17. century
318 theses under this subject heading
Economic interaction between the Greek Orthodox Church and the Ottoman State in the seventeenth-century Ottoman documents
This thesis examines the nature of the financial activities of the Greek Orthodox Church vis-à-vis Ottoman State during the 17th century that has often been neglected by the historians due to the lack of archival sources. It proposes to overcome these challenges by systematically scanning two important archival collections, namely the Atik Şikâyet Defters and Mühimme Defters, which contain registers covering both ecclesiastical and non-ecclesiastical matters through an examination and analysis of the orders (hüküms) on financial aspects of the ecclestical matters between 1650 and 1690. This research will unveil the evolving dynamics between the church members and the Ottoman officers. Analysis of the orders in these registers with the religious, legal, financial and social dynamics of the petitioners sheds light on the financial changes of the period that is often characterized by almost exclusive crisis in the secondary literature. This thesis shows that the financial relations between them were more complex and that the crisis also included several cases of financial cooperation. Consequently, the findings promise to make a significant contribution to the field of Ottoman and ecclesiastical studies, providing a rich and comprehensive understanding of an important but under-explored period.
17. yüzyıl başına ait şer'iyye siciline göre Tekirdağ'da sosyal ve ekonomik hayat: Kaynak ve değerlendirme
Şer'iyye sicilleri Osmanlı Tarihinin en önemli arşiv kaynaklarından birisidir. Bunlar Osmanlı toplumunun iktisadi, sosyal ve hukuki hayatını, adet gelenek ve göreneklerini toplumsal hayatını en iyi şekilde bize aktaran kaynaklardır. Bu kayıtlar, halkın talepleri, devlet merkezi ile olan yazışmalar, fermanlar, beratlar vs. gibi konulara ait bilgilerin yanı sıra, bölgede yetişen ürünler, köle-cariyeler, vakfiyeler ve aile hayatı gibi konuları da içermektedir. Tezimiz, Rodosçuk'a ait 1531 numaralı Rodosçuk Şer'iyye Sicili'nin çeviri ve tahlilini içermektedir. Bunun yanısıra şer'iyye sicillerinin Osmanlı Tarihi'ndeki yeri ve Rodosçuk'a dair genel bir bilgi de çalışmanın başında verilmiştir. 56 varak 112 sayfadan oluşan bu tarihi kaynak, H. 995-998, 1033 (M. 1586-1589, 1623-1624) yılları arasındaki dönemi kapsamaktadır. Tezimizde, 1531 numaralı Rodosçuk Şer'iyye Sicili aracılığıyla Rodosçuk'un idari, sosyal, ekonomik ve kültürel durumunun aydınlatılmasına katkı sağlamaya çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: OSMANLI, RODOSÇUK, MAHKEME, GAYRİMÜSLİM, KADIN, KÖLE
17. yüzyıldan günümüze resim sanatında limon imgesi
Natürmort türünde hemen hemen her resimde yer alan limon imgesi, kendisine yeni anlamlar yüklenen bir anlatım aracı olarak varlığını sürdürmektedir. 17. yüzyıldan günümüze kadar geçen süreçte ressamların resimlerinde limonu nasıl ve hangi amaçla resmettikleri çeşitlilik göstermiştir. Ressamlar kendilerine ait üsluplarıyla, limonu eserlerinde kullanmışlardır. 17. yüzyıldan önce limon objesine pek fazla rastlanılmasa da, 17. Yüzyıldan sonra natürmort türünde karşımıza sıklıkla çıkmaktadır. Günümüzde de limon objesi sanatçılara esin ve ışık kaynağı olmaktadır. Limonun dokusu, içerisindeki asimetrik dilimler, kabuğu ve rengi ile ressamların her zaman ilgisini çekmektedir ve çekmeye de devam etmektedir. 17. yüzyıldan günümüze imge olarak limonun yerini ve önemini ortaya konulmuş ve bu çerçevede yapılan kişisel limon imgelerinin yorumları paylaşılmıştır. Tez çalışmasında giriş bölümünün ardından alt bölümler olan, problem, varsayım cümlesi, tezin amacı, evren ve örneklem, yöntem ve teknik, verilerin toplanması oluşturmaktadır. Birinci bölümde natürmortun tanımı üzerinde durularak, natürmortun tarihini açıklanmıştır. Dönemin önemli sanatçıları hakkında bilgiler verilip, eserlerinden örnekler bulunmaktadır. Sanatçıları natürmort yapmaya teşvik eden nedenler üzerinde durulmuştur. Resim sanatı tarihinde natürmortlar seyirciye, dönemin ekonomik, sosyolojik, dini konularıyla o dönem hakkında bilgi verirler. İkinci bölümde 17. ve 18. yüzyıl resim sanatında limon imgesine ait bilgiler ve 17. 18. yüzyılda resim sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserleri bulunmaktadır. Üçüncü bölümde 19. ve 20. yüzyıl resim sanatında limon imgesine ait bilgiler ve 19. 20. yüzyılda resim sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserlerine yer verilmektedir. Türk resminde natürmort ve limon imgesi de dördüncü bölümde yer almaktadır. Bu bölümde hem Türk ressamların eserleri incelenmiş hem de sanatçılara ait kısa bilgiler bulunmaktadır. Dördüncü bölümde günümüz sanatında limon çalışan ressamlara ilişkin bilgiler ve eserlerine yer verilmektedir. Tezin son bölümünde çalışmaya ilişkin sonuç ve değerlendirmeler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Natürmort, Limon, İmge, Işık-gölge
Ṭalʿatî Çelebi Maġzü'ṭ-Tıbb (metin-inceleme-sözlük)
