Exchange rate
316 theses under this subject heading
Döviz kuru hareketlerinin yurt içi fiyatlara geçiş etkisi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı, belirsizliklerin arttığı ve enflasyon beklentilerinin yükseldiği bir ortamda, Türkiye'de döviz kuru hareketlerinin yurt içi fiyatlar üzerindeki dinamik etkilerinin zamanla nasıl değiştiğini belirlemektir. Bu amaçla, 2013:M1-2025:M4 dönemine ait aylık veriler kullanılarak, stokastik oynaklığa sahip zamanla değişen parametreli bir vektör otoregresif (TVP-VAR-SV) model kurulmuştur. Çalışmanın bulguları, döviz kuru geçiş etkisinin (DKGE) zaman içinde sabit olmadığını ve önemli ölçüde arttığını göstermektedir. Üretici fiyatlarında DKGE katsayısı dönemin başında yaklaşık 0.4 seviyesinde iken dönemin sonunda 0.85 seviyesine yükselmiştir. Tüketici fiyatlarına geçişkenlik ise çok daha büyük bir artış sergilemiş, DKGE katsayısı yaklaşık 0.2'den 0.95 seviyesine yaklaşarak neredeyse beş kat artmış göstermiştir. Özellikle 2022 yılı sonlarından itibaren TÜFE'ye olan geçişkenliğin ÜFE'ye olan geçişkenliği aşması, fiyatlama davranışlarında beklenti kanalının ve dövize endekslemenin güçlendiğini ortaya koyan önemli bir bulgudur. Varyans ayrıştırması sonuçları ise hem ÜFE hem de TÜFE enflasyonundaki dalgalanmaların temel belirleyicisinin zamanla döviz kuru şokları haline geldiğini ve bu şokların son dönemde TÜFE oynaklığının yaklaşık %70'ini açıkladığını teyit etmektedir. Bu bulgular, Türkiye ekonomisinde enflasyon dinamiğinin maliyet itişli bir yapıdan, büyük ölçüde döviz kuruna endeksli ve beklentilerle yönlendirilen bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.
Türkiye için bölgesel reel efektif döviz kurları ve ihracat ilişkisi
Bu tezde Türkiye için hesaplanan bölgesel reel efektif döviz kurları ile ihracat performansı arasında bir ilişki olup olmadığı incelenmiştir. 2003 Mart - 2015 Aralık dönemi (çeyreklik) tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) bazlı bölgesel reel efektif döviz kurları ve ihracat verileri benzer çalışmalardan yola çıkılarak modellenmiş ve reel kurun ihracatı açıklama gücü ölçülmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında reel efektif döviz kurları ve bölgesel reel efektif döviz kurlarının hesaplanması anlatılmıştır. Sonraki aşamada Türkiye'nin ihracat zaman serisi irdelenmiştir. Son olarak ihracat ve reel kurlar VAR modeli ile analiz edilmiştir. Modelde reel kurların ihracatı açıklamada anlamlı olup olmadığı çeşitli istatistiki testlerle kontrol edilmiştir. Yapılan analiz sonucu reel efektif döviz kurları ile ihracat arasında bazı bölgeler için teorideki beklentilere paralel şekilde, anlamlı bir negatif ilişki olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: reel efektif döviz kuru, ihracat, TÜFE, MENA, VAR
Döviz kuru belirlenmesi: Türkiye ve küresel makroekonomik haberlerin etkisi
This study investigates the effect of the domestic and foreign sourced macro-economic news on the the increase of the TL - Dolar exchange rate observed after 2013. The study was carried out, using OLS and GARCH methods for the period between January 1, 2013 and December 31, 2016. The results reveal that surprises related to domestic macro-economic data is more effective than foreign macro-economic surprises and the most important variables that explain the movements in the exchange rate are domestic inflation and monetary policy surprises as well as foreign employment surprises. Keywords: Exchange rate, GARCH, macroeconomic news
1980'den günümüze döviz kurlarının makro ekonomiye etkileri
Dünyadaki ekonomilerde, hem reel piyasalarda hem finansal piyasalarda etkin olan globalleşmenin, hükümetlerin uyguladıkları ekonomi ve siyasi politikalara da etkisi çoktur. Tez de, ülkelerin uyguladıkları döviz kuru sistemleri ile makroekonomik ilişkiler soruşturulmaktadır. Ülkemizde cumhuriyet tarihi boyunca, birbirinden farklı döviz kuru sistemleri uygulanarak, kur düzenlemeleri aracılığıyla, dış ödemeler bilançosu dengesi ve makroekonomik denge sağlanmaya çalışılmıştır. Bu durum, uygulanan döviz kuru politikalarının yalnız başına bozulan makroekonomik dengenin yeniden sağlanmasında yeterli olmadığını göstermektedir. Bilimsel analizlerde ortaya çıkan sonuçlar, döviz kuru politikalarının makroekonomik dengeyi yeniden sağlamada çokta istenilen bir şekilde hedef bir politika olarak seçilemeyeceğini gösterir niteliktedir. piyasa ekonomilerine geçişin hızla yükseldiği günümüzde optimum kur rejiminin nasıl olması gerektiği üzerinde çalışılırken, dış ticarette açıklık veya fazlalık, sermaye hareketlerinin serbestisinin var olup olmadığı, döviz rezervlerinin yapısı gibi bir çok faktörü hesaplamak gerekmektedir.
