Dönüşüm
Bu konu başlığı altında 227 tez
Kentsel dönüşüm mü? - kentsel yenileme mi? İstanbul-Gaziosmanpaşa örneği
İnsanlık tarihinin yerleşik hayata geçmesi beraberinde toplu yaşamı ve devamında kent olgusunu getirmiştir. Oluşmaya başlayan kentler nüfus artışına bağlı olarak kentleşmenin doğmasını sağlamıştır. Oluşan kentler zaman içerisinde değişen ve gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda ve yaşanan doğal afet, savaş vb. durumların etkisi ile değişme, gelişme ve yenilenmeye ihtiyaç duymuştur. Kentler yaşanan yenileme hareketleri başlarda sadece yıpranan ve yaşamın devam etmesine izin vermeyen bölgelerde gerçekleştirilirken zamanla aktif yaşamın devam ettiği bölgelerde de görülmeye başlanmıştır. Tarihi literatürde ilk yenileme ve dönüşüm çalışmalarına 2. Dünya savaşı sonrası dönemde rastlanmaktadır. Dünya üzerinde yakın tarihe kadar yenileme olarak devam eden çalışmalar yakın tarihte ihtiyaçlar doğrultusunda rekreasyonel faaliyetleri desteklemek amacı ile eski yapılarda fonksiyonel değişiklikler yapılmış ve dönüşüm çalışmalarının ilk örnekleri görülmüştür. Zamanla asıl kavram olan yenileme dönüşümün bir alt başlığı haline gelmiş ve sanki dönüşüm faaliyetinin bir çeşidiymiş gibi isimlendirilmiştir. Türkiye özeline inildiği zaman ülkemizin kentsel dönüşüm kavramı ile tanışması 1999 Marmara depremi sonrasında olmuştur. Ancak asıl kentsel dönüşüm süreci 2011 yılında Van'da yaşanan deprem sonrasında yürürlüğe giren 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" ile başlamıştır. Yürürlüğe giren kanun sonrasında hayata geçirilen projeler incelendiği zaman büyük çoğunluğunun yenileme projesi olduğu gözlenebilmektedir. Bununla birlikte kanun incelendiği zaman aslında mekânsal dönüşüm değil mekânsal yenileme hakkında kararları barındırdığı görülmektedir. Gaziosmanpaşa ölçeğine inildiği zaman ilçe içerisinde kentsel dönüşüm süreci 6306 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce Belediye Meclisi kararı ile GÖB ilan edilen bölgelerde yapılan yenileme çalışmaları ile başlamıştır. 2011 yılı sonrasında 6306 Sayılı Kanun'a dayanarak Riskli alan ilanları yapılmıştır. GÖB süreci ve Riskli alan süreci içerisinde hayata geçirilen ve yapımı devam eden projeler gözlemlendiği zaman bütün projelerin yenileme projesi olduğu fakat dönüşüm adı altında tanıtıldığı görülmektedir. Gaziosmanpaşa ilçesinde devam eden süreç yaşanan olumsuzluklar sebebi ile oldukça uzun sürmüş ve ilçe içerisinde yaşayan vatandaşın güveni sarsılmıştır. Uzun yıllardır evlerinden tahliye olmuş ve kira yardımı alan hak sahiplerinin mağduriyetlerini gidermek amacı ile 2019 yılından bu yana farklı çözüm arayışları içerisine girilmiştir ancak süreç hakkında ve yapılan çalışma hakkında geçmişte verilen yanlış bilgiler dolayısıyla devam eden uzlaşma süreçlerinde de aksaklıklar yaşanmaktadır. Sonuç olarak mikro ya da makro ölçekte doğru ve hızlı sonuç alabilmek için literatürdeki kavram kargaşası giderilmeli ve süreç doğru bir şekilde lanse edilmelidir. Vaat edilen projenin can ve mal kaybını önlemeye yönelik olduğu önemle belirtilerek sonuca ilerlenmelidir
Heykel sanatında gecekondu imgesi ve hatırlama
Heykel Sanatında Gecekondu İmgesi ve Hatırlama başlıklı bu raporda ilk olarak gecekondu olgusu ele alınmıştır. Sanat ve hatırlama ilişkisiyle ele alınan bu olgunun temelinde, rapor yazarının doğduğu Atapark mahallesinde yer alan 266 numaralı gecekondu evin yok olması yer almaktadır. Rapor kapsamında gecekondu olgusunun ele alınmasının ardından diğer sanatçıların üretimleri araştırılarak örnekleri metne eklenmiştir. Uygulama süreçlerinde başlangıçta beton, inşaat malzemeleri, visco sünger gibi güncel malzemelerle çalışmalar üretilmiştir. Sürecin devamında gecekondunun bir imgeye evrilmesiyle ve hatırlanmaya çalışılan bir yeri işaret etmesiyle malzemede ve sanatsal ifade biçiminde değişikliğe gidilmiş; güncel malzemenin yerini mermer almıştır. Mermer ve gecekondu imgesi üzerinden geçmişi hatırlama ve imgeyi ebedi bir yerde tutma amacı güdülmüştür. Gecekondunun fiziki geçiciliğinin zıttı olan mermerle ele alınması yeni sorgulamalara yer açmıştır. Anahtar sözcükler: Gecekondu, dönüşüm, hafıza, hatırlama, imge, mermer.
Evolution of electricity markets from the perspective of production and organized markets
Electricity markets were initially established based on a vertically integrated organizational framework. The market segments underwent a process of vertical unbundling, which subsequently led to their division into four distinct categories: generation, transmission, distribution, and retail. In the first chapter of this thesis, the most common electricity market supply industry problems have been presented. Four prominent problems emerge as noteworthy, encompassing generation inadequacy, missing money, market power, and renewable intermittency. Among these problems, there exists a network of unidirectional, bidirectional, and potentially nonlinear dynamic relationships. A holistic approach is even more crucial given the complex interactions between problems. In the second chapter, the impact of renewable energy on electricity prices has been examined with panel data analysis for 25 European countries. We employed the Pesaran CD test for cross-sectional dependence, the Pesaran and Yamagata (2008) method for slope heterogeneity, and the dynamic common correlated effect estimator to explain the market clearing prices. The model results demonstrate that European countries experience the merit order effect, where the capacity of renewable energy lowers prices. This chapter presents the impact of merit order effect for generators, consumers, and policy makers. In the third chapter, the impact of solar and wind generation on market clearing prices have been examined in Turkey as an example of a developing country. We use of machine learning techniques for analysis is one of its distinguishing characteristics. According to polynomial learner results, solar and wind generation both decreased the electricity market clearing price. In addition, solar generation has a negligible effect on market clearing price volatility below a certain threshold, but reduces it above a certain demand level. However, wind generation increases volatility at both low and high demand levels.
