Sosyal hareketler
Bu konu başlığı altında 228 tez
State repression and populist discourse: A comparative case study of Gezi Park Movement, Occupy Wall Street Movement and the Egyptian Revolution
Why do democracies repress nonviolent civilian mobilization? Why do democracies use populist discourse as a response to nonviolent civilian mobilization? This thesis examines the effect of populist discourse on state repression of nonviolent civilian mobilization. The central claim of this thesis is that governments respond to nonviolent civilian mobilization with populist discourse, i.e., independent variable, to expand the limits of political opportunities for repression. I built on the literature by including an independent variable, namely populist discourse, to the existing model of repression and mobilization. The causal effect of "populist discourse" is tested through a structured and focused comparative case study, namely most similar systems analysis, through which I compare Gezi Park Movement, the Egyptian Revolution and Occupy Wall Street Movement. These three cases provide evidence that the populist discourse effects state repression of nonviolent mobilization.
Fifty shades of grotesque: Anti-austerity movements in Europe after 2008
The aim of this thesis is to examine the anti-austerity protests that took place in seven European Union countries in the post-2008 Global Economic Crisis by bringing together the Social Movements literature and the Bakhtinesque concepts of grotesque and carnivalesque. The main argument of the thesis is that, from a Bakhtinesque perspective, grotesque and carnivalesque symbols are used similarly in these antiausterity protests in Europe, despite different regional, cultural and economic elements. In the thesis, a photographical analysis will be carried out on Bakhtin's theories, social movements literature and the findings of the cases discussed, and finally a general discussion will be carried out on three main themes obtained eventually in the conclusion part. Considering the Bakhtin literature and the Social Movements literature together will provide an understanding of the connection between the behavior patterns revealed in the protests and the folk culture. Furthermore, this would also assist in grasping the relationship between the strategy, motivation and emotions of the participants and the Bakhtinesque concepts
Osmanlı kadın hareketi öncülerinden Hanımlara Mahsus Gazete'de ideal evlilik ve aileye bakış
Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı'yla ivme kazanan batılılaşma süreciyle beraber toplumda önemli değişimler yaşanmaya başlamıştır. Sosyal hayatta ataerkilliğin baskın olduğu Osmanlı toplumunda, modernleşme süreciyle birlikte kadının yeri yeniden sorgulanmaya başlamıştır. Kadınlar kurdukları kadın cemiyetleri yoluyla toplumda aktif rol alarak, çalışma hayatına atılmış ve kendilerini ifade etmeye çabalamışlardır. Kadınların kendilerini ifade ettikleri araçlardan biri de hiç şüphesiz o dönemde gelişme gösteren basındır. Kadınlar, çıkardıkları kadın dergileri ve gazeteleri aracılığıyla kendilerini anlatabilme ve toplumsal konularda söz söyleme şansına sahip olmuşlardır. Bu çalışmada, dönemin kadın dergilerinden biri olan Hanımlara Mahsus Gazete'de, ideal evlilik ve aile anlayışının nasıl olması gerektiği, gazetede yer alan yazılar temel alınarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
Sosyal hizmet etiği perspektifinden dijital feminist hareketler: #MeToo hareketi örneği
Bu araştırmada, dijital feminist hareketler ve #MeToo hareketi, sosyal hizmet etiği çerçevesinden değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, #MeToo hareketinin olumlu ve olumsuz etkisinin belirlenmesi ve toplumsal yaşama ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddetin önlenmesi konusundaki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden, derinlemesine görüşme tekniği tercih edilmiştir. Bu kapsamda yarı yapılandırılmış görüşme formu ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini toplumsal cinsiyet alanında teorik veya uygulama düzeyinde çalışmalar yürüten ve #MeToo hareketini yakından takip eden 20 katılımcı oluşturmuştur. Bu bağlamda katılımcıların (1) dijital toplumsal hareketlere, (2) dijital feminist hareketlere, (3) #MeToo hareketine, (4) #MeToo hareketi kapsamındaki ifşa mekanizmasına ve (5) #MeToo hareketine ilişkin etik tartışmalara ilişkin görüşlerini içeren araştırma bulguları MAXQDA 2022 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Çözümlenen veri seti, içerik analizi çalışması ile yorumlanarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda dijital toplumsal hareketlerin ve dijital feminist hareketlerin bilgi ve iletişime kolay, hızlı ve masrafsız erişim sağlama özellikleri ile örgütlenme ve farkındalık yaratma bakımından oldukça etkili eylemlilik yöntemleri olduğu ancak sosyal, politik ve yapısal değişimlerin sağlanması konusunda yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı cinsel şiddet ve tacizin toplumsal bir sorun olarak yaygınlığı ve söz konusu sorunun yasal yöntemlerle önlenememesine bağlı olarak ortaya çıkan #MeToo hareketinin cinsel şiddet ve tacizin yaygınlığını kanıtladığı ve toplumsal yaşamda tabulaştırılan cinsel şiddet konusunun kamusal alanda tartışılmasını sağlayarak önemli bir toplumsal farkındalık yaratmıştır. İfşa mekanizması ile cinsel şiddet ve taciz konusunda önleyici bir mekanizma oluştursa da hareketin düzensiz, süreksiz, kurumsallıktan uzak yapısı hareketin yeterli düzeyde önleyici güce sahip olmasını engellemektedir. İfşa mekanizmasının ise feminist eylemlilikte tek yöntem olarak kullanılarak yasal yöntemlerin yadsınması hareketin sosyal, politik ve yapısal değişim sağlama gücünün önündeki başka bir engeldir. Bu bağlamda hareketin cinsel şiddet ve tacizin önlenmesi konusunda dijital eylemlilik ile geleneksel örgütlülük biçimini bir araya getirerek etik ifşa mekanizması ile yasal hukuki süreçlerin birbirine eklemlendiği kurumsal bir yapıya evrilmesi önerilmektedir.
