incelenerek kanıtlanması çalışmanın odak noktası olmuştur. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde oyun sektöründeki rekabet ve rekabete etkisi konusunda tasarım unsurlarının etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın önemi vurgulanmış ve alt amaçlar belirlenmiştir. İkinci bölümde ise video oyunlarının temelini oluşturan sinema ve video teknolojisinin, ortaya çıkışından günümüze kadar süren tarihsel süreci hakkında literatür taraması yapılmış, bu üç sektör arasındaki ilişki incelenmiştir. Üçüncü bölümde, çıkan ilk basit video oyunlarından günümüzdeki hiper gerçekçi oyunlara kadarki gelişim süreci ve korku oyunlarının tarihi incelenmiş, oyuncuların bu oyunları oynama nedenleri araştırılmıştır. Dördüncü bölümde video oyunu geliştirme aşamaları ve tasarım unsurları araştırılmış, beşinci bölümde ise bu unsurlar korku oyunları açısından incelenmiştir. Altıncı bölümde çalışma boyunca bahsedilen tasarım unsurları seçilen iki korku oyunu üzerinde incelenmiş, oyunlara katkısı ve oyunlar için önemi ortaya konulmuştur. Oyuncuların düşünce ve görüşlerini almak için bir anket çalışması yapılmış, ankete 128 kişinin katılımı sağlanmıştır. Katılımcılara 21 soru yöneltilmiş, anket sonuçları ve değerlendirmesine yedinci bölümde yer verilmiştir. Son bölümde ise çalışma, elde edilen bilgilerden ve anket sonuçlarından çıkarımlar yapılarak sonlandırılmıştır. Çalışma, korku oyunlarında atmosfer (ses, ışık, mekân), karakter tasarımı, ara sahneler ve renk kullanımının; korku duygusunu yaratmadaki büyük etkisini ortaya koymaktadır. Bu çalışmayla birlikte oyun sektöründeki geliştiriciler ve tasarımcılara tasarım unsurlarının önemini kanıtlamak ve ileride çıkaracakları oyunlar için onlara katkı sağlamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tasarım Unsurları, Korku Oyunu, Karakter, Atmosfer, Ara Sahne
The profane vs. The sacred in medieval theatre
This work aims to discuss the sacred and its representations in medieval drama by focusing on the character of the Devil in medieval plays. In this work; contrary to the notion that the Devil is a figure of profane and the first example of the secularization of the medieval drama; the Devil is taken as an example of representation of the sacred. This work consists two chapters. In section one, the researcher dealt with the the cognitive and social situation of medieval society. First, the dynamics that constitute the medieval society are discussed. Afterwards, the correlation between theatre and church is handled. In chapter two, the focus is on the character of the Devil. The concept of the Devil is in Medieval period is dealt with via oppositional thinking. In addition, The Devil in cycle plays; The Creation and The Fall of Angels, The Fall of Man, The Deliverance of Souls; is analysed to support the argument of this thesis.
Yeme reddi olan okul öncesi dönem çocuklarda anne kişilik özellikleri ve bağlanma stillerinin incelenmesi
Yeme reddi bebek ve küçük çocuklarda oldukça sık görülmekte olup fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği, çeşitli davranış sorunları ve ebeveyn çocuk ilişkisinde oluşturduğu problemler açısından önem taşımaktadır. Yeme reddi etiyolojisinde biyolojik ve psikososyal fakörlerin birbirleriyle etkileşiminin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda, yeme reddi olan okul öncesi dönem çocuklarda anne kişilik özellikleri ve bağlanma stillerinin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması ve elde ettiğimiz sonuçların ileride tedavi planlamasına yol gösterebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız hasta grubunda yeme reddi şikayeti ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ya da Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine başvuran, 2-6 yaş arası 60 hasta ve annesi, kontrol grubunda ise yeme reddi şikayeti olmayan, sağlıklı 34 gönüllü katılımcı ve annesi olmak üzere iki grup şeklinde dizayn edilmiştir. Kullanılan ölçüm araçları; Mizaç Karakter Envanteri, Erişkin Bağlanma Ölçeği, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu ve Sosyodemografik Veri Formu'ndan oluşmaktadır. Grupların mizaç ve karakter özellikleri karşılaştırıldığında yeme reddi olan çocukların annelerinde zarardan kaçınma mizaç boyutunun çabuk yorulma alt ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük, yeme reddi olan çocukların annelerinde kendini yönetme karakter boyutunun sorumluluk alma alt ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Hasta grubunun alt grupları kendi içerisinde karşılaştırıldığında seçici yeme grubundaki çocukların annelerinin işbirliği yapma karakter boyutunun yardımseverlik alt ölçek puanları diğer hasta alt gruplarındaki annelere göre anlamlı şekilde yüksek saptanmıştır. Grupların anne bağlanma stilleri açısından benzer olduğu görülmüştür. Hasta grubunda Kaçıngan / Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu görünümleri dağılımı; seçici yeme, iştahsızlık, yemekten korkma-kaçınma şeklinde sıralanmıştır.
Profesyonel müzisyenlerde mizaç ve karakter özelliklerinin incelenmesi
Müziğin; toplumlarda kaynaşmayı, eğlenmeyi sağlayan, insanlar arasındaki iletişimi güçlendiren, kültürlerin devamlılığına yardımcı olan birçok özelliği mevcuttur. Müziğin bireylerin kişilik ve sosyal gelişimindeki yeri ve öneminin oldukça açık olduğu düşünülmektedir. Müzisyenler; hayatının merkezine müziği alan, müzik olmadan yapamayan, müzik oluşturabilen, müzik kariyerlerini kendi parçaları, gelişimleri sayan ve benliğini müzik ile bütünleştiren, birlikte var eden kişilerdir. Kültürel ve mesleki olarak kişinin kimliğini ifade etmesini sağlayan müzikle ilgili davranışların büyük kısmı hayatı idame ettirme, geçimini sağlama amacıyla yapılmaktadır. Profesyonel müzisyen, ustalık kimliği ile estetik davranışlarını sentezleyip sunduğunda izleyici tarafından takdir edilir. Literatürde, müzik türü tercihi ile kişilik özelliklerinin bağlantısı inceleyen bazı çalışmalar bulunmaktadır; ancak, müzisyenlerin kişilik özelliklerini inceleyen çalışmaların sayısı kısıtlıdır. Çalışmamızda, profesyonel müzisyenlerin kişilik özelliklerini psikobiyolojik model çerçevesinde kontrol grubu ile karşılaştırarak, literatüre katkıda bulunmayı amaçladık. Çalışmamızın örneklemini, 18-60 yaş arası, profesyonel müzisyen olan 30 gönülllü katılımcı ile kontrol grubu olarak müzisyen olmayan 30 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu ve Mizaç-Karakter Envanteri Gözden Geçirilmiş Formu uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, profesyonel müzisyenlerin yenilik arayışı, sebat etme, kendini aşma skorlarının, kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde yükseldiği saptanmıştır. Çalışma grubunda yaş ile sebat etme ve kendini aşma skorları arasında anlamlı ve pozitif korelasyon saptanmıştır. Çalışmamız, profesyonel müzisyenlerin kişiliklerini Mizaç-Karakter Envanteri ile psikobiyolojik model çerçevesinde inceleyen ilk çalışmadır, daha geniş örneklem grupları ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.
