Cooperation
155 theses under this subject heading
Avrupa Akdeniz İşbirliği Bölgesinde ekonomik bağımlılığın Güney Akdeniz ülkelerine etkileri
1995'de başlayan Barcelona Süreciyle beraber Avrupa-Akdeniz bölgesinde sosyo-ekonomik ilişkiler, ticaret, doğrudan yabancı yatırım, turizm ve ekonomik fonlar vasıtasıyla genişlemiş ve derinleşmiştir. Bu tez, Avrupa Akdeniz İşbirliği süreci ile gelişen ekonomik bağımlılığın Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Ürdün, Suriye ve Lübnan'da ekonomik ve demokratik gelişimi nasıl etkilediğini incelemektedir. Neo-Liberal Kurumsalcılık ve Tarihsel Kurumsalcılığın önermelerinin, Modern Dünya Sistemlerinin hipotezleriyle karşılaştırarak incelendiği 2003 2013 arası dönemde, hangi teorik perspektifin ekonomik bağımlılığın etkilerini belirlemekte daha başaralı olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin amacı doğrultusunda, öncelikle Avrupa Akdeniz İşbirliği sürecinin tarihsel arka planı farklı görüş ve değerlendirmelerle beraber aktarılmış, daha sonra ekonomik bağımlılığın etkilerini inceleyen literatür içlerinde bulundukları okullarla beraber açıklanmıştır. Temel olarak Neo-Liberal Kurumsalcı paradigma ekonomik bağımlılığın ve kurumsal kapasitenin aynı anda yüksek olması durumunda ekonomik gelişme beklemekteyken, Modern Dünya Sistemleri teorisi ekonomik bağımlılığın ekonomiyi negatif yönde etkilediğini beklemektedir. Demokratik gelişim konusunda ise, Neo-Liberal Kurumsalcılığın eksiklerini tamamlayan Tarihsel Kurumsalcılığın, yüksek kurumsal kapasitenin krizler gibi kritik eşik anlarında demokratik gelişim sağladığı önermesi, Modern Dünya Sistemleri teorisinin ekonomik bağımlılığın demokratik gelişimi engellediği önermesiyle karşılaştırılmıştır. Belirtilen hipotezlerin Akdeniz Avrupa İşbirliği sürecini açıklayabilme kapasitesini tespit etmek için, öncelikle Güney Akdeniz ülkelerinin ekonomik bağımlılıkları Gleditsh formülüyle hesaplanmış, daha sonra Dünya Bankası ve Eurostat'dan edinilen ticaret ve kalkınma verileriyle beraber yorumlanmıştır. Bu bağlamda, bölgede Avrupa'ya yönelik ekonomik bağımlılığın kurumsal kapasiteyle beraber ekonomik gelişme getirmediği öne sürülmüştür. Öte yandan, ekonomik bağımlılığın bölge ülkelerinin küresel ekonomik krizden etkilenme oranını arttırmasıyla, kritik eşik anlarında kurumsal kapasitesi daha yüksek olan ülkelerin demokratik gelişim gösterdiği belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Akdeniz İşbirliği, Ekonomik Bağımlılık, Ekonomik Kalkınma, Demokratik Gelişim, Uluslararası Politik Ekonomi
Cerrahi birimlerde çalışan hemşire ve hekimlerin işbirliğine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi
ÖZET FİLİZLİ, G. Cerrahi Birimlerde Çalışan Hemşire ve Hekimlerin İşbirliğine İlişkin Tutumlarının Değerlendirilmesi, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2018 Bu araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşire ve asistan hekimlerin işbirliğine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırmanın evrenini, 3 üniversite hastanesinde cerrahi servis ve cerrahi yoğun bakımlarda çalışan hemşire ve asistan hekimleri içeren 227 çalışan, örneklemini ise, basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 195 çalışan oluşturdu. Araştırmanın verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ve Hojat ve diğ. tarafından 1999 yılında geliştirilen, Yıldırım ve diğ. tarafından 2005 yılında Türkçe'ye uyarlanan Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası (JHHİS) ile toplandı. Veriler SPSS 24.0 programı ile değerlendirildi. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı analizlerin Kolmogorov-Smirnov, Mann Whitney U, Pearson Ki-Kare ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Hemşirelerin 'Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası' toplam puan ortalamaları (50,868±5,032), hekimlerin 'Hekim Hemşire İşbirliği Skalası' toplam puan ortalamalarından (48,697±4,654) anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,005<0,05). Hemşire grubunda, kadınların 'Hekim Hemşire İşbirliği' alt boyut puanlarının (16,876±1,702), erkeklerin 'Hekim Hemşire İşbirliği' alt boyut puanlarından (15,438±2,128) yüksek olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p=0,009<0.05). Hemşire ve Hekimlerin; 'Ortak eğitim', 'Hasta Bakımında Hemşirelik Hizmetleri', 'Hesap verme ve Hemşirenin Sorumluluğu' alt boyut puan ortalamaları ve mesleki deneyim yıllarına göre, Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Cinsiyete göre, hemşirelerin, Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası toplam puan ortalamaları ve 'Ortak eğitim', 'Hasta Bakımında Hemşirelik Hizmetleri', 'Hesap verme ve Hemşirenin Sorumluluğu' alt boyut puan ortalamaları, hekimlerin; Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05), Çalıştıkları birime göre, hemşirelerin, Jefferson Hekim Hemşire İşbirliği Skalası toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). 'Hastaya sağlanan hemşirelik hizmetlerinden hemşireler sorumludur', 'Hastaların taburcu kararlarını verirken hekim ve hemşire karşılıklı görüş alışverişinde bulunmalıdır', 'Kendi görev alanlarını ilgilendiren hastane destek hizmetleri ile ilgili karar alınırken hemşirenin de katılımı sağlanmalıdır', 'Hemşire hekim arasındaki mesleki işbirliği eğitimi lisans eğitim programlarında da yer almalıdır' ifadelerine hemşirelerin hekimlerden daha fazla katılım sağladığı ve 'Hemşirenin birincil görevi hekimin emirlerini yerine getirmektir' ve 'Hekimler tüm sağlık konularında hakim otoritedir' ifadelerine ise hekimlerin hemşirelerden daha fazla katılım sağladığı, hemşire ve hekimlerin katılım oranları arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, hekim hemşire işbirliği düzeylerinin ortalamanın biraz üzerinde olduğu ve geliştirilmesi gerektiği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, cerrahi birimler, hekim hemşire işbirliği.
Yeni dünya düzeninde siyasal – ekonomik – sosyal bir işbirliği modeli olarak: TURAN
Uluslararası sistem, bir dünya devleti olmaması hasebiyle anarşik bir yapıdadır ve güç dengeleri pergelinden çıkar mahreçli stratejilerle dizayn edilmektedir. Sistem, süreç içerisinde dizaynırların meşrulaştırılmış emperyalist arzularını ifade eden bir "Yeni Dünya Düzeni" kavramına itilmiştir. Küresel sistem dizaynırları; aidiyet merkezli bütünlüğe karşı "böl-parçala-yönet" mottosu üzerinden ürettikleri tezler ile bir ayrılıkçı algı oluşturmaktadır. Dayatılan bu emperyalist tezleri, milli tezahürler ile reddederek kimlik-kültür-dil nirengisindeki milliyet mihvelinden bir işbirliği oluşturma tasavvuru; anarşik sisteme karşı kökten güç kazanım hamlesi olarak yayılmacılığa ket vuran organik milli bir tavırdır. Milli tavır, Türk Milleti'nin Dokuz Işık Doktrini üzerinden Türkiye'den, Türk Dünyasını saracak milliyet mahreçli bir siyasal-ekonomik-sosyal kalkınma ivmesi yakalamasıyla tezahür edecek ve revize edilmiş bir "Dilde-Fikirde-İşte Birlik" mottosu ile TURAN modelini oluşturacaktır. Bu perspektifte üretilen tez, küresel düzlemde imkansızlık algısı ile dayatılan ayrılıkçılığa karşı bir anti tez olarak geliştirilip Türk Uygarlığının tarihsel ve jeopolitik varlığının sağladığı, organik küresel güç parametreleri üzerinden milli bir yön tayin edecektir. Anahtar Kelimeler: Yeni Dünya Düzeni, Türk Birliği, TURAN
Tek Kuşak Tek Yol projesi bağlamında Çin-AB ülkeleri işbirliğinin Doğu Akdeniz'e etkileri
Günümüzde Doğu ve Batı arasında ekonomik bir güç olarak karşımıza çıkan Çin, 2013 yılında devlet başkanı Xi Jinping tarafından duyurulan Tek Yol Tek Kuşak projesi ile çağımız küreselleşmesinde ve küresel oyun kurucuların konumlanmalarında değişikliklere yol açmaktadır. Proje, esas itibariyle küreselleşme çağında kazan-kazan politikalarını derinleştirerek, geleneksel küreselleşmenin olumsuz yanlarını da hafifletmeyi amaçlamaktadır. Bu açıdan projenin temelleri kapsayıcılık, denge ve uyumluluk mekanizmaları vasıtasıyla küresel bir entegrasyon oluşturma ilkesine dayanmaktadır. Projede sözü edilen "Kuşak" kavramı karayollarını, demiryollarını, petrol ve doğalgaz boru hatlarını ve altyapı çalışmalarını kapsayan "Karayolu