Satın alma gücü paritesi geçerliliğine dair ekonometrik bir araştırma
Satın alma gücü paritesi, benzer nitelikteki malların benzer fiyatlara satılma prensibidir ve SAGP ülkeler arasındaki fiyat farklılığını ortadan kaldırarak farklı birimlerin satın alma gücünü eşitleyen değişim oranıdır. Bu çalışmada mal ve hizmetlerin ortalama maliyetlerini karşılaştıran, reel döviz kurunun değerini belirleyen ve literatürde birçok çalışmaya konu olan satın alma gücü paritesi ele alınmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye ekonomisinde önemli finansal krizlerin yaşandığı 1994 Ocak ile 2020 Mayıs aylarını kapsayan dönem, TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru serisi ile SAGP hipotezinin geçerliliği araştırmaktır. SAGP'nin geçerliliği, çeşitli birim kök testi kullanılarak analiz edilmiştir. Uygulanan test sonuçlarına göre, ADF ve PP birim kök testinde SAGP hipotezinin geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KPSS testi sonuçları model formuna göre değişkenlik gösterdiğinden serinin bütünleşme derecesi hakkında net bir bilgi sunmamaktadır. Zivot-Andrews birim kök testinde, her üç model için serinin yapısal kırılma ile birlikte durağan olmadığını sonucu elde edilmiştir. LM test sonuçlarına göre REDK'nın yapısal kırılma ile birlikte zayıf durağan olduğu sonucuna ulaşılmıştır. KSS testi sonuçlarına göre, REDK'nın durağan olmadığını ve tesadüfi yürüyüş özelliği gösterdiğini belirtmektedir. M-KSS testi sonuçlarına göre, SAGP hipotezinin geçerli olmadığını belirtmektedir. Ekonomik krizin yaşandığı dönemlerde ülkemizde uygulanan para politikası araçları yeterli olmadığı görülmekte ve bu nedenle ele alınan örneklem dönemi için SAGP geçerliliği sağlanamamaktadır. Anahtar Kelimeler: Satın Alma Gücü Paritesi, Reel Efektif Döviz Kuru, Birim Kök
Türkiye'de gıda enflasyonunu etkileyen faktörler
Ülkemizde son dönemlerde gıda fiyat hareketleri tartışılan önemli konulardan biridir. Çünkü gıda ürünleri insan ihtiyaç hiyerarşisinde ilk sırada olması ve TÜFE içinde en fazla ağırlığa sahip alt gruptur. Bundan dolayı artan gıda fiyatları hane halklarının gelir ve refah düzeyini etkilemektedir. Ek olarak gıda fiyatları enflasyonun nedeni olarak görülmesi sonucunda enflasyonla mücadelede önem arz etmektedir. Sonuç olarak hem sosyal hem de ekonomik problem olan gıda enflasyonunu etkileyen faktörlerin neler olduğunun belirlenmesi önemlidir. Bu noktadan hareketle, bu tez çalışmasında Türkiye ekonomisi bağlamında gıda enflasyonunu etkileyen faktörlerin neler olduğu araştırılmıştır. Çalışmada ürün ve dış piyasa dengesi olmak üzere iki model kullanılmıştır. Analiz çalışmasında zaman aralığı olarak 2010:1-2019-12 kullanılmıştır. Nedensellik ilişkisinin araştırılmasında ürün piyasa dengesi için Toda Yamamoto testi kullanılırken, dış piyasa modeli için Granger testi kullanılmıştır. Uygulanan nedensellik testleri sonucunda gıda enflasyonu ile döviz kuru arasında çift yönlü ilişki bulunmuştur. Motorin fiyatlarından gıda enflasyonu doğru istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Ek olarak gıda enflasyonundan gıda ithalatına doğru bir nedensellik ilişkisine rastlanmıştır. Kurulan modellerdeki eşbütünleşme ilişkisi Johansen ve ARDL Sınır testi yaklaşımlarıyla araştırılmıştır. Johansen eşbütünleşme testi sonucunda dış piyasa dengesi değişkenleri ile gıda enflasyonu arasında uzun dönemli bir denge ilişkisine ulaşılmıştır. Normalize edilmiş eş bütünleşme vektörü tahmin sonuçlarına göre uzun dönemde gıda ithalatı ve döviz kuru ile gıda enflasyonu arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, girdi maliyetlerinin azaltılması, tarımsal üretimin desteklenmesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar, ithalat bağımlılığının azaltılması, kooperatifleşme ve aracıların azaltılması gibi politikalar geliştirilmelidir.
