Kentler
Bu konu başlığı altında 227 tez
Tüketici temelli destinasyon marka değerinin ölçülmesi: İstanbul örneği
Günümüzde ülkelerin/şehirlerin, genel anlamıyla yerlerin, dünya kaynaklarından daha çok pay alabilmek amacı ile bulundukları yerleri birer marka gibi yönetebilecekleri anlayışı yaygınlaşmaktadır. Başarılı bir marka yaratmanın bugüne dek ürün ve işletme markalarına büyük yararlar sağlamasından hareketle, markaların değerinin nasıl ölçülebileceği ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Güncel bir konu da yerlerin markalaşması için neler yapılabileceği ve bu markaların nasıl yönetileceğidir.Bu çalışma ile yerlerin, turistik amaçla ziyaret edilen destinasyonlar perspektifinden markalaşması incelenmiş ve İstanbul konu alınarak, bir destinasyon markasının değerinin nasıl ölçebileceği konusuna katkı sağlanması amaçlanmıştır. Araştırmanın sonucunda, İstanbul destinasyon marka değerini belirleyen faktörler ortaya konmuştur. Bunlar sırası ile tatmin sağlama, tanınmışlık, beğenilme, güven verme ve lider markalardan biri olarak anılmadır.
Cities, forced migration, and multi-level governance: Assessing berlin's policy towards unaccompanied minors
This thesis aims to investigate the relationship between cities and forced migration and explores the increasing role of cities in the Multi-Level Governance of migration. It focuses on the intersection of the local turn in migration and vulnerable refugee groups, mainly unaccompanied minors. Focusing on Berlin through process tracing and single case method, the thesis assesses Berlin's policy toward the unaccompanied minors on the Greek islands in a time frame of the European Refugee Crisis in 2015 until March 2022. It discusses the multilevel nature of local policymaking in migration and its multifaceted drivers as it demonstrates Berlin's interaction with actors at the vertical and horizontal levels and the defining (institutional and structural) and transformative (local discourses and actors) drivers that feature in Berlin's migration policymaking. While this study proves that there is a local turn in migration and cities are no longer solely responsible for the implementation of policies, since they formulate them, particularly for unaccompanied minors, it also reveals that cities are still constrained by the institutional factors that shape their capabilities and limitations against national and supranational actors.
Küreselleşmenin kentler üzerindeki etkileri: Tekirdağ örneği
Küreselleşmenin tanımı yapılırken ortak bir paydada buluşulamama olmasına rağmen sonuç olarak aynı anlama denk gelen tanımlamalar yapılmaktadır. Gündelik yaşamımızla doğrudan ilintili olması tek başına bağımsız düşünülememesi küreselleşmenin her alanda etkilerinin olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Pek çok akademik araştırmalarda yapılan tanımlamalar farklılık gösterse de çıkarılan varsayımların ve sonuçların birbirine yakın görüşler olduğunu söyleyebiliriz. Dünya üzerinde öne çıkan şehirler kendilerine has özellikleriyle simgesel şehirler olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüz metropolleri küreselleşen dünyada etkileşimden payını almaktadır. Şehirler arası iletişimin yoğun olması ticaretlerin artık ülkeler arası yerine mega kentler diye adlandırılan şehirler arasında yapılması metropol şehirlerin önemini giderek arttırmaktadır. Bu nedenle metropollerde gelişimin sürekli devam ettirilmesi ülkeler ve kentler arasında iletişiminin yoğunlaşması gerekmektedir. Ülkemizde dünya kenti olarak kabul gören İstanbul metropollere en iyi örnek olarak gösterilebilir. İstanbul'a yakın illerden olan Tekirdağ'ın yani şehrimizin gelişimini yapması metropol şehirler arasında yer alması bunu da küresel dünya akışı içinde sürdürmesi gerekmektedir. Yoğunlaşan küreselleşme ile beraber Tekirdağ'ın da bu etkileşimden uzak kalmayarak metropoller arasında yer alacağı tahmin edilmektedir. Bu bağlamda yapılan araştırmada küreselleşmenin çeşitli tanımlamaları yapılırken aynı zamanda küreselleşmenin farklı boyutları ele alınmaktadır. Dünya üzerinde var olan kent modellerine değinilerek ülkemizde üç büyük şehir üzerinden açıklamalı olarak tasvir ve karşılaştırmaları yapılmıştır. Bu çalışmada küreselleşen dünyada küreselleşmenin şehirler üzerinde oluşturduğu etkiler çeşitli kaynaklardan yararlanılarak ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Metropol, Şehir, Tekirdağ.
Sağlıklı kent kavramı bağlamında Sarıyer sağlık profili
Kent Kavramı, birbirinden farklı özelliklere sahip bireylerin bir arada yaşadığı nüfusunun belli bir büyüklüğü aştığı ve içinde yaşayan insanlara hizmet sağlayan kentsel yerleşim alanlarının genel adı olarak ifade edilirken; sağlık kavramı ise, kent yaşamının tamamını içine alarak insan yaşamını etkileyen her şeyle ilgili bir kavramdır. Bu sebepledir ki sağlıklı kent kavramı yaşanabilir bir kent kavramı olarak ifade edebilmek için gerekli tüm disiplinleri içinde barındıran bir kavramdır. Sağlıklı Kent kavramında amaç sağlıklı, huzurlu, yaşanabilir kent olmak için, gerekli yapısal değişiklikleri ve süreci başlatmış ve çalışmalarını bu yönde kararlılıkla yürüten kent olmaktır. Dünya genelinde gerçekleşen hızlı nüfus artışının sonucu olarak kentlerin büyümesinden kaynaklı ortaya çıkan çevresel kirlilik, küresel iklim vb. sorunların artmaya başlaması ile kentleri bir bütün olarak gören ve ortaya çıkan sorunları çözmeye odaklı bir bilinci de ortaya çıkarmıştır. Sağlık kent kavramı da bu bilincin bir sonucu olarak doğmuş bir olgudur ve ilk olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından sağlıklı kentler projesi ile ortaya çıkmıştır. Türkiye'de Sağlıklı Kentler Projesi çalışmaları 1993 yılında başlamıştır. DSÖ Avrupa Sağlıklı Kentler Ağına üye belediyelerle ve T.C. Sağlıklı Kentler Birliği'nin yürütmüş olduğu çalışmalarla devam etmektedir. Sağlıklı Kentler Birliği, "Sağlıklı Kentler" hareketinin Türkiye'de gelişebilmesi, benimsenmesi ve uygulanabilmesi amacıyla, 22 Aralık 2004 tarihindeki Resmî Gazete ile tüzel kişilik kazanmıştır. Bu çalışmada sağlıklı kent kavramının tarihsel gelişimi ve Türkiye'deki sağlıklı kent uygulamaları incelendikten sonra Sarıyer Belediyesinin sağlıklı ve sürdürülebilir kent yönetim stratejisi içerisinde gerçekleştirdiği projeler ışığında sağlıklı kent hizmet kalitesi analiz edilecektir.
