Gender differences
106 theses under this subject heading
Social norms and gender equality: Analysing Syrian refugee inflows to Turkey
This study investigates the impact of 3.7 million inflows of Syrian refugees on social norms and the gender roles of native women in Turkey by treating the arrival of Syrian refugees as a quasi-natural experiment. I argue that this mass migration can affect the patriarchal norms in Turkey and gender role attitudes of Turkish women by changing the female employment dynamics and overall cultural diffusion. Using 2008, 2013 and 2018 Turkey Demographic and Health Survey data sets, this study relies on an instrumental variables strategy with a distance-based instrument. Our estimates show that refugee inflows negatively impacted both the labor market outcomes and gender role attitudes of native women. These outcomes support the labor market channel where a decline in financial freedom of women weakens their bargaining power in the household and makes them more submissive to social & gender norms. However, we also find a contradicting result showing a decrease in the tolerance levels of Turkish women for domestic violence which proves that although refugee inflows increased the imposed gender role attitudes, native women exhibits a strong attitude against intimate partner violence.
Romatoid artriti olan hastalarda ağrının cinsiyet ve hastalık özellikleri açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, Romatoid Artrit (RA) tanısı alan bireylerde ağrının cinsiyet ve hastalık özellikleri açısından değerlendirilmesi ve semptomların birbiriyle ilişkisini belirleme amacı ile tanımlayıcı tipte bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Çalışma için etik kurul, kurum izni ve hasta onayı alındıktan sonra, bir üniversitenin romatoloji polikliniği ve servisinde tedavi gören 332 RA tanılı hasta araştırmaya dahil edildi. Ocak 2022 – Ocak 2023 tarihleri arasına gerçekleştirilmiş olan bu çalışmada, veri toplama araçları olarak 'soru formu' ve 'McGill Melzack Ağrı Soru Formu' kullanıldı. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Pearson KiKare, Ki-Kare, Kruskal-Wallis testleri ile değerlendirildi. p<0,001 istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların cinsiyet, eğitim düzeyi, sigara ve alkol kullanma durumları ile Mcgill Melzack Ağrı Soru Formu puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunduğu, şiddetli ve aşırı düzeyde yorgunluk hisseden hastaların yorgunluk puanının, hafif ve orta düzeyde yorgunluk hisseden hastalardan yüksek olduğu, hissedilen ağrı şiddetinin kadın hastalarda daha yüksek olarak ifade edildiği ve bu durumun anlamlı olduğu, cinsiyet ile ek hastalık durumu, eklemlerde şişlik ve hissedilen yorgunluk şiddeti arasında ilişki olduğu tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda hastaların ağrı, yorgunluk ve sabah tutukluğu şikayetleri öncelikli olmak üzere tüm semptomlarının değerlendirilmesi, bu semptomlarla baş etmelerini sağlayacak planlamaların yapılması ve özellikle kadın hastaların ağrısının daha sık değerlendirilerek, ağrı kontrolü için uygun yöntemlerin kullanılması önerilebilir.
Keratokonus hastalarında yaş, cinsiyet ve kontakt lens tipinin hastalığın progresyonuna etkisi
Hacettepe Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Kornea Birimi'ne başvuran ve keratokonus tanısı konularak takibe alınan hastalar çalışmaya dahil edildi. Bu hastaların en az 1 yıllık takip verisi bulunan keratokonuslu gözleri çalışmaya dahil edildi. Genetik veya allerjik öyküsü olan veya oküler cerrahi öyküsü bulunan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Bu olguların yaş, cinsiyet, tanı, geçirilmiş oküler cerrahi öyküsü, altta yatan genetik veya allerjik predispozan durum öyküsü, kontakt lens kullanım durumu ve eğer kontakt lens kullanımı söz konusu ise kullanılan lensin tipi ile ilgili bilgiler Hacettepe Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Kornea Birimi arşivlerinden ve hastaneye ait dijital kayıt sistemlerinden elde edildi. Hastaların takipleri süresince Sirius (CSO, Florans, İtalya) korneal topografi cihazı ile yapılan topografik ölçümlerine ait SimK1, SimK2, SimKort, Santral Kornea Kalınlığı (SKK) ve Korneal Apeks Kurvatürü (Kmax) değerleri kaydedildi. Değerlendirmeye alınan hastalara ait ölçümlerde ölçümlerin doğruluğunun yeterli olduğuna (''Acquisition Quality''), başlangıç ve son ölçümler arasında 1 yıl olmasına, hastaların bu süreçte veya öncesinde herhangi bir oküler girişim geçirmemesine dikkat edildi. Hastalara ait topografik ölçümlerin 1 yıl içerisinde yaş, cinsiyet, kontakt lens kullanım durumu ve şayet kontakt lens kullanıyorsa kontakt lens tipine göre nasıl değiştiği incelendi. Progresyon için belirlenen kriterler ilk ve son ölçüm arasında (yani, 1 yıl içerisinde); (1) Dik K (K2) ≥ 1 D'lik artış olması, (2) Kort ≥ 0.75 D'lik artış olması, (3) Korneal Apeks Kurvatürü (Kmax) ≥ 1 D'lik artış olması ve (4) Santral Kornea Kalınlığı (SKK) ≥ %2'lik azalış olması şeklinde olup bu kriterlerden birinin olması hastalığın progresyonu lehine değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı (Statistical Program for Social Sciences, SPSS) 22.0 sürümü ile yapılmıştır. Çalışmamızda hastaların keratokonus tanısı almış gözlerinin lens kullanımına göre progresyon durumunun kıyası yapılmış olup lens kullanmayan gözlerin %60,6 ile 80 tanesinde progresyon görülürken, lens kullanan gözlerin %42,4 oran ile 25 tanesinde progresyon gelişmiştir ve bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,019). Yaşa göre progresyon gelişimine bakıldığında 30 yaş altı gözlerin %61,2 oran ile 79 tanesinde progresyon görülürken 30 yaş üstü hastalara ait gözlerin %41,9 oran ile 26 tanesinde progresyon gelişmiştir. 30 yaş altı hastalara ait gözlerdeki keratokonus progresyonu gelişme yüzdesi istatistiksel anlamlı olarak daha yüksektir (p=0,009). Hastaların keratokonus tanısı almış gözlerinin cinsiyete göre progresyon gelişimi kıyaslandığında istatistiksel fark belirlenmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışmanın sınırları dahilinde keratokonuslu gözlerde lens kullanımının progresyon üzerine olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Cinsiyet farklılığının ise keratokonus hastalığında progresyon üzerine bir etkisi görülmemiştir. Genç hastalarda keratokonus progresyonunun daha sık olduğu bilinen bir durumdur.