Küresel kapitalist dönemde merkez bankacılığının dönüşümü: Türk Merkez Bankası örneği
Merkez Bankaları ve kapitalizm, uzunca bir geçmişe sahiptir. Ancak, özellikle kapitalizmde 1980 sonrası dönemde geçirilen dönüşümle birlikte hem gelişmiş hem de az gelişmiş ülkelerin finansal kapitalist sisteme entegrasyonunda merkez bankalarının bağımsızlığı ve rolü kritik bir öneme sahip olmuştur. Akademik çalışmalarda Merkez Bankaları ile ilgili tartışmalar genel olarak bağımsızlıkları üzerine yoğunlaşmıştır. Ancak bu kurumlar, bağımsızlık tartışmalarının ötesinde birçok farklı anlam taşımaktadırlar. Hem kamusal alan hem de özel alan ile olan ilişkileri, tıpkı kapitalizmde olduğu gibi, zaman içerisinde dönüşüm göstermiştir. Benzer şekilde finansallaşma döneminde de bir dönüşüm yaşanmıştır. Finansal dönemde ortaya çıkan apolitikleştirme söylemi ile birlikte ekonominin siyasetten bağımsız yönetilmesine yönelik düşünce oluşmuştur. Böylelikle ekonominin uluslararası finansal kurumlar tarafından yönetilmesi amaçlanmıştır. Bu kurumlar tarafından dayatılan politikaların bütün ülkelerde benzer olması ve yerelde takibi için devlet-kapitalizm ilişkisinin her iki tarafında da bulunan bir kuruma ihtiyaç duyulmuştur. Bu görev özellikle finansal yapılarla ilişkisi de düşünüldüğünde merkez bankalarına verilmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada küresel kapitalizmin ve finansallaşmanın yükseliş nedenleri incelendikten sonra apolitikleştirme ekseninde merkez bankacılığı, devlet ve kapitalizm ilişkisinin zaman içerisinde nasıl bir dönüşüm geçirdiği ele alınmıştır. Ardından Türk Merkez Bankası örneği odağında küresel kapitalistleşme sürecinde gelişmekte olan ülkelerde merkez bankasının rolü incelenmiştir. Çalışmanın amacı, merkez bankalarının 1980 sonrası dönemde ortaya çıkan yeni yaklaşımlarla birlikte nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ve bu dönüşümlerin, Türkiye örneğine yansımaları ve hangi süreçlerden geçtiğini incelenmesidir.
Türkiyeli orta sınıf seküler gençlerde kültürel, politik, duygusal dönüşüm ve yurt dışına göç fikri
Bu çalışma temelde Türkiye'nin yakın geçmişinde deneyimlediği dönüşümün Türkiyeli orta sınıf seküler gençlerin yaşamlarında ne tür karşılıklar ürettiğini ve son yıllarda göç arzusunun neden yükseldiğini incelemektedir. Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında tarihinin en büyük siyasal ve toplumsal dönüşümlerinden birini yaşarken yoğun bir muhafazakârlaşma, kutuplaşma ve otoriterleşme politikası güdülmekte, toplumsal, kültürel ve politik alan sil baştan düzenlenmektedir. Söz konusu toplumsal dönüşümler ve düzenlemeler ise orta sınıf, seküler, muhalif genç kitlede kültürel, politik ve duygusal karşılıklar üretmektedir. Bu karşılıklar çalışmada birkaç farklı temaya odaklanarak ele alınmaktadır. Bunlardan ilki, ülkedeki dönüşümler ve deneyimler neticesinde açığa çıkan duygulanımlar ve seküler cenahın toplumsal aidiyet duyumsamasındaki yitimdir. İkincisi, gençlerin Gezi direnişi, 15 Temmuz darbe girişimi, bombalı saldırılar veya seçimler gibi yüksek yoğunluklu momentlerdeki ya da gündelik ve toplumsal yaşamlarındaki deneyimlerine, fikirlerine, hislerine kulak verilmesi ve ne tür bir faillik biçimi geliştirdiklerinin paylaşılmasıdır. Bir diğer tema ise, AKP döneminde uygulamaya konan söylem ve politikalara seküler toplum tarafından karşılık olarak üretilen geleneksel, geleneksel olmayan ve pasif mücadele formlarının incelenmesidir. Ele alınan tüm bu temalar ve inceleme konuları, hem Türkiye'de iktidara muhalif seküler bir genç olarak yaşamanın muhteviyatını hem de gençler arasında göç arzusunun hangi dinamiklere ve saiklere bağlı olarak yükseldiğini açığa çıkarmaktadır. Çalışmanın, nihai olarak, son yıllarda ağır zihinsel, duygusal, psikolojik yükle yaşayan seküler kesime mensup gençlerin sesini duyurması ve hikâyelerini anlatması beklenmektedir.
