17. century
275 theses under this subject heading
17. yüzyıl Türk edebiyatında gazel
Bu tezde, XVII. yüzyılda yaşamış olan klasik edebiyat şairlerinden tespit ettiğimiz 12 şaire ait 3779 gazel şekil ve muhteva yönünden incelenmiştir. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Giriş kısmında gazelin tanımı, özellikleri ve Arap, Fars, Türk edebiyatındaki tarihi gelişimi üzerinde durulmuştur.Birinci bölümde, gazel şekil özellikleri kapsamında vezin, kafiye, redif, terkipler, mahlas, beyit sayısı, teknik gibi çeşitli yönlerden incelenmiş olup elde edilen bilgiler tablo ve grafiklerle desteklenmiştir.İkinci bölümde ise gazellerin muhtevası ayrıntılı olarak incelenmiştir. İncelenen gazeller konularına göre aşk, sevgili, tasavvuf, hikmet, tabiat, kozmik unsurlar, rintlik, kişi tavsifi, mekân tavsifi ve diğer konular olmak üzere on başlık altında toplanmıştır. Bu bağlamda gazellerin konularına ait sayısal ve sözel veriler tablo ve grafiklerle desteklenmiştir.Anahtar Kelimeler: Gazel, 17. yüzyıl, Şekil, Muhteva.
Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan dini eserlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan dini musiki eserlerini hem müzikal hem edebi açıdan inceleyerek XVII. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğundaki din musikisi anlayışını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, dört temel bölümde ele alınan bu çalışmada, ana konuyu teşkil eden dördüncü bölüme geçmeden önce konu üzerindeki muhakemenin güçlenmesi için birinci bölümde, Ali Ufki Bey'in yaşamış olduğu XVII. yüzyılın musiki iklimi hakkında genel bir çalışma yapılmış olup; ikinci bölümde Ali Ufki Bey'in hayatı hakkında bilgiler verilmiştir. Devam eden üçüncü bölümde dini musiki eserlerinin de yer aldığı Mecmua-i Saz ü Söz isimli eser tanımlandıktan sonra, eser fasıl-makam, usul ve tür bağlamında değerlendirilmiş olup; tezin ana bölümünü oluşturan dördüncü bölümde dini musiki eserleri müzik ve güfte analizine tabi tutulmuştur. Söz konusu dini musiki eserleri analiz edilirken İlahi, Tesbih, Tevhid ve Ayin-i Şerif türleri çatısı altında tasnif edilmiş, her bir eser bağlı olduğu tür başlığı altında değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken her bir eser yukarıda belirtilen türler içerisinde ayrı alt başlıklar altında ele alınmış olup; öncelikle eserlerin notaları verilmiş ve eserlerin Mecmua-i Saz ü Söz'de yer alan konumları belirlenmiştir. Akabinde eserler müzikal analize tabi tutulmuş ve her bir eserin ayrı ayrı makamı, usulü ve formu tespit edilmiştir. Bu bölümün devamında ise söz konusu dini eserlerin güfteleri orijinal metinden transkripsiyon yapılmış, eserlerin aruz ve hece vezinleri tespit edilmiştir. Daha sonra bu eserlerin hece yapıları çözümlenmiş ve aruz takt'i yapılmıştır. Ayrıca güftelerin anlaşılabilmesi amacı ile eserlerdeki bilinmeyen kelimeler tanımlanmıştır. Son olarak güftelerin anlamsal açıklamaları yapılarak çalışma sonuca bağlanmıştır. Tüm bu analizler neticesinde Mecmua-i Saz ü Söz'de saklı kalan dini musiki eserleri ayrıntıları ile gün yüzüne çıkarılmıştır. Anahtar Kavramlar: Mecmua-i Saz ü Söz, Ali Ufki Bey, XVII. Yüzyıl Osmanlı/Türk Müziği, Türk Din Musikisi.
Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu 06 Mil Yz A 3616 numarada kayıtlı Şiir Mecmû'ası (İnceleme-metin ve MESTAP'a göre tasnifi)
Mecmûʻâlar; tarih, edebiyat, tıp, güzel sanatlar, din, sosyal yaşam ve insanlık gibi pek çok alanda insanlara kaynaklık eden eserlerdir. Böyle önemli eserlerin incelenip gün yüzüne çıkarılması da alan yazını için oldukça önemlidir. İncelediğimiz Mecmûʻa, Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu'nda 06 Mil Yz A 3616 yer numarasında Mecmûʻa-i Eş'âr adı ile kayıtlıdır. Eser, dinî unsurlar ihtiva etmektedir. İçerisinde 4 mesnevi, halk şiiri nazım şekillerinden koşma biçimiyle ilâhî türünde yazılmış 9 adet koşma, divan şiiri nazım şekliyle yazılmış olan 7 gazel ve biçimi tespit edilemeyen 1 adet ilâhî bulunmaktadır. Mensur kısımlarda ise akıl baliğ olanların bilmesi gereken farzlar, vacipler ve delilleri, Allah hakkında bilinmesi gereken farz ve vacipler, peygamberler, din ve iman vd. hakkında bilinmesi gereken vacipler ve Şeyh Hasan Basrî'den rivayet olunan 54 farz risâlesi bulunmaktadır. Eserin dil özelliklerinden 17. yy.da meydana getirildiği düşünülmektedir. Çalışmamızda mecmûʻalar hakkında bilgiler verilmiş, Türk edebiyatında mecmûʻaların öneminden bahsedilmiş ve konu edilen 06 Mil Yz A 3616 numaralı yazma tanıtılarak incelenmiştir. İnceleme sonucu elde edilen veriler, çeviriyazılı metin şeklinde verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Klasik Türk Edebiyatı, Mecmûʻa, Mecmûʻa-i Eşʻâr, İlâhî, Mesnevi.
