Psikiyatrik hemşirelik

148 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin terapötik iletişim becerilerinin manevi bakım yeterliliklerine etkisi

Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinin terapötik iletişim becerilerinin manevi bakım yeterliliklerine etkisini incelemek amacıyla yapılan kesitsel, tanımlayıcı/ilişkisel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini, 2020-2021 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Döneminde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören, araştırmaya katılmayı kabul eden, veri toplama formlarını eksiksiz dolduran toplam 468 öğrenci (n=468) oluşturmuştur. Veriler, "Sosyodemografik Veri Formu", "Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği" ve "Hemşirelik Öğrencileri için Terapötik İletişim Becerileri Ölçeği" ile toplanmış, aritmetik ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Kolmogrow Smirnov testleri, Spearman Korelasyon ve parametrik olmayan Benforrini analizleriyle değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21.29±2.45, %62.18'i kadın ve %26.92'si dördüncü sınıf öğrencisidir. Hemşirelik öğrencilerinin %55.13'ü iletişim becerilerini iyi olduğunu, %62'si terapötik/nonterapötik iletişim kavramlarıyla ilgili herhangi bir ders almadıklarını, %50.25'i terapötik/nonterapötik iletişim becerilerini kullanırken zorlanma yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Hemşirelik öğrencilerinin %82.48'i manevi bakım ile ilgili bir eğitim/ders almadığını, %68.2'si manevi bakım vermede kendini yeterli hissetmediğini, öğrencilerin %96.79'u hemşire olarak hastaya/bireye manevi bakım vermenin gerekli olduğunu belirtmiştir. Hemşirelik Öğrencileri İçin Terapötik İletişim Becerileri Ölçeği alt boyutlarına göre, öğrencilerin ortalama düzey nonterapötik iletişim becerilerine ve yüksek düzey terapötik iletişim becerilerine sahip oldukları, Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği toplam puan ve alt boyutlarına göre, öğrencilerin manevi bakım yeterliliklerinin ortalamanın üstünde olduğu ortaya çıkmıştır. Hemşirelik Öğrencileri için Terapötik İletişim Becerileri Ölçeği ile Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği arasındaki ilişkinin incelenmesinde, Nonterapötik İletişim Becerileri Alt Boyutu ile Manevi Bakımın Değerlendirilmesi ve Uygulanması Alt Alanı, Manevi Bakımda Profesyonellik ve Hasta Danışmanlığı Alt Alanı, Hastanın Maneviyatına Karşı Tutumu ve İletişimi Alt Alanı ve Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Terapötik İletişim Becerileri Alt Boyut I ve Terapötik İletişim Becerileri Alt Boyut II ile Manevi Bakımın Değerlendirilmesi ve Uygulanması Alt Alanı, Manevi Bakımda Profesyonellik ve Hasta Danışmanlığı Alt Alanı, Hastanın Maneviyatına Karşı Tutumu ve İletişimi Alt Alanı ve Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Belirlenen bu ilişkiler istatistiksel olarak da anlamlıdır. Hemşirelik bölümü müfredatına manevi bakım ve terapötik iletişim becerileri ile ilgili ders konulması, öğrencilerin uygulamalı derslerinde manevi bakıma ve terapötik iletişime yönelik örnek vaka çalışmalarının yapılması, önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, İletişim, Terapötik kullanım Hemşirelik bakımı, Maneviyat.

Hasta bakımıHemşirelerHemşirelik+6
Fatmanur Özcan
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uzun süreli geçici barınmada yaşayan yetişkin depremzedelerde travma sonrası stres, büyüme, dayanıklılık ve esneklik arasındaki ilişkiler

Amaç: Bu araştırma, uzun süreli geçici barınma koşullarında yaşayan yetişkin depremzedelerde TSSB, TSB, psikolojik dayanıklılık ve psikolojik esneklik arasındaki ilişkileri belirlemeyi ve yakın kaybı ile kronik hastalık gibi risk faktörlerinin bu ilişkilerdeki düzenleyici etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ilişkisel desende yürütülen bu çalışma, 6 Şubat 2023 depremleri sonrası Malatya'daki geçici barınma merkezlerinde yaşayan 514 yetişkinle gerçekleştirildi. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, KPSÖ, KEF-2, TSBE ve TSSBÖ-KD aracılığıyla toplandı. Bulgular: Kadınlarda TSSB düzeylerinin daha yüksek, psikolojik dayanıklılığın ise daha düşük olduğu belirlendi (p<0.01). Yakın kaybı ve kronik hastalık durumlarında TSSB ve psikolojik katılık düzeylerinin arttığı saptandı (p<0.001). Barınma süresi uzadıkça psikolojik esnekliğin azaldığı görüldü (p<0.05). TSB düzeylerinin, eğitim durumu dışında demografik değişkenlerle anlamlı fark göstermediği belirlendi. TSB ile psikolojik dayanıklılık arasında pozitif ilişki saptanırken, psikolojik esneklik ile anlamlı bir ilişki gözlenmedi. TSSB ile psikolojik katılık arasında güçlü bir pozitif ilişki belirlendi (r=0.496, p<0.001). Psikolojik katılığın TSSB üzerindeki etkisinin yakın kaybı durumunda güçlendiği, psikolojik dayanıklılığın koruyucu etkisinin ise bu durumlarda zayıfladığı gösterildi. Sonuç: Bulgular, afet sonrası psikososyal müdahalelerin yalnızca TSSB semptomlarını azaltmaya değil, psikolojik dayanıklılık, psikolojik esneklik ve TSB gibi olumlu kaynakları desteklemeye de odaklanması gerektiğini göstermektedir. Özellikle yakın kaybı ve kronik hastalık gibi faktörlerin bu süreçteki tamponlayıcı rolleri zayıflattığı göz önüne alındığında, risk gruplarına yönelik özelleştirilmiş müdahalelerin önemi vurgulanmaktadır. Psikiyatri hemşirelerinin bu süreçte bireysel ve toplumsal düzeyde aktif rol üstlenmeleri önerilmektedir.