Türkiye'de enflasyon hedeflemesi stratejisinin değerlendirilmesi: 2000-2019 dönemi
Merkez bankası, para politikasını yürütürken iki farklı yönteme başvurmaktadır. Birincisi enflasyonun doğrudan hedeflenmesidir. İkincisi parasal büyüklükler, faiz oranları, döviz kuru gibi değişkenleri kullanarak gelecekteki enflasyon oranının tahmin edilmesidir. 1980'li yıllarda dikkatleri üzerine çeken enflasyon hedeflemesi, enflasyonla mücadelede etkin olan bir para politikası rejimi haline gelmiştir. Ülkemizde ilk defa 2002-2006 yılları arasında örtük enflasyon hedeflemesi olarak uygulanmaya başlanmıştır. 2006 yılından günümüze kadar ise resmen enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçilmiştir. Türkiye'de Enflasyon hedeflemesi stratejisi 2002-2019 yılları arasında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Enflasyon Hedeflemesi, parasal büyüklük, döviz kuru
The analysis of relationship between inflation and foreign exchange rates in the Northern region of Iraq for the period (2008 - 2016)
This study purpose is to examine the relationship between the inflation and foreign exchange rates of the major currencies namely (US dollar, Euro, Turkish lira) money supply and gross domestic product (GDP) in the NRI during the period (2008-2016). It is notable that the region suffers from the high inflation rate and fluctuations in foreign exchange rates after the fall of the former Iraqi regime in 2003. The study results indicated that there are long-run relationships between inflation rate and foreign exchange rates, money supply and gross domestic product (GDP) in the region during the same period because of the result of a vector error correction model parameter positive and significant. The study also showed that there are long-run relationships between the exchange rate of the US dollar, against the dinar to the inflation in the region during the period indicated. While the study found a long-run relationship between the exchange rate of the US dollar against the Iraqi dinar and inflation in the NRI during the period (2008-2016). Besides, there is an adverse long-run relationship between the exchange rate of the Euro against the dinar and inflation in the NRI during the period (2008-2016). While the study also found an adverse long-run relationship between the exchange rate of the Turkish lira against the dinar and inflation in the NRI during the period (2008-2016). However, there is an adverse long-run relationship between GDP and inflation during the period (2008-2016). This relationship is not statistically significant according to the t-test, and it does not differ from zero. In addition, the study realizes an adverse long-run relationship between money supply and inflation during the period (2008-2016). This relationship is not statistically significant according to the t-test, and it does not differ from zero. The relationship between the money supply and the inflation rate is not significant because the NRG during the period 2014 till now in money supply depends on revenues of oil exported independently which means it does not depend on the money supply in the Iraqi economy.
Essays on exchange rate pass-through
This dissertation re-examines the exchange rate pass-through using two empirical methods; panel quantile regression and dynamical model averaging methods in two essays. The first essay tests the association between a high (low) inflation environment and the exchange rate pass-through degree, namely Taylor's hypothesis, applying quantile regression. This method allows us to capture the distributional heterogeneity that addresses whether the exchange rate pass-through degree depends on the inflationary environment. Results provide evidence in favor of Taylor's hypothesis. It is found that the higher the quantiles of inflation, the larger the exchange rate pass through. The second essay analyzes the exchange rate pass-through dynamics considering the time-varying parameters and model uncertainty. Our findings imply that the 2008 global crisis triggers a change in exchange rate pass-through dynamics. Pass through is found to be low but rising since the pandemic in all advanced countries. In addition, it has a positive relationship with average inflation rates and a weak positive relationship with trade openness in emerging countries.
The interaction of interest rates, inflation, exchange rates and economic growth in Turkey: 2000 - 2021
The effects of interest rates on real output and the general price level are studied by using VAR and SVAR models for Turkey. The economic theories and methodology on the subject were discussed extensively and 5 variables were used for analysis; for the 2000 Q1 - 2021 Q4 period, quarterly data of deposit rate as interest rate, real effective exchange rate, current account, CPI that represents inflation, and real GDP that represents growth. It is found that the short-term interest rate as the prominent monetary policy instrument, has impacts on real macroeconomic variables, inflation, and growth, by affecting the real exchange rate. While the effect on GDP emerges with a lag, its impact on inflation is in form of a little shock. Therefore, it was concluded that inflation in Turkey requires strict and consistent intervention. Keywords: Interest Rates, Reel Exchange Rate, Real GDP, CPI
An empirical investigation of rational bubbles in US dollar-Turkish lira exchange rate by means of currency derivative market
This study aims to investigate whether USD/TRY exchange rate exhibits any rational 'speculative' bubble formations over the period 2001-2022. As a rational bubble in any asset price is defined as consistent deviations of prices from its fundamental value, testing for bubbles using some statistical techniques might be straightforward under the assumption that model specification for fundamentals is correct. However, given parameter and model uncertainties about model specification for fundamentals, one can never be certain about the results of the tests based on fundamental specifications to conclude the presence of rational bubbles or model misspecification because rejecting the null hypothesis might point to either or both of these cases. Recently, the study by Pavlidis, Paya, and Pell (2017) propose a method for testing rational bubbles, which they argue, does not depend on model specification for fundamentals. Their method simply looks at the spot-forward rate deviations. One can see if such deviations are explosive such that periodically collapsing bubbles are present by means of right-tailed unit root tests (GSADF test) developed by Phillips et al. (2015). This study adopts the method of Pavlidis et al. (2017) by applying GSADF tests to differences of spot-forward USD/TRY exchange rates in order to investigate the existence of rational bubble formations in USD/TRY exchange rate. We find that although the spot rate itself presents excessive behavior, especially after 2014, spot-forward differentials are not explosive, meaning that there is no evidence of rational 'speculative' bubbles in USD/TRY exchange rate over the sample period.
