Postpartum period
183 theses under this subject heading
Molla Muhyiddîn Hâvelî ve Risâletu'l-esâs fi Ahkâmi'l-Haydi Ve'n-Nifas adlı eserinin tahkik, tahlil ve tercümesi
Molla Muhyiddîn Hâvelî 20. yüzyılda, Siirt'te yaşamış Şafiî mezhebine mensup bir ilim adamıdır. Bu çalışma Molla Muhyiddîn Hâvelî'nin (1909/1987) hayatı veRisâletu'l-Esâs fi Ahkâmi'l-Haydi ve'n-Nifâs adlı eserinin tahkik, tahlil ve tercümesinden oluşmaktadır. Molla Muhyiddîn Hâvelî bu eserinde kadınların ibâdet ve sosyal hayatlarını etkileyen hayız, nifas ve istihâze meselelerini Şafiî mezhebi ağırlıklı olarak ele almıştır. Hâveli'nin eseri kaleme almasındaki amacı konu ile ilgili olarak kendisine soru soranlar için başvuracakları temel bir kaynak oluşturmaktır. Tezin birinci bölümünde Hâvelî'nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Risâletu'l-Esas fi Ahkâmi'l-Haydi ve'n-Nifas adlı eserin nüshaları, eserin ismi ve müellife aidiyeti, eserin kaynakları ve içeriği, eserde kullanılan yöntem ve eserde geçen temel kavramlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise eserin tercümesi yapıldıktan sonra tahkikli metnine yer verilmiştir.
Babaların doğum sonu güvenlik hislerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışma babaların doğum sonu güvenlik hislerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırma Gaziantep'te bulunan SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniklerine başvuran lohusaların eşleri üzerinde yapılmıştır. Araştırma Eylül 2019- Ağustos 2020 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın verileri Ekim 2019- Mart 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 330 lohusanın eşleri oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Babaların Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23 paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri ile, aritmetik ortalama, standart sapma, t-testi ve tek yönlü ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan babaların yaklaşık %42.4'ünün 35 yaş ve üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Babaların %49.4'ünün üniversite ve üzerinde bir eğitime sahip olduğu görülmüştür. Babaların güvenlik hislerinin ortanın biraz üzerinde olduğu saptanmıştır. Babaların eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi ve mesleklerinin doğum sonrası güvenlik hislerini etkilediği belirlenmiştir. Üniversite ve üzeri eğitim alan, çalışan, geliri giderinden fazla olan ve mesleği işçilik olan babaların doğum sonrası güvenlik hislerinin diğerlerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmayan, eğitim ve gelir düzeyi düşük olan ve mesleği esnaf olan babalar başta olmak üzere, tüm babalara doğum sonu güvenlik hislerinin arttırılması konusunda eğitim verilmesi önerilmiştir.
Doğum sonu dönemde anne bebek bağlanma düzeyinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışma doğum sonu dönemde anne bebek bağlanma düzeyinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırma Gaziantep ilinde bulunan SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum (Jinekoloji) Polikliniği ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine başvuran anneler üzerinde yapılmıştır. Bu araştırma Ekim 2020- Ekim 2021 tarihleri arasında yürütülmüş olup araştırmanın verileri Ekim 2020-Mart 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemine belirtilen tarihler arasında ilgili polikliniklere başvuran ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 300 anne alınmıştır. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Anne- Bebek Bağlanma Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri, aritmetik ortalama, standart sapma, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi (tek yönlü ANOVA), Mann - Whitney U testi ve Kruskal- Wallis testi kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmada; annelerin anne- bebek bağlanma düzeyinin iyi olduğu belirlenmiştir. Annenin yaşının, anne ve eşinin eğitim düzeyinin, eşin mesleğinin, sağlık güvencesinin, gelir durumunun, yaşayan çocuk sayısının, doğum şeklinin, doğum eyleminin gerçekleştiği gebelik haftasının, gebeliğin planlı olma durumunun, bebeğin doğum kilosunun, bebeğin cinsiyetinin ve bebeği doğumdan sonra ilk kez emzirme zamanının anne- bebek bağlanma düzeyini etkilediği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda bazı öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğum Sonu Dönem; Bağlanma; Anne-Bebek Bağlanması.
Doğum sonu dönemdeki annelere yönelik geliştirilen hemşire navigasyon programının annelerin öz bakım gücü, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon riskleri ile fiziksel semptom şiddeti üzerine etkisi
Çalışma, doğum sonu dönemdeki annelere yönelik geliştirilen hemşire navigasyon programının annelerin öz bakım gücü, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon riskleri ile fiziksel semptom şiddeti üzerine etkisini belirlemek amacıyla tekrarlı ölçümlü, iki gruplu paralel randomize kontrollü deneysel çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya bir Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin gebe polikliniğine gelen, 36 hafta ve üzeri gebelik haftasında olan, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve gönüllü olan primipar 64 kadın (M:32, K:32) alınmıştır. Müdahale ve kontrol gruplarına atama tabakalı blok randomizasyon yöntemi ile yapılmıştır. Müdahale grubundan bir, kontrol grubunda iki kadının araştırmadan ayrılması nedeniyle çalışma 61 kadınla (M:31, K:30) tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri; 31 Mayıs- 30 Aralık 2021 tarihleri arasında, "Tanıtıcı Özelliklere İlişkin Veri Toplama Formu", "Doğum Sonu Anne ve Yenidoğanı Değerlendirme ve Tanılama Formu", "Anne ve Yenidoğanın Doğum Sonu Dönemde Yaşadıkları Sorunları Değerlendirme Formu", "Doğum Sonu Dönemde Anne ve Bebek İzlemlerini Değerlendirme Formu", 'Öz Bakım Gücü Ölçeği', 'Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'Postpartum Spesifik Anksiyete Ölçeği', 'Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği've 'Fiziksel Semptom Şiddeti Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Müdahale grubu, rutin hastane bakımının yanında, üç ev ziyareti, dört telefon görüşmesi ve beş farklı zamanda kısa telefon mesajı gönderimini kapsayan navigasyon programı temelli hemşirelik bakımı almıştır. Kontrol grubu standart doğum sonu bakım uygulamalarını almış ve izlemine devam etmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, frekans, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler, Kikare testi, Fisher'in Kesin testi, Bağımsız gruplarda t testi, Tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, Friedman testi, Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Müdahale grubunda doğum sonu komplikasyon görülme sıklığı, kontrol grubuna göre daha düşük; doğum sonu izlemlerini yaptırma sıklığı ise kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Müdahale grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında öz bakım gücü ve doğum sonu yaşam kalitesi puan ortalamalarının arttığı, depresyon ve anksiyete puan ortalamalarının azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Primipar annelere verilen hemşire navigasyon programı temelli bakım programının anne sağlığını iyileştirmede etkili olduğu belirlenmiştir. Program, mevcut sağlık sistemine entegre edilerek anne sağlığını geliştirmede kullanılabilir.
Perinatal alanda çalışan hemşire ve ebelerin bakımda cinselliği ele alma konusunda yaşadığı engeller ve kolaylaştırıcı faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma, perinatal alanda çalışan hemşire ve ebelerin bakımda cinselliği ele alma konusunda yaşadığı engellerin ve kolaylaştırıcı faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 15 Haziran - 30 Eylül 2018 tarihleri arasında Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi perinataloji klinik ve polikliniklerinde görev yapan 135 hemşire ve ebe ile yürütülmüştür. Veriler, "Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve "Cinsel Tutum ve İnanç Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; hemşire ve ebelerin tamamının bakım verdiği kadınla cinsellik hakkında konuşabildiği, en fazla konuşulan konunun ise aile planlaması (%88,8) olduğu saptanmıştır. Hemşire ve ebelerin %60,0'ı perinatal dönemde cinsellik konusunda bilgi düzeyinin yeterli olduğunu, %57,8'i perinatal dönemde cinsellikle ilgili eğitim ihtiyacı olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların %50,4'ünün cinselliği konuşmada engel yaşadığı, en fazla yaşanan engelin ortamda üçüncü kişinin olması (%33,3) olduğu belirlenmiştir. Uygun ortam (%28,1) ve uygun zamana sahip olmanın (%7,4) ise kolaylaştırıcı faktörler olduğu saptanmıştır. Cinselliği konuşmada engel yaşadığını belirten ebe ve hemşirelerin cinsel tutum ve inançlar ölçeği puan ortancasının (38,0 [15,0-49,0]), engel yaşamadığını belirten ebe ve hemşirelerin puan ortancasından (36,0 [21,0-56,0]) daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; hemşire ve ebelerin gebelik ve doğum sonu dönemde cinsellik ile ilgili bilgi düzeylerini ve cinselliği değerlendirme becerilerini arttırmaya yönelik eğitim programlarının geliştirilmesi ve cinselliği değerlendirmeye yönelik rehberlerin kullanılması önerilmektedir.