Türk dili çalışmaları için önem teşkil eden edebi eserlerin dışında verimli çalışmalar yapılabilecek en zengin kaynaklardan biri tarihî tıp metinleridir. Eski Anadolu Türkçesi dönemi tıp metinleri arı dil kullanımı ile günümüz Türkçesi için temel oluşturmaktadır. 14 ve 15. yy metinlerini takiben Osmanlı Türkçesi tıp metinleri 16. yy ve 17. yy Klasik Dönem eserleri olarak; Türkçeleşme, "Batı" kökenli kelimelerin dilimize yerleşmesi ve Farsça ve Arapçanın gramer ve üslup bakımından baskınlaştığı yeni bir tıp dili sahası ile karşı karşıya olunduğunun bir göstergesidir. Dönemin fonetik çerçevesini çıkarmak için tıp eserleri yoğun bir malzemeye sahiptir. Bu çalışmada 16. yy tıbbi malzemeler bitkiler, devalar ve 17. yy Türkçesi geçiş dönemi özelliklerini gösterebilen bir metin olan "Maġzüʿṭ-ṭıbb" adlı eser transkripsiyon ve sözlük çalışması ile ortaya koyulmuştur. Eser 16.yy meşhur hekimlerinden Yȗsufî Herevîʿye ait "Rubâʿiyyât-ı Yȗsufî" eserinin tercümesi olan "Muġziʿṭ-ṭıbb" adıyla Milli Kütüphane" 06 mil Yz A 2719/1" no ile yanlış okuma ile kaydedilmiş bir hastalıklar ve devalar kitabıdır. Eser kütüphane kaynaklarında Farsça olarak görünmektedir. Oysa eser Türk dilinde yazılmış bir tercüme metindir. Eserde Yusūfįʿye ait rubailer Farsça'dır. Eserin mütercim/müellifinin 17.yy isimlerinden Talʿatî Çelebi olduğu gerek IRCICA kataloglarında, gerek eserin bir diğer nüshasında ifade edilmiştir. Mütercim/müellif kütüphane kaynaklarında "Ṭalʿatį ʿAbd-i Şāhį" ismiyle kitabın adı gibi yanlış ve/veya eksik kaydedilmiştir. Bu çalışmada yazar, eseri ve eser içeriği detaylarıyla doğru tespit edilmeye çalışılmış, yanlış veya eksik kaydedildiği düşünülen eser ve yazar adının düzeltilmesi de amaçlanmıştır. Eserde Yȗsufî Herevîʿye ait müfred ve mürekkeb devalar rubailer aracılığı ile anlatılmıştır. Farsça rubailerin Türkçe tercüme edildiği metinde Klasik Osmanlıca döneminde görülen söz dizimi ve dış yapı göze çarpmakta, kısmi olarak yalın Türkçe ifadeler ve arkaik kullanımlar yer almaktadır. Karışık dil özellikleri yoğun olarak görülmektedir. Çalışmanın amacı içeriğin doğru tespit edilmesi, dönem fonetiğinin ortaya çıkarılması ile Türk Dili alanındaki tarihî tıp metinleri söz varlığına katkıda bulunmaktır.
The shifting faces of epic heroes: The evolutionary trajectory of heroic ideals in William Davenant's Gondibert and John Milton's Paradise Lost
This study argues that in the selected works of the seventeenth-century English epics, William Davenant's Gondibert (1651) and John Milton's Paradise Lost (1667), the epic heroes are constructed as part of the poets' personal responses to the problems and questions initiated by the profound social, religious, philosophical, and political changes occurring in the seventeenth-century England. Both poets highlight the need for the development of new virtues, behaviours, and ethical standards in response to the dramatic changes at the time. Accordingly, this dissertation hypothesises that the epic heroes in these works are not only used as a vehicle for social and political commentary, but also as blueprints for ethical systems congruent with the needs of the contemporary epoch, thereby fostering the moral progression and advancement of the audience. This leads both poets to significantly deviate from the traditional concept of the epic hero, each reimagining and reshaping conventions in their own distinctive way. The evolution of Davenant's new epic hero is characterised by rhetorical prowess, tempered ambition, reason, openness to new knowledge, and a pro-peace stance, yet is also marked by justified martial prowess due to the realpolitik. Davenant writes for the high strata of the society from both sides of the Civil War, believing that as the "chiefs" of the society they should adapt to contemporary shifts to better fit the offices of government. Milton's redefinition of the epic hero is characterised by innate free will, political responsibility, rhetorical prowess, a worth determined not by lineage but by merit marked by endurance and patience, autonomous obedience to God guided by right reason, and a nuanced view of war that recognises its brutal reality yet also understands the necessity of martial prowess in a politically charged world. By redefining heroism in this manner, Milton shifts its domain from the exclusive preserve of high society to the realm of the everyday Christian, making it accessible and relevant to a broader spectrum of society. Keywords: Heroism, Epic Hero, Heroic Ideal, William Davenant, Gondibert, John Milton, Paradise Los
16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa'da Osmanlı ve Safevi halıları: Etkileşim ve rekabet
16. ve 17. Yüzyıllarda Avrupa'da Osmanlı ve Safevi Halıları: Etkileşim ve Rekabet başlıklı çalışmanın ana konusunu Osmanlı dönemi Anadolu halıları ile Safevî dönemi İran halılarının Avrupa'daki rekabet ve etkileşiminin erişilebilen arşiv kayıtlarındaki ayrıntılar ile içinde halı tasviri tespit edilen resim sanatı örneklerinin değerlendirilmesi ve ulaşılan sonuçların ilgili kültürlerin tarihsel süreçleriyle karşılaştırılarak yorumlanması oluşturmaktadır. Ayrıca yine çalışma kapsamında söz konusu etkileşimin Portekiz, İspanya, Hollanda gibi farklı Avrupa kültürlerinin kendi halı ve düz dokuma geleneklerini oluşturma ve/veya geliştirmeleri noktasındaki etkileri incelenmektedir. Erken dönemlerden itibaren Avrupa'nın doğu halılarına büyük bir ilgisi olduğu bilinmektedir. Anadolu-Türk kültürüne ait halılar özelinde 13. yüzyıldan itibaren kesintisiz olarak takip edebildiğimiz bu süreçte, coğrafi keşifler ve yoğunlaşan ticari faaliyetler neticesinde zengin bir sınıf oluşturmaya başlayan Avrupa'da bu halılara olan talebinin daha da arttığı görülmektedir. Osmanlı halıları özellikle 15. yüzyıl ile birlikte Avrupa genelinde soyluların ve tüccarların zenginlik göstergesi olarak masa örtüsü veya perde olarak kullanılmaya, koltuk ve sandalye gibi mobilyaların yüz kaplaması olmaya; heyetler arasında diplomatik hediyeler olarak değerlendirilmeye, soğuk kilise oturaklarının üzerine ve cenaze törenlerinde tabutların altına serilmeye varan farklı alanlarda karşımıza çıkmaktadır. İran halılarının Avrupa çapında tanınır hale gelmesi ise ancak 16. yüzyılda tarih sahnesine çıkan Safevî Devleti ile birlikte izlenebilmektedir. Şah I. Tahmasb döneminde yoğunluk kazanan Safevî-İran halı dokumacılığı, özellikle Şah I. Abbas zamanında gerçekleştirilen atılımlar sayesinde Avrupa'da hızla yaygınlaşarak piyasaya hâkim durumdaki Osmanlı halılarına ciddi bir rakip haline gelir.