Psikiyatrik hemşirelikStres bozuklukları-post travmatik
Rana Ceviz
İnönü University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Nörogelişimsel bozukluğa sahip adölesanların ebeveynlerinde içselleştirilmiş damgalanma ile fonksiyonel olmayan tutumlar ve otomatik düşünceler arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı nörogelişimsel bozukluğa sahip adölesanların ebeveynlerinde içselleştirilmiş damgalanma ile fonksiyonel olmayan tutumlar ve otomatik düşünceler arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Yöntem: Bu araştırma kesitsel ve ilişki arayıcı desende tasarlanmıştır. Bu araştırma Eskişehir Özkan Halaç Meslek Okulu ve Eskişehir Dr. Safa Halaç Özel Eğitim Ortaokulunda bulunan 303 ebeveyn ile Eylül 2023- Ocak 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Ebeveynlerin Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği ve Otomatik Düşünceler Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmamızda frekans ve yüzde analizleri, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü Anova testi, Pearson korelasyon analizi, Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Ebeveynlerin fonksiyonel olmayan tutumları (r=0.430; p<0.01) ve otomatik düşünceleri (r=0.548; p<0.01) ile ebeveynlerin ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanmaları arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin otomatik düşünce düzeyi içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin %30.1'ini etkilemektedir. (ß=40.117; p<0.01). Fonksiyonel olmayan tutumların ebeveynlerin içselleştirilmiş damgalanma üzerinde %18.5'ini bir etkilediği bulunmuştur (ß=43.263; p<0.01). Sonuç: Nörogelişimsel bozukluğa sahip adölesanların ebeveynlerinin yaşadıkları içselleştirilmiş damgalanmaya, fonksiyonel olmayan tutumlar ve otomatik düşünceler etki etmektedir. Psikiyatri hemşirelerinin ebeveynlere yönelik müdahale uygulamalarında bu risk faktörlerine önem vermeleri önerilmektedir. Anahtar kelimeler: nörogelişimsel bozukluklar, içselleştirilmiş damgalanma, fonksiyonel olmayan tutumlar, otomatik düşünceler, ebeveyn, psikiyatri hemşiresi

Psikiyatrik hemşirelik
Sümeyra Temen
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Opiyat kullanım bozukluğu olan bireylerde mindfulness temelli bilişsel terapi programının (MBCT) öz şefkat, öfke kontrolü ve intihar düşüncesine etkisi

Amaç: Bu araştırma, mindfulness temelli bilişsel terapi programının opiyat kullanım bozukluğu olan bireylerde öz şefkat, öfke kontrolü ve intihar düşüncesi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, ön test-son test kontrol gruplu randomize kontrollü deneysel tasarımda yürütülmüş olup, Turgut Özal Tıp Merkezi Psikiyatri Polikliniği'nde Ekim 2024–Ocak 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini opiyat kullanım bozukluğu tanısı alan toplam 60 birey oluşturmuş, katılımcılar randomizasyon yöntemiyle deney (n=30) ve kontrol (n=30) gruplarına atanmıştır. Veriler Tanıtıcı Özellikler Formu, Kontrol Altına Alınmış Öfke Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu ve İntihar Düşüncesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Deney grubuna rutin tedaviye ek olarak dört hafta boyunca haftada iki oturum şeklinde toplam sekiz oturumdan oluşan MBCT programı uygulanmış, kontrol grubuna yalnızca rutin tedavi sürdürülmüştür. Verilerin analizinde SPSS 25.0 programı kullanılmış; tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, bağımlı gruplarda t testi ve ANCOVA analizleri yapılmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda, deney grubunda Öz Şefkat Ölçeği puanlarının anlamlı düzeyde arttığı, Kontrol Altına Alınmış Öfke Ölçeği puanlarının yükseldiği ve İntihar Düşüncesi Ölçeği puanlarının anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir (p<0,05). Kontrol grubunda ise Kontrol Altına Alınmış Öfke Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği ve İntihar Düşüncesi Ölçeği ön test ve son test puanları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: MBCT'nin opiyat kullanım bozukluğu olan bireylerde öz şefkati artırdığı, öfke kontrolünü geliştirdiği ve intihar düşüncesini azalttığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda, opiyat kullanım bozukluğu tedavisinde farmakolojik yaklaşımlara ek olarak psikososyal müdahalelerin uygulanmasının yararlı olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İntihar düşüncesi, MBCT, Opiyat kullanım bozukluğu, Öfke kontrolü, Öz şefkat, Psikiyatri hemşireliği

Analjezikler-opioidBilinçli farkındalıkOpiyatlar+3
Fatma Melike Akar
İnönü University · Institute of Health Sciences
2026
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 pandemi sürecinde hemşirelerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve sabır düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, COVID-19 pandemi sürecinde hemşirelerin belirsizliğe tahammülsüzlük ve sabır düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelenmek ve belirsizliğe tahammülsüzlük ve sabır düzeylerini etkileyen faktörleri saptamak amaçlandı. Çalışma, Ocak- Mart 2022 tarihleri arasında S.B.Ü. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ana Bina, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Binası ve Kalp Merkezi Binalarında görev yapan 120 hemşire ile yapılan tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın verileri ''Demografik Bilgiler Formu'', ''Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12)'' ve ''Sabır Ölçeği'' kullanılarak toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde; SPSS 23.0 (Statistical Package For Social Science) programında tanımlayıcı istatistik, t-testi, tek yönlü varyans analizi, Bonferroni testi ve Pearson korelasyon analizi yapıldı. Araştırma bulgularına göre; hemşirelerin Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği toplam puan ortalaması 36,55±8,38 ve Sabır Ölçeği toplam puan ortalaması 37,08±7,45 olarak bulundu. Belirsizliğe tahammülsüzlük ve sabır ölçeği toplam puanları ile alt boyutları yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, meslekte çalışma yılı, COVID- 19 pandemi sürecinde vardiya düzeni, COVID-19 servisinde (Acil-yoğun bakım- klinik) çalışma durumuna göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Belirsizliğe tahammülsüzlük ölçeği toplam puanı ile sabır ölçeği toplam puanı arasında ters yönlü zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (r=-0,287; p=0,001). Bekâr hemşirelerin, ileriye yönelik kaygı puanı evlilere göre daha yüksek saptandı (p=0,049). Sonuç olarak; Belirsizliğe tahammülsüzlük ölçeği toplam puanı ile sabır ölçeği toplam puanı arasında ters yönlü zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunduğu, belirsizliğe tahammülsüzlük puanı yüksek hemşirelerin sabır puanının düşük olduğu tespit edilmiştir.