Türkiye'de kadın hareketinin 1990-2020 arasındaki taleplerinin feminist sosyal hizmet bağlamında incelenmesi
Bu araştırma kapsamında Türkiye'de kadın hareketi tarihi içerisindeki kadın örgütlerinin sosyal hizmet mesleğinden taleplerini ve bu taleplere dair deneyimlerini açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmanın kuramsal çerçevesi kapsamında kadın hareketi tarihi, kadın hareketinin kurumsallaşması, toplumsal hareketler bağlamında sosyal hizmet uygulamaları ve kuramları, makro sosyal hizmet çalışmaları ve kadın hareketi bağlamında uygulanabilecek sosyal hizmet uygulamaları başlıklarına yer verilmiştir. Nitel desende yapılan bu araştırmada fenomenolojik yaklaşımdan yararlanılmıştır. Araştırmanın özneleri ve birincil veri kaynakları, kadınlar ve kadınların oluşturduğu örgütlü hareketin sağladığı birikimdir. Bu doğrultuda, 1990 ve 2000 yılları arasında kurulmuş Ankara ve İstanbul'da yer alan kadın örgütlerinde en az bir yıl aktif olarak karar alma mekanizmalarına katılmış 8 kadın ile görüşülmüştür. Katılımcıların yer aldığı kadın örgütleri; Uçan Süpürge Vakfı, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Türk Kadınlar Birliği, Dünya Kadın Yürüyüşü ve Kadın Dayanışma Vakfı'dır. Görüşmelerde, araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veri toplama süreci Covid 19 pandemisi nedeni ile katılımcıların istekleri doğrultusunda çevrimiçi görüşmeler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında ulaşılan bulgular ve sonuçlara göre kadın hareketi, Türkiye'deki tarihi boyunca kadınlar için oluşturdukları taleplerin karşılanmasında sosyal hizmet sistemi içerisindeki kurumları ve bütüncül olarak sosyal hizmet mesleğini de bir mekanizma olarak görmektedir. 1990'lı yıllardan günümüze kadar olan süreçte kadın hareketi sosyal hizmet mekanizmalarını kullanmak için çeşitli yöntemlere başvurmuş ve ilişkiler geliştirmiştir. Araştırma kapsamında bu ilişkilerin yıllar içerisinde değiştiği ve dönüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Ulaşılan sonuçlar kapsamında mikro, mezzo ve makro düzeyde öneriler geliştirilmiştir.
Türkiye'deki LGBTİQ+ hareketinin STK'laşması: Neoliberalizm, sivil toplum ve cinselliğin müzakeresi
Ekonomik politikaların olanaklı kıldığı öznellikler ve alanların birbiri ile etkileşimi, toplumsal hareketlerin dönüşümü ve işlevselleştirdiği stratejileri anlamak için elverişli bir alan sunmaktadır. Neoliberalizmin ekonomik anlayışının, ideolojik yansımaları, yapıp-etmeleri dönüştürücü/bozuşturucu gücü toplumsal hareketlerin mücadele anlayışlarını, stratejilerini ve pratiklerini etkilemektedir. LGBTİQ+ hareket(ler)inin aynı anda barındırdığı ulusaşırı ve yerel karakteristikler ile neoliberalizmin konsolidasyonu için araç ve kaynaklara sahip sivil toplumu bir arada dikkate aldığımızda neoliberal akılsallığın etkisinin tartı(şı)labileceği bir kesişime odaklanmış olunmaktadır. Söz konusu kesişime odaklanarak bu araştırma kapsamında Kaos GL Dergisi üzerinden arşiv çalışması ile Türkiye'deki LGBTİQ+ hareketinin politik konumlanışı ve benimsenen mücadele pratiklerine dair söylemsel izlek incelenerek bir referans noktası oluşturulmuştur. Oluşturulan referans noktası, 1990 – 2003 tarihleri arasında LGBTİQ+ hareketine dahil olmuş 40 yaş üstü ve 2010 sonrasında harekete katılmış 30 yaş altı olan LGBTİQ+ hak savunucuları ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler üzerinden hizalanmaya çalışılmıştır. Böylece Türkiye'deki LGBTİQ+ hareketinin farklı dönemlerinde harekete katılma, mücadele algıları ve pratikleri konularında hak savunucularının düşünce ve deneyimlerinin nasıl şekillendiği ve değiştiği ve bu değişimleri neoliberal akılsallığın ne derece etkilediği incelenebilmiştir. Bulgular doğrultusunda LGBTİQ+ların işlevselleştirebildikleri ve müttefiklerini arttırabildikleri her alanda mücadeleyi yaygınlaştırmaya çalıştıkları, neoliberal akılsallığın bireysel güçlenme ve özgürleşmeye yönelik algısının tam olarak benimsenmediği fakat hareket alanının daraltılması itibariyle gerçekleştirilen pratiklerin biçimsel olarak bu akılsallıkla benzer göründüğü ve güncel amacın mevzi kaybetmemeye odaklanıldığı sonucuna varılmıştır.
Arap Baharı: Ortadoğu'da sosyal medya destekli toplumsal hareketler – Tunus, Mısır ve Libya örnekleri
Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan ve Arap Baharı olarak nitelenen yeni toplumsal hareketlerin sona ermesinin üzerinden 12 yıllık bir süre geçmiş olmasına karşın, bu vaka küresel ilgi ve dikkati hala üzerinde toplamaktadır. Araştırma konusu ülkeler olan Tunus, Mısır ve Libya'da yeni toplumsal hareketlerin meydana gelişindeki sosyal medya rolünü anlamak ve açıklamak ise sosyolojik olarak önem taşımaktadır. Zira bu olaylar, benzer otoriter rejimlerin varlığını devam ettirdiği hemen her toplum için yeniden gündeme gelebilir. Castells'in (2012) "Ağ Toplumu Kuramı"nda değindiği, zaman ve mekânı aşan kullanıcıların içerik üreterek bağlantı kurduğu ve pratiklerini birleştirdiği platformlar şeklinde yapmış olduğu sosyal ağ tanımında yer aldığı üzere toplumsal etkileşimler sonucunda ortaya çıkan yeni toplumsal hareketlerin en çarpıcı örneklerinden biri olan Arap Baharı olayları, sosyal medyanın "Kaynak Seferberliği Kuramı" açısından değerlendirilmesinde de model bir sosyolojik vaka olmuştur. Bu araştırmada "Ağ Toplumu" ve "Kaynak Seferberliği Kuramları" bağlamında Tunus, Mısır ve Libya ülkelerinde meydana gelen yeni toplumsal hareketler, ilgili ülkelerdeki sosyal medya platformlarında protestolar süresince yapılan paylaşımlar ışığında nitel içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek Arap Baharı olarak nitelendirilen yeni toplumsal hareketlerin oluşması ve yaygınlaşması üzerindeki sosyal medya işlevi ortaya çıkarılmak istenmiştir.