Üstün zekâlı kızlara yönelik hazırlanan genel ve akademik benlik algısı geliştirme programının etkililiği
Benlik; bireyin hayata geldiği ilk yıllardan itibaren, çevreyle girilen etkileşimler sonucu şekillenen devingen bir kavramdır. Bu kavrama yönelik geliştirilen otobiyografik yorumlar ise benlik algısını oluşturur ve bu oluşum, bir süreç içerir. Benlik algısı edinim süreci, var olan her birey için sağlam temellerle ilerlemesi gereken oldukça önemli bir süreç iken; bu süreç, sosyal-duygusal alanlarda aşırı duyarlılık gösteren üstün zekâlı bireylerde çok daha hassas bir şekilde ilerlemektedir. İlgili literatür ise; benlik algısı oluşturma aşamasında, üstün zekâlı kızların ereklere göre karşılaştıkları zorlukların daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu bilgilerden yola çıkarak yürütülen çalışmada ise toplam 16 üstün zekâlı kız öğrenci (8 kişi deney grubu-8 kişi kontrol grubu) ile çalışılmış ve deney grubuna; 8 oturum içeren bir benlik algısı geliştirme programı uygulanmıştır. Araştırmada ölçülmek istenen değişkenlere yönelik; Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Akademik Benlik Algısı Ölçeği, Bilimsel Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde; IBM SPSS Statistics Base 22.0 programı ile Mann-Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; uygulanan programın; deney grubunun genel ve akademik benlik algısı ön test ve son test puanlarında son test lehine anlamlı düzeyde farklılık oluşturduğu, bilimsel tutum puanlarında da son testte artış görüldüğü ancak bu artışın anlamlı düzeyde olmadığı belirlenmiştir.
Konik ışınlı bilgisayarlı tomografide sert damak ölçümlerinin yaş ve cinsiyete göre değişimi ve solunum paterni ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi
Özgüven, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografide Sert Damak Ölçümlerinin Yaş ve Cinsiyete Göre Değişimi ve Solunum Paterni ile Olan İlişkisinin Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2023. Bu çalışmada sert damak boyutlarının, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde yaş, cinsiyet ve solunum paternine göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi radyoloji arşivinden 18 yaş ve üzeri hastaların (182 kadın ve 182 erkek) 364 KIBT görüntüsü elde edilmiştir. Sert damak boyutları, koronal kesitte ölçümleri yapılarak, yaş, cinsiyet ve solunum paternine göre değerlendirilmiştir. Sert damağın koronal kesitte 4 farklı uzunluğu ve maksillopalatal ark açısı ölçülmüştür. Koronal kesitte bir tarafın palatal alveolar arkında mine ve kretin birleştiği noktadan diğer tarafın alveolar arkının aynı noktasına kadar olan çizginin uzunluğu palatal interalveolar uzunluk (PIU), koronal kesitte sert damağın orta hattından palatal interalveolar çizgiye uzanan dikey mesafenin uzunluğu palatal alveolar derinlik (PAD), koronal kesitte sağ ve sol bukkal alveolar kemik arasındaki mesafe alveolar genişlik (AG), koronal kesitte sert damak derinliğinin alveolar arası uzunluğa oranı palatal ark derinliği/palatal alveolar arası uzunluk (PAD/PIU), koronal kesitte sağ ve sol alveolar arktan sert damağın orta hattında birleşen uzunlukların oluşturduğu açıortay maksillopalatal ark açısı (MPAA), ImageJ programı kullanılarak, ekran görüntüsü üzerinden ölçülmüş ve istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Solunum paterni, hyoid üçgen metodolojisi kullanılarak, hyoidin KIBT üzerinde sagital kesitte konumu değerlendirilerek, hastaların hangi solunuma sahip olduğu (burun ya da ağız solunumu) belirlenmiş ve istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sert damak boyutları ile yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sert damak boyutları ile cinsiyet arasında karşılaştırma yapıldığında ise sadece AG ölçümü istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0.05), diğer ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç elde edilmemiştir (p>0.05). AG boyutları erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur. Sert damak boyutları ile solunum paternini değerlendirdiğimizde, PIU, PAD ve AG değişkenlerinin ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmuş olup (p<0,05), MPAA ve PAD/PIL değişkenleri ile anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Solunum paterni ile cinsiyet arasındaki değerlendirmemiz istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Kadınlarda erkeklere göre daha çok ağız solunumu varlığı tespit edilmiştir. Solunum paterni ile yaş arasındaki değerlendirmemiz istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0.397). Sert damak boyutları, ortodontik tedavi planlaması, ağız hastalıklarının erken tanısı, implant tedavisi, yarık damak onarımı ve obstrüktif uyku apne sendromu tedavisi gibi birçok tıbbi uygulama için kritik öneme sahiptir. Aynı zamanda adli tıpta da cinsiyet teşhisinde sert damak boyutları kullanılmaktadır. Sert damağın boyutları yaş, cinsiyet, etnik köken, solunum ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Anahtar Kelimeler: sert damak, yaş, cinsiyet, solunum paterni, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi
Rıza dışı öpüşme senaryolarında nötralizasyon türünün zihinsel kirlenme ve OKB semptomlarına etkisinin cinsiyetler arası incelenmesi: Üniversite örnekleminde bir çalışma