Siirt ilinin kentsel yoksulluk olgusu: Bir alan araştırması
Yoksulluk kavramı daha çok hanelerin gelir düzeyi hangi seviyede olursa olsun, Dünyada ve Türkiye'de bütün insanların karşı karşıya kaldığı ekonomik unsurlardan biridir. Günümüzde yoksulluk gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde geri kalmış tüm ülkeleri de içine alan küresel bir boyut kazanmıştır. Yaşanılan ekonomik krizler yoksulluk kaynaklı toplumsal çatışmalara ve toplumda ayrışmaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yoksulluğun giderek çeşitli türlere ayrılması ve küreselleşmesi ile birlikte kentleşme proseslerin sürat kazanması sonucunda kentsel yoksulluk göç ile birlikte daha belirgin olmaya başlamıştır. İnsanların gereksinimlerinin sadece ekonomik olarak değil de kültürel ve sosyal ihtiyaçlarının da karşılanması olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bundan dolayı yoksulluk ülkemiz açısından değerlendirilmekle beraber Siirt'in kentsel yaşayış üzerindeki etkileri de inceleme konusunu oluşturmuştur. Bu çalışmanın birinci bölümünde kuramsal ve kavramsal açıdan yoksulluk kavramı ve yoksulluk türleri açıklanmıştır. Bölüm devamında ayrıca yoksulluğun ortaya çıkmasında etkili olan faktörler de açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Dünyada ve Türkiye'de yoksulluğun görünümü, yoksullukla mücadele ve Türkiye'de gelir dağılımı ve türleri detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Araştırma kapsamında ülkemizde yoksullukla mücadele politikalarının, yoksullukla mücadelede ne kadar etkin bir şekilde yoksulların ihtiyaçlarına cevap verdiği üzerinde durulmuştur. Yoksullukla mücadele politikaları konusunda katılımcılarla birlikte konunun uzmanı olan fertlerle de derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada katılımcıların yoksullukla mücadelenin sadece ayni yardımlarla sürdürülemeyeceğini, bunun yanında uzun dönemde gelir getirici meslek edindirme kurslarının daha faydalı olacağı vurgulanmıştır. Yoksullara yapılan sosyal yardımların yaşamlarını bağımlı halde ayni yardımlarla sürdüremeyeceklerini, daha çok nakdi ve ihtiyaçları baz alınarak yardımların yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde daha çok uygulamalı ve yoksulluğa ilişkin mücadele politikaların belirlenmesi, nasıl uygulanması gerektiği konusunda bilgi ve görüşleri olan fertlerle nitel veri toplama aracı olan araştırmacının hazırladığı yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme formu kullanılmış 12 katılımcı, 4 uzman ile görüşülmüştür. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular neticesinde yoksulların düzenli olmayan bir gelire sahip oldukları, bu düzensiz gelir ile kendi yaşamlarında yarattığı belirsizlik ve gerginlikler hayat tarzlarını ve aile içi huzursuzluklarına da sebep olduğu sonucuna varılmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında yoksullukla mücadele politikaları detaylı olarak ele alınmış ve konuya ilişkin sonuç ve öneriler somut olarak sunulmuştur.
Kentsel dönüşüm sürecinde kent hakkı: Ankara-Yenimahalle Mehmet Akif Ersoy Mahallesi örneği
Kentsel dönüşüm projeleri Türkiye'de son yıllarda büyük bir hız kazanmıştır. Eskimiş, doğal afet tehlikesi altında ya da çarpık kentleşmiş mekanlar modern kent planlama araçları ile dönüşüme tabi tutularak hızla yenilenmektedir. Bu projeler yalnızca imar durumunu ve mekânın fiziksel durumunu etkilememektedir. Sosyal, kültürel, ekonomik birçok boyutta mekânı ve mekânda yaşayanları etkisi altına almaktadır. Bu etki de kent hakkı üzerinde değiştirici roller oynamaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri hem kente erişim ile ilgili olan kent hakkı üzerinde hem de Harvey'in altını çizdiği kenti dilediğince değiştirme iradesi üzerinde etkiler bırakmaktadır. Türkiye'de kentsel dönüşüm 1999 depremi ile ülke gündeminde önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Hem 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ilimizi etkileyen deprem felaketi hem de beklenen İstanbul depremi sebebiyle kentsel dönüşüm olgusu ülke gündemindeki önemli yerini korumaktadır. Bu çalışmada 2009-2014 yılları arasında Ankara Yenimahalle Belediyesi tarafından kentsel dönüşüme tabi tutulan Mehmet Akif Ersoy Mahallesi incelenmiştir. Çalışmanın amacı kentsel dönüşüm süreçleri içerisinde kent hakkının izlerini araştırmak ve kentsel dönüşüme tabi tutulan alanlardaki halkın sosyal, kültürel, ekonomik hakları ve barınma hakkının kentsel dönüşüm süreci devam ederken korunup korunamadığını örnek mekân üzerinden saptamaktır. Dönüşüme tabi tutulan alandaki halkın kentsel dönüşüm projesinde planlama ve uygulama aşamalarında söz sahibi olup olmadığı, dönüşüm sürecinde nerede ikamet ettiği, barınma hakkı projeyi gerçekleştiren otorite tarafından korunup korunmadığı, dönüşüm süreci bittikten sonra mahallede eski mahalle sakinlerinin mi yoksa yeni ve farklı sosyal-ekonomik düzeye sahip ailelerin mi ikamet ettiği gibi sorulara bu Tezde cevap aranmıştır. Bu soruları cevaplandırabilmek için Kentsel Dönüşümün Kent Hakkı Üzerindeki Etkisi Ölçeği kullanılmıştır. Ölçek mahallelilere uygulanarak nicel veriler, derinlemesine görüşmeler sayesinde de nitel veriler elde edilmiştir. Çalışmanın sonuç ve öneriler kısmında ise ileride yapılacak kentsel dönüşüm çalışmalarına yol göstermesi amacıyla öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kent Hakkı, Kentsel Dönüşüm, Kentsel Mekân, Mehmet Akif Ersoy Mahallesi, Yenimahalle.