Güzergâhlarını" ifade ederken; "Yol" kavramı ise "Deniz Yollarını" belirtmektedir. Dolayısıyla proje, çeşitli altyapı faaliyet zincirleri ve yatırımlar doğrultusunda Doğu ile Batı arasındaki ticari ve kültürel alışverişin sağlandığı bir koridor görevi görmektedir. Başka bir ifade ile Kuşak Yol projesi, sadece Avrasya kıtasının genişletilmiş ticari rotası değil aynı zamanda Avrupa, Asya ve diğer uygarlıklarında karşılıklı entegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bu arka plan doğrultusunda, Kuşak Yol projesi ekseninde Çin'in ekonomik bir aktör olarak yükselişi ve AB ile gelişen ortaklık ilişkisi uluslararası ilişkilerde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu durum özellikle Akdeniz bölgesinde dikkat çekici bir boyutta seyir etmektedir. Ayrıca Doğu Akdeniz ülkelerinde ekonomik olarak varlık gösteren Çin, bölgesel rekabette değişimlere yol açmaktadır. Zira bölge devletlerinin her geçen gün büyük altyapı projelerine katılımı artmakta ve bu durum stratejik konumlanmalarda ve ticaret yolları üzerinde önemli bir etki yaratmaktadır. Bu çalışma, Çin'in büyük dış politika stratejisi olarak nitelendirilen Kuşak Yol projesi vasıtasıyla Doğu Akdeniz'deki ilgi alanlarını ve faaliyetlerini irdelerken, bölgedeki jeopolitik gelişmelerle nasıl ilişkili olduğu sorusu üzerinde durmakta ve bu soruya yanıt aramaktadır. Özellikle AB ülkeleri ile oluşturulan işbirliği çerçevesinin detayları incelenirken, bu işbirliğinden ortaya çıkan altyapı faaliyetlerinin genelde küresel siyasete, özelde ise Doğu Akdeniz'e olan olası etkilerini irdelemektedir. Nitel bir araştırma yöntemine göre hazırlanan bu çalışmanın odak noktası; Kuşak Yol projesi kapsamında AB ile oluşturulan kazan-kazan mekanizmasının Doğu Akdeniz'e olan olası etkileri olarak belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle küreselleşme çerçevesinde teorik bir altyapı hazırlanmış olup; daha sonrasında Kuşak Yol projesinin ana hatları açıklanarak, partner devletlerle kurulan işbirliklerine ve bu işbirlikleri neticesinde yapılan altyapı çalışmalarına değinilmiştir. Son olarak elde edilen veriler ışığında projenin özel odağında yer alan AB işbirliği çerçevesinin uluslararası ilişkilere ve Doğu Akdeniz'deki yansımalarına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tek Kuşak Tek Yol, Doğu Akdeniz, Küreselleşme, Çin, Avrupa Birliği
Öğretmenlerin örgüt iklimi algıları ile mesleki iş birliğine yönelik tutumları arasındaki ilişki
21. yüzyılın çağdaş eğitim ve okul anlayışının önemli becerileri arasında yer alan (4C; 'Critical Thinking/eleştirel düşünme', 'Collaboration/iş birliği', 'Communication/iletişim' ve 'Creativity/yaratıcılık') iş birliği, önemli bir eğitimsel süreç olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırmada örgüt iklimi ile mesleki iş birliği arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, nicel araştırma yöntemlerinden biri olan ilişkisel tarama modelinde bir araştırmadır. Araştırmanın evreni Mardin il merkezindeki 26 ortaöğretim kurumunda görev yapmakta olan 819 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmada tam sayı esasına göre evrenin hepsine ulaşılmak hedeflenmiş örnekleme yoluna gidilmemiştir. Bu kapsamda bütün öğretmenlere ulaşılmış ve analizler çalışmaya gönüllü katılan 470 öğretmenle yürütülmüştür. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, örgüt iklimi alt boyutunda okul müdürleri için açıklık düzeyinin ölçek değerlerine göre "çok yüksek" öğretmenler için ise "düşük" olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre öğretmenler, okul müdürlerinin okulun iklimine yönelik pozitif katkısının çok yüksek; kendilerinin ve meslektaşlarının pozitif katkısının ise düşük düzeyde olduğunu düşünmektedirler. Araştırmanın sonuçlarına göre öğretmenlerin, meslektaşlar arasındaki iş birliğine ilişkin tutumları oldukça yüksektir. Araştırmada elde edilen diğer sonuçlara göre meslekte yeni olan öğretmenler okul müdürlerini daha emredici bulmuştur. Erkek öğretmenler, kadın öğretmenlere göre okul müdürlerini daha kısıtlayıcı bulmaktadır.