Turc 292 yazmasında yer alan ve Ali Ufkî Bey tarafından makamları belirtilmiş Uşşâk-Hüseynî ailesine ait sözlü eserlerin makam ve mod yapılarının incelenmesi
Ali Ufkî Bey'in yazmış olduğu müzik ile ilgili yazmalar XVII. yüzyıl müziğine ait önemli bilgiler ve ipuçları içermektedir. Ayrıntılı makam/ezgi incelemeleriyle bu bilgi ve ipuçlarına ulaşmak ve bazı çıkarımlarda bulunmak mümkündür. Bu düşünceden hareketle çalışma alanı olarak Fransa Milli Kütüphanesi'nde kayıtlı Turc 292 numaralı yazma seçilmiştir. İlgili yazmadan, makamları Ali Ufkî Bey tarafından belirtilmiş Uşşâk-Hüseynî makam grubuna ait 20 sözlü eser seçilmiş ve bunların makam/ezgi incelemesi yapılmıştır. İncelemeler sonucunda bazı eserlerde modal ezgi yapılarına rastlanmıştır. Bu modal ezgi yapılarına benzeyen Macar Halk Müziklerinden örnekler sunulmuştur. Ayrıca ayrıntılı makam/ezgi incelemeleri sayesinde Ali Ufkî Bey'in makam isimlendirmesinde nasıl bir mantık yürütmüş olabileceği hakkında fikirler sunulmuştur. Son olarak, ilgili döneme ait eserlerin incelenmesinde diğer komşu coğrafyaların müzikleri hakkında da bilgi sahibi olunmasının önemine dikkat çekilmiştir.
Ahvâl-i Kıyâmet ve resimli nüshaları
Bu çalışmanın konusunu, 13. yüzyıl şairlerinden Şeyyad İsa ya da Şeyyad Hamza tarafından manzum olarak yazılmış Ahvâl-i Kıyâmet'in, 16. yüzyıl sonu 17. yüzyıl başlarında hazırlanan resimli nüshaları oluşturmaktadır. Osmanlı sarayında ve toplumunda Hicri 1000 (1591-2) yılından itibaren kopacağına inanılan kıyamet beklentisiyle bağlantılı bir bağlamda hazırlanan Ahvâl-i Kıyâmet'in günümüze ikisi tam ve ikisi de dağılmış yapraklar halinde olmak üzere dört resimli nüshası ulaşmıştır. Bunlar sırasıyla, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Hafid Efendi 139, Berlin Staatsbibliothek Ms. Or. Oct. 1596, Philadelphia Free Library'de Rare Book Department (Ms. O. Tu 4-Tu 7)- Harvard University Art Museum (1956.196) ve Dallas Museum of Art, Keir Collection (IV, 9-21) nüshalarıdır. Resimli Ahvâl-i Kıyâmet nüshalarında tasvirler kıyametin üç aşamasında toplanmıştır: Kıyamet öncesi alametler, kıyametin gerçekleşmesi, kıyamet sonrası hayat. Bu tezde, tasvirlerin metinle bağlantısı incelenmiş, metinden canlandırdığı bölümler aktarılarak imgeler çözümlenmiş ve betimlenmiştir. Yazmalar resim konuları ve resim programları yönünden karşılaştırılmış, aralarında farklar olduğu gözlenmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimlerinin tek kaynağının metin ya da nüshalar arasındaki bağlantılar olmadığı tespit edilmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimlerinin Osmanlı nakkaşlarının özgün anlatılar için özgün görsel yorumlar üretmeleri sürecini örneklediği tespit edilmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet nüshalarının Osmanlı resmi içerisinde üslup açısından hangi gruba ait olduğu belirlenmiştir. Ahvâl-i Kıyâmet resimli nüshalarında karşımıza çıkan kıyamet tasvirlerinden bazılarının benzerlerine İslam resim sanatının başka ürünlerinde rastlamakla beraber resimli Ahvâl-i Kıyâmet yazmalarında kıyamete dair tüm tasvirler bir arada yer almaktadır. Ahvâl-i Kıyâmet nüshaları bu bakımdan benzersizdir ve daha önce betimlenmemiş kompozisyonları ile Osmanlı resminde özgün bir yere sahiptir. Nüshalarda yer alan özellikle mahşer ve ahiret hayatını konu alan resimlerin Osmanlı kitap resmi örnekleri arasında yer almadığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler 16-17. yüzyıl Osmanlı Resmi, Osmanlı resminde kıyamet, Kıyamet alametleri, Kıyamet sonrası hayat.
