Child diseases

276 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Erken Cumhuriyet Dönemi çocuk dergilerinde bedeni, ahlaki ve terbiyevi özellikleriyle inşa edilen çocuk

Cumhuriyetin ilanıyla kurulan ulus-devlet yapısının, en önemli ihtiyaçlarından biri de ulus-devlet paradigması ve Cumhuriyet rejiminin tasavvur ettiği yeni insanın inşasıdır. Bu yanıyla Cumhuriyeti kuran kadronun en önemli amaçlarından biri de Cumhuriyet rejiminin kendisiyle özdeşleştirdiği çocukluğun inşasını sağlamaktır. Bu tez çalışmasında erken Cumhuriyet döneminde Cumhuriyeti kuran kadronun, Cumhuriyet rejimi ve ulus-devlet paradigması çerçevesinde inşa etmek istedikleri çocukluğu, dönemin popüler yayını olarak da tanımlayabileceğimiz süreli çocuk yayınlarından, çocuk dergilerine odaklanılarak, çocukluğun bedeni ahlaki ve terbiyevi inşasının hangi koşullarda, hangi nedenlerle, hangi söylemler ve kavramlar çerçevesinde nasıl ortaya konulduğunu konu edinmiştir. Tez çalışması çerçevesinde ele alınan uzun dönem aynı zamanda Türkiye modernleşmesinin önemli bir kırılma evresini de oluşturmaktadır. Bu nedenle ele alınan uzun süreç geniş bir modernite bağlamıyla ele alınarak değerlendirilmiştir. Erken Cumhuriyet dönemi çocuk yayınlarında, Cumhuriyet yönetiminin, geleceğin makbul vatandaşı olarak tasavvur ettiği modern çocukluğun inşasında üzerinde durulan ve bir noktada Cumhuriyet rejiminin, "İstikbal davası" olarak adlandırılan çocuk nüfusun sağlıklı ve güçlü kılınarak, nüfusun arttırılmasına çalışılmış, bu yanıyla nüfusa çeşitli yönleriyle müdahale edilerek, bu alan düzenlenip, denetim altına alınmaya çalışılmıştır. Cumhuriyetin ilan edilmesi, imparatorluk sonrası süreçte ulus-devlet projesinin ilanıydı. Cumhuriyetin, ulus-devlet ve laik-seküler temelli devlet ve toplum modeli beraberinde bu siyasal ve toplumsal projeyi meşrulaştıracak yeni bir ahlak ve terbiye anlayışına dayalı olan "iyi-kötü", "doğru-yanlış", "makbul ve makbul olmayanı" kapsayan yeni ahlaki erdem, alışkanlıklar ve davranış kalıpları üretmeyi amaçlamıştır. Bu yanıyla kurulmak istenen yeni toplum anlayışının merkezinde, inşa edilmek istenen "yeni insan" bulunmaktaydı. Dolayısıyla Cumhuriyetin "yeni insanının" Cumhuriyetin, aydınlanmacı ve ilerlemeci anlayışı ekseninde, yeni bir ahlak anlayışı çerçevesinde, içerisinde yaşanılan zamanın ve toplumun ihtiyaçları ve gereklerine cevap verebilecek nitelikte, rasyonel laik-seküler, pozitivist bir yaklaşımla inşa edilmesi amaçlanmıştır. Bu tez çalışması çerçevesinde Cumhuriyet çocuğunun hangi ahlaki ve terbiyevi kavram ve söylemlerle inşa edildiği ortaya konulurken, bunun, içerisinde yaşanılan siyasal, sosyal ve ekonomik konjonktür ile olan bağının yanı sıra geç Osmanlı modernleşmesi ile olan süreklilik ve kopuşu da sorunsallaştırılmıştır.

AhlakAhlaki değerlerBeden+7
Sevcan Başboğa
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Serebral palsi'li ve sağlıklı gelişen 6-12 yaş arası çocukların konuşma özelliklerinin maksimum performans ölçüm yöntemleri ile belirlenmesi

ÖZET Dizartri ve apraksi gibi motor konuşma bozukluklarında, ses bozuklarında ve diğer konuşma bozukluklarının değerlendirilmesinde ve terapi etkiliğinin çalışılmasında klinik ortamda sıklıkla kullanılan ancak standart bir prosedürü bulunmayan Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri ile konuşmanın solunum, sesleme ve sesletim gibi seçilmiş konuşma bileşenleri için bireylerin performansının üst sınırları değerlendirilmektedir. Bu çalışmada sağlıklı ve SP'li çocuklarla yapılan test uygulaması ile sağlıklı çocuklarda norm değerleri oluşturulmuş, dizartrili SP'li çocuklar ve sağlıklı çocuklar arasında test değerleri açısından farklılıklar belirlenmiştir. Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri üç testten oluşmaktadır. Bunlar; (a) Maksimum Fonasyon Süresi Testi (b) Maksimum Tekrar Oranı Testi (c) Temel Frekans Aralığı Testi Çalışmaya testin norm değerlerini oluşturmak amacı sağlıklı gelişen, anadili Türkçe olan 6-12 yaş aralığında 140 çocuk katılmıştır. Dizartrili SP'li çocuklarda spastik, diskinetik, ataksik tip SP'li toplam 60 çocuk katılmıştır. Bu çalışmada test sonuçları sağlıklı grupta yaşa ve cinsiyete göre, SP'li grupta alt tipler arasında ve sağlıklı grup ile SP'li grup arasında farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Çalışma sonucunda yaşın Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinden maksimum fonasyon süresi ve maksimum tekrar oranı üzerinde etkili olduğu cinsiyetin etkili olmadığı görülmüştür. Çalışmanın bir diğer bulgusu Maksimum Performans Ölçüm Yöntemlerinin SP'li çocuklarda gözlenen dizartrik konuşma ile normal konuşmayı ayırt eden oldukça güçlü ölçüm yöntemleri olduğudur. Anahtar Sözcükler: Maksimum Performans Ölçüm Yöntemleri, dizartri, Serebral Palsi, akustik ölçümler

Akustik impedans testleriKonuşmaKonuşma bozuklukları+4
Didem Akyıldız
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sleeperone elektronik anestezi sistemi ile geleneksel lokal anestezi tekniklerinin çocuk hastalarda meydana getirdiği ağrı ve kaygı düzeylerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bir bilgisayar destekli lokal anestezi sistemi olan SleeperOne® ile yapılan intraosseöz anesteziyi geleneksel lokal anestezi teknikleriyle oluşturdukları ağrı ve kaygı bakımından kıyaslamaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya 8-12 yaş aralığında 1. daimi molar dişlerinde dentin 1/2 seviyesinde oklüzal çürüğü olan 32 hasta dahil edilmiştir. Hastaların işlem öncesi CFSS-DS ile kaygı düzeyleri ölçülmüştür. Lokal anestezi uygulamalarından önce ve sonra kalp atım değeri ve hekim gözlemine dayalı FIS değerleri, anestezi sonrası bireysel ağrı deneyimini belirlemek için VAS değeri ölçülmüştür. Vitalite ve anestezi etkinliği EPT ile kontrol edilmiştir. Bulgular: SleeperOne® ile intraosseöz anestezi sonrası her iki çenede geleneksel yönteme kıyasla anlamlı olarak daha düşük VAS ve FIS değerleri ölçülmüştür. Anestezi sonrası kalp atım sayısında üst çenede anlamlı fark olmazken alt çenede geleneksel yönteme göre daha düşük kalp atım sayısı olduğu görülmüştür. Sonuç: SleeperOne® ile intraosseöz uygulamaları etkili ve başarılıdır. Geleneksel yöntemlere kıyasla çocuklarda daha az ağrı ve kaygıya neden olmuştur. Kesin kanılara varılabilmesi için daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dental Kaygı, İntraosseöz Anestezi, Sleeperone

AnesteziAnestezi-dentalAnestezi-lokal+7
Zeynep Alkan
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyetleri

Ebeveynlere, çocuklarının hastanede yatışı sırasında sağlanan hemşirelik desteği, hemşirelik uygulamasının hayati bir bileşenidir. Hemşireler hastanede çocuğu yatan ebeveynlere destek olduklarında, ebeveynlerin hastanede kalma sürecini daha iyi yönettiği, sağlık bakım memnuniyet düzeylerinde artış olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyinin ebeveyn memnuniyeti ile ilişkisinin ölçülmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu araştırma, Aralık 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, bir eğitim ve araştırma hastanesi genel çocuk servislerinde çocuğu yatan ve çalışmaya katılmayı kabul eden ebeveynler (f=143) ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemşire Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ)" ve "PedsQL Sağlık Bakımı Memnuniyet Ölçeği (PedsQL-SBMÖ)" ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde; tanımlayıcı istatistikler, Cronbach's Alpha, bağımsız gruplarda t-testi (student t-test); tek yönlü varyans analizi (ANOVA) Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan ebeveynlerin yaş ortalamaları 32,30∓6,16 olup, ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamalarının sırasıyla; 64,16±20,75; 55,22±24,22 olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin yaşlarına göre HEDÖ kaliteli bakım verme desteği alt boyutundan aldıkları puan ortancaları ve ebeveynlerin öğrenim durumuna göre PedsQL-SBMÖ teknik beceri alt boyutundan aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Araştırmaya katılan çocukların akut ya da kronik hastalığa sahip olma durumuna göre HEDÖ toplam puan ortancaları ile alt boyutlarından aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamaları arasındaki ilişki yüksek düzeydedir (r=0,755; p<0,001). Çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin hemşire ebeveyn destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyet düzeyleri orta düzeydedir. Ebeveynlerin hemşirelerden aldıkları destek düzeylerinin ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetinin istendik düzeyde olması için konu ile ilgili hizmet içi eğitimlerin verilmesi gereklidir.