Enhancing peer collaborative oral interaction through interactional strategy training
This study aims to examine the effectiveness of interactional strategy training on the level of collaboration between pairs during peer interaction. The research sample consisted of 28 students, aged 18-22, who were divided into two groups: the experimental group, which received instruction in interactional strategies, and the control group, which engaged in the same pair-tasks as the experimental group but without strategy training. Employing a mixed-methods research design, quantitative and qualitative data were collected through pre-task, immediate post-task, and delayed post-task speaking activities, self-evaluation forms, and interviews. The interactions during pre-, post-, and delayed post-tasks were analyzed to identify the interactional strategies and patterns formed by the dyads. The self-evaluation forms and interviews provided additional insights into the participants' reflections and perceptions of the interactional strategy training. The analysis of dyadic interaction revealed that both groups showed increased collaboration and utilization of interactional strategies in the post-task. However, the experimental group exhibited a significantly higher level of collaboration and implementation of strategies during interactions. The examination of interaction patterns and strategy use demonstrated the positive impact of interactional strategy training in enhancing collaboration and promoting the use of interactional strategies. Furthermore, the analysis of self-evaluation forms and interviews revealed that participants in the strategy group experienced various benefits, including heightened awareness of their interactional behaviors, improvements in speech fluency, interactional skills, strategy usage, and affective factors such as motivation, self-confidence, and anxiety levels.
Kolektif güven iş birliği ve okul etkililiği arasındaki ilişkinin öğretmen görüşlerine göre incelenmesi
Bu araştırmanın amacı okullarda kolektif güven, iş birliği ve okul etkililiği arasındaki ilişkileri öğretmen görüşlerine göre belirlemek, kolektif güven ile okul etkililiği arasında okul iş birliğinin aracılık rolünü yapısal eşitlik modellemesi aracılığıyla incelemektir. Araştırmanın evrenini, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Van ili merkez üç ilçesi olan İpekyolu, Tuşba ve Edremit ilçelerinde kamu ilkokul, ortaokul ve liselerinde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri ise oranlı tabakalı örnekleme kullanılarak, "Kişisel Bilgi Formu", "Kolektif Güven Ölçeği", "Okul Etkililiği Ölçeği" ve "Okul İş Birliği Ölçeği" aracılığıyla 1112 öğretmenden elde edilmiştir. Veriler AMOS, IBM SPSS programı, Process Makro yazılımı ve açık kodlu R yazılımı programları ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin kolektif güven, okul iş birliği, okul etkililiği algılarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Kolektif güven alt boyutlarında öğretmenlerin meslektaşları ve okul müdürleriyle güven ilişkisinin yüksek olduğu buna karşın velilere ilişkin güven algılarının ise ortanın biraz üstünde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Okul iş birliği değişkeninin alt boyutlarında ise okul müdürü-paydaş iş birliği, öğretmen-meslektaş iş birliği ve rehberlik servisi-paydaş iş birliği algılarının yüksek düzeyde fakat veli ve öğretmen iş birliği algılarının orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Öğretmen algılarının araştırmada ele alınan örgüt ve öğretmen kaynaklı değişkenlerden birçoğu ile anlamlı olarak farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Kolektif güven, iş birliği ve okul etkililiği arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapısal eşitlik modeli analiz sonuçlarına göre ise kolektif güvenin okul etkililiği üzerindeki doğrudan etkisinin olduğu; modele okul iş birliği dahil edildiğinde modelin uyum değerlerinin yüksek olduğu ve okul iş birliğinin kolektif güven ile okul etkililiği arasında aracılık rolü gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.
