Sosyoekonomik etki

148 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin bilinçli tüketicilik durumlarının incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin bilinçli tüketicilik durumlarını incelemektir. Araştırma, nitel ve nicel veri toplama yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma yöntem yaklaşımıyla desenlenmiştir. Araştırmada, karma yöntem desenlerinden kısmen karma sıralı baskın desen kullanılmıştır. Araştırmanın uygulaması 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Eskişehir ili Tepebaşı ve Odunpazarı ilçelerinden 15 ilkokulun 4. sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 478 öğrenciden Bilinçli Tüketicilik Düzeyi Ölçeği aracılığıyla nicel, 15 öğrenci ve 3 sınıf öğretmeninden yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla nitel veriler elde edilmiştir. Araştırmanın nicel verileri çözümlenirken, gruplar arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H testlerinden yararlanılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarının yorumlanmasında anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmanın nitel verileri tematik analiz tekniği yoluyla çözümlenmiş ve araştırma soruları temel alınarak elde edilen bulgular tanımlanmış ve yorumlanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara dayalı olarak şu sonuçlara ulaşılmıştır: İlkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin "her zaman" biçiminde ifade edilen üst düzey bilinçli tüketiciliğe sahip oldukları anlaşılmıştır. İlkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin bilinçli tüketicilik düzeylerinin okulun bulunduğu sosyoekonomik çevreye, annenin ve babanın eğitim düzeyine, ailenin aylık gelir düzeyine, annenin ve babanın mesleki durumuna ve harçlıklarını biriktirme durumuna göre anlamlı bir biçimde farklılaştığı; cinsiyete ve elde ettiği harçlığın miktarına göre anlamlı bir biçimde farklılaşmadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin bilinçli tüketiciliği, para harcama, tasarruf yapma ve dolaylı biçimde bilinçli tüketiciliğe yönelik sergilenen olumlu davranışlarla ilişkilendirdikleri görülmüştür. Öğrencilerin bilinçli tüketicinin sergilemesi gereken davranışları, alışveriş öncesi davranışlar, alışveriş anı davranışlar, tasarrufa yönelik davranışlar, haklarını korumaya yönelik davranışlar ve tüketici bilincinin göstergesi olan davranışlar bağlamında değerlendirdikleri belirlenmiştir. Öğrenciler tüketici olarak sahip oldukları hakları tanzim edilme, şikâyette bulunma ve mal ve hizmetlerin serbestçe seçilmesi hakkı olarak ifade etmişlerdir. Sosyoekonomik çevrenin öğrencilerin bilinçli tüketicilik düzeyleri üzerinde etkili bir değişken olduğu; orta ve üst sosyoekonomik çevredeki ilkokullarda öğrenim gören öğrencilerin alt sosyoekonomik çevredeki ilkokulda öğrenim gören öğrencilere göre bilinçli tüketicilik, bilinçli tüketici davranışları ve hakları konusunda daha kapsamlı bilgi sahibi oldukları belirlenmiştir. Öğretmenlerin tüketici eğitimi bakımından ilkokul dördüncü sınıf öğretim programlarını, ders kitaplarını ve teknolojik içeriği yetersiz gördükleri; tüketici eğitiminin disiplinler arası bir yaklaşımla ya da ayrı bir ders olarak verilmesi, öğrencilere somut yaşantılar sağlanması, aile eğitimine ve okul-aile işbirliğine önem verilmesi gerektiğini ifade ettikleri belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: İlkokul, bilinçli tüketim, tüketici sosyalleşmesi, karma yöntem

Bilinçli tüketimEkonomik sosyalleşmeKarma yöntemler+6
Can Uyanık
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye hizmet sektöründe yapısal değişim, üretkenlik ve rekabet edebilirlik

Ekonomik kalkınma ile birlikte gelişen ve değişen ekonomilerde ortaya çıkan önemli yapısal değişimlerden biri de, hizmet sektörünün genel ekonomi içerisindeki payının hem üretim hem de istihdam açısından hızla artmasıdır. Türkiye ekonomisinde de benzer bir süreç gözlenmiş ve 1960'larda %32 seviyelerinde olan hizmet sektörünün toplam ekonomi içerisindeki payı son yıllarda %64'lerin üzerine çıkmıştır. Hizmet sektöründeki bu gelişime ve değişime rağmen, özellikle hizmet sektörünün yapısı gereği ortaya çıkan ölçme sorunları Türkiye ekonomisinde hizmet sektörünün yeterince araştırılamamasına neden olmuştur. İşte bu nedenle, bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisi içerisinde hizmet sektörünün evrimini ve dinamiklerini incelemektir. Bu amaçla, öncelikle 1960-2014 yılları arası Türkiye hizmet sektörü; üretim, istihdam, üretkenlik ve dış ticaret açısından betimlenmiştir. İkinci olarak, hizmet sektörü içerisinde yapısal değişim araştırılmış ve hizmet sektöründeki yapısal değişimin, hizmet sektörü üretkenliğine etkisi ortaya konulmuştur. Son olarak Türkiye ve seçilmiş ülkelerde, hizmet sektörünün rekabet edebilirliği sabit pazar payı analizi ile incelenmiştir. Bu çalışmada Dünya Bankası'nın (WB), Dünya Kalkınma Göstergelerinden (WDI), UN Service Trade Data ve TÜİK'in hizmet sektörü ile ilgili verileri kullanılmıştır.