Determinants of the dynamic correlation patterns between stock prices and exchange rates
The foreign exchange market and the stock market are two of the most important markets in which investors and investors participate. The first is the largest market in terms of transaction volume. The question of whether there is a relationship between the two markets is of interest to investors, traders, firms' decision-makers and policymakers of financial institutions. In this study, we investigated the relationship between ER and SPI variables in terms of dynamic causality with the VAR model, in terms of long-term equilibrium relationship with cointegration technique, and analyzed whether the results support the posits and implications of traditional and stock-oriented models. IR functions analysis, FEVD analysis tools were also used for further inference. Data is from selected emerging countries including BRICS countries. In order to examine the impact of the crisis period, time series were examined as three periods. The results indicate that there is no L-R equilibrium relationship between SPI and ER variables. Granger causality results are mixed. Before-crises period results indicate there is no causal relationship between ER and SPI variables. Brazil and South Africa during the crisis and Turkey and South Korea post-crisis period SPI leads to the ER. This result supports the proposal of portfolio balance models. After-crises period in China, India, and Russia, ER leads to SPI. This result supports the proposal of flow models. No two-way Granger causality was found in any case. Variance decomposition analysis and correlation coefficients indicate that the association between SPI and ER variables increased during the 2008 banking crisis. Keywords Exchange rates, Stock prices, Cointegration, Granger non-causality, VAR Model, Variance Decomposition Analysis, Impulse Response Function Analysis
Dış ticaret yapan firmalarda kur riskinin yönetilmesi
Dış ticaret operasyonları üzerine odaklanmış olan işletmeler açısından ise üzerinde düşünülmesi gereken birçok farklı, kritik unsur söz konusu olmaktadır. Gerek ithalat gerekse de ihracat operasyonlarında yer almış olsun, şirketlerin ortak ve en ciddi sorunlarının başında, kur riskinin yönetilmesi sorunu gelmektedir. Dış ticaret firmaları, sahip oldukları ticari potansiyeli yönetebilmek adına yabancı ülke para birimlerinin dolaşım sürecinde yaşadığı sorunları ve bunların kar-zarar dengesine olan etkilerini gözetmek durumundadırlar. Küçük ölçekli bir finansal değişim, bilhassa da kur değerlerindeki değişimler, şirketlerin ticari operasyonlarını büyük sorunlara sürükleyebilmektedir. Bu tezde, dış ticaret firmalarının döviz kuru riski karşısındaki uygulamaları incelenmekte ve değerlendirilmektedir. Bu inceleme ve değerlendirme açısından da dış ticaret firmalarının kur riskinden korunmalarına dair faaliyetleri bir örnek uygulama ile ortaya konmaktadır. Tezin birinci bölümünde döviz kurları ve kur riski analizi kavramlarına yer verilmektedir. İkinci bölümde kur riskinden korunma yöntemlerine dair çabaların ne şekilde oluştuğuna dair değerlendirmeler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde, spesifik olarak dış ticarette kur riski kavramı üzerine odaklanılmaktadır. Çalışmanın son bölümünde, dış ticaret firmalarının kur riski ile karşı karşıya kalma durumunda türev araçların kullanımı ile kur riskinin nasıl yönetileceği konusu, DESA Deri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi verileri ile incelenmiştir.
Türkiye'de reel efektif döviz kurunun ödeme yöntemleri bazında ihracata etkisi: 2000 yılı sonrasına yönelik bir analiz
Bu çalışmanın amacı; ülkelerin en önemli ekonomik göstergelerinden biri olan döviz kurunun yine ekonomik açıdan önem taşıyan ihracata etkisinin ödeme yöntemleri bazında incelenmesidir. Bu amaçla çalışmada, 2000-2015 tarihlerindeki Reel Efektif Döviz Kuru ile Mal Mukabili Ödeme, Vesaik Mukabili Ödeme, Peşin Ödeme, Akreditifli Ödeme (Peşin ve Vadeli Dâhil) değişkenleri arasında ilişki varsa ortaya çıkarmak için ekonometrik analiz yöntemlerinden olan VAR analizi modeli kullanılmıştır. Oluşturulan bu modelde Johansen eşbütünleşme ve Granger nedensellik testleri uygulanmıştır. Analizler sonucunda elde edilen verilerde Birim Kök Testi sonucunda değişkenlerin birinci farklarında durağan oldukları görülmüştür. Uygulanan Granger Nedensellik testi sonucunda peşin ödeme yönteminin; vesaik mukabili ödeme yönteminin Granger nedeni olduğu, vesaik mukabili ödeme yönteminin; mal mukabili ödeme yönteminin Granger nedeni olduğu, akreditifli ödeme yönteminin peşin ödeme yönteminin Granger nedeni olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca mal mukabili ödeme yöntemi ile peşin ödeme yöntemi arasında çift yönlü Granger nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir.