An exploration into the collaborative experiences of L2 pre-service teachers in online practicum
Pre-service teachers acquire authentic classroom experience through School Experience and Teaching Practicum courses in the final year of their undergraduate education. In this learning to teach process, prospective teachers are in constant collaboration with university-based supervisors, school-based cooperating teachers, peer student teachers and learners. However, studies on the contributions of these stakeholders to collaboration from the perspectives of student teachers themselves are rare in the literature. To address this gap, this study describes collaborative experiences of prospective English language teachers with other stakeholders during their practicum. Data depicting the collaborative nature of an online practicum taking place during Covid-19 pandemic were collected through semi-structured interviews and open-ended questionnaires. Five student teachers supervised by the same faculty member participated in the study, representing various cases across primary, secondary, and high school levels, and in the form of solo or paired placement. Qualitative analysis uncovered the dynamics of collaborative experiences of student teachers. Although the field experience was based on the triangular teacher training model suggested by the Faculty-School Partnership Protocol, the model was reported to be not realised and student teachers showed different patterns of collaboration to compensate for the missing participant(s). This dissertation highlights collaborative facets of student teachers' practicum experiences and underscores the impact of interactive online practicum engagement on field experience quality. It emphasizes the role of clear policies in fostering effective collaboration, enhancing the practicum, and elevating teacher education quality.
Sağlık kurumlarında alturistik liderliğin hekim hemşire işbirliği ve lider-üye etkileşimi üzerindeki etkileri
Alturizm, kişinin ödül beklentisi olmadan bir başkasına yardım etme davranışıdır. Alturistik liderlik, astlarının ihtiyaçlarına odaklanan ve astlarına yardımcı olmak için kişisel çıkarlarından fedakârlıkta bulunmayı göze alan liderlik biçimini ifade etmektedir. Doğaları gereği alturistik davranışların sürekli sergilendiği sağlık kurumlarında insan odaklı liderlik türlerinin çeşitli değişkenler üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu ifade edilmektedir. Bu değişkenlerden birisi ortak saygı ve güvene dayalı hekim hemşire iş birliği kavramı; diğeri ise lider ile üye arasındaki karşılıklı etkileşimi konu alan olan lider üye etkileşimidir. Alturistik liderliğin, özünde benzer kavramları barındırması nedeniyle, hekim hemşire iş birliği ve lider üye etkileşimi üzerinde pozitif etkiye sahip olacağı düşünülmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen tez çalışmasının amaçları, hekim ve hemşirelerin alturistik liderlik algıları, hekim hemşire iş birliğine eğilimleri ve lider üye etkileşimi düzeylerinin belirlenmesi; söz konusu değişkenlere ilişkin algıların katılımcıların bireysel özellikleri açısından farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi; hekim ve hemşirelerin alturistik liderlik algılarının hekim hemşire iş birliğine olan eğilimleri ve lider üye etkileşimi düzeyleri üzerinde etkisinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Bu kapsamda Ankara'da faaliyet gösteren bir vakıf üniversitesine bağlı eğitim araştırma hastanesinde görev yapmakta olan toplam 192 hekim ve hemşireden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda katılımcıların alturistik liderlik algıları ve lider üye etkileşimi düzeyleri orta seviyenin üzerinde; hekim hemşire iş birliğine yatkınlıkları ise yüksek düzeyde bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların alturistik liderlik ve alt boyutları, hekim hemşire iş birliği ve alt boyutları, lider üye etkileşimi ve alt boyutlarına dair ortalamalarının bireysel özelliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Regresyon analizlerinden elde edilen bulgulara göre ise alturistik liderlik alt boyutlarının hekim hemşire iş birliği ve alt boyutları ile lider üye etkileşimi ve alt boyutları üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulgularından elde edilen sonuçlar doğrultusunda hekim hemşire iş birliği ve lider üye etkileşimi düzeylerini artırma amacında olan sağlık yöneticilerine alturistik liderlik davranışları sergilemeleri önerilmektedir.