Belirsizliğe tahammülsüzlükCOVID 19Hastane hemşireleri+6
Gülşen Sayar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of yoga on subjective well-being level and sleep quality in patients diagnosed with schizophrenia

This study was conducted as a quasi-experimental model with pretest-posttest control group in order to determine the effects of yoga on subjective well-being and sleep quality levels of patients with schizophrenia. The population of the study consist of patients diagnosed with schizophrenia for who are visited to the psychiatry outpatient clinics of three community mental health centers located in Gaziantep. The sample study group consisted of total of 74 patients experimental group with 35 patients and control group with 39 patients. The data is collected via the 'Personal Information Form', the 'Warwick-Edinburgh Mental Well-Being Scale (WEMWBS)' and the 'Pıttsburgh Sleep Quality Index (PSQI)'. Yoga is applied as 28 group training session four times per week. In the pre-yoga evaluation, it is observed that the patients have sleeping problems and have low subjective well-being levels on both the experimental and the control groups. In the pre-test, wthe results of analysis based on pre-test shows that there is no significant difference in the mean scores of the patients in the experimental group and the control group in terms of WEMWBS and PSQI (p>0.05). Based on the post-test result; it is determined that the mean scores of the WEMWBS of the patients on the experimental group significantly increased and the mean scores of the PSQI were significantly decreased compared to the patients in the control group (p<0.05). The comparisons within the groups based on pre-test determines that the WEMWBS avarage of the post-test scores of the patients in the experimental group is increased significantly and the PSQI avarage of the scores is significantly decreased (p<0.05). The pre and post test results comparison of control group shows that there is no significant change in the mean scores of the WEMWBS and PSQI (p>0.05). As a result of this research, it was determined that yoga practices were effective in increasing subjective well-being and sleep quality levels in individuals diagnosed with schizophrenia. For this reason, it is recommended that yoga practice be applied as an complement treatment by psychiatric nurses and other mental health professionals during the treatment process of schizophrenia patients.

NursesNursingPsychiatric nursing+5
Mina Güner
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Psikotik hastaların bakım verenlerinin duygu dışavurum düzeyleri, aile işlevselliği ve etkileyen değişkenler

Bu çalışmada, psikotik bozukluk tanısı alan hastaların bakım verenlerinin duygu dışavurum düzeyleri, aile işlevselliğinin ve bunları etkileyen değişkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki bu araştırma Temmuz 2020-Aralık 2020 tarihleri arasında Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve bu hastanelere bağlı bulunan toplum ruh sağlığı merkezlerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yapıldığı merkezlerde yatarak ve ayaktan tedavi gören ve psikotik bozukluk tanısı alan hastaların bakım verenleri araştırmanın evrenini, çalışmaya katılmayı kabul eden 180 bakım veren araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "Duygu Dışavurumu Ölçeği (DDÖ)" ve "Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ)" uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA), Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Bu araştırmada bakım verenler tarafından yanıtlanan, ADÖ toplam puan ortalaması 2,32±,41, DDÖ toplam puan ortalaması 19,68±6,04, olarak belirlenmiştir. Bu sonuca göre psikotik hastalara bakım verenlerin duygu dışavurum düzeylerinin ve bakım verenler tarafından algılanan aile işlevselliklerinin sağlıksız düzeyde olduğu yorumu yapılmıştır. Bakım verenlerin ölçek puanlarıyla, bakım verenlerin ve hastaların çeşitli tanıtıcı özellikleri ve klinik özellikleri arasında ilişkilere rastlanmıştır. Psikiyatri hemşirelerinin psikotik bozukluk tanılı hastaların bakım verenlerine aile işlevselliğini ve duygu dışavurumunu uygun şekilde destekleyecek psikoeğitimler vermesinin hastaların yararına olacağı öngörülmektedir.

Aile işlevleriBakım verenlerBakım verme yükü+6
Şafak Karataş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ciddi ruhsal bozukluğu olan hastaların madde kullanımlarının ve ilişkili değişkenlerin belirlenmesi

Bu çalışma ciddi ruhsal bozukluğu olan hastalarda sigara, alkol ve diğer bağımlılık yapıcı madde kullanımlarının birlikte görülme sıklığını ve bu ilişkiyi çeşitli yönleriyle araştırmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı türde yapılan araştırma, bir eğitim ve araştırma hastanesinin ve bir üniversite hastanesinin psikiyatri poliklinik ve yataklı servisindeki hastalarla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, ikiuçlu bozukluk, majör depresif bozukluk, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluğu tanısı almış 358 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Sosyodemografik Bilgi Formu ve Madde Kullanım Özellikleri Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Sigara kullanımında en yüksek grup şizofeni tanılı hastalar (%70.4) olmak üzere diğer ruhsal bozukluklar arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p<0.05). Sigara kullanım oranı, çoktan aza doğru sırası ile şizofreni ve psikozla giden bozukluklar, iki uçlu bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk şeklindedir. Hastaların alkol ve madde kullanım oranlarında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmaya dahil edilen hastalardan alkol ve madde kullanan kişilerde sigara içme deneyimi olduğu ve herhangi bir madde kullanımına en çok gençlik yıllarında başlandığı saptanmıştır. Sigara, alkol ve diğer madde kullanımının önlenmesi için psikiyatri hemşireleri tarafından risk faktörlerinin belirlenmesi, madde kullanım bozukluğu geliştirme riski yüksek olan hasta gruplarının bilinmesi, bu maddeleri kullanım oranı yüksek olan hasta grupları başta olmak üzere etkili başetme yöntemlerinin tedaviyle birlikte hastalara verilmesi önerilir. Ayrıca alkol ve diğer madde kullanımına geçişte basamak görevinde olan sigara kullanımının önlenmesinde özellikle psikiyatrik tıbbi tanısı bulunan hastaların risk grubunda değerlendirilmesi, birincil ruhsal hastalığın tedavisi yapılırken ya da tamamlandıktan sonra mevcut madde kullanım bozukluklarının tedavi edilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Madde Kullanım Bozuklukları

Madde kullanım bozukluklarıMental bozukluklarPsikiyatrik hastalıklar+2
Tuğba Koca
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programının bipolar bozukluk tanılı hastaların algılanan stres düzeyi ve duygu düzenleme stratejilerine etkisi