Yetişkin bağlanma biçimleri; benlik saygısı; Duygu düzenleme ve depresif belirtiler: Ankara ve İstanbul'da peripartum/ pospartum döneminde olan ve olmayan kadınlar arasında bir karşılaştırma
Gebelik ve doğum sonrası zamanın anneler için önemli değişmelerin yaşandığı aynı zamanda stres oluşturan pek çok uyarıcının etkisinde olduğu zor bir dönem olduğu bilinmektedir. Bu dönemde annenin sahip olduğu bazı özellik ve beceriler onda bu stresin daha problemli bir hale dönüşmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Yapılan daha önceki araştırmalar, güvensiz bağlanma biçimine ve düşük benlik saygısına sahip, duygularını düzenlemede güçlük yaşayan kişilerin depresyon geçirme riskininin yüksek olduğunu söylemektedir. Bu çalışmada; bağlanma biçimleri, benlik saygısı, duygu düzenleme ve peripartum/postpartum depresyon (PPD) arasındaki ilişki, peripartum/postpartum döneminde bulunan kadınlar ve bu dönemde bulunmayan kadınlarla karşılaştırması yapılarak incelenmiştir. Özellikle; duygu düzenleme ve benlik saygısının güvensiz bağlanma biçimleri ve depresyon arasındaki aracı rollerinin ne olduğu hem peripartum/postpartum grubunda, hem de karşılaştırma grubunda araştırılmıştır. Bu çalışmada katılımcılar, Türkiyede Ankara ve İstanbul illerindeki hastanalerde pediatri ünitesine kayıtlı olan kişilerden seçilmiştir. Katılımcılardan iki grup oluşturulmuştur: peripartum/postpartum döneminde bulunan gruba son otuz ay içerisinde bir çocuk doğurmuş anneler, peripartum/postpartum döneminde olmayan gruba ise son otuz ay içerisinde hiç çocuk doğurmamış anneler atanmıştır. Her iki örneklem grubu yaş değişkeni hariç bütün demografik değişkenler bakımından eşit durumdadır. Anket formları 250 anne tarafından doldurulmuştur. Bu formlardan 35 tanesi yarım veya hatalı doldurma nedeniyle hesaplamadan çıkartılmış ve toplamda 215 anket formu elde edilmiştir. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) doldurtulmuştur. Peripartum/ Postpartum grubunun, karşılaştırma grubuna kıyasla duygu düzenleme becerilerinde anlamlı şekilde güçlük ve daha yüksek seviyede depresif belirtiler gösterdiği bulunmuştur. Duygu düzenleme güçlüğü sorunu güvensiz bağlanma ve PPD'ye yalnızca peripartum/ postpartum grupta kısmen aracılık ederken karşılaştırma grubunda ise herhangi bir aracı etki gözlenmemiştir. İkinci değişken olarak benlik saygısının güvensiz bağlanma ve depresyon arasındaki aracı etkisi; peripartum/postpartum grubunda yalnızca kaygılı bağlanma ve depresyon arasında kısmi aracı etki gösterirken, karşılaştırma grubunda ise herhangi bir aracı etkiye rastlanmamıştır. Son olarak peripartum/ postpartum depresyona etki eden faktörleri incelemek amacıyla lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Buna göre; sırasıyla duygu düzenleme güçlüğü ve benlik saygısı ve yaş değişkenlerinin PPD üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu, bağlanma biçimlerinin ise anlamlı bir etki ortaya koymadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Biçimleri, Duygu Düzenleme, Benlik Saygısı ve Peripartum-Postpartum Depresyonu.
Erken post partum dönem primipar annelere verilen bebek bakımı eğitiminin annelik rolü ve doğum sonu anksiyete üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Çalışma Eylül- Kasım 2022 tarihleri arasında, İstanbul'da özel bir hastanenin Kadın Doğum Servisi'ne yatışı yapılan ve araştırma kriterlerine uyan 60 primipar anne (deney: 31; kontrol:30) ile yürütüldü. Her iki grup postpartum 8. saatte ziyaret edildi. Hasta Bilgi Formu ve Kişisel Bilgi Formu doldurtuldu. Deney grubu annelere bebek bakım eğitimi'nin 1. Modülü verildi. Tüm kadınlar postpartum 24. saat te tekrar ziyaret edildi. Deney grubu annelere eğitimin 2. modülü verildi ve kontrol grubu annelerin genel durumu sorgulandı. Deney ve kontrol grubu annelere Postpartum Anksiyete Ölçeği doldurtuldu. Her iki gruptaki anneler ile postpartum 7. gününde telefon görüşmesi yapıldı. Deney grubu annelerin eğitimi telefon görüşmesi ile tekrarlandı, kontrol grubu annelerin ise genel durumu sorgulandı. Her iki grupta postpartum 6. haftasında online ortamda Barkin Anne Fonksiyon Envanteri ve Postpartum Anksiyete Ölçeği doldurtuldu. Veriler SPPS 21 programı ile verilerin normal dağılıma uyguluğu Shapiro Wilk Testi ile değerlendirildi. Normal dağılan verilerin analizinde Independent Sample T testi ve Paired Sample T testi, normal dağılmayan verilerin analizinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Gruplar, obstetrik ve sosyo-demografik özellikler açısından benzerdi. Annelerin eğitim sonrası Barkin Anne Fonksiyon Envanteri tüm alt boyut ve toplam puan ortalaması deney ve kontrol grubunda arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Postpartum Anksiyete Ölçeği 'Yenidoğan Iyiliği Ve Güvenliği Anksiyetesi' hariç tüm alt boyutları anlamlı bulundu. (p<0.001). Bulunan anlamlılık düzeyi, deney ve kontrol grubu annelerin puan ortalaması arasında minimum düzeyde olduğu tespit edildi.Bebek bakım eğitimi, doğum sonrası dönemde primipar annelerde annelik rollerinin kazanılmasında oldukça etkili olduğu saptandı. Ancak anksiyetelerini azaltmadı. Primipar kadınlara, doğum sonu dönemlerinin daha rahat, özyeterlilikleri güçlü ve daha konforlu geçirmelerini sağlamak amacıyla bebek bakım eğitimi ve anksiyetelerini azaltmak için nitelikli bakım verilmelidir.
Postpartum depresyonun gelişimindeki risk faktörleri ve koruyucu faktörler
Postpartum depresyon, doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde en sık rastlanan duygudurum bozuklarındandır ve annenin, bebeğin ve eşin üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, postpartum depresyonunun sıklığını, postpartum depresyonun gelişimindeki risk faktörlerini ve koruyucu faktörleri tespit etmektir. Araştırma kapsamında, İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesine başvuru yapmış, bebeği 1 ila 12 ay arasında değişen, 168 anneye ulaşılmıştır. Katılımcılara, Edinburgh Postnatal Depresyon Ölçeği (EPDÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RSES), Genel Öz Yetkinlik İnancı Ölçeği (GSE), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS) ve Doğum Memnuniyeti Ölçeği (DMÖ) uygulanmıştır. Katılımcıların %35'inde postpartum depresyon geliştirme riski olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda daha önce depresyon geçirmenin, ilk defa gebe olmanın ve son doğumu dışında yaşayan çocuğa sahip olmamanın postpartum depresyon geliştirme riskini yükselttiği bulunmuştur. Ayrıca ailenin gelir durumunun gider durumundan fazla olmasının ve hamilelikte çalışmış olmanın postpartum depresyon geliştirme riskini azalttığı bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, öz saygı, genel öz yetkinlik inancı, aileden, arkadaştan, özel insandan algılanan sosyal destek ve toplam algılanan sosyal destek, bakım hizmetinin kalitesi, kadınların kişisel özellikleri, doğum sırasında yaşanan stres ve toplam doğum memnuniyeti arttıkça postpartum depresyon belirtilerinin azaldığı bulunmuştur. Yapılan lojistik regresyon analizleri sonucunda, psikolojik özelliklerden depresyon geçmişine sahip olmanın postpartum depresyon geliştirme riskini yükselten bir risk faktörü olduğu, yüzsek öz saygıya sahip olmanın ise postpartum depresyon geliştirme riskini düşüren bir koruyucu faktör olduğu tespit edilmiştir. Sosyoekonomik özelliklerden hamilelikte çalışma ve ailenin gelir durumunun gider durumundan fazla olmasının; gebelik süreçleri ve psikolojik özelliklerden gebeliğin planlı olmasının, doğum sırasında yaşanan stresin az olmasının, genel öz yetkinlik inancının yüksek olmasının ve aileden gelen sosyal desteğin yüksek olarak algılamasının postpartum depresyon geliştirme riskini düşüren koruyucu faktörler olduğu tespit edilmiştir. Postpartum depresyon gelişimini arttıran risk faktörleri ve azaltan koruyucu faktörleri tespit etmek, postpartum depresyona isabetli müdahale stratejilerini geliştirebilmek için ilk adım olduğu düşünülmektedir.