Zihinsel kirlenme kavramı, obsesif-kompulsif bozuklukta sıklıkla görülen kirlenme korkusu ve yıkanma-temizlenme kompulsiyonu ile ilişkili bir tanımdır (Rachman, 2004). Zihinsel kirlenme, kirli olduğu düşünülen kişi ya da nesne ile doğrudan temas etmeden oluşan içsel bir kirlilik hissidir. Önceki çalışmalar cinsel saldırı mağduru kadınların zihinsel kirlenme belirtileri taşıdığını göstermiştir. Bu nedenle sonraki çalışmalarda zihinsel kirlenme duygularını uyandırmak için "rıza dışı öpüşme" senaryoları kullanılmıştır. Çalışmanın iki temel amacı vardır. İlki, benlik korkusu, suçluluk, tiksinme yatkınlığı ve duyarlılığı ve obsesif-kompulsif semptomların zihinsel kirlenme ile ilişkilisini incelemektir. İkinci amaç ise zihinsel kirlenme derecesinin nötralizasyon koşulu ve cinsiyete göre farklılaşmasını araştırmaktır. Katılımcılar Hacettepe Üniversitesinde eğitim gören 65 kadın, 56 erkek üniversite öğrencisinden oluşmuştur. Katılımcılar bir dizi ölçek formunu doldurduktan sonra ilk zihinsel kirlenme seviyesini belirlemek için zihinsel kirlenme formunu doldurup hayali senaryoyu dinlemişlerdir. Senaryo sonrası tekrar zihinsel kirlenme formu doldurulmuş, sonrasında rastsal olarak fiziksel yıkama, zihinsel yıkama ve kontrol grubu olmak üzere 3 nötralizasyon grubundan birisine atanmışlardır. Nötralizasyon eylemi sonra form tekrar doldurulmuş ve son olarak beş dakika ara verildikten sonra son kez doldurulmuştur. Zihinsel kirlenme ile ilişkili faktörleri incelemek için yapılan hiyerarşik regresyon sonuçları benlik korkusu, suçluluk, tiksinme ve obsesif-kompulsif bozukluk semptomlarının senaryo sonrası zihinsel kirlenme derecesini anlamlı şekilde yordadığını göstermiştir. Nötralizasyon davranışının zihinsel kirlenme üzerindeki cinsiyetler arası etkisini incelemek amacıyla 4 (Zaman: Zaman 1, Zaman 2, Zaman 3, Zaman 4) x 2 (Cinsiyet: Kadın, Erkek) x 3 (Nötralizasyon Koşulu: Fiziksel Yıkama, Zihinsel Yıkama, Kontrol) tekrarlı ölçüm çoklu varyans analizi (MANOVA) uygulanmıştır. Sonuçlar, senaryo sonrası belirtilen zihinsel kirlenme seviyesinin bütün gruplar için en yüksek seviyede olduğunu ve sonrasında azalmaya başladığını ve kadınların Zaman 2, Zaman 3 ve Zaman 4'te erkeklere kıyasla daha fazla zihinsel kirlenme hissettiğini göstermiştir. Nötralizasyon davranışı sonrası, fiziksel yıkama ve zihinsel yıkama grupları kontrol grubundan daha az zihinsel kirlenme belirtmişlerdir. Bununla birlikte beş dakika bekleme süresi sonrası zihinsel kirlenme düzeyi bütün gruplarda eşitlenmiştir.
Türkiye'de kadın ve erkek girişimcilerin başarılarının sosyal ve ekonomik bakımdan karşılaştırılması
Girişimcilik ekonominin temel kavramlarından biri haline gelmiştir. Günümüz dünyasında girişimlerin değeri giderek ön plana çıkmaktadır. Bir işletmenin devamlılığı ekonomik başarısına bağlıdır. Klasik girişimciler olan erkekler ile önemi ve ekonomik değeri giderek artan kadın girişimcilerin başarı algısındaki benzerliklerinin ve farklılıklarının ortaya çıkarılması oldukça önemlidir. Erkek ve kadın girişimcilerin karşılaştırılmasında sosyal çevre, demografik yapı ve sektörel seçimler önemli faktörler olarak kendini göstermektedir. Özellikle kadın girişimcilerin yaşadıkları bölge ve sektör seçimleri işletme başarısını etkileyen yapı taşlarıdır. Bu çalışmada KOSGEB verilerinden faydalanılarak kadın ve erkek girişimcilerin mevcut durumu, bölgesel oranları ve sektörel oranları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Girişimci, Girişimcilik, Kadın Girişimci, Girişimcilikte Başarı, Girişimcilikte Cinsiyet.
İran'da insani kalkınma analizi: Eğitim ve cinsiyet eşitsizliği karşılaştırmalı bir bakış açısından
This thesis attempts to address existing gender parities and gaps in Iran compared to Azerbaijan and Turkey in terms of human development perspective. Human development by enlarging people's freedoms and potentials draws the attention to "ends" and insists on both intrinsic and instrumental values of development. The three main components within human development are: capabilities, free agency and achievements. Health, education and per capita income are the essential indicators of Human Development Index (HDI). Each of which has the same ratio in HDI value estimation. Gender inequality as a global phenomenon, increasingly focuses on women's deprivation of education, health, income and social developments. This thesis discusses Iran's educational developments analytically and compares female-to-male progresses in HDI indicators of Iran with Turkey and Azerbaijan. The main goal of human development and capability approach is equal distribution of capabilities and functionings among people. The exceptional status of education in having both intrinsic and instrumental values multiplies the significance of equal education in a global context. In addition to the direct impact of education on total health and income rates, parity in education has the capacity to empower women and make them qualified for well-paid vocations. Iran from 1990 to 2015 has had a sustainable progress in health, education and per capita income. In case of education, Iran has proceeded remarkably in women's access to schools. Iran has almost succeeded to close the gender gap in education, while gender inequality remains in achievements so far. In comparison, in Turkey and Azerbaijan, raising women's capabilities has led to more achievements in terms of economic resources, labor force participation and political participation. According to human development reports, Turkey in capability distribution has experienced more gender disparity than Iran. By filtering the health indicator, Azerbaijan has the best status in gender parity rather than Turkey and Iran. Turkish women's high life expectancy at birth is the best among the analyzed countries. Unlike Iran, educated women in Azerbaijan and Turkey have lower unemployment rates than Iranian women. That is probably why women in Iran recently have less interest to continue their education in tertiary level and this disappointment has reproduced the gender gap.