Bu araştırma, bipolar bozukluk tanılı hastalara verilen bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programının hastaların duygu düzenleme stratejileri ve algılanan stres düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel model olarak yürütüldü. Gaziantep ilindeki Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerine kayıtlı bipolar bozukluk tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 35 deney ve 36 kontrol grubu olmak üzere toplam 71 hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Bilinçli Farkındalık temelli psikoeğitim programı haftada 2 oturum, toplam 6 oturum olarak grup eğitimi şeklinde uygulandı. Oturumlar 3 haftada tamamlandı.Veriler, Sosyodemografik Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Duygu Düzenleme Anketi (DDA) ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ile toplandı ve SPSS 22.0 paket program ile analiz edildi. Çalışmaya katılanların; %61,9'u erkek, %86,3'ü evli, %53,5'i 25-44 yaş arasında olduğu, %66,2'sinin bipolar tanısını 20-39 yaşları arasında aldığı belirlendi. Son testte deney grubunun kontrol grubuna göre BİFÖ ve DDA Bilişsel Yeniden Değerlendirme boyutunun ortalamasının anlamlı düzeyde arttığı, ASÖ ve DDA Bastırma boyutunun ortalamasının anlamlı düzeyde azaldığı belirlendi (p<0.05). Grup içi karşılaştırmalarda deney grubunun ön teste göre son test BİFÖ, DDA Bilişsel Yeniden Değerlendirme puan ortalamaları anlamlı düzeyde arttığı, ASÖ ve DDA Bastırma puan ortalamaları anlamlı düzeyde azamıştır (p<0.01). Kontrol grubunun grup içi karşılaştırmalarında ise son testte DDA Bastırma ve ASÖ toplam puan ortalamalarında anlamlı bir değişiklik görülmedi (p>0,05). Bilinçli Farkındalık Temelli Psikoeğitim Programının hastaların bilinçli farkındalığını arttırmada, algılanan stresini azaltmada ve duygu düzenleme stratejilerinde olumlu yönde etkisi olduğu belirlendi. Bipolar bozukluk tanılı hastaların tedavisinde, bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim uygulamalarının psikiyatri hemşireleri ve diğer ruh sağlığı profesyonelleri tarafından verilmesi önerilmektedir.

Bilinçli farkındalıkDuygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğü+3
Songül Nida Kaplan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon ve anksiyete bozukluğu olan hastaların manevi yönelimleri ile intihar eğilimleri ve tedavi uyumları arasındaki ilişki

Bu araştırma, depresyon ve anksiyete bozukluğu olan hastaların manevi yönelimleri ile intihar eğilimleri ve tedavi uyumları arasındaki ilişkiyi belirlemek için tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesinde psikiyatri kliniğinde yatan ve ayaktan tedavi edilmek üzere psikiyatri polikliniğine başvuran anksiyete ve depresyon tanılı 295 hasta oluşturdu. Veri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Manevi Yönelim Ölçeği (MYÖ), Morisky Tedavi Uyum Ölçeği (MTUÖ) ve İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ) kullanıldı. Verilerin analizi SPSS İstatistik 26 versiyonu ile Independent Sample T testi, One Way Anova Testi, Post Hoc ve Pearson Testi kullanılarak değerlendirildi. Hastaların ölçek toplam puanları; BAÖ 25,53±13,58, BDÖ 26,25±13,29, MYÖ 85,48±28,17, MTUÖ 1,80±072 ve İOÖ 79,98±17,90 olarak belirlendi. MYÖ ile İOÖ toplam puan ortalaması arasında negatif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). MYÖ ve MTUÖ toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (p>0.05). İOÖ ile MTUÖ toplam puan ortalaması ile negatif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Depresyon ve anksiyete hastalarında manevi yönelim düzeyleri arttıkça intihar olasılık düzeylerinin azaldığı, intihar olasılıkları azaldıkça tedavi uyumlarının arttığı belirlendi. Psikiyatri hemşiresinin hasta ile terapötik etkileşiminde ve bakım sürecinde hastanın manevi yöneliminin değerlendirilmesi ve desteklenmesi önerilmektedir.

AnksiyeteDepresyonManeviyat+3
Mesude Şahin
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Depresyon hastalarına uygulanan pozitif psikoloji programının mental iyi oluş, yaşam tutumu ve depresyon düzeylerine etkisi

Depresyonda pozitif duygularda azalma, negatif duygularda artma vardır. Pozitif psikoloji müdahaleleri 'olumlu duyguları, olumlu davranışları veya olumlu bilişleri geliştirmeyi amaçlayan tedavi yöntemleri veya kasıtlı faaliyetlerdir'. Bu çalışma, depresyon hastalarına uygulanan pozitif psikoloji programının mental iyi oluş, yaşam tutumu ve depresyon düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Ön test, son test ve izlem test kontrol gruplu yarı deneysel çalışma olarak yürütülmüştür. Bir üniversite hastanesinin psikiyatri polikliniğine başvuran en az 6 aydır depresyon tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 26 deney ve 27 kontrol grubu olmak üzere toplam 53 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Envanteri (BDE)', 'Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMİOÖ)', 'Yaşam Tutum Profili Ölçeği (YTPÖ)' ile toplanmıştır. Yapılan analizler sonrasında program öncesinde ön test ölçek puanları ile deney ve kontrol grupları arasında ise anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0,05). Son ve izlem test ölçek puanlarında ise deney grubundaki hastaların kontrol grubundaki hastalara göre BDE puan ortalamalarının anlamlı düzeyde azaldığı, WEMİOÖ ve YTPÖ puan ortalamalarının ise anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Pozitif psikoloji programının depresyon düzeyini azaltmada, mental iyi oluşu arttırmada ve olumlu yaşam tutumu geliştirmede etkili olduğu belirlenmiştir. Depresyon tedavisinde pozitif psikoloji programının psikiyatri hemşireleri tarafından kullanılması önerilir.