Postpartum depresyonda evlilik doyumu ve benlik saygısının incelenmesi
Amaç: Gebelik ve doğum sonrası kadınlarda fizyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan değişimlerin meydana geldiği bir dönemdir. Kadınların birçoğu bu dönemdeki değişimlere sağlıklı bir baş etme stratejisi geliştirebilmesine rağmen her kadın için aynı durum söz konusu olmamaktadır. Doğum sonrası dönemde görülen rahatsızlıklardan biri de postpartum depresyondur. Doğumun yol açtığı hormonal değişimler, aile düzeninin değişimi, çocuk sahibi olmasının getirdiği sorumluluklar düşünüldüğünde postpartum depresyon meydana gelebilir. Postpartum depresyonun birçok risk faktörü bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacıpostpartum depresyon riski olan ve olmayan grupların karşılaştırılması, benlik saygısının, algılanan çok boyutlu sosyal desteğin ve evlilik doyumunun postpartum depresyon ile ilişkisinin incelenmesi ve risk faktörlerinni belirlenmesidir. Yöntem: Araştırma Samsun Liman Hastanesinde ve Ünye Sağlık Ocağında kontrollere gelen son bir yıl içerisinde doğum yapmış 205 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında doğum yapmış kadınlara Sosyodemografik Özellikler ve Bilgilendirme Formu, Benlik Saygısı Ölçeği, Çift Uyumu Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeğikullanılmıştır.Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Risk faktörünün belirlenmesine yönelik lojistik regresyon analizi uygulanmıştır ve değişkenler arasındaki ilişki spearman korelasyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda, postpartum depresyon ile eğitim seviyesi, gelir düzeyi, depresyon öyküsü, planlı-plansız gebelik, gebelik dönemi yaşanan psikolojik-biyolojik sorunlar, bebek bakımında zorlanma, ailenin desteği ve annelik rolüne uyum sağlayabilme değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Benlik sayısı, algılanan sosyal destek ve çift uyumu postpartum depresyonda olan kadınlarda daha düşük bulunmuştur. Postpartum depresyon riski olan kadınların evlilik doyumları, benlik saygıları ve sosyal destek düzeyleri postpartum depresyon riski olmayan kadınlardan daha düşük bulunmuştur. Geçmiş depresyon öyküsü, plansız gebelik, gebelik döneminde yaşanan psikolojik ve biyolojik sorunlar postpartum depresyon riski olan kadınlarda istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Araştırmanın sonuçlarına göre eğitim durumu, geçmiş depresyon öyküsü, benlik saygısı ve algılanan sosyal destek postpartum depresyon için risk faktörü oluşturmaktadır. Benlik saygısının düşük olması, algılanan sosyal desteğin yetersiz kalması ve çift uyumun yeterli seviyede olmaması ile postpartum depresyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışları
Araştırma, Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma evrenini, Şanlıurfa merkez ilçelerinde Aile Sağlığı Merkezlerinden sağlık hizmeti alan, son altı 6 içinde doğum yapmış kadınlar oluşturmuştur. Örneklem seçimi için küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır ve toplam 330 kadın ile araştırma tamamlanmıştır. Veriler, Veri Toplama Formu ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği aracılığıyla Şubat-Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma için Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurul'undan yazılı izin, araştırmaya katılmayı kabul eden kadınlardan ise bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama, standart sapma, tek değişkenli analizlerden Ki-kare ve Man Whithney-U testi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların %71.5'inin herhangi bir aile planlaması yöntemi kullandığı, %39.0'unun modern %32.5'inin geleneksel yöntem olduğu belirlenmiştir. Modern yöntemlerden en fazla kullanılan kondom (%20.9) iken, geleneksel yöntemlerden en fazla kullanılan geri çekmedir (%32.1). Kadınların, Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması 90.4(±6.7)'dür ve bu değer tutumlarının olumlu olduğunu göstermektedir. Evde en çok Türkçe konuşan, kadının ve eşinin öğrenim durumu yüksek olan, eşi bir işte çalışan, sağlık güvencesi olan, aile tipi çekirdek aile olan, eşinin yaş ortancası daha yüksek olan, ideal çocuk sayısı daha az olan, iki yıldan daha kısa aralarla doğum yapma öyküsü olan ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması daha yüksek olan kadınların postpartum aile planlaması yöntem vii kullanım düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışma sonuçlarına göre; postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutumlarının olumlu olduğu ancak aile planlaması yöntem kullanımının istendik düzeyde olmadığı, sosyo-demografik ve doğurganlık özellikleri ile aile planlamasına yönelik tutumun postpartum dönemde aile planlaması yöntem kullanımını etkilediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, kadınların postpartum dönemdeki aile planlamasına yönelik olumlu tutumun davranışa dönüşebilmesi için kadınların sosyo-demografik ve doğurganlık özelliklerinin dikkate alınarak, aile planlaması danışmanlık ve eğitim programlarının planlanması ve uygulanması önerilmiştir.
Bebeği kalp ameliyatı olan annelerin doğum sonrası depresyonu ve maternal bağlanma arasındaki ilişki
Araştırma bebeği kalp ameliyatı olan annelerin doğum sonrası depresyon düzeyini, maternal bağlanma düzeyini ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ilişki arayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın evrenini 1 Aralık 2022 – Mayıs 2023 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Mehmet Akif Ersoy Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde kalp ameliyatı olan ve Pediatrik Kardiyovasküler Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi'nde takip edilen bebeklerin anneleri, örneklemini ise dahil edilme kriterlerine uyan 34 anne oluşturdu. Veri toplamada Tanıtıcı Bilgi Formu, Visual Analog Skala, Maternal Bağlanma Ölçeği ve Edinburg Doğum Sonrası Depreyon Ölçeği kullanıldı. Veriler bebek ameliyat olduktan sonraki ilk 2-4 saat içerisinde toplandı. Araştırma grubunu oluşturan annelerin maternal bağlanma puan ortalamasının 98,11±4,00, doğum sonrası depresyon puan ortalamasının 16,35±7,00 puan olduğu bulundu. Maternal bağlanma düzeyleri ile doğum sonrası depresyon düzeyleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildi (rp=0,127; p=0,473). Araştırma grubunun özellikleri ile maternal bağlanma puanları arasında anlamlı fark yoktu. Çekirdek ailede yaşayan, bebeğini doğum sonrası ilk 30 dakikadan sonra emziren, bebeği 30 günden uzun süre hastanede yatan annelerin doğum sonrası depresyon puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak, bebeği kalp ameliyatı olan annelerin maternal bağlanma düzeyinin iyi olduğu, annelerin doğum sonrası depresyon düzeyi açısından risk grubunda olduğu ve maternal bağlanma düzeyi ile doğum sonrası depresyon düzeyi arasında anlamlı ilişki olmadığı belirlendi.
A stereological study of renal COX-2 expression in rats treated prenatally with diclofenac sodium
In this study, expression of COX-2 was stereologically and immunohistochemically investigated by administrating the diclofenac sodium which is a nonsteroidal antiinflammatory drug and as a COX-2 inhibitor during pregnancy of rats then by examining their fourth week offsprings' kidneys. Totally 12 adult albino female rats were divided into two groups as diclofenac sodium group as experimental group and control group. Diclofenac sodium was injected (1mg/kg) intraperitoneally to the diclofenac group on the fifth day of pregnancy. The control group did not undergo any procedures. Six diclofenac sodium groups and six control groups were formed from postnatal four-week-old rats. It was perfused under deep anesthesia and transferred to the formoldehide. Routine tissue follow-up was performed. A total of 12 kidneys were collected from the diclofenac and control groups. After incubation, staining was performed. In the stereological examination of the preparations, the volume with point grid; Cell counting was performed with unbiased counting frame and Mann-Whitney U test was used for statistical analysis. In immunohistochemical evaluation, staining intensities were evaluated by scoring technique; COX-2 expressions of postnatal rat kidneys of both groups were found at different concentrations of macular densa, proximal tubule, distal tubule, tubules in the cortex, tubules in the medulla, collecting tubules and glomeruli. It was observed that COX-2 staining levels were significantly higher in the macular densa and collector tubules of the two groups. In scoring method evaluation; In all other regions except macula densa, the mean dye density of the diclofenac group was lower than that of the control group; Proximal tubule, distal tubule and cortical tubule staining intensity was determined with a relatively different score compared to the control group. As a result of stereological calculations, nuance between two clusters (p <0.05) was found statistically significant. Renal volume is higher in the kidneys of the diclofenac sodium group; control group's kidneys were found to have more cells penetrated by COX-2.