DeğişimHizmetHizmet sektörü+6
Zühal Yurtsızoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Cittaslow Hareketi ve Seferihisar örneği; Tarım, emek, mülkiyet ilişkileri ve mekan bağlamında bir çözümleme

Küreselleşme ile birlikte değişen tarım, gıda, yemek, kent dünyanın birçok ülkesinde ve yerel birimlerde değişim ve dönüşümü beraberinde getirmiştir. Küresel kapitalizmin, sermayenin ve neoliberal politikaların önemli ölçüde etkili olduğu bu süreçte bireylerin ve toplumların yaşamları serbest piyasa koşullarına terk edilmiştir. Bu sürece karşı çıkan hareketler ise benzer dönemde farklı coğrafyalarda farklı tepkiler göstermişlerdir. Bu çalışmada küresel gıda ve tarım sermayesine karşı İtalya'da başlayan Slow Food hareketi ve kentsel düzlemde varlığını gösteren bağıl hareket olan Cittaslow hareketinin sosyo-ekonomik etkileri ele alınmıştır. Türkiye'de 2009 yılında başlayan hareketin Seferihisar ilçesi örneğinde sahip olduğu kriterler ve uygulamaları ile tarım, kadın emeği, mülkiyet ilişkileri ve mekân özelindeki etkileri ve dönüşümleri çözümlemek çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Hareketin Seferihisar'a gelişi ve bağıl projelerin uygulamaya konulması ile birlikte ilçede yaşanan tarımsal değişim, yerelde yaşayanların ekonomik hayatta yer alma süreçleri ve potansiyellerini ortaya çıkarmaları bağlamında önemlidir. Hareket, küçük kentler için küreselleşme ve sermayeye karşı yeni bir model ortaya koymaktadır. Bu süreçte mülkiye ilişkileri ve mekânda yaşanan dönüşümler ise özel önem gösterilmesi gereken kavramlardır.

EmekKüreselleşmeMekan+6
Serkan Çelik
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algısı üzerindeki etkileri: OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için panel veri analizi

Bu çalışmada, literatür ışığında yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olarak, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergiler (dolaylı vergiler) gibi çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algı endeksi üzerindeki etkilerini OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için sabit etkiler modelinin kullanıldığı bir panel veri analizi ile araştırılmaktadır. Bu çalışmanın ampirik bulguları, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve dolaylı vergilerin istatistiksel olarak yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olduğuna işaret etmektedir. Bu analiz ile, kişi başı GSYH, insani gelişme endeksi ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergilerin (dolaylı vergiler) yolsuzluk algı endeksi üzerinde pozitif etkileri olduğu (yani yolsuzluğu azalttığı) ve gelir eşitsizliği ve kamu harcamalarının yolsuzluk algı endeksi üzerinde negatif etkilerinin olduğu (yani yolsuzluğu arttırdığı) tespit edilmiştir. Bu çalışmayla, kullanılan veri seti ve kapsadığı ülkeler açısından yolsuzluk konusunda yapılan çalışmalara yeni bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır.

Avrupa ülkeleriGelir dağılımıMakroekonomik değişkenler+7
Fatih Sönmez
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Geri dönüşüm yoluyla atıkların sosyo-ekonomi ve çevresel katkıların incelenmesi: Eskişehir il örneği

Küreselleşme, hızlı ve kontrolsüz artan dünya nüfusu ile birlikte insanların ihtiyaçlarının artması, işletmeleri daha fazla kaynak tüketmeye zorlamıştır. Artan kaynak tüketimi ile birlikte, doğal denge bozulmakta ve çevreye verilen zarar artmaktadır. İste bu noktada geri dönüşümün önemi ortaya çıkmaktadır. Atıklarının çevreye zarar verecek şekilde alıcı ortama bırakılmasının önlenmesi için atık yönetim sistemlerinin geliştirilmesi ayrıca ambalaj atıklarının tekrar kullanımı, geri dönüşümü ve geri kazanımı yoluna gidilmelidir. Bu sistemin işleyişi kaynakta ambalaj atıklarının evsel atıklardan ayrı biriktirilmesi ile başlamaktadır. Bu çalışmada, ambalaj atıklarının tekrar kullanımı, geri dönüşümü ve geri kazanımı ele alınmış, Eskişehir'de yapılan geri dönüşüm çalışmaları sunulmuştur. Yapılan çalışmada Eskişehir ilinin geri dönüşüm uygulamasındaki yeri ve çalışmaları ele alınarak 30 büyükşehir belediyesi ile karşılaştırılmış ve ülkemizin geri dönüşüm haritası ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Bunun neticesinde geri dönüşümün ülke ekonomisine katkısı ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Geri Dönüşüm, Atık Stratejileri, Katı Atık, Ambalaj atığı, Büyükşehir Belediyesi, T.C. Çevre Şehircilik Bakanlığı, Yenilenebilir Enerji, Büyükşehir Ana Faaliyet Raporları.

Ambalaj atıklarıAtıklarKatı atıklar+3
Görkem Kırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Meraların hayvancılığa katkısının sosyo ekonomik boyutu Eskişehir örneği

Dünya nüfusu hızlı bir şekilde artmaktadır. Ancak bu nüfusu beslemek için gerekli üretim yeterli düzeyde değildir. Azalan yiyecek kaynaklarına karşı hızla artan dünya nüfusunun nasıl besleneceği bugün küresel anlamda büyük bir problem teşkil etmektedir. Bu problem, üretim-bölüşüm ilişkilerini belirleyen ekonomi politikalarına da yön vermektedir. Çok yakın bir gelecekte dünya nüfusunun önemli bir kısmının açlık tehlikesinde olacağı çok açıktır. Günümüzde doğal kaynakları koruma konusunda alınan tedbirlerin en üst düzeyde olması durumun ciddiyetinin kavrandığını göstermektedir. Artık ülkeler ucuz ve sağlıklı yiyecek kaynaklarına sahip olmanın ve bu kaynakları korumanın yollarını aramaktadırlar. Hayvancılık maliyetlerinden yem giderlerinin büyük bir kısmını karşılayan meralar tarım için hayati öneme sahiptir.

