Neutrophils

106 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis tanısı alan preterm ve term yenidoğanlarda mikro CRP ve delta nötrofil indeksinin tanısal değeri

Yenidoğan dönemi hayatın ilk 28 günlük sürecini kapsamaktadır. Enfeksiyon etkeni bir mikroorganizma tarafından yenidoğanın herhangi bir dokusunun invazyonuna karşı, yenidoğanın inflamatuar süreçleri içeren mekanizmalar ile oluşturduğu cevabın klinik hali neonatal sepsis olarak tanımlanmaktadır. Neonatal sepsisin ciddi mortalitesi, kliniğinin hızlı kötüleşmesi ve antimikrobiyellerin gereksiz kullanım olasılığı sebepleri ile tanı sürecinde hız ve özgüllük oldukça önem arz etmektedir. Neonatal sepsis için altın standart tanı yöntemi halen kan kültürüdür. CRP ve hemogram gibi kan tetkikleri de tanı sürecinde büyük önem taşımaktadır. Tanıda önemli kan sayımı parametrelerinin modifiye bir hali olan, nötrofil farklılaşması ile nükleer lobülarite değişikliklerini temel alan ve immatür granülosit sayısı olarak ifade edilen delta nötrofil indeksi neonatal sepsisin tanı süreci için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma ile neonatal sepsisin tanısında delta nötrofil indeksi ve Mikro CRP değerlerinin biyobelirteç olarak değeri araştırılmıştır. Klinik veya kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı alan 30 yenidoğan ile 30 kontrol yenidoğan çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. İlgili parametreler tüm örneklemden alınan venöz kan örnekleri ile değerlendirilmiştir. Mikro CRP ile rutin CRP sonuçları pozitif yönlü güçlü ilişkili saptanmıştır (p<0,001; r=0,918). Neonatal sepsis grubunda Mikro CRP ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p<0,01). Neonatal sepsis tanısı için 1,905 mg/dL değeri %86,7 sensitivite ve %83,3 spesifite ile kesim değeri olarak belirlenmiştir. Neonatal sepsis grubunda delta nötrofil indeksi ortalama değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p<0,01). Neonatal sepsis tanısı için 1,95 değeri %90,0 sensitivite ve spesifite ile kesim değeri olarak belirlenmiştir. Neonatal sepsis tanısında Mikro CRP ve delta nötrofil indeksi rutin kullanıma geçmeye aday belirteçler olarak düşünülmüştür.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+6
Soner Günder
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bruselloz hastalığı sürecinde nötrofil ekstrasellüler tuzaklarının ve klinik bulgularla ilişkisinin tanımlanması

Bruselloz, Brucella spp. cinsi bakterilerin sebep olduğu zoonotik bir enfeksiyon hastalığıdır. Bruselloz seyrinde prognostik ölçüt olarak kullanılabilecek bazı biyobelirteçler keşfedilmiştir ancak halen bu biyobelirteçler hastalık seyrini öngörmede yetersizdir. Nötrofiller organizmada doğal bağışıklığın ilk savunma hattını oluşturur. NETozis, nötrofiller için bir ölüm şeklidir; nötrofillerin ekstrasellüler kromatinleri, proteinleri ve granülleri içeren hücre dışı tuzaklamasını içeren bir savunma sistemidir. Peptidil arjinin deiminaz 4 (PAD4), nötrofil elastaz (NE), myeloperoksidaz (MPO), proteinaz-3 ve nötrofil jelatinaz ile ilişkili lipokalin (NGAL), "cell-free" nükleozomlar NETozis ile ilgili biyobelirteçlerdir. NETozis, hastalık seyrini ağırlaştırabilmekte ve NETozis belirteçleri indirekt bir prognostik faktör olarak kullanılabilmektedir. Bu tez çalışmasında, bruselloz hastalığının seyrinde NETozis belirteçlerinin zamansal değişiminin tanımlanması, bu değişimlerin hastalığın kliniği ile ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, akut bruselloz tanısı almış 36 hasta ve 20 sağlıklı gönüllü ile yapılmıştır. Hastaların tanı aldığı 0. gün ve tedavi sonunda 45. gün klinik bulguları ve kan değerleri kaydedilmiştir. Hastaların tamamından tanı anında 0.gün ve 19 hastadan da tedavi sonrası 45.günde PAD4, NE, NGAL NETozis belirteçleri ELISA yöntemiyle çalışmak üzere kan örnekleri toplanmıştır. Çalışma sonucunda, tanı anında 0.günde hasta grubunun PAD4 ve NGAL düzeyleri sağlıklı kontrol grubundan ve tedavi sonrası 45.gün hasta grubundan yüksek, NE değerleri ise düşük bulunmuştur (p<0,001). Bel ağrısı şikayeti olan hastalarda NE düzeyleri, bel ağrısı şikayeti olmayan hastalardan daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,018). Çalışma sonuçlarımıza göre, bruselloz hastalığında NE, NGAL ve PAD4 NETozis gösteren belirteçler olup; çalışmamız daha önce literatürde olmayan öncü bir çalışma özelliğindedir ve NE, NGAL ve PAD4 NETozis belirteçlerinin bruselloz tedavi yanıtını değerlendirilmesinde kullanılabilecek biyobelirteçler olabileceğine işaret etmektedir.

BakterilerBakteriyel enfeksiyonlarBiyobelirteçler+3
Gamze Gürsoy
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortalama trombosit hacmi (MPV), kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW), trombosit -lenfosit ve nötrofil-lenfosit oranlarının tularemi ile ilişkisi ve tularemili hastalarda işitme düzeylerinin değerlendirilmesi

Tularemi hastaları Kulak Burun Boğaz Polikliniğine genellikle boyunda apse veya lenfadenit ile başvurmakta ve çoğu zaman nonspesifik tedaviler verilmektedir. Buda hem tanı hem de tedavi sürelerini uzatmaktadır. Erken tanı konması tedavi ve prognozu olumlu etkilemekte, ayrıca morbidite ve mortaliteyi azaltmaktadır. Bizim bu çalışmada ki amacımız tularemi tanısında ve inflamasyon şiddetini belirlemede güncel, kolay, ucuz ve hızlı aktivite belirteçleri olan ortalama trombosit hacmi (MPV), kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW), trombosit/lenfosit oranı (TLR) ve nötrofil/lenfosit oranı (NLR) kullanıp kullanılamayacağını araştırmaktır. Bu amaçla orofarengeal, glandüler ve ülseroglandüler tip tularemi tanısı alan hastaların MPV, RDW, NLR, TLR değerleri incelenerek gerekli istatistiksel analizler yapıldı ve sağlıklı gruptaki değerlerle karşılaştırıldı. Ayrıca tularemili hastaların tedavilerinde ototoksik ajanlar kullanıldığı için; takiplerde hastalığa bağlı işitme kaybı varlığını araştırmak için tedavi öncesi hastaların odyogramları incelendi, gerekli istatistiksel analizle yapıldı ve sağlıklı grup ile karşılaştırıldı. Çalışmada MPV, RDW ve NLR düzeylerinin tularemili hastalarda sağlıklı gruba göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük olduğu, TLR düzeylerinin ise sağlıklı gruba göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. Odyolojik değerlendirmede ise tularemi tanısı almış hastalarda sağlıklı gruba göre anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak çalışma bakılması kolay ve ucuz olan hemogram parametrelerinin tanıda yardımcı olabileceğini düşündürmekle beraber geniş kapsamlı hasta gruplarında prospektif randomize kontrollü uzun süreli takiplerin yapıldığı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca yapılan odyolojik incelemeler tulareminin işitme üzerine etkisinin olmadığını göstermektedir.

EritrositlerKan trombositleriLenfositler+5
Koray Avcı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik skleroz hastalığında nötrofil/lenfosit oranı, platelet/lenfosit oranı ve ortalama trombosit hacmi ile pulmoner arter basıncı arasındaki ilişki

AMAÇ: Sistemik skleroz nedeni bilinmeyen, gelişiminde vaskülopati, immün aktivasyon ve fibrozisin rol oynadığı, deride progresif kalınlaşma ile karakterize, sistemik bir bağ dokusu hastalığıdır.Küçükveortaçaplıpulmonerdamarlarınobliteratifvaskülopatisi SSk'lıhastalarda izolePAH (pulmonerarteryel hipertansiyon)'aneden olur. Bunun yanında Ssk'lı hastalarda PAH interstisyel fibrozise ve kardiyak tutuluma sekonder olarak da gelişebilir.Son yıllarda MPV,NLR(nötrofil lenfosit oranı), PLR (platelet lenfsoit oran) değerlerinin sistemik inflamasyonun bir göstergesi olabileceği ve birçok kronik inflamatuvar hastalık, maligniteler ve kardiyovasküler hastalıklarda prognoz ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.Çalışmamızda inflamasyon ile ilişkili olduğu bilinen sistemik skleroza bağlı pulmoner arteriyel basıncın prognoz ve takibinde; pratik, ucuz ve kolay ulaşılabilir test olan NLR, PLR, MPV' nin kullanılabilirliğini göstermeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakultesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, FTR-Romatoloji Polikliniğine başvuran ACR/EULAR sınıflama kriterlerine göre sistemik skleroz tanısı almış, tedavi ve takipleri FTR-Romatoloji Polikliniğinde devam etmekte olan , yaşları 18 ile 65 arasında değişen toplam 38 hasta alındı. Hastalar transtorasik EKO'da bakılan sPAB değerlerine göre 2 gruba ayrıldı.sPAB<25 olan 17 hastagrup 1'e, sPAB≥25 olan 21 hasta grup 2'ye alındı.Hastalardan kan alınarak hemogram bakıldı.Hemogramda MPV,NLR ve PLR değerleri kaydedildi.Sonrasında MPV(ortalama platelet hacmi), NLR(nötrofil lenfosit oranı) ve PLR(platelet lenfosit oranı) ile pulmoner arter basıncı arasında ilişki olup olmadığı değerlendirildi. BULGULAR:sPAB≥ 25mmHgolan grupta NLR değeri 3.21±2.21 iken; sPAB< 25 mmHg olan grupta 1,75±0,65 olarak saptandı ve bu fark anlamlıydı(p=0.013).sPAB≥ 25mmHg olan grupta PLR değeri 243.10±213.790 iken; sPAB< 25 mmHg olan grupta 128.90±57.752 olduğu gözlemlendi ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı(p=0.040).Gruplar arası MPV değeri istatistiksel olarak anlamlı değildi.sPABdeğeri ile NLR düzeyi arasında pozitif yonde ve orta düzeyde korelasyon saptandı(r=0.502, p<0.01).CRP düzeyi ile sPAB arasında pozitif yönlü ortadüzeyde korelasyon saptandı(r=0,437,p<0.01).PLR ve sPAB arasında korelasyon saptanmadı SONUÇ:Sistemik sklerozda NLR ve PLR değerlerinin sPAB'ı yüksek olan grupta anlamlı derece yüksek olduğu ve bu değerlerin sPAB değerini öngörmede ve takibinde dikkate alınması gereken parametreler olabileceği sonucuna vardık.