Adölesan gebelerle erişkin gebelerin, gebelikte ve doğum sonrası fiziksel durum, yaşam kalitesi ve doğum sonuçlarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; adölesan gebelerle erişkin gebelerin gebelikte ve doğum sonrasında fiziksel durum, pelvik taban disfonksiyonu, yaşam kalitesi ve doğum sonuçları yönünden farklılıklarını ortaya çıkarmaktı. Dahil edilme kriterlerine uyan ve okuma yazma bilen adölesan gebeler (15-18 yaş arası) ile erişkin gebelerden (18-35 yaş arası) oluşturulan toplam 140 gebe bu karşılaştırmalı ve ileriye yönelik takipli çalışmayı tamamladı [Adölesan gebe (n=69), erişkin gebe (n=71)]. Değerlendirme parametreleri; bel ağrısı varlığı, diastazis recti abdominis, karın kası kuvveti, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formu: (UFAA-KF), Nottingham Sağlık Profili (NSP), Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği, Pelvik Taban Distres Envanteri-20 Ölçeği, APGAR skoru ve maternal ve neonatal sonuçlar olarak belirlendi. Her iki gebe grubu 2. trimester dönemi (16-28. haftalar arası), 3. trimester dönemi (29-36. haftalar arası) ve doğum sonrası 2. ayda değerlendirildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, adölesan gebelerin erişkin gebelere göre gebelik sürecindeki değerlendirmelerinde; daha zayıf karın kasına sahip oldukları (p<0.05), görülme sıklığı daha fazla olan bel ağrısı varlığı (p<0.05), daha fazla diastazis recti abdominis oluştuğu (p<0.05), gebelik boyunca daha fazla kilo aldıkları (p<0.05), 3. trimester döneminde daha depresif oldukları ve daha fazla pelvik taban disfonksiyonuna sahip oldukları bulundu (p<0.05). Doğum sonrası değerlendirmesine göre ise adölesanların daha fazla depresif olduğu, daha fazla pelvik taban disfonksiyonuna sahip oldukları ve bebeklerinin APGAR skorlarının daha düşük olduğu belirlendi (p<0.05). Bununla birlikte her iki grubun bel ağrısı varlığı, diastazis recti abdominis ölçümlerinin 2. trimester değerlerinin, gebelik süreci ve doğum sonu fiziksel aktivite seviyelerinin (inaktif), yaşam kalitesi düzeylerinin benzer olduğu saptandı (p>0.05). İnkontinans Şiddet İndeksi (İŞİ) değerlendirmesinde her iki grup için benzer sonuçlar ortaya çıktı (p>0.05). Doğumda gebelerin gestasyonel yaşı, bebeğin doğum ağırlığı, doğum şekli, normal doğum ile doğan bebeklerin eylem süreleri ve APGAR 5. dakika skorları açısından benzer olduğu bulundu (p>0.05). Bu çalışma sonuçlarının adölesan gebeler açısından fiziksel aktivite düzeyinin artırılması, pelvik taban disfonksiyonunun önlenmesi veya tedavi protokollerinin oluşturulması ve yaşam kalitelerinin arttırılması açısından planlanacak yeni araştırmalara ışık tutacağına inanıyoruz.
COVID-19 pandemisinin pandemi sürecinde doğum yapan kadınların bebek bakımı ile ilgili obsesif kompulsif davranışları üzerindeki etkileri
Dünya Sağlık Örgütü'nün pandemi olarak ilan ettiği Covid-19 enfeksiyonu iki yılı aşkın süredir tüm dünyada etkisini göstermektedir. Hızlı bulaşması, yüksek ölüm oranları, etkili tedavilerin olmaması ve büyük karantina önlemleri insanlarda korku, anksiyete, depresyon gibi psikolojik bozukluklara yol açmıştır. Özellikle doğum sonrası dönemdeki dinamik sürece uyum sağlamak zor iken, pandemiye bağlı yaşam koşullarının değişmesi postpartum süreçteki annelerin psikolojisini de olumsuz etkilemiştir. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) da bu sorunlar arasındadır. Pandemiden bağımsız olarak da perinatal dönem, OKB'nin başlangıcı ve alevlenmesi için risk faktörü olduğundan; Covid-19 pandemisinin pandemi sürecinde doğum yapan annelerin bebek bakımı ile ilgili obsesif kompulsif davranışları üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza Gülveren Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı, 11 Mart 2020 tarihinden sonra çocuk sahibi olan 103 kadın dahil edilmiştir. Veriler araştırmacının hazırladığı kişisel bilgi formu, postpartum bebek bakımına yönelik obsesif kompulsif davranış ölçeği, koronavirüs anksiyete ölçeği ve postpartum depresyon ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Araştırmada annelerin çoğunluğunun el yıkama sıklığını, süresini ve dezenfektan kullanımını artırdığı saptandı. Birden çok çocuğu olan katılımcıların çoğunluğunun pandemide doğan çocuğuna daha titiz veya aynı titizlikte davrandığı saptandı. Katılımcıların sosyodemografik-klinik özelliklerinin ve Covid-19 enfeksiyonu geçirme durumlarının postpartum dönemde bebek bakımına yönelik obsesif kompulsif davranış üzerinde etkili olmadığı saptandı. Sadece çocuğunun kronik hastalığı bulunmayan annelerin obsesif kompulsif ölçek puanları istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. Koronavirüs anksiyetesinin ve postpartum depresyonun bebek bakımına yönelik obsesif kompulsif davranışları etkilemediği tespit edildi. Bulgularımız literatür ile desteklenerek tartışılmış olup salgın döneminde OKB yaşama riski yüksek olan annelerin tespiti ve bu belirtilerin bebek bakımı üzerindeki etkisi konusunda klinisyenlere ışık tutmaktadır. Araştırmanın kısıtlılıkları göz önünde bulundurularak daha yüksek katılımcı sayısı ile yapılacak çalışmalara ve pandeminin etkisini kıyaslayabilmek için pandemi dışındaki çalışmalara ihtiyaç vardır.
Primipar sezaryenlı kadınlara uygulanan aromaterapinin akut ağrı, kaygı ve konfor düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma, aromaterapinin sezaryen ameliyatı olan, primipar kadınlarda akut ağrı, konfor düzeyi ve kaygı üzerine etkisini araştırmak amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Mart 2022- Mart 2023 tarihleri arasında İstanbul'da bir eğitim ve araştırma hastanesinde kadın doğum kliniklerinde dahil edilme kriterlerine uygun olan, araştırmaya katılmaya gönüllü olarak belirlenen 120 kadın oluşturmuştur. Katılımcıların randomizasyonu basit rastgele sayılar tablosu aracılığıyla sağlanmıştır. Tüm katılımcılar sezaryenden önce basit rastgele sayılar tablosuna göre gruplara atanmış ve Tanıtıcı Bilgi Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği formları uygulanmıştır. Post operatif 8. Saatten başlayarak masaj grubuna esansiyel yağ karışı ile 0. gün 1 defa 10 dk, 1. ve 2. günlerde iki defa 10'ar dakika masaj uygulaması yapılmış ve VAS/GKÖ ile ağrı değerlendirilmiştir. İnhaler grubuna 0., 1. ve 2. gün yağ karışımı inhaler aromaterapi çubukları ile dört defa 5'er dk uygulanmış VAS/GKÖ ile ağrı değerlendirilmiştir. Kontrol grubu klinik bakıma bırakılmıştır. Tüm katılımcılara 2. gün Durumluk Kaygı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği, DSKÖ uygulanmıştır. Masaj, inhaler ve kontrol grubu ilk değerlendirmede Durumluk Kaygı Ölçeği ve Sürekli Kaygı Ölçeği puanları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Son değerlendirmede ise masaj ve inhaler gruplarında Durumluk Kaygı Ölçeği puanı ve ağrı puanı anlamlı olarak daha düşük ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanı ise anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; masaj ve inhalar grubunda yer alan kadınların ağrı ve kaygılarının azaldığı ve doğum sonu konfor düzeylerinin yükseldiği belirlenmiştir. Aromaterapi uygulamasının masaj grubunda, inhaler grubuna göre ağrı puanı ve Durumluk Kaygı Ölçeği puanını azaltmakta, Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanını artırmakta daha etkili olduğu görülmüştür. Kontrol grubunda ise her iki gruba göre ağrı puanı ve Durumluk Kaygı Ölçeği puanı daha yüksek, Doğum Sonu Konfor Ölçeği puanı ise daha düşük olduğu görülmüştür.