Kentsel düşünce merkezinin kuruluşu ve bir uygulama örneği olarak Esenler Belediyesi
Son yıllarda hızlı bir gelişim ve dönüşüm sürecine girmiş olan dünyada, gerek sosyo-kültürel gerekse ekonomik ve politik alanlardaki yapısal reformlarla birlikte değişen kent dinamikleri kentlerin kimliklerini de değiştirmektedir. Günümüzde küreselleşme ile yaşanan teknik gelişmeler yerel kültürleri de dünyaya açmaktadır. Artık devletlerin yerini kentler ve örgütlenmiş olan kurumlar alırken, kentlerin sosyal ve ekonomik yaşamdaki önemi de gitgide artmaktadır. Kentsel dönüşüm, bir kentin bütünü veya belli yerleşim bölgelerine yönelik sistemli ve planlı eylemler olmaktadır. Küreselleşme olgusu genel anlamda yeni bir dünya düzeni oluşturma amacıyla ortaya çıktığı için, her kent bu doğrultuda bir kıpırdanış içine girerek yeniden yapılanmalara girişmişlerdir. 1980?li yıllarla birlikte kent dinamiğinde önemli bir yere sahip olan kentsel dönüşüm projeleri yerel yönetimler için önemli bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Bu tür projelerde farklı düşünce merkezlerinin de rolü büyük olmaktadır. ?düşünce fabrikaları? olarak da tanımlanan düşünce üretim merkezleri, belli kesimleri özel gereksinimlerini projelendirmek yerine, ürettikleri stratejiler ile gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde etki yaratmaktadırlar. Özgür ve yenilikçi düşünceler yaratabilmek için hükümet dışı fonlardan beslenen bağımsız düşünce merkezlerinin hedefi olabildiğince çok düşünce üreterek yenilikçi ve yaratıcı politikalar belirlerler. Anahtar kelimeler: kentsel dönüşüm, düşünce merkezi, kentsel kimlik, kent imajı
Vergi denetiminde yapısal dönüşüm: Vergi Denetim Kurulu
Kamu harcamalarını finanse etmek, ekonomik hayatı düzenlemek amacıyla zorunlu, nihai ve karşılıksız olarak gerçek ve tüzel kişilerden vergi toplanmaktadır. Anayasaya göre vatandaşlık görevi olan vergi sağlık, adalet, güvenlik, ulaşım, eğitim gibi kamusal hizmetlerin bedelidir. Türk vergi sisteminde mükellefler verginin konusuna giren işlem ve gelirlerini; vergi kanunları ile belirlenmiş olan kurallar çerçevesinde beyan etmekte ve hesaplanan vergilerini ödemektedirler. Vergi mükellefleri, ödemekle yükümlü oldukları vergileri çeşitli sebep ve yöntemlerle eksik beyan edebilmekte veya tamamen kayıtdışı bırakabilmektedirler. Mükelleflerce başvurulan vergi gizleme ve kaçırma yöntemlerine karşı devletin oluşturduğu temel müessese vergi denetim müessesesidir. Devlet mükelleflerin ödemek üzere beyan etmiş oldukları vergilerin doğruluğunu ve kayıt ve beyan dışı bırakılmış olayları tespit etmek ve kanunlarla hüküm altına almış olduğu cezai müeyyideleri uygulamak için vergi denetim birimlerini ihdas etmiştir. Osmanlı Devleti'nin son döneminde ilk denetim birimi olarak Maliye Teftiş Kurulu kurulmuş, Cumhuriyet'in kuruluşu sonrası modern vergi kanunlarının kabulünün yanısıra 1936 yılında Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Denetmenlerinin temelleri oluşturulmuş ve 1945 yılında Hesap Uzmanları Kurulu kurulmuştur. Türkiye'de uzun yıllar boyunca sözkonusu dört denetim birimi vergi inceleme ve denetim çalışmalarına imza atmış ve maliye ve ekonomi bürokrasisine çok değerli insan kaynağı oluşturmuştur. Diğer taraftan bu çok başlı yapı, vergi denetiminde koordinasyonun ve etkinliğin sağlanmasını güçleştirmiştir. 10/07/2011 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 646 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı kurularak sözkonusu dört denetim birimi tek çatı altına toplanmış ve Maliye Müfettişi, Hesap Uzmanı, Gelirler Kontrolörü, Vergi Denetmeni unvanları kaldırılarak Vergi Müfettişi unvanında birleştirilmiştir. Bu çalışmada 646 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile birlikte vergi denetim birimlerinde meydana gelen yapısal dönüşüm öncesinde ve sonrasında Türkiye'deki vergi denetim birimlerinin neler olduğuna, yapılarına, görevlerine, yaptıkları çalışmaların istatistiki sonuçlarına, değişiklik sonrası yapılan düzenlemelere, getirilen standartlara, risk odaklı denetim çalışmalarına yer verilmiş ve bahse konu dönüşüm öncesinin ve sonrasını genel olarak değerlendirilmesi amaçlanmış ve vergi incelemelerinde karşılaşılan hata ve hilelerin neler olduğuna yer verilmiştir.
Okul dönüşümünün öğretmenlerin iş doyumu ile ilişkisi
30.03.2012 Tarihinde yapılan yasal düzenlemelerle zorunlu eğitim 8 yıldan 12 yıla çıkarılmış ve ilköğretim okulları ilkokul ve ortaokul olarak ikiye ayrılmıştır. Öğretmenlerin iş doyum düzeylerinin okul dönüşüm programı ile ilişkili olarak değişip değişmediği literatürde merak edilen ve araştırılması gereken konulardan biridir. Yapılan bu araştırmada genel anlamda öğretmenlerin okul dönüşümlerine yönelik algıları tespit edilmeye ve bu algıların iş doyumu ile ne düzeyde ilişkili olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. İstanbul İli Bakırköy, Zeytinburnu, Bağcılar ve Fatih İlçelerindeki ilkokul ve ortaokullarda görev yapan öğretmenler araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Bu öğretmenler arasından seçilen 149 öğretmen de araştırmanın örneklemini teşkil etmektedir. Mevcut amaca ulaşmak üzere Minnesota iş tatmin ölçeği ve okul dönüşümü ile ilgili bir mülakat formu uygulanmıştır. Anket sonuçları SPSS 20 programına girilerek mülakat sonuçları ile birlikte değerlendirilmiştir. Öğretmenlerin genel olarak okul dönüşüm programı hakkında olumlu görüş bildirdikleri ve iş tatmin düzeylerinin de olumlu olduğu görülmüştür.