H. 1111 (1699-1700) tarihli Ahkâm Defteri'nin (MAD 9885) Latin harflerine çevrilmesi ve değerlendirilmesi (s. 1-181)
Ahkâm Defterleri, Divân-ı Hümâyun'da görüşülen konular hakkında padişah adına çıkan kararların yazıldığı defterlerdir. Hüküm adı verilen bu kararlar Divân'dan çıkan fermanların bir kopyası niteliğindedir. Maliye Ahkâm Defterleri ise Osmanlı Maliye teşkilatı içerisinde en yetkili kurum olan Defterdarlıktan çıkardı. Defterdarlığa bağlı alt kalemlerden olan gelir-gider kalemlerinin en önemlisi olan Başmuhâsebe, diğer kalemlerin yöneticisi konumunda olması nedeniyle gelir ve giderleri denetler ve kaydını tutardı. Tutulan bu kayıtlar bu gün Osmanlı Mali Tarihi açısından araştırmacılar için oldukça önemli verileri bünyesinde barından başvuru kaynaklarının başında gelir. Özellikle 17. yüzyılda yapılan uzun süreli savaşların yenilgiyle sonuçlanması ekonominin kötüye gitmesine neden olmuştur. Üzerinde çalıştığımız 9885 numaralı Ahkâm Defteri, Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası olan Karlofça Antlaşması'ndan sonra tutulması sebebiyle bize dönemin ekonomik şartları hakkında önemli bilgiler vermektedir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde 1695-1703 yılları arasında tahtta buluna II. Mustafa dönemi siyasi olaylar aktarılmış ardından 17. yüz- yılın ikinci yarısından itibaren devletin ekonomik durumu ele alınmıştır. İkinci bölümde Osmanlı maliye teşkilatı anlatılmıştır. Üçüncü bölümde Ahkâm Defterleri hakkında bilgi verilerek defterimizde bulunan 404 hükmün transkripsiyon ve özetlerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise defterin değerlendirmesi ve hükümlerin konularına göre dağılımı verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Maliye, Defterdarlık, Hüküm, Ahkâm Defteri
Kâtib Çelebi'nin Fezleke'sindeki şair biyografileri
Kâtib elebi birçok alanda kaleme aldığı eserleriyle 17. yüzyılın en nemli ilim adamlarından biridir. Eserleri hem yaşadığı d neme ışık tutmuş hem de ünümüze kadar yapılan birçok çalışmada kaynak olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise Osmanlı tarihi ve Osmanlı biyo ra i eleneği hakkında çalışma yapanların başvurduğu eserlerinden biri de Fezleke'dir. Bu çalışmada Osmanlı biyo ra i eleneğinin nemli bir rneği olan Fezleke ele alınmıştır. Fezleke'deki şairlerin derli toplu bir şekilde edebiyat dünyasına kazandırılması amaçlanmıştır. Eser dikkatli bir şekilde incelenmiş ve 110 şair tespit edilmiştir. Tespit edilen şairler hakkındaki bil iler klasik kaynakların çoğuyla ve modern kaynakların bir kısmıyla karşılaştırılarak esere ori inallik kazandıran bil iler üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: 17. yüzyıl Kâtib elebi Fezleke, şair biyografi.
Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki 17. yüzyıl mushaflarında güller
Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi'nde bulunan 17. yüzyıla ait 6 mushafın mushaf güllerinin incelenmesi, çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Giriş kısmında mushaf tezhibi hakkında tarihsel süreç anlatılmıştır. Birinci bölümde mushaf gülleri ve mushaflarda görülen diğer süsleme alanları konusu ele alınmıştır. Bu kısımda özellikle güller hakkında açıklamalar yer almaktadır. İkinci bölüm tezimizin ana kısmı olan Katalog kısmı yer almaktadır. 17. yüzyıla ait olan 18 eserin kataloğu ve mushaf gülü bulunan mushafların da fotoğrafları teknik çizimleriyle birlikte ilgili bölümde yer almaktadır.