Karanlık şehirler, kent distopyaları ve ümitvar açılımlar: Abluka, "Üçüncü Çocuk", Körfez
Bu tezde, 2000'lerde Türkiye edebiyatında ve sinemasında üretilen kent distopyaları ve distopik kentler, Emin Alper'in Abluka (2015) adlı filmi, Mehmet Açar'ın "Üçüncü Çocuk" (2018) adlı öyküsü ve Emre Yeksan'ın Körfez (2017) adlı filmi üzerinden incelenmektedir. Bu eserlerin, son yıllarda Türkiye bağlamında belirleyici olan hızlı kentleşme, neo-liberal politikalar, kimlik çatışmaları ve otoriter eğilimler gibi sosyo-politik ve kültürel değişimlere karşılık olarak üretildiği savunulmaktadır. Bunun yanı sıra ütopya-distopya çalışmaları bağlamında dünya literatüründe öne çıkan kanonik eserlerin Türkiye'de yaratılan bu distopik kentlerle ilişkisi de ele alınmaktadır. Çalışmada, yazar ve yönetmenlerin kenti hem mücadele ve direnişin heterotopik bir mekânı hem de kaygı, korku, yabancılaşma ve egemenlik kaynağı olarak nasıl kullandıkları incelenmektedir. Tez, totalitarizm, mimari ve kent politikaları bağlamında dört temel tema üzerinde durur: kapitalist şehir ve kenarındaki yaşamlar, şehrin şiddet ve despotizmin bir sahnesi olarak tasarımı; modernist kent ütopyalarının distopya olarak temsili, alternatif senaryolar üzerinden gelecek kurguları. Çalışma, edebiyat ve sinemada yeterince çalışılmamış bir konu olan kent distopyalarını Türkiye'den örneklerle inceleyerek ütopya/distopya ve kent araştırmaları alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Ekofeminist bir bakış açısıyla kent mekânı ve kentli kadınlar: İstanbul'da yaşayan kentli kadınlar örneği
Dünya genelinde, 1950 yılında 751 milyon olan kent nüfusu 2018'de 4.2 bilyona ulaşmıştır. Nüfusun modern kentlerde giderek artması beraberinde bazı problemleri de getirmektedir. Bunların başında ekolojik dengenin bozulması ve kent yaşamının var olan sınıf, cinsiyet, etnisite gibi sosyal kimlik temelli eşitsizleri perçinlemesi veya farklı biçimlerde yeniden üretmesi gelmektedir. Bu eşitsizlikler içinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ekolojik dengenin bozulması kent yaşamı açısından önemli ve ilişkili bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında birbirinden ayrı gibi görünen bu iki problemin kaynağı temel olarak ataerkil kapitalist sistem olarak açıklanmaktadır (Shiva & Mies, 2018) Bu nedenle kent yaşantısındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve ekolojik krizlerin sebeplerinin bir arada araştırılması disiplinler arası bağlantı kurularak çözüm yollarının güçlendirilmesini sağlamaktadır. Ekofeminist yaklaşım da doğanın ve kadının sömürülmesini ve ezilmesini birbiriyle ilişkili biçimde ele alarak hem feminist hem de ekolojik yaklaşımı kapsayan bir çerçeve sunmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı da söz konusu ekofeminist yaklaşım çerçevesinde kent hayatını ve kent hayatındaki kadınların deneyimlerini yeşil alan kullanımı ve tarım alanlarıyla ilişkileri bağlamında ele alarak, İstanbul'da yaşayan kentli kadınlar örneği üzerinden yapılacak mülakat verileri temelinde anlamaktır. Araştırma sonuçları neticesinde, İstanbul özelinde, yeşil alanların ve tarımsal alanların yetersiz olduğu, kadınların bu gibi alanların arttırılmasını talep etmelerine karşın bir yandan da muhtemel güvenlik açıkları sebebiyle bu alanları kullanmaktan zamansal ve kent içi bölgesel bazda çekindikleri verileri ortaya çıkmıştır. Ayrıca yeşil alanların kullanımının oransal olarak tarımsal alan kullanımına göre daha fazla olduğu belirlenmiştir. Tarımsal alanların kullanımı bu alanları ziyaret ederek deneyimlemenin ötesinde tarımsal alanlardan ürün alımı ve dolayısıyla bu alanlarla kurulan ilişki bağlamında ele alınmış ancak katılımcıların bu alanların varlığına dair bilgisinin de eksik olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Araştırma sonuçları neticesinde kadınların, yeşil ve tarımsal alanların kent içerisindeki varlıkları çeşitli biçimlerde kısıtlanmış, kimi durumlarda engellenmiş halde olduğu görülmüştür. Kadınların karar mekanizmalarında da son derece kısıtlı bir biçimde yer almaları sebebiyle ihtiyaç ve taleplerin dile getirilmesinde sıkıntı yaşanmaktadır. Bu nedenle yalnızca uygulamaların düzenlenmesi değil, karar mekanizmalarının temsiliyet yapısının da bu çerçevede dönüştürülmesi gerekmektedir. Çalışmanın temel amacı bu kısıtlanma ve engellenme hallerini ortaya çıkararak bu sorunlara yönelik çözüm yolları üretmek ve dolayısıyla kentin daha geniş bir kitleye hitap etmesini sağlayarak aynı zamanda kenti yalnızca günümüz için değil gelecek için de sürdürülebilir kılacak öneriler sunmaktır.