Yunanistan ekonomik krizi kökeni ve uygulanan para politikalarında finansal kurumların dönüşümü
2007 yılında ABD'de konut sektöründe oluşan kriz, tüm Avrupa'ya yayılarak evrensel boyuta ulaşmıştır. Avrupa'da özellikle Yunanistan ve çevre ülkelerini etkisi altına almış, krize ani tepki veremeyen çevre ülkeleri krizden oldukça olumsuz etkilenmişlerdir. Krizle beraber yüksek borçlar oluşmuş, işsizlik, enflasyon sorunları baş göstermiş ve cari denge olumsuz etkilenmiştir. Kriz Yunanistan'da en çok GSYH oranla bütçe açığının ve borçların en yüksek olduğu zamanlarda hissedilmiştir. AB, IMF ve AMB aralarında grup oluşturarak Yunanistan için kurtarma paketlerine onay vermişlerdir. Kurtarma paketine karşılık istenilen kemer sıkma politikaları genel olarak, mali, finansal ve yapısal politikaları kapsamıştır. Yunanistan'ı ekonomik krizlere karşı kırılgan konuma sokan ülkenin kendi içerisinde yaşadığı sorunlar (transfer harcamalarının yüksek olması, devlet borçlanma, askeri harcamalar ve ücretler) ve mali yapıda yaşadığı dengesizlikler olmuştur. Bilinenin aksine bu faktörler, ülkeyi krize sürükleyen asıl nedenler olmayıp, krize elverişli ekonomik yapı oluşturmuştur. Krizin temel kaynağı dışarıdan yansıyan unsurlar olduğu ortaya çıkmıştır. Şöyle ki; 2008 yılında ABD'de başlayan küresel finansal kriz ile meydana gelen durgunluk, Yunanistan'ın GSYH'sında önemli oranda azalmaya yol açmıştır. Hali hazırda Yunanistan'da gelir toplama mekanizmalarının sağlıklı işlememesi, Euro'ya geçişle kredi olanaklarının artması, bunun sonucunda faiz dışı harcamaların %8'e çıkması, yüksek transfer harcamaları, emeklilik zamları ve ikramiyelerin ülkede cari işlemler açığını ve bütçe açığını yaratması ülkenin krize karşı etkinsizliğine ve hazırlıksız yakalanmasına neden olmuştur. Basit ifadeyle Yunanistan ekonomisi tek bir sarsıntıyla yıkılacak duruma gelmiştir. Bu çalışmada, Yunanistan'da oluşan ekonomik krizin kökenlerine, ülkede yarattığı etkilere, alınan tedbirlere ve Yunanistan dâhil tüm ülkelerin finansal kurumları üzerindeki etkilere yer verilmiştir.
Yeni medya ve gazetecilik kimliğindeki dönüşüm
Dünya artık küreselleşmenin giderek daha fazla hissedildiği bir yer halini almış durumdadır. Küreselleşmenin yansımalarını ilk başta ekonomik olarak görülmeye başlansa da, tüketim kültürü olgusuyla son yirmi yılda toplum üzerinde görmekteyiz. İnternetin ortaya çıkması, yeni iletişim teknolojilerinin yayılmasıyla yeni bir çağa adım atılmıştır. İnternetin bilgiyi hızla yayması önemli bir etkiyi beraberinde getirirken asıl dönüşüm web 2.0 teknolojilerinin gelişmesi ile olmuştur. Yeni medya teknolojileri toplumu etkilediği kadar medya ve gazetecilik kimliğini de etkisi altına almıştır. Yeni iletişim teknolojisinin yarattığı karşılıklı etkileşim, sosyal medyaya olan ilgiyi arttırmış ve yayılmasını sağlamıştır. İnsanlar hızlı ve kolay bilgi edinmeyi tercih etmeye başlamasıyla geleneksel medyaya olan ilgiler azalmıştır. Bu durum özellikle gazete tirajlarını düşürmüştür. Yaşanan bu gelişmelerin geleneksel medyanın sonunu getireceği tahmin edilirken, sosyal medyanın ve internetin anında bilgi ve içerik vermesi çoğu zaman yanlış ve yalan enformasyon ortamı yaratmıştır. Artık bireylerin kendi haberlerini kendi yapmaları ve sosyal medya veya web ortamında paylaşması yurttaş gazeteciliğini ortaya çıkarmıştır. Ancak mesleği gazetecilik olmayan bu bireylerin haberleri editöryal süzgeçten geçirmemesi birçok yanlış bilgi ve toplumu kışkırtma ortamı yaratabiliyor. Yurttaş gazeteciliğin en önemli özelliği azınlık grupların sesi olması ve ana akım medyanın görmediği haberleri ortaya çıkarmasıdır. Yurttaş haberciliğine örnek olarak Özgecan Aslan ve gezi olayları verilmiştir. Sosyal medya aracılığıyla toplumsal olaylar ön plana çıkmıştır. Böyle bir bilgi yığınında profesyonel gazeteciliğe güven artmıştır. Yeni medya çağında, medya ve gazeteciler yaşayacakları dönüşümle kendilerini bu ortama entegre etmek durumundadır.