DepresyonPozitif psikolojiPsikiyatrik hemşirelik
Rabia Kaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanedeki kadın işgörenlerin algıladıkları öğrenilmiş çaresizlik ve öz yeterlilik ile başetme stratejileri arasındaki ilişkisi

Araştırma, hastanede çalışan kadın işgörenlerin algıladıkları öğrenilmiş çaresizlik ve öz yeterlik ile başetme stratejileri arasındaki ilişkinin belirlenmesini amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini Ağustos 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında hastanede çalışan kadın doktor, hemşire ve oda destek elemanları oluşturmuştur (n=274). Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Öğrenilmiş Çaresizlik Ölçeği, Başaçıkma Stratejisi Ölçeği ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre öğrenilmiş çaresizlik ile problem çözme boyutu arasında (r=-0,234, p<0,05) ve öz yeterlik arasında (r=-0,370, p<0,05) anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür. Öğrenilmiş çaresizlik ile kaçınma boyutu arasında (r=0,290, p<0,05) ise anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca genel öz yeterlik ölçeği ile problem çözme boyutu arasında (r=0,411, p<0,05) anlamlı ve pozitif yönlü, kaçınma boyutu arasında (r=-0,209, p<0,05) anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür. Çalışan kadınların algıladıkları öğrenilmiş çaresizliğin öz yeterlik üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür (β=-0,426, p<0,05). Bu etkide başetmenin aracı rolü olup olmadığına bakılmıştır. Elde edilen modelin sonuçlara göre doğrudan etkinin anlamlı olduğu fakat etki katsayısının azaldığı görülmüştür ve kısmi aracı olduğu kararı verilmiştir (β=-0,301, p<0,05). Sonuç olarak çalışmada, kadın sağlık çalışanlarında öğrenilmiş çaresizlik ve öz yeterlik değişkenlerinin anlamlı ve negatif yönlü bir ilişkisi olduğu başetme stratejilerinin kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Kadın sağlık çalışanlarında öğrenilmiş çaresizlik yaşantısının azalması ve öz yeterlik düzeyinin arttırılması, başetme stratejilerinin güçlendirilmesine yönelik hizmet içi eğitimlerin verilmesi, önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Başetme stratejisi, kadın, öğrenilmiş çaresizlik, öz yeterlik, psikiyatri hemşireliği

HastanelerKadınlarPsikiyatrik hemşirelik+3
Sümeyye Sena Güzel
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal kanserli hastalara uygulanan kısa öz-şefkat programının öz-şefkat ve öz-bakım üzerine etkisi

Kolorektal kanser hastalarında öz-şefkat, bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal gereksinimlerine şefkatle yaklaşmasını kolaylaştırarak, öz-bakım uygulamalarını destekleyen güçlü bir içsel kaynak olabilir. Öz-şefkatli öz-bakım, bireyin kanser sürecindeki yeni yaşamına uyumunu kolaylaştırarak savunma mekanizmalarını güçlendirebilir, olumsuz duyguları azaltabilir ve böylece iyileşme ile tedaviden yararlanma düzeyini artabilir. Bu çalışma kolorektal kanser hastalarına uygulanan kısa öz-şefkat programının öz-şefkat ve öz-bakım üzerine etkisini incelemek amacıyla tek merkezli, prospektif (ön test-son test), iki kollu (1:1), randomize kontrollü deneysel tasarımdadır. Çalışma örneklemini 15 Kasım 2024-15 Şubat 2025 tarihleri arasında Ankara Etlik Şehir Hastanesi Genel Hastane Binası Yetişkin Genel Cerrahi Kliniği'nde yatan 66 kolorektal kanser hastası (deney=33-kontrol=33) oluşturmuştur. Çalışma verileri Hasta Tanıcı Bilgi Formu, Öz-Duyarlılık (Öz-Şefkat) Ölçeği ve Bilinçli Öz-Bakım Ölçeği) ile yüz yüze Kısa Öz-Şefkat Programı öncesi (ön-test) ve sonrası (son-test) toplanmıştır. Deney grubundaki hastalara 1 haftalık (3 oturum) şeklinde Kısa Öz-Şefkat Programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Verilerin analizinde frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, Independent Samples t-test ve Paired Samples t-test kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 alındı. Araştırmanın deney kaydı ClinicalTrils.gov adresinden prospektif olarak alınmıştır (deney numarası:NCT06707337). Kısa Öz-Şefkat Programı sonrası deney grubundaki kolorektal kanser hastalarının öz-şefkat (p=0,004) ve öz-bakım (p<0,001) düzeylerinin kontrol grubuna kıyasla anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır. Sonuç olarak, Kısa Öz-Şefkat Programı, kolorektal kanser hastalarında öz-şefkat ve öz-bakımı artırmada etkili bir psikoeğitsel müdahale olarak öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda, öz-şefkat temelli uygulamaların klinik bakım süreçlerine entegrasyonu, kolorektal kanser hastalarının psikolojik iyilik hallerini desteklemek ve öz-bakım davranışlarını güçlendirmek açısından önemlidir. Gelecek çalışmalarda, daha uzun süreli izleme verileriyle ve farklı kanser hasta gruplarında yapılacak çok merkezli araştırmalarla bu bulguların genellenebilirliği artırılmalıdır.

Kolorektal neoplazmlarPsikiyatrik hemşirelikSağlık bilimleri+1
Kübra Dakdevir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Aromaterapi inhalasyonunun psikiyatri hemşirelerinin terapötik ilişki ve iş stresi düzeyleri üzerine etkisi

Psikiyatri hemşirelerinin yüksek iş yükü ve duygusal baskı altında çalışmaktadır ve bu durum hemşire-hasta arasındaki terapötik ilişki kalitesini olumsuz etkileyerek hasta bakım kalitesini de olumsuz etkilemektedir. Aromaterapi psikiyatri hemşirelerinin iş streslerini azaltarak terapötik bir ortam oluşmasında aracı olarak terapötik ilişkinin güçlenmesine katkı sağlayabilir. Bu çalışma aromaterapi inhalasyonunun psikiyatri hemşirelerinin terapötik ilişki ve iş stresi düzeyleri üzerine etkisini incelemek amacıyla tek merkezli, prospektif (ön-test ve son-test), iki kollu (1:1) ve randomize kontrollü deneysel araştırma deseni kullanılarak yürütüldü. Araştırmanın örneklemini 1 Ocak – 31 Mart 2025 tarihleri arasında Ankara Etlik Şehir Hastanesi Psikiyatri Kliniği binasında çalışmakta olan 66 psikiyatri hemşiresi (deney grubu:33, kontrol grubu:33) oluşturdu. Araştırma verileri, "Tanıtıcı Bilgi Formu, Genel İş Stresi Ölçeği, Terapötik İlişki Değerlendirme Ölçeği – Hemşirelik Formu" aracılığıyla toplandı. Araştırmanın uygulama aşamasında, deney grubundaki psikiyatri hemşirelerine lavanta yağı ile aromaterapi inhalasyonu uygulandı, kontrol grubundaki psikiyatri hemşirelerine herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Bu çalışmada aromaterapi inhalasyonu sonrası deney grubundaki psikiyatri hemşirelerinin kontrol gruplarındakilere göre genel iş stresleri düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşma olmadığı saptandı (p>0,05). Ek olarak, aromaterapi inhalasyonu sonrası deney grubundaki psikiyatri hemşirelerinin terapötik ilişki toplam (p=0,042) ve "Bakıma katılım (p=0,001)" alt boyutu istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaştığı, "Empati, Kendini Tanıma ve Oryantasyon/yönelim (p>0,05)" alt boyutları puanlarının ise istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılaşmadığı bulundu. Psikiyatri servislerinde hasta-hemşire arasındaki terapötik ilişki kalitesini güçlendirmek amacıyla aromaterapi rutin hemşirelik uygulamalarına entegre edilebilir. Gelecekteki araştırmalarda iş stresi ve terapötik ilişki kalitesinin bilişsel, duygusal ve fizyolojik boyutlarını ölçebilecek çok yönlü değerlendirme araçlarının kullanılması, uygulamanın etkisini daha sağlıklı değerlendirmeye katkı sağlayacaktır.