Algılanan destekAna-babaHasta bakımı+7
Gülay Öztaş Sarı
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği'nde deri ve yumuşak doku enfeksiyonu tanısıyla yatarak tedavi görmüş olan hastaların incelenmesi: On yıllık retrospektif değerlendirme

Deri ve yumuşak doku enfeksiyonları (DYDE), çocukluk çağında sık görülür. Çoğu ayaktan izlenir, ancak invaziv tipleri hastaneye yatış gerektirir. Bu tez çalışmasında on yıllık sürede (2009-2018) deri ve yumuşak doku enfeksiyonu tanısıyla Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği'ne (ÇHEK) yatırılan 355 olgunun demografik, klinik, laboratuvar, risk faktörleri ile birlikte prognostik verilerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı. On yıllık sürede DYDE tanısıyla yatan olgular, tüm Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (ÇSH) kliniğine yatan olguların %0,9'unu, tüm ÇEHK'ne yatan olguların %8'ini oluşturdu. DYDE'ları içinde selülit %31 (n=111), preseptal selülit %24,2 (n=86), servikal lenf nodu absesi %10 (n=34), subkutan abse %10 (n=36), impetigo %8 (n=29) oranında saptandı. Olguların medyan yaşı 6 yıl, %60,3'ü (n=214) erkek idi. Başvuru öncesi semptom süresi medyan 5 gündü. Olguların %26'sının (n=93) kronik hastalığı vardı. Başvuru öncesi olguların %52'si (n=182) antibiyotik kullanmıştı. Olguların %16'sında (n=57) yatışında kan veya yara/abse kültüründe etken üredi. En sık saptanan mikroorganizmalar S.aureus (%46, MRSA (%7), MSSA (%37)), streptokok spp. (%16), koagülaz negatif stafilokoklar (%14)'dı. Altı olguda yoğun bakım yatışı vardı. Olguların tümüne ampirik parenteral antibiyotik başlandı, %16 olguya (n=56) ek olarak drenaj ve/veya cerrahi tedavi uygulandı. Hastanede toplam yatış süresi medyan 6 gündü. Kronik hastalığı, yoğun bakım yatışı (YBÜ) ve önceden antibiyotik kullanan olguların yatış süreleri (sırasıyla medyan 7, 8, 7 gün) cerrahi/drenaj uygulanan olgulardan (11 gün) anlamlı olarak daha kısaydı (p<0,05). Herbir olgunun ortalama toplam yatış maliyeti 780,41 TL (1075,23±1146,05, 46,2-11531,59), ortalama günlük maliyeti 135 TL (600,52±1339,27, 14,03-3913,94) bulundu. Dolar cinsinden (10 yıllık ortalama $ kuru, 1$= 2,45 TL) ortalama toplam yatış maliyeti 255,77 $ (418,69± 564,31, 53,48- 7252,57), ortalama günlük maliyeti 43,36 $ (58,33± 142,91, 5,17- 2574,96) bulundu. Hiçbir olgu kaybedilmedi. Sonuç olarak; ÇSH'a yatan tüm hastaların yaklaşık %1'ini, ÇEHK'ne yatan tüm hastaların %8'ini DYDE olguları oluşturdu. En sık MSSA (%39) üredi ve ortalama yatış süresi 6 gündü. Olguların ortalama toplam yatış maliyeti 780 TL, ortalama günlük maliyeti 135 TL bulundu. Bu verilerle ÇSH klinik pratiğinde DYDE sık görülen bir hastalık olup; bu durumun dikkate alınması ve eğitim programında yer alması uygun olacaktır. Ayrıca hastaların ayaktan optimal tedavileri hastane yatışını azaltabilir. Sonuç olarak; DYDE sık görülmekte olup ayaktan ilk gören hekimin antibiyotik tedavisi hastaneye yatışı azaltabilir.

DemografiDeri hastalıkları-enfeksiyözEnfeksiyonlar+5
Begüm Özgürbüz Durgut
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğine tekrarlayan pnömoni nedeniyle yatışı yapılan çocuk olguların retrospektif değerlendirilmesi

Bursa Uludağ Üniversitesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalında 25 Mayıs 2017 ve 25 Mayıs 2022 tarihleri arasında tekrarlayan pnömoni nedeniyle yatışı yapılan 152 olgu retrospektif olarak incelenmiştir. Tekrarlayan pnömoni kriterleri ile uyumlu olan olguların yaş ortalaması 21,36 ± 16,61 ay ve %52'si erkek cinsiyetti. Olguların %44,7'sinde vücut ağırlığı <3 persentil altındaydı. Olguların %27,6'sında prematürite öyküsü ve %12,5'inde bronkopulmoner dizplazi (BPD) saptandı. Altta yatan hastalık olguların %92,7'sinde mevcut olup en sık %30,'unda nörolojik hastalık, %15,7'sinde konjenital kalp hastalığı (KKH) ve %12,5'inde gastroözefageal reflü (GÖR) mevcuttu. En sık başvuru yakınması %73 oranında öksürüktü. Hastalardan alınan kan örneklerinde %25,6'inde lökositoz ve %50'sinde CRP yüksekliği saptandı. Kan kültüründe %11,2'inde üremesi olup, %3,9'ünde Staphylococcus hominis saptanmıştı. Solunum PCR testi %32,2'sinde pozitif olup en sık etken %44,8 oranında Rinovirüs'tü. İnfiltrasyon bulgusu olguların %85,5'ünde göğüs grafisinde ve %79,2'sinde toraks bilgisayarlı tomografisinde (BT) saptandı. Yoğun bakım ünitesine (YBÜ) 24 olgu (%15,8) yatırıldı, %8,6'sı entübe edildi ve %9,2'si eksitus oldu. Birden fazla hastalık bulunan grupta boy uzunluğu ve vücut ağırlığı <3 persentil olan olguların sıklığının, birden fazla hastalığı olmayan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu saptandı (p<0,05). Olguların semptom başlama yaşı ile tanı yaşı arasındaki korelasyona bakıldığında istatistiksel olarak anlamlılık göstermektedir (p<0,001). Altta yatan hastalık varlığı ile olguların geçirdikleri pnömoni atak sayısı arasındaki ilişkiye bakıldığında kistik fibrozis (KF) (p<0,001), aspirasyon sendromu (p=0,007) ve tüberkülozlu (TB) (p=0,003) olguların ortalama atak sayısı daha yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Tekrarlayan pnömoni, alta yatan hastalıklar, çocukluk dönemi.