Geleneksel ve internet gazeteciliğinde emeğin dönüşümü
Doğumu daha çok köyden kente göç dalgasının başladığı Sanayi Devrimi'ne dayandırılan gazetecilik, insanların daha örgütlü bir dünyayı anlamalarına yardımcı olmuştur. İnsanların bu yeni ortamı anlamalarında yardımcı olan gazetecilerin ortaya koyduğu emek ise süreç içerisinde değişmiştir. 2'nci dünya savaşının ardından televizyonların, 1990'larda ise kablosuz internet gazetecilerin ortaya çıkması emeğin değişiminde başat rol oynamıştır. Emek sürecinde yaşanan bu dalgalanmaları anlamamızda özellikle İtalyan Neo Marksistler Negri, Tziana Terranova gibi kuramcılar yardımcı oldu. Zaman içerisinde emeğin nasıl bir görünmez hal aldığını bu kuramcılar üzerinden anlatmaya ve anlamaya çalıştım. Elbette diğer önemli bir nokta ise akıllı telefona sahip bir yurttaşın potansiyel bir gazeteci adayı olması bu mesleği icra eden muhabirlerin, redaktörlerin sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Bu değişimi ve dönüşümü Christian Fuchs, Manuel Castells, Vincent Mosco'nun içlerinde olduğu güruhun ifade ettiği dijital emek, Üretketici kavramıyla değerlendirmeye çalıştık. Geleneksel ve Yeni Medyada yaptığımız bu literatür taramasının yanında sahada aktif olarak görev alan muhabir ve editörlerle yaptığımız görüşmelerle tam olarak ne yaşandığını, neler olacağına dair çıkarımlarda bulunduk. Anahtar Kelimeler: Emek, Dijital Emek, Gazete, İnternet Gazetesi
Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikâyesi dörtlemesinde toplumsal ve siyasal dönüşüm
Yaşar Kemal, Bir Ada Hikayesi Dörtlemesini 14 yılda tamamlar. Seri dört romandan oluşur. Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları, Çıplak Deniz Çıplak Ada isimlerini taşıyan seri 2012 yılında tamamlanır. Dört romanda da işlenen ana tema Türk-Yunan mübadelesi ve mübadele ile birlikte Yeni Türk Devletinin ulus anlayışıyla birlikte dışarıda kalan etnik unsurlar için yazarın hayali olarak inşa ettiği Karınca Adasında her türlü milletten ve ırktan insanları bir araya getirip yeni bir toplum yaratma çabasıdır.
Türkiye'nin iktisadi dönüşümü kapsamında vergi affı kararları
1923 yılından günümüze kadar en sonuncusu henüz tamamladığımız 2021 yılı olmak üzere, 37 adet vergi affı uygulaması Türkiye tarihinde yerini almıştır. Gelişen ve değişen bu süreç içerisinde vergi aflarının, Türkiye'nin iktisadi dönüşüm süreci ile bağlantısı, çıkarılmalarının altında yatan nedenler gayet önemlidir. Her bir vergi affı uygulamasının kendi dönemi içerisinde değerlendirilmesi, af uygulamalarının nedensellik bağını ortaya koyabilmeyi sağlayacaktır. Cumhuriyetin ilanından günümüze yani 2021 yılına gelinene kadar Türkiye Cumhuriyeti iktisadi anlamda birçok farklı aşamadan geçmiştir. Yaşanan iktisadi süreçler her zaman düz bir yol olmamıştır. Hatta çoğu kez bu süreçler, büyük sıkıntıların yaşandığı meşakkatli durumları da beraberinde getirmiştir. Türkiye'de de yaşanan krizler, afetler, coğrafi riskler ve diğer olağanüstü durumlar ile küresel problemlerin etkisini önlemek yahut en aza indirmek için iktisadi süreçler kapsamında zaman zaman vergi aflarına başvurulmuştur. Bu çalışmamızda Türkiye'nin iktisadi dönüşüm süreci; 1923-1950 arası Tek Partili dönem, 1950-1980 arası dönem, 1980-2000 arası dönem ve 2000 sonrası dönem olmak üzere 4 bölüme ayrılmıştır. Bu dönemlerde kendi şartları ve uygulanan iktisat politikaları bağlamında değerlendirilerek, her dönem içerisinde uygulanan vergi afları ayrı ayrı detaylandırılmıştır. Bazı durumlarda sorunun çözümü daha evvel bulunmuş veya en azından test edilmiş olabilir. Bu bağlamda geçmişin tecrübelerinin gelecekte karşılaşılabilecek benzer durumlara yol gösterici olabilmesi de ayrıca bu çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır. Bu husus çoğu zaman sonuca varışı hızlandıran yahut zaman kaybının önüne geçen bir çözüm kanalı olabilmektedir. Vergi aflarının siyasi, ekonomik, mali, sosyal, psikolojik, idari ve teknik nedenleri bulunmaktadır. Bu araştırma vergi affı kararları ile iktisadi süreç arasında bir ilişki olup olmadığına odaklanmaktadır. Bu amaçla da Türkiye'deki vergi afları, Türkiye için iktisadi farklılık gösteren dönemler bakımından gruplanmaktadır. Böylece mevcut afların nitelikleri ile bu dönemin iktisadi politikaları arasında paralellik olup olmadığı anlaşılmaya çalışmaktadır.
Bilinç, bilinçaltı ve kavramsal açılımları ile günümüz sanatında labirent
Labirent sözcüğü ile ne anladığımız neyin veya nelerin ifadesi ya da sembolü olarak yaşamlarımıza kattığımız konusunda geçmişten bugüne yaşamımızda yer alış alanları, kavramsal olarak içeriği bilinç ve bilinçdışı bakış açıları yardımı ile ele alınarak, insan beyni yapısal okuması ile birlikte sürrealist resim sanatından örnekler incelenerek ve sinema tarihinde labirent temalı kimi açık kimi zımmen konu olarak işlenmiş sürrealist tarzda filmler ele alınmış ve kavramın yapısı doğrultusunda ortaya çıkardığı bir başka kavram olan dönüşüm kavramı ile ilgili olarak edebiyat alanında eser okuması yapılmış ve labirent kavramının günümüz sanatında işlenişi ile ilgili örnekler sunarak tanımlanmaya çalışılmıştır.
Implementing digital transformation strategy; the case of a local Turkish bank
Banks' digital transformation process became the most distinctive feature of developed businesses in this millennium, not just a trend or an option to adopt, it became a necessity for growing finance businesses at competitive markets. The goal of this thesis is to focus light upon advantages and effectiveness of digital transformation strategy implementation at one of financial institutions, a "bank" in the Republic of Turkey through descriptive qualitative research methodology. When the bank decide to apply digital transformation, all management levels have to collaborate to formulate a strategy roadmap for a long period of years, to shape the right business model in addition to suitable Fintech projects that will follow. Not far away the finance industry and Banks are the most affected sector by digital transformation strategy to keep on with developing their competitive advantages in the global market. "Fintech" is a portmanteau of financial technology, which is an abbreviation for "financial technology." Therefore, Fintech is a term that relates to software and applications for both computer and mobile devices. Efficient Fintech application technology affects both internal and external stakeholders. Internally, all managerial processes and workflow upgraded and reviewed in regards to fit with digital transformation strategy. Externally, satisfying digital customer needs. Therefore, achieving desired effectiveness of bank digital transformation strategy, faced major changes and challenges such as choosing main digital projects for deployment, developing and educating staff, priority of digital fintech projects, analyzing customer-centric problems to commence digital solutions, building internal human resources digital culture, designing digital skills and competencies through training and development, drawing digital customer journey roadmap, redefining bank's communication framework processes to build future digital customer. Digital transformation strategy of the bank changed the traditional concept of branches, as well as the bank's financial services and relationships with customers, through new projects of fintech Technologies.