Küresel medyanın sosyal hareketlerde rolü: New York Times Gazetesi'nde Turuncu Devrimin temsili
İletişim teknolojilerinin matbaa ile başlayan günümüzde de bilgisayar ve internet ile devam eden tarihsel serüvenine bakıldığında bu araçların icar edildikleri dönemi ve dönemin toplumsal yapısını etkiledikleri görülmektedir. Günümüzde de iletişim araçları bilgisayar ve internet kullanımının artması ile yayınlarını daha büyük kitlelere ve daha uzak coğrafyalara iletmeye başlamış, basın yayın kuruluşları da uluslararası olaylara müdahil olup haber içeriklerini de kendi görüşlerine göre oluşturmuşlardır. Dünyanın ve ABD'nin önde gelen gazetelerinden New York Times Gazetesi'de yakın dönemde Ukrayna'da meydana gelen "Turuncu Devrim"e yakından ilgili göstermiş, bu ilgi sonucunda yaşanan olaylar ile ilgili yaptığı haberleri okuyucuya sunmuştur. New York Times Gazetesi'nin ürettiği içerikler Ukrayna'da yaşanan olayları bir Doğu – Batı savaşımı olarak yorumlanmıştır. Seçimlerde yapılan usulsüzlükler, dolaylı yoldan Rusya'ya bağlanmış, Ukrayna'da yaşanan olayları da Rusya ve Batı'nın bir mücadelesi olarak haberleştirmiştir. New York Times'da yayınlanan haberlerde Batı yanlısı liberal aday Yuşçenko'yu olumlayan içerikler üretmiş, Ukraynalı muhaliflerin gösterilerini ise haber metinlerinde barışçıl eylemler olarak nitelendirilmiştir. Rus yanlısı olarak nitelendirdiği diğer aday olan Yanukoviç ise haberlerde olumsuz bir figür olarak tasvir edilmiştir. Sonuçta çok uluslu şirketlerin küresel medya yapıları yardımıyla ülkelerin siyasi yapısını etkilemek istedikleri ortaya çıkmaktadır. Anahtar Sözcükler:Neoliberalizm, Küresel Medya, Sosyal Hareketler, New York Times, Turuncu Devrim.
Gezi parkı direnişi sürecinde grafik tasarımın rolü
Bu çalışmanın amacı, Gezi Parkı Direnişi Sürecinde, Grafik tasarımın toplum üzerinde nasıl bir rol oynadığını incelemektir. Çalışmada Gezi Parkı direnişi sürecinin tüm yönleriyle yansıtılması, grafik tasarımcıların, iletişim sürecine nasıl müdahale ettikleri ve yaptıkları seçimlerle mesajı nasıl şekillendirdiklerinin açıklanması, sivil itaatsizlik ve mizah arasındaki ilişkinin açıklanması ve örneklenmesi, Gezi Parkı direnişi sürecinde üretilen görsel ürünlerin yorumlanması, Gezi Parkı eylemlerinde, sosyal medyanın rolüne ilişkin verilere ve tespitlere yer verilmesi hedeflenmiştir.Araştırmanın ikinci kısmında, sivil itaatsizlik kavramı üzerinde durulmuştur. Sivil itaatsizlik tanımları, sivil itaatsizliğin unsurları ve öncüleri, Türkiye ve Dünya'daki sivil itaatsizlik eylemleri bu başlık altında incelenmiştir. Ayrıca, günümüze kadar Dünya'yı etkileyen başlıca sokak direnişlerinin gelişimine yer verilmiş ve direnişler sırasında ve sonrasında ortaya çıkan görsel ürünler yorumlanmıştır. Gezi Parkı Direnişi'nin ortaya çıkma nedenleri ve ülke geneline yayılma süreci, direnişe katılan eylemcilerin profili ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Son olarak sosyal medyanın Gezi Parkı Direnişi üzerindeki etkisinden bahsedilmiştir.Araştırmanın üçüncü kısmında, grafik tasarımın anlamı ve grafik tasarımcının rolü üzerinde durulmuş ve sosyal içerikli grafik tasarım, bu başlık altında ele alınmıştır. Ayrıca, grafik tasarımın görsel algıya olan etkisinin daha net bir şekilde anlaşılabilmesi için Gezi Parkı Direnişi'nin mizahi görsel ürünleri incelenmiştir. Tasarım geliştirme süreci açıklanmış ve göstergebilimin önemi vurgulanmıştır. Üçüncü bölümün son kısmında ise Gezi Parkı Direnişi'nin hafızalara kazınan simgelerine yer verilmiştir.Araştırmanın dördüncü kısmında, mizahın işlevleri üç kategoride incelenmiş ve mizahın Gezi Parkı Direnişi sürecindeki rolü üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Grafik Tasarım, Gezi Parkı Direnişi, sivil itaatsizlik, görsel algı, mizah
Gezi parkı olayları sürecinde polis kimliğinin medyada temsili
Kültür teması altında incelenen 'kimlik' meselesinin önemi, günümüzde gerek siyaset alanında gerek bilimsel çalışmalarda ortaya çıkmaktadır. Kimliği medyanın büyük ölçüde şekillendirdiği gerçeği kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Hal böyle iken kimlik çalışmalarına kayıtsız kalmak imkansızdır. Çalışmada ele alınan "polis kimliği" devlet tarihi kadar eskidir ve devlete dair büyük ipuçları ve derin anlamlar taşımaktadır. Totaliter rejimde devleti koruyan, devlet için tehlike olan tüm iç tehdit unsurlarıyla savaşan, halkın dışında kendi içinde yaşayan bu kimlik araştırıldığında devlete ve ideolojiye daha yakından bakılmış olacaktır. Yakın geçmişimizde yaşanmış olan ve Türkiye'yi derinden etkileyen Gezi Parkı olayları unutulmamıştır ve olumlu veya olumsuz etkileri hala görülmektedir. Tüm dünyada süregelen eylemlerin Türkiye'de de yaşanması, darbe gören kuşağın yüreğini ağzına getirmiş, ülke bir isyandan dönmüştür. Olaylar sürecinde yüzlerce yaralı ve onlarca ölü haberi gelmiştir. Polisin eylemcileri durdurmak için kullandığı yöntemler "orantısız güç" diye tabir edilmiş, taraflar birbirine düşmancasına saldırmıştır. Gezi Parkı Olayları sürecinde haberlerin polis-eylemci ekseninde yapıldığı göz önüne alındığında burada bir kimlik oluşturulmadığını söylemek doğru olmaz. Bu çalışma da bu düşünceden hareket ile internet haber sitelerinde Gezi Parkı olaylarına ilişkin yapılan haberlerde inşa edilen polis kimliğini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Medyanın gerçeği; ideolojilerine göre yeniden şekillendirip yeni bir gerçek oluşturduğu varsayımı, bu tezin çıkış noktası olmuştur. Haberler Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemiyle ele alınmıştır. Haberler yöntem doğrultusunda incelendiği zaman, gerçeğin yeniden yazıldığı ve kimliklerin ideolojik çerçeve ile inşa edildiği sonucuna varılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gezi Parkı olayları, polis kimliği, internet haberleri, eleştirel söylem çözümlemesi