AromaterapiHemşire-hasta ilişkileriHemşirelik+2
Serdar Türkyılmaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The impact of night shift on the psychological and physical health of nurses in Tikrit city hospitals

The aim of the study is to determine the factors that affect the physical, psychological and social health of nurses working at night. Sample of this cross sectional descriptive study included 100 nurses working on the night-shift system in hospitals in Tikrit, Iraq. Data were collected using by the Personal Information Form and the Copenhagen Occupational and Mental Health Scale Questionnaire. In evaluating the data; the number, percentage, arithmetic mean, standard deviation, and Kruskal-Wallis test were used. The majority of the study sample (68%) was female, the remainder male, and most of nurse were between the ages of 25 and 34 (37%) and single (%55), nursing graduates. According to the search results; It was determined that (40%) of the sample believe that their direct supervisor gives little priority to job satisfaction. It has been determined that working in the night shift negatively affects the private lives of the nurses, where they take too much time they were stressed most of their time, felt emotional exhaustion, were irritable, and 21% of nurses were exposed to the threat of physical violence in the workplace. As a result of the research it has been reported that night shift work has a significant psychosocial effect among nurses in the working environment. The study recommends developing a training program that is compatible with improving the quality of life and investing in the positive aspects of nursing Keywords: night shift, nursing, psychological health, psychial health, sleep disorders

Physical healthNursesNursing+7
Alaa Husseın Gaeb Gaeb
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of nurses knowledge and attitudes about breast cancer

Background: Breast cancer is the most common type of cancer in women with an increasing incidence. Health professionals play an important role in reducing disability and death from breast cancer, a major public health problem. The aim/objective of this study: is to determine the levels of knowledge and attitudes of nurses in two hospitals in Basra city, Iraq about breast cancer, risk factors, and symptoms of breast cancer. Method: The scientist in this cross-sectional descriptive study consists of 200 nurses working in Al-Sadr Teaching Hospital and Basra Teaching Hospital. The study sample consisted of 125 nurses who agreed to participate in the study. A personal information form and questionnaire prepared by the researchers were used to determine nurses' knowledge levels and attitudes about risk factors and symptoms for breast cancer and breast cancer in the data collection. RESULTS: It was determined that 82.4% of the research group were aged (20-41), 45.6% were married and 28.8% were university graduates. It was determined that 8% of nurses had a history of breast cancer, 13.6% had a family history of breast cancer, 31.2% did not know how to get BSE, and 60.8% did not have an annual breast examination. The averages of the respondents in the questionnaire were, respectively: (1.83 ± 0.36) (risk factors for breast cancer), (1.91 ± 0.43) (signs and symptoms of breast cancer), (2.32 ± 0.45) (methods of detection of breast cancer). Conclusion and Suggestions: The results of the study showed that the knowledge and attitudes of the nurses participating in the study about breast cancer and the methods of detecting it were low and that it is necessary to increase the nurses' awareness and attitudes about these topics.

Level of knowledgeBehaviorNurses+5
Hazım Naeem Waheeb Al-shuwaılı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum Ruh Sağlığı Merkezindeki şizofreni tanılı hastalara verilen ruhsal toplumsal beceri eğitiminin yaşam kalitesi toplumsal işlevsellik ve tedavi uyumuna etkisi

Bu araştırma, Toplum Ruh Sağlığı Merkezindeki şizofreni tanılı hastalara verilen Ruhsal Toplumsal Beceri Eğitiminin yaşam kalitesi, toplumsal işlevsellik ve tedaviye uyumun etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yürütüldü. Araştırma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezine kayıtlı power güç analizi ile belirlenen 30 deney 30 kontrol grubu olmak üzere toplam 60 şizofreni hastası ile yapıldı. Veriler 20 Aralık 2022 ve 20 Haziran 2023 tarihleri arasında toplandı. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Modifiye Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği ve Toplumsal İşlevselliği Değerlendirme Ölçeği kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Ruhsal toplumsal beceri eğitimi haftada 3 kez 45 dakikalık 24 oturum halinde grup eğitimi olarak yapıldı. Analizler SPSS 22.0 programı yardımıyla gerçekleştirildi. Deney ve kontrol grubu hastaları arasında sosyodemografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi (p>0,05). Deney grubu hastalarında Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Modifiye Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği ve Toplumsal İşlevselliği Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamalarının ön test ve son test karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0,05). Kontrol grubu hastalarında ön test ve son test arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Ruhsal Toplumsal Beceri Eğitiminin şizofreni hastalarının yaşam kalitesi, tedaviye uyumu ve toplumsal işlevselliklerine olumlu yönde etkisi olduğu saptandı. Toplum ruh sağlığı merkezlerinde şizofreni hastalarında Ruhsal Toplumsal Beceri Eğitiminin yaygınlaştırılması ve sürekliliğinin sağlanması önerilir. Anahtar Sözcükler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Toplumsal Beceri Eğitimi, Şizofreni, Tedaviye Uyum, Yaşam Kalitesi

Psikiyatrik hemşirelikYaşam kalitesiŞizofreni
Aygül Kanalıcı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Topuk kanı alınırken dinletilen anne kalp atım sesinin yeni doğanın ağrı, stres ve fizyolojik parametrelere etkisi