Vergi idaresinin e-dönüşümü ve dijitalleşmenin muhasebe meslek mensupları ve mükelleflere etkisi
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından E fatura ve E defter uygulaması e-dönüşüm kapsamında başlatılmıştır. Bakanlık tarafından yürütülen süreçle ilgili işlemlerde standardizasyon sağlamak, etkinlik ve verimliliği arttırmak amacıyla yasal mevzuatta düzenlemeler yapılmaya devam edilmektedir. Dijitalleşme (e-dönüşüm) uygulamalarının başarısı ve etkinliği, tarafları olan mükellef ve meslek mensuplarının tüm bu sürece gönüllü uyumunu gerektirmektedir. Uyumu arttırmak için idarenin uygulamaların gelişen teknolojilerle daha etkin bir yapıya dönüştürmesine çaba gösterilmektedir. Bu tezde, vergi idaresinin e-dönüşümü ve dijitalleşmesinin muhasebe meslek mensupları ve mükelleflere etkileri incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, vergi fonksiyonu ve idaresinin dijital dönüşüm süreci üzerinde durulmuş, politikaları, hukuki temelleri ve etkileri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından Türkiye'de mükellef ve vergi idaresinin teknoloji uygulamalarını ve gelişen teknolojiyle dijitalleşmenin muhasebe mesleği üzerine etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır Çalışmanın üçüncü bölümünde, e-dönüşüm sürecinin mükellef ve muhasebe meslek mensuplarına etkisi hakkında odak grup çalışması yapılmış ve mükellef tutumlarının büyük mükellefler, orta ölçekli mükellefler ve küçük mükelleflerin tutumları üzerindeki etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: E-dönüşüm, E-fatura, E-arşiv, E-defter
Otel işletmelerinde dijital dönüşümün insan kaynakları planlaması üzerine yansımaları
Bu çalışmanın amacı otel işletmelerinde dijital dönüşümün insan kaynakları planlaması üzerindeki yansımalarını belirlemektir. Çalışmada dijital dönüşüm kapsamında otel işletmelerinde kullanılan yeni teknoloji ve dijital uygulamalar, yenilikçi süreç, sistem ve araçların insan kaynakları planlamasına niteliksel ve niceliksel açıdan nasıl yansıdığı ortaya çıkarılmıştır. Araştırma evrenini, Türkiye'de faaliyet gösteren dijital dönüşüm açısından gelişme göstermiş olan 5 yıldızlı otellerin genel müdürleri ve insan kaynakları müdürleri oluşturmaktadır. Türkiye'de turizm sektöründe dijital dönüşümü önemli ölçüde tamamlamış olan otellerin henüz sınırlı olması ve bunların ülke genelinde farklı illerde faaliyet göstermesi nedeniyle araştırma İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Muğla ve Bodrum'da gerçekleştirilmiştir. Araştırma otellerin genel müdürleri ve insan kaynakları müdürleriyle yüz yüze-çevrimiçi görüşme şeklinde ve yarı yapılandırılmış soru formları üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma örnekleme yöntemi olarak olasılık temelli olmayan örnekleme yöntemlerinden biri olan amaçlı örnekleme yöntemi seçilmiştir. Araştırma amacı göz önüne alındığında amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan maksimum çeşitlilik örneklemesinin araştırma açısından en uygun örnekleme yöntemi olduğuna karar verilmiştir. Veriler betimsel analiz tekniği ile çözümlenmiştir. Araştırma bulguları ana tema, sınıflandırma ve alt gruplar oluşturularak sistematik olarak sunulmuştur. Araştırma verilerinden elde edilen bulgular literatürdeki bilgiler ile karşılaştırılarak tartışma ve sonuç ortaya konulmuştur. Ayrıca literatüre ve uygulamaya yönelik çıkarımlar ve öneriler sunulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre otel işletmelerinde dijital dönüşümün insan kaynakları planlamasını niteliksel ve niceliksel açıdan etkilediği ortaya çıkmıştır.