The impact of educational games and gender on five-year-old iraqi efl learners
The present study aimed to investigate the impact of educational games as a significant learning technique in teaching English Vocabulary among five-year old Iraqi EFL learners. The participants of the study were 32 preschool children at Wano private kindergarten. They were divided into two different groups; the experimental group which was taught by educational games and the control group which was exposed to the traditional methods of teaching English vocabulary, there were 16 students for each group (8 male and 8 female). A Checklist was used as Data collection instrument which consist of 36 EFL vocabulary items. At the beginning of the study, they were given a pretest to measure their vocabulary performance. Then, after six weeks of treatment, they were given posttest. The outcomes showed a significance difference between the experimental group and the control group in terms of posttest achievement in English vocabulary scores. Therefore, the educational games proved to be useful in teaching English vocabulary. Furthermore, the influence of gender on five-years-old Iraqi preschool kids in learning new English vocabulary with educational games in the experimental group and without educational games in the control group was conducted by means of independent sample t-tests. The analyzed data showed non-significant gender effect for both groups in learning new English vocabulary.
Determinants of employee motivation: Gender, size of the organization and status of employee
The main purpose of this study is to outline and identify the main factors of internal and external motivation (determining their importance) for employees as well as to build the relationships that exist between motivation, satisfaction, and job engagement of employees in big and small companies by means of a survey. This work is focused mostly in analyzing the determinants of the employee motivation such as the gender, size of the organization and status of employee. This study starts with its first chapter where are included different important points like statement of the problem, variables, hypothesis and organization of the study. By use of the mentioned variables, questions of the survey are created and they are completed by the employees of two different companies. All assumed hypothesis of the researcher are tested by Chi-Square test and the results taken are supported by Cramer's V. Results show that motivation is an important issue for employees to perform their work better, and this does not depend on how big and small the company is, the position you have at work or the gender you are. Keywords : Internal and External Motivation, Work Satisfaction, Job Engagement.
Obsesif inançların ortoreksiya nevroza üzerinde cinsiyete göre farklılığının incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı obsesif inançlar ile ortoreksiya nevroza arasındaki ilişkinin cinsiyete göre incelemek amaçlanmıştır. Araştırmaya katılanların yaşları ''18-55'' arasında olup 400'ü kadın (% 61.5), 250'si erkek (%38.5) olmak üzere toplam 650 kişiden oluşmaktadır. Ortoreksiya nevroza düzeyini ölçmek amacıyla Ortho-15 Ölçeği, obsesif inanışlar düzeyini belirlemek amacıyla Obsesif İnançlar Ölçeği (OİÖ) kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılar Demografik Bilgi Formunu doldurmuşlardır. Araştımanın analizi için ''Bağımsız Örneklemler T-Testi'', ''Çoklu Regresyon Analizi'' ve ''Korelasyon Analizi'' kullanılmıştır. Obsesif İnanç alt ölçek puanları ile Orto-15 puanları arasında cinsiyete göre anlamlı farklılık saptanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre erkeklerin kadınlara göre daha yüksek oranla obsesif inanış alt ölçekleri ile ortoreksiya nevroza düzeyleri arasında ilişki belirlenmiştir. Erkek grubunda Obsesif inanış belirtileri arttıkça Ortoreksiya nevroza belirtilerinin de artış saptanmıştır. Anahtar Kelimeler; Ortoreksiya nevroza, Obsesif inanış
Bir grup ergenin toplumsal cinsiyet algılarının sosyodemografik özelliklere göre değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yaşları 12 ile 17 arasında değişen İstanbul‟da yaşamakta olan bir grup ergenin toplumsal cinsiyet algılarının cinsiyet, yaş, doğum yeri, ekonomik durum, anne babanın eğitim durumu, medeni hali ve çalışma durumu gibi birtakım sosyodemografik özellikleri ile ilişkilerini analiz etmektir. Yöntem: Toplamda 100 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini Balıklı Rum Vakfı Hastanesi kliniklerine başvuran bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini değerlendirmek adına araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış Sosyodemografik Veri Formu, toplumsal cinsiyet algılarını ve toplumsal cinsiyet rollerini değerlendirmek adına Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Bem Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre ergenlerin toplumsal cinsiyet algılarının sosyodemografik özellikler ile arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmanın temel değişkenleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği‟nden ve Bem Cinsiyet Rolleri Envanteri'nden almış oldukları puanları tespit etmek için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Bağımsız iki Grup T-testi uygulanmıştır. Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği alt boyutları (eşitlikçi cinsiyet rolü, kadın cinsiyet rolü, evlilikte cinsiyet rolü, geleneksel cinsiyet rolü, erkek cinsiyet rolü) ile yaş, cinsiyet, anne baba eğitim düzeyi, annenin çalışma durumu, ekonomik düzey değişkenleri ile anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bem Cinsiyet Rolü Envanteri alt boyutları (feminenlik, maskülenlik, nötr) ile yaĢ, cinsiyet, anne eğitim düzeyi, annenin çalışma durumu ve ekonomik düzey değişkenleri ile anlamlı ilişki bulunmuştur. v Sonuç: Araştırmada katılımcıların yaşa göre eşit dağılamaması ve araştırma örnekleminin sınırlılığına rağmen, bireylerin yaş, cinsiyet, ekonomik durum gibi sosyodemografik özellikler ile toplumsal cinsiyet algıları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: cinsiyet rolleri, toplumsal cinsiyet, ergen, ergenlik dönemi, eşitlik
Mat pilates egzersizlerinin sağlığa ilişkin fitness parametreleri üzerine etkilerinin cinsiyete göre karşılaştırılması
Ülkemizde son yıllarda hızla spora ve egzersize olan ilgi artmıştır. Özellikle Pilates metodu ülkemizde kadınlar arasında rağbet görmektedir. Kadınlar tarafından benimsenmesiyle, kadın egzersiz metodu gibi algılanan Pilates üzerine yapılan çalışmalar da çoğunlukta kadın katılımcılar üzerinden yapılmıştır. Buradan yola çıkarak bu çalışmada erkek katılımcılarla, kadın katılımcılar aynı egzersizleri uygulayarak bir karşılaştırma çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada 8 haftalık mat pilates egzersizlerinin sağlığa ilişkin fitness parametrelerinden; aerobik dayanıklılık, kassal kuvvet ve kassal dayanıklılık, esneklik ve vücut kompozisyonuna etkilerinin cinsiyete göre karşılaştırılması yapılmştır. Araştırmaya Mecidiyeköy Anadolu Lisesinde öğrenim gören yaş ortalamaları 15,59±0,49 olan, daha önce hiç Pilates yapmamış 26 erkek 26 kız öğrenci, toplamda 52 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Katılımcılara 8 hafta boyunca haftada 3 defa, 45 dakika mat pilates egzersizleri uygulanmıştır. Katılımcılara çalışma öncesi ve sonrası aerobik dayanıklılığı ölçmek için 3-dakika basamak testi, kassal kuvveti ölçmek için pençe kuvveti testi, kassal dayanıklılığı ölçmek için mekik testi, gövde esnekliğini ölçmek için otur eriş esneklik testi yapılmıştır. Vücut kompozisyonunun değerlendirilmesinde Bioelektrik empedans aleti kullanılmıştır. Sonuç olarak 8 haftalık, haftada 3 gün, 45 saatlik yapılan, mat pilates çalışmasında katılımcıların, aerbik kapasiteleri, kassal kuvvet ve kassal dayanıklılık ve esnekliklerinin olumlu anlamda geliştiği; vücut yağ oranlarının ise olumlu azalmalara neden olduğu tespit edilmiş, cinsiyete göre karşılaştırma yapıldığında, kadınların esneklik gelişimi ve vücut yağ oranı değişimlerinde, erkeklere kıyasla daha hızlı gelişme olduğu ortaya konmuştur.