Abdülkadir el-Bağdâdî'nin Şehnâme Lügati (inceleme-metin)
Sözlükler, bir dilin geçmişini, söz varlığını, kazandığı yeni anlamları, deyimleri, incelikleri, mecaz, terim ve gerçek anlamlarını geleceğe kazandıran ve geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran dil hazineleridir. Sadece tek bir dilin barındırdığı kelime ve kelime grupları toplamını değil aynı zamanda başka dillerdeki karşılığını da barındırırlar. Bu nedenle dillerin yaşayabilmesi ve büyüyerek gelişebilmesi için sözlüklere ihtiyaç duyulur. Bu çalışma XVII. yy. âlimi, dil bilgini, seyyahı ve edebiyatçısı olan Abdülkadir el-Bağdâdî'nin Şehnâme Lügati'ni ihtiva etmektedir. Firdevsî'nin meşhur eseri Şehnâme'deki güç anlaşılan Farsça kelimelerin Türkçe karşılıkları bu sözlükte verilmektedir. Bu nedenle bugün mevcut olan sözlüklerde bile bulunmayan veya sadece bir kısmında bulunan kelimelere de bu sözlükte rastlanabilmektedir. Bu da esere ayrı bir değer katmaktadır. Kelimelerin madde başı verildikten sonra Arap harfli orijinal hali parantez içinde verilmektedir. Daha sonra madde başı açıklamaları transkripsiyon alfabesine göre ve o dönemde konuşulan, yazılan Türkçe'ye bağlı kalınarak latinize edilmiştir. Bu şekilde XVII. yy'ın söz varlığına da katkı sağlanacaktır. Ayrıca inceleme kısmında şahıslar, şahitler, arkaik unsurlar, gelenek ve adetler gibi sözlüğün gerçek değerini ortaya koyan unsurlar da tespit edilip, açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Abdülkadir, el-Bâğdadî, Şehnâme, Lügat, İnceleme, Metin.
Emetullah Hanım Divanı
Edebî eserler, bir milletin geçmişini, gelecek kuşaklara taşımada en önemli araçtır. Bu nedenle özellikle eski harflerle yazılan metinlerin Latin alfabesine aktarılarak incelenmesi büyük önem taşımaktadır.Çalışma konumuz 17. yüzyıl şairlerimizden olan Sıdkî Emetullah Hanım'ın şu an için elde bulunan tek divanının transkribi ve incelenmesidir. İlk olarak 17. yüzyılın sosyal, siyasi ve edebi görünümü hakkında kısa bir tanıtım yapılmış, şair hakkında kaynaklardaki bilgiler derlenerek şairin hayatı ve edebi kişiliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda şairin intisap ettiği Bayramiyye şeyhi Himmet Efendi hakkında da bilgiler toplanmıştır. Eser şekil ve muhteva yönünden incelenmiştir.Çalışmanın en kapsamlı bölümü olan tahlil bölümünde divan, din-tasavvuf, cemiyet, insan ve tabiat başlıkları altında incelenmiş, son bölümde divan Latin alfabesine aktarılarak transkripsiyon işaretleriyle gösterilmiştir.Anahtar Kelimeler: Divan, İnceleme, 17.yy, Sıdkî Emetullah Hanım.
Nef'î Dîvânı'nda duygular
Duygu sözcüğü, İngilizce'de ?emotion? kelimesi ile karşılanmaktadır. Emotion, hareket halindeki enerji anlamına gelmektedir. Bu tanıma göre duygular insanların yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan enerji olarak nitelendirilmektedir. Duyguların tek başlarına değil, diğer duygularla birlikte kendilerini ifade etikleri görülmüştür. Duygular arasında sürekli bir bağlantı bulunmaktadır. Nef'î, XVII. yüzyılın en büyük şairlerindendir. Dîvân edebiyatının altı büyük şairinden biri olarak gösterilmektedir. Türk edebiyatında Sebk-i Hindî'i temsil eden şairlerden biri olarak kabul edilmektedir. Kendisine has bir şiir tarzı geliştirme başarısını gösteren Nef'î'nin asıl adı Ömer'dir. Erzurum'un Pasinler (Hasankale) ilçesinde doğmuştur. Oldukça lirik gazelleri bulunmakla birlikte belirgin bir yeniliği göze çarpmayan Nef'î, Dîvân edebiyatının en güçlü kaside şairi olarak bilinir. Kasidelerinde ise iki önemli özellik göze çarpmaktadır. Bunlar; methiye ve hicviyedir.Nef'î Dîvânı'nda, genel olarak belli başlı birkaç duygu göze çarpmaktadır. Şairin kişiliği, çocuk yaşta babasının kendisini terk etmesi ve doğuştan getirdiği kendisine olan aşırı güveni bu duyguların sebepleri olarak sıralanabilir. Nef'î Dîvânı'nda, özellikle kasidelerinde, aşırı derecede kendini övme, bencillik, kibir gibi duygular yoğun şekilde kendini gösterir. Gazellerinde ise, divan şiirinde gazellerin esas konusu olan aşk duygusuna da yer vermiştir.Anahtar kelimeler: Nef'î, Dîvân Edebiyatı, Duygu, Bencillik, Kibir, Fahriye(övünme).