Mekânsal temsil-deneyim ilişkisinin kentsel mekân üzerinden incelenmesi: Müze Gazhane örneği
Mekânsal deneyim, bir mekânın öncesini, mevcut sürecini ve gelecekte nasıl olması gerektiğini doğru şekilde anlamak, hissetmek, tasarlamak ve bir şekle kavuşturmaktır. Mekânsal temsil ise kavramın içerisinde de yer aldığı gibi bir mekânın bireysel ya da ortak olarak temsil ettiği değerleri ve unsurları ortaya koymaktadır. Bu araştırma, Müze Gazhane'nin, yaşadığı dönüşüm süreci neticesinde ortaya çıkan yeni görünümünün mekânsal deneyim ve mekânsal temsil ilişkisi bağlamında değerlendirmesini içermektedir. Araştırmada, Müze Gazhane'nin, geçmişten bugüne yaşamış olduğu değişim süreci ile birlikte mevcut süreçte sahip olduğu yeni kimliğin görsel olarak mekânsal deneyim ve mekânsal temsil bağlamında ifade ettiği anlamlar araştırılmaktadır. Aynı zamanda, araştırmada, müze gazhanenin tasarımını gerçekleştiren Do[x] Arhitecture firmasının Kurucu Ortakları Mimar Dicle Özdemir ve Mimar Kadir Uyanık ile de bir yazılı mülakat gerçekleştirmek suretiyle mekânsal deneyim ve mekânsal temsil açısından, bizzat tasarımcıların görüşlerine yer verilmiştir. Müze Gazhane'nin değişim ve dönüşüm süreci sonrasındaki görünüm, mekânsal deneyim ve temsil açısından değerlendirildiğinde, olumlu bir tablonun ortaya çıktığı fark edilmektedir. Özellikle, tasarımcıların deneyim ve temsil açısından mekânı ele alışları ile birlikte nihai kullanıcının karşısına çıkan görünümün, ziyaretçiler açısından, deneyim ve kullanım konusunda yararlı bir yol haritası çizdiği anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dönüşüm, Mekânsal Deneyim, Mekânsal Temsil, Müze Gazhane, Tasarım
Rusya'da kamu personel sisteminin dönüşümü
Devlet aygıtının üstlendiği faaliyetlerin günümüzdeki hizmet taleplerini etkin ve verimli bir şekilde karşılayabilmesi için kamu yönetimi alanında dönüşüm ve reform çabaları baş göstermektedir. Gelişmiş toplumlardaki vatandaşların devlet aygıtına bakış açıları global düzeyde dönüşüm ve reform isteklerine yol açmaktadır. Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra sosyalizmden liberalizme geçiş sürecinde kamu yönetimi bağlamında Rusya Federasyonu'nda dönüşüm ve reform ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemi ile yapılmış olup, literatür taramasına ve veri analizine dayalı bir çalışmadır. Literatür taramasına dayanan ve ikincil kaynaklardan elde edilen verilerin analiz edildiği bu çalışmada, Sovyetler Birliği sonrası Rusya'da kamu hizmeti ve kamu personeli ile ilgili dönüşüm ve reform girişimleri incelenmiştir. 1991 yılından günümüze uzanan dönemde uygulanan dönüşüm ve reform faaliyetleri sonucunda teorik olarak liyakat esaslı rütbe sınıflandırmasına dayanan bir personel sisteminin yanı sıra modern bir kamu hizmeti sistemi oluşturulmuştur. Bununla beraber; reform sürecini yürüten özel bir organın olmaması, kalifiye uzman eksikliği, şeffaflık seviyesinin düşüklüğü gibi problemler dönüşüm ve reform çabalarında gözlemlenen başlıca sorunlardandır.
Veri gazeteciliğinde etik
Dijital iletişim teknolojileriyle birlikte her türlü enformasyon sayılarla ifade edilmektedir. Bilgisayarlar, internet, akıllı telefonlar gibi teknolojiler, bireylerin gündelik hayatında geniş yer kaplamaktadır. Bu teknolojiler bireylere, enformasyona hızlı ulaşım, gündelik işlerin çevrimiçi yapılabilmesi, etrafta olup biten olaylarla etkileşime geçilmesi gibi pek çok konuda kolaylık sağlarken yeni etik problemlerin belirlemesine neden olmuştur. Dijital iletişim teknolojileri gazeteciliği dönüştürmüştür. Bu kapsamda haberin yapısı, haber merkezlerinin görünümü değişirken yeni etik ilkelere ihtiyaç duyulmaktadır. İnternet gazeteciliği, yeni medya ortamlarının yaygın kullanılması, yeni haber türlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Veri gazeteciliği, dijital iletişim teknolojilerinin dönüştürdüğü gazetecilik ortamında popülerliği artan bir haber türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araştırma, gazeteciliğin dönüşümü ekseninde veri gazeteciliğinde etik sorunları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Şimdiye kadar yapılan tez çalışmalarında, veri gazeteciliğinde etik meselesini ele alan bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu araştırma, alana bu bağlamda bir katkı sunacaktır. Araştırmanın temel sorusu, "veri gazeteciliğinde etik sorunlar nelerdir?" sorusudur. Araştırmanın ana sorunsalı ise "veri gazeteciliğinde etik sorunlara neden olan hususlar nelerdir?" sorusudur. Bu kapsamda, veri gazetecileri, akademisyenler ve haber portallarında çalışan gazetecilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmaya göre veri gazetecileri Türkiye'de açık veriye erişimde sorun yaşamaktadır. Bu nedenle, haber kaynağı olarak resmi kaynaklardan çok sivil toplum kuruluşlarının verilerinden yararlanmaktadırlar. Araştırmada, veri gazeteciliğinde bağlamın ortaya konması, kullanıcı gizliliği, kullanılan metodolojinin haberde yer alması, veri görselleştirmesi gibi konularda etik sorunların meydana geldiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Gazeteciliğin dönüşümü, iletişim teknolojileri, veri, etik, veri gazeteciliği, veri gazeteciliğinde etik.
Transformation and continuity in German foreign policy from the end of the Cold War to present
According to the Constructivist IR theory, the most basic factors affecting a state's behaviour are ideas, perceptions and interests. However, at this point, by a constructivist structure, interests are associated with ideas rather than material power, and interests in question are shaped within the scope of socially constructed ideas and perceptions. Hence, ideas, perceptions and interests may change in accordance with the present situation. At the same time, the Constructivist IR theory discusses roles and identities guided by ideas and perceptions. On this basis, this thesis argues whether Germany grounds on continuity in its foreign policy based on a ''civilian power'' concept starting from the end of the Cold War and reunification until today. In this context, the change/transformation and continuity of the guiding foreign policy principles which Germany constructed in the aftermath of the Second World War are also questioned. In the meantime, it is discussed whether or not Germany has diverged from being a ''civilian power'' by breaking the taboo of the restraint on military power, which is one of the cornerstones of its foreign policy within the frame of the out-of-area missions it has joined so far with a sense of international responsibility.