Kapalı ve yarı kapalı denizlerde işbirliği ve Akdeniz
Kapalı veya yarı-kapalı denizler kavramı, Birleşmiş Milletler Üçüncü Deniz Hukuku Konferansı'nda gerçekleşen tartışmalar sonucunda 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin "Kapalı veya Yarı-Kapalı Denizler" adlı IX. Bölümü altında 122. ve 123. maddelerde düzenlenmiştir. Söz konusu 122. madde, kavramı tanımlarken; 123. maddede ise kapalı veya yarı-kapalı denizlerde kıyı devletleri tarafından uygulanacak işbirliği yükümlülüğü düzenlenmektedir. Ancak 123. maddenin emredici niteliği ve uygulanacak işbirliği yükümlülüğünün kapsamı bakımından birtakım belirsizlikler söz konusu olmaktadır. Ayrıca söz konusu maddede düzenlenen işbirliği alanları, Sözleşme'nin ilgili maddelerinde halihazırda düzenlenmiş bulunmaktadır. Buradan hareketle, Sözleşme'nin kapalı veya yarı-kapalı denizlerde işbirliği bakımından yeni bir işbirliği alanı oluşturduğu söylenememektedir. Diğer taraftan, kıyı devletlerinin bu tür alanlarda karşılaşmakta olduğu ve düzenleme kapsamına dahil edilmemiş birtakım sorunları mevcut bulunmaktadır. Bu sorunlar içerisinde deniz yetki alanlarının genişliğinin belirlenmesi ve doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi konuları ön plana çıkmaktadır. Bu konuların çözümü Sözleşme'nin genel kuralları doğrultusunda gerçekleştirilecektir. Çalışmada, Sözleşme'nin 122. ve 123. maddelerinde düzenlenen kapalı veya yarı-kapalı denizler kavramına eleştirel bir yaklaşım sunulması amaçlanmıştır. Bir kapalı veya yarı-kapalı deniz olarak Akdeniz, söz konusu işbirliği mekanizmalarının en iyi uygulandığı bölgelerden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu bakımdan Akdeniz'in bir kapalı veya yarı-kapalı deniz olarak söz konusu niteliği ve bu deniz alanında uygulanan işbirliği mekanizmaları incelenmiştir. Ayrıca Akdeniz'de işbirliği ortamına engel oluşturan deniz yetki alanları ve doğal kaynak temelli uyuşmazlıklara da yer verilmiştir. Kapalı veya yarı-kapalı denizler kavramı ve bu bağlamda düzenlenen işbirliği yükümlülüğü Türkiye bakımından incelenerek Türkiye'nin Konferans'taki tutumu üzerinde durulmuştur.
Kazakhstan's role in strengthening the Turkic Council and regional cooperation in Central Asia
This thesis examines the cooperation among the Central Asian Turkic Republics and Turkey in the socio-economic, political, cultural areas, and regional cooperation and security in Central Asia, besides the role of the Kazakhstan in the activities of the Turkic Council under the framework of New Regionalism and Liberal Institutionalism. After the dissolution of the Soviet Union, the meetings of the Presidents of the Turkic States and the Turkic Council Summits between Central Asian Turkic Republics and Turkey have become increasingly important. In this study, the main themes of the high level summits are analyzed and the role of the Turkic Council in strengthening and improving relations among the Turkic States are also discussed. The member countries of the Turkiс Council cooperate in the framework of international organizations. Kazakhstan has played a significant role in the development of initiatives of the Turkiс Council.The aim of this thesis is to determine the activities of the Turkic Council and the role of Kazakhstan in strengthening cooperation in the context of cooperation and security issues in Central Asia. In the first part of the thesis, after discussing the socio-economic and political relations in the newly emerged states in Central Asia after the dissolution of the Soviet Union, the interests of powerful actors, such as,Turkey, USA, China, Russia and the European Unionin Central Asia areexamined. The second section deals with regional co-operation and security issues in Central Asia, and Kazakhstan's policies concerning these issues and its role in strengthening the regional cooperation.In the third chapter, the activities of the Turkiс Council, its the policies and strategies regarding the development of regional cooperation are evaluated. In addition, in this thesis, important factors of the cultural, psychological and communicative closeness of the Turkish people are emphasized, which are necessary for strengthening the integration unity and determining common interests, Moreover, the current problems encountered in the integration process by the Turkic Republics are included.
Küreselleşme bağlamında Rusya-İran ve Türkiye arasındaki işbirliğin süreklilik potansiyeli
Soğuk Savaş'ın bitişi ve ardından SSCB'nin dağılmasıyla, dünya güç dengesinde büyük değişiklikler meydana gelmeye başlamıştır. Soğuk Savaş boyunca sürmüş olan iki kutuplu yapı son bulmuş, doksanlı yılların uluslararası sistemi ABD hegemonyasında tek kutuplu bir yapıya dönüşmüştür. 21. yüzyıla girerken 11 Eylül Terör Saldırısı, başarısız Afganistan ve Irak Harekatları ABD'nin prestijini sarsmış, toparlanan Rusya, büyüyen ekonomileri ile AB, Çin, ve Japonya, ABD'nin rakibi konumuna gelmişlerdir. Küreselleşme gibi başka faktörler de olmakla birlikte ABD hegemonyasındaki tek kutuplu yapı sarsılmaya başlamış, 21. yüzyıl uluslararası sistemi çok kutupluluğa doğru evrilmeye başlamıştır. Küreselleşme süreci bazı çevrelerce yararlı bulunsa da bazı çevrelerce getirdiği ekonomik, siyasi ve kültürel olumsuzluklar yüzünden eleştirilmiştir. Bünyesinde barındırdığı olumsuzluklar küreselleşme sürecinin tamamlayıcısı ya da karşıtı olarak görülebilen bölgeselleşme hareketlerini başlatmıştır. Bölgeselleşme hareketleri ile küreselleşme karşısında zayıf düşen ulus devletler ayakta durmaya çalışmakta, aşınan yetkilerini tekrar kazanmaya çabalamaktadırlar. Küreselleşmenin barındırdığı olumsuzluklar ulus devlet yapısını çevre ülkelerle ekonomik ve siyasi birlikler kurmaya sevk etmiştir. 21. yüzyıl uluslararası sistemin çok kutuplu yapısı, küreselleşme sürecinin ulus devleti bölgesel birlikler kurmaya teşvik etmesi; Suriye krizi üzerinden gelişen Rusya-İran ve Türkiye işbirliğinin süreklilik arz ederek daimi bir birliğe dönüşmesini kolaylaştırmaktadır.