The temptress archetype in One Thousand and One Nights
One Thousand and One Nights is an extensive and universal literary work including Middle Eastern and South Asian folktales and stories compiled in Arabic. Women constitute the most important characters of the Nights, especially Scheherazade, the narrator of the tales and the heroine of the frame story. The representations of the temptress archetype are often portrayed as women who are immoral, degraded, and should be avoided. In addition, because they agitate traditional gender roles in society, it is often seen as a disturbing figure. They oppose the patriarchal system and assert their agency by using sexuality to acquire power. The novel gives women agency while simultaneously painting them in a negative light, and by sexualizing or portraying female bodies erotically, it meets the raw need of the patriarchal society. This encourages the female characters to overpower males while objectifying them and enables them to play around with the male characters. This thesis explores the representations of the temptress archetype in One Thousand and One Nights, their characteristics, and their connections to literature, mythology, religion, and history and offers a detailed understanding of how these portrayals defy traditional gender norms, empower women, and go through the social restraints imposed on them.
Kemalettin Tuğcu'nun romanlarında erdemler ve rol model karakterler
Çocuklara yönelik hikâye edici metinlerin çocukların kişisel gelişimi ve eğitimi üzerinde önemli katkıları vardır. Türk edebiyatında bu anlamda değerlendirilebilecek çok sayıda hikâye edici metin bulunmaktadır. Kemalettin Tuğcu'nun romanları bu metinler arasında değerlendirilebilecek niteliktedir. Çalışmada Kemalettin Tuğcu'nun çocuk romanlarındaki rol model karakterler, Türkçe Öğretim Programı'nda (2019) yer alan "Erdemler" teması bağlamında incelenmiştir. Yapılan çalışmanın amacı, incelenen romanlardaki karakterlerin rol model olma yönlerini erdemli davranışlar ilişkisiyle ortaya çıkarmaktır. Çalışma toplam beş bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın amacı ve önemi, problem durumu, kapsam ve sınırlılıklar belirtilmiştir. Birinci bölüm, çalışmanın kavramsal çerçevesini içermektedir. İkinci bölümde araştırmanın yöntem ve metodu belirtilmiştir. Üçüncü bölümün ilk kısmı, çalışmanın temel bölümünden oluşan bulgu ve yorumlardan ibarettir. Bu bölümde sınıflandırmaya esas alınan erdemli davranışlar hakkında genel bilgiler yer almaktadır. Romanlardaki rol modellerin karakter özellikleri verilerek erdemli davranışlar sıralanmıştır. Erdemlerin sonunda rol model karakterlerin başlıklara dağılımını gösteren bulgular tabloya dökülmüştür. Üçüncü bölümün ikinci kısmında ise incelenen romanlardaki rol model karakterler, çocuk ve yetişkin olmak üzere özelliklerine göre iki tabloda gösterilmiştir. Son olarak, tezin dördüncü bölümünde sonuç ve öneriler sunularak incelenen romanlar; Türkçe eğitimi, çocuk edebiyatı, karakter eğitimi ve karakterlerin rol model olmaları yönünden değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda incelenen romanların çocukların rol model alabilecekleri karakterler üzerinde kurgulandığı tespit edilmiştir. Bu tespite göre Kemalettin Tuğcu'nun romanları Türkçe eğitiminde bir materyal olarak kullanılabilecek niteliktedir.
Lisanslı karakterlerde görsel kılavuz uygulama sorunları ve çözüm önerileri
Grafik tasarım mesleğinin çalışma alanı günden güne genişlemekte ve üretim noktalarının her aşamasında daha fazla tasarımcıya ihtiyaç duyulmaktadır. Pazardaki hizmet veya ürün çeşitliğiyle birlikte oluşan kıyasıya rekabet, tasarımı çok daha önemli bir iletişim disiplini haline getirmektedir. Daha etkili ve güçlü tasarımlar ürün ya da hizmetlerin başarısını sürekli hale getiren en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Karakter ve çizgi film tasarımı da bugün bir önemli bir iletişim disiplini olarak kendine büyük bir pazar oluşturmuş durumdadır. Ayrı bir uzmanlığa sahip olan bu alan, küresel iletişimin önemli aktörlerinden biri konumuna yükselirken, beraberinde sınırları aşan bir kültürün oluşmasına da katkıda bulunmaktadır. Böylesine devasa bir iletişim kültürünün oluşması beraberinde eskiye nazaran daha detaylı, kapsamlı, branşlaşmış uzman ekiplere ihtiyaç duymaktadır. Bu ekiplerin ortaya koyduğu hazırlık, uygulama, pazarlama ve devamlılık çalışmaları gibi süreçler karakterin pazar ömrüne doğrudan etki eder. Style Guide ya da Görsel Kılavuz hazırlama uzmanlığı, en az karakterin tasarımı kadar önemli ve ayrılmaz bir iş kolu haline gelmiştir. Üreticilerin karakterin kurumsal kimliğine sadık kalarak ürün hazırlamaları, görsel kılavuzun niteliğine, profesyonelliğine ve tutarlılığına bağlıdır. Önceki yıllarda sadece çizgi film çalışması yeterli olsa da, hem izleyicilerin, hem de üreticilerin karakter evrenini herhangi bir ürünle bizzat yaşamlarının içinde görme talebi ortaya çıkmıştır. Hızla artan bu talep, görsel kılavuz ihtiyacını kaçınılmaz hale getirmiştir. Oyuncaktan postere, gösteri sanatlarından ürünlere, üretim noktalarından her biri için görsel kılavuz kullanımı artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Canlılığı sürekli kılan ve karakterin ömrü boyunca gelişip büyümesini sağlayan 'karakter kurumsal kimliği' olarak tarif edeceğimiz görsel kılavuz; hem karakteri yanlış uygulamalardan korur, hem de üreticinin doğru ürün üretmesini sağlar. Bu çalışma Style Guide ya da Görsel Kılavuz hazırlama işlerinin genişleyen bilgi evrenine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Tasarım öncesi