Yeni toplumsal hareketler bağlamında yazılı basında değişen işçi kimliği
Bu araştırmada "Yazılı Basında Değişen İşçi Kimliği" "Yeni Toplumsal Hareketler" bağlamında ele alınmıştır. Eski ve Yeni Toplumsal Hareket kavramları açıklanarak belirlenen gazeteler incelenmiş ve işçi kimliğinin haberleştirilmesinde değişim yaşanmış mıdır? Sorusuna cevap aranmıştır. Çalışmada Van Dijk'in eleştirel söylem analizi yöntem olarak kullanılmıştır. 2002 – 2012 yılları arasında Cumhuriyet ve Yeni Şafak gazetelerinin 30 Nisan, 1 Mayıs ve 2 Mayıs tarihli sayıları belirlenen kriterlere göre incelenmiştir.Yazılı basında işçi kimliğinin sunumunun, yeni toplumsal hareketlerin ortaya çıkışıyla birlikte değiştiği dile getirilmiştir. Bu değişimin üretilen haberlerde görüldüğü iddia edilmiştir. Çalışma sonunda incelen gazetelerde işçi kimliği haberleştirilirken işçi kimliğindeki ve işçi taleplerindeki değişimin tam olarak okunamadığı sonucuna varılmıştır. Dünya genelinde etkisi her geçen gün artan "Yeni Toplumsal Hareketlerin" işçi kimliğini eksenli muhalefeti de değiştirdiği gerçeğinin tam olarak anlaşılmadığı sonucuna varılmıştır. İncelenen gazetelerin "İşçi Kimliği" ni kendi yayın politikaları içinde araçsallaştırdıkları sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Sınıf, Toplumsal Hareket, Kimlik, Söylem
The role of Instagram in influencing the publishing, sharing, and posting related to the Sheikh Jarrah 2021 events
Depending on many users' criticism of social media platforms for the censoring of the information on Sheikh Jarrah events, the study aims to find out and expose how Instagram's terms and conditions of sharing posts and feed affect the influencing, publishing and posting related to Sheikh Jarrah 2021 events that erupted on May 10, 2021 and to find out whether Instagram, has restricted and erased information related to the event. The study followed the quantitative and qualitative research approaches by designing a questionnaire of (304) persons who were distributed an online questionnaire. Moreover, intensive interviews were conducted with some of the experts and influencers to gain more in-depth understanding of the problem of the research. The study found out that Instagram played a role in controlling the publishing by many forms such as deleted posts, limited story reach, deleted comments, and even removed or deleted Instagram pages and accounts that were pro-Palestinian and related to the events of Sheikh Jarrah, despite the official denials made by spokespeople for the company of Instagram. It was assumed that the sample study for this research revealed that the news about the events in Sheikh Jarrah gathered from the Instagram profiles of influencers like Bella Hadid, Muna Al-Kurd, and others were more trustworthy and dependable than other news sources. It was observed that Instagram influencer profiles and posts give users greater opportunities to stay up to speed on current events or perhaps learn about them for the first time. Keywords: Instagram, Influencing, Palestine, the Sheikh Jarrah 2021 Events.
Ebu'l Kelam Azad ve Mahatma Gandhi'nin dini düşüncelerinin Hindistan'da başlatılan sivil itaatsizlik eylemlerine etkileri
Dini düşünceler ve inanışlar, toplumsal değişim ve dönüşüm süreçleri üzerinde önemli bir role sahiptir. İnsanların kültürel değerleri, ahlaki ilkeleri ve siyasi düşünceleri üzerinde derin etkiler bırakan dini düşünceler ve inanışlar, toplumsal hareketler ve ortaya konulan eylem modelleri üzerinde de önemli bir etkiye sahip olmuştur. Nitekim dini motivasyonla başlatılan toplumsal hareketler, ortaya konulan eylemlere aşkın bir hüviyet kazandırarak hareket üyeleri arasındaki bağların da güçlenmesine sebebiyet vermektedir. Bu durum neticesinde ise gerçekleştirilen eylemler normalden daha güçlü kılınarak hareketin başarıya ulaşma şansı da artmış olur. Bu çalışmada, Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesinin önde gelen iki ismi olan Ebu'l Kelam Azad ile Mahatma Gandhi'nin dini düşüncelerinin ortaya koymuş oldukları toplumsal hareketlere sivil itaatsizlik eylemlerine etkisi incelenecektir. Bu doğrultuda, çalışmada evvela toplumsal hareketler ve sivil itaatsizlik literatürü değerlendirilecek olup, meselenin teorik arka planına yer verilecektir. Ardından ise Ebu'l Kelam Azad ile Mahatma Gandhi'nin hayatı, dini ve siyasi düşüncelerin gerçekleştirdikleri eylem modelleriyle paralel bir şekilde incelenecektir. Son olarak ikilinin başlatmış oldukları toplumsal hareketler ve bu hareketlerin bir eylem modeli olan sivil itaatsizliğin günümüze etkileri ve bıraktıkları miras değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Ebu'l Kelam Azad, Mahatma Gandhi, Hindistan, sivil itaatsizlik, toplumsal hareketler
Türkiye'de kamusal alanlarda iktidar karşıtı sivil hareketler ve bunların sanat pratiği bağlamında değerlendirilmesi