EskişehirFiyatHayvancılık+3
Abubekir Aygün
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu Projesi'nin devlet ile bölge halkı arasındaki güvenin tesisine katkıları

Bölgesel kalkınma açısından dünyada önemli bir örnek teşkil eden Güneydoğu Anadolu Projesi, bölgenin ekonomik, sosyal, politik, eğitimsel, tarımsal ve endüstriyel olarak gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Bunun yanı sıra Türkiye'de var olan bölgesel eşitsizliği ortadan kaldırmak amacıyla uyumu yakalamak ve bu uyumun oluşması için devlet ve bölge halkı arasında güven alışverişini sağlama noktasında önemli bir projedir.İlk zamanlar bir sulama ve hidroelektrik santrali projesi olarak başlatılan Güneydoğu Anadolu Projesi, daha sonraki yıllarda GAP Master Planı ile beraber temel stratejileri içine `sürdürülebilir insani kalkınma felsefesini' dâhil ederek projenin sosyal yönüne vurgu yapmıştır. Projenin başlatılması önüne geçilemeyen göç oranlarının azalmasında önemli bir etki sağlamıştır.Devlet ve bölge halkı arasındaki güven, proje başlatılmadan önceki yıllara kadar çeşitli olaylar ve sebepler yüzünden sarsılmış durumdaydı. Güvenin sarsılmasında devletin etkisi olduğu kadar iç ve dış kaynakların etkisinin olduğu gözden kaçmamalıdır. Devlet, Güneydoğu Anadolu Projesi ile birlikte sarsılan güveni tekrar kazanma çabası içine girmiştir. Çalışmada bu güven alışverişinin sağlanmasında Güneydoğu Anadolu Projesinin etkisi ortaya konacaktır.Anahtar Kelimeler: Güven, Güvensizlik, Bölgesel Eşitsizlik, Güneydoğu Anadolu Projesi, Güvenlik, Devlet-Bölge Halkı (Güneydoğu Anadolu Bölgesi Halkı)

Güneydoğu Anadolu bölgesiGüvenGüvenlik+2
Ahmet Gökçen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk suçluluğunun sosyo-ekonomik sebepleri ve önlenmesi için alınması gereken tedbirler

Tezimizin amacı, çocukları suça sürükleyen sebepler dikkate alınarak, çocuk suçluluğunun en aza indirgenmesi için kamu kurum ve kuruluşların, soruşturma ve kovuşturma makamlarının yapması gerekenler, yasal anlamda yapılması gereken düzenlemeler, alt yapı eksikliklerinin neler olduğu, nasıl düzeltilebileceği konularındaki çözüm önerileri ortaya konulmasıdır.İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir çevrede doğar, büyür ve yaşadığı çevrenin şartlarına göre şekillenir.Suç çok fonksiyonlu, karmaşık sosyal bir olgudur. Diğer bir ifade ile suç değişik unsurların, farklı oran ve şekillerde etkilemesi ile oluşur.Çocuğun yetişmesinde ve kişiliğinin oluşmasında en önemli faktör, ana dilini öğrenir gibi model aldığı, izinden gittiği anne ve babasıdır. İkinci olarak yakın çevresi, arkadaş grubu ve okuldur. Bunları medya ve içinde yaşadığı toplum takip eder. Suça sürüklenen çocukların mala karşı ve hatta diğer suçları işlemelerinin ana nedenleri eğitim ve ekonomik yoksunluktur. Bu iki parametreden en önemlisi ise, suça sürüklenenin ailesinde ve kendisindeki eğitimsizliğinden kaynaklanan sonuçların daha çok ön plana çıktığını görmekteyiz.Suç teorileri ve kriminolojik araştırmalar ile suçun nedenleri tüm boyutlarıyla ortaya konulmuştur ancak; suçun önlenmesi, en azından kontrol altında tutulması için yapılması gerekenler ihmal edilmiştir. Bu konuda yapılması gerekenlerin ortaya konulabilmesi için teori ve uygulama alanın birlikte bilinmesi gerekmektedir. Bu nedenle, dünya genelinde ve ülkemizde suçun önlenmesi için yapılması gerekenlerin ortaya konulması çok önem arz etmektedir.Yetişkin suçluluğu, tesadüfi suçlar hariç çocuk suçluluğunun bir devamıdır.Çocuğu suça sürükleyen içinde bulunduğu sosyal ortamdır. Bu nedenle suça sürüklenen çocuklar, yetişkinlerden farklı mahkemelerde, farklı usuller ve ilkeler ışığında yargılanmaktadırlar.Ceza adalet politikasının birinci amacı suç, suç korkusu, bireysel ve toplumsal zararlardan kişiyi ve toplumu korumaktır. İkinci amacı, suçluyu yok etmek değil, ondaki suçluyu cezalandırırken içindeki insanı ortaya çıkarmaktır.Çocuk ceza adalet sisteminin amacı, suça sürüklenen çocuğu cezalandırmak değil, onu suça sürükleyen nedenleri dikkate alarak eğitmektir. Suça sürüklenen çocuğu ıslah etmenin yolu, onun hakkında mahkemelerin tedbire hükmetmeleri, verilen tedbir kararlarındaki amaca uygun bir şekilde eğitime tabi tutulmalarıdır. Ceza adalet politikası alanında dünyadaki eğilim, hürriyeti bağlayıcı cezaların suçluyu ıslah etmemesi nedeniyle, suç işleyene öncelikle tedbire hükmetmek ve eğitmek, tedbire uymadığı taktirde hürriyeti bağlayıcı cezaya yönelmektir.Şunu unutmayalım ki, Çocuk Koruma Kanunu ile hapis cezasının son çare olduğu ilkesini kabul etmemiz ve olması gereken de bu olmasına rağmen suça sürüklenen çocuklar hakkında, en kısa sürede koruyucu ve destekleyici tedbirlere hızlı bir şekilde karar verilmez, etkin bir şekilde tedbirler uygulanmaz, tedbirlerin uygulanması için gerekli alt yapılar hazırlanmazsa, suça sürüklenen çocuk sayısı katlanarak artar. Yetişkin suçluluğu hızla çoğalır ve yetişkinler için birçok yeni ceza evleri yapmak zorunda kalırız.