Cooperative strategies, achievable rates and resource allocation for OFDMA channels
The design of next generation wireless communication systems brings along new challenges, since the degrading factors such as fading and multi-user interference become harder to deal with as the number of users and the bandwidth requirements increase. Orthogonal Frequency Division Multiple Access (OFDMA) is a multiple accessing technique which provides a solution to both of the problems above: it provides a relatively simple way of assigning available bandwidth to users, while avoiding interference; and at the same time, it converts a frequency selective fading channel, to parallel flat fading subchannels, hence reducing the effects of intersymbol interference. However, in wireless channels, what is traditionally considered as interference is in fact side information, and combined with the diversity created by the orthogonal subchannels in OFDMA, this side information can be carefully taken advantage of to increase the rates achievable by the users. In our thesis, without imposing any prior constraints on subchannel allocation, we investigate cooperation strategies, achievable rates and resource allocation for OFDMA channels.We propose new cooperative encoding strategies for wireless communication networks over OFDMA channels. We particularly focus on a two user cooperative OFDMA system, based on block Markov superposition encoding (BMSE). We obtain expressions of the resulting achievable rate regions for all proposed cooperative encoding strategies. We show that, by allowing for re-partitioning and re-encoding of the cooperative messages across subchannels, it is possible to better exploit the diversity created by OFDMA, and higher rates can be achieved.In order to take full advantage of the diversity created by OFDMA, we then introduce a channel adaptive cooperation strategy for OFDMA, and optimize the transmit powers as a function of the channel states. We provide the optimality conditions that need to be satisfied by the powers associated with the users? codewords and derive the closed form expressions for the optimal powers. We propose two algorithms that can be used to optimize the powers to achieve any desired rate point on the rate region boundary. We observe that, utilization of power control to take advantage of the diversity offered by the cooperative OFDMA system, not only leads to a remarkable improvement in achievable rates, but also may help determine how the subchannels have to be instantaneously allocated to various tasks in cooperation.
Dikey lojistik işbirliği varsayımıyla bir sürdürülebilir araç atama problemi için tam sayılı doğrusal programlama yaklaşımı
Üretim ve tüketimin geniş coğrafyalara yayılması ve uluslararası ticaretin gelişmesi ile lojistik operasyonların önemi işletmeler için giderek artmaktadır. Bu doğrultuda, müşterilerin taleplerine hızlı ve ekonomik cevap vererek rekabet avantajını sağlayabilmek için işletmelerin ilgili lojistik operasyonlarını etkin ve verimli bir şekilde planlanması gerekmektedir. Ayrıca, çevresel ve sosyal sorunlara karşı artan farkındalık, lojistik operasyonlarının planlaması yapılırken sürdürülebilirlik boyutlarının da değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Öte yandan, operasyon planlamaları yapılırken müşteriler ile gerçekleştirilen işbirliği, hem taşımacılık faaliyetlerinin verimliliğini hem de müşteri memnuniyetini arttırarak işletmelerin rekabet avantajına ve kârlılıklarına katkı sağlama potansiyaline sahiptir. Bununla birlikte işbirliği yaklaşımının araç kullanım oranını iyileştirmesi; daha az emisyon üretimi, daha az yakıt maliyeti ve daha fazla kâr marjı sağlaması, müşteri ve çalışan memnuniyetini arttırması ile işletmelerin sürdürülebilirliğin ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlarındaki performansına katkısı olan lojistik operasyonlar gerçekleştirmesine olanak tanımaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, lojistik sektöründe faaliyet gösteren firmalara bir karar destek modeli önerisi sunmaktır. Bu doğrultuda, dikey işbirliği varsayımı altında ele alınan sürdürülebilir araç tahsis problemi için karışık tam sayılı doğrusal programlama modeli önerilmektedir. Önerilen matematiksel model kullanılarak kâr maksimizasyonunun sağlanması, ve dikey lojistik işbirliği varsayımının taşımacılık operasyonları performansına ve sürdürülebilirliğin üç boyutuna etkilerinin incelenmesi hedeflenmektedir. Model homojen araç filo yapısını ve deterministik müşteri taleplerini dikkate almaktadır. Modelin doğruluğu ve uygulanabilirliği, gerçek bir lojistik ağı büyüklüğüne en yakın şekilde oluşturulan hipotetik veri setini ele alan örnek olay ve sonrasında yapılan sayısal analizler ile gösterilmektedir. Sayısal analizler, dikey lojistik işbirliğinin hem sistem hem de sürdürülebilirlik performansı üzerindeki pozitif etkiyi ortaya koymaktadır.