ve sonrasında, kullanıma hazır ve sürekli güncellenebilecek görsel kılavuzlar hazırlamak için gereken teorik ve pratik teknikleri, sahadaki geri dönüşlerle yeniden ele alarak aydınlatıcı bir üslupla ortaya koymaya çalıştım. Karakter ve çizgi film; sanat, pedagoji, animasyon bilgisi, üretim teknolojileri, pazarlama stratejileri, tüketim yönelimleri gibi birçok iş alanının ortak ekip çalışması ile yapılabilecek bir iş koludur. İş kollarının her birinin daha uyumlu ve iletişim içerisinde çalışma zorunluluğu artık kaçınılmazdır. Çalışma, karakter ve çizgi film çalışmalarının tüketici nezdinde karşılık bulması için de bir dizi önemli ipuçlarını da ihtiva etmektedir. Başarılı ve uzun ömürlü bir karakter için sıralanan bu önemli ipuçları; sektörde var olmak isteyen üreticiler ve tasarımcılar için oldukça aydınlatıcı olacaktır. Bu alanda yazılı kaynağın az olması, çalışmayı daha da önemli ve gerekli hale getirmiştir. Görsel kılavuz hazırlama sırasında ortaya çıkan tecrübe edilmiş problemler, pratik önerilerle çözüme kavuşturulmuştur. Bu sahada fikirler geliştirmek, büyük emek ve sermayeler ortaya koymadan önce bugüne kadar yaşanmış ve var olan tecrübeleri değerlendirmek oldukça önemlidir. Bu nedenle; karakter tasarımı sektöründe çalışan ve görsel kılavuz kullanarak tasarım yapan grafiker - tasarımcıların tecrübe ve görüşlerinin akademik metinler halinde çalışmamızda yer etmesine özen gösterdik. Ülkemiz için çok yeni bir çalışma alanı olan lisanslı karakter dünyasında karşılaşılan/karşılaşılması muhtemel problemleri ve çözüm önerilerini, geri dönüş bilgileri ışığında temellendirerek tespit - teşhis ve tedavi odaklı bir üslupla çalışmayı nihayete erdirdim.
Obez kadınlarda tıkınırcasına yeme bozukluğunun psikobiyolojik modele göre incelenmesi
Obezite, psikiyatrik bozukluklarda dikkat çeken ve görülme sıklığı gittikçe artan ciddi bir bozukluktur. Bu nedenle, obezitenin etiyolojisiyle ilişkili psikolojik faktörleri araştıran çalışmalar büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, tıkınırcasına yeme bozukluğu (TYB) olan bireylerin, obez ve kontrol grubundan mizaç ve karakter özellikleri açısından farklılık gösterip göstermediğini araştırmaktır. Çalışmada, Yeme ve Kilo Özelliklerini Değerlendirme Formu ile Mizaç ve Karakter Envanteri (MKE) ölçme aracı kullanılmıştır. Çalışmaya, İstanbul'da bir sağlık kurumuna başvuran 65 obez hasta (28'i tıkınırcasına yemesi olan obez grubunu oluşturmaktadır) ve 53 kişiden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplam 118 kişi katılmıştır. Mizaç özellikleri; yenilik arayışı, zarardan kaçınma, ödül bağımlılığı, sebat etme boyutlarında değerlendirilirken, karakter özellikleri; kendini yönetme, işbirliği yapma ve kendini aşma boyutlarında değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre, mizaç ve karakter özellikleri bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Mizaç ve Karakter Envanterinde Mizaç boyutunda yer alan yenilik arayışı ve zarardan kaçınmanın savurganlık?tutumluluk ile çabuk yorulma alt boyutlarında, tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin, kontrol grubundan anlamlı derecede daha yüksek puan aldığı görülmüştür. Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin kontrol grubundaki bireylere oranla doyumu ertelemekte daha fazla güçlük yaşayan ve kolayca yorulan bireyler oldukları görülmüştür. Karakter boyutunda, tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin kendini yönetme boyutunda yer alan kendini kabullenme ve amaçlılık alt boyutlarında kontrol grubuna göre daha düşük puanlar aldığı görülmüştür. Tıkınırcasına yeme bozukluğu olan bireylerin olgunlaşmamış, kırılgan ve sorumluluklarını alamayan bireyler oldukları görülmüştür. Bu sonuçlar, kendini yönetmenin, tıkınırcasına yeme bozukluğunu yordayıcı olduğu hipotezini destekler doğrultudadır. Çalışmadan elde edilen bulgular, alanyazında yeme bozuklukları ve kişilik arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasına yönelik olarak yapılmış diğer önemli araştırmaların bulguları ışığında tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu, Obezite, Mizaç ve Karakter Envanteri.
Cengiz Aytmatov'un romanlarında şahıslar kadrosu
Cengiz Aytmatov, Türk Kültürünü dünyada duyurabilmiş ve tanıtabilmiş, önemli bir edebiyatçıdır. Eserlerinde kendi insanının geleneklerini, kültürünü, tüm insanlığı ilgilendiren savaş, açlık, kültür ve korunması, asimilasyon, dil gibi meseleler ile aşk, anne, kahramanlık, ölüm, ayrılık, ihtiraslar, iyilik, kötülük gibi konular ve özellikle günümüzün modern dünyasının insanını ilgilendiren ideolojiler, kapitalizm, globalleşme, tabiat ekoloji gibi sorunları evrensel kavramı içinde işler. "Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi milli gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın milli hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu milli olanın ötesine doğru genişletmek ve "evrensel"olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır." (Kolcu, 2008: 69) diyen Aytmatov, Milletinin tarih boyunca kazandığı bütün maddi ve manevi zenginliğini eserlerine yansıtmıştır. Yaşadığı coğrafyanın, insanının tarih içinde kazandığı değerlerini, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiştir. Halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatan, onların çözümlerine dair ipuçları gösteren, eserlerinde kendi ifadesi ile "tipik insan" ortaya koymaya çalışan Cengiz Aytmatov, yarattığı eserleriyle Kırgız halkının kültürünü, tarihini, halkının değerlerini yeniden hatırlatmaya çalışmıştır. Anahtar kelimeler: Cengiz Aytmatov, Türk kültürü, karakterler.