XVII. yüzyıl'da Osmanlı Devleti'nde rüşvet
Rüşvet, birlikte yaşamanın zorunlu bir sonucu olarak doğan devlet sistemi ve bu sisteme geçen toplumlarda var olmuş en eski suçlardan birisidir. Ekonomik şartlar ne olursa olsun rüşvet her daim varlığını sürdürmüştür. Rüşvet her ne kadar eski bir suç olsa da bir o kadar geleneği içinde barındırır. İnsanlık tarihinin bir parçası olarak rüşvetin Osmanlı Devleti'nin alt ve üst kademelerin de birçok örneğinin mevcudiyeti şaşırtıcı değildir. İşte burada rüşvet Osmanlı tarihinin konusu olarak ele alınmaya çalışılacaktır. 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyıla ait nasihatnamelerde rüşvetin Osmanlı düzenini tehdit eden hususlar arasında ilk sırada sayılması sebebiyle zaman dilimi bu dönem ile sınırlandırılacaktır. Ancak bunu sadece kronolojik bir sıralama ile vermek yerine mümkün olduğunca çok yönlü bir okuma ile sorgulamayı amaçlıyoruz.
Ali Emiri Manzum 547'deki şiir mecmuası (Vr. 75b - 100b) (İnceleme - metin)
Bu çalışma, "Millet Kütüphanesi Ali Emiri Koleksiyonu Manzum:547 Mecmuâ-yı Eş′âr " numarada kayıtlı olan içinde nazîrelerin de olduğu şiir mecmuasının 75b-100b varaklarının transkripsiyonlu metninden ve bu metnin fiziksel incelemesinden oluşmaktadır. Transkripsiyonlu metin hazırlandıktan sonra bu bölümün içeriği hakkında inceleme tarafımızca yapılmıştır. İstinsah tarihi hakkında bir bilgi yer almayan mecmua toplamda 149 varak olup türü nazîre mecmuasıdır. Mecmuada en fazla 17. yüzyıl şair ve şiirleri yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Mecmûa, dîvân, nazire, gazel, şair.
17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatında na'tlar
Na'tlar, tevhid ve münacaatlardan sonra şairlerin şiirlerinde en çok kullandıkları türler arasında yer almıştır. Gerek tasavvufî edebiyatta gerekse divan edebiyatında kullanılan bu türde şairlerin amacı, Hz. Muhammed (a.s.)'i övmek ve O'na olan sevgilerini dile getirmektir. Özellikle 17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatında şairlerin artışıyla sıkça kullanılan bu tür, divanlarda sayıca farklılıklar göstermektedir. Çalışmamızda 17. ve 18. yüzyıl tasavvuf edebiyatı birlikte ele alınmıştır. Bu iki yüzyıl hakkında genel bilgiler verildikten sonra şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Na't, 17. ve 18. Yüzyıl, Şairler…
Nişancızâde'nin Nûru'l- Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (33. fasıl)
On yedinci yüzyıl Osmanlı fakîhi olan Nişancızâde, Şeyh Bedreddin'in yargılama hukukuna dair olan ve uzun yıllar hakimlerin el kitabı olarak kullanılan eseri Câmi'u'l Fusûleyn'i düzenlemek ve ıslah etmek amacıyla Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'u'l Fusûleyn adlı eseri kaleme almıştır. Bu çalışma, Nûru'l-'Ayn'ın "Ahkâmât" faslı (33. fasıl) ile Câmi'u'l Fusûleyn'in "Ahkâmât" faslının (34. fasıl) incelenmesini ve karşılaştırılmasını hedeflemektedir. Nûru'l-'Ayn'da "Ahkâmât" faslı kırk bir adet başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıkların bir kısmı Câmi'u'l Fusûleyn'le ortakken, bir kısmı Nişancızâde'nin fasla ilave ettiği başlıklardır. Araştırmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, iki eser arasındaki ortak başlıklar üslup ve telif tarzı bakımından karşılaştırılmış, Nişancızâde'nin nerelerde ve hangi yöntemlerle ıslahta bulunduğu incelenmiştir. İkinci bölümde, Nişancızâde'nin bölüme ilave ettiği başlıklar üslup ve telif tarzı bakımından ele alınmış, bu başlıkların nereden alıntılandığı ve kapsamında bulunan konuların klasik fıkıh kitaplarındaki yeriyle ilgili genel bir çıkarım yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise Nûru'l-'Ayn'ın 33. faslı, aralarında bazı farklar bulunan iki farklı müellif nüshasına dayanılarak tahkik edilmiştir.
Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Manzum 593 numaralı şiir mecmuası: İnceleme, metin, dil içi çeviri, mecmuaların sistematik tasnifi projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi
Bu çalışmada Millet Kütüphanesi Ali Emîrî Manzum bölümünde yer alan 593 numaralı şiir mecmuası incelenmiştir. Îdî Çelebi tarafından tertip edilen söz konusu mecmua 73 varaktan ibaret olup 17. yüzyılda derlendiği tahmin edilmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde mecmualar ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölüm inceleme konusu şiir mecmuası hakkında genel bilgilere, ikinci bölüm mecmuanın muhtevasının incelenmesine ayrılmıştır. Üçüncü bölüm ise mecmua metninin çeviri yazıyla tespiti ve dil içi çevirisini ihtiva etmektedir. Mecmuanın Mestap'a göre tasnifi ve tıpkıbasımı çalışmanın sonundaki ekler bölümünde yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: mecmua, şiir, dil içi çeviri, Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi, Mestap
17. yüzyıl Osmanlı hukukunda tesebbüb halinde damân
Osmanlı ulemasından Fudayl Çelebi gibi bazı âlimler tazmin sorumluluğuyla ilgili özel eser kaleme almak suretiyle Hanefi literatürüne önemli katkılarda bulunmuştur. Aynı şekilde şeyhülislamlar da tazminle ilgili verdikleri fetvalarla Hanefi geleneğini sürdürmüşlerdir. Bu çalışmanın birinci bölümünde Osmanlı âlimlerinin eserlerine de atıf yapılarak Hanefilerin genel tazmin sorumluluğu itlâf üzerinde yoğunlaşmak suretiyle ortaya konulduktan sonra ikinci bölümde bu tazmin sorumluluğuyla ilgili olan üç konu ele alınacaktır. Tesebbüb halinde damânla ilgili seçilen bu üç konu, Hanefilerin genel tazmin sorumluluğundan nasıl ve neden ayrıldıklarını ortaya koymaya yöneliktir. Bu üç konudan birincisi olan siâye meselesi, tamamen Hanefilerin tazmin sorumluluğundan ayrılmalarını göstermesi açısından önemlidir. Diğer iki konuda ise tamamen Hanefiler tazmin sorumluluğunu terk etmemiş, sadece bazı meselelerde zaman içerisinde buna aykırı hükümler vermişlerdir. Ayrıca bu çalışmanın amacı, üç meseleyle ilgili 17. yy şeyhülislamlarının verdikleri fetvalarla, Hanefi geleneği ne ölçüde ve nasıl sürdürdükleri ve mezhep içerisinde tartışılan hangi görüşleri esas aldıklarını göstermeye yöneliktir.
Hicrî ilk iki asır kûfe kadılarının hadisle ilişkisi
Hicrî 17 yılında bir ordugah şehri olarak kurulan Kûfe zamanla stratejik öneminin yanında ilmî ve siyasî açıdan da önemli bir konuma gelmiştir. Pek çok ilmî ve fikrî hareketi bünyesinde barındıran Kûfe, hadis ve fıkıh ilimleri ve bunların gelişimi bakımından araştırılmaya layık pek çok hususu içermektedir. Görevi gereği doğrudan fıkıhla ilgili olan kadıların hadisle ilişkisini tespit etmek hadis ve fıkıh ilimlerinin birbirlerine göre konumu ve etkileşimleri açısından incelenmeye layıktır. Bu doğrultuda bu çalışmada ilk iki asır Kûfe kadıları hadis rivayetiyle ilişkileri bakımından ele alınmıştır. Kadılar, cerh-ta'dîl durumu, rivayet sayısı, fetva-rivayet ilişkisi ve kadıların birbirleriyle ilişkisi bakımından, râvî kimlikleri dikkate alınarak incelenmiştir. Bunun yanında kadılar, kadı kimlikleri dikkate alınarak siyasetle ilişki, fıkhî müktesebat ve ilmî ehliyet bakımından da değerlendirilmiştir.
Nişancızâde'nin Nûru'l-ʻAyn adlı eserinin tahkik ve tahlili (34-39. fasıllar)
On yedinci yüzyılda yaşayan Nişancızâde, on beşinci yüzyıl fakihi Şeyh Bedreddin'in yargılama usûlü ve muamelata dair telif ettiği ve uzun yıllar mahkemelerde başvuru kaynağı olarak kullanılan eseri Câmi'u'l-fusûleyn'i düzenlemek ve ıslah etmek amacıyla Nûru'l-'ayn fi ıslâhi Câmi'u'l-fusûleyn adlı eseri kaleme almıştır. Bu çalışma, Nûru'l-'ayn'ın 34-39. fasıllarının Câmi'u'l-fusûleyn ile incelenmesini ve karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Nûru'l-'ayn'daki 34-39. fasıllar birbirinden farklı altı konuyu kapsamaktadır. Bu fasılların konuları Câmi'u'l-fusûleyn'le ortakken, muhtevaları farklılık arzetmektedir. Araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, iki eserdeki bu fasılların muhtevası üslup ve telif tarzı bakımından karşılaştırılmış, Nişancızâde'nin yaptığı eklemeler ile fasıllardan çıkardığı meseleler ve son olarak kaynaklardan yararlanma üslubu incelenmiştir. Böylece Nişancızâde'nin Câmiʿu'l-fusûleyn'i nasıl ve hangi yöntemlerle ıslah ettiği tespit edilmiştir. İkinci bölümde ise Nûru'l-'ayn'ın 34-39. fasılları, iki farklı müellif nüshasına dayanarak tahkik edilmiştir.
Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (12- 19.fasıllar)
Nişancızâde, on yedinci yüzyılda yaşamış bir Osmanlı fakihidir. O, Nûru'l-'Ayn fi Islahî Câmi'u'l-Fusûleyn adlı bir eser kaleme almış ve bu eserde Şeyh Bedreddin'e ait olan Câmiû'l-Fusûleyn'e yönelik iyileştirici çalışmalar gerçekleştirmiştir. Nişancızâde bu eserinde Şeyh Bedreddin'in muâmelât ve yargılama hukukunda uzun yıllar kullanılan Câmi'û'l-Fusûleyn adlı eserini düzenlemiş, ilave başlıklar koymuş, bazı başlıkları çıkarmış, yer yer de Şeyh Bedreddin'i eleştirip alternatif fetvalar nakletmiştir. Biz de yaptığımız çalışmada Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eseri yazma sebebi olan iyileştirici çalışmaları ön plana aldık. Osmanlı döneminde kâdılık, müderrislik hatta kazaskerlik yapan çok yönlü bir alimin kendi döneminde kâdılar tarafından kullanılan eserinin ilim dünyasına kazandırılmasını hedefledik. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk kısmında Nûru'l-'Ayn'ın 12-19. Fasılları ile Câmi'û'l-Fusûleyn'ın 12-19. Fasılları arasını üslup ve telif tarzı yönüyle karşılaştırdık. Bu bölümde özellikle Nişancızâde'nin Şeyh Bedreddin'den farklı bir metot izlediği tasarruflarına odaklandık. İkinci bölümde tahkik çalışması gerçekleştirdik. Bu bölümde müellif hatlı Topkapı Sarayı nüshası ile Âşır Efendi nüshasını temel aldık.
Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (25-31. fasıllar)
Şeyh Bedreddin tarafından kaleme alınan ve uzun yıllar kâdıların el kitabı olarak kullandığı yargılama usulü alanındaki önemli örneklerinden Câmi'u'l-Fusûleyn'i, Şeyh Bedreddin'den yaklaşık iki yüzyıl sonra yaşamış Nişancızâde ıslah etmek amacıyla düzenleyerek Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'i'l-Fusûleyn adlı eseri telif etmiştir. Bu çalışma Nûru'l-'Ayn'ın 25 ve 31. fasıllarıyla Câmi'u'l-Fusûleyn'in 26 ve 32. fasılları arasının karşılaştırılmasını ve incelenmesini amaçlanmıştır. Bu fasılların içerdiği başlıklar ve konular genellikle aynı olup Nişancızâde gerekli gördüğü yerlerde değişiklikler yapmıştır. Araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde iki eser arasında muhteva mukayeyesi yapılmıştır. Muhteva mukayeyesinde önce iki eser arasındaki ortak olan konuların neler içerdiği fasıllara göre kısaca anlatılmış ardından üslup ve telif tarzından kaynaklanan farklılıklarla konu bakımından farklılıklara değinilmiştir. Bu farklılıklarda Nişancızâde'nin nerelerde hangi yöntemlerle tasarrufta bulunduğu ve bu tasarruflarıyla nasıl bir ıslah çalışması yaptığı incelenmiştir. İkinci bölümde ise Nûru'l-'Ayn' ın 25-31. fasılları, aralarında bazı farkların bulunduğu iki farklı müellif nüshası baz alınarak tahkik edilmiştir.
Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (20-24. fasıllar)
Nûru'l-'Ayn fi Islâhi Câmi'i'l-Fusûleyn eseri, Nişancızâde tarafından, Şeyh Bedredin'in Mecdüdddin el-Usrûşenî'nin (ö. 632/1235) el-Fusûl ile İmâdüddin el-Merğinânî'nin Fusûlü'l-ihkâm fî usûli'l-ahkâm adlı eserlerini bir araya getirerek telif etmiş olduğu, yargılama hukuna dair eseri olan Câmi'u'l-Fusûleyn'i ıslah etmek amacıyla yazılmıştır. Çalışmamız, Nûru'l-'Ayn'ın 20 ve 24. fasılları ile Câmi'u'l-Fusûleyn'in 20 ve 25. fasıllarının karşılaştırılmasını ve incelenmesini amaçlamakta olup iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, iki eser arasında fasılların muhtevası, üslup telif tarzı, lafız-nakil tercihleri bakımından yapılan karşılaştırmayı ve Nişancızâde'nin eser üzerinde ıslah amacıyla yapmış olduğu tasarrufların incelenmesini içermektedir. İkinci bölüm ise, fasılların Nûru'l-'Ayn'ın iki farklı müellif nüshası üzerinden tahkikini içermektedir.
XVII. yüzyıl Osmanlı hukukunda hilenin akitlere tesiri
İslam Borçlar Hukuku sahasının temel konusu olan akitlerin kuruluşunda irade beyanı esastır. Bu beyanın iç irade olarak da ifade edilen rızaya uygun olması gerekmektedir. Tarafların karşılıklı rızalarının bulunması, irade beyanının sıhhati açısından önem arz etmekte olup akitlerin bağlayıcılığının da ön şartı olmaktadır. Dolayısıyla ikrah, hata ve hile gibi rızayı sakatlayan durumlarda, irade beyanı kusurlu kabul edildiğinden akitlerin bağlayıcılığı da zarar görmektedir. Bu çalışmada, irade bozukluklarından biri olarak kabul edilen hilenin bir fıkıh terimi olarak Hanefî doktrinindeki tarifi, çeşitleri ve akitler üzerindeki tesiri incelenmektedir. Böylece, mezhep içerisindeki farklı görüşlere de temas etmek suretiyle, hile kavramının teorik çerçevesinin çizilmesi hedeflenmiştir. Hilenin teorik boyutu ele alındıktan sonra, Hanefî mezhebinin resmî mezhep olarak kabul edildiği Osmanlı Devleti'nde, hilenin uygulamada nasıl sonuçlarının olduğunu ve teoriyle pratiğin örtüşüp örtüşmediğini görmek amacıyla XVII. yüzyıldaki veriler incelenmiştir. İlgili döneme ait fetva mecmuaları ve şer'iyye sicilleri bu noktada çalışmaya büyük katkı sağlamıştır.