Bu tezde, Türkiye'de kamusal alanlardaki sivil hareketlerin sanat pratiği bağlamında değerlendirilmesi yapılmıştır. Sanatçıların ve inisiyatiflerin iktidarlarla yaşadığı sorunlar, yerel halkla kurulan ilişkiler ve bu ilişkilerin nihayetinde ortaya çıkan işler ile; temel çıkış noktası politik bir tavır olan bağımsız oluşumların yaratıcı pratikler üzerinden oluşturduğu diyalog üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada, kamusal alan ve çağdaş sanat üzerine çalışan düşünürlerin fikirleri referans alınarak örneklendirmeler yapılmıştır. Sanatın politikayla olan ilişkisi bağlamında toplumsal hareketlerin analizi yapılarak kamusal alanlardaki hareketler değerlendirilmiştir. Tarih içinde değişen kamusal alan tanımları incelemesi ve çeşitli sanatsal eylemlere ev sahipliği yapan galeri, müze gibi kamusal mekanlardan da konu kapsamında ilgili yerlerde bahsedilmiştir. Çalışma hazırlanırken, yakın tarihteki toplumsal hareketler ve sanata ilişkin yurt içinden ve yurt dışından arşiv bilgileri toplanmıştır. Araştırmanın temelini oluşturmak amacıyla, çeşitli kurumların kütüphanelerinden elde edilen kaynakların içeriğinin özellikle son yirmi yıllık bir süreci kapsamasına dikkat edilmiştir. Bunun sebebi olarak, 1990'lı yıllar ve sonrasında yaşanan teknolojik gelişmelerin etkilediği hızlı bilgi akışının etkisiyle kitleler arası iletişimin yaygınlaşmış olması, çeşitli düşünürlere ve ideolojilere ait yayınların çevrilmesiyle yaşanan fikirsel etkileşimler, dünya genelindeki kimlik tartışmaları ve sosyo-politik etmenler sonucu yaşanan değişimler ve sanatçıların benimsediği disiplinlerarası yaklaşımlarla şekillenen sanat ortamı gösterilebilmektedir. Bu sayede, günümüz sanat pratiklerinin toplumsal hareketlerle kurduğu ilişki bağlamında yapılan tanımları ortaya çıkarmak mümkün olacaktır. Anahtar Kelimeler:Kamusal Alan, Yeni Tip Kamusal Sanat, Estetik, Direniş, Politik Sanat, Aktivizm
II. Abdülhamit Dönemi işçi ve işçi hareketleri
Osmanlı Devleti'nde işçi sınıfının oluşumu uzun bir süre almıştır. II. Abdülhamit döneminde yeni bir sınıf olan işçiler sanayi kentlerinde ortaya çıkmış etkili bir sınıf olmuşlardı. Selanik, İstanbul gibi Osmanlı sanayi kentlerinde işçi örgütlenmeleri ortaya çıkmıştı. II. Abdülhamit, gelişen fikir akımlarının işçiler arasında yayılacağı endişesiyle işçiler üzerinde baskı oluşturmaya çalışmıştı. Bu fikir akımlarının başında anarşizm ve sosyalizm gelmekteydi. Bu düşüncelere mensup işçilerin ülkeye girmeleri, sosyalizm hareketlerine ait haber ve yabancı gazetelerin ülkeye girişleri yasaklanmıştı. II. Abdülhamit döneminde işçilerin örgütlenmeleri de yasaklanmış ve sadece yardım maksatlı yardım cemiyetleri kurulmuştu. İşçi örgütlenmelerine katılanlar ise sürgün cezasına çarptırılmıştı. Jön Türklerin, otuz üç yıl tahtta kalan II. Abdülhamit'i tahttan indirmesiyle ülkede grev patlaması yaşanmıştı. Anahtar Kelimeler: İşçi, II. Abdülhamit, Sosyalizm, Grev, İşçi Örgütlenmeleri
Türkiye'de kadın hakları ve medya: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün basında temsili
Bu tez çalışması, uluslararası bir anma günü olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün Türkiye'de yayınlanan ulusal medya araçlarında nasıl sunulduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla tez çalışmasında farklı ideolojilere sahip 6 gazete ele alınmıştır. Betimsel analiz yöntemi çerçevesinde son 10 yıl verileri basılı medya ve internet medyasıyla incelenmiştir. Kadınların örgütlü bir şekilde sokaklarda olduğu 8 Mart Günü adına incelenen gazeteler; Hürriyet, Cumhuriyet, Yeni Akit, Yeniçağ, Türkiye ve BirGün gazeteleridir. Toplumsal hareketlerin 1960 yılında yaşadığı dönüşümle birlikte, toplumsal hareketler bir kimlik hareketine dönüşmüştür. Yeni toplumsal hareketler olarak adlandırılan bu eylemler tarihsel süreç içersinde kadınları da etkisi altına almıştır. Kadın hareketinin tarihçesine bakıldığında Fransız Devrimiyle birlikte örgütlenme bilincine ulaşan kadınların, aslında 13. yüzyıldan sonra eşitsiz durumlarını basılı araçlarla sorguladıkları görülmektedir. Kadınların toplumsal hareketlerden ayrılarak kadın hareketi içerisinde olmaları ise 18. yüzyılda görülmektedir. Dünyada kadın hareketinin simgeleşmiş bir günü olan 8 Mart Kadınlar Günü'nün nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Ancak genel olarak kadınların 1857 yılında bir fabrikada grev yapmalarının ardından çıkan yangında hayatını kaybeden kadın işçiler adına düzenlenen eylemler olduğu düşünülür. Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası bir gün olarak tanımlanması 1975 yılında olsa da, 8 Mart'ın anma günü olması Clara Zetkin tarafından 1910 yılında İkinci Sosyalist Enternasyonal'e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı'nda önerilmiştir. Kadın hareketinin Türkiye'deki durumuna bakıldığında ise Osmanlı döneminde başlayan yenileşme hareketiyle birlikte kadınların mevcut konumlarını sorguladıkları görülmektedir. Tanzimat Fermanı ile başlayan ve basılı araçlarla kendilerini ifade eden kadınlar Cumhuriyet rejiminin gelmesiyle daha görünür hale gelmişlerdir. Türk kadının 1935 yılında oy hakkını elde ettikten sonra 1960'lara dek kadın hareketlerinde bir duraksama görülse de, 1980 yılına gelindiğinde Türkiye'de kadın hareketlerinin ivme kazandığı görülmektedir. 8 Mart Günü'nün Türkiye'de ilk kutlanışı ise 1921 yılında Komünist Parti üyesi Süleyman Selim'in düzenlemiş olduğu kadınların genel toplantısıyla gerçekleşmiştir. Tüm dünyada bilinen bu anma gününün Türk basınında nasıl ele alındığı konusu, kadın eylemlerine bakış açısından önemlidir. Bu tezde incelenen 8 ve 9 Mart tarihinde çıkan haberlerin son 10 yılı incelendiğinde Kadınlar Günü'ne ilişkin farklı bakış açıları görülmektedir. İdeolojik olarak farklı bakış açılarına sahip bu gazetelerde kadınlar, toplumsal cinsiyet rolleri ile temsil edildiği, kadın eylemlerine ise bazı gazetelerde temsil hiç edilmezken, bazı gazetelerde ise kadın sorunlarına yönelik haber yazıldığı ve bazı gazetelerde siyasilerle birlikte anıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