Akciğer hastalıklarıBursaPnömoni+3
Şükran Çetiner
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Merkezimiz çocuk kardiyoloji bölümünde izlediğimiz sol ventrikül nonkompaksiyon kardiyomiyopati tanılı hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi

Nonkompaksiyon kardiyomiyopati (NKKMP) miyokardın intrauterin gelişim sürecinde duraksama sonucu, embriyojenezin erken döneminde görülen belirgin ventriküler trabeküler yapının doğum sonrası ve erişkin dönemde kalıcı olmasıyla karakterize ve nadir görülen bir kardiyomiyopati olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada; Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı poliklinik ve kliniklerinde sol ventrikül nonkompaksiyon kardiyomiyopati tanısıyla, 1 Ekim 2014 – 1 Ekim 2019 tarihleri arasında takip edilmiş olan 50 olgu taranmış olup olguların tanı yaşı, cinsiyet dağılımları, başvuru semptomları, etiyolojik dağılımları, eşlik eden hastalıklar, ekokardiyografi, Holter ve anjiyografi sonuçları, aldıkları medikal ve girişimsel tedaviler, tedavi süre ve tedaviye yanıtları ile prognozları değerlendirildi. Çalışma grubunu oluşturan olguların %54'ü (n:27) erkek, %46'sı (n:23) kızdır ve tanı yaşı medyan: 7 ay, minimum: 0,1 ay, maksimum: 180 ay olarak hesaplanmıştır. Olguların %8'i (n:4) asemptomatik olup en az bir semptomu olan hastaların ise; %68'inde üfürüm (n:34), %38'inde (n:19) solunum sıkıntısı, %28'inde (n:14) kardiyomegali mevcuttur. Asemptomatik hasta gözlenme sıklığı 2 yaş üstü hastalarda daha yüksektir (p=0,032). Hastaların takip sürelerinin medyanı 47 ay olup, minimum 1 ay ve maksimum 156 ay olduğu görülmüştür. Halen devam eden hastalığı olan hasta sayısı 46 (%92) olup, çalışmadaki hastaların 4'ü (%8) yaşamını yitirmiştir. Sonuç olarak; çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler, NKKMP'li hastaların tanı, takip ve tedavi süreçlerine yol gösterici olması açısından önemlidir. Ekokardiyografi bu hastaların izleminde en önemli tanı yöntemidir ve günümüzde daha yaygın kullanımı ile NKKMP tanısı daha erken konabilmektedir ve erken tedavi ile kalp yetersizliği (KY), tromboemboli, ventiküler aritmi ve ani kardiyak ölüm gibi klinik tabloların önüne geçilebilmektedir.

EkokardiyografiKalp hastalıklarıKardiyomiyopatiler+3
Seval Nayman
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mitral kapak prolapsuslu çocuk hastalarda mitral yetersizlik gelişimi ve seyrinin değerlendirilmesi

Mitral kapak prolapsusu (MVP) mitral kapaktaki fibromiksömatöz değişikliklerin sonucu olarak, bir veya her iki lifletin sistol sırasında mitral kapak anulusundan sol atriyuma bombeleşmesi ile meydana gelen bir kapak patolojisidir. Genel popülasyonda MVP'nin ekokardiyografik olarak görülme sıklığı %2 ile %3 arasındadır. MVP'li hastalarda sıklıkla mitral yetersizlik (MY) eşlik edebilir. Bu çalışmada iki boyutlu ekokardiyografi ile MVP tanısıyla takipli hastaların, geriye dönük taranarak, mitral yetersizlik gelişimi ve seyrinin değerlendirilmesi, MVP'ye eşlik eden ek kardiyak ve ekstrakardiyak patoloji sıklığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı'nda 2011-2021 yılları arasında mitral kapak prolapsusu tanısıyla takip edilmiş 202 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Tüm hastaların yaşı, cinsiyeti, eşlik eden ek kardiyak ve ekstrakardiyak bulguların sıklığı, dosyalarındaki ekokardiyografi raporları taranarak değerlendirilmiş, verilerin analizinde SPSS 25 yazılımından yararlanılmıştır. MVP'li 202 çocuk hastanın 7 ay-17 yaş arasında tanı aldığı ve hastaların başvuru yaş ortalamasının 8.73±3,81 olduğu bulundu. Hastaların %94.1'inde MY saptandı. Hastaların %74.2'sinin kız ve %25.8'inin erkek olduğu tespit edildi. MY gelişme sıklığı açısından kız ve erkekler arasındaki fark anlamlı bulunmadı. Hastaların takibinde %32.6'sında MY derecesinin azaldığı, %23.7'sinde artış olduğu ve %43.5'inin MY derecesinde fark olmadığı tespit edildi. Hastaların %21'inde hafif, %79'unda belirgin MVP olduğu belirlendi. En sık başvuru, üfürüm nedeni ile yapılmış olup, sırasıyla; geçirilmiş akut romatizmal ateş öyküsü, Marfan sendromu, çarpıntı, eklem ağrısı, ateş, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, pektus excavatum diğer sık başvuru nedenlerini oluşturmaktadır. MVP'ye eşlik eden ek kardiyak hastalıklar sırasıyla en sık ASD, daha sonra TVP, PFO ve VSD olarak bulunmuştur. Transkateter yolla ASD'si kapatılan MVP'li hastalarda MY seyrinde anlamlı farklılık bulunmadı. Hastaların EF düzeyi ile MY derecesi arasında da anlamlı ilişki olmadığı

Mitral kapakMitral kapak prolapsusuMitral kapak yetmezliği+2
Tahir Çağlar
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik elektif cerrahilerde videolaringoskopi ile direk laringoskopinin karşılaştırılması

Çalışmamızda zor havayolu olması beklenmeyen 10-40 kg arası pediatrik elektif cerrahilerde videolaringoskopinin direk laringoskopiye göre entübasyon süresi, anteriorlaringeal bası, entübasyon girişim sayısı ve hemodinamik değişiklikler açısından avantajlı olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Çalışmaya genel anestezi altında operasyon planlanan 0-18 yaş arası ASA I-II-III risk skoruna sahip 100 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, boyu, kilosu, VKİ(vücut kitle indeksi), Mallampati skoru, ASA skoru, cerrahi tipi kaydedildi. Hastalarrandomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı. 50 hasta video laringoskopi ile 50 hasta ise direk laringoskopi ile entübe edildi. Hastaların entübe edilmeden önce ve sonra nabız sayıları, sistolik kan basınçları(SAB), diyastolik kan basınçları(DAB), ortalama kan basınçları(OAB), SPO2 değerleri kaydedildi. Hastalarda entübasyon süresi, anteriorlaringeal bası, entübasyon girişim sayısı, ilk denemede entübasyon başarısı, entübasyon başarısı, komplikasyonlar ve CormackLehanne skoru bakıldı. Videolaringoskopi grubundaki hastaların entübasyon süreleri istatistiksel olarak anlamlı yüksek, anteriorlaringealbasıihtiyacı ve ilk denemedeki entübasyon başarı oranı ise istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Grup içi değerlendirmede her iki grupta da nabız, SAB, DAB ve OAB entübasyon sonrasında entübasyon öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu ancak SPO2 değerinde anlamlı fark görülmedi. Gruplar arası değerlendirmede ise videolaringoskopi grubunda direk laringoskopi grubuna göre nabız değişimi, DAB değişimi ve OAB değişimi istatistiksel olarak anlamlı yüksekti ancak SAB ve SPO2 değişiminde anlamlı fark görülemedi. Sonuç olarak pediatrik hastalarda videolaringoskopide daha az anteriorlaringeal basıya ihtiyaç duyulurken entübasyon için daha fazla süre ve girişim sayısı gerekmektedir. Normal havayoluna sahip pediatrik vakalarda videolaringoskopinin bir avantaj sağlamadığı gösterilmiştir.

CerrahiEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+3
Tuncer Yavuz
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beş yaş altı çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan viral etkenlerin araştırılması

Amaç: Alt solunum yolu enfeksiyonları (ASYE) tüm dünyada çocuklarda mortalite nedenleri arasında önemli yer tutmaktadır. Çalışmamızda akut ASYE tanısıyla izlenen beş yaş altındaki çocuklarda viral etkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bezmialem Vakıf Üniversitesi çocuk acil servisinde 1 Mart 2015-31 Ocak 2016 tarihleri arasında ASYE tanısı alan 1 ay-5 yaş arası çocuklardan nazofarengeal sürüntü örnekleri alınmıştır. Altta yatan kronik hastalığı olan olgular çalışma dışı bırakılmıştır. Alınan örneklerde gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle etken varlığı araştırılmıştır. Etken tespit edilen olguların yaş gruplarına ve mevsimlere göre dağılımı incelenmiştir. Klinik ve labaratuvar bulguları ile etken ilişkisi araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 95 hastanın 51 (%53,7)' i erkek, 44 ( %46,3) 'ü kız olup yaş ortalaması 26,3 aydır. Olguların %45'inin başvuru öncesi antibiyotik kullandığı öğrenilmiştir. Öksürük (%100) ve hırıltı (%70) en sık başvuru yakınmalarıdır. Ortalama lökosit sayısı 11,600/mm3, CRP 2.84 mg/dl bulunmuştur. Akciğer grafisinde en sık havalanma fazlalığı ve interstisyel infltrasyon (%33 ve %27) saptanmıştır. Virüs varlığı 51 olguda (%53,6) gösterilmiştir. En sık saptanan virüsler, rinovirüs (%22), insan bocavirüs (HBoV) (%21) ve respiratuvar sinsiyal virüs (RSV) (%19)'tür. İlk 1 yaşta en sık HBoV (%26) tespit edilirken 13-60 aylık çocuklarda rinovirüs (%26.4) başta gelmektedir. Çoklu viral etken birlikteliği 10 hastada saptanmış olup en sık HBoV ile gözlenmiştir. Respiratuvar sinsisyal virüs daha çok kış aylarında görülürken HBoV'un yıl boyu sürdüğü gözlenmiştir.Hastaların klinik ve laboratuar bulguları ile ajanlar arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır Sonuçlar: Virüsler ASYE'de en sık bulunan etkenlerdir. Yaş grupları ve mevsimlere göre etkenler değişiklik göstermektedir. Klinik ve laboratuvar bulguları viral ve viral-bakteriyel birlikteliklerin ayırımında yeterli değildir. Anahtar Kelimeler; alt solunum yolu enfeksiyonu, polimeraz zincir reaksiyonu, viral enfeksiyon