Şifa'ül-Fuad-li Hazret-i Sultan Murad (İnceleme-metin-dizin)
Eski Anadolu Türkçesinin sona erip Klasik Osmanlı Türkçesi döneminin başladığı tarihi döneme ait bu çalışmanın giriş bölümünde; Osmanlı tıp metinleri, Şif??ül-Fu?d li-?a?ret-i Sul??n Mur?d ve bu metnin nüshaları, kaynakları ve etkileri, nüshalar üzerine araştırmalar, eserin yazarı, eserin hazırlanmasında kullanılan yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca 17. yüzyıl nesir dilinin daha iyi bir şekilde ortaya konabilmesine katkı sağlamak amacıyla eserin imlası ve ses bilgisi örneklendirilmeye çalışılmıştır. İmla bölümünde öncelikle, eserdeki ünlülerin ve ünsüzlerin başta, ortada ve sonda nasıl yazıldıkları gösterilmiştir. Ünsüzlerin de kalın ve ince sıraya göre nasıl yazıldıkları belirtilmiştir. Ses bilgisi bölümünde; ünlü-ünsüz uyumları ve fonetik hadiseler örneklendirilmiştir. Metin bölümünde Şif??ül-Fu?d li-?a?ret-i Sul??n Mur?d?ın üç nüshasından yararlanılarak çeviri yazılı metni kurulmuştur. Dizin bölümünde de Klasik Dönem Osmanlı Türkçesinin tıp alanındaki söz varlığına katkı sağlamak ve eserin söz varlığını ortaya koymak için 1823 madde başından oluşan dizin hazırlanmıştır. Ayrıca dizinden sonra balık, bitki, kanatlı ve kanatsız hayvan adlarından oluşan isimler listesi verilmiştir.Eserin sonunda; sonuç bölümüyle birlikte, metinde geçen balık, bitki, cevher, kanatlı ve kanatsız hayvan isimlerine, çalışmada başvurulan kaynaklara ve Süleymaniye nüshasının tıpkı basımına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şif??ül-Fu?d li-?a?ret-i Sul??n Mur?d, Eski Anadolu Türkçesi, Süleymaniye Nüshası, Zeynel Abidin.
XVII. yüzyıl klâsik Türk şiirinde mevsimler
ÖZET XVII. YÜZYIL KLÂSİK TÜRK ŞİİRİNDE MEVSİMLER KORKUNÇ, Ahmet Yüksek Lisans Tezi, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Atilla BATUR Temmuz, 2014, 174 sayfa XVII. Yüzyıl Klâsik Türk Şiirinde Mevsimler adlı tez çalışmamızda XVII. Yüzyılda yaşayan şâirlerin mevsimleri şiirlerinde ele alışlarını inceleme gayreti içinde bulunduk. Tez çalışmamıza başlamadan önce şâirlerin yaşadığı yüzyılı araştırdık. Zira bir sanatçı eserinde neyi veya hangi konuyu işlerse işlesin yaşadığı dönemde meydana gelen olumlu veya olumsuz durumlardan bağımsız bir şekilde ürün vermesi beklenemez. Bu sebeple çalışmamıza incelediğimiz dönemi araştırarak başladık. XVII. Yüzyılın siyasi, edebi ve toplumsal hayatına göz atıldıktan sonra çalışmanın ana kaynağı olan divânlar detaylı bir şekilde araştırılarak mevsimler ile alakalı beyitler tespit edildi. Bu yüzyılda yaşayan ve çalışmaya dâhil edilen her şairin divânından tespit edilen beyitler yine kendi içerisinde sınıflandırılarak tez çalışmasının içerisinde yer almıştır. Sınıflandırma "Bahâr", "Nev-bahâr", "Nevrûz", "Kış", "Sonbahâr" ve "Yaz" şeklinde yapılıp detayları ile incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmaya dâhil edilen beyitlerde mevsimlerle alakalı beyitlerde anahtar kelimeleri bulup bu kelimeler üzerinden çalışmamızın ana konusu olan mevsimleri çeşitli yönleri ile çalışmaya dahil ettik. XVII. Yüzyıl Osmanlı sahasında Nâbî, Neşâtî, Nâ'ilî, Nef'î, Şeyhülîslâm Yahya gibi usta şâirler yaşamıştır. Çalışmamıza öncelikle bu şâirlerin eserlerini incelemekle başladık. Şâirlerin eserlerinden derlenen beyitler ve bentler çalışmamız içerisinde yer almıştır. İşte bu çalışmamızda, XVII. yüzyıl şâirlerinin eserlerinde mevsimleri Klâsik Türk Şiiri içerisinde ele alışları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mevsim, Bahar, Hazân, Nevrûz, Nev-bahâr
1 numaralı Kütahya Şer'iyye sicili (1.bölüm) transkripsiyonu ve kritiği
ÖZET Osmanlı Devleti üç kıtaya yayılmış geniş bir imparatorluk, cihan hakimiyetini amaçlayan bir askeri güç olmasının yanı sıra iktisadi ve sosyal açıdan da gelişmiş bir yapıya sahipti. Bu sistemin en önemli parçası olarak kabul edilen "adalet" kavramı Osmanlı Devleti'nin temel prensibi olarak kabul edilmekteydi. Bunun en önemli göstergesi de. adli sistemin merkezden en ücra köşelerinde yaşayan tüm vatandaşına kadar herkese eşit şekilde uygulanması olmuştur. Bu yapılanma Osmanlı Devleti'ni farklı ulusları bünyesinde uzun süre barındırabilme özelliğini vermekteydi. Adli sistemin uygulayıcısı olan kadılar Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibaren en önemli memurlardan biri olarak görülmüştür. Bu durum adalete verilen önemin göstergesi olması açısından önem taşımaktadır. Ancak tarih ilminin en önemli yanı belgeler eşliğinde çıkarımlarda bulunmaktır. Osmanlı Devleti 'nde adalet kavramının, bunun uygulayıcısı olan ve Osmanlı bürokrasisinde önemli bir yeri olan kadının kararlarının yer aldığı ve Şer'iyye Mahkemelerince tutulan Şer'iyye Sicillerinin incelenmesi ile Osmanlı adaletini daha iyi yorumlayabilmek mümkün olacaktır. Ayrıca siciller tutulduğu dönemin iktisadî ve içtimaî durumu hakkında bilgi vermesi nedeniyle de o dönem hakkında çıkarımda bulunacak araştırmacılar açısından da önem taşımaktadır. Çalışmamız olan "1 numaralı Kütahya Şer'iyye Sicili ve Edisyon Kritiği" ile amaç Cemaziyelevvel 1109-Zilhicce 1112 tarihleri arasında Kütahya ve çevresindeki sosyal ve iktisadi yapıyı, bu dönemde uygulanan aile ve miras hukukunun içeriği ve uygulanışı hakkında değerlendirmede bulunulabilmektir. Çalışmamızda Kütahya'nın ve "bundan yola çıkarak" Osmanlı Devletinin içtimaî ve iktisadî tarihinin yorumlanmasına ve bu konu üzerinde yapılan araştırmaların içeriğine katkıda bulunabilmek amaçlanmıştır.