68 hareketi ve Türkiye'de müzikal değişim: 1961 - 1980 yılları arasında popüler müzik
Bu tez, Türkiye'de popüler müzikte siyasi söylemin en yaygın dönemi olan 1961-1980 yılları arasında üretilen müziklerde, 68 Hareketi'nin dayandığı temel kavramların popüler müziğe yansımasını ele alır. Tezin birinci bölümünde, 68 Hareketi'nin filizlendiği İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem konjonktürünün getirisi olan gençlik kültürleri ve karşıt kültürler anlatılarak Türkiye ile karşılaştırılmış, dönemin gençlik kültüründe önemli bir yer tutan popüler müziğin 68 Hareketi'yle etkileşimleri anlatılmıştır. Bu bölümde son olarak 68 Hareketi'nin teorik temelleri ve dünyadaki seyri ile hareketin temel çerçevesi çizilir. Tezin ikinci bölümü, Türkiye'de 1961-1980 yılları arasındaki popüler müziğin şekillenmesinde etkin rol oynayan kültür politikalarının çerçevesini çizer. Üçüncü bölümde Türkiye'deki 68 Hareketi'nin temelleri, öne çıkan imgeleri, hareketin toplumsal temelli cinsiyeti ve hareketin seyri; birinci elden kaynaklar ve anekdotlar kullanılarak, kronolojik bir çizgide aktarılır. Tezin son bölümü ve esas konusu olan "68 Hareketi'nin 1961-1980 Yılları Arasında Türkiye'deki Popüler Müziğe Etkileri", Türkiye'de 1961-1980 yılları arasında yayınlanmış olan eleştirel ve/veya muhalif özellikler taşıyan popüler müzik parçalarını; parçaların lirik özelliklerinin yanı sıra görsel, işitsel ve yapısal retorik özellikleri dahilinde ele alır. Bu parçalar, ele aldıkları konular doğrultusunda "Sınıf Meseleleri, Ekonomi, Yoksulluk ve Yoksunluk", "Başkaldırı, Umut ve Devrimi Şarkılarla Anlatmak", "Millî Duygular", "Toplumsal Eleştiri", "Toplumsal Bellek" başlıkları altında incelenmiştir. Bunların yanı sıra, Batılı ülkelerdeki 68 Hareketi'nde var olan, ancak Türkiye'de izlerine belki birkaç örnek dışında rastlanmayan konulara, "Görünmeyen Konuların İzleri…" başlığı altında değinilmiştir. Bu başlık altındaki alt başlıklarda şarkılarda toplumsal cinsiyet, ırkçılık konuları ve çevre hareketiyle ilgili konuların izleri araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: 68 Hareketi, Anadolu pop, Anadolu rock, muhalif müzik, müzikal retorik, popüler müzik, retorik analizi.
Eski paradigma ile yüzyüze gelmek: Türkiye'de Neo-spiritüalizm ve yeni sosyal hareketler
Bu çalışmada, Teosofizm hareketleri kapsamında Türkiye'de giderek yaygınlaşan ve ilgi gören neo-spiritüalist pratiklere yönelim merkeze alınmıştır. Bu yaygınlaşan eğilimlerin toplumsal dinamikler üzerindeki etkisi; yeni mesleklerin doğuşu, farklılaşan toplumsal örgütlenmeler, alternative tedavi yöntemlerine artan talep ile birlikte toplumun pek çok farklı kesimine yayılan yaşam stilleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, sözü edilen bu eğilimler sosyal bilimler literatürü içerisinde daha çok inanç temelleri ve sekülerleşme tartışmaları çerçevesinde değerlendirildiğinden ötürü bu yönelimlerin tüm yapısal toplumsal süreçler dahilinde nedensel bir açıklamasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda toplumda yaygınlaşan spiritüalizm ile bağlantılı gündelik yaşam pratiklerine yönelimin temelinde yatan bireysel/toplumsal/kamusal sorunlar irdelenerek bu pratiklerin yeni sosyal hareketler ile ilişkisi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Araştırma kapsamında yorumcu/inşacı ve eleştirel perspektiften nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Bu sayede Neo-spiritüalist yaşam tarzını öznelerin anlamlandırma biçimleri ortaya koyulmaya çalışılmış, diğer taraftan bu eğilimlerin ve dolayısıyla günümüz insanının yaşadığı kimlik bunalımının kaynağı olan yapısal sistemlerin eleştirel bir analizi yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanıp değerlendirilmesi sonucunda Neo-spiritüel yaşam tarzına sahip bireylerin sosyo-demografik yapısı ile ilgili bilgilere, yönelim ve arayışlarının altındaki motivasyonlarına ve yeni sosyal hareketler ile ilişkilerine dair bulgulara ulaşılmıştır. Buna göre; bu pratiklere yönelim çoğunlukla kentli, eğitimli, orta veya orta-üst sınıfa mensup kadınlar arasında yaygınlaşmıştır. Bir yaşam tarzı haline dönüşen pratiklerin temelinde; alternatif terapi ve tedavi yöntemlerine alan açması, bilimsel ve dogmatik bilgi sistemlerinin arasında köprü oluşturan üçüncü bir yol olarak karşımıza çıkması yatmaktadır. Ayrıca bunlara ek olarak, araçsal akılcılaşmanın beraberinde getirdiği doğaya, bedene ve duygulara yabancılaşma olgusuna karşılık bir arayıştır. Dolayısıyla bu öğretiler yalnızca yeni bir inanç sistemleri veya yeni bir tüketim aracı olarak değerlendirilmemekte modern paradigmanın şekillendirdiği ilerleme anlayışına, uzmanlaşmaya ve modern demokrasilerin ideallerine inancın azalması sonucu ortaya çıkan öznel konumlanışlar olarak değerlendirilmektedir. Özne sosyolojisi kapsamında neo-spiritüalistlerin toplumsal değişmeye yönelik bir beklentisinin olduğu ancak bu anlamdaki toplumsal aktivizmlerinin; lokal ve kesintili katılımla beraber şiddet dili barındırmayan pasif/ öznel bir direniş şeklinde olduğu görülmüştür.