Kent yönetiminde şeffaflık
Kent yönetiminin tarihsel gelişimi tanzimat öncesi dönemin öncesi ve sonrası, Cumhuriyet dönemi ve günümüze kadar ulaşan bir süreçtir. Bu dönemlerde kent yönetiniminde merkezi ve yerel ölçekte birçok düzenlemeler yapılmış ve yeni kamu yönetimi anlayışı oluşturulmuştur. Bu çerçevede inceleyecek olursak kamu yönetimi anlayışı birçok değişikliğe uğrayarak günümüze kadar gelmektedir. Kamu yönetiminin geleneksel anlayıştan yeni kamu yönetimi anlayışına geçiş süreçleri elbetteki şeffaflığın temel unsurlarını oluşturmaktadır. Bu süreç şefaflığın bir diğer adıyla kamu yönetiminde gün ışığında yönetimin sağlanmasının gereği ve önemi vurgulanmaktadır. Yerel yönetimlerde halka en yakın birimler belediyelerdir. Halk ilk önce demokratik ve şeffaf katılım sağlamak amaçlı bu birimden yararlanmalıdır. Hemşehri bilinci bu sayede sağlanır ve gerekleri yerine getirilir. Halk tarafından elde edilen haklar yasalar ilede güvence altına alınmalı temeli sağlamlaştırılmalıdır. Yerel yönetimlerde kaynakların sürekli, etkin, verimli, nitelikli kullanımı sağlama koşullarının oluşturulması yeni kamu yönetimi anlayışının mihenk taşıdır. Çalışmamızda kent yönetiminde şeffaflık konusunda yeni kamu yönetimi anlayışına uygun yönetişim kavramı üzerinde durmaktayız.Yerel yönetimlerde katılımcı demokrasi bilincinin oluşturulması ve uygulanmasının gerekliliğine vurgu yapmaktayız. Katılımcı demokrasinin uygulanabilmesi için hemşehrilerin yerel yönetimde şeffaflığı sağlaması, etkin ve verimli katılımda bulunabilmesi şartı karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler:şeffaflık, gün ışığında yönetim,hemşehri, yerel yönetim,katılımcı demokrasi
Asimetrik savaş stratejisi çerçevesinde PKK'nın yapısal dönüşümü: Şehir terörizmi ve Hendek Olayları
Bu çalışma ile terör örgütü PKK'nın tarihi ve şehir odaklı gelişen yapısal dönüşümünün ortaya konulması hedeflenmiş, söz konusu dönüşümün en önemli göstergesi olan "Hendek Olayları" vaka örneği olarak incelenmiştir. PKK, Marksist/Leninist temelde kurulmuş ve 90'ların ikinci yarısına kadar Mao'nun kır gerillacılığı yöntemleri ile terör eylemleri gerçekleştirmiştir. Mevcut konjonktüre uyum sağlayabilen bir terör örgütü olan PKK, Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla birlikte dağılmanın eşiğine gelmiş, bu minvalde taktik ve yöntemleri değişmeye başlamıştır. Nihai amacına kırsal alanlardaki terör eylemleri ile değil, şehirlerde yoğunlaşarak ulaşabileceğini düşünen terör örgütü, bu bağlamda çeşitli oluşumlar ve yapılanmalar tesis etmiştir. Yerel ve bölgesel gelişmeleri de yeni terörizm stratejisine eklemleyen PKK, 2015-2016 arasında, örgütlendiği meskûn mahallerde alan hâkimiyeti elde etmek ve kurtarılmış bölgeler oluşturmak amacıyla birçok şehir merkezinde yoğun terör eylemleri gerçekleştirmiştir. Sonuç olarak PKK, demokratik uygarlık ve doğrudan demokrasi/komünalizm teorilerini şehir gerillacılığı anlayışı ile bütünleştirerek kendine has bir terörizm stratejisi geliştirmiş, yapısal dönüşümünü şehir merkezli özyönetim paradigması temelinde oluşturmuştur. Bu sürecin gelişimi ve sonucu, "Hendek Olayları, terör örgütü PKK'nın demokratik özerklik ve şehir merkezli özyönetim paradigması temelinde gelişen yapısal dönüşümünün göstergesidir" hipotezi ile test edilmiştir. Bu çalışma tümelden tikele bir seyir izlediği için birinci bölümde savaşın dönüşümüne, yeni nesil savaş olgusuna ve asimetrik yöntemlere yer verilmiştir. İkinci bölümde asimetrik yöntemlerin temel bileşeni olan terörizm, kavramsal ve tarihsel yönleriyle irdelenmiş, terörizmin türleri, nedenleri ve terörizmle mücadele anlayışı ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde PKK terör örgütünün tarihi ve yapısal dönüşümü analiz edilmiştir. Son bölümde ise şehir merkezli dönüşümün bileşenleri ve Hendek olayları ile güvenlik güçlerinin meskûn mahal/hendek operasyonları incelenmiştir.
Urban spaces and contentious action in the Syrian cities
Despite the great momentum of the Syrian revolutions, big cities in Syria like Damascus and Aleppo- unlike the situation in Tunisia or Egypt- appeared to be pushed aside from the revolutionary scene. Despite the fact that the uprising in Syria was inspired by the events in the broader Arab world, the revolutionary action differed in its tactics of mobilization and in its spatial nature right from the beginning. The big blanket thrown by the term "Arab spring" at the beginning, led to overlooking or downplaying many factors. However, it is because of this framing many themes and features were contrasted and compared for analysis or theory building, such as state structures, or armies' structures even sometimes overlooking the urban divergence. In the literature on Syria, the ongoing upheaval and the militarized complexities has seized the most attention. Less attention has been given to the onset of the revolution, particularly to the social fabric in relation to the urban fabric and the logics of action of the different urban settings that varied internally and also in comparison to the broader Arab spring scene. By mapping space, forces and contention in the four main cities in Syria (Damascus, Aleppo, Homs and Hama), this study examines the social networks of the different settings and their place mainly in relation to other settings in order to interpret the logics of action at the onset of the revolution of the different urban settings in the Syrian cities. Keywords: Urban settings, Contentious action, Mobilization; Space, Networks.
Kent - bellek ilişkisinde güncel sanat pratikleri: İstanbul'u belgelemek
Bu araştırma, gündelik yaşamımızın içinden geçtiği fiziksel çevrenin hızlı dönüşümünde İstanbul'u, kent hafızasını ve bu dönüşümün kentte yaşayana etkilerini anlamayı amaçlar. Günümüz sanat pratiklerinin kent-bellek ilişkisinde; hafıza mekânları ve kenti belgeleme yöntemi olan sanat pratiklerine odaklanır. Geçmişin birikemediği bir çevre karşısında kente ve kentte yaşayana ne olduğu sorusunu toplumsal, kültürel ve kentsel hafıza katmanlarında arar, günümüz sanat pratiklerine alternatif kent belleği çeşitliliği ile yaklaşır. Bugün kent, yani İstanbul, "yaratıcı yıkımla" "eski"yen yüzlerini yitirmekte, onları "daha karlı" olan "yeni"siyle değiştirmektedir. Çalışma boyunca kentin bütününde algılanan, tasarlanan, yaşanan mekânın üretimindeki süreçler toplumsal bağları ile ele alınır. Sosyal, kültürel, mekânsal gündelik yaşam pratiklerinin değişiminin izi güncel sanat pratikleri aracılığıyla sürülür. Bu çalışma, kent-bellek ilişkisinde sanatın rolünü sorgularken, günümüz sanat pratiklerine kentin farklı an ve anılarının kayıt aracı, hafızayı tetikleyen ve belgeleyen bir deneyim olarak yaklaşır.