Yatırımcı duyarlılığında tüketici güven endeksi ile döviz kuru ilişkisi: Türkiye örneği
Bu çalışmayla Türkiye'de Ocak 2004–Aralık 2018 döneminde Tüketici Güven Endeksi ile Döviz Kuru arasındaki ilişki incelenmiştir. Davranışsal Finansta Yatırımcı Duyarlılığının göstergesi olarak güveni temsilen, TÜİK Tüketici Güven Endeksi kullanılmıştır. Ayrıca çalışma kapsamında makro değişkenler, Borsa İstanbul Getiri Endeksi, İmalat Kapasite Kullanım Oranı, TÜFE Bazlı Reel Kur Endeksi, Amerikan Doları Döviz Kuru, İşsizlik Oranı, Aylık Enflasyon Oranı ve Sanayi Üretim Endeksleri modele dahil edilerek analiz edilmiştir. Araştırma toplam 180 adet aylık gözlemi içermektedir. Çalışmada belirlenen verilerin aylık oransal değişim değerleri kullanılmıştır. Zaman serilerine Vektör Otoregresif Model (VAR) analizi, Granger Nedensellik (Granger Causality) Testi, Etki-Tepki (İmpulse-Response) Fonksiyonu ve Varyans Ayrıştırma (Variance Decompositions) yöntemleri uygulanmıştır. Modele göre Amerikan Dolar Kuru değişkeni TÜİK Tüketici Güven Endeksi üzerinde etkili olmaktadır. Amerikan Dolar Kurundan TÜİK Tüketici Güven Endeksine doğru tek yönlü Granger nedenselliği olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Enflasyon hedeflemesi ve sapmasının nedenleri
Enflasyon hedeflemesi, 1980'lerden sonra enflasyonla mücadele ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik olarak ortaya çıkmış özel bir para politikası rejimidir. İlk olarak uygulayan ve başarılı sonuç elde eden ülke Yeni Zelanda olup; sonrasında, ülkemizde diğer birçok ülke tarafından da başarı ile uygulanmıştır. Ülkemizde enflasyon hedeflemesi, 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrasında sabit döviz kuru sistemine dayalı para politikasının terk edilmesi sonrası, 2002 ve 2006 yılları arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB)tarafından örtük enflasyon hedeflemesi olarak uygulanmaya başlanmıştır. 2006 yılının başından itibaren, geçmiş dört yıllık örtük enflasyon uygulamalarında gerekli ön şartlar da sağlanarak enflasyon hedeflemesi uygulamasına resmen başlanmıştır. Enflasyon hedeflemesi politikasına göre, para otoriteleri para ile ilgili politikalarını önceden belirlenen orta vadeli sayısal bir enflasyon hedefine ulaşmak için yürütmelidirler. En önemli bileşenleri şeffaflık ve hesap verebilirliktir. Bu çalışmada, enflasyon hedeflemesi rejiminin temel unsurları ele alınmış olup, ülkemizde uygulanabilirliği ve karşılaşılan sorunlar açıklanmaya çalışılmıştır.