Türkiye'de engelli hakları aktivizmi: Engelli aktivistler üzerine nitel bir çalışma
Tarih boyunca ayrımcılığa, baskılanmaya ve dışlanmaya maruz kalan engelli bireyler, 1960'lı ve 1970'li yıllarda, ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de hakları için örgütlenmeye başlamışlardır. Engelli aktivistler protestolar, lobicilik, hukuki yollar gibi çeşitli stratejileri kullanarak engelli bireylerin herkesle eşit bir şekilde haklar ve özgürlüklerden faydalanabilmesi için mücadele etmiştir. Engelli aktivistler Biz Olmadan Bizim İçin Asla sloganıyla faaliyetler gerçekleştirmiştir. Çeşitli ülkelerde farklı zamanlarda ve farklı şekillerde gelişen engelli hakları hareketi Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin imzalanması gibi çeşitli uluslararası kazanımlar elde etmişlerdir. Türkiye'de 2000'li yıllara gelene kadar engelli derneklerinin çeşitli çabaları olmakla birlikte ABD ve İngiltere'dekine benzer aktivist mücadeleler gerçekleşmemiştir. 2000'li yıllarla birlikte Avrupa Birliği'ne uyum süreci ve Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin imzalanması gibi gelişmeler ile engellilerin hakları konuları gündeme getirmiştir. Kendini aktivist olarak tanımlayan engelli bireyler bu yıllarda hak temelli olarak faaliyet gösteren dernekler kurmaya veya bu derneklerin içinde yer almaya başlamışlar ya da bireysel olarak aktivizm yapmaya başlamışlardır. Bu araştırmada Türkiye'de engellilik konusunda aktivist olan engelli bireylerin aktivizm deneyimlerinin derinlemesine olarak anlaşılması amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada veri toplama tekniği olarak online derinlemesine görüşme kullanılmıştır. Yaşları yirmili yaşlar ile ellili yaşlar arasında değişen toplamda 12 engelli aktivist ile Zoom üzerinden online derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerde elde edilen veriler MAXQDA programı kullanarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda araştırmanın on iki problem cümlesine ilişkin olarak ulaşılan temalar bulgular kısmında paylaşılmıştır.
Üniversite öğrencileri açısından Arap Baharı'nın değerlendirilmesi: Türkiye'de okuyan Arap uyruklu öğrenciler üzerine bir araştırma
Bu çalışma Türkiye'de okuyan Arap uyruklu üniversite öğrencileri açısından Arap Baharı sürecini anlamaya çalışarak, bu sürecin onlara ne ifade ettiğini ve Arap Baharının Arap öğrencilerin gözünden nasıl algılandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Nicel analiz yöntemlerinin kullanıldığı araştırmanın modeli ise tarama modelidir. Araştırmanın verileri anket yöntemi ile elde edilmiştir. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde katılımcıların demografik bilgilerinin yer aldığı sorular bulunurken, ikinci bölümde ise Arap uyruklu üniversite öğrencilerinin Arap Baharını nasıl değerlendirdiklerini tespit etmeye dönük sorular bulunmaktadır. Araştırmanın evreni 2020 yılında Türkiye'de Gelişim ve İbn-i Haldun Üniversitelerin de eğitim alan yükseköğretim öğrencileridir. Araştırmanının örneklemi kolay örnekleme yöntemi ile belirlenen 200 kişiden oluşmaktadır. Örneklem grubundan elde edilen veriler SPSS istatatistik programı ile çözümlenmiştir. Bu doğrultuda katılımcların Arap Baharına katılma durumu ve eğitimlerine ilişkin frekans ve yüzdeler tablolar ve şekillerle sunulmuştur. Araştırmanın sonunda Arap Baharı'nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin vatandaşları tarafından 2010 yılından günümüze kadar süren ayrıca bu ülkelerde rejim, yönetim, yönetici değişimlerine neden olan isyanın başlangıcı olduğu, bu harketliliğin batının etkisi ile varolan sisteme karşı ayaklanan halkın bilinçli ve planlı çabalarıyla oluşturulmuş bir eylem olduğu sonucuna varılmıştır. Katılımcıların arap baharını etkileyen faktörleri siyasi, ekonomik, eğitim ve sosyo-kültürel nedenler olarak sıraladıkları Mısır, Tunus, Suriye ve Libya' ya uğrayan bu isyanın tam olarak halkın beklediği ya da istediği gibi şekillenmediği, vatandaşların talep ettiği ekonomi, eğitim, demokrasi, sosyal ve siyasi rahatlığı istedikleri gibi bulamadıkları sonucuna ulaşılmıştır.
The role of social media in creating political awareness and in the mobilization for social protests in Nigeria: A case study of the EndSARS Protest
The role the social media plays in democracy have drawn the attention of scholars with several research conducted. In this regards scholar have conducted different research on several topics and issue. This research work investigates the role played by social media in creating political awareness and as a tool for mobilization for social protests. In Nigeria, just like in several other democracies, both old and nascent, social media has emerged to rival the traditional media by becoming a public sphere through which citizens can collectively deliberate and discuss socio-economic and political matters as they affect their lives and the entire country. Though social protests have always been a part of Nigerian political history and development, the EndSARS Social Protest was unique and spectacular in terms of the critical and central role played by social media, especially Twitter. In this social protest, it was massively used and deployed by participants to sensitize and mobilize Nigerians, raise their political consciousness and awareness, give confidence to Nigerians that after all, with the power of social media, they have the power to engage the government and hold it accountable for its actions and inactions. Fueling the engine of social media as a vehicle for social movement is its readiness to promote inclusiveness and accessibility by ordinary citizens, both in old and nascent democracies. It is in this regards that young Nigerians played a critical role in the EndSARS social movement as the social media provided them with a platform to get involved in the governing process of their country, jettisoning conservative and apathetic politics of the older generation for radical, critical and political activism. Hence the purpose of this research is to investigate the impact of social media on political awareness and in mobilizing for social protests. For its analysis, the research relies on four important concepts: Public Sphere, Democracy, social media and Social Movement. These concepts are very key to understanding the role of social media in promoting political efficacy and social protests and demonstrations. We find them appropriate in analyzing shades of ideas regarding the social media providing a public sphere through which citizens can be made to trust their ability to engage their government, influence its decisions, policies and programs, hold it accountable and even change it.