Hipertansiyon-pulmonerHipertansiyon-pulmonerKan trombositleri+5
Sedat Öztürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ani sensörinöral işitme kaybı hastalarında serum prestin düzeyinin değerlendirilmesi

Giriş: Ani sensorinöral işitme kaybı (ASNİK), ani başlayan, tedavi edilmediğinde kalıcı işitme kaybına sebep olan, hastanın sosyal hayatını ve yaşam kalitesini bozan akut bir olaydır. Etyopatogenezde birçok faktör suçlanmış fakat halen tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu yüzden halen kesinleşmiş bir tedavisi yoktur. Muhtemel etyolojiler göz önünde bulundurularak birçok ilacı barındıran kombine tedavi prosedürleri uygulanmaktadır. Erken dönem başlanan tedavinin en önemli prognostik faktörlerden biri olması erken tanıyı çok daha önemli kılmaktadır. Ani sensörinöral işitme kaybı gelişen hastalarda kokleadaki dış tüy hücreleri zarar görmektedir. Bu dış tüy hücrelerinin hareketinden sorumlu motor protein olan prestin molekülünün işitme kaybı ile ilişkisi önem arzetmektedir. Bu çalışmada ani sensorinöral işitme kaybı bulunan hastalarında serum prestin düzeyinin prognozu belirlemedeki değerini saptamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi K.B.B. Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvurmuş ve Ani idiopatik sensorinöral işitme kaybı tanısı konulan 40 hasta birey vaka grubunu ve laboratuvarlara başvuran herhangi bir kalıtsal, edinsel veya kronik hastalığı bulunmayan yaş ve cinsiyetleri benzer 40 sağlıklı birey kontrol grubunu oluşturmak üzere çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen olgulardan açlık kanları, biyokimya tüplerine alındı. Alınan kanlar santrifüj edilerek serumları ayrıldı. Bu serumlardan prestin düzeyi ELISA yöntem ticari kit kullanılarak ölçüldü. Vaka grubuna tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1. ayda olmak üzere iki kez, kontrol grubuna başvuru anında olmak üzere bir kez YYU Dursun Odabaş Tıp Merkezi Odyoloji Ünitesi'nde saf ses odyometri testi yapıldı. Bulgular: Vaka grubu ve kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. ( Sırası ile P Değeri) Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO) ve Platelet Lenfosit Oranı (PLO) tedavi öncesinde, tedavi sonrası ve kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur. (p). 2. Haftada gelen hastaların serum prestin düzeyi 1. Haftada gelen hastalardan istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p). 2. Hafta gelen hastaların serum prestin düzeyi geç gelen gruptan ve kontrol grubundan yüksek olmasına rağmen bu yükseklik istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). 1. Haftada gelen hastaların serum prestin düzeyi kontrol ve geç gelen hastalardan düşük olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlılık yoktu (p>0.05). Tedavi sonrası Prestin düzeyleri incelendiğinde, en düşük prestin seviyesi iyileşme olmayan grupta tespit edildi ancak diğer gruplarla karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p). En yüksek serum prestin düzeyi ise tam İyileşme olan grupta saptanmasına rağmen diğer gruplar ile karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı fark yoktu(p). Başvuru anında serum prestin düzeyi düşük olan hastalarda iyileşme düzeyi daha yüksek tespit edildi. Ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. (p). Sonuç: Çalışmamız ile ASNİK etyolojisindeki enflamatuar proçesinin varlığı ve NLO ve PLO düzeylerinin prognostik önemi istatiksel olarak tespit edildi. Hastaların tedavi sonrası ölçülen prestin düzeyleri ile tedaviye cevapları arasında korelasyon saptandı. Ayrıca, başvuru anında bakılan serum prestin düzeyinin düşük olması ile iyileşme arasında korelasyon tespit edildi. Bu nedenle, Prestin'in ASNİK için prognostik bir belirteç olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Ani Sensorinöral İşitme Kaybı, Enflamasyon, Prestin, Prognoz

Kan trombositleriKulak hastalıklarıLenfositler+6
Yasin Sonkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Çocuk Hematoloji Kliniği granülosit süspansiyonu transfüzyon deneyimi

Kan Bankacılığı ve Transfüzyon Tıbbı Yüksek Lisans Tezi, Van, 2019.Bu çalışmada Yüzüncü yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Çocuk Hematoloji Kliniği'nde 2017-2018 yılları arasında tedavi gören, ateşi ve nötrofil sayısı 500/µl'nin altında olan, , uygun antibiyotik veya diğer tedavilere cevap alınamayan, bu nedenle granülosit tranfüzyonu yapılan 0-18 yaş arasındaki 9 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Granülosit toplanması için alloimmünüzasyondan sakınmak amacıyla sağlıklı ve akraba dışı donörlerden granülosit toplandı. Donörlere bir gün önceden oral yolla tek doz 8 miligram metil prednizolon ve aferez işleminden 12 saat önce akşam 5 mikrogram/kg dozunda granulosit-koloni stimüle edici faktör (G-CSF) subkutan olarak verildi. Donörlerden aferez işlemi ile granülosit toplandı ve ürünler 25 Gy radyasyon dozunda ışınlanarak hastalara verildi. Transfüzyon öncesi hastaların ortalama Mutlak nötrofil sayısı (MNS): 52,2 hücre/mikromolL, ortalama beyaz küre sayısı (BKS): 260 hücre/mikromolL idi. Transfüzyon sonrası 24. saatte tüm hastaların mutlak nötrofil sayısı ve beyaz küre sayısı arttı. 9 hastaya toplam 45 ünite granülosit süspansiyonu transfüze edildi.. Bir hasta dışında tüm hastalarda tam klinik yanıt saptandı. Çalışmamızdaki ölüm hızı %11,1 oldu. Transfüzyonla ilişkili hastalarda ve ürün toplanan donörlerde herhangi bir komplikasyon gözlemlenmedi. Bu çalışmamız geleneksel tedaviye dirençli nötropenik ateşli çocuklarda granülosit transfüzyonunun güvenilir ve etkili bir destek tedavisi olduğunu göstermiştir. Bu tedavinin etkinliğine ilişkin ilave çok merkezli klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Granülosit, Nötrofil, Transfüzyon,