EğitimSosyal etkiSosyoekonomik analiz+7
Mehmet Boğa
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli göçünün Gaziantep şehrine sosyoekonomik ve sosyokültürel yansımaları

İnsanlık tarihi ile eşdeğer olan göç olgusu her çağda her milletin karşılaştığı bir durumdur. Sebeplerine göre değişiklik gösteren göç olgusu bireysel ve toplumsal çapta büyük etkilere sahip olmaktadır. Bu etkiler başlıca göç ettikleri toplumda siyasal politikaları, yerel kültürü, ekonomik sistemi ve toplum güvenliği gibi pek çok alana tezahür etmiştir. Yüzyılımızda Suriye'deki olaylar neticesinde yaşanan göç bu başlıca sorunları Türkiye topraklarına yansıtmıştır. Arap Baharı hareketlenmelerinin Ortadoğu ülkelerinde yayılmasıyla Suriye'nin hareketlenmelerden etkilenerek siyasal ve toplumsal tabanında çatışmalar yaşanması ülkede iç çatışma yaşanmasına sebep olmuştur. Bu çatışma sonrası milyonlarca insanın göç etmesi ile durum uluslararası bir krize dönüşmüştür. Türkiye'nin Suriye'ye sınır komşusu olması ve Avrupa ülkelerine girişte transit ülke aracı görmesi milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapmasına sebep olmuştur. Genelde Türkiye'nin özelde Gaziantep'in göçün yansımasını fazlasıyla yasadığı bu sorunları ele alan bu çalışmada ise genel olarak sığınmacıların bölgeye sosyokültürel ve sosyoekonomik yansımaları ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Göç, Gaziantep, Sosyoekonomik, Sosyokültürel, sığınmacı,

GaziantepGöçlerGöçmenler+5
Zekeriya Tiryaki
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Düşük, orta ve yüksek teknoloji sektörlerinin dış ticaretinin gayri safi yurtiçi hasılaya etkisi: Türkiye örneği

Bu tezde düşük, orta ve yüksek teknoloji sektörlerinin dış ticaretinin Türkiye Gayri Safi Yurtiçi Hasılası üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada, 1996Q1-2013Q1 dönemleri arası düşük, orta-düşük, orta-yüksek ve yüksek teknoloji sektörlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranıyla GSYH arasındaki uzun dönemli ilişki eşbütünleşme yaklaşımıyla incelenmiştir. Değişkenler arası ilişkinin olup olmadığını test etmek için öncelikle serilerin ADF ve PP birim kök testleri yapılmıştır. ARDL sınır testi ile kısa ve uzun dönem ilişkinin varlığı test edilmiştir. Değişkenler arası ilişki bulunduktan sonra Granger nedensellik testi yapılmıştır. Çalışmada uygulanan ARDL modeli sonucunda, değişkenler ile GSYH arasında uzun dönem ilişkinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. ARDL uzun dönem sonuçlarına göre yüksek teknoloji değişkeni dışındaki değişkenlerin istatistiksel olarak anlamlı ve negatif olduğu tespit edilmiştir. Yüksek teknoloji değişkeni GSYH üzerinde pozitif bir etkiye sahip olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Hata düzeltme modelinde değişkenler arasındaki kısa dönemlik sapmanın her dönem yaklaşık %24'lük kısmının düzeltildiği görülmüştür. Değişkenler arası ilişkinin yönünü belirlemek amacıyla yapılan Granger nedensellik testi sonucunda yüksek teknoloji sektör değişkeniyle GSYH arasında iki yönlü ilişki olduğuna dair daha güçlü deliller bulunmuştur. Diğer değişkenler ile GSYH arasında ilişki bulunamamıştır. İlişkinin yönü kısa dönemde yüksek teknoloji sektörlerinden GSYH'ya doğru, uzun dönemde ise GSYH'dan yüksek teknoloji sektörlerine doğrudur.

Elektrik sektörüGayri safi milli hasılaGayri safi yurtiçi hasıla+6
Ümmühan Baloğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de genç işsizliğinin sosyo-ekonomik belirleyicileri üzerine bir analiz

İşsizlik, dünya genelinde birçok ülkede toplumun sosyo-ekonomik düzeyini yansıtan önemli göstergelerden biridir. Genç nüfusun iş bulamama durumunu ifade eden genç işsizlik, Türkiye gibi gelişmekte olan ve yüksek genç nüfus potansiyeline sahip ülkelerde sosyo-ekonomik boyutta birçok soruna yol açmaktadır. Bu tezin temel motivasyonu, Türkiye'de genç işsizliği sorununun çözülebilmesi için genç işsizliğin sosyo-ekonomik profilinin ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda, Türkiye'de 15-29 yaş aralığındaki gençlerin işsiz kalmalarını etkileyen sosyo-ekonomik belirleyicilerin neler olduğu ve bu faktörlerin gençlerin işsiz kalma olasılığını hangi yönde ve ne kadar etkilediğinin belirlenmesi bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasının 2013 ve 2017 yıllarına ait mikro-kesit verileri kullanılarak, genç bireylerin işsizliği üzerinde belirleyici olan faktörler logit model ile analiz edilmiştir. Elde edilen analiz bulgularına göre, genç bireylerin eğitim düzeyleri yükseldikçe işsiz olma olasılıklarının arttığı, yaş gruplarına göre gençlerin yaşları arttıkça işsiz olma olasılıklarının azaldığı, sağlık durumları kötüleştikçe ve hanenin geçinebilme durumu zorlaştıkça genç bireylerin işsiz olma olasılıklarının arttığı, genç bireylerin sosyalleşmeleri ve kültürel faaliyetlere katılmalarının işsiz olma olasılıklarını azalttığı, yaşanılan çevrede suç, şiddet ve çevresel sorunların olmasının ve gencin yaşadığı hanenin kalabalık olmasının gencin işsiz olma olasılığını artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

GençlerLogit modeliSosyoekonomi+5
Özlem Serap Öztürk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gidenlerin geriye kalanlara etkisi gürün örneklemi