Teknolojik inovasyonun cinsiyetler arası istihdam üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri üzerine ekonometrik bir analiz
İnsanlar, içinde bulundukları çevre, doğa ve ortamı daha yaşanabilir kılmak adına değiştirip dönüştürmek ve denetlemek için ticari amaçlı bazı bilgiler üretmektedirler. Ticari amaçlı olması nedeniyle genellikle firmalar kar sağlayabilmek için teknolojik inovasyon yani yeni üretken bilgi ve yatırım yapmaya girişirler. Teknoloji ile ilgili yaşanan gelişmeler sadece üretim yönteminde bir değişikliğe neden olmaz. Aynı zamanda toplumda sosyal, kültürel algı ve değer yargıların değişip dönüşmesinde de etkilidir. Bunlardan biri de istihdamda cinsiyetler arası açığın artmasıdır. Özellikle kadınların teknolojik alanlarda yeteri kadar istihdam edilmemesi ve otomasyon riski taşıyan alanlarda daha baskın olması, teknolojik yenilikler nedeniyle oluşacak istihdam kayıplarına daha fazla maruz bırakmaktadır. Dolayısıyla neredeyse hiçbir ülkede eşit olmayan istihdamda cinsiyetler arası açık, daha da artma riskini taşımaktadır. Bu çalışma teknolojik inovasyon göstergeleri ile cinsiyetler arası istihdam arasındaki ilişkiyi ve teknolojik inovatif gelişmelerin farklı cinsiyet istihdamı üzerinde olumsuz bir etki oluşturup oluşturmadığını, oluşturuyorsa nasıl bir dağılım gösterdiğini tespit etmeyi amaçlamıştır. Bunun için verilerine ulaşılabilen 29 OECD ülkesinde 1996-2017 yılları kapsamında panel veri analizi ile teknolojik inovasyonun kadın ve erkek istihdamı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada yapılan analiz neticesinde elde edilen sonucun literatürün önemli bir kısmıyla paralelik gösterdiği görülmüş, teknolojik yenilikler ile herhangi bir cinsiyet istihdamı üzerinde uzun dönemde ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca süreç ve ürün inovasyonu olarak adlandırılan teknolojik inovasyondan sadece süreç inovasyonunun cinsiyetlerin istihdamı üzerinde pozitif ancak küçük bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bu sonuçların doğrultusunda sadece kısa dönemde teknolojik inovasyon ile istihdam arasında bir ilişki olduğu, uzun dönemde ise herhangi bir ilişkinin olmadığı söylemek mümkündür. Anahtar kelimeler: Teknolojik İnovasyon, Cinsiyetler Arası İstihdam, Süreç İnovasyonu, OECD, Panel Veri Analizi.
A diachronic and gender-based analysis of Turkish MA theses: The use of metadiscourse markers
Metadiscourse has been particularly valuable in written discourse as they help organizing and producing persuasive texts with textual and interpersonal functions. This study aims to reveal how the authors of Turkish master's theses construct metadiscourse in the conclusion sections and how these rhetorical devices are manifested from gender-based and diachronic perspectives. To this end, the corpus of this study is comprised of a total of 80 conclusion sections of Turkish master's theses in social science and humanities published in 2004 and 2019. Hyland's (2005) Interpersonal Model of Metadiscourse was used as the analytical framework. Frequency analysis and Log-likelihood analysis were carried out to disclose the metadiscourse use in the corpus. Results revealed that metadiscourse categories have similar distributional patterns both across gender and across years of publication. Specifically, the authors employed more transitions, frame markers, code-glosses and less metadiscoursal evidentials and endophoric markers to guide the readers through the text. In regard to the use of interactional categories, both female and male authors used more boosters, hedges, attitude markers to interact with their readers and less engagement markers and self-mentions. In addition, interactional devices accounted for a greater proportion of metadiscourse resources in master's theses' conclusions and also in corpora of both genders and years of publication. Comparative analysis revealed that there is no statistically significant difference between the corpus of female and male authors in regard to the overall use of metadiscourse markers. All these similarities can be ascribed to the evaluative, interpretative, interpersonal and subjective nature of social science and humanities and the master's theses conclusions as an educational genre in which the authors need metadiscourse to persuade their readers about the results of their studies. On the other hand, the use of metadiscourse markers increased significantly in 2019, and also both in corpus of female and male authors. This difference may prove to be the evolutionary nature of academic genre and increasing awareness of discourse communities regarding the essential use of metadiscourse markers in master's theses conclusions for more persuasive, more reader-friendly and more coherent texts.