Sanatta protest tavrın gelişimi ve bir grafik tasarım uygulaması
Sanat alanında her zaman var olan iktidar ve tahakküm yapıları, sanatın özgür yapısıyla çeliştiği için bu durum sanatçıları protest bir tavır takınmaya sürüklemiştir. Hem sanatı özgürleştirme hem de bireysellikten öte toplumla birleşme idealiyle sanatçıların bu tavrı 20. yüzyılla birlikte görünür hale gelmiştir. Kendi öncülerinin önyargılarını onaylamayan sanatçılar kendi alanlarında belli özgürlükleri elde ettikten sonra modern dünya toplumunun tepkisizliğini aşacak çalışmalar üretmiştir. Bu tezde, 21. yüzyılın muhalif sanatçılarının güncel pratiklerinde bu başkaldırının izini küresel toplum problemleri bağlamında sürmek amaç edinilmiştir. Belirlenen toplumsal problemler göç, savaş, tüketim kültürü ve çevresel yıkımdır. Aktüel dünyaya egemen sınıfın düşüncelerinin ve eylemlerinin sebep olduğu bu yanlışları aşma olanağını arzulayan sanatçılar günümüzde birer aktiviste dönüşmüştür. Tezin üçüncü bölümünde; ele alınan problemleri görünür kılmak için, sanat politika ve toplum çerçevesinde çalışmalar yapan günümüz sanatçılarının didaktik üsluptan uzak protest işleri incelenmiştir. Diğer bir taraftan tasarım alanının kamusal alandaki gücü tartışılamaz derecede büyüktür. Peki, iktidarın elindeki tüketim kültürüne hizmet eden bu alanda, toplumla iletişime geçecek, toplumsal problemlere duyarlı protest tasarımlar olanaklı mıdır? Tezin son bölümünde bu soru ışığında, tarihsel altyapıdan elde edilen verilerle uygulama çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
Yeni toplumsal hareketler bağlamında Gezi Parkı Olayları'nın alternatif medya ve ana akım medyada sunulma biçimlerinin karşılaştırmalı analizi
Yeni toplumsal hareketlerin medya ile karşılıklı bağımlı bir ilişkisi bulunmaktadır. Bu çalışmada ana akım ve alternatif medyanın toplumsal hareketleri yansıtma ve haber alma aracı olarak konumu Türkiye'deki Gezi Parkı Olayları örneği üzerinden haber içerikleri düzeyinde analiz edilmektedir. Türkiye'deki medyanın toplumsal hareketleri nasıl aktardığının cevabını arayan çalışma, ana akım ve alternatif medyanın konumunu analiz etmek ve karşılaştırmalı bir yaklaşım ile aralarındaki farklılıkları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında Türkiye'de internet üzerinden yayın yapan beş haber sitesinin Gezi Parkı Olayları'nı nasıl anlamlandırdıkları, haberleri nasıl çerçeveledikleri, kamuoyu oluştururken hangi söylemsel pratiklere başvurdukları, ideolojik olarak nasıl konumlandıkları analiz edilmektedir. Öncelikle toplumsal hareketler, çerçeveleme, alternatif medya ve ana akım medyaya ilişkin kuramsal ve kavramsal arka planın sunulduğu çalışmada; beş haber sitesinin 28 Mayıs 2013 - 28 Haziran 2013 tarihleri arasında yayımladıkları haberler; çerçeve analizi, uyum analizi ve metin madenciliği yöntemleri aracılığıyla karşılaştırmalı analize tabi tutulmaktadır. Çalışma, toplumsal ve siyasal alanda önemli bir işleve sahip olan yeni toplumsal hareketler ve medya çalışmaları üzerine olan literatüre katkı sağlamaktadır.
Thematic and discursive construction of homosexual movement in Turkey through Kaos GL magazine
This dissertation aims at investigating thematic and discursive construction of homosexuality through texts published in Kaos GL Magazine, the first and longest-standing alternative gay and lesbian publication in Turkey. More specifically, the research is an attempt to unearth two discursive-linguistic aspects of texts: (1) thematic distribution and thematic relation patterns of the texts; (2) discursive strategies and linguistic means and forms of realisation on which the construction of homosexual movement is based. To this end, 6 texts in the first five-year of the magazine (between the years 1994 and 1999) were purposively selected at the end of a preliminary inventory research, and included into grounded thematic analysis and Critical Discourse Analysis (CDA). In the former analytical procedure, based on Grounded Theory (Glaser and Strauss, 1967; Corbin and Strauss, 2008), a systematic coding process was carried out, eventually finding out two most frequent thematic categories which describe the social order and the way homosexuals positioned themselves in the specific period of time. Textual segments pertaining to the categories obtained through the coding process were finally included into CDA. This analysis was based on the framework of the Discourse-Historical Approach, a well-established tradition in CDA studies. In accordance with this model and an added 'insider' perspective (Wodak, 2011), textual segments were diachronically analysed to find out the ways the social actors are represented (van Leeuwen, 1996 & Wodak et al., 2000). The findings of grounded thematic analysis show that, within five years, homosexuals' description of the social order was mostly and consistently based on the themes heterosexism and homophobia while a strong emphasis on constructing a collective and unifying action was observed in the second half of the period as a way of self-description. In a parallel sense CDA findings demonstrate that, in the context of the socio-historical background of the period, homosexuals construct a counter negative-othering discourse to describe the society in the early texts of the period while a positive-self presentation comes to the forefront towards the end of the period based on the goal of forming group solidarity. The study is significant for revealing that it is not always the marginalised groups that are negatively presented in dominant discourses but also marginalised in-groups can identify themselves with out-groups by making use of similar negative-other presentation strategies. In this sense this study has implications for researchers, particularly in the field of Queer Linguistics, who aim at investigating in-group discourses. Also, the findings of the study can serve as a basis for further research on the construction of homosexuality not only through texts but also other discursive practices. Keywords Critical Discourse Analysis, Queer Linguistics, social constructivism, homosexual movement, group identity, Kaos GL Magazine