Muhyiddîn Bursevî Dîvânı (İnceleme-karşılaştırmalı metin )
Zengin potansiyel ile büyük bir geçmişe sahip arşivlerimiz, sakladıkları edebî eserleri gün ışığına çıkarabilecek ve böylece geçmiş ile gelecek arasında bir köprü oluşturabilecek araştırmacıları beklemektedir. Bu alanda gerçekleştirilen araştırmalarla ilgili çalışmalar yeterli olmasa da, şimdilik ümit vericidir. Bu çalışma yukarıda sözü edilen araştırmalara katkı yapmayı amaçlamaktadır. Orijinal nüshaya mümkün olduğunca yakın olacak doğru nüshayı elde etmek için Ankara, istanbul ve Bursa' da bulunan Muhyiddîn Bursevî tarafından yazılan dîvânın nüshalarının karşılaştırmalı bir incelemesi yapıldı. İki bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde şâirin yaşamı, yaşadığı yüzyıl ve el yazması nüshaların özelliklerinden ayrıntılı biçimde söz edilmektedir. İkinci bölümde ise, on yedinci yüzyıl fonetiği göz önünde bulundurularak eserin transkripsiyonu yapıldı. Latin harflerine çevrildi ve nüshalar arasındaki farklılıklar ortaya çıkarıldı. Bu çalışma, bizim, hem mutasavvıf bir şâirin ruhsal dünyasını anlamamıza ve hem de on yedinci yüzyıl tasavvuf edebiyatım tanımamıza yardımcı olmayı amaçlamaktadır.
12 numaralı Ayntab Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (H.1027-1028/M.1618-1619.s.303-397)
Osmanlı Devleti'nde Şer'i Mahkemelerde kadılar tarafından tutulan Şer'iyye Sicilleri şehir tarihçiliği açısından birinci elden kaynaklardır. Şer'iyye Sicilleri yazıldığı dönemin sosyo-kültürel yapısı, ekonomi, siyasi ve idari yapısını ihtiva eden belgelerdir. Ayntâb 12 numaralı Şer'iyye Sicilinin tamamı 397 sayfa olup, ilgili sicilin 303-397 sayfa aralığı çalışılmıştır. Sicilde evlilik, boşanma, nafaka, miras, alım-satım davalarının yanı sıra, merkezden gönderilen ferman, berat, tezkire, mektub ve hüccet gibi resmî belgeler de kaydedilmiştir. Bu belgeler vasıtasıyla XVII. Yüzyılın başlarında Ayntâb'ın sosyo-kültürel, toplumsal, ekonomik ve idari durumu değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Ayntâb, Gaziantep, Şer'iyye Sicili, hukuk, mahkeme, kadı
1641-1651 arasında Ayntâb şehir merkezindeki ev ve dükkân satışları
Osmanlı Devleti'nde kadı sicil defteri de denilen, Şer'iyye Sicilleri arasında bulunan belge türlerinden birisi de satış hüccetleridir. Tarafların mahkemeye başvurmalarıyla kayıt altına alınan satış belgeleri, daha sonra çıkabilecek anlaşmazlıkların önüne geçmek için hücceti elinde bulunduran kişi açısından önem taşımaktadır. Örneğin kişinin daha sonradan evini satmadığını, mülkünü zapt ettiğini iddia ederek karşı taraftan şikâyetçi olması ve yahut kadının, kocası ile ortak olan mülklerini, izni olmadan kocası tarafından satıldığını iddia etmesi gibi sonradan ortaya çıkabilecek olan nedenler, satış hüccetlerinde oldukça sık rastlanan durumlardır. Ayrıca mülk satışlarında yer alan kişilerin unvanları, meslekleri, evin nerede olduğu, evin bölümleri bilgisi, dönemin şartlarının Ayntâb'ın sosyo-ekonomik hayatına yansımasına ilişkin bizlere bilgi vermektedir. Bu tezde Gaziantep Şer'iyye Sicilleri arasında bulunan yedi defter (16, 17, 18, 19, 20 (iki defter) ve 21) satış belgeleri incelenerek, 17. yüzyıl Ayntâb şehir merkezinin sosyo-ekonomik durumu saptanmaya çalışılmaktadır. Bu araştırmanın sonucunda Ayntâb şehir merkezinde 527 tane ev satışı, 59 tane de dükkân satışı tespit edilmiştir. Ayrıca mahallelerin heterojen yapısı, 17. yüzyıl Osmanlı toplumunda sınıfsal ayrışmanın olmadığını göstermektedir. Sicillerdeki satış belgeleri dönemin revaçta olan mahalleleri hakkında da fikir vermektedir.