GranülositKan bileşenleri transfüzyonuKan transfüzyonu+2
Ümit Altın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellitus tanılı hastalarda farklı tedavi rejimlerinin ortalama trombosit hacmi, trombosit/lenfosit oranı ve nötrofil/lenfosit oranlarına etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetes mellitus (DM) tedavisinde oral antidiyabetikler ve subkutan uygulanan insülin tedavi seçenekleri mevcut olup, Sodyum glukoz ko-transporter-2 (SGLT-2) inhibitörleri yaygın olarak kullanılmaktadır. SGLT-2 inhibitörleri (glukoretikler; gliflozinler) renal proksimal tubulusda SGLT-2 inhibisyonuna yol açarak böbrekten glukoz reabsorpsiyonunu azaltır ve idrar yolu ile glukoz atılımını artırırlar. Konjestif kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı ve diyabetik nefropati üzerinde olumlu etkileri görülmüştür. Son zamanlarda Ortalama Trombosit Hacmi (MPV) ve Nötrofil/Lenfosit oranı (NLO) ve Trombosit/Lenfosit oranı (TLO) yeni inflamasyon belirteçleri ve bağımsız kardiyovasküler risk faktörleri olarak ilgi çekmektedir. Biz bu çalışmada SGLT-2 inhibitörülerin oral andiyabetik ilaçlarla ve insülin ile kombine kullanımının inflamatuar parametreleri üzerine olan etkisinde farklılık olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Bulgular: Çalışmaya Tip 2 DM tanısı olan 64 kadın ve 56 erkek olmak üzere toplam 120 olgu alındı. Hastalar 4 grup olarak değerlendirildi. Her gruba 30 hasta dahil edildi. 1. Grup: en az 3 ay boyunca sadece SGLT-2 inhibitörü dışı sadece oral antidiyabetik kullanan hastalar, 2.grup: SGLT-2 inhibitörü dışı oral antidiyabetik ve insülin kullanan hastalar, 3.grup: SGLT-2 inhibitörü ilaç ve oral antidiyabetik kullanan hastalar, 4. Grup: SGLT-2 inhibitörü ve insülin kullanan hastalar olarak belirlendi. Kadınların ortalama yaşı (56,22±8,75) ile erkeklerin ortalama yaşı (57,84±9,47 yıl) olarak hesaplandı ve arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,44). Ortalama DM süresi 1.grupta 9±5 yıl, 2.grupta 6±6 yıl, 3.grupta 10±6 yıl ve 4.grupta 9±7 yıl olarak saptandı. 4 grubun başlangıç karşılaştırılmasında MPV (p=0,194), NLO (p=0,065), TLO (p=0,272) anlamlı bir fark izlenmedi. 4 grubun en az 3 aylık tedavi sonrası yapılan karşılaştırılmasında MPV (p=0,001), NLO (p=0,458), TLO (p=0,052) bulundu. Sadece MPV değeri 4.grupta anlamlı olarak daha düşük izlendi. Ayrıca her grubun tedavi öncesi ve tedavi sonunda NLO, TLO ve MPV değerleri karşılaştırıldı. İlk 3 grupta anlamlı fark izlenmezken (p>0,05), 4.grupta MPV değeri anlamlı olarak daha düşük izlendi (p=0,001). Sonuç: Çalışmamızda SGLT-2 inhibitörü ve insülin birlikte kullanan 4. Grupta MPV değerinin hem başlangıç değeriyle hem de diğer grupların tedavi sonrası değerleri ile karşılaştırılmasında istitistiksel olarak anlamlı bir düşüş gözlendi (p=0,001). SGLT-2 inhibitörünün ve insülinün inflamasyonu azaltarak kardiyovasküler riski azalttığı düşünüldü. Anahtar kelimeler: SGLT-2 inhibitörü, Tip 2 Diyabetes Mellitus, MPV, NLO, TLO

Diabetes mellitusKan trombositleriLenfositler+4
Abdurrahman Yıldız
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında nötrofil/lenfosit oranıplatelet/lenfosit oranı ve ortalama trombosit hacmi ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişki

AMAÇ: Son yıllarda çeşitli romatizmal hastalıklar, maligniteler ve inflamasyonla seyreden hastalıkların aktivite ve prognoz tayininde tam kan sayımından elde edilen parametreler kullanılmaya başlanmıştır. Biz bu çalışmamızda AS hastalarında MPV, NLR ve PLR gibi değerlerin hastalık aktivitesiyle ilişkisini incelemeyi amaçladık. YÖNTEM: Çalışmaya 60 AS hastası ve 19 sağlıklı gönüllü alındı. Çalışmaya alınan tüm katılımcılardan hemogram örnekleri alınarak NLR, PLR ve MPV değerleri hesaplandı. AS hastalarında ESH ve CRP düzeyleri bakıldı. AS hastalarında hastalık aktivite skorlaması olarak Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI) kullanıldı. Elde edilen verilerle, AS hastalarıyla kontrol grubu MPV, NLR ve PLR değerleri açısından karşılaştırıldı; AS hastalarında BASDAI ile MPV, NLR, PLR, ESH ve CRP değerleri arasındaki korelasyon incelendi. BULGULAR: AS hastalarının ortalama yaşı 37.9±9.6, kontrol grubunun ortalama yaşı 40.3±9.4 olup her iki grupta hastaların yaşları istatistiksel anlamlı farklılık göstermemiştir (p=0.367). AS hasta grubunda 28 (%46.7) kadın ve 32 (%53.3) erkek bulunmakta, kontrol grubunda 9 (%47.4) kadın ve 10 (%52.6) erkek bulunmakta olup; her iki grup arasında cinsiyet dağılımı açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.957). AS hastalarında MPV değeri ortalaması 8.6±0.9, kontrol grubunda ise 8.9±1.0 olup, her iki grupta MPV değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.176). AS hastalarında NLR değeri ortalaması 1.7±0.9, kontrol grubunda ise 1.6±0.7 olup, her iki grupta NLR değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.886). AS hastalarında PLR değeri ortalaması 111.4±66.3, kontrol grubunda ise 108.1±30.3 olup, her iki grupta PLR değeri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.289). BASDAI skoru ile ESH, CRP, MPV, NLR, PLR değeri arasında istatistiksel anlamlı (p ˃ 0.05) korelasyon gözlenmemiştir. SONUÇ: AS hastalarıyla kontrol grubu arasında MPV, NLR ve PLR değerleri açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır. AS hastalarında BASDAI skorları ile MPV, NLR, PLR, ESH ve CRP değerleri arasında istatistiksel anlamlı bir korelasyon gözlenmemiştir.

Hastalık şiddeti indeksiNötrofil/lenfosit oranıNötrofiller+3
Yılmaz Şahin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of T cell responses in the co-cultures established with neutrophils, monocytes and lung adenocarcinoma cells

CD4+ and CD8+ T cells are critical mediators in anti-tumor immunity. Together with neutrophils, they have been shown to dominate the immune landscape of the non-small cell lung cancer (NSCLC). A number of studies have estimated the prognostic significance of neutrophil-to-lymphocyte ratio in NSCLC. However, immune regulatory role of neutrophils has not yet been fully elucidated. Hence, this study aims to evaluate T cell responses in the presence of neutrophils, monocytes and lung adenocarcinoma cell lines, in vitro. Peripheral blood neutrophils, CD14+ monocytes, and CD8+ or CD4+ T cells were purified from the healthy volunteers. In order to optimize the co-cultures, different combinations of these cell types were employed under various stimuli. Neutrophils were stimulated with different combinations of IFN-γ, G-CSF, N-acetylcysteine (NAC), and N-Formylmethionine-leucyl-phenylalanine (fMLP). At different ratios, pre-stimulated or freshly isolated neutrophils were co-cultured with NSCLC cell lines media (A549, NCI-H1299, or NCI-H441) or their conditioned with or without monocytes. Soluble anti-human CD3 mAb was added in order to test the antigen-independent influences on T cells. Proliferation, viability, activation, ROS production capacity, cytokine secretion, and expression of co-stimulatory molecules were tested on specific cell types. Based on TIM-3 expression, CD8+ T cells were recovered from the co-cultures and re-stimulated to test whether the TIM-3mod/high subpopulation is exhausted. G-CSF and NAC stimulation promoted the PMN longevity, diminished the ROS production, and enhanced the stimulatory capacity of PMNs on T cell proliferation. The presence of lung cancer cells and monocytes prolonged the survival of neutrophils. In co-cultures, neutrophils swiftly acquired an activated state with decreased CD62L. Besides, ROS production by neutrophils was decreased in the co-cultures. The presence of monocytes, neutrophils, and lung cancer cells enhanced CD8+ T proliferation and the expression of inhibitory receptors. Under certain conditions lacking monocytes as major supporters of T-cell proliferation, the presence of neutrophils together with lung adenocarcinoma cells, barely supported CD8+ T cell responses. TIM-3mod/high CD8+ T cells recovered from NSCLC co-cultures were not exhausted and displayed high proliferation and IFN-γ secretion. NAC stimulation did not modulate the CD8+ T cell proliferation or TIM-3/LAG3 expression in co-cultures. Expression of 4-1BBL, OX40L and B7-2 costimulatory genes were increased in the PMNs co-cultured with lung cancer cells, monocytes and CD8+ T cells. Consequently, in a co-culture setup employing neutrophils, monocytes, CD8+ T cells and lung cancer cells, which was established to partially model the tumor microenvironment, our findings indicate the importance of neutrophils as a critical modulator for CD8+ T cell responses.

AdenocarcinomaLung neoplasmsLymphocytes+4
Feyza Gül Özbay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2010-2017 yılları arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi iç hastalıkları yoğun bakım ünitesinde yatan geriatrik hasta (>65 yaş) populasyonunda mortalite belirteçlerinin retrospektif olarak incelenmesi