The victim children: Portrayals of children characters in war films
A successful film depends on its story and characters. It does not have to be an art film or a commercial film. In the last few decades, the film emerged as one of the important mass media channels to the audiences. It is dominating the viewer's minds by heart touching story, storytelling style, and visualization. There are thousands of war films in the market. Most of the war film story focuses not only on historical, ideological, propagandistic, and hero character perception but also on victories or victims. In 1922, Mussolini echoed Lenin in proclaiming that "The cinema is the most powerful weapon". Cinema has the power to divert and motivate the audience because of the real feel combination with videography and sound design. Suppose a film is compared to the other artwork like a poem, photography, painting, sculpture art, etc. Basically, War film plots bear mournful myth with tragic drama. According to Aristotle's poetic theory, every tragedy has catharsis and negative emotions. And negative emotion catches the audience's attention very easily. That is why war victim children characters influence the audiences from the war film plots. Because cinema film is an audiovisual rhetoric and it has many abilities to make images to the audiences. The victim children characters in the war films are influential characters for the audiences. They have strong abilities to make sympathy for the war victim children with rhetoric and storytelling power. This thesis describes its arguments by using qualitative, narrative analysis research methods on different five war films, where children characters are portrayed as war victims.
Sosyal medya bağımlılığı ve yaşam doyumu ilişkisinde karakter güçlerinin aracılık rolünün incelenmesi
Sosyal medya bağımlılığı, son yıllarda yaygınlaşan bir bağımlılık türüdür ve bireylerin üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, karakter güçlerinin sosyal medya bağımlılığı ve yaşam doyumu ilişkisindeki aracılık rollerini tespit etmektir. Araştırma kapsamında, kartopu örnekleme yöntemi ile internet üzerinden 248 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcılara, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ve VIA Karakter Güçleri Ölçeği (VIA-120) uygulanmıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, sosyal medya bağımlılığı arttıkça yaşam doyumu düzeylerinin azalığı bulunmuştur. Ayrıca, bireylerin merak, yaşam coşkusu, sevgi, şükran, umut, yaratıcılık, muhakeme, öğrenme aşkı, bakış açısı, cesaret, dürüstlük, azim, nezaket, sosyal zeka, liderlik, tedbirlilik, öz yönetim, güzelliğin değerini bilme ve maneviyat karakter güçleri düzeyleri arttıkça yaşam doyumu düzeylerinin de arttığı görülmüştür. Katılımcıların adalet, takım çalışması, affetmek, alçakgönüllülük ve mizah karakter güçlerinin ise yaşam doyumu düzeyleri ile ilişkili olmadığı tespit edilmiştir. Bireylerin cesaret, dürüstlük, azim ve yaşam coşkusu karakter güçleri düzeyleri azaldıkça sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Yapılan regresyon analizleri sonucunda, bireylerin ekonomik durumlarının yüksek olmasının, evli olmasının, psikiyatrik tanı geçmişine sahip olmamasının, Instagram hesabı sahibi olmamasının, sevgi ve umut karakter güçlerinin kuvvetli olmasının yaşam doyumu düzeylerini yordadığı bulunmuştur. Aracılık analizleri sonucunda ise muhakeme, bakış açısı, cesaret, dürüstlük, azim, yaşam coşkusu, sevgi, tedbirlilik, öz yönetim ve umut karakter güçlerinin sosyal medya bağımlılığı ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiye aracılık ettiği tespit edilmiştir. Sosyal medya bağımlığı ve yaşam doyumu ilişkisine aracılık eden karakter güçlerini tespit etmenin, sosyal medya bağımlılığına yönelik karakter güçleri temelli müdahale programları geliştirmenin ilk adımı olduğu düşünülmektedir.
Aile değerlerinin ve mizaç-karakter özelliklerinin alkol kullanımına etkisi
Amaç: Bu çalışmada 18-65 yaş arası alkol kullanan bir grup erkeğin aile değerlerinin, mizaç- karakter özelliklerinin alkol kullanımı ile ilişkisi incelenmiştir. Yöntem: Yapılan çalışmada uygun/elverişli örnekleme (convenience sampling) yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan 150 örneklemin yaş aralığı 18-65'tir, gündelik hayatlarında alkol kullanan erkeklerdir ve örneklem Lüleburgaz ve İstanbul'dan kahvehaneler ve meyhaneler tek tek gezilerek gönüllülük esasına göre rastgele seçilmiştir. Bu araştırmada, katılımcıların sosyodemografik bilgilerini öğrenebilmek için Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, alkol kullanım problemini ölçmek için Alkol Kullanım Bozukluğu Tanıma Testi (AKBTT), mizaç ve karakter özelliklerini ölçmek için Mizaç ve Karakter Envanteri (MKE) ve aile değerlerini ölçmek için ise Aile Değerleri Ölçeği(ADÖ) kullanılmıştır. Araştırmada, frekans analizi, tanımlayıcı istatistikler, ki kare testi, korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: 150 yetişkin erkeğin yaş ortalaması 39,38 olarak bulunmuştur. Zararlı, tehlikeli alkol kullanımı ve bağımlılık belirtileri ile sosyodemografik değişkenler arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Araştırmamızda Mizaç-karakter envanterinin alt boyutları ve Aile değerleri ölçeğinin alt boyutları ile zararlı, tehlikeli alkol kullanımı ve bağımlılık belirtileri arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sonuç: Erkeklerin içki tüketmeleri aileye bakış açısının ve mizaç-karakterin çok faktörlülüğü esasında düşünülerek, çeşitli etkenlerin bir araya gelmesi ile açıklanabilir. Bu çalışmanın alkol kullanan kişilere ait belirli mizaç ve karakter özellikleri ve aile değer yargıları olduğunu ve tanı alma, tedavi konusunda bu özelliklerin alanda çalışan uzmanlara oldukça yardımcı olabileceğini vurguladığımızı düşünüyoruz.