XVII. yüzyılda Ayıntab'da asayiş olayları
Toplumların içyapılarında kamu düzenini ihlal eden suç ve suç eğilimleri görülür. Bu suçun önlenmesi ve toplum içerisinde asayişin sağlanması için alınan tedbirler toplumdan topluma değişkenlik gösterir. Osmanlı Devleti'nin bir şehri olan Ayıntâb toplumunda da XVII. yüzyılda diğer toplumlarda olduğu gibi adam yaralama-öldürme, zina, tecavüz, livata, hırsızlık, adam kaçırma, eşkıyalık gibi çeşitli türden suçlar meydana gelmiştir. Bundan dolayı Ayıntâb şehrinde asayiş konusunun incelendiği bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın amacı, konusu ve yöntemi incelenelerek konuyla alakalı yapılan çalışmalar hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde asayişten bahsedilerek asayişin sağlanmasında şehirde bulunan görevliler üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Ayıntâb şehrinde meydana gelen suçlar ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Üçüncü yani son bölümde ise asayişin sağlanma süreci ve bu süreçte yardımcı olan mekanizmalar ile eldeki kayıtlara yansıyan cezalar değerlendirilmiştir.
Şerîf Mehmed'in Mensur Ferruh u Hümâ hikâyesi [İnceleme-metin (76b-154b)]
Bu tezde XVI. yüzyıl sonları ile XVII. yüzyıl başlarında yaşamış olan Türk Edebiyatı mütercim ve müelliflerinden Şerîf Mehmedin Türkçe yazmış olduğu Mensur Ferruh u Hümâ Hikâyesi incelenmiştir. Şerîf, bu mensur hikâyeyi Gazanfer Ağanın aracılığı ve Sultan III. Mehmedin emriyle manzum bir eserden nesre çevirmiştir. Hikâyenin konusu Ferruh ile Hüma arasındaki beşerî aşktır. Eserin dört nüshası bulunup (Berlin Staatsbibliothek, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Sadberk Hanım Müzesi Kütüphanesi, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi) bu çalışma hazırlanırken musannif hattıyla kaleme alındığı belirtilmiş olan Topkapı-Revan nüshası esas alınmıştır. Bu çalışma Ferruh u Hümâ hikâyesinin metin incelemesi, nüshalarının tanıtımı ve değerlendirilmesi ile transkripsiyonlu metninden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şerîf Mehmed, Ferruh u Hümâ, mensur, hikâye.
17. yüzyıl divanlarında adı geçen savaşlar
Tarih boyunca birçok devlet kuran Türkler, geniş bir coğrafi alana hâkim olarak farklı devletlerle etkileşim içerisine girmişlerdir. Savaş, barış, din, edebiyat, resim, müzik, el sanatları, giyim, yemek kültürü ve daha birçok konuda bu etkileşimden söz etmek mümkündür. Yalnız hiç kuşku yok ki bahse konu karşılıklı etkileşimlerin en yıkıcısı ve en belirleyicisi olarak savaş olgusunu göstermek doğru olacaktır. Nitekim Türklerin İslamiyet'e geçişi bile Müslüman Araplar ile Çinliler arasında yapılan bir savaşın sonucunda olmuştur. Bu yeni din doğal olarak yeni bir kültürü de getirmiştir. Türklerin tanıştığı yeni kültür içerisinde, edebiyat önemli bir yer tutmuştur. Özellikle Osmanlı Devleti döneminde gelişen ve büyüyen Divan Edebiyatı'nın etkisi günümüze kadar ulaşmıştır. Yalnız bu büyük edebiyat için özellikle tanzimatla birlikte "halktan ve sosyal hayattan kopuk" eleştirisi yapılmıştır. İşte bu çalışma, halkın sosyal yaşantısını derinden etkileyen savaşların Divan edebiyatına ne denli yansıdığını görmek için yapılmıştır. Çalışmanın kapsamı olarak 17.yy. seçilmiştir. Buradaki amaç ise cihan devleti Osmanlı, gücünden uzaklaşırken dönemin şairlerinin kaleminden zirvede tutunma çabalarını görmektir. Çalışmamıza ilk olarak 17.yy.da yaşamış ve divan yazmış olan şairlerin tespiti yapılarak başlanılmıştır. Daha sonra tespit edilen çalışılmış divanlarda yer alan savaşlar ele alınmıştır. Hangi devletler ile hangi savaşların yapıldığı ortaya çıkarılmıştır. "İsyanlar" ve "Kızıl Elma Ülküsü" başlığı altında da şiirler incelenmiştir. Sonuç kısmında bu veriler sayılara dökülerek, genel bilgiler verilmiştir.