GiriĢ: Dünyada ve ülkemizde yaĢlı popülasyon oranları her geçen yıl artıĢ göstermektedir. Geriatrik yaĢ grubundaki hastaların YBÜ‟lerinde takipleri sırasında karĢılaĢılan sorunlar, halen daha sağlık politikalarının baĢta gelen sorunlarından birisidir (194-195). Dünya nüfusunun artması ile birlikte insanların yaĢam sürelerin uzamasının sonucu, yoğun bakımlara da yansımıĢtır. Yoğun bakımda bakılan yaĢlı hasta sayısı artmıĢtır. EriĢkin Yoğun Bakım Ünitelerinde yatan hastaların önemli bir kısmını ileri yaĢtaki hastalar oluĢturmaktadır (194). Bu hastalarda mortalite öngörücülerinin saptanmasının ve olası erken önlemlerin alınmasının, hem bu hastalardaki hastane yatıĢları hem de bu hastaların sonlanımları üzerine olumlu etki sağlayacağı açıktır. Amaç: 2010-2017 yılları arasında, Ġç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesi‟nde yatan geriatrik hasta popülasyonunda, demografik verilerin, yatıĢ nedenlerinin ve hasta sonlanımlarını belirleyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıĢtır. Bu sonuçlarla elde ettiğimiz veriler ıĢığında, ileride yatacak olan hastaların ve hastalığın gidiĢatı hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla çalıĢma baĢlatılmıĢtır. Daha sonraki çalıĢmaların planlanmasında yol gösterici bir araĢtırma olması da amaçlanmıĢtır. Amacımız, Ġç Hastalıkları Yoğun Bakımda sınırlı yatağa sahip ünitemize yatıĢı yapılan 65 yaĢ ve üstü hasta grubunun demografik verilerinin, yatıĢ nedenlerinin ve hasta sonlanımlarını belirleyen faktörleri incelemek ve bu durumlar ile mortalite arasındaki iliĢkiyi değerlendirmektir. Bulgular: Hastaların %46‟sı (n: 503) erkek, %54‟ ü (n: 593) kadın, hastaların yaĢ ortalaması 77,2 ± 7,1 yıl olarak saptandı. ÇalıĢmamızda tüm geriatrik hastaların ortalama yatıĢ süresi 7,7 ± 6.0 gün, 80 yaĢ üstü hastalarda ise 8.0±7.2 olarak saptandı. Takipte hastaların %24,0 „u sonlanım noktası olan ölüm gerçekleĢti. ÇalıĢma hastalarının (n= 262) mortalite sebeplerine baktıldığında; 134 hastanın sepsisten, 103 hastanın kardiyovasküler nedenlerden, 13 hastanın ARDS (Akut VII Respiratuvar Distres Sendrom) ve 2 hastanın ise gastrointestinal kanamadan kaybedildiği saptandı. ÇalıĢma populasyonunda DM tanılı hasta sayısı 443 (%40.5), KKY tanılı hasta sayısı 513 (%56.1), ABY tanılı hasta sayısı 402 (%36.7), KBY tanılı hasta sayısı 213 (%19.5), GĠS hastalığı olan 84 (%7.7), malignite dıĢı Hematolojik hastalığı olan hasta sayısı 44 (%4.0), Romatolojik hastalığı olan hasta sayısı 27 (%2.5), Endokrinolojik hastalığı olan hasta sayısı 63 (%5.8) olarak saptanmıĢtır (Tablo 3). Mortalite oranında azalmayla beraber taburculuk oranınında yıllara göre arttığı, ortalama taburculuk oranı %46.9 olduğu belirlendi. ÇalıĢmaya alınan 80 yaĢ ve üstü hastaların mortalite ve taburculuk oranları sırasıyla %26.3 ve %46.8 olarak saptandı. Bazal NLO (Nötrofil/Lenfosit oranı) değeri yaĢayanlarda (n: 826) 11.38±11.71, ölenlerde (n: 256) 16.78±17.60 olarak ölçüldü. Hem univarite (p=0.000), hem de multivarite (p=0.000) analizinde istatistiksel anlamlı bulundu. [OR: 1.02 (1.01-1.03)]. (Tablo 22). ÇalıĢma hastalarında izlemde NLO‟ nun azalması ya da aynı kalmasının, artmasına oranla mortaliteyi %59 azalttığı saptandı (p<0,001). ÇalıĢma hastalarında izlemde MPV‟ nin azalması ya da aynı kalmasının, artmasına oranla mortaliteyi %57 azalttığı saptandı. [OR: 0,43 (0.31-0.59, ( p<0,001)]. Bunun dıĢında çalıĢma popülasyonumuzda literatürle uyumlu olarak hasta verilerinin çok değiĢkenli regresyon analizi yapılarak CRP, albumin ve HD alınmıĢ olmanın bağımsız mortalite öngörücüsü olduğu belirlendi. Sonuç: Ġzlemdeki NLR/O ve MPV değiĢimi, geriatrik yoğun bakım hastalarında bağımsız mortalite öngörücüsü bir parametre olarak kullanılabilir. Bu retrospektif çalıĢma, literatürde, bu hasta sayısında, malignite, kemoterapi ve erken ölümler göz ardı edildiğinde, bu büyüklükteki ilk çalıĢmadır.

Belirti ve semptomlarGeriatriLenfositler+7
Namıg Jafarov
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyopulmoner bypass altında opere edilen hastalarda akut böbrek hasarının erken dönemde belirlenmesinde idrar nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin'in değeri

Akut böbrek hasarı (AKI) kardiyopulmoner bypass cerrahisi sonrası sık görülür ve prognozu kötüdür. Tanıda gecikilmesi morbidite ve mortaliteyi artırır. AKI tanısı, art arda yapılan kreatinin ölçümlerinde önemli yükselme ile konulur. Serum kreatinin ölçümleri, böbrek fonksiyon bozukluğunun erken döneminde güvenilir değildir. Zamanında önlem alınarak AKI? nın ilerlemesinin engellenmesi ancak etkili belirteçler sayesinde ?erken tanı? konulmasıyla mümkün olur. Nötrofil jelatinaz ilişkili Lipokalin (Neutrophil gelatinase-associated lipocalin =NGAL) AKI tanısında güçlü bir belirteçtir. NGAL normalde düşük konsantrasyonlarda salınırken epitel hücresi hasarında salınımı önemli ölçüde artar. İdrar NGAL düzeyi, AKI tanısının konulmasında mükemmel bir değere sahiptir. Bu çalışmanın amacı; kardiyopulmoner bypass sonrası gelişen böbrek hasarının saptanmasında ve şiddetinin derecelendirilmesinde serum kreatinin düzeyine kıyasla idrar NGAL düzeylerinin önemini göstermek ve böbrek hasarı tanısında uygun cutoff değerlerini saptamaktır.

BöbrekBöbrek yetmezliğiBöbrek yetmezliği-akut+4
Muhammed Bayram
Demiroğlu Bilim University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı erişkinlerde D vitamini seviyesi ile trombosit parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ: Son yıllarda D vitamininin fonksiyonları ve trombosit parametreleri oldukça popüler hale gelmiştir. D vitamini seviyelerinin trombosit parametrelerine etkisi tartışmalı bir konudur. D vitamini seviyeleri ile Ortalama Trombosit Hacmi (MPV), Trombosit Dağılım Genişliği (PDW), Trombosit Lenfosit oranı (NLO) ve Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO) arasındaki ilişki hakkında yayınlanmış az sayıda çalışma mevcuttur. Bizim çalışmamızın amacı da D vitamini seviyelerinin trombosit parametreleri arasındaki ilişkiyi saptamaktır. YÖNTEM: Çalışmamız da hastanemiz aile hekimliği polikliniklerinde 01.01.2016-31.08.2016 tarihleri arasında halsizlik, yorgunluk gibi müphem şikayetlerle başvuran hastalarımızın bakılan D vitamini ve hemogram tetkikleri incelenmiş olup bireyler arasından 18-28 yaş arası bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Dahil edilen bireylerin medikal geçmişinde herhangi bir kronik hastalık, sürekli kullandığı ilaç ve hamilelik durumu yoktur. Kriterlere uyan 877 hasta tespit edilmiş olup ardından hastalar D vitamini seviyelerine göre 3 gruba ayrılmıştır. Hastaların 5 tanesinin D vitamini seviyesi 150 ng/ml'nin üstünde saptanmış olup çalışmadan çıkarılmıştır. Hastaların D vitamini grupları ise 30-150 ng/ml, 20-30ng/ml ve 20 ng/ml'nin altı şeklinde ayrılmıştır. İlk grupta 114 kişi, ikinci grupta 111 kişi ve üçüncü grup 647 kişi olarak belirlenmiştir. Ancak istatistiksel olarak 3. grup diğer gruplara göre çok kişi içerdiği için 3. gruptan rastgele 111 kişi çalışmaya seçilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. BULGULAR: D vitamini grupları, MPV, PDW, TLO ve NLO açısından değerlendirildiğinde anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0,112, p=0,236, p=0,223 ve p=0,249). SONUÇ: Çalışmamızda D vitamini seviyesinin MPV, PDW, TLO ve NLO parametreleri üzerine etkisi saptanmamıştır. Fakat bu konu üzerine yapılmış çalışma sayısı oldukça azdır. Daha büyük gruplarla ve prospektif kohort çalışmalarının yapılması gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: D vitamini, Trombosit parametreleri

Kan trombositleriLenfositlerNötrofiller+3
Samet Uludağ
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste iskemik inme tanısı alan hastalarda nötrofil lenfosit oranı ve tiyol disülfid dengesinin araştırılması ve 28 günlük mortalite ile karşılaştırmaları