DNA-yönlendirilmiş RNA polimerazlarPolimeraz zincirleme reaksiyonuSolunum yolları enfeksiyonları+4
İbrahim Türk
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Spina bifida'lı çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvvetinin solunum fonksiyonlarına etkisi

Spina Bifida (SB) embriyolojik dönemde 2-6. haftalar arasında nöral tüpün kapanmasındaki defekte bağlı olarak meninkslerin ve sinirlerin protrüzyonuna neden olan bir doğum kusurudur. SB'de kas-iskelet sistemi, sinir sistemi, genitoüriner sistem problemlerinin yanında solunum sistemi problemleri de ortaya çıkmaktadır. Solunum sistemi problemleri primer problem olmadığı için değerlendirmede de ikinci planda kalmaktadır. Bu nedenle SB'de solunum sistemi problemlerinin nedenleri, değerlendirilmesi ve rehabilitasyonuna dair çalışmalar oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı SB'li çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvveti ile solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinden hareketle kas kuvvetinin solunum fonksiyonlarına etkisini araştırmaktır. Araştırma kapsamında 5-18 yaşları arasında değişen 33 (15 kız, 18 erkek) SB tanısı almış ve 30 (15 kız, 15 erkek) sağlıklı olguyla çalışıldı. Çalışmaya sadece üst lumbal, alt lumbal ve sakral etkilenimli SB'li olgular dahil edildi, torakal etkilenimin varlığı dışlanma kriteri olarak belirlendi. Olguların demografik verileri ve klinik bilgileri çalışmacı tarafından hazırlanan forma kaydedildi. Üst ekstremite ve gövde kas gücü ölçümünde manuel kas testi kullanıldı. Tüm olgulara solunum fonksiyon testi (SFT) ve göğüs çevre ölçümü yapıldı. SB'li olguların günlük yaşamdaki fonksiyonel yeteneği PEDI'nin Fonksiyonel Beceriler alt başlığı kullanılarak değerlendirildi. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Gruplar karşılaştırıldığında hem üst ekstremite ve gövde kas gücü hem de SFT sonuçları SB'li grupta anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05). Gruplar arasında yapılan istatiksel analizde aksillar ve epigastrik bölgelerde yapılan göğüs çevre ölçümünde SB'li olgularda sağlıklı olgulara göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). Kız ve erkek SB'li olgular arasında fonksiyonel becerilerde anlamlı fark yoktu (p>0.05). Lezyon seviyesi üst segmentlere ilerledikçe fonksiyonel becerilerin kendine bakım ve mobilite parametrelerinin anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (p<0.05). SB'li olgularda ambulasyon seviyesi iyileştikçe FVC ve FEV1 değerleri de anlamlı düzeyde artış gösterdi (p<0.05). Sonuç olarak çalışmamız üst lumbal, alt lumbal ve sakral seviyeli SB'li çocuklarda üst ekstremite ve gövde kas kuvvetinde azalmanın olduğu ve bu güçsüzlüğün solunum fonksiyonlarını ve günlük yaşamdaki fonksiyonel becerileri etkilediğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Spina Bifida, solunum fonksiyonu, fonksiyonel beceriler, lezyon seviyesi

BedenFonksiyonel yetkinlikKas kuvveti+6
Büşra Ilıca
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların fiziksel aktivite düzeyleri

Bu araştırma, DEHB tanısı almış ilkokul ve ortaokul çocuklarının, fiziksel aktivite düzeyini incelemek amacıyla 05.02.2018-20.04.2018 tarihleri arasında Bursa/Nilüfer ilçesinde yer alan okullarda yapıldı. Araştırmaya yaşları 8-14 arasında değişen toplam 80 gönüllü öğrenci katıldı. Çalışma grubunda Cavit Çağlar Ortaokulu'ndan 3, Emir Koop İlkokulu'ndan 3, Hüsnü Züber İlkokulu'ndan 3, Koç Ortaokulu'ndan 7, Vahide Aktuğ Ortaokulu'ndan 3, Üçevler Şehit Faik Gökçen İlkokulu'ndan 3, Fethiye Ortaokulu'ndan 5, Özlüce Özel Sınav Ortaokulu'ndan 12 olmak üzere "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış" toplam 39 öğrenci; kontrol grubunda ise Balat Özel Sınav İlkokulu'ndan 14, Balat Özel Sınav Ortaokulu'ndan 27 olmak üzere toplam 41 sağlıklı öğrenci yer aldı. Öğrencilerin 28'i kız, 52'si erkekti. Bu çocuklara "Çocuklar için Fiziksel Aktivite Ölçeği" (PAQ-C) uygulandı, demografik bilgi olarak beslenme şekilleri, sağlık durumları ve aile gelir düzeyleri sorgulandı ve kaydedildi. Araştırmaya katılan çalışma grubu öğrencilerinde kız/erkek oranı yaklaşık 1/4 iken, kontrol grubunda 1/1'e yakın bulundu. DEHB tanılı öğrenciler kontrol grubundakilerden daha fazla sağlıklı besin tüketti (p<0,05). PAQ-C'ye göre çalışma grubu öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyleri, teneffüs vakitlerinde (Soru 3), okuldan sonraki boş zamanlarında (Soru 5), hafta sonlarında (Soru 7), haftanın genelinde (Soru 8, Soru 9) kontrol grubu öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyinden istatistiksel açıdan daha yüksek bulundu (p<0,05). Ayrıca çalışma grubu öğrencilerinin PAQ-C özet ortalama skoru da kontrol grubununkinden yüksekti (p<0,05). DEHB tanılı öğrenciler tiplerine göre değerlendirildiğinde, Tip-II'de fiziksel aktivite düzeyi istatiksel olarak en yüksek, Tip-I'de ise en düşük olarak tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, DEHB tanısı almış çalışma grubu öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyi kontrol grubu öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyinden istatistiksel olarak yüksek bulundu (p<0,05). Böylece DEHB tanısı alan çocuklardaki aktivite artışının fiziksel aktivite artışı olarak kabul edilebileceği, "DEHB" ile "Fiziksel Aktivite Düzeyi" arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, çocuk, fiziksel aktivite düzeyi

Fiziksel aktiviteFiziksel aktiviteHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+3
Melike Karadağ
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisi

Bronşektazi, kronik inflamasyon ve enfeksiyonun bronş duvarlarında oluşturduğu hasara bağlı olarak bir veya birden fazla bronşta meydana gelen geri dönüşümsüz dilatasyon ve harabiyet ile karakterize kronik bir akciğer hastalığıdır. Özellikle düşük sosyoekonomik duruma sahip gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir prevalansa sahip olan bronşektazi; ağır formlarında ve geç evrelerinde mortalite için önemli bir risk faktörüdür. Bozulan gaz değişim mekanizması ve sekresyonun hava yollarında oluşturduğu kalıcı obstrüksiyon; solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasitede kayıplar meydana getirmektedir. Ek olarak akciğer dışı bir semptom olarak denge, kronik solunum sistemi hastalıklarında incelenmesi gereken güncel bir araştırma konusudur. Hastalığın tedavi ve yönetimine yönelik hazırlanmış kılavuzlarda, hava yolu temizleme teknikleri ve egzersiz eğitiminin önemi vurgulanmaktadır. Literatürde, hasta uyumu ve katılımın bir egzersiz programının etkinliğini belirlemede temel faktörler olduğu belirtilmekte ancak zayıf hasta uyumu ve düşük katılım oranı, bronşektazili hastalarda karşılaşılan yaygın sorunlar olarak bildirilmektedir. Kronik solunum sistemi hastalarında kullanımı giderek artan video oyun temelli sanal gerçeklik uygulamaları, alternatif ve yenilikçi bir fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımı olarak tanımlanmakta; hastaların motivasyon, ilgi, egzersize uyum ve aktif katılımını artırması sayesinde etkili ve yararlı bir yöntem olarak belirtilmektedir. Bilinen yararlarına rağmen bronşektazili hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz eğitiminin etkilerini inceleyen sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamız kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan 39 bronşektazili çocuk hasta randomize şekilde kontrol grubu (Grup 1), "Wii Fit" egzersiz grubu (Grup 2) ve "Breathing Games" egzersiz grubu (Grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi (SFT), solunum ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dakika yürüme testi (6DYT) ve "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Her üç grupta yer alan tüm hastalara, 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kez diyafragmatik solunum egzersizi, torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilasyonlu pozitif ekspiratuar basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj ve perküsyon uygulamaları, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Grup 2'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde aerobik egzersizlerden oluşan "Wii Fit" egzersiz programına alındı. Grup 3'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde solunum egzersizlerden oluşan "Breathing Games" egzersiz programına alındı. Sekiz haftanın sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için IBM SPSS v.26 programı kullanıldı. Verilerin normal dağılım özellikleri Shapiro-Wilk testi ile incelendi. Grup içi verilerin karşılaştırılmasında normal dağılıma sahip verilerde Paired Sample T-test, normal dağılıma sahip olmayan verilerde ise Wilcoxon testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren gruplar arası veriler One Way Anova testi ile karşılaştırıldı ve anlamlı fark bulunan değişkenler için farkın hangi gruplar arasında olduğunu tespit etmede post hoc test olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen gruplar arası veriler ise Kruskal Wallis testi ile karşılaştırıldı. Nonparametrik testlerde anlamlı fark bulunan değişkenlerin hangi gruplar arasında olduğunu belirlemede üç grup için ikişer karşılaştırmalar şeklinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında, Grup 1'de tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP ve MEP) değerlerinde ve 6DYT mesafesinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 2'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde, dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 3'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de SFT'nin zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1), tepe ekspiratuar akım (PEF) ve zorlu ekspiratuar akım %25-75 (FEF25-75) ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde ve BBS testlerinin tüm değerlerinde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 1 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 3'te FVC, FEV1, PEF ve FEF25-75 ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde ve BBS'nin postural stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise "sola, sağa ve öne/sola" değerleri dışındaki tüm parametrelerde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 2 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde ve 6DYT mesafesinde Grup 3'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamız bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz yaklaşımlarının geleneksel egzersiz yaklaşımlarıyla benzer kazanımlar sağladığını; özellikle çocuk hastalarda oyun temelli sanal gerçeklik uygulamalarının; egzersizlerin hedef odaklı, yüksek motivasyon ve tam katılım ile eğlenceli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamasından dolayı tercih edilebilecek bir yaklaşım olduğunu göstermiştir. Ayrıca çalışmamızın sonuçlarına göre sanal gerçeklik temelli aerobik egzersiz eğitimi fonksiyonel kapasite ve periferik kas kuvvetinin; sanal gerçeklik temelli solunum egzersiz eğitimi ise solunum kas kuvvetinin gelişimine ek yarar sağlaması açısından tercih edilebilir bir yaklaşımdır.

Akciğer hastalıklarıBronşektaziBronşiyal hastalıklar+7
Hikmet Uçgun
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinde çocuk acile başvuran olgular ile pandemi öncesi dönemdeki olguların karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı, çocuk acil kliniğimize Covid-19 pandemisi ve öncesinde yapılan başvuruları değerlendirerek hem Covid-19 pandemisinin acil servis işleyişini nasıl etkilediğini gözlemlemek hem de iki dönem arasındaki farkı ortaya koyarak çocuk acil servis planlamaları yapılırken bulduğumuz sonuçların da değerlendirmeye alınmasını sağlamaktır.Bu çalışmada 1 Mayıs – 31 Ekim 2019 ve 1 Mayıs – 31 Ekim 2020 tarihleri arasındaki 6 şar aylık iki dönemde Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Acil Kliniği'ne başvuran 0-18 yaş arası toplam 52675 hastanın tanıları, tetkik edilme durumları, triaj grupları ve epidemiyolojik özellikleri retrospektif olarak karşılaştırıldı.Her iki dönem birbiri ile karşılaştırıldığında acil servise başvuran olguların yaş grupları, başvuru saatleri, triaj, tetkik edilme ve tanı durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05).

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+5
Hakan Ildır
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk hastalıkları servislerinde nozokomiyal enfeksiyon etkenleri ve direnç dağılımının belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Nozokomiyal enfeksiyonlar, diğer ifade şekliyle "sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonlar (SHİE)" hastanın sağlık kuruluşundaki bakım sürecinde gelişen ve hasta sağlık kuruluşuna başvurduğu sırada bulunmayan veya kuluçka döneminde olmayan enfeksiyonlar olarak tanımlanmaktadır. SHİE ile ilgili yapılan sürveyans çalışmaları artmakla birlikte çocuk hastalıkları servislerinde yapılan çalışmalar halen kısıtlıdır. Bu çalışmada bir merkezde 2016-2020 yılları arasında çocuk sağlığı ve hastalıkları servislerinde yatarak tedavi gören hastalarda gelişen SHİE etkenleri, antibiyotik dirençleri incelenerek bu etkenlerdeki direnç dağılımının saptaması planlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmaya Ocak 2016- Aralık 2020 tarihlerinde Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servislerinde tedavi gören ve SHİE tanısı alan hastalar dahil edilmiştir. SHİE tanısı Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) ve Türkiye Ulusal Hastalık Sürveyans Ağı (UHESA) tanı kriterlerine göre konulmuştur. Tüm hastaların verileri hastane bilgi yönetim sistemi üzerinden elde edilmiştir. Hastaların mikrobiyolojik kültürleri klinik seyir kayıtları ile birlikte değerlendirilerek, SHİE'ye sebep olan etken/etkenler ve kültür duyarlılık sonuçları kaydedilmiştir. Bulgular: Beş yıllık retrospektif değerlendirmede mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış 297 SHİE saptanmıştır. Servislere göre dağılımı sırasıyla çocuk yoğun bakım ünitesi (ÇYBÜ)(n=148, %49,8), yenidoğan yoğun bakım ünitesi (YYBÜ)(n=76, %25,6) ve çocuk hastalıkları servisidir (n=73, %24,6). En sık görülen SHİE'ler sırasıyla kan dolaşım enfeksiyonu (KDE)(n=155, %52,2), pnömoni (n=88, %29,6) ve üriner sistem enfeksiyonu (ÜSE) (n=22, %7,4) olmuştur. Etkenlerin %64,9'unu gram negatif bakteriler, %23,4'ünü gram pozitif bakteriler, %11,7'sini mantarlar oluşturmaktadır. Enfeksiyon tipinden bağımsız olarak en sık saptanan etkenler Klebsiella spp.(%20,4), Pseudomonas aeruginosa (%13) ve koagülaz negatif stafilokoklar (KoNS) (%12,7) 'dır. KDE'de en sık izole edilen etken KoNS (%22,2), pnömonide P. aeruginosa (%26,1), ÜSE'de Klebsiella spp. (%50) olmuştur. KoNS'lerin %92'si; Staphylococcus aureus suşlarının ise %57'si metisilin dirençli bulunmuştur. Klebsiella spp. suşlarında %30, E. coli suşlarında %.50 oranında GSBL pozitifliği saptanmıştır. E.coli suşlarında karbapenem direnci saptanmazken Klebisella spp. suşlarının %15'i, P.aeruginosa suşlarının %20'si, Acinetobacter baumanii suşlarının %60'ı karbapenem dirençli bulunmuştur. P.aeruginosa ve A.baumanii suşlarında kolistin direnci saptanmazken, karbapenem dirençli iki Klebsiella suşunda kolistin direnci saptanmıştır (%3,2). Sonuç: Antibiyotiklere karşı giderek artan direnç, özellikle kritik hastaların ampirik tedavi seçiminde önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Çocuk hastalarda SHİE ile ilgili yapılan çalışmalar kısıtlıdır. Merkezlerin kendi hasta profillerini, hastane florasını oluşturan mikroorganizmaları ve bunların direnç özelliklerini, her bölümdeki SHİE dağılımını ve sıklığını bilmeleri, SHİE'lere karşı doğru ampirik tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesini sağlayacaktır.