Bu araştırmada Gürün (Sivas) örnekleminin dışa verdiği göçün, ilçenin sosyo-kültürel yapısına ve yaşantısına olan etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır. Gürün' ün dışa verdiği göçün, ilçenin ve kalanların ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal yapısına ve uyarlanmalarına nasıl bir etkisi olduğu tartışılmıştır.Araştırma tarama tipinde olup, temel veri kaynağı, mevcut istatistiksel veriler ve araştırma esnasında geliştirilen görüşme formu doğrultusunda gerçekleştirilen görüşmelerin sonuçlarından oluşmaktadır. Veri kaynağını, araştırmacı tarafından hazırlanan 39 soruluk görüşme formunun uygulandığı, Gürün'de ikamet etmekte olan, yarısı erkek, yarısı kadın ve farklı yaş gruplarından toplam 150 hane üyesi oluşturmaktadır.Araştırma sonucunda Gürün'den dışarıya yapılan göçten, öncelikli olarak ilçenin ekonomik yapısının etkilendiği görülmektedir. İlçenin mevcut ekonomisi göçlerle birlikte daha da gerilemiştir. Geçim kaynakları değişmiş, ilçe dışına yapılan nitelikli göçler artmıştır. Kültürel anlamda ise, ilçedeki eski gelenekler devam etmekle birlikte, gençlerin büyük kısmı tarafından uygulanmamaktadır. İlçedeki siyasal eğilimler değişiklik göstermektedir fakat bu durumu sadece göçle açıklamak yeterli olmasa da, göçün etkili olduğu söylenebilir. Gürün'ün yoğun göç verdiği yıllara paralel olarak, siyasal eğilimler de, göçten sonra değişiklik göstermiştir. İlçenin eğitim düzeyi düşmüştür. Verilen göçler ilçenin daha fazla gerilemesine neden olmuştur.

DeğişimGöçlerSivas-Gürün+2
Esra Mete
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kültürlerde ebeveyn ve çocukların oyun algısına yönelik bir araştırma

Bu araştırmada farklı alt kültürlere sahip (Türk, Kürt, Türk/köy) düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ebeveyn ve çocukların oyun hakkındaki algıları incelenmiştir. Araştırmada tabakalı amaçlı örnekleme yöntemi doğrultusunda katılımcıların bir kısmı Mersin il merkezi Akdeniz İlçesinden sosyoekonomik düzeyleri ve etnik kökenleri dikkate alınarak belirlenmiştir. Diğer katılımcılarda Mersin il ve ilçe merkezine uzak olması dikkate alınarak yine tabakalı amaçlı örnekleme yöntemi doğrultusunda Olukkoyağı Köyünden seçilmiştir. Çalışmanın örneklemi Akdeniz İlçesinde iki farklı etnik kökenden (Türk/Kürt) ve köyde yaşayan Türk ailelelerden her gruptan altı aile toplamda 18 aile ve 54 katılımcıdan oluşmaktadır. Çocuklar her grup için üç kız ve üç erkek olarak seçilmiştir. Araştırmada veri toplamak için Demografik Bilgi Formu ve yarı yapılandırılmış olarak Ebeveyn Görüşme Soruları ve Çocuk Görüşme Soruları kullanılmıştır. Katılımcıların görüşme sorularına verdiği cevaplar doğrultusunda toplanan veriler demografik bilgi formundaki bilgiler de dikkate alınarak içerik analizi yoluyla analiz edilmiştir. Araştırma bulguları üç farklı kültürde, alt sosyoekonomik düzeyde ebeveyn ve çocukların oyun ile ilgili görüşlerinin kültürden çok bağlamın etkisine göre değiştiğini ortaya koymuştur. Çalışmada ebeveyn ve çocuklara beş boyutta (oyun algısı, ebeveynin oyuna katılımı, oyun mekânı, oyun materyali, oyun arkadaşı) sorular sorulmuş, bu sorular doğrultusunda ortaya çıkan bulgularda kültürden çok bağlamın etkisinin oluşması araştırma sonuçlarında her boyutta köy-şehir ayrımının tekrarlanmasına neden olmuştur. Çalışmada aynı kuşaktan farklı etnik kökenden gelen katılımcıların algılarında belirgin bir farklılaşmaya rastlanmazken, aynı etnik kökenden ebeveyn ve çocuklar arasında görüşlerin farklılaştığı görülmüştür. Kuşaklar arası algıların değişimi oyun etkileşimlerinde belirgin olarak gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ebeveyn oyun algısı, çocuk oyun algısı, kuşaklar arası oyun, kültürler arası oyun

EbeveynlerKuşaklarKültür+6
Şerife Hülya Kurt
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyo-ekonomik düzey ve kadına yönelik şiddet: Gaziantep İli örneği

Bu çalışma Gaziantep'te yaşayan şiddete uğramış kadınların sosyo-ekonomik düzeylerini incelemektedir. Bu bağlamda araştırmanın sorusunu hangi sosyo-ekonomik düzeyden kadınların şiddete maruz kaldıkları oluşturmaktadır. Kadına yönelik şiddetin sosyo-ekonomik boyutuna değinilerek şiddete uğramış 30 kadın ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiş, kadınlara yaşamış oldukları şiddet durumları ile ilgili çeşitli sorular yöneltilerek şiddete uğrayan kadınların sosyo-ekonomik düzeyleri vaka incelemesi ile saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada nitel yöntemler kullanılarak şiddete uğrayan kadınların yaşamış oldukları gerçeklikler birinci ağızdan aktarılmıştır. Kadınların neden şiddete maruz kaldıkları, en çok maruz kaldıkları şiddet biçimleri, maruz kaldıkları şiddet biçimleri ile sosyo-ekonomik düzeyleri arasında bir bağlantı olup olmadığı, hangi sosyo-ekonomik düzeyeden kadınların daha çok şiddete maruz kaldığı sorularına cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlarda her sosyo-ekonomik düzeyden kadının şiddete maruz kaldığı görülürken aynı zamanda her sosyo-ekonomik düzeyden erkeğin de eşine şiddet uyguladığı gözlemlenmiştir.