Giriş ve Amaç: İnme global olarak gittikçe artan mortalite/morbidite nedenlerinin başında gelir ve tüm inmeler arasında en sık iskemik inme görülür. İskemik inmeli hastada hızlı tanı ve etkin tedavi mortalite ve morbiditenin azaltılmasında en etkin silahtır. Bu nedenle inme geçiren hastanın ilk başvuru yeri olan acil servislerde, bu hastalar için prognostik belirteçlere ihtiyaç her zaman olacaktır. Bu çalışma ile başvuru anında hesaplanan nötrofil lenfosit oranı ve oksidatif belirteçler ile hastalığın mortalite/morbiditesi arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmeyi amaçlamaktayız. Materyal ve metod: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine 18.03.2017 ve 30.11.2017 tarihleri arası başvuran iskemik inmeli 143 hasta, "hasta grubu" olarak ve hiçbir yakınması olmayan hasta grubu ile benzer yaşta 85 sağlıklı gönüllü "kontrol grubu" olarak çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu dâhiliye polikliniğine rutin kontrole gelen, ek hastalığı olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden bireylerden seçildi. İki grubun yaş, cinsiyet, nötrofil, lenfosit, platelet, üre, kreatinin, albümin, native tiyol (NT), toplam tiyol (TT), disülfid (D), iskemi modifiye albümin (İMA) ve ferroksidaz değerleri kaydedildi. Nötrofil/lenfosit (NLO), platelet/lenfosit (PLO), indeks 1 ( disülfid/native tiyol), indeks 2 (disülfid/toplam tiyol), indeks 3 (native tiyol/toplam tiyol) oranları ile hasta grubun 28. gün sonu mortaliteleri kaydedildi. Tam kan ve biyokimya tetkiklerine ek olarak çalışılan oksidasyon parametreleri için ek kan numunesi alınmadı. Hâlihazırda biyokimya tüpüne alınan kan numunesinden oksidatif parametreler çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 143 hastadan 67'si kadın (%49,6), 76'sı erkekti (%53,1). Yaş ortalamalar 71,99 yaş ± 11,57 yaştı. Yaş parametresi için hasta ve kontrol grubu arasında fark yoktu. Hasta grupta platelet sayısı daha düşük saptandı (hasta grup için medyan: 277x10³, min: 98x10³ maks: 473x10³; kontrol grubu için medyan: 258x10³ min: 72x10³ maks: 575x10³; p= 0,02 Mann Whitney U-test). Nötrofil sayısı ve NLO hasta grupta daha yüksekti (Sırasıyla hasta grupta nötrofil için medyan: 5600/μL min: 900/μL maks: 19900/μL; NLO için medyan: 3,64 min: 0,90 maks: 33,17; kontrol grubunda medyan: 4580 min: 1820 maks: 12740; sırasıyla p< 0,01; p= 0,01 Mann Whitney U-test). 28'inci gün sonunda eksitus olan grupta albümin değeri daha düşük saptandı (Yaşayanlarda medyan: 4,19 g/dL min: 2,96 g/dL maks: 5,0 eksitus grupta medyan: 4,02 g/dL min: 2,79 g/dL maks: 4,53 g/dL; p= 0,021; Mann Whitney U-test). Sürekli değişkenler içinde sadece NT ve TT parametrelerinin normal dağılıma uyduğu görüldü. NT ve TT değeri hasta grupta daha düşük saptanırken (sırasıyla p= 0,002; p= 0,007; independent samples t-test) İMA değeri hasta grupta daha yüksekti (p< 0,001; Mann Whitney U-test). Mortal seyreden hasta grubunda albümin, mortal olmayan hastalara kıyasla düşük saptandı (p< 0,021, Mann Whitney U-test). Ancak albümin mortalite için güçlü belirteç olarak saptanmadı Sonuç: Nötrofil ve NLO değerleri iskemik inmeli hastalarda daha yüksek saptanmış olup mortalite ile ilişkili bulunmamıştır. NT ve TT değerleri hasta grupta daha düşük bulunmuştur ancak mortalite ile ilişkilendirilmemiştir. Bu durum oksidan son ürünlerin artışından kaynaklanıyor olabilir. İMA hasta grupta yüksektir. Albümin hasta grupta mortalite ile ilişkili bulunsa da güçlü bir belirteç olarak öngörülememiştir. Sonuç olarak çalışmamız inflamatuar belirteçler ve oksidatif parametrelerin iskemik inmeli hastalarda önemini ortaya koymuştur

Acil servis-hastaneAcil tıpDisülfitler+7
Aysel Begüm Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Investigation of the effectiveness of the rate of neurophil lymphocyt in the estimation of the prognosis of the disease in 65 years and older with community-acquired pneumoni̇a patients in emergency service

OBJECTIVE:Theaimofthisstudywastoevaluatetheprognosisofthediseasebylookingat the NLR levels of patients aged 65 and over. In addition, the NLR level in patients diagnosed with CAP was compared with other infection markers to have an idea about thedisease. MATERİALS AND METHODS: This study included patients aged 65 years and older who were admitted to the Emergency Department of the Atatürk Training and Research Hospitalof Ankara Yıldırım Beyazıt University between January 2016 and December 2017 with the diagnosis of community-acquired pneumonia. The study was performed with a retrospective observational method. The demographic data, vital signs, laboratory parameters and radiological examinations of the patients included in the study were examined via HBYS system. The dates of application, gender and presence of additional diseases were recorded in the follow-upforms.. RESULTS: A total of 628 patients with CAP were included in the study. 267 (42.5%) of the patientswerefemaleand361(57.5%)weremale.Themeanageoftheparticipantswas78(65- 98). While 14 (2.2%) of the patients diagnosed with CAP were receiving Invasive Mechanical Ventilatorsupport,29(4.6%)patientsreceivednoninvasivemechanicalventilatorsupport,and 9 (1.4%) patients received vasopressor support. While 305 (48.6%) of the patients diagnosed withCAPweretreatedasoutpatients,253(40.3%)wereinpatientintheChestDiseaseService and 70 (11.1%) patients received treatment in the Intensive Care Unit. Mortality rates of the patientswereexaminedand33(5.3%)patientsdiedinthefirst28days,and40(6.4%)patients died in six months. 28-day mortality risk has increased in patients with heart failure, cerebrovascular disease and active tumor. 28-day mortality rates were significantly increased inpatientswithConsciousnessDisorder,RespirationRateof29,SystolicBloodPressurebelow 90mmHg,Pulserateofmorethan124perminute,PaO2<60orSaO2<90.The28-day Mortality rates of patients with acidosis (ph<7.35), BUN value greater than 29, detected pleural effusion in radiological examinations and hyperglycaemia (Glucose> 249) were significantly increased. The 28-day mortality rate was 42.9%, 20.7% and 33.3% for IMV, NIMV and Vasopressor support, respectively. The relationship between the parameters showing the infection status and the 28-day mortality was investigated and the values of Procalcitonin (p: 0,039) and Lactate (p: 0,011) were found to be effective in showing the 28-day mortality. The NLR value is different between the patients who are dischargedand the patients admitted to the hospital. However, the difference between those in the Service and Intensive Care Unit is not significant. Although the area under the curve is significant in the ROC analysis for NLR to distinguish inpatients and discharged patients, NLR cannot be interpreted as a strong marker for this purpose. CONCLUSION:NLR level is not effective inpredicting the mortality of patients. In this study, PSI, PCT and Lactate were found to be more effective. On the other hand, there is adifference between the patients who were discharged and admitted to the hospital in terms of NLR value. We can use this value for safedischarge.

Emergency service-hospitalEmergency medicineGeriatrics+5
Benan Koyuncu Aydın
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pozitif hastalarda G-MDSC benzeri alt gruplardaki fenotipik ve fonksiyonel farklılıkların araştırılması

Miyeloid hücreler, doğuştan gelen immün sistemin hücreleri olup, virüslere karşı verilen immün yanıtların başlamasında ve sonlanmasında görev alırlar. Özellikle, enfeksiyon sonrası immün regülasyonun sağlanmasında oldukça kritik rolleri olup, hemoastazın sağlanmasında görev alırlar. Efektif immün yanıtın oluşmasıyla beraber viral replikasyon kontrol edilerek, yüksek doku hasarı ve sitokin fırtınası önlenebilmektedir. Böylelikle, immünopatoloji sınırlandırılmakta ve iyi bir klinik tablo ile sonuçlanmaktadır. İlgili tez kapsamında, miyeloid kökenli baskılayıcı hücre ve alt grupları ile nötrofillerin hastalık prognozunu hangi yönde etkilediği araştırılmıştır. Çalışma Ocak 2021-Kasım 2021 tarihleri arasında COVID-19 ön tanısı almış ve PCR testi ile pozitifliği doğrulanan hem çocuk hem de erişkin bireylerin periferik kan örnekleri ile gerçekleştirilmiştir. Bu hastaların MDSC'leri ve nötrofilleri fenotipik ve fonsiyonel açıdan değerlendirilmiş olup klinik tablo ile ilişkilendirilmiştir. Sağlıklı çocuklarda özellikle erken yaş döneminde (0-13 yaş) hali hazırda G-MDSC ve E-MDSC hücre grubunun yüksek bulunması ve hastalığın akut döneminde G-MDSC hücrelerinin azalarak, E-MDSC hücrelerinin artış göstermesi ve M-MDSC düzeyinde artışın görülmemesi miyeloid hücrelerin inflamasyonu uyarıcı ve durdurucu iki yönlü çalıştığı görülmüştür. Özellikle akut dönem anti-viral yanıtlarda baskılayıcı hücre grubunun var olmasına karşın yüksek düzeylerde bulunmasının kontrollü yanıtta kritik olacağını düşündürmüştür. Erişkin bireylerde literatür ile uyumlu olarak M-MDSC artışının kötü prognoz ile ilişkili olduğu ve ağır klinik tabloya sahip bireylerde yükseldiği belirlenmiştir. M-MDSC/G-MDSC oranının ≥1 olması ve E-MDSC oranının düşük düzeylerde bulunmasının kötü prognoz için bir belirteç olabileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: COVID-19 immün sistem yanıtları, Miyeloid kökenli baskılayıcı hücreler, immün modülasyon, nötrofiller, T hücre yanıtları

COVID 19FenotipKorona virüs enfeksiyonları+7
Fatma Dombaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rezidüel böbrek fonksiyonları olan periton diyalizi hastalarında serum n-terminal probrain natriüretik peptit (NT-proBNP), nötrofil gelatinase-associated lipocalin ilişkili protein (NGAL) ve fibroblast growthfactor (FGF23) ilişkisi