Mıchel Foucault'nun biyoiktidar kavramının Kapıların Dışında adlı tiyatro oyunundaki yansımaları
Fransız filozof Michel Foucault, akademik kariyerinin büyük bir bölümünde iktidar kavramını incelemiştir. 18. Yüzyıl ile birlikte iktidarın gücünü pratik ettiği alanlar değişkenlik göstermiştir. Monarşideki egemen güç görünmez olmuştur. Yasaklamak ve cezalandırmak yerine pozitif bir siyaset benimsenerek bireyin yaşamı iyileştirilmiş ve korunmuştur. İnsan bedeni, siyasetin merkezine yerleştirilmiştir. Foucault'nun biyoiktidar kavramı, beden üstünden kurulan bir iktidar modelidir. Sağlık, genom, aile, normallik sınıflandırmaları ile nüfus ve birey kontrol edilmekte ve egemen güce tabi kılınmaktadır. Uysallaştırma süreci, disiplinci ve düzenleyici mekanizmalar aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Hapishane ve hastane bireyi disipline edip kontrol altında tutarken aile ve öğretmen, kişinin toplumsal normları kabul edip içselleştirmesini sağlamaktadır. II. Dünya Savaşı sonrası, Almanya'da ortaya çıkan Yıkıntı Edebiyatı, savaşın insanlar üstünde yarattığı tahribatı konu edinmiştir. Açlık, yoksulluk, kimsesizlik ve ölüm, bu edebiyat akımına ait eserlerin konu seçkileri olmuştur. En önemli temsilcileri Heinrich Böll ve Wolfgang Borchert sayılmaktadır. Kısa öykü ağırlıklı eserler vermiş olmalarına rağmen farklı edebi türler de kaleme almışlardır. Borchert, yazdığı tek tiyatro oyunu olan Kapıların Dışında' da savaştan dönmüş bunalımlı bir askeri anlatmaktadır. Yaşamış olduğu travmalar ve ülkesine döndüğü zaman karşılaştığı durum yüzünden hayatına son vermek isteyen bu adam, muhtelif nedenler ve kişiler dolayısıyla ölememektedir. Beden, kişinin kontrolünde olmaktan çıkmıştır. Foucaultcu bağlamda, kimin yaşayıp kimin öleceğine karar veren, nasıl yaşanacağını gösteren, eylemler üzerinde bir eylem kümesine sahip olan biyoiktidarın çok yönlü yapısının yansımaları bu tiyatro oyunundaki karakterler üstünden de yorumlanabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Biyoiktidar, Tiyatro, Felsefe, Foucault, Borchert
Karakter yaratımında oyuncunun iyileşmesi
Stanislavski sisteminin en önemli meselelerinden biri gerçekliktir. Sahnede yaşanan her şeyin seyirciye tam anlamıyla geçmesi ve seyircinin piyese tam anlamıyla inanması önemlidir. Zira göstermeye bağlı sanatlar arasında yer alan tiyatro, gerçekliğin yeniden yaratılmasını ve bu yaratıma seyircinin de dâhil olmasını gaye edinir. Aksi durumda piyese inanmayan seyirci ile sahnedekiler arasında sürekli bir mesafe olacaktır ve bu mesafe tiyatronun amaçlarına ulaşmasını engelleyecektir. 19.yüzyılda yaşayan ve "Moskova Sanat Tiyatrosu" gibi önemli bir oluşumu kuran Stanislavski, Büyük Rus devrimi öncesinin önemli isimleri arasındadır. O, tiyatroda gerçekliği oldukça önemsemiş ve tiyatronun seyircide yarattığı gerçeklik duygusuyla başarıya ulaştığını savunmuştur. Psiko-realist oyunculuk kavramını ileri süren ve gerçekliğin karakter yaratımındaki belli kavramlar üzerinden şekilleneceğine inanan Stanislavski geliştirdiği sistem oyunculuğuyla büyük saygı görmekte ve bu alanda öncü olmaktadır. Bu tez çalışmasında Stanislavski sistem oyunculuğu çerçevesinde karakter yaratımı süreci ele alınmış ve bu sürecin sonunda oyuncunun karakterden çıkarak nasıl iyileştiği incelenmiştir. Literatür taraması yöntemiyle hazırlanan tez çalışmasında başta Stanislavski eserleri olmak üzere, bu alandaki önemli kaynaklar derlenmiş ve sonuçları, araştırmayı şekillendirecek şekilde kullanılmıştır.
Venedik Taciri oyunundaki Shylock karakteri üzerinden tiyatroda öteki olma
Tolstoy'un sanatı ve özellikle tiyatroyu tanımlarken ifade ettiği gibi tiyatro bir yanılsama sanatıdır. Oyuncu bir karakter yaratırken bir yanılsama yaratmak için ötekinden faydalanır. Aristoteles ise insanın taklitten hoşlandığını öne sürer. Taklit edebilmek için bir başka unsura da gerek vardır. Bu da doğal olarak bir ötekiyi ortaya çıkarır. Öteki, sanatın her alanında yer alan, sanatçının faydalandığı en önemli taklit unsurudur. Bilindiği üzere, öteki olmadan sanat olmaz. Öteki, bazen taklit edilen sanat eseri, bazen de sanat eserini değerlendiren katılımcı veya seyircidir. Bu durum, bütün kavramların birbiri ile bütünleşik bir halde olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, öteki kavramından yola çıkılarak, William Shakespeare' in Venedik Taciri oyunundaki Yahudi Tefeci Shylock karakteri üzerinden, tiyatroda öteki olma kavramı incelenmiştir. Ayrıca; farklı öteki olma kavramları, oyunun ortaya çıktığı dönemin koşulları, oyunun hikayesi ve oyundaki Shylock karakterinin dini, ahlaki yapısı ve adalet anlayışı üzerinden çeşitli kaynaklardan faydalanılarak anlatılmıştır. Çalışmanın amacı ise; William Shakespeare' in Venedik Taciri oyunundaki Yahudi Tefeci Shylock karakteri üzerinden, öteki olma kavramının tiyatrodaki yerini ortaya çıkartmak ve bu bağlamda alanda çalışma yapacak olanlara da kaynak oluşturması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tiyatro, Öteki, Shylock, Shakespeare
Boşanmış kadınların psikolojik dayanıklılığının mizaç ve karakter özellikleriyle ilişkisi
Bu araştırma boşanmış kadınların psikolojik dayanıklılık seviyelerinin çeşitli demografik değişkenler (yaş, eğitim seviyesi, gelir durumu, çalışma-çalışmama, evli kaldıkları süre, çocuk sayısı) ile mizaç ve karakter özellikleri açısından farklılaşıp farklılaşmadığının saptanmasını amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcı grubu boşanmış kadınlardan oluşmaktadır. Araştırmaya, toplam 380 kadın katılmıştır. Araştırma genel tarama modellerinden, ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya çalışmaya katılım gösteren boşanmış kadınların psikolojik dayanıklılık düzeylerini değerlendirmek için Basım ve Çetin (2011) tarafından hazırlanan Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, mizaç ve karakterlerini belirlemek amacıyla Köse ve arkadaşları (2004) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Mizaç ve Karakter Envanteri kullanılmıştır. Bireylerin sosyo-demografik özelliklerinin tespiti için araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formundan yararlanılmıştır. Psikolojik dayanıklılık ile mizaç ve karakter özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda psikolojik dayanıklılık ile mizaç ve karakter özellikleri arasında anlamlı ilişkilerin bulunduğu görülmüştür. Boşanmış kadınların psikolojik dayanıklılıklarının, yaş, eğitim seviyesi, gelir durumu, çalışma-çalışmama, evli kaldıkları süre, çocuk sayısı değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda boşanmış kadınların psikolojik dayanıklılık yaşlarının, eğitim seviyelerinin, çalışma durumlarının, aylık gelirlerinin, evli kaldıkları süre ve sahip oldukları çocuk sayılarının psikolojik dayanıklılık seviyeleriyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca mizaç boyutlarından yenilik arayışı ve zarardan kaçınmanın düşük düzeylerinin psikolojik dayanıklılığın yüksekliği ile, karakter boyutlarından kendini yönetme, iş birliği yapma kendini aşma yüksek düzeylerinin psikolojik dayanıklılığın yüksekliği ile ilişkili olduğu saptanmıştır.