Çapraz enfeksiyonÇocuk hastalıklarıÇocuk sağlığı servisleri+2
İrem Yılmaz Akpınar
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut bronşiyolit vakalarında serum eser element (Çinko, Demir, Bakır) düzeyleri

Amaç. Akut bronşiyolit, özellikle 2 yaş altı çocuklarda, daha çok virüslerin, küçük hava yollarındaki epitel hücrelerini tutarak mukus üretiminde artışa, bronşiyollerde tıkanmaya, bronkospazma ve hava hapsine neden olarak ortaya çıkan alt solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalığın görülme sıklığının fazla olması, tam etkili bir tedavisinin veya önleyici bir girişimin bulunmaması hastalığın önemini arttırmaktadır. Vücudumuzdaki çeşitli fizyolojik ve biyolojik olayların düzenlenmesi için glukoz, yağ asitleri, aminoasitlerin ve vitaminlerin yanı sıra minarellere ve eser elementlere de ihtiyaç olduğu bilinmektedir. Bu eser elementlerden özellikle vücudumuzda en yüksek miktarda bulunan, hem hücresel hemde hümoral immünitenin düzenlenmesinde rol oynayan çinko, demir ve bakırın eksikliğinde ASYE gibi çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonlara karşı vücut direnci azalmaktadır. Bu çalışmada akut bronşiyolit tanısı alan hastalar ile sağlıklı çocuklardaki serum çinko, bakır ve demir düzeylerini karşılaştırarak bu elemntlerin eksikliğinin hastalığın etyolojisindeki rolünü araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem. Çalışmaya Eylül 2019 – Mayıs 2020 tarihleri arasında Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine akut bronşiyolit kliniği ile başvuran 2 ay-5 yaş arası 40 hasta çocuk ile fizik muyenesinde herhangi bir patolojik bulgusu olmayan aynı yaş grubunda 40 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubun; fizik muayene bulguları kaydedildi. Akut bronşiyolit tanısı alan hastalar klinik skorlama sistemleri kullanılarak hafif, orta ve ağır şiddette olmak üzere gruplara ayrıldı. Hasta grubunda serum çinko, demir ve bakır düzeyleri ölçüldü ve kontrol grubu ile karşılaştırılması yapıldı. Bulgular. Hasta grubunun yaşları 2 ay- 5 yaş arasında değişmekte olup ortalama yaş 19,5±18,2 ay, kontrol grubunun yaşları ise olgu grubuna benzer sekilde 2 ay- 5 yaş arasında olup ortalama yaş 22,0 ± 12,3 olarak bulundu. Her iki grup arasında yaş dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamıza katılan hasta grubunun 12'si (%30) kız, 28'i (%70) erkek, kontrol grubunun 15'i (%37,5) kız, 25'i (%62,5) erkek idi. Her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından fark bulunmadı (p>0,05). Serum çinko ve demir düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre belirgin şekilde düşük bulundu (p<0,05). Sonuç. Serum çinko ve demir eksikliği akut bronşiyolit için bir risk faktörü olabilir. Özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde; akut bronşiyolit gibi görülme sıklığı fazla olan, tam ve etkili bir tedavisi olmayan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için mikronütrientlerin beslenmemizdeki önemi unutulmamalı, buna bağlı olarak akut bronşiyolitin sıklığının azalmasında bu elementlerin rolü olabileceği, akut bronşiyolitin mevcut tedavisine ek olarak çinko ve demirin tedaviye eklenmesinin faydalı olabileceğini düşünmekteyiz.

Akciğer hastalıklarıBakırBronşiyal hastalıklar+5
Öznur Gökçe Taylan
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

5 yaş altı menenjit ön tanısı ile tetkik edilen çocukların epidemiyolojik, klinik ve mikrobiyolojik özelliklerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç Bakteriyel menenjit, çocuklarda mortalite ve morbiditenin yüksek olduğu meninkslerin akut iltihabıdır. Hızlı tanı ve tedavi için etken olan en yaygın mikroorganizmaların bilinmesi ve tedavinin ona göre yönlendirilmesi hayati önem taşır. Çalışmamızın amacı ülkemizde 5 yaş altı çocuklarda bakteriyel menenjitin en sık görülen mikrobiyal etkenleri hakkında bilgi toplamak, klinik özelliklerini, laboratuvar bulgularını, tedavilerini, komplikasyon ve sekel gibi özelliklerini incelemektir. Gereç -Yöntem Bu çalışmada, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2012- Eylül 2020 tarihleri arasında menenjit ön tanısıyla lomber ponksiyon yapılan 5 yaş altı 226 çocuk retrospektif olarak incelendi. BOS kültüründe bakteri saptanması veya klinik ve BOS bulguları bakteriyel menenjit ile uyumluyken kan kültüründe bakteri saptanması, kanıtlanmış bakteriyel menenjit olarak kabul edildi. Kültür sonuçlarına göre 13'ü kanıtlanmış menenjit, 213'ü şüpheli menenjit olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri, başvuru şikayetleri, başvuru öncesi antibiyotik kullanımı, fizik muayene bulguları, laboratuvar bulguları (C-reaktif protein, prokalsitonin, beyaz küre sayısı, mutlak nötrofil ve lenfosit sayısı, trombosit, hemoglobin, hematokrit değerleri, glukoz) kan kültürü üremeleri, BOS bulguları (hücre sayımı, BOS kültürü, BOS glukoz ve protein düzeyleri), kraniyal görüntüleme bulguları, yatış sırasında alınan antibiyoterapileri, yatış süreleri, komplikasyon ve sekel gibi özellikleri retrospektif olarak elektronik veri tabanı üzerinden incelendi ve iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular Bakteriyel menenjit tanılı 13 hastamızın 10'u BOS kültüründe üreme olması ile 3'ü ise kan kültüründe üreme olması ile kanıtlanmış bakteriyel menenjit olarak kabul edildi. BOS kültüründe üreme olan 10 hastanın, 4'ünde (%31) Streptococcus pneumoniae, 3'ünde (%23) Neisseria meningitidis görülürken, 1'inde (%7.7) Streptococcus pyogenes, 1'inde (%7.7) Salmonella typhimuirum, 1'inde (%7.7) Streptococcus agalactiae üremeleri bulundu. Klinik ve BOS bulguları ile bakteriyel menenjit tanısı konulan 3 (%23) hastanın BOS kültüründe üreme görülmedi ancak 14 kan kültüründe üreme tespit edildi (2 hastada Streptococcus pneumoniae, 1 hastada Escherischia coli). Aynı zamanda kanıtlanmış bakteriyel menenjit hastalarımızın 7'sinde hem BOS kültüründe hem de kan kültüründe aynı etkenler üredi (3 hastada Neisseria meningitidis, 3 hastada Streptococcus pneumoniae, 1 hastada Salmonella typhimuirum). Kanıtlanmış bakteriyel menenjit grubundaki hastalarda erkek cinsiyet hakimiyeti (%54) görüldü ve medyan yaşı 8 ay (2-28) olarak saptandı. Kanıtlanmış bakteriyel menenjit grubundaki hastalarda en sık gözlenen semptom ve bulgular ateş (%100), kusma (%46), bilinç değişikliği (%46), meningeal irritasyon bulguları (%38) ve infantlarda fontanel bombeliği (%56) olarak saptandı. Bu klinik bulgular anlamlı olarak kanıtlanmış menenjit grubunda yüksekti. Kanıtlanmış menenjitli olgularda CRP, prokalsitonin, BOS protein ve BOS lökosit sayısı şüpheli menenjitli olgulara göre anlamlı yüksek bulunurken (sırasıyla p=<0.001, p=0.005, p=<0.001, p=<0.001) serum lenfosit sayısı, BOS glukoz ve BOS glukoz/serum glukoz oranı anlamlı düşük bulundu (sırasıyla p=0.009, p=<0.001, p=<0.001). Kanıtlanmış bakteriyel menenjitli 13 hastamızın 4'ünde komplikasyon veya sekel gelişti. Bunlardan 1 hastada subdural ampiyem, 1 hastada subdural ampiyem ve serebrovasküler anormallik, 1 hastada subdural efüzyon komplikasyonu görülürken, 1 hastada epilepsi ve mental retardasyon sekeli gelişti. Sonuç Menenjit etkeninin kültür veya diğer yöntemlerle doğrulanması ve etkene spesifik antibiyoterapinin başlanması ile etkin tedavi sağlanabilmekte ve gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçilebilmektedir. Bizim çalışmamızda, 5 yaş altı çocuklarda Streptococcus pneumoniae en sık bakteriyel menenjit etkeni olarak bulundu. Anahtar Kelimeler: Bakteriyel menenjit, çocukluk, mikrobiyolojik özellikler.