Türkiye'de gıda fiyatları endeksinin tarım ürünleri üretici fiyat endeksi ve döviz kuru arasındaki ilişkinin analizi: ARDL model
Gıda fiyatları, tüketiciyi hızlı ve doğrudan etkilemesi nedeniyle enflasyon söz konusu olduğunda önde gelen ekonomik olgulardan biridir. Literatür incelendiğinde Dünyada ve Türkiye gıda fiyatlarında yaşanan artışları etkileyen ortak nedenlerin; tarımsal üretim faktörlerinde yaşanan değişimler, iklim koşulları, son dönemde Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle yaşanan lojistik problemler gibi bileşenleri olduğu görülmektedir. Türkiye açısından bakıldığında şehirleşme, göç, işgücü ve gelir dağılımı yapısının değişmesi gibi faktörler öne çıkmaktadır. Gıdanın tarladan ya da imalattan son tüketiciye ulaşma sürecinde yaşanan fiyat değişimleri konusunda kamuoyunda bilinen bir tartışma bulunmaktadır. Araştırmanın odak noktasına alınan bu hususta, tarım ürünleri fiyatları ile gıda fiyatları arasında bilimsel bir ilişkinin varlığı incelenmiş ayrıca döviz kurlarının fiyatlara olan etkisi üzerine çalışılmıştır. Kapsama alınan serilerden Gıda Fiyatları Endeksi, enflasyon hesaplamaları dahilinde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından aylık olarak hesaplanan Tüketici Fiyat Endeksinin alt grup endekslerinden biridir. Çiftçinin üreterek piyasaya sunduğu mal ve hizmetlerin fiyatlarında yaşanan aylık değişimlerin resmi olarak ölçüldüğü Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi ile Dolar ve Euro kuru serileri de çalışmaya dahil edilmiştir. Analizlerde değişkenlere ait 2010 Ocak-2022 Ağustos dönemi verileri kullanılmıştır. Serilerin durağanlıkları incelenmiş ardından seriler arasında olası ilişkiler Engle-Granger, Johansen ve ARDL eşbütünleşme yöntemleri ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak Tarım ürünleri üretici fiyatları, Gıda fiyatları ve Dolar kuru arasında istatistiksel olarak anlamlı eşbütünleşme ve hata düzeltme modelleri elde edilmiştir. Gıda fiyatlarının uzun dönemde çiftçinin piyasaya sunduğu mal hizmet fiyatlarından ve dolar kurundan etkilendiği, kur etkisinin daha önemli olduğu bulunmuştur.
Investigating the relationship between exchange rate and food prices in the West African Economic and Monetary Union states
Food insecurity constitutes a significant obstacle to growth in developing nations. These economies are frequently exposed to acute poverty during internal and foreign crises. Recent events, such as the COVID-19 pandemic and Russia's invasion of Ukraine, have stopped the world economy, with severe effects on developing economies. Thus, the West African Economic and Monetary Union (WAEMU) is experiencing a food crisis, exacerbated by the local currency depreciation as opposed to the trading currency, the US dollar. This thesis is intended to examine the existing transmission effects of the CFA movements on food prices in the WAEMU nations. The study adopts an innovative approach that enables us to investigate the relationship between the depreciation (appreciation) of the CFA franc with that of food prices in the eight WAEMU countries from January 2004 to December 2022. The NARDL results reveal an asymmetric and nonlinear connection between the exchange rate movements and food prices. Appreciations and depreciations affect food prices differently in all WAEMU countries. An appreciation of the exchange rate in the short term has no substantial effect on food costs; however, the local currency depreciation influence positively food prices in Benin, Burkina Faso, Guinea Bissau, Mali, Niger, and Togo. A depreciation of the CFA franc in the long term has a positive impact on all CFA zone nations. In contrast, the CFA franc appreciation has a negative effect on food prices in Benin, Côte d'Ivoire, and Niger. Therefore, the policy recommendation is to regard the asymmetrical relationship in improving the monetary policy of the union, adopt policies that facilitate the financing of food processing and storage firms, and promote and support competitive local products in the common market.
The effects of global oil prices on local stock market indexes of emerging markets: A cross-country analysis
The study investigated the effect of global oil prices on local stock market indexes of emerging markets for both oil exporting and oil importing countries. Data covering the period from January 2010 to March 2021 for 15 emerging countries was used. Two objectives guided the study. First, the impact of global oil prices on local stock markets was assessed. Secondly, the relationship between stock price and changes in macroeconomic variables was investigated. A panel regression model was carried out to analyze the data. The findings show that global oil price is negatively related to stock market index in oil importing countries. On the other hand, the findings revealed that global oil price is positively related to stock market index in oil exporting countries. The findings also reveal that interest rate, consumer price index, exchange rate and industrial production index impact stock markets in emerging economies for both oil exporting and importing countries. Stock market price index moves in opposite direction to interest rate and exchange rate in both oil exporting and oil importing emerging economies. Stock market price index moves in the same direction as industrial production index and consumer price index. The results have policy implications. As the results in this paper have shown, stock markets in emerging economies not only respond to changes in oil price but also to changes in economic fundamentals like interest rate, inflation rate, exchange rate and economic growth. Stock market indexes are often seen as leading economic indicators. Unforeseen shocks in global oil prices may disturb expectations related to economic growth in emerging economies. Therefore, central banks should use required monetary policy tools to offset the consequences of oil price shocks.