Dişi ve erkek farelerde depresyonun stres ve optogenetik modelinde MSS--kökenli nöroinflamasyonun incelenmesi
Depresyonda inflamatuvar sinyal yollarının rolüne dair çok sayıda kanıt vardır. Ancak bu çalışmalarda depresyon ya bakteriyel endotoksinlerle ya da akut stres ile modellenmiştir, genelde erkek hayvanlarda tek bir beyin bölgesi incelenmiştir. Bu tez çalışmasında akut stres, kronik stres ve anterior singulat korteksin optogenetik uyarımı olmak üzere üç ayrı depresyon modelinde depresyon patofizyolojisinde rol alan hipokampüs, anterior singulat korteks ve nükleus akumbenste HMGB1, S100, NF-KB ve mikroglialar immünohistokimyasal yöntemlerle işaretlenerek inflamatuvar süreçler incelenmiştir. Sonuç olarak erkeklerde akut strese yanıt olarak hem davranışsal umutsuzluk hem de azalmış tımarlanma gözlenmişken, dişilerde yalnız davranışsal umutsuzluk artmıştır. Benzer şekilde erkek kronik stres grubunun kısa dönem bellek performansları bozulurken; dişi farelerin kısa dönem bellek performanslarını değiştirmemiştir. Hipokampusa bağımlı kısa dönem bellek performansı kronik stresle yalnız erkeklerde, optogenetik ACC uyarımı ile yalnız dişilerde bozulmuştur. Kronik stres yalnızca depresyon-benzeri davranışlarda artışa yol açmış, anksiyete-benzeri davranışları değiştirmemiştir, optogenetik ACC uyarımı ise hem depresyon-benzeri hem de anksiyete-benzeri davranışlarda artışa neden olmuştur. Akut stres, kronik strese göre inflamatuvar moleküllerde daha yüksek artışa yol açmıştır. Optogenetik depresyon modelinde inflamatuvar moleküllerde değişim en belirgin şekilde hipokampusta izlenmiştir. Bu bulgular farklı depresyon modellerinin ACC, NA ve hipokampusta farklı inflamatuvar süreçleri tetiklediğini, bunun sonucunda cinsiyetler arasında gözlenen depresyon ve anksiyete-benzeri davranışlardaki farklılığı açıklayabileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: depresyon, nöroinflamasyon, akut ve kronik stres, optogenetik ACC uyarımı, cinsiyet ilişkisi Bu çalışma TUBİTAK SBAG (118S558) tarafından desteklenmektedir.
Cinsiyete dayalı farklılıklar açısından metil cıva ve tiyomersalin toksisitelerinin insan nöroblastoma hücrelerinde karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Organik cıva bileşikleri, maruz kalma süresi ve konsantrasyona bağlı olarak motor gelişim ve bilişsel aktivitelerdeki bozulmalardan ciddi nöromotor değişikliklere önemli nörotoksik etkilere neden olmaktadır. Cinsiyet farklılığının birçok nörodejeneratif bozukluğun fizyopatolojisinde önemli değişikliklere yol açabileceği bilinmektedir. Bu tez çalışmasında, metil cıva ve etil cıvaya metabolize olduğu bilinen tiyomersalin nörotoksik etkilerinin insan nöroblastoma hücreleri (SH-SY5Y) üzerinde incelenmesi amaçlanmış ve farklı konsantrasyonlarda testosteron ve estradiolün organik cıva bileşikleri varlığında olası nörotoksisite üzerindeki etkilerinin, oksidatif stres parametreleri, nöroendokrin sistemdeki değişiklikler, oksidatif DNA ve RNA hasarının, hücre ölüm mekanizmalarının ve epigenetik değişikliklerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Sitotoksisite deneylerinden elde edilen sonuçlara göre tiyomersal ve metil cıva için inhibitör konsantrasyon 20 (IC20) dozları sırasıyla 1,15 ve 2,93 µM olarak belirlenmiştir. 17β-estradiol ve testosteron için yüksek ve düşük konsantrasyonlar olarak sırasıyla 7,5-0,75 µM ile 1-0,1 µM kullanılmıştır. Gruplar; kontrol, metil cıva, tiyomersal, yüksek testosteron/düşük estradiol+tiyomersal, yüksek estradiol/düşük testosteron+tiyomersal, yüksek testosteron/düşük estradiol+metil cıva, yüksek estradiol/düşük testosteron+metil cıva olarak tasarlanmıştır. Nöroblastoma hücrelerinde hem tiyomersal hem de metil civanın toksik etkilerinin olduğu; tiyomersalin yüksek testosteron ortamında toksik etkilerinin arttığı; estradiol ve testosteronun tiyomersal ve metil cıva kaynaklı toksik etkiler üzerinde meydana getirdiği değişikliklerin birbirinden farklı olduğu ve genel olarak estradiolün toksisiteyi azaltıcı etki gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuçlar organik cıva bileşiklerine karşı erkek ve dişilerde farklı nöronal yanıtlar oluşabileceğini düşündürmektedir.
The effects of gender, type of problem, previous referral experiences and gender role attitudes on the evaluations of teachers in relation to the students' psychological problems
The current thesis aimed to look at the possible factors, which can affect the teachers' considerations, in relation to the psychological problems of children. The factors which taken into consideration were the gender of the child in the vignette who have some psychological difficulties, the type of the psychological problem that the child faced with: externalized/internalized; the gender of the responders, earlier referral experiences of responders and their gender role attitudes. Two specific vignettes that were developed by the researchers and the Gender Role Attitude Scale of Zeyneloğlu and Terzioğlu (2011) were used. The study was performed with 120 elementary and middle class teachers and school counselors in an online format. The results represent that teachers considered the externalizing problems of children as more serious and they expected to see these problems more commonly among boys. On the other hand, the internalizing problems were considered as more likely to be seen among girls and these problems could not capture the necessary attention of teachers. Also, female teachers were more likely to refer a child with externalizing problems compared to male teachers. Lastly, the teachers with more egalitarian gender role attitudes evaluated the internalizing problems of youth as more serious compared to the teachers with more traditional attitudes.