3 numaralı Çankırı Şer'iyye Sicilinin (H.1091-1092/M.1680-1681) transkripsiyon ve değerlendirmesi
XVII. yüzyılda Osmanlı teşkilatının bozulmasına sebep olarak gösterilen bazı olgular vardır. Bu olgular veraset sisteminin değişmesi, küçük yaşta padişahların tahta geçmesi, bunun sonucunda cülus bahşişinin artması ve Celali İsyanları etkisiyle ekonominin bozulması, askeri sistemde usule aykırı alımların yapılması ve yeniçerilerin askerlik dışı meslekler ile uğraşması, beşik ulemalığı sistemiyle ilmiye teşkilatının bozulmasıdır. Şüphesiz Osmanlının bu durumu merkez ve taşra teşkilatını etkilemiştir. XVII. yüzyılda idarî ve adlî olarak bir sancak ve aynı zamanda kaza merkezi olan Çankırı da şüphesiz bu gelişmelerden payını almıştır. Kaza idaresinin başı konumunda olan kadılar, bu gelişmeleri yakından takip edebileceğimiz kadı kayıtları da denilen sicilleri tutmuşlardır. Bu siciller Osmanlı şehir tarihine, bürokrasisine, merkez ve taşra teşkilatına, halkın yaşantısına ışık tutacak birinci elden kaynaklara arasında yer almaktadır. Çankırı'nın 3 Numaralı Şer'ıyye Sicilini ele alan bu çalışma H.1091-1092/ M.1680-1681 yıllarını kapsamaktadır. Çalışmada transkripsiyon metinden yararlanılarak Çankırı'nın o yıllardaki fiziksel yapısı, sosyo-ekonomik ve kültürel yaşamı incelenmiştir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nde meydana gelen olayların ve merkezi yönetimin kaza idaresine yansımaları ele alınmaya çalışılmıştır. Bu şekilde özelde Çankırı şehir tarihine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Şer'ıyye sicili, Çankırı, XVII. Yüzyıl, Kaza
XVII. yüzyıla ait müellifi meçhul bir mevlid
Türk edebiyatı; Türklerin yaşadıkları coğrafya, tarihi dönem, bağlı oldukları din, sosyo-kültürel değişiklikler ile gelişimini sürdürerek günümüze kadar gelmiştir. Klasik Türk Edebiyatı dönemi Türklerin, Müslüman olmasıyla başladığı kabul edilir. İslamiyetin etkisiyle oluşan Klasik Türk Edebiyatında dini ve tasavvufi temalar ön plana çıkmıştır. Bu çerçevede, Hz.Peygamber odaklı çok zengin bir edebiyat oluşmuştur. Siretü'n-Nebî, hicret-nâme, mirac-nâme, mevlid gibi bu türlerin içerisinde Süleyman Çelebî'nin yazdığı Vesîletü'n-Necât adlı mevlidi, en çok beğenilen ve okunan eser olmuştur. Onun bu mevlidini örnek alarak birçok mevlid kaleme alınmıştır. Yazılan bu mevlidlerden birisi de XVII. yüzyıla ait olup müellifi meçhuldür. Bu tezimizde bu yazma mevlid incelenmiş olup bu eserin transkripti yapılmış ve diliçi tercemesi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca bu yazma mevlid ile Süleyman Çelebî'nin Vesîletü'n-Necât'ı karşılaştırılmış, ortak ve farklı yönleri tespit edilmiştir. Bu çalışma; giriş, transkript, nesre aktarım, mukayese, sonuç ve kaynakça bölümlerinden oluşmaktadır. Anahtar kelimeler: Kültür, Mevlit, Edebî Eser, Mevlid, Mukayese
Bilim tarihinde Doğu-Batı karşılaşması: Lale Devri örneği
17. yüzyıl ile birlikte Osmanlı yenileşme faaliyetlerinin arttığı görülmektedir. Özellikle Lale Devri (1718-1730 arası) olarak adlandırılan on iki yıllık dönem, Osmanlı Devleti'nin Batı bilim ve tekniğini tanımaya başladığı sürecin ilk adımlarının atıldığı bir zaman dilimi olduğu için önemlidir. Literatürden faydalanılarak yapılan bu araştırma ile Osmanlı ve Batı biliminin gelişim sürecine yönelik bir bakış açısı elde etmek amaçlanmıştır.
17. yüzyılda Avrupa ve Osmanlı'da felsefe ve bilim açısından insan ve evren tasavvurları
17. yüzyıl Avrupa'sında düşünürler felsefe ve bilim alanında insan temelli bir sisteme yönelip, bu yaklaşımlar doğrultusunda modern felsefe ve bilimin temellerini atmışlardır. Felsefe ve bilimde atılan bu adımlarla evren ve kozmolojideki genel görüşler değişip yerine yeni bir sistem inşa edilmiştir. Osmanlı'da ise 17. yüzyıla kadar olan dönemde felsefe ve bilim alanlarında öncü bir role sahipken, 17. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı'nın yaşadığı siyasi ve toplumsal sorunlardan dolayı duraklama dönemine girmiştir. Dönemin durumu göz önüne alındığında felsefe ve bilim alanında çalışmalar bulunsa da geçmiş dönemlere göre azalma söz konusudur. Ayrıca medreselerde din ile felsefe- bilim çatışmasının meydana gelmesi gelişme açısından diğer bir olumsuz koşulu oluşturmaktadır. Tezimizin konusu bu dönemde felsefe ve bilim alanında Batı ve Osmanlı düşünürlerinin insan ve evren konularını düşünce ve eserlerinde nasıl konumlandığının tespitine dair fikir vermektir. Tezimizin ilk bölümünde 17. yüzyıl Batı filozofları ve bilim adamları Francis Bacon, Thomas Hobbes, René Descartes, Gottfriend Leibniz, ve Benedict Spinoza isimlerini insan ve evren tasavvurları başlığı altında incelerken devamında bilim alanını astronomi, matematik, fizik, biyoloji ve tıp başlıkları altında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise, 17. yüzyıl Osmanlı felsefesinde İbn-i Haldunculuğun konumuna ve medreselerde felsefe ile bilime verilen öneme değinilmiştir. Kınalızâde Ali Efendi, Sadreddinzâde Mehmet Emin Şirvâni, Melayê Cizîrî, Mir Dâmâd ve Molla Sadrâ'nın insan ve evren görüşlerine yer verilmiştir. Bilim kısmında ise, astronomi, matematik, fizik ve tıp alanları insan ve evren tasavvurları bağlamında ele alınarak, Osmanlı ile Batı dünyasını felsefe ve bilim bağlamında bir karşılaştırması sunulmaya çalışılmıştır.