Dini-psikoterapi ekseninde karakter eğitimi
Psikoloji ilmi, Avrupa ve Amerika'da gelişen bir bilim dalıdır. Temel dayanağını, Avrupalı bilim adamlarının düşünce sistemleri oluşturur. Yakın bir geçmişe sahip olan bu bilim dalı, Amerika, Almanya, İngiltere, Hollanda, diğer Avrupa ülkelerinde ve zamanla Asya ülkelerinde de yer edinmeye başlamıştır. Psikoloji ilminin bir alt disiplini olan, bireyi, içinde olduğu hastalık ve rahatsızlıktan kurtarmak adına belli başlı metotları içeren psikoterapi de Batı temelli bir var oluşa ve Batı eksenli düşünce sistemine sahiptir. Bu çalışmada temelde insanın karşılaştığı anlam belirsizliği sebebiyle yaşadığı eksiklik ve maneviyat eksenli huzursuzluk, psikoterapi ve dini terapi ekseninde ele alarak bireyin karakter eğitimi incelenmiştir. Psikoloji ve eğitim kavramları üzerinde tahliller yapıldıktan sonra, bu ilimlerin alt disiplinleri olan psikoterapi, din eğitimi ve dini terapi kavramları üzerinde durularak, bu kavramlar kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemlerinden literatür tarama yöntemi kullanılmıştır. Bilgiler alanda yazılan kitapların detaylı bir şekilde okunup incelenmesiyle elde edilmiş analizlerdir. Çalışmamız neticesinde, ferdin yaşadığı olumsuz olayları ve ruhsal rahatsızlıkları iyileştirme sürecinde ve bireye kimlik kazandırmada modern ilimlerin yanı sıra dini bilgilerin de etkin rol alması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sağlıklı bir kişilik ve karakter oluşturma sürecinde psikolojik, antropolojik verilerle beraber dini bilgilerin ve dini terapi yöntemlerinin sürece dahil edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Dini terapinin de bireyi ele almada, onu değerlendirmede ve iyileştirmede en az psikoterapi kadar etkin olması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Eğitim, Din Eğitimi, Psikoterapi, Dini Rehberlik, Karakter Oluşumu, Sayfa Adedi : 132 Tez Danışmanı : Prof. Dr. Şakir GÖZÜTOK
Nuri Bilge Ceylan sinemasında karakterlerin sinematografik sunumları
Nuri Bilge Ceylan, Türk Sineması'nda sinematografik anlatım yöntemi bakımından farklı bir yerde durur. Çünkü Ceylan'ın sinematografisi görsel-işitsel süreçleri kapsayan sentez bir estetik üsluba karşılık gelmektedir. Özellikle karakterlerin sunumu sırasında diğer göstergebilimsel imgeler ve kendine özgü sinematografi birbirini tamamlayarak anlamın oluşmasına olanak sağlar. Sinema filmlerinde karakterlerin sunumu esnasındaki sinematografik etki, senaryo ve dramatik yapı kadar önem taşır. Çünkü karakterlerin senaryo kuramı gereği kişilik duyguları, motivasyonları, doğrulukları, güç ve varlıkları ve tanınma biçimleri gibi konularda geçirdikleri değişim ve dönüşüm, filmlerde sinematografik olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla sinematografi hem karakterlerin gelişimini gösteren hem de filmin anlam ağına direk olarak etki eden bir anlatım öğesi haline gelmektedir. David Bordwell ve Kristin Thompson, sinematografiyi "Çekimin Fotoğrafik Kapsamı", "Çekimin Çerçevesi" ve "Çekimin Süresi" olmak üzere üç temel kategori ile sınırlandırır. Bu çalışmada Bordwell ve Thompson'un sinematografik anlatı tasviri yöntem alınarak Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki "Bir Zamanlar Anadolu'da" filminden "Savcı Nusret", "Kış Uykusu" filminden "Necla" ve "Ahlat Ağacı" filminden "Sinan" karakterinin sinematografik sunum biçimleri incelenmiştir. Böylece Nuri Bilge Ceylan sinemasının karakter sunumlarındaki sinematografik yöntemler bakımından farkı ortaya konmuştur.