1600-1699 yılları İstanbul kadı sicillerinde yer alan satış işlemlerine göre konutların morfolojik özellikleri & konut fiyatlarının bağımlı olduğu değişkenler
Gayrimenkul fiyatlarının geçmişe yönelik olarak uzun dönemli incelenmesi araştırmaları bir şehrin fiziksel, ekonomik ve sosyolojik tarihine dair önemli bilgileri ortaya koymasının yanında, bizi bugüne getiren dinamikleri daha iyi anlamamıza ve geleceğe dair daha sağlıklı öngörülerde bulunmamıza yardımcı olacaktır. Dünyada geçmiş yüzyıllara yönelik uzun dönemli fiyat analizlerine dair akademik çalışmalar artmaktadır. Ancak köklü tarihine rağmen Türkiye'deki şehirler için böyle araştırmalar şimdiye kadar yapılmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde gayrimenkullerin el değiştirme işlemleri aynı zamanda noter vazifesi de gören kadılar tarafından tescil edilmekteydi. Bu bağlamda kadılar tarafından tutulan kadı sicilleri (mahkeme kayıtları), 600 yılllık sürece yayılan geniş kapsamı göz önüne alındığında araştırmacılara çok yönlü çalışma alanları sunmaktadır. On yedinci yüzyıl İstanbul'unda 100 yıllık dönemde, satış verilerinde belirtilen konutların nitelikleri (oda sayısı, kat sayısı v.b.), bulundukları konumları, satışın gerçekleştiği tarih gibi parametrelerin satış değerleri ile olan ilişkileri ve fiyatlara olan etkilerinin incelenmesi bu tezin ana çalışma konusunu oluşturmaktadır. Belirtilen konu, amaç ve kapsamda hazırlanan araştırma sekiz bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın konusunun, sınırlıklarının, amacının, beş araştırma probleminin ve benzer çalışmaların bulgularının açıklanıp anlatıldığı giriş bölümünden sonra, ikinci bölümde, verilerin bulunması, tarihlerin düzenlenmesi, konumların belirlenmesi, satış fiyatlarının anlamlı tek bir birime dönüştürülmesi ve analizlerin yapılması ve değerlendirilmesi olarak beş aşamadan oluşan çalışmanın metodu detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Üçüncü bölümde satış işlemlerinin gerçekleştiği dönemin yapısını ve söz konusu taşınmazların konumlanmış olduğu mekanı daha iyi anlayabilmek adına, İstanbul örneği üzerinden klasik Türk şehirlerinin yapısı ve dinamikleri incelenmiştir. Klasik Türk Şehirlerinin özellikleri (demografik, idari ve fiziksel yapısı), ulaşım sistemi, şehir merkezleri, ekonomik ve mesleki örgütlenmeler ve mahalleler olarak örgütlenmiş konut alanları incelenmiştir. Dördüncü bölümde mahkeme kayıtlarını daha iyi anlayabilmek için gayrimenkullerin özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Taşınmazların mülkiyet durumuna göre nasıl farklılıklar gösterebileceği, satış verilerinde ne tür el değiştirme yöntemlerine rastlandığı ve tez hazırlanırken bunlardan hangilerinin kullanılıp, hangilerinin neden kullanılmadığı ve söz konusu dönemde İstanbul'da yer alan konut tiplerinin neler olduğu açıklanmıştır. Beşinci bölümde ise satış verilerinde rastlanan değişik para birimlerini anlayabilmek, tek bir dile çevirebilmek ve yorumlayabilmek için, Osmanlı ekonomisinin temel para politikalarından kısaca bahsedilmiştir. Son olarak araştırma sorularının herbirine sırasıyla cevaplar aranmış, bu bağlamda sicillerden elde edilen 268 satış tescilinden oluşan veri setinin nitel ve nicel incelemeleri yapılmıştır. Öncelikle on yedinci yüzyıl konutlarının morfolojik özelliklerinden dönemin yaşam alışkanlıklarına dair çıkarımlar yapılmıştır. Bir sonraki adımda en yüksek satış değerine sahip konutlar nitel olarak incelenmiş, daha sonra ise konut fiyatlarının bağımlı olduğu değişkenler araştırılmıştır. Buna göre satış değerlerinin gayrimenkullerin oda sayısı, kat sayısı, suya erişiminin, mutfağının, banyosunun olup olmaması gibi mimari özelliklere ve taşınmazların konumlarına göre değişiklik gösterdiği ortaya çıkmıştır. On yedinci yüzyılda İstanbul Tarihi Yarımada'da yer alan on üç semtten on ikisinde konut nitelikli gayrimenkullerin rayiç değerlerine dair bilgiler bulunmuştur. Taşınmaz fiyatlarının yüzyıllık süreç içerisinde gösterdiği değişim yirmibeş yıllık periodlar halinde incelenmiş olup, bazı çıkarımlar yapılmış ancak kesin bir kanıya varmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak bu çalışmanın bir sonraki aşamasında veri setine daha fazla tescil ekleyerek konut fiyat endeksi oluşturulabilineceği öngörülmektedir. Ayrıca tezin benzer konularda yapılabilecek yeni çalışmalarda kaynak olarak kullanılabilineceği değerlendirilmesi yapılmaktadır.