Üniversite öğrencilerinde duygu düzenleme ve problem çözme becerilerinin cinsiyet farklılıkları açısından karşılaştırılması
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin duygu düzenleme ve problem çözme becerilerinin cinsiyet farklılıkları açısından karşılaştırılması Araştırma için lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine 320 anket dağıtılmıştır. Yaklaşık %94'ü olmak üzere 300 anket elde edildi ve veriler analiz edildi. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre Duygu düzenleme becerileri ile Problem Çözme Becerileri puanları arasında matematiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, duygu düzenleme testi ve problem çözme toplam puanları erkekler ve kadınlar arasında anlamlı farklılıklar göstermemektedir. Araştırmamızda duygu düzenleme ve problem çözme puanlarının yaş değişkenine göre anlamlı farklılık tespit edilmemiştir.
Farklı tekrarlı sprint protokollerinde enerji sistemlerinin katkısı: Cinsiyetler arası karşılaştırma
Bu çalışmanın amacı, toplam sprint süresi (60sn) aynı olan farklı tekrarlı sprint protokollerinde enerji sistemlerinin katkısı, performans değişkenleri ve fizyolojik yanıtlar üzerine protokol ve cinsiyet etkisini incelemektir. Çalışmaya düzenli antrenman yapan ve aktif olarak salon takım sporlarıyla uğraşan 16 erkek ve 14 kadın sporcu katılmıştır. Katılımcılar rastgele sıra ile 30 saniye toparlanma aralıklarıyla 10x6sn 6x10sn bisiklette tekrarlı sprint testlerine katılmışlardır. Testler sırasında katılımcıların relatif zirve güç (ZGREL), relatif ortalama güç (OGREL), performans düşüş yüzdesi PD(%) oksijen tüketimi (VO2), kan laktat değeri (LA), kalp atım hızı (KAH) ve algılanan zorluk derecesi (AZD) belirlenmiştir. Aerobik sistemin katkısı VO2 ölçümlerinden, laktik sistemin katkısı LA değerlerinden, alaktik sistemin katkısı ise toparlanma dönemindeki VO2 kinetiğinden mono-eksponansiyel formül ile hesaplanmıştır. Cinsiyet ve protokole göre performans değişkenleri, fizyolojik yanıtlar ve her bir enerji sisteminin katkısı, toplam enerji harcaması, relatif enerji harcaması ve oksijen tüketim değerleri arasındaki farklar Karışık Desen ANOVA ile test edilmiştir. Tekrarlı sprint protokollerinde ZGREL ve OGREL değerleri üzerine cinsiyet etkisi anlamlıdır (p<0.05), ZGREL değerlerine protokol etkisi benzer (p>0.05), OGREL değerlerinde anlamlıdır (p<0.05). Performans düşüş yüzdesinde ise cinsiyet etkisi benzer olup (p>0.05), protokol etkisi anlamlı derecede farklıdır (p<0.05). Protokollerin maksimum KAH ve maksimum LA üzerine etkisi benzer (p>0.05), AZD üzerine etkisi ise anlamlı derecede farklıdır (p<0.05).Tekrarlı sprint testlerinde, alaktik ve laktik sistem üzerine hem cinsiyet hemde protokol etkisi anlamlı derecede farklıdır (p<0.05). Aerobik sistem katkısı ise cinsiyetler arasında benzerdir (p>0.05) ancak protokol etkisi anlamlı derecede farklıdır (p<0.05). Bu çalışmanın bulguları yapılan toplam sprint zamanı benzer olan farklı tekrarlı sprint protokollerinde fizyolojik yanıtların, performans çıktılarının ve enerji sistemlerinin katkısının cinsiyete ve protokole göre önemli ölçüde değiştiğini göstermiştir. Bu çalışma aynı zamanda her iki cinsiyette de alaktik sistemi geliştirmek için 10x6sn protokolünün tercih edilebilir olduğunu göstermektedir.
Gender difference in internal educational migration: Distance analysis between hometown and university for students applied for residing in the dormitories of general directorate of credit and hostels
There are few studies on migration for educational purposes, both in Turkey and around the world. However, as a result of globalization and shortening of distances, the movement of migration for educational purposes increased and continues increasing. This situation reveals the necessity of working on this subject. In this thesis, we analyzed the information about the profile of students who change their place of residence for university education. First, as a background, an information about the development of universities in Turkey has been given, and accommodation problems arising from this development have been mentioned. Also information about General Directorate of Credit and Hostels (KYK), the largest public institution that provides housing opportunities for university students in Turkey, has been given. As the major concept of this thesis, the aspect of gender and distance of educational migration has been examined based on the information of students who applied to be accommodated in KYK hostels in 2017-2018 academic year. In addition to multiple linear regression analysis, the relationship between gender and distance has been examined with descriptive statistics. Besides demographic, social and economic characteristics of students, their scores in university entrance exam have also been examined according to the gender and the distance. The average distance between the hometown and the university of students have been calculated as 443,89 km for female students and 512,81 km for male students. According to the analysis conducted by the ordinary least squares method(OLS), male students study in universities which are located at longer distances from their hometown than female students. Moreover, when descriptive statistics are considered, in all social-demographic groups male students move longer distance than females.