Bu çalışma, topuk kanı alınması sırasında yenidoğanda ortaya çıkabilecek ağrı, stres ve çeşitli fizyolojik parametreler üzerine yenidoğanın annesinin kalp atım sesini dinletmenin etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Çalışma verileri bir üniversite hastanesinde, 04.03.2020 ve 27.04.2021 tarihleri arasında, topuktan kan alınacak 0-7 günlük, 25 müdahale ve 25 kontrol grubu olmak üzere toplamda 50 yenidoğan üzerinden toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Anne-Yenidoğan Tanıtım Formu ve ALPS-Neo Yenidoğan Ağrı ve Stres Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Tekrarlı ölçümlere göre yapılan istatistiksel analizlerde, rutin topuk kanı alma prosedürü uygulanan ve anne kalp atım sesinin dinletildiği müdahale grubu ile kontrol grubu arasında ağrı, stres ve bunlarla ilişkili fizyolojik parametreleri olan solunum sayısı, oksijen saturasyonu, kalp tepe atım hızında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Topuk kanı alma işleminde yenidoğanda oluşabilecek ağrı ve stresin azaltılmasında yenidoğanın annesinin kalp atım sesini dinletmenin yenidoğanın solunum sayısını azalttığı, oksijen saturasyonunu yükselttiği, kalp tepe atım hızını düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda yenidoğana topuk kanı alınma işlemi uygulanırken anne kalp atım sesinin dinletilmesi önerilmektedir.

AnnelerAğrıBebekler+5
Ayşegül Işık
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastalarda sosyal uyum ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Çalışma Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hastalarında sosyal uyum ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın veri toplama işlemi Ocak 2015-Ağustos 2015 tarihleri arasında bir hastanenin psikiyatri polikliniklerine başvuran ve OKB tanısı alan 114 hasta ile yapılmıştır. Veriler Yale Brown Obsesyon-Kompulsiyon Değerlendirme Ölçeği (Y-BOKÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Türkçe Formu (WHOQOL-BREF-TR) ve Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği (SUKDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmaya katılanların %57.9'u bayandır. Hastalarda en fazla kirlilik ve bulaşma obsesyonu (%55.3) ve temizleme kompulsiyonu (%62.3) olduğu saptanmıştır. Hastaların SUKDÖ puan ortalaması 32.48±11.84, Y-BOKÖ toplam puan ortalaması 21.21±10.53, WHOQOL-BREF-TR ölçeğinin alt boyutları puan ortalamaları; bedensel alan 12.00±3.52, ruhsal alan 11.87±3.78, sosyal alan 10.59±4.41, çevre alanı 12.06±2.92 olarak bulunmuştur. SUKDÖ ile WHOQOL-BREF-TR'nin tüm alt ölçekleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Y-BOKÖ toplam puanları ile SUKDÖ ve WHOQOL-BREF-TR alt ölçekleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmamıza göre hastaların sosyal uyum ve yaşam kalitelerinin beklenenden az olduğu, sosyal uyumun yaşam kalitesi ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Hastalık şiddeti ile bireylerin yaşam kalitesi ve sosyal uyumunun negatif yönde ilişkili oldukları saptanmıştır.

Obsessif kompülsif bozuklukPsikiyatrik hemşirelikSosyal uyum+1
Mehmet Cihad Aktaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon hastalarında psikolojik dayanıklılık odaklı psikoeğitimin etkileri

Çalışma, depresyon hastalarına verilen psikolojik dayanıklılık odaklı psikoeğitimin hastaların depresyon, umutsuzluk, stresle baş etme ve psikolojik dayanıklılık düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla, ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel model olarak yapılmıştır. Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesinde depresyon tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 30 deney ve 30 kontrol grubu olmak üzere toplam 60 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)', 'Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ)', 'Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ)' ve 'Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ)' ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi ve ki-kare analizi kullanılmıştır. Psikoeğitim haftada bir kez iki oturum şeklinde, toplam 10 oturum olarak uygulanmıştır. Eğitim öncesi deney ve kontrol grubundaki hastaların depresyon düzeylerinin yüksek olduğu, yoğun umutsuzluk yaşadıkları, etkili-aktif başa çıkma stratejilerini az, pasif başa çıkma stratejilerini daha fazla kullandıkları ve psikolojik dayanıklılıklarının orta düzeyde görüldüğü belirlenmiştir. Deney grubunda BDÖ ve BUÖ son-test ortalamalarının ön-teste göre anlamlı düzeyde azalma gösterdiği (p<0.05), kontrol grubunda anlamlı azalmanın olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Deney grubunda SBÇTÖ alt boyutlarından Kendine güvenli, İyimser ve Sosyal destek arama yaklaşımları son-test ortalamalarının ön-teste göre anlamlı düzeyde arttığı ve Çaresiz yaklaşımın azaldığı (p<0.05), kontrol grubunda Sosyal destek arama yaklaşımı hariç anlamlı farklılığın olmadığı (p>0.05) belirlenmiştir. Deney ve kontrol grubunda YPDÖ puan ortalamalarının son-testte ön-teste göre anlamlı farklılığın olmadığı görülmüştür (p>0.05). Sonuç olarak, psikoeğitimin depresyon hastalarının depresyon, umutsuzluk düzeylerini azaltmada, aktif stresle başetme yaklaşımlarını artırmada, pasif başetme davranışlarını azaltmada etkili olduğu, psikolojik dayanıklılık düzeylerinde ise kısmen etkili olduğu belirlenmiştir.

DepresyonPsikiyatrik hemşirelikPsiko-eğitim programı+1
Tuba Gündoğan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde ölüm anksiyetesinin psikososyal uyum üzerine etkisi

Bu araştırma Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde ölüm anksiyetesinin psikososyal uyum üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 1 Ocak- 20 Nisan 2016 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin göğüs hastalıkları servisinde yatarak ve ayaktan tedavi alan 150 hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Ölüm Kaygısı Ölçeği (ÖKÖ) ve Hastalığa Psikososyal Uyum Öz-Bildirim Ölçeği (PAIS-SR) kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS 22 programında analiz edilmiştir. Hastaların ÖKÖ puan ortalaması 6.96±3.45, PAIS-SR toplam puan ortalaması 67.54±14.96 olarak bulunmuştur. Hastaların PAIS-SR alt ölçeklerinden en fazla etkilenenler: en yüksek ortalama ile Mesleki Çevreyi (13.62±2.62) sırasıyla Sosyal Çevre (12.81±4.07) ve Seksüel İlişkiler (10.22±3.55) ile ilgili alanlar takip etmektedir. Hastaların ölüm kaygısı ölçeği puanı ile psikososyal uyum ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmanın sonucunda KOAH hastalarının ölüm kaygılarının orta düzeyde, hastalığa psikososyal uyumlarının kötü düzeyde olduğu, ölüm kaygısı arttıkça hastalığa ve hayata psikososyal uyumlarının bozulduğu belirlenmiştir. Psikiyatri hemşiresi, hasta ve ailesinin yaşam tarzı değişikliklerinde uyumlarını arttırarak, uyum bozukluklarını önleyerek, hasta ve ailesinin baş etme becerilerini geliştirerek, hastalıkla ilgili ölüm anksiyetesini değerlendirme ve buna yönelik planlamaları yaparak hastanın hastalığa psikososyal uyumunu arttırabilir. Anahtar Kelimeler: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Ölüm Kaygısı, Psikososyal Uyum, Psikiyatri Hemşireliği