Üniversite-Kent ilişkisi: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi örneği
Eğitim, dünyada çağdaş bir yaşam sürdürmenin en önemli gerekliliklerinden biridir. Eğitimin en üst halkasını oluşturan üniversiteler ise yenilik ve gelişmişliğin temel göstergelerindendir. Üniversiteler, kuruldukları tarihten günümüze kadar gelişip büyürken aynı zamanda bulundukları kentin toplumsal yaşamını da ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik anlamda geliştirip değiştirmektedir. 1982 yılında kurulan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi kuruluşundan bugüne gelişip büyümekte aynı zamanda bulunduğu kenti de etkilemektedir. Bu çalışmada amaç, üniversite-kent ilişkisinin tarihsel gelişimini açıklamak, üniversitenin kente sunduğu hizmetin/hizmetlerin toplumun beklentilerini yeterli bir düzeyde karşılayıp karşılamadığını belirlemeye çalışmak, Ar-Ge ve danışmanlık hizmetlerinin yerel ekonomiye ve istihdama etkilerini yorumlamak ve üniversitenin kentin ekonomik, sosyal, kültürel alanlarda gelişimini açıklamaya çalışmaktır. Bu nedenle çalışmada 300 kent esnafına anket uygulaması yapılmış olup toplumu temsil eden farklı kesimler ile de (sivil toplum kuruluşları, siyasal partiler, yerel yöneticiler) görüşme tekniği kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre; üniversite, büyüyüp gelişirken aynı zamanda kenti de sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan oldukça geliştirmekte ve değiştirmektedir. Ancak kent merkezine olan uzaklığı üniversite-kent ilişkisini zayıflatmakta ve bunun doğal sonucu olarak kentin beklentilerini karşılama, Ar-Ge ve danışmanlık hizmetlerinde bulunma ve bilimsel çalışmaların kent ile paylaşılması gibi birçok önemli hizmeti sekteye uğratmaktadır. Bu nedenle üniversite-kent ilişkisini güçlendirmek için mekansal olarak kent merkezine olan uzaklık sorununu iyileştirmek amacıyla ulaşımın iyileştirilip çeşitlendirilmesi, yöre halkı ile iletişimi sağlamak, kentin üniversitesi olmak için ise kent sorunlarının çözümüne yönelik bilimsel çalışmalar ve uygulamaların arttırılması ve bu çalışmaların kent ile bir arada gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Üniversite, Kent, Üniversite-Kent İlişkisi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sayfa Adedi: 170 Tez Danışmanı: Doç. Dr. Suvat PARİN
Kent ve afet: Depremler açısından Van kent merkezinin zarar görebilirliği
Bu çalışma afet araştırmalarında giderek kabul gören zarar görebilirlik paradigması bağlamında Van kent merkezinin kırılganlığını ele almıştır. Geçmişinde depremler nedeniyle birçok kayıp yaşamış ve bulunduğu aktif sismik risk bölgesi nedeniyle gelecekte de muhtemel şiddetli depremlere maruz kalabileceği öngörülen Van kent merkezinin sosyomekansal, sosyal ve ekonomik zarar görebilirliği, ulusal ve yerel kaynaklardan edinen veriler etrafında değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında kent merkezini oluşturan Edremit, İpekyolu ve Tuşba ilçelerinin 37 mahallesinde ikamet eden 473.913 kişinin barındığı zarar görebilir konut stoku ile yaşlı, engelli, kadın, çocuk, okuryazar olmayan, yoksul kırılgan grupların dağılımları tespit edilmiştir. Benzer araştırmalardan farklı olarak her bir zarar görebilir unsurun müstakil özelliğinden hareketle, kentin hangi bölgesinin hangi özelliği açısından ne düzeyde zarar görebilir olduğu tablo ve haritalar eşliğinde izah edilmiştir. Yapılan araştırmada 2011 yılında hasar almış konut stokuyla ilgili iyileştirme çalışmalarının yetersizliği başta olmak üzere mevcut konut stokunun %93,3'ünün ruhsatsız diğer bir ifadeyle kaçak olması ve poliçeli yapı oranının %17 ile sınırlı kalması kent merkezinin sosyomekansal açıdan yüksek düzeyde zarar görebilir olduğunu göstermektedir. Özellikle kaçak yapılaşma ve poliçesiz yapı stokunun çevre mahallelerde yoğunlaştığı dolaysıyla merkezden çevreye doğru riskin arttığı tespit edilmiştir. Hasarlı ve hala onarılmamış konut stokunun ise tüm kent merkezi coğrafyasına yayıldığı gözlenmiştir. Sosyal göstergeler açısından yine çevre mahallelerin merkeze oranla çok daha zarar görebilir olduğu tespit edilmiştir. Özellikle yüksek orandaki okuryazar olmayan grupların varlığı, afetlerden sakınım konusunda bilinç düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir. Yine ortalama hane halkı büyüklüğünün 5 ve üzerinde seyretmesi, işsiz ve niteliksiz kadın nüfusu, güvencesiz yaşlı nüfusu ile yoğun çocuk nüfusu kentin sosyal özellikleri açısından risk teşkil eden diğer taraflarıdır. Merkez nüfusunun %26'sına tekabül eden 123.087 kişinin vakıflardan çeşitli oranlarda yardım aldığının yanı sıra 44.360 çok zayıf, zayıf veya normal nitelikteki hane sayısı kentin ekonomik açıdan da fazlasıyla kırılgan olduğunu göstermektedir. Özellikle 8.273 çok zayıf veya zayıf düzeydeki hane, mevcut halleriyle afet olmadan afet koşullarını yaşamaktadırlar. Özellikle ekonomik zarar görebilirliğin merkezde kalan mahallelere oranla çevre mahallelerde çok daha belirgin olduğu tüm bu özellikleri nedeniyle Van kent merkezinin sismik risk açısından sosyomekansal, sosyal ve ekonomik açıdan yüksek düzeyde zarar görebilir olduğu tespit edilmiştir. Yine kentin çeperindeki mahallelerin merkezdeki mahallelere oranla çok daha fazla kırılgan oldukları bu araştırma ile tespit edilip haritalarla görselleştirilmiştir.