Yabancı para birimiyle kayıt sisteminin vergi matrahı ve mali tablolara etkilerinin değerlendirilmesi
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ticari defterler ile ilgili genel çerçeve çizilmiş olmakla birlikte, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'na da atıflarda bulunularak ticari defterlerin muhteviyatı ve kayıtların nasıl tutulacağı konuları açıklığa kavuşturulmuştur. Her iki kanunda da ticari defterlerin nasıl tutulması gerektiğine ilişkin benzerlikler bulunmasına karşın çeşitli farklıklarında olduğu göze çarpmaktadır. Mükellefler tarafından tutulması zorunlu olan defterler ve gerekli diğer kayıtların Türkçe' den başka bir dil ile tutulamayacağı ve yine defter ve kayıtların Türk para birimi ile tutulmasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir. Ancak 5228 sayılı kanun ile vergi kanunlarında yapılan düzenlemeler sonucunda, Bakanlar Kurulunun izni ile belirli koşullara sahip olan yabancı sermayeli işletmelere ulusal para birimi dışında, yabancı para birimiyle defter tutabilme hakkı getirilmiştir. Yapılan bu düzenlemeler ile ülkemizde faaliyet gösteren ve yatırım yapmayı planlayan yabancı sermayeli şirketlerin önündeki engellerden birinin daha kaldırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, bu uygulama dışında 348 numaralı VUK Genel Tebliği 4. Maddesi ile serbest bölgelerde faaliyet gösteren işletmelere de yabancı para birimi ile defter tutabilmelerine izni verilmiştir. Bu çalışmamızda işletmelerin yabancı para birimi ile defter tutabilmeleri için hangi şartları taşımaları gerektiği ve yabancı para birimiyle muhasebe kayıtlarının tutulması sonucunda ortaya çıkan kambiyo karları ve zararlarının vergi matrahına, mali tablolara ve beyannamelere olan etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Ülkemizde faaliyet gösteren veya yatırım yapmayı planlayan yabancı sermayeli şirketleri teşvik etmek amacıyla verilen bu imtiyaz, döviz kurlarındaki artış sonucunda oluşacak kur farkı gelirlerinin vergi matrahı dışında bırakılacak olması yabancı yatırımcı için olumlu bir gelişme olup, bu haktan yararlanamayan ve yabancı yatırımcı ile rekabet halinde olan diğer işletmeler için haksızlığa ve vergi adaletsizliğine yol açmaktadır.
Kur riskinden korunma araçları: Veri analizi uygulaması
Döviz kurunda yaşanan dalgalanmalar yabancı para cinsinden vadeli işlem gerçekleştiren şirketleri kur riskine maruz bırakmaktadır. Kur riski işletmeleri uluslararası ödemeler dengesi, sermaye ve kredi akımları, yabancı para cinsinden borç ve alacaklar, hatta uluslararası ticari etkinliklere katılmasa dahi ulusal para biriminin değerinin değişmesinin sonunda olumlu ve olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu nedenle işletmeler kur riskinden korunmak için çeşitli yöntemler kullanmaktadır. Bu çalışma ise firmaların karşı karşıya kaldığı döviz kuru risklerinin ölçümü ve yönetimine ilişkin bazı temel konuları, döviz kuru riskini ölçmede şu anda baskın olan metodolojileri ve kur riski yönetiminde geniş çapta kabul görmüş en iyi uygulamaları özetlemektedir. Araştırmanın ana kütlesini Marmara bölgesinde faaliyet gösteren işletmeler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise Türkiye'de Marmara bölgesinde dış ticaret yapan 200 işletmeden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında ise İşletmelerin İşlem Riskinden Korunmak İçin Uyguladıkları Stratejiler Ölçeği kullanılmıştır. Firmaların maruz kaldıkları kur riskinden korunabilmek için kullandıkları tekniklerin üzerinden elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler ile yorumlanmıştır. Bununla birlikte, elde edilen verilere tek yönlü ANOVA testi uygulanmıştır. Yapılan değerlendirme ve yorumlamalar neticesinde ortaya koyulan bu bulgular, döviz kuru riskini yönetmek için işletmelerin karmaşık ve çeşitli stratejiler kullandığını göstermiştir. Buna göre işletmelerin %56'sında döviz riskiyle ilgilenen özel bir birim bulunmazken, %44'ünde döviz risk yönetim birimi olduğu belirlenmiştir. Ek olarak işletmelerin çoğunlukla TL cinsinden alacaklarını kısa sürede tahsil etme, nakit fazlalıklarını borçları olan döviz cinsinden değerlendirme ve hammadde oranlarının ayarlamasını yapma gibi iç stratejileri benimsedikleri gözlemlenmiştir. Şirketlerin birçoğunun döviz risklerinden korunmak için finansal yöntemleri kullanma oranı düşük olmasına rağmen, forward sözleşmeleri, döviz swapları, futures sözleşmeleri ve opsiyonlar hakkında bilgi sahibi olduğu saptanmıştır. Buna göre işletmelerin risk yönetimi konusunda eğitim ve bilgiye sahip olduğu, ancak bu bilgiyi uygulamada kullanma konusunda çekimser oldukları tespit edilmiştir. Araştırma amaçları doğrultusunda ANOVA analiz sonuçlarına göre işletmelerin