Sayısal yetenek farklılaşmasının cinsiyete göre incelenmesi: Bir değişen madde fonksiyonu(DMF) çalışması
Bu tez çalışmasında, Sayısal Yetenekteki farklılaşma cinsiyete göre incelenmiştir. Bunun için önce her bir alt testi 10'ar maddeden oluşan toplam 40 maddelik bir test oluşturuldu. Bu test yaklaşık olarak 400 kişilik 2017-2018 eğitim öğretim yılında 11. sınıfta okuyan öğrencilerden oluşan örnekleme uygulandı. Bu uygulama sonrasında madde güçlükleri ve ayırdedicilikleri hesaplanarak madde seçimi yapıldı. Güvenirlik ve geçerlilik çalışmaları yapılarak, ölçmek istediğimiz yapıları (Aritmetik Akıl Yürütme, Eşitlik Kurma, Geometri ve Görsel-Uzamsal Yetenek) en iyi ölçen 5'er madde seçilip, teste son şekli verildi. Teste son şekli verildikten sonra 20 maddeden oluşan sayısal yetenek testi 2018-2019 eğitim öğretim yılında Bornova Anadolu Lisesi, Cihat Kora Anadolu Lisesi, 15 Temmuz Şehitler Anadolu Lisesi, Atatürk Lisesi, Karşıyaka Lisesi, Atakent Anadolu Lisesi okullarının 11. Sınıfında okuyan 1382 öğrenciye uygulandı. Analizler gerekli elemeler yapıldıktan sonra 1036 kişilik örneklem büyüklüğü için gerçekleştirildi. Sayısal yetenekte cinsiyete göre farklılık gösteren maddeler tespit edildi. Değişen Madde Fonksiyonu(DMF) içeren maddelerde, bu sonuçlara göre erkek öğrencilerin lehine DMF içeren, eşitlik kurma-sayısal akıl yürütme alanında iki soru olduğu, kız öğrencilerin lehine DMF içeren geometri ve görsel uzamsal yetenek alanında üç madde olduğu bulunmuştur. Ayrıca oluşturulan SYT'nin Rasch modeli ile uyumu test edilerek raporlandı. SYT maddelerinden bir tanesi hariç diğer maddelerin modele iyi uyum sağladığı, data-model, kişi-model ve test-model uyumunun iyi olduğu, yerel bağımsızlık ve tek boyutluluk varsayımlarını karşıladığı görüldü. Anahtar kelimeler: Sayısal Yetenek Testi, Rasch Model,Değişen Madde Fonksiyonu(DMF)
Neo-liberal politikalar ve eşitsizlik: Trendler ve öngörüler (1980-2050)
Bu tezin amacı; 1980 sonrası, ilk başta ABD ve İngiltere'de, daha sonra IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla tüm dünyada uygulamaya koyulan neo-liberal politikaların küresel refahı artırıp artırmadığı, bölgeler arasında yakınsamayı sağlayıp sağlamadığı ve cinsiyet eşitsizliğini azaltıp azaltmadığına bakmaktır. Neo-liberaller, dış ticaretin serbestleştirilmesi, sermaye piyasasının liberalleştirilmesi, devletin küçülmesi ve emek piyasasının esnekleştirilmesi sonucu kaynak dağılımının daha verimli olacağını; bundan dolayı sermayenin kâr oranlarının artacağını ve sonuç olarak tüm toplumun refahının yükseleceğini savunmuşlardır. Sermayenin önündeki tüm engelleri ortadan kaldırdıktan sonra, tüm kârlı alanlara ve bölgelere serbestçe dolaşımı sağlanırken, ekonomik büyüme artacak, sermaye birikimi yükselecek ve sermaye sahibi sınıf zenginleşirken, aşağıya sızdırma yoluyla tüm toplumsal kesimlerin refahı artacaktır. Ancak bu politikaların uygulandığı yaklaşık 35 yılda, iddiaların aksine büyüme rakamları İkinci Dünya Savaş sonrası gerçekleşen oranları yakalamakta başarısız kalmakla birlikte, çok azınlık bir kesimin gelir ve servetlerini inanılmaz boyutlarda artırırken, çoğunluğun büyük refah kayıplarına neden olmuştur. Eşitsizlik seviyeleri Birinci Dünya Savaşı öncesine geri dönmüş, birçok gelişmekte olan ülkenin söz konusu Keynesyen dönemde sağladıkları kazanımlar da ellerinden kayıp Batının finans kuruluşlarına gitmiştir. Bu politikaları uygulamayı reddeden ve farklı bir ekonomi politikası izleyen nadir birkaç ülke ise tam tersine önemli gelişmeler ve refah kazanımları sağlamışlardır. Bu doğrultuda tez boyunca tarihsel bir perspektifte, tüm dünyada ekonomik ve politik gelişmeler analiz edildikten sonra, eşitsizliklerin yapısındaki değişimler orta koyulmuştur. En sonunda da günümüz ekonomi politikalarının sürekliliği sağlandığı takdirde yakın gelecekte nasıl bir küresel tabloyla karşılaşacağımız öngörüsünde bulunulmuştur.
Cinsiyete göre algılanan vücut kompozisyonu, egzersiz düzeyi, egzersize güdülenme sebepleri ile egzersiz bağımlılığı arasındaki ilişki
Araştırmalar, egzersiz motivasyonunun egzersiz bağımlılığının önemli bir öncülü olabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada erkek ve kadınlarda algılanan vücut kompozisyonu, egzersiz düzeyi, egzersize güdülenme sebepleri ile egzersiz bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmiştir. Bu çalışma tanımlayıcı ilişkisel ve karşılaştırmalı tarama modelinde yapılmıştır. Bu çalışmada yaşları 18 ile 50 arasında değişen katılımcılar, İstanbul'un en iyi fitness merkezlerinden biri olan MAC Kanyon Spor Salonu'nun 297 üyesiydi. İkili grup karşılaştırılmasında t- testi ve değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, erkeklerden farklı olarak, kadınlarda 1-2 yıl deneyime sahip olanlar ile 3-5 yıl deneyime sahip olanlar arasında ortalama yaş, egzersiz deneyimi, vücut kitle indeksi ve aylık gelir açısından anlamlı farklılıklar olduğunu göstermiştir. Erkeklerde iki grup arasında egzersiz motivasyonu alt boyutlarından ustalık, görünüş, psikolojik durum, rekabet ve zevk boyutları ile egzersiz bağımlılığı ölçeği aşırı odaklanma ve duygu değişimi, bireysel sosyal ihtiyaçların ertelenmesi ve çatışma ve tolerans gelişim ve tutku bakımından 3-5 yıllık deneyimi olanların lehine anlamlı farklılıklar vardır. Kadınlarda egzersiz motivasyon ile egzersiz bağımlılığı ölçeği alt boyutları bakımından iki grup arasında anlamlı farklılık yoktur. Hem erkeklerde hem de kadınlarda egzersiz bağımlılığı ölçeği alt boyutları ile egzersiz motivasyon ölçeği alt boyutları arasında pozitif anlamlı korelasyonlar vardır. Fiziksel ve demografik özellikler sadece egzersiz bağımlılığı ölçeği tolerans gelişimi ve tutku alt boyutu ile anlamlı düzeyde ilişkilidir. Sonuç olarak kadınların aksine egzersiz deneyimi yüksek erkeklerin egzersiz bağımlılığının tahmininde egzersiz motivasyonu alt boyutlarının kullanılabileceği görülmektedir.