Turgut Uyar'ın şiirinde kent algısı
Kentleşme süreciyle başlayan yeniliklere ve sorunlara diğer birçok sanat dalının mensupları gibi şairler de duyarsız kalamamıştır. Bu konuda özellikle her biri kentli olan İkinci Yeni şairleri çok kalem oynatmışlardır. Hayatın sürdürüldüğü bir mekân olarak kent-insan-medeniyet geçişliliğine dair çıkarımlar, İkinci Yeni şiirinin kendisini ortaya koymaya çalıştığı devirdeki bireyin kuşatılmışlık halini biraz daha net bir şekilde sunabilmektedir. İkinci Yeni'nin önemli isimlerinden Turgut Uyar şiirlerinde, aynı akım içindeki arkadaşlarında olduğu gibi kent, önemli mekân unsurlardan biridir. Uyar, şiirlerinde daha çok, kendisinden yola çıkarak, kentli bireyin, kent yaşamındaki uyumsuzluklarını, kuşatılmışlarını ve bunalımlarını anlatmıştır. Başlıca teması kent yaşamı ve bu yaşamın bireylerdeki kuşatıcı etkisini ele alan Turgut Uyar'ın şiirinde kent ve kent yaşamındaki bireyin hali, kuşatılmışlık, iletişimsizlik, yabancılaşma ve kaçış gibi kavramlarla birlikte ele alınmaktadır. İçine düştüğü yabancılaşmayla birey, kenti her yerindeki maddî ve manevî nesne yığını içinde, devamlı iletişim içinde, kendisi dışında olanla meşgul, şaşkın bir uyurgezerdir adeta. Uyar sözünü ettiği bunaltıcı düzeni aşmanın tek çaresinin kentleri yıkmak ya da yeniden inşa etmekle mümkün olacağı kanısındadır.
Şehir imajı ve şehir markasına yönelik algılar üzerine bir araştırma: Kütahya ili örneği
Yeryüzünde binlerce şehir bulunmaktadır. Günümüzün küresel, ekonomik ve siyasi koşulları hiper-rekabet gerekliliği göz önüne alındığında da bir şehir için markalaşmak kaçınılmaz hale gelmektedir. Bir şehrin sahip olduğu imaj, kişilerin şehir hakkındaki algılarını doğrudan etkiler. Şehir imajı ve markasının yaratılması, şehrin güçlü ve pozitif yanlarını ve kentin karakteristiklerini hedeflenen kitlelere yayan, güçlü araçlar oluşturmayı amaçlayan, bütünsel ve kapsamlı bir süreçtir. Şehirlerin markalaşmasında asıl amaç; şehrin bilinirliliğini artırmak ve şehri istenilen niteliklerle bağdaştırarak beğenilen bir şehir imajı geliştirip şehre ziyaretçi çekerek yatırımları arttırmaktır. Literatür incelendiğinde insanların şehir hakkındaki algılarının belirleyicileri şehirle ilk tanışmasıyla başlayan ilişkilerinin sonucunda günümüze kadar getirdiği deneyimlerinin bütünüdür. Bu doğrultuda Kütahya'nın şehir markası ve imajı değerlendirilirken şehirde yaşayan vatandaşların şehir hakkındaki görüşlerinden yararlanılmıştır. Uygulama aşamasında Kütahya'da yaşayan 545 kişiye anket uygulanmış, elde edilen veriler SPSS programına girilmiştir. Analizlerde ise katılımcıların frekans dağılımları alınmış, Bağımsız Örneklemler T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve ölçekler arası korelasyon analizleri uygulanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı; şehir markası ve şehir imajı algısının önemini ortaya koymak ve Kütahya'nın şehir imajı ve markasının nasıl algılandığını değerlendirmektir.
Yavaş kent ve sürdürülebilir kent bağlamında Halfeti
Bu araştırmanın amacı, sürdürülebilir kente örnek olabilecek yavaş bir kenti incelemektir. Araştırmanın konusu, Halfeti'nin yavaş kent (Cittaslow) ve sürdürülebilir kent kapsamında değerlendirilmesidir. Bu araştırma, sosyal bilimler alanında yapılan nitel bir çalışmadır. Araştırmada, literatür taramasına dayanarak ikincil kaynaklardan elde edilen verilerin incelemesinin yanısıra görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda araştırmada iki tür kaynaktan elde edilen veriler analiz edilmiştir. Bu araştırmanın evrenini yavaş kentler, örneklemini ise Halfeti oluşturmaktadır. Belirtilen örneklemde amaçsal örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiş olan Halfeti Cittaslow temsilcileri ve vatandaşlar ile görüşme yapılmıştır. Araştırmada Halfeti'de yavaş kent kapsamında yapılan çevre, altyapı, sosyal uyum, kentsel yaşam kalitesi, tarımsal, turistik, esnaf ve sanatkârlara dair politikalar, misafirperverlik, farkındalık için eğitim ve son olarak da ortaklıklar ile ilgili hizmetler (kriterler) başlıklar altında incelenmiştir. Söz konusu hizmetler aracılığıyla sosyal ve kültürel yaşam kalitesi artmıştır. Ayrıca yürütülen yavaş kent hizmetlerinin daha çok turizm alanında yoğunluk kazandığı görülmüştür. Sonuç olarak yapılan çalışmalar kenti ziyarete gelen misafirlerin hoşça vakit geçirmesine, yerel halkın hayat standartlarını yükseltmesine ve son olarak da kentin gelişimini devam ettirmesine yöneliktir. Bu ise bize Halfeti'de yavaş kent anlayışının sürdürülebilir kentsel kalkınmanın daha çok toplumsal ve ekonomik boyutu ile ilişkilendirildiğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Yavaş Kent, Sürdürülebilir Kent, Sürdürülebilirlik, Halfeti
Kentlilerin iklim değişikliği algısı: İstanbul örneği