Amaç ve metod: Kronik kalp yetmezliği olan ve glomerüler filtrasyon oranıhafif derecede azalmış olan hastalarda Gelanitase lipocalin ilişkili protein (NGAL)düzeylerinin arttığı bildirilmiştir. Bu durum böbrek interstisyelinde kronik olarak basınçartışına ve böbrek hasarına bağlı olabilir. Kalp yetmezliği hastalarında serum Nterminal-pro brain natriuretic peptide (NT-proBNP) düzeyleri artmaktadır. Bu pilotçalışmada rezidüel böbrek fonksiyonu olan ve NT-proBNP yüksek olan ayaktan peritondiyalizi hastaları (PD) ile rezidüel böbrek fonksiyonu olan ve NT-proBNP düzeyleridaha düşük hastaların çalışmanın başlangıcında ve 3 ay sonraki ölçümlerde serumNGAL düzeyleri yönünden karşılaştırılmasını amaçladık. Yaş, cinsiyet yönünden farklıolmayan 20 ayaktan periton diyalizi hastasında ve 20 sağlıklı kontrol grubunda serumNT-proBNP, NGAL ve fibroblast growth faktör 23 (FGF23) ölçüldü.Sonuçlar: Hastalarda serum NT-proBNP, NGAl ve FGF 23 düzeyleri anlamlıolarak hastalarda daha yüksekti (p <0.05). NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml üzerindeolan (10 hasta: hipervolemik grup) hastalar ile NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/mlaltında olan hastalar (10 hasta) arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, serumkreatinin, Parathormon, NGAL, FGF23 kan ure azotu (BUN), idrar volümü, Cockroft-Gault ve Modification of Diet in Renal Disease Study formulüne göre hesaplananglomerüler filtrasyon oranı ve ekokardiyografik incelemede sol ventrikül diyastol sonuçapı, sol atrium çapı, aort kökü genişliği yönünden çalışma başlangıcındaki ve 3 aysonraki değerlendirmede bir farklılık saptamadık (p>0,05). NT-ProBNP düzeyleri 1000pg/ml üzerinde olan (hipervolemik grup) hastaların ortalama NT-proBND düzeyleri13323,3±11235,9 pg/ml, NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml altında olan hastaların ise456,1±266,7 pg/ml idi. NGAL düzeyleri ile ekokardiyografik incelemede sol ventriküldiyastol sonu çapı, sol atrium çapı, aort kökü genişliği, rezidü idrar miktarı arasında dabir ilişki saptayamadık. NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml üzerinde olan hastalar ileNTProBNP düzeyleri 1000 pg/ml altında olan hastaların 3 ay sonraki 2. ölçümlerindeNT-ProBNP düzeyleri ilk ölçümlerine göre istatistiksel olarak anlamlı olarak(13323,3±11235,9 pg/ml den 9667,3±9483,2 pg/ml) azaldı (p<0.05). NGALdüzeylerinde ise anlamlı bir değişiklik saptanmadı. NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/mlaltında olan hastalar 3 ay sonraki 2. ölçümlerinde serum NT-ProBNP ve NGALdüzeylerinde anlamlı bir değişiklik bulamadık. Her iki grup arasında hastaların 3 aysonraki değerlendirilmelerinde Cockroft-Gault ve Modification of Diet in Renal DiseaseStudy formülleri ile hesaplanan tahmini glomerüler filtrasyon hızı yönünden fark yoktu.Serum NGAL ilk ölçümünün belirleyicilerini saptamak amaçlı multivariate regresyonanalizinde modele grup 1 (hipervolemik grup) olmak, yaş, serum albumin ve NTproBNP alındığında NGAL'in bağımsız belirleyicisi olarak albumini saptadık. SerumNGAL ikinci ölçümün belirleyicilerini saptamak amaçlı multivariate regresyonanalizinde modele grup 1 (hipervolemik grup) olmak, yaş, serum albumin ve serum NTproBNP düzeyleri arasındaki değişiklik alındığında NGAL in bağımsız belirleyicisiolarak albumini saptadık. Diğer faktörlerin ise bir etkisi olmadığını saptadık.Sonuç olarak hasta grubunda sağlıklı kontrollere göre serum NT-ProBNP,NGAL ve FGF 23 düzeyleri anlamlı olarak yüksekti. Periton diyalizi hastalarında vücutvolüm durumunun bir göstergesi olarak değerlendirilen serum NT-ProBNP ile NGALdüzeyleri arasında bir ilişki yoktu. Periton diyalizi hastalarında albumin gibi diğerfaktörler serum NGAL düzeylerinin belirleyicisi olarak görünüyor.

BöbrekBöbrek fonksiyon testleriBöbrek yetmezliği-kronik+6
Derya Şahin
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Respiratuar distres sendromlu prematür bebeklerde akut böbrek hasarının idrar nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin ile değerlendirilmesi

Amaç; Böbrek hasarı prematüre bebeklerde sık görülmektedir. Kreatinin, glomerüler filtrasyon hızının azalmış olduğunu gösteren geç bir belirteçtir. Bu yüzden ABH tanı ve tedavisi gecikmektedir. Akut böbrek hasarını erken dönemde saptayabilmek için NGAL gibi yeni tanısal belirteçler kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda; prematüre bebeklerde böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla idrarda NGAL düzeylerini RDS'li ve RDS'li olmayan hastalarda saptayarak, böbrek fonksiyonlarını karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve yöntem; Bu çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi YYBÜ'nde takip edilen, gebelik haftası 28-34 olan 51 prematüre bebek alındı.Hastalar RDS gelişen ile RDS gelişmeyen kontrol grubu olarak 2 gruba ayrıldı.Grup 1: RDS gelişen hasta grubu (21 olgu),Grup 2: RDS gelişmeyen kontrol grubu (30 olgu),Hastaların klinik, laboratuar özellikleri, postnatal komplikasyonları kaydedildi. 1. ve 7. gün idrar NGAL değerleri ELİSA yöntemi ile çalışıldı. İstatiksel analiz SPSS 16.0 yazılım programı kullanılarak yapıldı.Bulgular; Çalışmamızda RDS gelişen ve gelişmeyen hastaların idrar NGAL seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen, 1. gün idrar NGAL değerinin 7. gün değerine göre daha yüksek olduğu tespit edildi.Sonuç; Çalışmamızda 1. ve 7. gün bakılan idrar NGAL düzeylerinde yükselme tespit edilmedi. RDS gelişen ve gelişmeyen olgularda neonatal ABH sınıflandırmasına uygun ABH tespit edilmediği için idrar NGAL düzeylerinde yükselme tespit edilmemiş olabilir. Bundan dolayı çalışmamızda idrar NGAL'inin ABH gelişimini erken evrede göstermede değerli olup olmadığını belirleyemedik. Bu çalışmamızdaki verilerimizin daha geniş serilerde yapılacak benzer çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.Anahtar kelimeler; NGAL, RDS, akut böbrek hasarı, prematürite

Bebek-prematürBöbrek yetmezliği-akutNGAL+3
Sevcan İpek
İnönü University
2012
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Varis dışı üst gastrointestinal sistem kanamalarında lökosit sayısı ile klinik seyir arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

ÖZET Süle M. Varis Dışı Üst Gastrointestinal Sistem Kanamalarında Lökosit Sayısı ile Klinik Seyir Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dahiliye Tıp Bilimleri Bölümü, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, İç Hastalıkları Uzmanlık Tezi, Aydın, 2017. Bu çalışmada Eylül 2013- Mart 2017 tarihleri arasında gastroenteroloji kliniğinde yatırılarak takip edilen 156 varis dışı üst gastrointestinal kanama tanılı hastanın lökosit sayısı başta olmak üzere bazı değişkenlerin, hastalığın prognozuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma retrospektif olarak yapılmış kesitsel tipte bir çalışmadır. Hastalar arasında (n=156), erkekler kadınlara göre iki kat daha fazla sıklıkta yer almıştır. Hastaların bazı kan değer ortalamaları değerlendirildiğinde kanama ile uyumlu olarak, Hgb (9,8 g/dL) ve Hct (%30,4) değerlerinin normal sınırların altında ve hafif lökositoz (10 545/mm3) olduğu görülmüştür. Kanamalı hastaların bazı tedavi özellikleri incelendiğinde, kişilere tedavi amacıyla en fazla 10; ortalama 2,6 ± 2,2 ünite ES, en fazla 9; ortalama 0,6 ± 1,8 ünite TDP replasmanı yapılmıştır. Hastaların yarıya yakını yoğun bakımda takip edilmiştir (%43,6). Az sayıda hastaya cerrahi olarak müdahale edilmiş ve az sayıda hasta hayatını kaybetmiştir (%2,6).Kişiler en fazla 19 gün; ortalama 5,23 ± 3,01 gün hastanede yatırılmıştır. Kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha fazla gastrik ülser görülürken (K:%61,5-E:%34,1), erkeklerde duodenal ülserler daha sık görülmüştür (K%20,5, E:%57,3, p=0,001). Lökosit sayısının 10 000/mm3 ve üzerinde olması ile altında olmasının ES ve TDP replasmanı, hastanede yatış süresi, yoğun bakımda takip edilme, cerrahi müdahalede bulunma ve tedavi sonucunu değiştirmediği belirlenmiştir. Nötrofil/lenfosit oranı 1,65'in altında olan kişiler hastanede ortalama 3,3 gün, 1,65 ve üzerinde olan kişiler ise 5,4 gün yatırılarak takip edilmiştir (p=0,02). Lökosit sayısı ile hastalığın prognozunun öngörülebilirliği arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Lökosit sayısı ve diğer değişkenlerin bu hastalığın prognozunu öngörebilirliği açısından daha fazla sayıda ve daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Nötrofil/lenfosit oranı ile hastanede yatış süresi arasında anlamlı ilişki saptanmıştır ancak başvuru anındaki nörtofil/lenfosit oranı ile üst GİS kanama prognoz ilişkisinin incelendiği daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır Anahtar Kelimeler: Gastroenteroloji, Varis Dışı Üst Gastrointestinal Kanama, Lökosit Sayısı, Nötrofil/Lenfosit Oranı