Barok çalgı sine keman -viola d'amore- ile osmanlı barok dönemi ve avrupa barok müziğinin etkileşiminin araştırılması
Barok Çağ olarak bilinen dönem, 17. ve 18. yy'ları kapsamaktadır. Avrupa barok müzik ortamında viola d'amore (aşk violası) adıyla bilinen ve popüler olan çalgının, 18. yy. ortaları itibariyle Osmanlı saray musikisi ortamında görülmeye başladığı biliniyor. Bu çalışmanın amacı; Avrupa menşeili violler ailesine mensup bir enstrüman olan sine kemanın kökenleri, icracıları, bestecileri ve organolojik açılardan araştırılmasıdır. Köklerinin Hindistan, Orta Doğu, Orta Asya ve Türkiye'de olduğu bilinen yaylı sazların, asırlar içerisinde birçok gelişim gösterdikleri bilinmektedir. Bu sazlar Ravanastron, ıklığ, rebap, rebec, ayaklı keman, lira de braccio ve fidel olarak incelenmiştir. Sine keman, violler ailesine mensup bir enstrüman olarak bilinmektedir. Viollerin özellikleri ve çalınış biçimleri dolayısıyla farklılık gösterirler. Bu tez içerisinde farklılıklar incelenmiş ve violler grubu enstrümanları sırasıyla; treble viola da gamba, tenor viola da gamba, viola da gamba, bas viola da gamba, viola da bastarde, baryton (viola di bordone) ve viola da braccio olarak verilmiştir. Gerek saraydaki görevleri ve gerekse seyahatleri sebebiyle Osmanlı İmparatorluğu'na gelerek, araştırma imkanı bulan yabancı müzikologların gözlemleri, tespitleri, hatıraları ve kaleme aldıkları belge ve seyahatname gibi kitapların ışığı altında Osmanlı ve şark müziği, kullanılan enstrümanlar ve sine keman hakkında önemli bilgiler elde ediyor; aynı şekilde bu sazlardan pek çoğunun ve tezimizin konusu olan sine kemanın yapımı, ölçüleri, telleri ve akordu hakkında fikir sahibi oluyoruz. Avrupa'da viola d'amore olarak bilinen sine kemanın hiçbir kopukluk olmaksızın orada kullanılmaya devam edildiğini ve Barok orkestralarının vazgeçilmez enstrümanı olduğunu görüyoruz. Ancak ilk defa kemani Corci (1680?-1765?) tarafından sarayda çalındığı bilinen bu saz üç asır boyunca çok popüler olmasına ve bu popülerliğini devam ettirmesine rağmen bu yıllardan sonra cazibesini kaybetmeye ve unutulmaya başlamıştır. Bu tez konusunun seçilmesindeki en önemli etkenlerden birisi, unutulmaya yüz tutan sine kemanın ihyası, genç kuşaklara tanıtılması ve sevdirilmesi amacını taşımaktadır.
Karasi livasının Edremit kazasına ait tereke kayıtlarının transkripsiyon ve değerlendirmesi
Tereke (miras) kayıtları, son yarım asırdır sosyal tarih çalışmalarının önemli ögelerinden biri konumundadır. Bu kayıtlar küçük yerleşim yerlerinde şer'iyye sicilleri içine kaydedilmektedir. Nüfusun daha fazla olduğu şehirde ise sadece bu kayıtlardan oluşan defterler mevcuttur. Edremit Tereke kayıtları da kendilerine, Edremid Şer'iyye Sicilleri içinde yer bulmuştur. Bu çalışmada 1220, 1221, 1222, 1223 ve 1224 numaralı defterler incelenmiş 1645 ila 1732 yılları arasında tutulmuş olan tereke kayıtlarının transkripsiyon ve değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışma 40'ı kadın, 99'u erkek, toplamda 139 kişinin tereke kaydını içermektedir. Kayıtlarda yer alan kişilerin; servet miktarına bakıldığı zaman çoğunluğunun orta düzeyde olduğunu söylemek mümkündür. 139 tereke sahibinin, 527 mirasçısı olduğu görülmüştür. XVII. ve XVIII. yüzyılda Edremit'in ekonomik hayatının genelde tarıma dayalı olduğu tarımın da, zeytincilik ve bağcılık temelli olduğu anlaşılmaktadır. Hayvancılık ve ticaretin daha geri planda olduğu elde edilen verilerden anlaşılmaktadır. Bu çalışmada XVII. ve XVIII. yüzyıldaki Edremid Kazasının sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapısı hakkında arşiv belgelerine dayanan doğru ve geçerli bilgiler ortaya konulmaya çalışılmıştır
Nâbî'nin tarih manzumeleri
Nâbî, yaşarken ünü tüm Osmanlı coğrafyasına yayılmış, yaşadığı dönemde şiiri diğer şairler tarafından beğenilmiştir. Devlet ricali tarafından da sevilip takdir gören Nâbi pek çok şairi, eseriyle etkilemiş önemli bir divan şairidir. Osmanlı Devletinin XVII. yüzyılda her alanında yaşadığı çözülmeye sessiz kalmamış, eserinde insanlara hikemi bir tarzda öğütler vermiştir. Her şeyi şiirle söyleyebilmesindeki başarı ile edebiyatın her alanında on adet eser kaleme almıştır. Nâbî Divan'ındaki kimi bölümler ve Hayriyye ile dönemine ayna tutmuştur. Nâbî, Türk edebiyatında en güzel tarih söyleyen usta şairlerden biridir. Divan'ında bulunan yüz elli beş adet tarih manzumesiyle dönemindeki pek çok olaya tarih düşürmüştür ve dönemine tanıklık etmiştir. Tarih düşürme ilk defa İran edebiyatında ortaya çıkmış, kuralları bu edebiyat içinde belirlenmiştir. Tarih düşürme İran edebiyatından Türk edebiyatına geçmiş, Arap edebiyatı şairleri de tarih düşürmeyi Türklerden öğrenmiştir. Türkçe düşürülen tarihlerin sayısı Arap ve Fars diliyle yazılan tarihlere göre oldukça fazladır. Tarih düşürme edebiyatımızda XIII. yüzyıldan itibaren görülmeye başlamıştır. Bu yüzyılda önceleri lafzen tarih düşürülmüş, nazımla tarih düşürme XV. yüzyılla beraber yaygınlaşmıştır. XVII. yüzyılda tarih düşürme gelişerek yükselmiş, XVIII. yüzyılda ise altın dönemini yaşamıştır. XVII. yüzyıl tarih düşürme için bir hazırlık aşamasıdır. Bu dönemin şairi olan Nâbî, şiirdeki kabiliyetini tarih düşürmede de göstermiş ve birbirinden güzel tarih manzumeleri yazmıştır. Tarih manzumelerinin başka bir özelliği ise edebiyatla sosyal hayat arasındaki ilişkiyi açık bir şekilde ortaya koymasıdır.