İnsanların doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu çevresel sorunlar her geçen gün hem çeşitlenmekte hem de farklı boyutlar kazanmaktadır. Çevresel sorunların başında ise iklim değişikliği gelmektedir. Her ne kadar iklim değişikliği küresel bir sorun olarak algılansa da etki ve sonuçlarının her ülkede eşit derecede hissedilmeyeceği açıktır. Toplumsal kırılganlıklar ile sosyal dinamikler dikkate alındığında iklim değişikliğinden doğacak olumsuz sonuçların az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri daha fazla etkileyeceği öngörülmektedir. İklim değişikliğinin doğrudan ya da dolaylı olarak etkisi altına alacağı yerlerin başında ise dünya nüfusunun büyük bölümünün yaşadığı kentler gelmektedir. 2050 yılında toplam nüfusun üçte ikisinin kentlerde yaşayacağı gerçeği dikkate alındığında iklim değişikliği ile mücadelede en önemli sorumluluk ve görev kentlere düşmektedir. Türkiye'de ise iklim değişikliği sonuçlarından olumsuz yönde etkilenecek kentlerin başında İstanbul bulunmaktadır. Bu çalışmada ilk kez İstanbul'da yaşayan kentlilerin iklim değişikliği hususundaki toplumsal bilgi düzeyleri ortaya konulmuş ve katılımcılar üzerinden kentlilerin iklim değişikliği algısı ele alınmıştır. Kentlilerin iklim değişikliği konusundaki toplumsal bilgi düzeyinin de dikkate alındığı bu araştırmada katılımcıların yüzde doksanından fazlasının iklim değişikliği kavramını duyduğu, iklim değişikliğinin yaşandığını düşündüğü ve iklim değişikliğinin olumsuz sonuçları olduğuna inandıkları görülmüştür. İklim değişikliği kavramının bu kadar yüksek oranda bilinir olmasına rağmen araştırmaya katılanların yaklaşık yüzde kırkının iklim değişikliğine uyum sağlanması ve iklim değişikliği sorununun azaltılması hususlarında kararsız olduğu görülmüştür. Yine bu çalışmada iklim değişikliği çerçevesindeki uluslararası sözleşme ve resmi metinler ile ulusal ve yerel iklim değişikliği eylem planlarının toplumsal bilinirliliği araştırılmıştır. İstanbul'da yaşayan kentlilerin iklim değişikliği algılarının ortaya konulması amacıyla çalışmada iki ölçek kullanılmıştır. Bu ölçeklerden ilki iklim değişikliği risk algısı ikincisi ise merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin iklim değişikliği konusunda sorumluluklarını yerine getirdiklerine duyulan güven algısı ölçeğidir. Çalışmada söz konusu iklim değişikliği algılarının cinsiyet, medeni durum, sahip olunan çocuk sayısı, yaş, eğitim düzeyi, gelir seviyesi, ikamet edilen yaka ile ikametgâh süreleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir farklılık arz edip etmedikleri ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: İklim Değişikliği, Kent, Çevre, İklim Değişikliği Algısı, İstanbul
Günümüz sanatında kent-bellek ilişkisi
Kentlerin değişimi ve dönüşümü modernizm ile başlamış, küreselleşme ve neo-liberalizm ile hız kazanmıştır. Günümüzde de bu değişim ve dönüşüm hala devam etmektedir. Değişim çoğu zaman kaçınılmaz olsa da değişen kent imgesi zamanla bir bellek yitimine neden olmaktadır. Sanat ise bu noktada bir yanıyla adeta kent belleğini koruma altına alırken, diğer yanıyla kentlerin dramatik değişimlerine tanıklık etmektedir. ''Günümüz Sanatında Kent Bellek İlişkisi'' başlıklı raporda; kentlerin kimliğinde yer edinen ve kent belleği açısından stratejik öneme sahip ve çeşitli nedenlerle değiştirilip dönüştürülen, hatta yok edilen; tarihi, kültürel, coğrafi mekanların; birey, toplum ve bellek üzerinde yaratmış olduğu etkiler irdelenmiş ve bu etkilerin sanata yansımaları araştırılmıştır. Kent-bellek ilişkisi; mekân, doğa, birey, iktidar, benzeşim vb. kavramlarla ilişkilendirilmiş ve ''kent belleği'', ''kent belleğinin izini sürmek'' kavramlarından hareket edilerek kentin dününe ve bugününe dair dokümanlar/belgeler/tanıklar referans alınıp, kent belleğini görünür kılmak adına sanatsal uygulamalar yapılmıştır. Giderek yok edilen ya da tahribata uğrayan kent imgesine vurguda bulunmak; içinde yaşadığımız mekânlara odaklanıp kent belleğinin izini sürmek ve gerçekleştirilen uygulamalar aracılığıyla kent belleğini koruma altına almak öncelikli hedeflerden birisi olmuştur. Dolayısıyla kente dair mimari unsurlar, mekânlar, toplumsal olaylar, anılar vb. eşliğinde ele alınan ve kent belleğini oluşturabilecek tüm paydaşların incelenmesi yoluyla belgeleme/arşivleme çalışmaları yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bellek, kent, kent belleği, kent kimliği, sanat, arşiv, modernizm, benzeşme, mutenalaşma.
Kırsal ve kentsel alanlarda akıl hastalığı ve delilik olgusu
Bu araştırma, kırsal ve kentsel alanlarda yaşayan bireylerin normal-anormal, delilik ve akıl hastalığı olgularını nasıl tanımladıkları ve bu şekilde nitelendirilen bireylerle nasıl ilişki ve etkileşim kurduklarını köy ve kent bağlamında karşılaştırmalı olarak ele almayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, bireylerin yaşadıkları mekânın ilişki dinamikleri ve kültürüyle ilişkili olarak deli ya da akıl hastası olarak nitelendirilen bireylerin damgalanma, sosyal dışlanma ve kabul süreçlerinin nasıl olduğunun anlaşılması hedeflenmektedir. Araştırma, kentsel alan olarak Ankara ve kırsal alan olarak ise Samsun'un Elmaçukuru Köyü'nde gerçekleştirilmiştir. Kentsel alan olarak Ankara'nın tercih edilmesinde hem büyükşehir hem de başkent olması sebebiyle kentsel ilişkilerin yoğunluğu, kırsal alan olarak Elmaçukuru Köyü'nün tercih edilmesinde ise, şehir merkezine uzak, izole bir dağ köyü olması sebebiyle kırsal ilişkilerin yoğunluğu etkili olmuştur. Nitel araştırma yönteminin uygulandığı araştırmada kentten ve köyden 8'er katılımcı olmak üzere toplamda 16 kişiyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca araştırmanın kırsal sahasını oluşturan Elmaçukuru Köyü'nde katılımlı gözlem uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda köy ve kent ilişki dinamiklerine bağlı olarak, bireylerin akıl hastalığı ve delilik tanımlarına, kurdukları ilişkilerin mahiyetine ve damgalanmış bireyleri toplumsal dışlama ve kabul süreçlerine ilişkin anlamaya dönük sonuçlara ulaşılmıştır.