GaziantepKadın sorunlarıKadınlar+4
Dilan Kuş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de depremler ve sosyo-ekonomik etkileri (1923-1950)

Türkiye'de üç önemli fay hattı bulunmaktadır. Bunlar Doğu Anadolu fay hattı, Batı Anadolu fay hattı ve Kuzey Anadolu fay hattıdır. Tarihsel süreçte bahsi geçen fay hatları birçok deprem üretmiş ve bu depremlerden dolayı yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Kandilli Rasathanesi'nin verilerine göre, Osmanlı Devleti döneminde Anadolu'da meydana gelen büyük depremlerden, 1458 Erzincan-Erzurum depreminde 32000 kişi, 14 Eylül 1509 tarihli İstanbul-Edirne depreminde 13000 kişi, 10 Temmuz 1688'de İzmir'de meydana gelen depremde 15000 kişi, 1822 yılında meydana gelen Hatay depreminde 20000 kişi, 1859 Erzurum depreminde 15000 kişi ve 1912 tarihli Tekirdağ-Mürefte depreminde 5540 kişi hayatını kaybetmiştir. Çalışmamız kapsamında olan 1923-1950 yılları arasındaki depremleri, Atatürk Döneminde meydana gelen depremler (1923-1938) ile İsmet İnönü döneminde meydana gelen depremler (1938-1950) olmak üzere ele aldık. 13 Eylül 1924 tarihinde meydana gelen Erzurum depremi, Cumhuriyet döneminin ilk büyük depremidir. 1928 Torbalı, 1929 Suşehri, 1933 Çivril, 1935 Erdek ve Digor ile 19 Nisan 1938 tarihli Kırşehir depremi, Atatürk döneminde meydan gelen depremlerdir. 22 Eylül 1939 tarihinde meydana gelen Dikili depremi, İsmet İnönü döneminde meydana gelen ilk depremdir. Yaklaşık 33000 kişinin hayatını kaybettiği, 27 Aralık 1939 tarihli Erzincan depremi ise çalışmamız kapsamında ele aldığımız depremler arasında en fazla can ve mal kaybının yaşandığı depremdir. II. Dünya Savaşının henüz başladığı yıllarda meydana gelen Erzincan depreminin hemen ardından, 1940 yılında Yozgat meydana gelen iki deprem, 1941'de Muğla ve Erciş, 1942 yılında sırasıyla Bigadiç, Çorum ve Erbaa depremleri, 1943'de Hendek ve Ladik depremleri, 1944'de Bolu, Gediz ve Ayvalık depremleri ile 1945 yılında meydana gelen Adana depremi, Türkiye'nin savaş yıllarında karşılaştığı büyük doğal afetler arasında yer almaktadır. Muş Varto'da 1946 yılında meydana gelen deprem ile 1949'da gerçekleşen Karaburun ve Bingöl depremleri, İnönü döneminde meydan gelen son depremlerdir. Bu kapsamda çalışmamızda, 1923-1950 yılları arasında meydana gelen bu depremlerin, ortaya çıkardığı hasar, neden olduğu can kayıpları, devletin depremler karşısındaki refleksi, Kızılay'ın çalışmaları, deprem-göç ilişkisi, depremzedelere halkın yardımı, depremlerin insan psikolojisi üzerindeki etkileri ve depremlerin yurtdışındaki yankıları gibi sosyo-ekonomik etkileri üzerinde durulmuştur.

AfetlerDepremDoğal afetler+2
Ayşe Nisa Atar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Investigating the first year experiences of novice efl teachers in public and private schools

This study was carried out to investigate the experiences of the first year experiences of novice English teachers in public and private schools on a comparative and longitudinal basis. Since there is almost no literature comparing novice teachers working in private schools and most current studies focus on the first year experiences with the challenges of language teaching of novice teachers, this study- as we stressed above- aims to shed light on the first year experiences of novice English teachers depending on a comparative and longitudinal basis. Covering an educational year (2017-2018), the study was carried out through a case design with four participants, two of whom are from state schools, and the other two of whom are from private schools. The data collection tools of the study are reflective journals and interviews. The data for the study was collected on a longitudinal base and analyzed monthly. Necessary and important excerpts from novice teachers' experiences were investigated and coded. The coding pattern used in the study is the holistic one. The findings of the study revealed that the experiences and challenges of the novice teachers who were within their first year in profession were different to the extent that socio-economic conditions of the regions affected the schools and the pedagogical processes.

Candidate teachersProfessional experienceMotivation+7
Faris Hocaoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de intihar üzerinde etkili olan sosyoekonomik faktörler: Bir zaman serisi analizi

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre intihar, gelişmiş ülkelerde ilk on ölüm nedeni arasında yer almaktadır. Uluslararası istatistikler incelendiğinde, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte intihar oranının dünya genelinde bir artış eğiliminde olduğu görülmektedir. İstatistiklere bakıldığında, Türkiye'de intihar edenlerin sayısının zaman içinde arttığı görülmektedir. Bununla birlikte, kaba intihar hızı açısından diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye'nin intihar hızı düşük ülkeler arasında yer aldığı söylenebilir. Ülkelerin kültürleri, dini inançları, gelenekleri, refah düzeyleri ve toplumsal yapılarının intihar eğilimleri üzerinde etkili olabildiği genel kabul görmekle birlikte intihar vakalarının dünya genelinde artış göstermesi ve intiharın epidemiyolojik yapısı intihar konusuna bir halk sağlığı sorunu olarak yaklaşılmasının ve bireyleri intihara götüren faktörlerin belirlenmesinin acil ve etkili çözümler üretilmesi açısından önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı, çeşitli sosyo-ekonomik faktörler ile intihar olgusu arasında bir ilişki olup olmadığını Türkiye örneğinde araştırmaktır. Böylece hem yöntemsel açıdan hem de Türkiye'de intihar olgusunun ampirik olarak değerlendirilmesi açısından varolan boşluk bir ölçüde doldurulmaya çalışılmaktır. Bu doğrultuda, veri derleme imkânları ve ilgili ampirik literatür çerçevesinde kişi başına gelir, işsizlik, boşanma, alkol tüketimi, iş gücüne katılım, enflasyon ve kentleşmenin intihar üzerindeki etkileri zaman serisi analiz yöntemleri kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır.