Gastrointestinal hemorajiGastrointestinal sistemHemorajiler+3
Mehmet Süle
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa travmalı geriatrik hastalarda prognozu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Giriş: Kafa travmaları geriatrik hastalarda önemli morbidite,mortalite ve ekonomik kayıp sebebi olan bir sağlık sorunudur.Kafa travması ile acil servise başvuran 65 yaş üstü hastalardan, hayati tehlike ya da ciddi morbidite nedeni olabilecek intrakraniyal patolojileri tespit etmek acil servis hekimlerinin üzerinde dikkatle durması gereken görevleri arasında yer almalıdır. Amaç: Çalışmamızda 65 yaş üstü kafa travması tanısı alan hastalarda bilgisayarlı tomografide patolojik bulgu prevalansını değerlendirmeyi ve geriatrik kafa travmalı hastalarda prognozu etkileyen hematolojik faktörleri değerlendirmeyi amaçladık.Çalışmamızda ayrıca, geriatrik kafa travması konusunda ülkemizin epidemiyolojik verilerine katkıda bulunmak ve bu hastaların hastanede kalış süresini arttıran parametrelerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine kafa travması nedeniyle başvuran ve bilgisayarlı tomografi incelemesi yapılan 65 yaş üstü hastalar geriye dönük olarak incelendi. Çalışmamıza dahil ettiğimiz vakaların,yaş,cinsiyet, travma oluş mekanizması,koagülopati,beyin bilgisayarlı tomografi sonuçları,lökosit sayısı,nötrofil/lenfosit oranı(NLO),trombosit/lenfosit oranı(TLO),taburculuk,yatış,sevk,ex durumları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 151'i erkek, 169'u kadın idi.Geriatrik popülasyonun kafa travmasıyla sıklıkla karşılaştığı nedenler arasında ise düşmelerin(%37.2) ve trafik kazalarının(%18.8) en sık nedenler olduğu belirlendi(%56).65 yaş üstü kafa travması olan hastalarda anormal Beyin BT bulgusu olan hasta sayısı 34 olup,geriatrik kafa travmalarında anormal Beyin BT prevalansı %10.6 saptandı.Bu oranın erken yaşlılık(65-74 yaş),orta yaşlılık(75-84 yaş),geç yaşlılık(85 yaş ve üstü) gruplarında anlamlı değişimi saptanmadı.Çalışmaya dahil edilen 320 hastanın 7'si ex olup,geriatrik kafa travmalarında mortalite oranı %2.2 olarak saptandı.Lökositoz,nötrofil/lenfosit oranı yüksekliği,koagülopati olması ve 75 yaş üstü geç yaşlılık dönemi morbidite ve mortaliteyi arttıran nedenler olarak tespit edildi. Sonuç:Geriatrik kafa travmalarında,kafa travmasının düşme veya trafik kazası sonrası yaşanması,lökositoz olması,nötrofil/lenfosit oranının yüksek olması,geç yaşlılık evresi hasta olması(75 yaş ve üstü) intrakraniyal patoloji riskini artırmaktadır.Kafa travmalı hastaları acil serviste değerlendirirken yaşını,travma mekanizması ve şiddetini sorgulamayı,kan tahlili alım ve bilgisayarlı tomografi çekim endikasyonlarını geniş tutmayı,acil servis gözlem süresini uzatmayı ve konsültan hekim desteği almayı planlamak akılcı bir yaklaşımdır. Anahtar kelimeler: Geriatrik kafa travması,nötrofil/lenfosit oranı,trombosit/lenfosit oranı,İNR,Bilgisayarlı Tomografi,Mortalite

GeriatriKafa yaralanmalarıKan trombositleri+4
Hasan Aydın
Kütahya Dumlupınar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdrar yolu enfeksiyonlarında heparin bağlayıcı protein ve nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalinin tanıdaki yeri

İdrar yolu enfeksiyonu (İYE), çocuklarda en sık görülen enfeksiyonlardan biridir ve belirsiz bulgularla seyredebilir. Enfeksiyonun lokalizasyonu tedavi ve prognoz açısından önemlidir. İYE çocukluktan erişkinliğe taşınan, morbiditesi yüksek ve tekrarlama eğiliminde olan, kronik böbrek hastalığına gidişi önlenebilir bir hastalıktır. Çalışmamızda amaç İYE'de aşırı konulan tanıların engellenmesi, hızlı ve doğru bir şekilde tanı konulması, İYE tanısının daha erken konulabilmesi için yeni parametrelerin geliştirilebilmesidir. Etik kurul onayı sonrası hastanemize başvuran, 3 ay – 5 yaş arası, idrar yolu enfeksiyonu semptomları olan 55 hasta ile İYE semptomu olmayan 25 hasta kontrol grubunun idrar kültürü, beyaz küre sayısı, nötrofil sayısı, C Reaktif Protein, prokalsitonin, piyüri, lökosit esteraz, üre, kreatin değerleriyle üriner Heparin Bağlayıcı Protein (HBP) ve üriner Nötrofil Jelatinaz İlişkili Lipokalin (NGAL) parametleri karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda hasta grubunda üriner NGAL ve HBP değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek saptandı. NGAL seviyesi kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (151,77 ng/ml'ye karşı 75,46 ng/ml, p <0.001). İYE tanısında idrar kültürü pozitifliği için, üriner NGAL değişkeninin 115.8 ng/ml'lik bir eşik değerinde %90,6 duyarlılık ve %66,7 özgüllük gösterdiğini tespit ettik. Üriner HBP değerleri arasındaki ortalama farklılık da istatistiksel olarak anlamlı sonuçlandı (16,61 ng/ml'ye karşı 7,6 ng/ml, p <0.001). İYE tanısında idrar kültürü pozitifliği için, üriner HBP değişkeninin 14.1 ng/ml'lik bir eşik değerinde %100 duyarlılık ve %52 özgüllük gösterdiğini tespit ettik. Sonuç olarak İYE'ye erken dönemde tanı konulup tedavi başlanması kronik komplikasyonlar açısından son derece önemlidir, çalışmamızda da üriner NGAL ve HBP akut İYE'de tanı koydurucu parametreler olarak saptanmıştır.

HeparinHeparin bağlayıcı proteinNGAL+4
Sabiha Işık Şahinkaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut koroner sendromlu hastalarda nötrofil / lenfosit oranı, monosit sayımının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Akut koroner sendromlar, dünyada ve ülkemizde tüm ölüm sebepleri içersinde en üst sırada yer almaktadır. Akut koroner sendromların teşhisinde rutin olarak kullanılan bazı tetkikler mevcuttur. Aynı zamanda bu hastalarda kullanılan bazı risk skorlamaları da bulunmaktadır. Ancak bu risk skorlamaları oldukça değişkenlik gösteren parametrelere sahiptir. Bu çalışmada tam kan sayımı parametrelerinin akut koroner sendromların klinik seyrinde prediktif açıdan değerli olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine başvuran 330 akut koroner sendromlu hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, tam kan parametreleri, nötrofil / lenfosit oranı (NLR), TIMI ve GRACE risk skorları, EKG bulguları kayıt altına alındı. Hastaların hastanede kalış süreleri, hastane içi mortaliteleri ve 6 aylık mortaliteleri takip edildi. Bulgular: Çalışmadaki hastaların % 77,3'ü erkek, % 22,7'si kadındı. Yaş ortalaması 61±12 idi. Tüm gruplar içerisinde NLR değerleri (p=0,009), monosit sayıları (p<0,001) arasında hastane içi mortalite açısından anlamlı fark saptandı. Tüm gruplar içerisinde NLR değerleri (p=0,045), monosit sayıları (p=0,026) arasında 6 aylık mortalite açısından anlamlı fark saptandı. NLR alt grupları arasında hastane içi mortalite açısından NLR 1 ile diğer gruplar arasında anlamlı fark saptanmıştır (p=0,006), NLR 2 ve 3 arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,248). Bu çalışmada NLR alt grupları arasında 6 aylık mortalite açısından anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,131). GRACE skoru ve troponin arasında orta derecede (p<0,001; rho=0,482), GRACE skoru ve NLR arasında zayıf (p<0,001; rho=0,393), troponin ve NLR arasında da zayıf (p<0,001; rho=0,348) korelasyon saptandı. Sonuç: Akut koroner sendrom nedeniyle acil servislerde takip edilen hastalarda ucuz ve hızlı sonuç veren tam kan sayımlarından elde edilen beyaz küre sayısı, nötrofil sayısı, monosit sayısı, NLR gibi bazı parametreler klinik karar verme sürecinde ve hastaların prognozunu ve mortalitelerini öngörmede yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom, nötrofil, lenfosit, oran, monosit

Acil servis-hastaneAcil tıpKalp hastalıkları+4
İsmail Erkan Aydın
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut iskemik inmeli hastalarda kan sayımı parametreleri, enfarkt volümü, NIHSS ve THRIVE skorunun prognostik değeri

AMAÇ: Çalışmamızda akut iskemik inmeli (Aİİ) hastalarda lenfosit monosit oranı (LMO), monosit HDL oranı ( MHO), platelet lenfosit oranı (PLO), nötrofil lenfosit oranı (NLO), ilk başvuru NIHSS skoru, THRIVE (Totaled Health Risks in Vascular Events) ölçeği, infarkt volümü değerleri ile disabilite arasındaki ilişkiyi araştırdık. GEREÇ VE YÖNTEMLER: Çalışmamıza 68 kontrol ve Aralık 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında Aİİ tanısı alan 77 hasta dahil edildi. Akut inmeli hastanın ilk 24 saat içinde bakılan nötrofil, lenfosit, monosit ve HDL parametreleri kaydedildi ve lenfosit/monosit, nötrofil/lenfosit, platelet/lenfosit, monosit/HDL oranları hesaplandı. Başvurudaki THRIVE ve NIHSS skorları kaydedildi. Enfarkt volümü "Region of Interest (ROI)" yöntemiyle hesaplandı. Tüm bu parametrelerin mRs ile değerlendirdiğimiz disabiliteyle ilişkisini inceledik. BULGULAR: Enfarkt volümü (p<0.001), NIHSS (p<0.001) ve THRIVE skorları (p=0.010), NLO (p<0.001) ve PLO (p=0.004) iskemik inmede 3. ay mRs skorları ile pozitif, LMO (p=0.013) ve MHO (p=0.046) ise negatif koreledir. SONUÇ: Bizim çalışma gösterdi ki, geniş enfarkt volümü, yüksek NIHSSve THRIVE skorları, artmış NLO ve PLO, düşük MHO ve LMO değerleri akut iskemik inmeli hastalarda artmış disabiliteyle birliktedir. NIHSS, disabilitenin bağımsız prediktörüdür.