A data-driven approach for understanding human behavior in urban studies
As digital tools and methods continue to alter the development and growth patterns of the cities, the relationship of the urbanites with the city and also the designers' tools and methods used to design the city; the use of data has become an essential focus in understanding and designing urban environments. Although cities have experienced several technological paradigm shifts, the current transformation defined with digitalization of information and related methods, approaches and practices have a remarkable impact on the cities, urbanites and designers. Consequently, the cities become defined, equipped, supported and represented with data and they have turned into major generators of data. In recent years, the rise of digital tools and methods has generated vast amounts of data that offer insights into the behavior of urbanites and the design of cities. Therefore, the notion of Big-Data, a key output of digitalization, has become a decisive spotlight in our efforts to comprehend cities. The emphasis of the thesis is to investigate the potential of Big Data as a valuable resource for urban studies and proposes a data-driven approach to better understand the human behavior. By introducing innovative model for leveraging Big Data within the frame of Urban Informatics, it examines the use of "Topic Modeling" to analyze user-generated data and seamlessly integrate interdisciplinary approaches. This model also aims to make a significant contribution to urban studies and emphasize the crucial role of data in shaping our cities concentrating on analyzing human behavior in urban environments. Keywords: big-data, urban informatics, data-driven urban studies, topic modelling
Beton dünya
Araştırmanın temeli ülkemizde meydana gelen belediye yönetimine, kayyumlar atanmasıyla birlikte belediye binalarının güvenliğini sağlamak amacıyla belediye önlerine yerleştirilen beton bariyerlerdir. İçinde yaşadığımız kentlerdeki ''beton yığınların'' durumu ortadayken söz konusu beton bariyerlerin de suni bitkilerle süslenmesi sorunun daha da görünür olmasını sağladı. Araştırma neticesinde sermayenin yapılaşma ile ilişkisinin tarım devrine kadar uzanması o dönemdeki ketlerin günümüz kent anlayışının da temelini oluşturmaktadır. Özelikle de günümüz kentlerin sermaye artırımı adına yapılan sabit sermaye, yine aynı doğrultuda ekonomik krizlerin önüne geçme adına yapılan doğal katliamlardır. Üretim aşamasında gerekli olan doğal olmayan enerji kaynaklarının kullanımı doğal felaketlerin temelini oluşturmaktadır. Doğal çevre üzerinde gerçekleşen bu yıkımın nasıl ve ne doğrultuda gerçekleştiği tezin varlık nedenini ortaya koymaktadır.
Kent hukukunun ekonomi politiği: Türkiye örneği
Çalışmanın amacı, küresel ölçekte değişim değeri ve rekabetteki yeri ile tanımlanmaya başlayan kentlerin birikim açısından barındırdığı olanakları ve bu olanakların sermaye kesimi lehine kullanımını imkân dahiline sokan hukuki düzenleme sürecini araştırmaktır. Bu araştırmayı ise Düzenleme Okulu'nun kavramsal çerçevesinden yararlanarak normlardan yola çıkarak değil normların düzenlediği ilişkilerin bilgisi ile yapmayı hedeflemiştir. 1980 sonrasında başlayıp 2000'li yıllarda etkisi belirginleşen neo-liberal dalga, kurumları ve pratikleri ile hukuki dönüşüme yön vermeye devam etmektedir. Kentsel süreçleri de etkileyen bu dönüşüm, birikimin verili yer ve zamandaki gereklerine uygun biçimleri yaratmaktadır. Sınıf mücadelesi ile şekillenen süreç, metalaştırma ve piyasa menfaatinin toplum menfaatinin üstüne çıkması ile sonuçlanmakta ve etkilerini kentsel alanda en belirgin biçimiyle göstermektedir. Çalışmada emeğin kazanımlarının tasfiyesinin sosyal hakları zayıflatırken beraberinde devletin kamusal işlevlerini de zayıflattığı vurgulanarak çeşitli hukuki biçimler altında görünür olan idari karar ve örgütlenme biçimlerinin de dönüştüğü ortaya konmaktadır. Devlet alanı içerisinde sermayenin temsilinin artması ve bunu mümkün kılan dönüşümler kentleri de, toplumun çoğunluğunu oluşturan emekçi kesimlerin talepleri yerine piyasanın istikrarlı işleyişini güvence altına alacak şekilde yapılandırmaya başlamıştır. Tezde kente ilişkin hukukun dönüşümü de bu bağlamda teknik bir süreci ifade etmeyip anılan sürecin bir uzantısı olarak ele alınmıştır.
Türkiye'de soylulaştırma sürecinde yıkılan belleğin sanat eseri üzerinden inşası
Bu yüksek lisans sanat çalışması raporunda, Türkiye'de soylulaştırma sürecinin değiştirdiği kent ve bununla birlikte yok olan toplumsal hafızanın, sanat ve sanatçı üstündeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu hedef doğrultusunda ilk bölümde soylulaştırmanın, kent ve toplum üzerindeki etkisi irdelenmiş ve soylulaştırma hareketinin gelişimi ile birlikte safhaları işlenmiştir. Bu sürecin sonucu olarak; yerinden edilen, mekânsal dışlanma yaşayan kent sakinleri konu bağlamında işlenmiş ve bellek kaybı araştırılmıştır. Bu sonuçlarla birlikte sanatçıların bu süreçteki rolleri incelenmiştir. Sanatçıların, soylulaştırma hareketinde öncü olarak olumlu bir tutum sergilemesinin süreci hızlandırdığı ifade edilirken diğer yandan bu sürece karşı takındıkları negatif tavır da anlatılmıştır. İkinci bölümde, Ankara ve İstanbul'da, soylulaştırma sürecinde yıkılan toplumsal belleğin sanat eserleri ile inşası incelenmiş ve bu konu hakkında, sanat çalışması sürecinde üretilen uygulamalı çalışmalar, bellek, mekân ve sanatçı ilişkileri bağlamında sunulmuştur. Anahtar sözcükler: Soylulaştırma, kent, sosyal bellek, sanatçı, sanat eseri, mekân