Sosyoekonomik etkiTürkiyeZaman serileri+2
Zeynep Cansu Varol
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşen dünyada göç olgusunun Türkiye ekonomisine sosyoekonomik etkileri; Manisa ili Suriyeli göçmenler örneği

Küreselleşmenin ekonomik, kültürel, siyasal ve toplumsal sonuçları doğrultusunda göç ve emek kavramları bireylerin yaşamlarını evrilleştiren öncü konular arasında yer almaktadır. Toplumsal yapının değişim göstergeleri arasında yer alan göç olgusu, gerçekleşme amacına göre ülkeleri olumlu veya olumsuz etkileyen unsurlardan birisidir. Türkiye, jeopolitik konumu gereği Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan bir köprü görevi görmektedir. Bu bağlayıcı unsuru ile sürekli olarak bireysel, kitlesel hatta örgütsel göçlere ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti izlediği göç politikaları ve sahip olduğu haklar gereğince kuruluş tarihinden bu yana ülkesine sığınanlara güvenilir ülke izlenimi vermektedir. Arap baharı etkisiyle 2011 yılından bu yana süregelen Suriye göçü neredeyse tüm dünyayı etkisi altına alan bir hareket haline gelmiştir. Başta geçici ve bireysel göçlerle başlayan bu hareketlenme, zamanla yerini süresiz ve kitleler halinde oluşan bir yapıya çevirmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de yeni bir kozmik yapının oluşumuna neden olan Suriye göçünün etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 2011 ve 2019 yılları arası oluşan Suriye göçünün sosyoekonomik verileri değerlendirilmiştir. Örnek Olay çalışması ile yapılan anket sonuçlarından yola çıkılarak kodlama tekniği kullanılmış, Manisa ilinde bulunan Suriyeli göçmenlerin durum değerlemesi ile yaşadıkları değişim, etki ve katkı süreçleri incelenmiştir.

GöçlerGöçmenlerKüreselleşme+5
Dilay Kınay
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Arap Baharı sonrası oluşan Suriye mülteci krizinin Türkiye'ye sosyal ve ekonomik etkileri

Bu çalışma "Arap Baharı sonrası oluşan Suriye mülteci krizinin Türkiye'ye sosyal ve ekonomik etkileri" konu edinmektedir. Çalışma, Türkiye'nin Suriyeli mülteci krizinin Türkiye'ye olan sosyal ve ekonomik etkisinin tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaç kapsamında çalışmada öncelikle Arap Baharı sürecinin başlangıcı, nedenleri, sonuçları etkileri, bölgesel ve küresel aktörlerin sürece olan etkisi incelenmiştir. Daha sonrasında Suriye'nin Arap Baharı öncesi siyasi durumu, Arap Baharı sonrası yaşanan krizler, Türkiye'ye Suriye'den gelen göç hareketi incelenmiştir. Daha sonrasında çalışmada, Arap Baharı öncesi ve sonrası Türkiye ve Suriye ilişkileri incelenmiştir. Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin genel durumu, geçici barınma merkezlerine ilişkin bilgiler ve son olarak Suriyeli mültecilerin Türkiye'ye olan ekonomik, sosyal, siyasi ve güvenlik etkileri incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Arap Baharı, Suriye, Mülteci, Göç, Sığınma

Arap BaharıGöçmenlerMülteciler+4
Yaşar Ürek
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Transportation network effects on economic and social development in Djibouti

Located at the mouth of the Red Sea, the Republic of Djibouti controls with Yemen the Strait of Bab-el-Mandeb between the Arabian Peninsula and the coasts of East Africa. This geostrategic position at the crossroads of two continents gives it the status of a meeting ground. The liberal commercial regime that applies there for a very long time relies on perfectly modern port infrastructures which allow to have a real commercial platform. The country plays the card of a natural bridge between an Africa, which abounds in raw materials, and an Arabian Peninsula whose investment capacity is one of the highest in the world. Thus, this dual membership of these two blocks is an undeniable advantage and the key to sustainable development. The Republic of Djibouti has made the development of the transport chain a national priority. From the beginning of the last century until the 1960s, the activity of the transport sector suffered a significant contraction in the 1980s and 1990s, due in particular to competition, and the weakness of port infrastructure and the last ten years Djibouti has developed their sector of servıces and 80importation and exportation pass through of Djibouti port nowadays the sectors Air Djibouti has not developed but recently in 2015 Air Djibouti start flying in different destination such as Addis Ababa, Yemen, and Somalia. Additionally, the sector road of Djıbouti has always a difficult to develop because of the truck Ethiopia and their experience in the market. Finally, the railways sector of Djibouti has started working in 2018 up now and this news sector activity will increase the development of the countries.

DjiboutiEconomic developmentSocio-economic impact+5
Roukıa Souleıman Abdı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki gelir dağılımı eşitsizliğinin Türkiye'nin büyüme oranlarına etkisi

Gelir dağılımı, bir ülkede belirli bir dönemde meydana getirilen milli gelirin o ülkede yaşayan kişiler ya da üretimde görev alan üretim faktörleri arasındaki dağılımını ifade etmektedir. Gelir dağılımında adaletin sağlanması ve eşitsizliğin önlenmeye çalışılması uzun yıllardır Türkiye'de üzerinde durulan bir sorundur. Çünkü gelişmekte olan ülkelerdeki gelir dağılımındaki dengesizlik sosyal ve ekonomik sorunların kaynağını oluşturmaktadır. Bu çalışma iktisat politikasının temel amaçlarından biri olan adil gelir dağılımı konusuna dikkat çekmek ve Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliğinin büyüme oranları üzerine etkisi olup olmadığını göstermek amacıyla hazırlanmıştır. Bu perspektifle çalışmanın birinci bölümünde gelir dağılımının kavramsal ve kuramsal çerçevesi incelenerek, ikinci bölümünde Türkiye'de gelir dağılımı türleri, 1980- 2013 yılları arasında ölçülen verilere ve Türkiye'nin dünya ülkeleri arasındaki durumuna yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise 1980-2013 dönemi için Türkiye' de gelir dağılımı eşitsizliğinin büyüme ile arasındaki ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü ortaya koyabilmek için ekonometrik uygulama yapılmıştır.