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifAnksiyete+4
Sabri Toğluk
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatrik bozukluğu olan hastalarda psikolojik dayanıklılık ve intihar olasılığı ilişkisi

Araştırma, psikiyatrik bozukluğu olan hasta ve sağlıklı bireylerin psikolojik dayanıklılık ve intihar olasılığını karşılaştırmak ve bu değişkenler arasındaki ilişki belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 139 psikiyatri hastası ve 141 sağlıklı bireyden oluşan toplam 280 kişi ile yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; "Kişisel Bilgi Formu", "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ)" ve "İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ)" kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS 22 programında ortalama, One Way Anova, Kruskal Wallis testi, independent samples t testi, Pearson kolerasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada intihar olasılığının psikiyatri hastalarında daha yüksek olduğu, psikolojik dayanıklılığın sağlıklı bireylerde psikiyatri hastalarından olumlu olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir. İOÖ alt ölçekleri olan umutsuzluk, düşmanlık ve intihar düşüncesi alt ölçekleri ile YPDÖ alt ölçekleri olan yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik ve sosyal kaynaklar arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). İOÖ alt ölçeği olan olumsuz kendilik değerlendirmesi ile YPDÖ alt ölçeği olan yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik ve sosyal kaynaklar arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmamız psikolojik dayanıklılık düzeyi düşük olan hastaların intihar etme riskinin daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

Mental bozukluklarPsikiyatrik hemşirelikPsikolojik dayanıklılık+1
Ahmet Çapar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri ile hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi

Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri, hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi-Ahmet Şireci Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) polikliniğinde madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 309 hasta örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Hastaların ilk kez madde kullanımına ortalama 19.68±6.69 yaşında başladığı, son bir yıl içerisinde en çok kullanılan maddenin esrar olduğu, hemen hemen hergün kullanılan maddenin ise eroin olduğu belirlenmiştir. Madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamları üzerine olumsuz etkileri değerlendirildiğinde; hastaların madde kullanımı nedeniyle çalışma yaşamlarının (madde kullanmadan önce çalışma oranı %76.1 iken, madde kullanımı sonrası %31.1'e düştüğü), %19.4'ünün eğitim hayatının, %44'ünün ekonomik durumunun olumsuz etkilendiği, boşanma oranının arttığı, %41.7'sinin beden sağlıklarının bozulduğu, %81.9'unun cinsel isteklerinin azaldığı, %25.2'sinin madde etkisi altındayken yanlış cinsel deneyim yaşadıkları, %19.1'inin bulaşıcı hastalığa yakalandıkları, %69.6'sının şiddet davranışında bulunduğu, %49.2'sinin madde kullanımı sebebiyle intihara teşebbüs ettikleri belirlenmiştir. Bu çalışmada hastaların ÇUÖ toplam puan ortalaması 76.65+32.48, KİDÖ ise 1.93±0.80 olarak bulunmuştur. Bu sonuca göre hastaların çift uyumlarının olumsuz olarak etkilendiği ve işlevselliklerinin de bozulduğu görülmektedir. Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamlarını birçok açıdan olumsuz etkilediği, hastaların işlevselliklerinin ve evlilik uyumlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam standartlarını, çift uyumlarını ve işlevselliklerini artırmak amacıyla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir.

EvlilikEvlilik uyumuGaziantep+5
Esra Sancar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğu olan bireylerin depresyon ve umutsuzluk düzeyleri ile algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu araştırma, engelli çocuğu olan bireylerin depresyon ve umutsuzluk düzeyleri ile algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı olarak 15 Şubat-15 Ekim 2017 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın evrenini, T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı Gaziantep' te bulunan kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesi' ne engelli çocuğu için yatarak veya ayaktan tedavi görmek için başvuran bireyler oluşturdu. Örneklem sayısı power-güç analizi ile hesaplanarak 200 olarak belirlendi. Çalışma kriterlerine uygun olan 205 birey çalışmaya dahil edildi. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Beck Depresyon Ölçeği", "Beck Umutsuzluk Ölçeği" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'' ile toplandı. Araştırmaya katılan engelli çocuğu olan bireylerin ölçek toplam puan ortalamaları; Beck depresyon ölçeği 21,53±12,82, Beck umutsuzluk ölçeği 9,21±4,75, Çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği 44,72±15,72 olarak saptandı. Depresyon düzeyi yüksek olan bireylerin umutsuzluk düzeylerinin yüksek (r=0,594, p=0,000), umutsuzluk düzeyleri yüksek olan bireylerin algıladıkları sosyal desteğin düşük olduğu (r=-0,149, p=0,033), depresyon düzeyleri yüksek olan bireylerin algıladıkları sosyal destek düzeylerinin düşük olduğu (r=-0,128, p=0,068) saptandı. Bireylerin depresyon, umutsuzluk ve algıladıkları sosyal destek düzeyleri ile engelli çocuklarının bakımlarını karşılayabilme ve çocuklarıyla yeterince ilgilenebilme durumları arasında istatistiksel anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0,05). Engelli çocuğa sahip bireylerin depresyon ve umutsuzluk yaşadıkları, yakın çevrelerinden sosyal destek göremedikleri belirlendi. Engelli çocuğa sahip olan bireylerin sosyal destek sistemleri artırılarak depresyon ve umutsuzluk düzeylerinin azaltılması sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Engelli çocuğu olan birey, Engelli çocuk, Depresyon, Umutsuzluk, Algılanan sosyal destek.

Algılanan sosyal destekAna-babaBeck Depresyon Ölçeği+7
Melek Aytekin
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00

Related subjects