Beden eğitimi dersinde verilen ev ödevlerinin çocukların karakter gelişimine etkisi
Bu araştırmanın amacı Beden Eğitimi dersi kapsamında verilen ev ödevlerinin öğrencilerin karakter gelişimine etkisinin olup olmadığının belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemi 2016-2017 eğitim öğretim yılında Aydın'ın Efeler ilçesinde bulunan bir ilköğretim okulunda 5. sınıfta öğrenim görmekte olan 3 farklı sınıftan rastgele seçilmiş 100 (n=59 kız ve n=41 erkek) öğrenciden oluşmaktadır. Öğrenciler deney (n=50) ve kontrol (n=50) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Deney grubunda yer alan öğrencilere beden eğitimi dersi ilköğretim 5. sınıf müfredatına ek olarak hiçbir ekipman gerektirmeyen, öğrencilerin evde yapabileceği 8 haftalık (haftada 3 gün 1'er saat) şınav, mekik, squat, plank vb. hareketlerden oluşan egzersiz programı ev ödevi olarak verilmiştir. Kontrol grubunda yer alan öğrenciler beden eğitimi dersi dışında herhangi bir aktiviteye katılmamışlardır. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin karakterlerinin belirlenmesinde Martin J. Lee ve ark. (2000) tarafından geliştirilerek, Frogozo (2006) tarafından modifiye edilen "Youth Sports Value Questionnaire" (Genç Sporcular Değer Anketi) kullanılmıştır. Anket Yalız (2011) tarafından Türkçeye uyarlanmıştır. Anket 8 haftalık egzersiz programı öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programında 0.05 anlamlılık düzeyinde ve %95 güven aralığında değerlendirilmiştir. Yapılan istatistiki analizlerde deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin ön test puanları arasında deney grubundaki öğrenciler lehine anlamlı bir farklılığın olduğu (p=0.032; p<0.05); bu farklılığın son testte daha da arttığı (p=0.001; p<0.05) bulgusuna ulaşılmıştır. Elde edilen bu bulgu doğrultusunda beden eğitimi dersinde öğrencilere ev ödevi olarak verilen şınav, mekik, squat, plank vb. hareketleri barındıran egzersiz programının öğrencilerin karakter gelişimine katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle ilköğretim okullarında öğrenim gören öğrencilere ek hiç bir araç ve beceri gerektirmeyen basit hareketler ödev olarak verilmelidir. Böylece öğrencilerde istenilen davranış değişikliklerinin sağlanabileceği öngörülmektedir.
Tarihi betimgelerden hareketle geliştirilen karakter tasarımlarının incelenmesi
Karakter tasarımları, görsel iletişim tasarımı bağlamındaki canlandırma çalışmalarında, oyun tasarımlarında, grafik romanlarda, marka/maskot vb. uygulamalarında her geçen gün daha da önem kazanan birer grafik tasarım göstergesidir. Görsel göstergelerden olan karakterlerin; görüntülerinde yansıyan duygu, düşünce, kültürel değerler vb. ögeler açısından iyi planlanarak gerçekleştirilmesi, nitelikli bir karakter ortaya koymak açısından önemlidir. Bu yaklaşımlar doğrultusunda; tarihi betimgelerin, uygarlıkların yaşam biçemlerinin varlığını sürdürmesi, tanıtılması, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması ereğiyle etkili bir biçimde kullanılması önemlidir. Çünkü, söz konusu alanda yapılmış karakter tasarımı uygulamalarının içeriğe uygunluk, özgünlük, yaratıcılık ve estetik yönden nitelikli kullanımları hem biçim hem de hedef kitle bağlamında etkiyi arttırabilmektedir. Dolayısıyla da, tarihi betimgelerin çağcıl ve özgün karakter tasarımları yoluyla evrensel boyuta taşınması ve tanınırlığının sağlanması mümkün olabilmektedir. Bu tez çalışmasında tarihi betimgelerden hareketle oluşturulan karakter tasarımlarını araştırarak önemini vurgulamak, sorunlarını belirlemek, belirlenen sorunların çözümü için öneriler geliştirmek, geliştirilen öneriler ışığında kuramsal bir çalışma ortaya koymak ve uygulamalar gerçekleştirmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda Anadolu uygarlıklarında öne çıkmış tarihi betimgelerden hareketle, müze mağazalarına sunulmak üzere hediyelik eşya tasarımına dayalı uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Müze mağazaları, müze ziyaretleri sırasında ziyaretçilerin en çok ilgi çeken yerlerden biri olmaktadır. Dolayısıyla müze mağazaları, uygarlıkların tarihi mirası ve kültürel değerlerini aktarmada; bu değerlerin korunması, hatırlanması ve tanıtılmasında önemli bir yere sahiptir. Günümüzde tarihi betimgelerden hareketle çeşitli karakterler tasarlanmış olsa da sayıları oldukça azdır. Bu çalışma ile amaçlananlardan biri de Türkiye müzelerinin hediyelik eşya bağlamında dünya müzeleriyle rekabet gücüne katkı yapmaktır. Beş bölümden oluşan araştırmanın birinci bölümünde girişe yer verilmektedir. İkinci bölümde tarihi betimgelere değinilmekte, Dünya'da ve Türkiye'de öne çıkan tarihi betimgeler ve kavramlar hakkında bilgiler verilmektedir. Üçüncü bölümde karakter tasarımı konusuna değinilmektedir. Dördüncü bölümde tarihi betimgelerden hareketle geliştirilmiş karakter tasarımlarının incelenmesi yer almaktadır. Beşinci ve son bölümde ise uygulama çalışması irdelenerek sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Tarihi betimge, karakter, karakter tasarımı, görsel iletişim, grafik tasarım, müze, hediyelik eşya.
Geleneksel gölge oyununun grafik tasarım açısından çözümlenmesi ve gölge oyunu karakter tasarımı
Gölge insanlığın başlangıcından beri vardır ve var olmaya devam edecektir. Gölge oyununun insanlar üzerinde her zaman mistik ve büyülü bir etkisi bulunmaktadır. Yüzyıllardır var olan tarihin izlerini ve katmanlarını içerisinde barındıran Karagöz, Türkler için oldukça önemli bir kültür mirası ve kültürel bellektir. Tezin amacı Karagöz'ün müzelik değerinin korunarak, geleneksel yöntem olan deri üzerine güncel teknik ve güncel tasarımlarla yeni karakterler tasarlamaktır. Tez altı bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde Geleneksel Türk Seyir Sanatları içerisinde Kukla Tiyatrosu, Orta Oyunu ve Karagöz ile ilgili bilgi verilmektedir. İkinci bölüm Dünya'da Gölge Oyunu başlığının altında Asya ve Avrupa'da gölge oyunu ile ilgili bilgiler içermektedir. Üçüncü bölümde Karagöz'ün tarihi, yapımı, oynatılması, oyunda yer alan karakterler, Karagöz oyunları, sanatçıları, Karagöz'de müzik, Unesco ve Karagöz ile ilgili konular anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde Karagöz ustaları ile yapılan görüşmeler, beşinci bölümde Karagöz'ün tasarım açısından incelemeleri bulunmaktadır. Altıncı bölümde ise uygulama çalışması yer almaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği ve literatür taramasından faydalanılmıştır. Tezin amaçları doğrultusunda uygulama çalışması yapılmıştır. Türk Gölge Oyununun grafik tasarım alanında yapılacak çalışmalarda yer almasının gelecek kuşaklara aktarılması ve sürdürebilirliğinin sağlanması açısından fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Karagöz, Hacivat, Türk Gölge Oyunu, Dünya Gölge Tiyatrosu, tasvir, karakter tasarımı.