Postpartum depresyon ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Postpartum depresyon gerek anne gerek bebek ruh sağlığı açısından önemli bir toplum sağlığı sorunudur ve bu nedenle postpartum depresyon için risk faktörlerinin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu araştırmada postpartum depresyon ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya son 8 hafta içinde doğum yapmış 20-40 yaş aralığında toplam 150 kadın dahil edilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, postpartum depresyon belirti düzeyini belirlemek amacıyla Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSDÖ) ve çocukluk çağı travmalarının mevcudiyetini belirlemek amacıyla Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda katılımcıların %57,3'ünde postpartum depresyon olduğu belirlenmiştir. Postpartum depresyon belirtilerinin yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çocuk sayısı, doğum sırası, düşük/ölü doğum öyküsü varlığı, gebeliğin planlı olup olmaması, geçmişte depresyon öyküsü, geçmişte postpartum depresyon öyküsü ve tanı konmuş bir ruhsal bozukluk bulunması değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Postpartum depresyon belirtileri ile ÇÇTÖ- toplam puanı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=.379, p<0.01). Postpartum depresyon belirtileri ile ÇÇTÖ-fiziksel istismar, duygusal istismar ve duygusal ihmal alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunurken (r=.251, p<0.0; r=.409, p<0.01; r=.392, p<0.0), fiziksel ihmal ve cinsel istismar alt boyutları ile arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin kadın sağlığı ve hastalıkları hemşireliği beceri uygulamalarına etkisi
Bu araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği beceri uygulamalarına, öğrencilerin memnuniyet düzeylerine ve öğrencilerin beceri uygulaması öncesinde ve sonrasında anksiyete düzeylerine etkisini incelemek amacıyla planlanmış yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, 2016-2017 öğretim yılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ikinci sınıfta öğrenim gören, Sağlıklı Yaşam ve Hemşirelik II Dersi "Hasta ve Hastane Ortamı-I" modülü dersini alan öğrencilerden çalışmaya katılmayı kabul eden basit rastgele örneklem tekniği ile belirlenen toplam 80 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmaya alınacak örneklem büyüklüğünü belirlemek amacıyla Power analiz yapılmıştır. İki grup arasındaki farkı ortaya koymak amacıyla d=0.3 (etki büyüklüğü orta) ɑ=0.05, 1-β=0.80 olarak alınmıştır. Örneklem hesaplamada 32 öğrenci alınmasının yeterli olacağı belirlenmiş ve olası örneklem kayıpları düşünülerek girişim ve kontrol gruplarına 40'ar öğrenci alınmasına karar verilmiştir. Araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim grubu (girişim) ve demonstrasyon grubu (kontrol) olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Öğrenciler, cinsiyet, yaş ve başarı düzeyi eşleştirmesi yapılarak gruplara ayrılmıştır. Her iki gruptaki öğrencilerin e-posta adresleri alınmış ve öğrencilere konuya ilişkin ders notları, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberleri e-posta ile gönderilmiş demonstrasyona çalışarak gelmeleri istenmiştir. Girişim grubundaki öğrencilerin hazırlanan web sitesindeki videoları izleyebilmeleri için her öğrenciye kullanıcı adı ve şifre verilmiştir. Böylelikle öğrencinin sınıf dışında, internet ve bilgisayarını kullanarak, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerilerine yönelik web sitesindeki eğitim videolarını izlemesi sağlanmıştır. Kontrol grubundaki öğrencilere beceri laboratuarında araştırmacı tarafından demonstrasyon yöntemi kullanılarak eğitim verilmiştir. Öğrencilerin psikomotor beceri düzeyi, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberlerine uygun olarak yapılan puanlamadan aldığı puanla belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin ödem muayenesi uygulama beceri puanı ve emzirme tekniği eğitimi uygulama beceri puanı dışında diğer uygulama beceri puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi ile eğitim alan girişim grubundaki öğrencilerin uygulama beceri puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin beceri öncesi ve sonrası durumluk-sürekli kaygı puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi hemşirelik öğrencilerinin gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri öğrenme ve uygulamalarını olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar kelimeler; Web tabanlı eğitim; video model yöntemi; gebe muayenesi; postpartum muayene; anksiyete
Postpartum döneme uyumun kadınların cinsel yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma; kadınların postpartum döneme uyum sağlarken cinsel yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla kesitsel olarak planlanmıştır. Metod: Araştırma kapsamını İzmir Bornova Naldöken Aile Sağlığı Merkezi' ne bağlı bölgede yaşayan, postpartum 3-12 aylık dönemde doğum sonu cinsel yaşamı başlamış ve devam eden, bebeği yaşayan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 108 kadın oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen kadınların sosyo-demografik ve obstetrik özelliklerini tanımlayan Kadınların Bireysel Özelliklerini Tanıtan Soru Formu, Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ) ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği (CYKÖ) - Kadın Formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Veriler değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalamaları 29,2±5,6 (min: 19 max: 40)'dir. Kadınların %30,6'sı üniversite mezunu iken, %74.1'i gelir getiren bir işte çalışmamaktadır. İlk gebelik yaşı ortalamaları 24,31±4,76 (min:16 max:37), gebelik sayısı ortalaması 2,16±1,18 (min:1 max:8)'dir. Son gebeliğin %77,8'i planlı iken, %61.1'i sezaryen ile gerçekleşmiştir. Kadınların bulundukları postpartum ay ortalaması 5,63±2,67 (min:3 max:12)'dır ve %89,8'i bebeğini emzirmektedir. Kadınların postpartum dönemde cinsel ilişkiye başladıkları ay ortalaması 2.28±0,80 (min:0 max:6)'dır ve %17,6'sı doğumdan sonra cinsel ilişkiye başladığında sorun yaşadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan kadınların CYKÖ puan ortalaması 77,18±21,48 ortancası 84,44 [5,56-100]'dür. PKDÖ puan ortalaması ise 147,28±36,62 ortancası 140 [91-283]olarak saptanmıştır. PKDÖ boyutlarında kadınların aldıkları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; eşler arasındaki ilişkinin kalitesi ortalaması 21,93±7,32, partnerlerin bebek bakımına katılıma bakışları alt boyutu ortalaması 20,7±8,15, doğum deneyiminden memnuniyet alt boyutu ortalaması 17,07±5,32, hayatın devamından hoşnut olma alt boyutu ortalaması 22,16±7,02, annelik görevleriyle başa çıkmada güce güvenme alt boyutu ortalaması 25,3±6,45, annelik ve yeni doğan bakımından memnunluk alt boyutu puan ortalaması 20,01±6,56 ve aile ve arkadaşların annelik için desteği puan ortalaması 20,11±5,57 olarak elde edilmiştir. Kadınların PKDÖ toplam puanı, alt ölçek 1-2-4-7 ile sürekli değişkenlerden ilk gebelik yaşı arasında negatif zayıf bir korelasyon olduğu bulgusu elde edilmiştir (p<0,05). Kadınların ilk gebelik yaşı arttıkça PKDÖ puanı anlamlı olarak azalmakta, CYKÖ puanı ise artmaktadır. Ayrıca şehirde yaşayan, eğitim seviyesi üniversite+yüksek lisans olan, gelir düzeyi yüksek, akraba evliliği yapmamış kadınların PKDÖ puanı anlamlı şekilde düşük iken eğitim seviyesi yüksek, sosyal güvencesi olan, çekirdek tipte ailesi olan, emzirme sürecinde ve doğum sonrasında cinsel ilişkiye başlamada sorun yaşamayan kadınların CYKÖ puanı anlamlı şekilde yüksektir. Bu sonuç, bu kadınların postpartum döneme uyumlarının ve cinsel yaşam kalitelerinin daha iyi olduğunu göstermektedir. İki ölçek toplam puanları arasındaki ilişki korelasyon ile değerlendirildiğinde r=-0,608 (p<0,001) negatif anlamlı bir korelasyon elde edilmiştir. Kadınların PKDÖ puanı düştükçe (postpartum döneme uyumları arttıkça), CYKÖ puanları artmaktadır. Sonuç ve Öneriler: Araştırma sonucunda postpartum döneme uyumun kadınların cinsel yaşam kalitesini olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Bu sonuç doğrultusunda postpartum süreçte gerek lohusa gerekse yenidoğan izlemlerini gerçekleştirerek kadınlara en yakın sağlık meslek üyesi olan ebelerin postpartum döneme uyumu ve cinsel yaşamı değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Ebelerin postpartum döneme özgü cinsel danışmanlık verebilmeleri için gerekli hizmet içi eğitimler düzenlenerek bu konudaki bilgi ve becerilerinin geliştirilmesi yanı sıra lohusalara ve eşlerine/partnerlerine verilecek eğitimlerin broşürler ile desteklenmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Postpartum dönem; kendini değerlendirme; cinsellik; yaşam kalitesi