Şehâdet-Nâme-i Veysî(İnceleme-tenkitli metin)
Şehâdet-nâme-i Veysî veya Düstûrü'l-ʿAmel/Fezâil-i Kelime-i Tevhîd adlarıyla da tanınan eser XVII. yüzyıl münşîlerinden Veysî Üveys B. Mehmed-i Alaşehrî tarafından kaleme alınmıştır. Eserin konusu, İslâm'ın beş şartına ve şartlar arasında mertebe tartışmasına dairdir. Eserde söz konusu münâzara neticesinde Kelime-i Şehâdet'in üstünlüğü ortaya konmuştur. Yazar eserini telif ederken yer yer konuyla ilgili âyet, hadîs, kıssa, hikâye ve şiirlere de yer vermiştir. Eserdeki şiirler genelde Farsça, âyet ve hadîs iktibasları ise Arapçadır. Ayrıca Kur'ân-ı Kerim'de yer alan kimi kıssalara da atıfta bulunulmuştur. Çalışmamızı beş bölüme ayırarak şairin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri, Şehâdet-nâme'nin içeriği, dil ve üslûp özellikleri, eserde yer alan Farsça şiirler, eserin nüsha tavsifi, tenkitli metnin kurulmasında izlenen yol ortaya koyulduktan sonra, eserin tenkitli metni verilmiş ve metnin sözlüğü oluşturulmuştur. Tenkitli metin hazırlanırken yurtiçinde ve yurtdışında bulunan nüshalar gözden geçirilmiş, bir matbu nüsha (Bayerische Staatsbibliothek München, A.or. 7481Z) yanı sıra (Vakıflar Genel Müdürlüğü, 67 Saf 273/2; DTCF Kütüphanesi, No: 297.7; Milli Kütüphane, 06 Mil Yz A 698/1) üç yazma nüsha tenkitli metnin kurulabilmesi için seçilmiştir. Bu çalışmayla süslü nesir üstâdı olan Veysî'nin, münâzara tarzında kaleme aldığı şimdiye kadar çok da bilinmeyen bir eseri tanıtılmıştır. Anahtar kelimeler: Veysî, Şehâdet-nâme, Düstûrü'l-ʿAmel, nesir, münâzara
Nâbî'nin Hayriyye adlı eserindeki ayet ve hadis iktibasları ile Nâbî'nin dinî ve ahlaki bakış açısı
Yusuf Nâbî, XVII. yüzyılda yaşamış önemli bir şair ve fikir adamıdır. Nâbî'nin yaşadığı dönemde siyasi manada yaşanan olumsuzluklar sosyal hayata da aksetmiştir. Nâbî, toplumda yaşanan bu olumsuzluklara kayıtsız kalmamış ve toplumun düştüğü buhrana yönelik eserler kaleme alarak bunlara çözüm önerileri sunmaya çalışmıştır. Nâbî'nin bu minval üzere kaleme aldığı eserlerinden biri de Hayriyye adlı mesnevisidir. Nâbî, Hayriyye adlı mesnevisini genç oğlu Ebu'l Hayr'a ithaf etmiştir. Nâbî, bu eserinde oğluna ibadetlerden ahlaka, meslek seçiminden adâb-ı muaşerete kadar hayatta karşılaşabileceği her merhale hakkında malumat vermiş ve nasihatlerde bulunmuştur. Ancak Nâbî, bu nasihatleri verirken oğlunu sadece bir örnek olarak göstermiştir. Aslında Nâbî, eserinde verdiği bütün öğütleri oğlu şahsında tüm Osmanlı toplumuna hitaben söylemiştir. Nâbî'nin buradaki esas gayesi, verdiği öğütlerle toplumda meydana gelen çözülmenin önüne geçebilmektir. Nâbî'nin Hayriyye'sinde birçok dinî ve ahlaki muhteva yoğun olarak görülmektedir. Nâbî'nin eserindeki dinî ve ahlaki muhtevanın kaynağını ise ayet ve hadisler oluşturur. Bu çalışmada Nâbî'nin eserini oluştururken yararlandığı ayet ve hadislerin tespiti yapılacak ve buradan da hareketle Nâbî'nin din ve ahlak görüşü ortaya konmaya çalışılacaktır.