Türkiye'de rejim dönüşümünün ekonomi politiği
Bu çalışmanın amacı tüm dünyada özellikle 2010 sonrası yükselen otoriterleşme eğiliminin Türkiye örneği üzerindeki dinamiklerini anlamak ve farklı kuramsal çevrelerin ortaya koyduğu nedensel dizilimleri bütüncül bir yaklaşımla birlikte değerlendirmektir. Türkiye'de son dönemde yükselen otoriterleşme eğilimi rejim değişikliği ve demokratikleşme literatürünün zenginleşmesini sağlamıştır. Farklı kuramsal kaynaklardan beslenen çalışmalar Türkiye'de gerçekleşen otoriterleşme eğilimini farklı nedensel dizilimler üzerinden incelemektedir. Bu farklı yaklaşımlar temel olarak devlet/toplum arasında, siyasal erkler arasında veya parti elitlerinin kendileri arasında yaşanan çatışmaları ön plana alan aktör merkezli yaklaşımlar ile ekonomik toplumsal süreçleri ön plana alan ve hakim birikim rejiminin krizleriyle toplumsal sınıflar arasında yaşanan çatışmaları analize dahil eden yapısal merkezli çalışmalardan oluşmaktadır. Tezimiz, bu iki farklı merkezden beslenen açıklama düzeylerinin nedensel dizilimlerini birlikte değerlendirecek ve ekonomi politik bir perspektifle Türkiye'de gerçekleşen rejim dönüşümüne bütüncül bir yaklaşım sunacaktır.
Şap virüsünün hücreye girişinde sindekan 1'in rolünün araştırılması
Şap hastalığı, Türkiye'de dahil olmak üzere birçok ülkede salgınlara ve önemli ekonomik kayıplara neden olan, çift tırnaklı hayvanların akut ve oldukça bulaşıcı viral bir hastalığıdır. Hastalığın etkeni olan şap virüsünün 7 serotipi ve birçok varyantı bulunur. Şap hastalığı ile mücadelede aşılama en etkili çözüm olmaya devam etmektedir. Virüsler, duyarlı konakçı hücrelerin hücre yüzeylerinde yer alan spesifik reseptörlere bağlanarak enfeksiyon işlemini başlatırlar. Şap virüsünün saha izolatları konak hücreye giriş sağlamak için integrin αvβ1, αvβ3, αvβ6 ve αvβ8 reseptörlerini kullanırlar. Şap virüsü de dahil olmak üzere birçok virüste heparan sülfatların konak hücre yüzeyine bağlanmada rol aldığı görülmüş fakat şap virüsü için bu aileden hangisinin rol aldığı bilgisine literatürde rastlanmamıştır. Literatürdeki bu eksikliğe katkı sunmak amacıyla bu tez çalışmasında heparan sülfat proteoglikan ailesinde yer alan Sindekan 1'in rolü araştırılmıştır. Bu tez çalışmasında, şap virüsüne duyarlı olmayan insan kolon karsinom hücresine (SW480) insan Sindekan 1 (SDC1) geni içeren plasmidin transfeksiyonu ve ifadesi sonrası şap virüsüne duyarlı hale geldiği gösterilmektedir. Şap virüsü için reseptör olduğu bilinen integrin αvβ6 pozitif kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Heparan sülfatın hücre kültürüne adaptasyonu aşamasında O serotipini tercih etmesi nedeniyle duyarlı yavru hamster böbrek hücresinde (BHK-21) adapte edilmiş OTUR/17 virüs suşu kullanılmıştır. Çalışmaların ilk aşamasında, hücrelerin sterilite testleri yapılmış, üreme eğrileri çıkarılmış, hücre stokları hazırlanmış ve karşılaştırmalı olarak SW480 ve BHK-21 hücrelerinin şap virüsüne duyarlılığı kontrol edilmiştir. İkinci aşamasında, SDC1, integrin β6 ve kontrol plasmidleri kompetan bakteriye ayrı ayrı transforme edilmiştir. Transforme bakteriler çoğaltılmış, plasmid DNA'lar tekrar izole edilmiş ve konsantrasyonları ölçülerek stoklanmıştır. Üçüncü aşamada, transfeksiyon uygulama dozu belirlenmiş, transfeksiyon işlemleri gerçekleştirimiş ve RNA izolasyonları yapılarak polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile gen ifadeleri ölçülmüştür. Çalışmanın son aşamasında, transfekte edilen hücrelere virüs ekimi yapılarak duyarlılıkları incelenmiştir. Transfeksiyon işlemlerinin sonucunda gen ifadelerinde beklenen düzeyde artış görülmüştür. Transfekte edilmiş hücrelerin şap virüsü ile inkübasyonu sonucunda β6 geni ile transfekte olan gözlerde daha fazla olmak üzere β6 ve SDC1 ile transfekte gözlerde kademeli olarak sitopatik etki (CPE) sonucu hücrelerde dökülme gözlenmiştir.
Relative transition of ngos during the protracted refugee situation in Turkey
This thesis aims to examine the characteristics of the relative transition observed in Non-Governmental Organizations - Refugees (NGO-Rs), towards organizations that provide more need-based services, as a result of their different levels of engagement with the Turkish Government. The thesis argues that the transition observed in the foundation principles of NGO-Rs is related to the government's preference to increase control mechanisms on the NGO-Rs for specific purposes in line with the developments in domestic and international politics. Also, it argues that NGO-Rs are amenable to political influence because of their inevitable institutional relations with governments. A special focus is placed on the founding principle and political engagement nexus as the basis of NGO-Rs' transition under the Justice and Development Party (JDP) government, especially following the mass migration of Syrian refugees to Turkey in 2011, due to an unexpected increase in the number and potency of NGO-Rs observed. The research collects data from sources through the literature based on the concepts of needs-based and rights-based approaches, as well as the concepts of Government Oriented NGOs (GONGO), Quasi-Governmental NGOs (QUANGO), and Party Affiliated NGOs (PANGO) to provide the theoretical framework of the thesis. In addition, it uses theory-driven content analysis as a research technique of institutional and media reports, interviews, websites, press conferences, legal documents, and other open sources of relevant political parties and NGOs to examine the relevant developments to track the direction of NGOs-R' transition over certain themes. The main argument of the thesis is the following: There has been a new power balance formation in the NGO-government nexus that causes a politically oriented and relative transition of NGO-Rs to more need-based organizations, and the existence of the former in the civic area depends on the approval of the latter party after the arrival of Syrian refugees in Turkey.