EpidemiyolojiMenenjit-bakteriyelMenenjitler+3
Aslı Yeter Baş Can
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of quality of nursing care services provided to children under five years based on integrated management of child health at primary health care centers in Al-Diwanyah city / Iraq

The Integrated Management of Neonatal and Childhood Diseases (IMNCI) approach is a comprehensive strategy that includes home and healthcare facility interventions. The international newborn child survival initiative was established by the World Health Organization and the United Nations Children's Fund (UNICEF) to help newborns survive. The United Nations Children's Fund and the World Health Organization introduced and implemented the methodology in 1995. YÇHEY includes remedial activities to be performed by medical professionals in addition to preventive measures to be taken by families and communities. In addition, it aims to contribute to the development of health infrastructure. The aim of this study is to determine the relationship between the quality of nursing care provided to children under the age of five and the demographic characteristics of nurses, based on the Integrated Management of Child Health Standards. A cross-sectional descriptive study was conducted at primary care centers in IMNCI sectors in Diwaniyah, Iraq, between April and November 2022. A descriptive sample of 89 nurses working in primary healthcare facilities in the city of Al-Diwaniyah was selected. A specially designed questionnaire and observation method were used to collect data; The questionnaire consists of 6 items containing the demographic characteristics of the nurse: gender, age, education level, IMNCI education status, working time, and working time in the field of pediatrics. The observation method is a list consisting of three parts: the nursing care evaluation module, the role of nurses in the treatment module, and the communication module. Data collection was done first by observation and then by face-to-face questioning technique. Categorical data are shown with frequency and percentage distributions, and numerical data with the mean and standard deviation. An independent group t-test was used to determine the effect of demographic factors on quality of care. Eighty-nine nurses, 62.9% (n=56) female and 37.1% (n=33) male, participated in the study. The age of the participants is between 18-53 years. It was determined that a high percentage of the participants did not receive training on IMNCI. It was determined that the service period of the participants was in the range of more than 20 years, but the experience in pediatric nursing for the nursing staff was more than 15 years, and the education level of the participants was institute and above. When nurses working in primary care were grouped according to their gender, it was determined that there was no significant difference between the two groups in terms of nursing care quality (p≥0.05). It was determined that there was a difference between the service period of the nursing staff and the nursing care evaluation modules and the role of the staff nurses in the treatment module (p=0.001<0.05). However, it was determined that there was no statistically significant difference between the number of years of service of nurses and the nursing care communication modules (p>0.05). It was determined that the nursing care module average scores of nursing personnel with higher years of experience in pediatric care were higher (p<0.05). While gender did not show any effect on the quality of nursing care, age, education level, and years of experience showed an effect on the quality of nursing care.

Primary health careNursesNursing+6
Atyaf Abdulazeez Jebur Almahina
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları kliniğine başvuran zeka geriliği tanısı alan hastaların özellikleri

Bu çalışmada 2006-2008 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran ? Zeka Geriliği? tanısı alan çocuk ve ergenlerde sosyodemografik özellikler, gebelik, doğum öyküleri, psikiyatrik ve organik eş tanılar, uygulanan ilaç tedavilerinin araştırılması hedeflenmiştir.Çalışmaya 0-18 yaş arasında 200 olgu alınmıştır. Olguların bilgilerine geriye dönük dosya incelemesi ile ulaşılmıştır. Kullanılan psikometrik ölçekler; AGTE, WISC-R idi. Veriler SPSS 11.0 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir.Olguların 146'sı (%73) erkek; 54'ü ( %27) kız olup yaş ortalaması 7.5±3.6 idi.Annelerin ortalama eğitim süreleri 5.9 yıl, ortalama gebelik yaşları 26.3 idi. Olgularda gerilik düzeyi arttıkca anne eğitim süresinin azaldığı, ancak bu durumun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Gebelik yaşının gerilik düzeyi ile anlamlı ilişkisi olmadığı belirlendi.26 olguda (%13) doğum komplikasyonu saptandı. 86 olgunun (%43) zamanında doğduğu belirlendi. Zamanında doğanlarda doğmayanlara göre yürümeye başlama ve tuvalet eğitimi alma yaşlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede erken olduğu belirlendi (p<0.5) Organik hastalık varlığı, havale öyküsü ve EEG bozukluğu olanlarda WISC-R sözel, performas ve toplam puanlar anlamlı olarak düşük bulundu.141 olguda (% 70.5) en az bir psikiyatrik tanı eşlik ediyordu. En sık eşlik eden tanı Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu idi. (n=85, % 60.2). Diğer sık görülen tanılar Yaygın Gelişimsel Bozukluk (n=21, % 14,8), Psikotik Bozukluk (n=4, %2.8), Davranım Bozukluğu (n=2, % 1,7) ve diğer tanılardı.125 olgunun ilaç tedavisi aldığı belirlendi (% 62.5). En sık kullanılan ilaçlar antipsikotik (% 56) ilaçlardı. Olgularda işlevselliğin arttırılması için erken tanı ve hastanın sınırlılıklarına göre tedavinin belirlenmesi önemlidir.Anahtar Sözcükler: Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı, Zeka Geriliği

GebelikSosyodemografik özelliklerZeka geriliği+3
Esra Güzel
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücre anemili çocuklarda pulmoner fonksiyonların değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Çocuk Hematoloji Polikliniğinde takipte olan orak hücre anemili hastaların solunum fonksiyon testleri ve egzersiz testleri ile pulmoner fonksiyonlarını değerlendirip, bunların klinik parametreler ile olan ilişkilerini tespit etmeyi amaçladıkGereç ve yöntemler: Çalışmaya 24 orak hücre anemili hasta çocuk ve kontrol grubu olarak 9 sağlam çocuk alındı. İki grubun tam kan sayımı, hemoglobin elektroforezi ve biyokimya parametreleri için kan örnekleri alındı. Her iki gruba Göğüs Hastalıkları AnaBilim Dalında karbon monoksit difüzyon testi çalışıldı. Hastaların aynı gün Spor Fizyolojisi Bilim Dalında spirometre ile solunum fonksiyonları ölçüldü ve her iki gruba egzersiz testi uygulandı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıdıBulgular: Orak hücre anemili hastaların hemoglobin elektroforezlerinde HbS % 85,2 oranında tespit edildi. Hasta grubun HbS, HbF, SGPT, LDH, ferritin, total-direkt bilirubin ve Fe++ değerleri yüksek bulundu (p< 0,05). Kontrol grubuna göre Hb ve hematokrit değerleri düşük idi (p>0,05). Bir-üç atak arası VOK geçiren hasta sayısı 14 (% 58,3), 3 ve üstü atak geçiren hasta sayısı 7 (% 29,2) ve VOK atak geçirmeyen hasta sayısı 3 (% 12,5) idi. AGS geçiren hasta sayısı 5 (% 20,9) ve AGS geçirmeyen hasta sayısı 19 (% 79,1) idi. Hastaların % 62,5'da izole karbon monoksit difüzyon testi bozukluğu saptandı. Spirometri ile % FEV1 ve MEF 25 hasta grubunda düşük bulundu (p<0,05). Egzersiz testinde hastaların VO2/HR düşük saptandı (p<0,05). VE/VO2 (p=0,023) ve R (p=0,016) yüksek saptandıSonuç: Çalışma sonucunda OHA'lı hastalarda akciğerlerinde gaz transferinin zor olduğu saptandı. Spirometri ölçümleriyle hava yollarının egzersizle daralmış olduğu görüldü. Obstrüktif tarzda bozuklukların takip edilmesi gerektiği düşünüldü. Oksijen nabzı ve solunum değişim oranları düşük tespit edildi ve aerobik metabolizma için daha fazla metabolik aktivite harcadıkları görüldü. Bu sonuçlar ile, oksijen radikalleri ve hipoksinin akciğerde yarattığı inflamasyonun etkileri nedeniyle aerobik solunum yükünün arttığı söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Orak hücre anemisi, karbon monoksit difüzyon testi, spirometri, egzersiz testleri,aerobik solunum, çocuk.