finans yetkilisinin ünvanına göre finansal yöntemlerden haberdar olma durumunu etkilediği, finansal yöntemleri kullanım düzeyini etkilediği, kullanılan işletme içi stratejilerin düzeyini etkilediği belirlenmiştir. Bununla birlikte, finans direktörlerinin muhasebe müdürü ve finans müdürlerine kıyasla işletme içi stratejileri kullanma düzeyinin daha yüksek olduğu, finansal yöntemlerden daha çok haberdar olduğu ve finansal yöntemleri kullanım düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bir diğer araştırmada büyük, orta ve küçük işletmelerin net satış hasılasına göre, finansal yöntemlerden haberdar olması durumu ve kullandıkları işletme içi stratejilerini etkilediği belirlenmiştir. Büyük işletmelerin, küçük işletme ve orta işletmelere göre finansal yöntemlerden haberdar olma ve kullanılan işletme içi stratejilerini kullanma düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Euro-dolar paritesi ve reel döviz kuru'nun IMKB 100 endeksi'ne etkisi
Çalışmada, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören hisse senedi fiyatları ile Euro-Dolar Paritesi ve Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi arasındaki ilişki ?Çoklu Doğrusal Regresyon? ile ilişkinin yönü ise, ?Granger Nedensellik Testi? ile incelenmiştir. Veri seti olarak, 2000 yılının Ocak ayından 2009 yılının Temmuz ayına kadar aylık veriler kullanılmıştır. Bağımlı değişken olarak İMKB 100 Endeksi ay içerisindeki günlük kapanış fiyatlarının ortalamaları, bağımsız değişkenler olarak da Euro-Dolar Paritesi'nin ay içerisindeki günlük değerlerinin ortalamaları ve TÜFE Bazlı REDKE'nin ay sonundaki değerleri analize tabi tutulmuştur. Çalışma sonucunda, Euro-Dolar Paritesi ve Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi'nin İMKB 100 Endeksi'ni %77,5 oranında açıkladığı ve pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca Granger Nedensellik Testi sonucuna göre; İMKB 100 Endeksi'nin Euro-Dolar Paritesi ve Reel Efektif Döviz Kuru Endeksinin bir önceki ay değerinin sebebi olduğu bulunmuştur.
Küresel finans krizinin reel döviz kuru, enflasyon (TÜFE), mevduat faiz oranları ve İMKB-100 endeksi üzerindeki etkileri ve bir uygulama
Yapılan çalışmada Küresel Finans Krizinin Reel Döviz Kurları, Enflasyon (TÜFE) oranları, Faiz Oranları ve İMKB?100 endeksi üzerindeki etkileri genel olarak incelenmiştir. Bu kapsamda küresel finans krizi ile makro ekonomik değişkenler hakkında bilgi verilerek krizin etkilerinin daha net görülebilmesi için 2003?2010 yılları arasındaki enflasyon (TÜFE), mevduat faiz oranları ve İMKB-100 Endeksindeki aylık ortalama değişmeler incelenmiş ve yorumlanmıştır.Bunun yanında finans piyasalarında temel gösterge olarak en yaygın kullanılan İMKB?100 endeksini etkileyen Reel Döviz Kuru, Enflasyon Oranları ve Faiz Oranları arasındaki ilişki ve değişkenler arasındaki nedensellik yönü Regresyon Analizi ile Granger nedensellik testi kullanılarak analiz edilmiştir.Regresyon Analizi sonuçlarına göre; Reel Döviz Kuru ile İMKB?100 Endeksi arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilirken, Mevduat Faiz Oranı ile TÜFE değişkenleri İMKB?100 Endeksi arasında negatif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre ise; Reel Döviz Kuru ve Mevduat Faiz Oranı, İMKB?100 Endeksini etkilediği ve İMKB?100 Endeksi'nin de Reel Döviz Kuru ve Enflasyon (TÜFE)'yi etkilediği tespit edilmiştir.
Sihirli karenin amaçlarına ulaşmasında para politikası kanallarının etkinliği: Yemen ekonomisi üzerine ekonometrik bir uygulama
Bu çalışmanın amacı Yemen'de 1990-2016 döneminde para politikası kanallarının, sihirli kare yaklaşımını oluşturan ekonomik büyüme, işsizlik oranı, enflasyon oranı ve cari işlemler üzerindeki etkisini analiz etmektir. Bu kapsamda VAR yaklaşımı kullanılarak para arzı kanalı, faiz oranı kanalı, döviz kuru kanalı ve banka kredisi kanalının dört ekonomik değişken üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. VAR analizi sonucunda parasal kanal, döviz kuru kanalı ve faiz oranı kanalının ekonomik büyüme ve enflasyon üzerinde etkili olduğu, banka kredisi kanalının ise ekonomik büyüme ve enflasyon üzerinde etkili olmadığı belirlenmiştir. Diğer yandan, sadece faiz oranı kanalı işsizlik üzerinde zayıf bir etkiye sahip olduğu, diğer para politikası kanallarının işsizlik üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Son olarak parasal kanal ile döviz kuru kanalının cari işlemler üzerinde etkili olduğu, faiz oranı kanalı ile banka kredisi kanalının ise cari işlemler üzerinde kayda değer bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak Yemen'de para politikası kararlarının reel ekonomiye aktarılmasında parasal kanal ile döviz kuru kanalının en etkili kanallar olduğu sonucuna ulaşılmıştır.