BüyümeEkonomik büyümeEşitsizlik+4
Özge Akay
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa'daki ilk ve orta öğretim okulu öğrencilerinin, düzenlenmiş senaryolar ile fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme veya davranışlarını yönlendirme yeteneği sınırlarının araştırılması

Ülkemizde; cezai sorumluluk yaşının alt sınırı, 2005 yılında yürürlükten kalkan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde onbir yaş olarak tanımlanmışken; 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen ?fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğunun olmadığı; bu kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılamayacağı; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanabileceği? hükmü ile oniki yaşına çıkartılmıştır.Çalışmamızda, Manisa'daki ilk ve orta öğretim kurumlarında eğitim gören, 10 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış çocuk ve ergenlerde; düzenlenmiş senaryolar ile fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme veya davranışlarını yönlendirme yeteneği sınırlarındaki farklılıkların saptanması, bunların çevresel faktörler ile etkileşimlerinin araştırılması amaçlanmıştır.Bu amaç çerçevesinde, Manisa'daki ilk ve orta öğretim kurumlarında eğitim gören 969 öğrenciden elde edilmiş anket sonuçları değerlendirilmiş; ankete katılan öğrencilerin asgari %1.8'i ile %36.9'unda bazı davranışlar karşısında ?eğriyi doğrudan ayırt etme ve/veya fiilin hukuki anlamını algılayabilme? yeteneği olmadığı, asgari %2.9'u ile, %67.1'inin bazı davranışlar karşısında ?fiilin hukuki sonuçlarını algılayabilme? yeteneğine haiz olmadığı tespit edilmiş; bu veriler içersine ?davranışlarını yönlendirme yeteneği? de eklendiğinde, bu oranların daha da yükseleceği öngörülmüştür. Yine çalışmamızda, 10 ile 18 yaş arasında yer alan çocukların ?fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme? kıstasları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamış, çalışmamız kapsamına alınan sosyo-kültürel ve sosyo ekonomik faktörlerin birçoğunun, çocukların fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme yeteneği üzerinde etkisi saptanamamıştır.Elde edilen sonuçlar çerçevesinde, 18 yaş altındaki her çocuğun kendisine isnad olunan fiilin, hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin, içersinde çocuk psikiyatrisi uzmanı, sosyolog, adli tıp uzmanı, pedagog, psikolog ve sosyal hizmetler uzmanının yer alacağı özel birimlerde, çocuklar için pedagoji eğitimi almış özel çocuk mahkemeleri hakimleri ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği önerilmiştir.

CezaFarkındalıkManisa+6
Tarık Uluçay
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti'nde akademisyen dışişleri bakanlarının Türk dış politikasına etkileri

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne kadar dış politika her zaman önem arz etmiştir. Uluslararası arenada Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarını savunmak, Türkiye'nin olumlu imaj kazanması, dış politikayı ve dışişleri bakanını ön plana çıkarmıştır. Türk Dış Politikası Tarihinde, 43 Dışişleri Bakanı görev yapmıştır. Bu Bakanlardan 14' nün akademik bir kariyere ve unvana sahip olduğu görülmektedir. Söz konusu bu Bakanlar, Prof. Dr. Hasan Saka, Prof. Dr. Mehmet Fuad Köprülü, Prof. Dr. Turan Güneş, Prof. Dr. Ahmet Gündüz Ökçün, Dr. Hayrettin Erkmen, Prof. Dr. Ali Hüsrev Bozer, Prof. Dr. Osman Mümtaz Soysal, Prof. Dr. Erdal İnönü, Doç. Dr. Deniz Baykal, Prof. Dr. Emre Gönensay, Prof. Dr. Tansu Çiller, Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel, Doç. Dr. Abdullah Gül ve Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu'dur. Akademisyen kökenli Dışişleri Bakanları, görev yaptığı süre içerisinde akademisyen kimliğini ve entelektüel birikimini dış politikaya yansıtmıştır. Kritik zamanlarda verdiği radikal kararlar ve oluşturdukları politikalarla Türk dış politikasına damga vurmuşlardır. Yürüttükleri siyasetle uluslararası alanda Türkiye Cumhuriyeti'ne önemli kazanımlar elde etmişlerdir. Bazen de uyguladıkları politikalar neticesinde ülkeyi siyasi, sosyal ve ekonomik olarak olumsuz etkilemişlerdir. Bunun sonucunda kamuoyunda birçok eleştiriye maruz kalmışlardır.

AkademisyenlerBakanlarDışişleri Bakanlığı+4
Salih Güney
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze salgınların sosyo-politik ve ekonomik etkileri: COVID 19 örneği

İnsanlık tarih boyunca defalarca kez salgın hastalıklar ile yüz yüze kalmış, salgın hastalıklar sebebiyle de birçok ölüme de tanıklık etmiştir. Salgın hastalıkların savaşlardan bile daha yıkıcı etkisi ortaya çıkmıştır. Salgınlar, birçok insanın ölümüne sebep olduğu için tarihe önemli not olarak düşülmüştür. Şöyle ki; salgın hastalıklarda lokomotif görevi gören ve insanlığı kurtaracak en önemli sektörlerin başında gelen sağlık alanın birçok sektörü içinde barındırıyor olması demografik özelliklerde ve sosyal hayatta meydana gelen negatif yönlü değişimlere, üretim sektörünün durmasına, ekonomik sektörlerde meydana gelen ani çökmelere neden olmuştur. Bu çalışma, salgın hastalıkların sosyo politik ve ekonomik etkilerini literatür taraması yöntemiyle ele alınarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, veba ve İspanyol gribi salgınlarının sosyo-politik ve ekonomik etkileri üzerinden COVID 19 örneği sosyo-politik ve ekonomik açıdan değerlendirilmiştir.

COVID 19EğitimEğitim faaliyetleri+4
Tuğba Erişti
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Related subjects