Postpartum dönemdeki kadınların aile planlaması tutum ölçeğinin geliştirilmesi
Giriş ve Amaç: Postpartum dönemde aile planlaması (AP) ana-bebek sağlığının vazgeçilmez bir parçası; doğum öncesi ve doğum sonrası dönemde bakım hizmetlerinin en temel bileşenlerden biridir. Bu çalışmanın amacı; Bornova'nın sekiz mahallesinde yaşayan 0-12 aylık bebeği olan doğum sonrası dönemdeki kadınların AP tutumlarını değerlendirmek için Sağlık İnanç Modeli'ne dayanan bir ölçek geliştirmektir. Bunun yanında kadınların sosyodemografik ve doğurganlık özellikleri, AP yöntem kullanımı ve danışmanlık alma durumuna ilişkin özelliklerin, geliştirilen 'Postpartum Aile Planlaması Tutum Ölçeği' (PAPTÖ) puan ortalamaları ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma iki bölümden oluşmakta olup ilk kısmı sadece metodolojik; ikinci kısmı metodolojik çalışmanın sahada uygulanması ve kesitsel çalışma tasarımındadır. Örneklem büyüklüğü ölçek maddelerinin 10 katı olacak şekilde en az 270 kişi olarak belirlenmiştir. Bornova Belediyesi Sağlık Müdürlüğü'nün kayıt altına aldığı 0-12 aylık bebeği olan 302 kadın örneklemi oluşturmuştur. Veri toplama sürecinde araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan, araştırmaya katılmaya gönüllü 292 kadına anket uygulanmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkeni, postpartum dönemdeki kadınların aile planlaması ile ilgili tutum düzeyidir. Bu düzeyin değerlendirilmesinde; ölçek madde havuzunun oluşturulması, ölçeğin kapsam geçerliliğinin değerlendirilmesi, pilot uygulaması ve güvenilirlik, geçerlilik açısından değerlendirilmesi olmak üzere dört aşamada geliştirilen PAPTÖ kullanılmıştır. Geliştirilen ölçek; "algılanan duyarlılık", "algılanan ciddiyet", "algılanan yararlar", "algılanan zararlar", "eyleme geçme", "özyeterlilik" olmak üzere altı alt boyuttan ve 27 maddeden oluşmaktadır. Ölçek maddeleri doğum aralığı, doğum kontrol yöntemleri, hizmete erişim, AP tutumunu etkileyen dışsal faktörlerle ilgili tutumu ölçen ifadeleri içermektedir. Bağımsız değişkenler ise; sosyo-demografik ve ekonomik, doğurganlık özellikleri, AP yöntem kullanımı, AP danışmanlığı alma durumu ve AP bilgi düzeyi ile ilgili değişkenler olmak üzere beş başlık altında gruplandırılmıştır. Değişkenleri içeren anket formundaki sorular; kadınlara ev ziyareti yapılarak, araştırıcı tarafından yüz-yüze görüşülerek sorulmuştur. Toplanan verilerin istatistiksel analizinde, AP tutum düzeyini gösteren bir skor üretilmiştir. AP tutum düzeyi skoru ile ilişkili faktörlerin saptanmasında; Student T testi, Spearman Korelasyon Analizi ve çoklu lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Geliştirilen ölçeğin güvenilirliğinin belirlenmesinde Cronbach alfa katsayısı hesaplanmıştır. Yapı geçerliliğinin belirlenmesinde açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 27.90±5.94 olan kadınların %51.4'ü ilkokul üzeri eğitim düzeyine sahiptir. Kadınların %90.1'i ev hanımı olup gelir getirici bir işte çalışmamakta ve %19.9'unun sağlık güvencesi bulunmamaktadır. Eşlerin ise %60.3'ü ilkokul üzeri eğitim düzeyine sahip olup %25.7'si güvencesiz sürekli olmayan işlerde çalışmakta ve %19.5'inin sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Kadınların ilk evlilik yaşı 20.48± 3.94 olup üçte biri 18 yaşını doldurmadan evlenmiştir. Kadınların ortalama gebelik sayısı 2.6± 1.5; ortalama doğum sayısı ise 2.3± 1.3 olup, %22.9'u dört ve üzerinde gebelik yaşamış, %14.4'ü dört ve üzerinde doğum yapmıştır. Kadınların %55.8'i hayatında en az bir kez modern AP yöntemi kullanmış olup %44.9'u postpartum dönemde etkili yöntem kullanmaya devam etmektedir. Aile planlaması danışmanlığına bakıldığında, grubun %58.2'sinin doğum öncesi, %53.8'inin doğumdan sonra AP danışmanlığı aldığı tespit edilmiştir. Kadınların en çok bildikleri yöntem rahim içi araç olup grubun hemen hepsi modern AP yöntemlerini bilmektedir. PAPTÖ'nün açıklayıcı faktör analizinde açıkladığı toplam varyansın % 57.2 ve Cronbach alpha katsayısının 0.878 olduğu belirlenmiştir. Ölçek yapısının test edildiği doğrulayıcı faktör analizinde ki-kare/serbestlik derecesi 2.24, RMSEA değeri 0.068, CFI değeri 0.95 bulunmuş olup ölçeğin yapısal geçerliliği sağlanmıştır. Alınabilecek en düşük değer 27, en yüksek değer 135 olan PAPTÖ için toplam skor ortalaması 105.32±11.91 olarak hesaplanmıştır. Eşleri sürekli ve güvenceli işlerde çalışan kadınlarda PAPTÖ ölçek skoru, güvencesiz ve sürekli olmayan işlerde çalışanlara göre 6.52 kat fazladır. Daha önce AP yöntemi kullanan ve postpartum dönemde kullanmaya devam eden kadınlarda PAPTÖ puan skor ortalaması kullanmayanlara göre sırasıyla 9.18 ve 5.40 kat fazladır. Sonuç: Bu çalışmada; postpartum dönemdeki kadınların AP tutumlarını değerlendirmek amacıyla geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir sonuçları bulunduğu belirlenmiştir. Kadınların eşlerinin sosyal sınıfı, AP yöntem kullanım hikayesi ve mevcut kullanım durumu tutum düzeyi ile ilişkilidir. Kadınların AP ile ilgili olumlu tutum geliştirmesinin önündeki engelleri tespit edip doğru sağlık davranışı gelişmesini destekleyecek toplum yönelimli erişilebilir hizmetlerin geliştirilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Postpartum; Aile Planlaması; Tutum; Sağlık İnanç Modeli; Geçerlilik; Güvenilirlik
Vajinal doğum yapmış annelere uygulanan ayak masajının doğum sonu konfor ve ağrı düzeyine etkisi
Doğumdan sonra 6 hafta süren, anne, bebek ve aile açısından uyumun sağlandığı karmaşık ve yeni döneme "doğum sonu dönem" denir. Bu dönemde, her ne kadar şikayetler az olsa da, anne genellikle ağrı hissetmektedir. Farklı nonfarmakolojik teknikler uygulayan ebelerin ağrı kontrolünde ve ağrının hafifletilmesinde önemli rolleri vardır. Bu tekniklerden birisi de ayak masajdır. Bu araştırmada; vajinal doğum yapmış annelere doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının, annenin doğum sonu konforu ve ağrı durumu değerlendirilip buna bağlı olarak analjezik ilaç alma gereksinimi üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Veriler 01.07.2017 – 31.08.2017 tarihleri arasında toplanmış ve toplam 66 anne (Çalışma grubu:33 kişi, kontrol grubu:33 kişi) ile araştırma tamamlanmıştır. Gruplar arasındaki birey sayısını dengede tutabilmek için sabit olasılıklı randomizasyon yöntemlerinden "blok randomizasyon" yöntemi kullanılmıştır. Blok randomizasyon yönteminde grupların birbirinden etkilenmemesi için veriler araştırmaya dahil edilme kriterleri dikkate alınarak birer hafta aralıklarla toplanmıştır. Annelerin sosyodemografik ve obstetrik özelliklerine göre dağılımlarında her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamış, her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ) puan ortalamaları incelendiğinde, çalışma grubu annelerinin ilk ayak masajı uygulaması öncesi ölçek puan ortalaması ile son ayak masajı uygulaması sonrası ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir artış olduğu (p< 0.001), kontrol grubu annelerin ilk DSKÖ puan ortalaması ile son DSKÖ puan ortalaması arasında anlamlı bir düşüş olduğu (p = 0.003) saptanmıştır. Ayrıca, çalışma ve kontrol grubu arasında ilk ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmamışken (p=0.490), son ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ilk uygulama öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı uygulaması öncesi (0. dakika), uygulamanın hemen (20. dakika) ve 30 dakika sonrasında (50. dakika) Görsel Analog Ölçeği (GAÖ) puan ortalamalarının anlamlı olarak azaldığı (p < 0.001), kontrol grubunda yer alan annelere ise aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p= 0.606). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ikinci uygulaması öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, ilk uygulama ile benzer sonuçların olduğu saptanmıştır. Ancak, kontrol grubunda yer alan annelerde aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır (p=0.011). Çalışma grubu ile karşılaştırıldığında farkın yok denecek kadar az olduğu görünmektedir. Çalışma grubunda yer alan annelerin doğumdan sonra taburcu olana kadar aldığı analjezik ilaç sayısı ve kontrol grubunda yer alan annelerin aldığı analjezik ilaç sayısı değerlendirildiğinde, çalışma grubunda yer alan annelerin kontrol grubunda yer alan annelerden daha az sayıda analjezik ilaç aldıkları görünmektedir (p<0.001). Sonuç olarak; annelere uygulanan nonfarmakolojik yöntemlerin etkisinin daha uzun süre devam edebilmesi için devamlılığın sağlanmasının önemli olduğu ve doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının annelerin konfor ve ağrı düzeyleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu, böylelikle gereksiz ilaç kullanımının ortadan kalkabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, doğum sonu dönem, ebelik, konfor, masaj
Postpartum bakım yönetiminde simülasyona dayalı eğitimin hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve öz etkililik- yeterlilik düzeyleri üzerine etkisi
Amaç: Araştırma postpartum bakım yönetiminde simülasyona dayalı eğitimin hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve öz etkililik-yeterlilik düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi mesleki beceri laboratuvarında oluşturulan simülasyon laboratuvarında yapılan çalışmanın örneklemini 2017-2018 öğretim yılı güz döneminde Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi dördüncü sınıfta öğrenim gören 92 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmaya katılan öğrenciler basit rastgele örnekleme tekniğine göre girişim ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Girişim grubuna simülasyona dayalı eğitim uygulanırken, kontrol grubuna senaryolaştırılmış bir hasta vakası üzerinden bakım planı şeklinde vaka uygulaması yapılmıştır. Araştırmanın verileri Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri Veri Toplama Formu, Eğitim Yöntemlerinden Memnuniyet Anketi, Öz etkililik- Yeterlilik Ölçeği, Simülasyon Tasarım Ölçeği ile toplanmıştır. Girişim ve kontrol grupları arasında homojenlik testi için demografik değişkenler (yaş, cinsiyet, başarı düzeyi) ve diğer niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U testi, Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %84.8'i kadındır, %63'ü hemşirelik mesleğini iş bulma olanağı fazla olduğu için seçmiştir. Öğrencilerin %72.8'i hemşirelik bölümünde okumaktan memnunken, %78.3'ü eğitim sisteminden memnun değildir. Araştırma verilerine göre girişim ve kontrol grubu arasında öz etkililik-yeterlilik düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmamıştır (p=0.696>0.05). Simülasyona dayalı eğitim uygulamasının yapıldığı girişim grubunun, kontrol grubuna göre memnuniyet düzeyi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0.002<0.05). Girişim grubundaki öğrenciler simülasyon uygulamasını yüksek düzeyde olumlu olarak değerlendirmiştir. Sonuç: Sonuç olarak hemşirelik öğrencilerinin postpartum bakım yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminden memnun olduğu bulunmuştur. Simülasyona dayalı eğitimin hemşirelik eğitiminde kullanılmasının olumlu sonuçlar doğuracağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Simülasyona dayalı eğitim; hemşirelik; öğrenciler; memnuniyet; öz etkililik-yeterlilik; postpartum dönem
Postpartum dönemde annelere verilen emzirme destek programının sadece anne sütü ile beslenme süresi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Araştırma kapsamında yeni doğum yapmış annelerde ilk altı ayda sadece anne sütü ile besleme oranını arttırmayı hedefleyen; doğum sonrası hastanede bir oturumluk eğitimi, taburculuk sonrası ikinci hafta hastanede izlemi ve ikinci, dördüncü, altıncı aylarda telefon izlem ve danışmanlığını kapsayan Emzirme Destek Programı (EDP) geliştirilmiştir. Bu araştırma ile EDP'nın etkinliğinin, müdahale grubunda yer alan annelerin bilgi düzeyi, emzirme özyeterlilikleri ve sadece anne sütü (SAS) ile besleme davranışları açısından kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma eğitim etkinliğinin değerlendirilmesine yönelik kontrollü bir müdahale araştırmasıdır. Araştırma grubu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Sağlığı ve Doğum kliniğinde 04.11.2013-25.04.2014 tarihleri arasında doğum yapan; okuryazar olan, 18 yaş ve üzeri, İzmir şehir merkezinde yaşayan, tekil ve miadında doğum yapan annelerden oluşmuştur. Örnek büyüklüğünün hesaplanması amacıyla daha önce yapılmış çalışmalarda bildirilmiş olan müdahale ve kontrol grupları arasındaki girişime yönelik etki farkı değerlendirilmiş, EDP ile altıncı ayda SAS' ne devam etme yüzdesinin % 55'e ulaşması hedeflenmiştir. NCSS-PASS 2005 programından yararlanarak α=0.05 ve % 80'lik bir güçle hesaplanan örnek büyüklüğü müdahale grubunda 105, kontrol grubunda 105 olmak üzere toplam 210 anne olarak belirlenmiştir. İzlem kayıpları olabileceği dikkate alınarak 230 anne çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma süresince müdahale grubunda dört, kontrol grubunda altı annenin izlemleri tamamlanamamıştır. Müdahale grubunda yer alan annelere hastanede eğitim uygulanmadan önce; sosyodemografik, doğurganlık ve emzirme açısından özellikleri ile emzirme konusunda bilgi düzeyleri, özyeterlik algıları ve emzirme davranışlarına ilişkin verileri toplanmıştır. Veriler toplandıktan sonra müdahale grubundaki anneler EDP' na dahil edilerek, araştırmacı tarafından birebir görüşme ile emzirme eğitimi verilmiştir. Taburculuk sonrası ikinci hafta hastanede izlem, ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda telefon izlemi ile birlikte emzirme danışmanlığı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise hastanedeki görüşme ile birlikte ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda telefon izlemi yapılmış, ikinci hafta hastane izlemi yapılmamıştır. Bu gruba araştırmacı tarafından eğitim uygulanmamış, rutin hizmetlere yönlendirilmişlerdir. Altıncı ay sonunda tüm annelere Bilgi Değerlendirme Formu (son test) uygulanarak emzirme konusunda bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistik analizinde tanımlayıcı özellikler ki-kare analizi ile karşılaştırılmıştır. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası bilgi formu, Özyeterlilik ölçeği ve LATCH tanılama aracından aldıkları puanlar t testi ile değerlendirilmiştir. Anne sütü ile besleme açısından grupların kendi içindeki aylara göre değişimi Cochrane Q testiyle, emzirmenin belirleyicileri ise lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Bulgular: EDP sonrası altıncı ayda uygulanan son testte annelerin bilgi puan ortalaması müdahale grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (t=10.737; p=0.000). Annelerin özyeterlilik düzeyleri ise ikinci ayda her iki grupta da artış göstermiş, müdahale grubundaki artışın kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır (t=7.90; p=0.000). Hastanede eğitim öncesi ve sonrası annelerin emzirme davranışlarını değerlendirmede kullanılan LATCH ölçeği puanları da müdahale grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek elde edilmiştir (t=7.250; p=0.000). Müdahale grubunda bebeğini sadece anne sütüyle besleme yüzdesi, hastaneden taburcu edilmeden önceki izlemden son izleme kadar kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Müdahale grubunda SAS düzeyi, hastaneden taburcu olmadan önce % 88.3, ikinci ayda % 83.8, dördüncü ayda % 71.2 ve altıncı ayda % 58.6 iken kontrol grubunda sırasıyla % 70.6, % 46.8, % 31.2 ve % 19.3'tür. Müdahale grubunda olma kontrol grubuna göre sadece anne sütüyle besleme olasılığını; taburculukta 3.02 kat, ikinci ayda 8.94 kat, dördüncü ayda 7.46 kat ve altıncı ayda 7.51 kat artırmaktadır. Sadece anne sütüyle beslemede etkili olan diğer değişkenlerin ise çekirdek ailede yaşama, normal doğum yapma, multipar olma ve biberon kullanmama olduğu belirlenmiştir. Çekirdek ailede yaşayan annelerde SAS ile bebeğini besleme olasılığı, geniş ailede yaşayanlara göre taburculukta 3.18 kat, ikinci ayda 4.84 kat ve altıncı ayda 4.45 kat artmaktadır. Normal doğum yapanlarda ise hastanede SAS ile besleme olasılığı sezaryen doğum yapanlara kıyasla 2.65 kat yüksektir. Multipar anneler, primiparlara göre bebeklerini, ikinci ayda 5.20 kat, dördüncü ayda 2.95 kat ve altıncı ayda 4.08 kat daha fazla anne sütüyle beslemektedir. Biberon kullanmayan kişilerde ise hastanede SAS ile besleme düzeyinin biberon kullananlara göre 3.60 kat arttığı bulunmuştur. Aylık izlemlerin değerlendirilmesi sonucunda annelerin en fazla aile sağlığı merkezlerinden hizmet aldığı, bu süreçte üçte birinin emzirme açısından değerlendirilmediği, ek besine başlamada en yüksek oranda sağlık çalışanının etkili olduğu ve çalışan annelerde işe başladıktan sonra emzirme sorunlarının arttığı saptanan diğer bulgulardır. Sonuç: Bilgi, özyeterlilik ve davranış bileşenleri çerçevesinde oluşturulan EDP' nın annelerin bilgi düzeylerinin geliştirilmesine önemli katkı sağladığı, emzirme özyeterliliklerini güçlendirdiği ve sadece anne sütüyle besleme düzeyini artırarak annenin emzirme davranışını olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sadece anne sütü; Emzirme Eğitimi; Özyeterlilik; Emzirme Desteği
Gebelikte uygulanan pelvik taban egzersizlerinin postpartum stres inkontinansa ve yaşam kalitesine etkisi
Gebelik sırasında üriner sistemde anatomik ve fizyolojik pek çok değişiklik meydana gelir. Üriner inkontinansın oluşmasında gebelik ve doğum ile ilgili faktörler; terme ulaşan gebelik sayısı, parite, doğum şekli, doğum komplikasyonları, epizyotomi/yırtık varlığı, bebeğin doğum ağırlığı, doğumdan sonra miksiyon ile ilgili problemlerin önemli rolü vardır. Bu çalışma; gebelikte yapılan pelvik taban kas egzersizlerinin doğum sonu dönemde pelvik taban kas gücüne, stres inkontinansa ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ürojinekoloji Polikliniği'nde 01 Ekim 2014 ve 31 Mayıs 2016 tarihleri arsında yapılmıştır. Araştırmaya 14 kontrol, 18 çalışma grubu olmak üzere toplam 32 gebe dahil edilmiştir. Tüm kadınların primipar, 20-30 haftalar arasında gebe olması ve vajinal doğum yapması çalışmaya dahil edilmede en önemli kriterleri oluşturmuştur. Veriler; kadınların sosyo-demografik ve tanımlatıcı bilgilerini içeren anket formu yanı sıra, Incontinence Impact Qestionnaire (IIQ-7) ve Urogenital Distress Inventory (UDI-6) ölçekleri kullanılarak, Biofeedback (BF) cihazı, elektromyelografi (EMG) probu, perineometre ve dijital muayene (Modifiye Oxford Skalası) ile kas gücü ölçümleri yapılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 16.0 paket programı kullanılarak sayı, yüzde, Bağımsız T Testi, Mann Whitney U Testi, Wilcoxon Sıralı İşaretler Testi, ve Ki Kare Testi uygulanmıştır. Çalışma ve kontrol grubundaki kadınların gebelikteki Modifiye Oxford Skalasına göre pelvik taban kas gücü dağılımları incelendiğinde en yüksek oranda %31.2'sinin (n:10) 1 kas gücü seviyesine ve %28.1'inin (n: 9) 2 kas gücü seviyesine, sahip oldukları saptanmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının kas gücü değerlendirildiğinde; egzersiz alan kadınlar ile egzersiz almayan kadınların kas gücü arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. UDI-6 ve IIQ-7 toplam ölçek puanları incelendiğinde; çalışma ve kontrol grupları arasında gebelikte ve doğum sonu ikinci ayda istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar pelvik taban kas egzersizlerinin gebelikte ve lohusalıkta tüm kadınlara pelvik taban kas egzersizleri öğretilmesinin faydalı olduğunu göstermiştir. Pelvik taban kas egzersizlerinin gebelikte ve doğum sonu uzun dönemde etkinliğini incelemek adına daha büyük örneklem sayısı ve daha uzun dönem takipli araştırmalar yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Pelvik taban kas egzersizleri; üriner inkontinans; gebelik; postpartum
Erken pospartum dönemde emzirmeyi engelleyen kültürel inanç ve uygulamalar
Amaç: Bu çalışmanın amacı erken postpartum dönemde emzirmeyi engelleyen kültürel inanç ve uygulamaları belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Akdeniz bölgesinde bulunan kamu hastanesinde 15/11/2022-30/04/2023 tarihinde doğum yapan, dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan, 302 lohusa ile yürütülmüştür. Araştırma verileri; "Anne Tanıtıcı Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veriler, doğum yapan ve ilk 24 saati tamamlayarak taburculuk kararı verilen annelere araştırma hakkında bilgi verildikten sonra mahremiyetin sağlandığı bir ortamda yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin analizinde shapiro-wilk testi, ki-kare testi, cramer's v katsayısı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin %73,5'inin 20-34 yaş arasında olduğu, %27,8'inin üniversite ve üzeri bir eğitim düzeyine sahip olduğu ve 77,8' i gelir getiren bir işte çalıştığı belirlendi. Annelerin %81,4'ünün doğumdan sonraki ilk bir saat içinde emzirdiği, prelakteal beslenme oranının %24.5 olduğu belirlendi. Anne sütünden önce yaygın olarak bebeğe verilen besinler, bebek maması, hurma, zemzem suyu ve şekerli sudur. Bebeğe anne sütünden önce zemmem suyu ve hurma'yı, dini bütün olsun diye, şekerli suyu ise sarılık olmasın diye verdikleri belirlendi. Annelerin tamamına yakını bebeklerini gecede emzirdiği, %84,4'ünün 1-2 saat aralıklarla emzirdiği belirlendi. Annelerin İlk 24 saat içinde bebeğini besleme davranışları incelendiğinde, %32,6'sının sadece anne sütüyle beslemeye devam ettiği, %46,7'sinin hazır mama, %15,2'sinin zemzem,%11,9'unun şekerli su, %9,9'unun hurma, %8,9'inin su, %6,6'sının kimyon çayı verdiği saptanmıştır. Annelerin, %46,4'ünün doğum çantasına biberon bulundurduğu ve %34,4'ünün bebeklerini biberonla beslediği ve %37,4'ünün bebeğine emzik verdiği belirlendi. Sonuç: Erken postpartum dönemde anne sütü ve emzirmeyi engelleyen hurma, zemzem, şekerli su, bebek maması gibi kültürel inanç ve uygulamaların olduğu belirlenmiştir. Sağlık profesyonelleri emzirme eğitimi ve danışmanlık verirken annelerin kültürel inanç ve uygulamalarını göz önünde bulundurmalıdır.