EnfarktüsKan sayımıKan trombositleri+5
Vusala Garıbova
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner emboli tanısı konulan hastalarda delta nötrofil indeksinin 28 günlük mortaliteyi ve trombolitik tedavi endikasyonlarını öngörmedeki yeri

GİRİŞ: Pulmoner emboli (PE), etkin tedavisi olan, sık görülen ve tedavi edilmezse yüksek mortalite oranları olan bir hastalıktır . PE'li hastalarda semptomların, radyolojik ve laboratuvar bulgularının non-spesifik olması olguların büyük çoğunluğunun doğru tanı almasına engel olmaktadır. Tanı konulamadığı zaman mortalite oranlarının yüksek olması, hızlı tanı konulması ve hemen tedaviye başlanmasının gereksinimini doğurmaktadır. Delta nötrofil indeksi(DNI) periferik dolaşımda immatür granülositleri gösteren bir belirteçtir.DNI genel olarak inflamasyon durumlarında yükseldiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. PE'de pulmoner vasküler damarlarda inflamasyonun gösterilmesi DNI' da artış olduğunu düşündürmüştür. materyal ve YÖNTEM: Çalışmamızda acil servise 15.03.2019-15.08.2020 tarihleri arasında başvuran hastalar retrospektif olarak incelendi. Acil servisimizden göğüs hastalıkları servisine pulmoner emboli tanısı ile konsültasyon yapılan 503 hasta değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 311 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, kronik hastalıkları, laboratuvar bulguları (WBC, RDW,DNI, üre, kreatinin, pH,laktat,), pulmoner emboli lokalizasyonu, semptomları, trombolitik tedavinin acil serviste verilip verilmemesi, 28 günlük mortalite durumu kayıt altına alındı. Verilerin analizi IBM SPSS 16.0 for Windows programında gerekli testlerle gerçekleştirilmiş ve anlamlılık değeri p < 0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: 311 hastanın değerlendirildiği çalışmamızda ortalama yaş 69±17 idi. Değerlendirilen hastalarda sağ olan ve 28 gün takibinde ex olan hastaların yaş dağılımında anlamlı farklılık saptanmıştır. Yaşı daha yüksek olan hastaların mortalite oranlarının fazla olduğu bulundu. Çalışmamızda 257 hasta (%82,6) 28 günlük takibinde sağ ; 54 hasta (%17,4) ex olmuştur. 28 günlük ölüm varlığına göre biyokimyasal parametreler değerlendirildiğinde; WBC, NEU, LYM, LYM%, EOS, RBC, HGB, RDW, DNI, üre, D-dimer, Troponin ve CRP istatistiksel olarak anlamlı derecede iki grup arasında farklı bulundu. DNI değerleri ortancası sağ olanlarda 0,00 (0,00-1,33); ex olanlarda 0,20 (0,00-2,90) p değeri 0,013 olarak saptanmıştır. DNI değeri arttıkça 28 günlük mortalite oranında artış olduğu bulundu. Çoklu değişken analizinde sadece üre parametresinin mortalitenin öngörülmesinde etkili olduğu hesaplandı. Ex olan grupta üre yüksek olarak tespit edildi. SONUÇ: PE, acil servise başvuran hastalar için önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Çalışmamız sürecince taradığımız literatürde şimdiye kadar acil serviste yapılmış PE'de delta nötrofil indeksinin mortaliteye etkisi ile ilgili çok az çalışmaya rastlanmıştır. DNI' nin özellikle inflamatuar süreçlerde yükselmesi PE'nin de inflamatuar bir süreç olması DNI'nın artacağını düşündürmektedir. CBC'nin bir parçası olarak elde edilen DNI değerleri, ek maliyet veya zaman yükü olmadan kolayca belirlenebilir. Artan bir DNI değeri, akut PE'li hastalarda 28 günlük mortaliteyi tahmin etmek için bir belirteç olarak yararlı olduğunu öngörmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Pulmoner Emboli, Acil Servis, Delta nötrofil İndeksi (Dnı), Mortalite,

Acil servis-hastaneEmboliMortalite+3
Adil Emre Gezer
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni bir biyobelirteç olarak delta nötrofil indeksi'nin mekanik intestinal obstrüksiyonun yönetimindeki yeri

Amaç : İntestinal obstrüksiyonlar, acil servise karın ağrısı nedeniyle başvuruların yaklaşık %15'ini, karın ağrısı için acil cerrahi girişimlerin de yaklaşık %20'sini oluşturan, acil cerrahi için önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle intestinal iskemi gelişimi ile artan mortalite ve morbidite riski nedeniyle, hastaların tanı, takip ve tedavi sürecinde, klinisyenin doğru ve zaman kaybetmeden karar vermesi önemlidir. Ancak acil şartlarda yaygın kullanımda olan laboratuvar ve görüntüleme tetkikleri iskemi ve/veya nekrozu ayırt etmede yetersiz kalmaktadır. Delta nötrofil indeksi (DNI), enfektif ve inflamatuar hastalıkların tanı ve takip süreçlerinde son dönemde umut vadeden bir biyobelirteç olarak önümüze çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, DNI'ın mekanik intestinal obstruksiyonun yönetiminde, klinisyene hangi noktalarda, ne kadar yardımcı olabileceğini araştırmaktır. Yöntem : Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'ne 01 Nisan 2019 – 01 Nisan 2021 tarihleri arasında mekanik intestinal obstrüksiyon ön tanısı ile yatırılan 1027 hastanın demografik, epidemiyolojik, laboratuvar ve klinik verileri retrospektif olarak incelendi. Dışlama kriterlerine sahip 78 hasta çıkartıldı. Kalan 949 hastanın verileri, patolojinin kaynaklandığı yere göre; ekstrensek, intralüminal ve transmural gruplar olarak ele alındı. Fizyopatoloji ve klinik süreçlerinin benzer olması nedeniyle intralüminal ve transmural etyolojili hastaların verileri 'intrensek grup' analiz edildi. Bulgular : Acil servise başvuru süresi, intestinal rezeksiyon uygulanlarda ve mortalite gelişenlerde anlamlı yüksek bulundu (p=0.021, p=<0.001). Konservatif tedavi süresi, intestinal iskemi saptananlarda ve intestinal rezeksiyon uygulanan hastalarda anlamlı yüksek bulundu (p=0.001, p=<0.001). Mortalite sıklığı, intestinal iskemi saptanan, rezeksiyon uygulanan ve ostomi uygulanan hastalarda anlamlı yüksek bulundu (p<0.001). Konservatif tedavide kalınarak daha sonrasında cerrahiye giden, iskemi saptanan ve rezeksiyon uygulanan hastalardaki konservatif tedavi dönemindeki DNI değişimleri anlamlı artmış bulundu. (p<0.001). Ekstrensek etyolojili mekanik intestinal obstruksiyonda kullanılabilecek DNI cut-off değerleri, intestinal iskemi, rezeksiyon, yoğun bakımı ihtiyacı ve mortaliteyi öngörmede sırasıyla %0.45(preoperatif), %0.45(preoperatif), %1.15(preoperatif), %2.45 (postoperatif 2. Gün) olarak bulundu. Bu değerlerin duyarlılık / özgüllükleri sırasıyla; %68.9 / %62.4, %78.9 / %65, %67.4 / %61.7, %79.4 / %80.7 ve hepsinin p değeri <0.001 olarak bulundu. İntrensek grupta, DNI değerleri neredeyse tamamen yararsız bulundu. Sonuç : Mekanik intestinal obstrüksiyonlu hastalarda, konservatif takipte, 24 saat, intestinal iskemi, rezeksiyon ve mortalite gelişimi açısından, kritik süre olabilir. Hastaları değerlendirirken DNI'ın %2 ve üzerindeki değerleri, takip sırasında 1 birim ve üzerindeki artışı klinisyen için uyarıcı olabilir. Çalışmamız sonucunda, DNI'ın, ilave maliyeti olmaması, hızlı, oldukça verimli ve istatistiki olarak yüksek anlamlılığı ile, klinisyenler tarafından, özellikle ekstrensek etyolojili mekanik intestinal obstrüksiyonun yönetiminde kullanılabileceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler; Mekanik intestinal obstrüksiyon, Delta Nötrofil İndeksi, DNI

AğrıBiyobelirteçlerKarın ağrısı+2
Mehmet Emin Unutmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00

Related subjects