AnemiAnemi-orak hücreliEgzersiz+5
Cem Kurt
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik kalp hastalarında kalp kateterizasyonunuda sedoanaljezi için Ketamin + Midazolam kullanımının farklı kombinasyonlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kardiyak kateterizasyon uygulanan pediatrik konjenital kalp hastalarında, ketamin+midazolamın farklı kombinasyonlarının hemodinami, sedasyon seviyesi ve derlenme süresi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'nun ve ebeveynlerin onayı ile kardiyak kateterizasyon uygulanacak, yaşları 3 ay-16 yaş, 68 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastalarımız rastgele iki gruba ayrıldı. Dört hastaya enfeksiyon nedeni ile anestezi verilemedi. Grup K'ya 30 hasta ve grup M'ye 34 hasta alındı. Grup K'daki hastalara anestezi indüksiyonunda ketamin 2 mg/kg ve midazolam 0,05 mg/ kg iv verildi. Grup M'ye ise indüksiyonda ketamin 2 mg/kg ve midazolam 0,1mg/kg iv verildi. Anestezi idamesinde 0,05 mg/kg/st dozunda midazolam infüzyonu uygulandı. Her iki grupta da hastanın uyanması, hareket etmesi, ağrı hissetmesi veya yetersiz sedasyon olduğu düşünüldüğünde ek dozlar halinde 1mg/kg ketamin yapıldı.Hemodinamik veriler, hemodinamik verilerdeki % 20 ve daha fazla değişimler, sedasyon skorları, periferik oksijen satürasyonları, ketamin tüketimi işlem süresince ve işlem sonrasında ise ek olarak sedasyon seviyesi, derlenme ve göz açma süresi kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik özellikleri benzerdi (p>0,05). Sedasyon skoru indüksiyondan 2 dakika sonra Grup K'de, işlem bitiminden hemen sonra Grup M'de daha yüksekti, (p=0,003 ve p=0,021). Sistolik arteriyel basınçta (SAB) % 20 artış veya düşüş kaydedilen olgu sayıları açısından iki grup arasında fark saptanmamasına karşın Grup K'de daha fazla hastada % 20 artış ve/veya düşüş olmuştu. SAB'ta % 20'den daha fazla değişiklik saptanan Grup M olgularında SAB tekrar bazal değere döndüğü halde Grup K'da bazal değere dönmedi. Diğer izlenen parametrelerde gruplar arasında istatistiksel fark saptanmadı (p>0,05).Sonuç: Kalp kateterizasyonu uygulanan pediyatrik hastalarda, ketamin+midazolam kombinasyonu ile etkili ve güvenli bir sedoanaljezi sağlandığı, ketamin+midazolam'ın infüzyon şeklinde kullanılması ile daha iyi bir hemodinamik stabilite sağlandığı saptanmıştır.Anahtar Sözcükler: Ketamin, midazolam, sedoanaljezi, pediyatrik kalp kateterizasyonu.

AnaljeziAnjiyokardiografiBilinçli sedasyon+7
Edibe Özgür Sizer
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı tüberkülozunda genetik yatkınlık

Çocukluk Çağı Tüberkülozunda Genetik Yatkınlık Amaç: Bu çalı?mada Çukurova Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde yatarak veya polikliniğinde ayaktan takip altında olan ve yeni tanı alan, 0-18 ya? arası pediatrik tüberküloz tanısı almı? hasta grubunun, kontrol grubuna oranla tüberküloza genetik yatkınlığının belirlenmesi amaçlanmı?tır. Gereç ve Yöntemler: 1996-2009 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisinde yatarak veya polikliniğinde ayaktan takip altında olan ve yeni tanı alan, 0-18 ya? arası pediatrik tüberküloz tanısı almı? 50 vaka hasta grubu; altta yatan herhangi bir kronik hastalığı ve akut hastalık tablosu söz konusu olmayan, daha önceden tüberküloz temas öyküsü bulunmayan, sağlıklı 0-18 ya? arası bireylerden seçilen 50 vaka kontrol grubu olarak belirlendi. NRAMP1 ve MBL gen polimorfizmlerinin belirlenmesi için hasta ve kontrol grubundaki bireylerden periferik venöz kan örneği alınarak Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı genetik laboratuvarına analiz için gönlendirildi. Elde edilen verilerle; Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı'nda istatiksel analiz yapıldı. Bulgular: NRAMP1 genin sık görülen polimorfizmlerinden; D543N, 3'-UTR ve INT4 polimorfizmleri açısından hasta grubu ve kontrol grubu vakalar arasında istatiksel bir farklılık saptanmamı?tır (p>0,05). MBL geninin sık görülen polimorfizmlerinden KODON 54 ve KODON 57 polimorfizmleri açısından hasta grubu ve kontrol grubu arasında istatiksel bir farklılık saptanmamı?tır (p>0,05). Bu değerler göz önünde bulundurulduğunda her iki grup arasında; NRAMP1 ve MBL gen polimorfizmleri açısından istatistiksel açıdan belirgin farklılık saptanmamı?tır. Sonuç: Bu çalı?mada hasta grubu ve kontrol grubu arasında NRAMP1 ve MBL gen polimorfizmleri açısından belirgin istatistiksel farklılık saptanmamı?tır. Litaretürdeki diğer benzer çalı?malardaki pozitif sonuçlar; bu çalı?malardaki vaka sayısı geni?liğinin yada sosyoekonomik, ırksal, çevresel ve coğrafi faktörlerin farklılılığını dü?ündürmektedir. Bu açıdan özellikle vaka sayısının arttırılması ve bu etkenlerin daha spesifiye edilebilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Pediatrik Tüberküloz, Genetik yatkınlık

GenetikTüberkülozÇocuk hastalıkları+1
Hüseyin Avni Solğun
Çukurova University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Frajil X sendromu ön tanısı alan çocuklarda sitogenetik değişiklikler ve FMR 1 geni trinükleotid tekrar sayılarının araştırılması

Bu çalışmada; FXS ön tanısı ile gelen çocuklarda sitogenetik ve moleküler analizler ile hastalık oranını tayin etmek ve her iki analiz arasındaki uyumu göstermek amaçlandı.

Frajil x sendromuGenlerMutasyon+5
Onur Özer
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2004-2010 yılları arasında çocuk enfeksiyon hastalıkları kliniğinde izlenen Brucella tanılı çocuk hastaların retrospektif olarak değerlendirilmesi ve yakın temaslı aile bireylerinin Brucella enfeksiyonu gelişimi açısından incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları servis ve/veya polikliniğinde izlenen Brusellozis tanısı almış çocuk hastaların demografik ve klinik özellikleri, laboratuvar bulguları ve uygulanan tedavinin etkinliği ile yakın temaslı aile bireylerinin brusella enfeksiyonu gelişimi açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Ocak 2004-Eylül 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları servis ve/veya polikliniğinde izlenen Brusellozis tanısı almış 65 çocuk hastanın dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Çalışmaya alınan 65 hasta ile bu hastalardan yeni tanı alan 24'ünün yakın aile bireylerinin demografik ve klinik özellikleri kayıt edildi. Tüm hasta ve yakın aile bireylerinin serum tüp aglütinasyon testi Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Merkez Laboratuvarında çalışıldı. İstatistiksel değerlendirme Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı'nda yapıldı.Bulgular: Araştırmaya alınan 65 hastanın 38'i (% 58,5) erkek, 27'si (% 41,5) kız idi. Hastaların yaşları 9-198 ay arasında değişmekte ve yaş ortalaması 103,78±52,97 aydı. Brusella tanısına kadar geçen süre 3 gün ile 150 gün arasında değişmekteydi ve ortalama tanı süresi 21 gündü. . En sık belirti 53 (% 81,5) hastada görülen ateş idi. En sık rastlanan fizik muayene bulgusu 13 (% 20) hastada saptanan hepatosplenomegaliydi. Tedavi öncesi Brusella seropozitivite oranları, ESH ve CRP değerleri ile tedavi sonrası Brusella seropozitivite oranları, ESH ve CRP değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma mevcuttu (p<0,001). Altı hafta süre ile yapılan üçlü antibiyotik tedavisi ile başarı oranı % 96,8 idi. Yakın temaslı aile bireylerinde seropozitivite oranı % 18,2 olarak saptandı.Sonuç: Bölgemizde ateş, hepatosplenomegali, pansitopeni veya bisitopeni nedeni ile başvuran hastalarda Brucella yönünden aile öyküsünün alınması, çiğ süt ve/veya süt ürünü tüketiminin sorgulanması erken tanı açısından büyük değer taşımaktadır.Bruselloz tanısı alan hastaların yakın aile bireylerinin klinik ve serolojik olarak incelenmesi olası yakın temaslı olguların da erken tanı ve tedavilerine olanak sağlayabilir. Bu araştırmanın Brusella açısından endemik bir ülke olan ülkemizde geniş temaslı gruplarında yapılması erken tanı ve tedavi açısından büyük önem taşımaktadır

AileBrusellaBruselloz+3
Fevzi Çağlar Özcanarslan
Çukurova University
2011
00

Related subjects