Ceza muhakemesi hukukunda karakter delili
Ceza muhakemesinde karakter delili muhakemenin konusu olan vakıalar dışındaki davranışlar ile eğilime ilişkin delillerdir. Anglo-Amerikan Hukuku'ndaki karakter delili kullanım yasaklarına karşılık; Kıta Avrupası Hukuku'nda karakter deliline ilişkin kısıtlamalara yer verilmemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da herhangi bir yasak öngörülmemektedir. Tez kapsamında öncelikle karakter kavramı çeşitli disiplinlerin yardımıyla tanımlanmaya çalışılırken; karakterin ceza muhakemesinde neden önemli olduğu vurgulanmaktadır. Karakter deliline ilişkin doğrudan düzenleme yapılmamış olmasına karşın Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki genel düzenlemeler ve öğretideki görüşlerden hareketle karakter delilinin ispat hukukundaki yerini tespit etmek amaçlanmıştır. Bu çerçevede çalışmada emare vakıa olarak karakterin ispat hukukunda çeşitli kurumlarla ilişkisi ortaya konulmaktadır. Son olarak Anglo-Amerikan Hukuku ve Kıta Avrupası Hukuku'nun karakter delili yaklaşımlarındaki farklılıklar izah edilmektedir. Anglo-Amerikan Hukuku'nda karakter delilinin leh ve aleyhine görüşlere yer verilerek Türk ceza muhakemesi hukukunda düzenleme yapılmasına gerek olup olmadığı belirlenmeye çalışılmaktadır.
Resimli çocuk kitaplarında yer alan karakterlerin çocukların mizahi gelişimine uygunluğu açısından incelenmesi
Bu çalışma, çevrimiçi ortamda satışı yapılan ve okul öncesi dönem kategorisinde en çok tercih edilen resimli çocuk kitaplarında yer alan karakterlerin çocukların mizahi gelişimine uygunluğunu inceleyebilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini çevrimiçi ortamda satışı gerçekleştirilen resimli çocuk kitapları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 23 Kasım 2020 tarihinde çevrimiçi ortamda satışı yapılan ve okul öncesi kategorisinde yer alan en çok tercih edilen bilim, seri ve etkinlik kitapları dışındaki ilk 100 resimli çocuk kitabı oluşturmaktadır. Araştırmadaki veriler, Johnson (2010) tarafından oluşturulan ve Akıncı (2015) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "Resimli Çocuk Kitaplarında Yer Alan Mizahi Unsurları İnceleme Formu" ile toplanmıştır. Form, resimli çocuk kitaplarında yer alan mizahi unsurları görsel mizahi unsurlar, durumsal mizahi unsurlar ve sözel mizahi unsurlar olmak üzere üç farklı mizahi unsur kategorisinde incelemektedir. Bu çalışma, resimli çocuk kitaplarındaki karakterleri incelemeyi hedeflediğinden karakterler görsel mizahi ve durumsal mizahi unsurlar kategorileri açısından incelenmiştir. Çalışmada nitel yöntem modellerinden, durum çalışması modeli kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler MAXQDA programında analiz edilmiştir. Görsel ve durumsal mizahi unsurlar kapsamında yer alan 25 mizahi unsurun karakterlerde hangi mizah çeşidinin kullandığını daha detaylı inceleyebilmek amacıyla alt kodlar oluşturulmuştur. Toplam 23.097 tane veri kodlanmıştır. Analizler sonucunda resimli çocuk kitaplarında yer alan karakterlerde durumsal mizahi unsurlardan daha çok görsel mizahi unsurlara yer verildiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Gelişimi, Çocuk Edebiyatı, Resimli Çocuk Kitapları, Mizah, Karakter
Ali ve Nino, Romeo ve Juliet yapıtlarında karşıtlıkların başkarakterler üzerinde yarattığı ruhsal yıkım
Karşıt temalar ya da durumlara tüm dillerin edebiyatlarında olay örgüsünü desteklemek ve güçlendirmek, yansıtılan estetik atmosferi belirgin kılmak amaçlarıyla yer verilir. Karşıtlık yaratmak maksadıyla bir araya getirilen olgular, tezatlık bitişikliği, soyut yahut somut bir vaziyette sunulabilir. Bahsi geçen karşıtlık durumu, Azerbaycan edebiyatının kıymetli yapıtı Ali ve Nino (1937) ve İngiliz edebiyatında en tanınan eserlerden biri olan Romeo ve Juliet 'in (1597) de temel yapısını meydana getirir. Kurban Said'in eserinde yer verdiği Doğulu-Batılı, Müslüman-Hristiyan, Asyalı-Avrupalı gibi karşıtlıklar eserin arka planı ile paralellik göstermekte, toplum gerçekliğini yansıtmaktadır. Bahsi geçen karşıtlıklar eserdeki karakterlerin benlikleri ve davranışları üzerinde tesirli etkilere sahiptir. Karakterler tecrübe ettikleri karşıt durumların çatışmaları neticesinde düşüncelerini ve davranışlarını şekillendirmektedirler. William Shakespeare'in eserinde kullanılan aydınlık-karanlık, gece-gündüz, aşk-nefret, sevgi-şiddet gibi imgesel, somut ve tematik karşıtlıklar da karakterler üzerinde tesirli olmakta, olaylara ve karakterlerin davranışlarına şekil vermektedir. Bu çalışmada Kurban Said ve William Shakespeare'in yapıtlarında kullandıkları toplumsal, kültürel, dini, coğrafi ve siyasi karşıtlıklar başta olmak üzere tüm imgesel ve nesnel karşıtlıkların Ali ve Nino, Romeo ve Juliet başkarakterleri üzerindeki duygusal ve ruhsal tesiri incelenecek, bu tesirin başkarakterleri yıkıma ve trajik sona götürüşü analiz edilecektir.