Kapalı döngü tedarik zincirlerinde yatay lojistik iş birliği altında iadesi mümkün nakliye malzemelerinin yönetimi için bir matematiksel model önerisi
Dünyanın küreselleşmesi ve iş dünyasında artan rekabet, iş süreçlerinin giderek karmaşıklaşmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda firmalar birbirleri ile iş birlikleri ve iş ilişkileri kurmaya başlamışlar, tedarik zincirleri bu iş ilişkileri neticesinde ortaya çıkmıştır. Artançevresel duyarlılık tedarik zincirlerinde sürdürülebilirlik çalışmalarını da artırmış, bu durum kapalı döngü tedarik zincirlerini meydana getirmiştir. Birden çok kez kullanılabildikleri için hem çevresel hem de ekonomik açıdan pek çok fayda sağlayan iadesi mümkün nakliye malzemelerinin (İMNM) kapalı döngü tedarik zincirlerinde yönetimi, günümüzde lojistik operasyonlarının önemli bir parçasıdır. Bu çalışmada birden çok tedarikçinin ve müşterinin yer aldığı kapalı döngü tedarik zincirlerinde ürün dağıtımı ve boş İMNM'lerinin toplanması, araç rotalaması ve depolarda tutulacak olan envanter miktarı kararlarının verildiği bir kapalı döngü envanter rotalama problemi türevi için bir karma tam sayılı doğrusal programlama modeli önerilmektedir. Tedarik zinciri elemanları arasında kurulabilecek olan farklı yatay lojistik iş birliği türlerinin faydaları çalışma kapsamında incelenmiştir. Problemde ürün talep yapısı hem statik hem de dinamik olarak ele alınmış, planlama ufku içerisinde talep miktarlarında yaşanan değişikliklerin farklı yatay lojistik iş birliği senaryolarında toplam maliyete etkilerine de çalışmada yer verilmiştir. Bilindiği kadarıyla bahsedilen faktörleri bir arada içeren bir çalışma literatürde mevcut değildir. Çalışma kapsamında önerilen matematiksel modelin uygulanabilirliği örnek bir veri seti üzerinde gösterilmiş, ardından bahsedilen incelemeler nümerik analizler ile yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda talep yapısından bağımsız olarak hem müşteriler hem de tedarikçiler arasında kurulan yatay lojistik iş birliklerinin incelenen bütün durumlarda en az maliyet doğuran iş birliği seçeneği olduğu görülmüştür. Ayrıca kurulan yatay iş birliği türünün tedarik zinciri boyunca oluşan toplam maliyetin farklı kalemlerini farklı şekillerde etkilediği de yapılan analizler ile ortaya çıkarılmıştır.
Impact of national cooperation on the economic upswing of small & medium enterprises in Nigeria
Small scale businesses face several challenges in Nigeria affecting their growth and development; and to address some of the challenges faced by SME, the federal government of Nigeria set up agencies such as Small and Medium Enterprises Development Agency of Nigeria (SMEDAN) with the aim of aiding the growth and development of SME. This thesis looked at how SMEDAN as a national cooperation has contributed to the development of SMEs in Nigeria. The study utilized survey research design as its methodology; primary data was collected using questionnaire from a sample size of three hundred and two respondents. The major finding of the study was that SMEDAN contribute to SME through training to improve their skill and competence on developing and expanding their businesses. The study also found that SME face a major challenge in repaying the loans provided for them as the interest rate is often high. The study recommended that the interest rate placed on loans granted to the SME be reviewed downward at no interest rate and repayment period be elongated to allow the business owners recoup their investment make profits and then pay up the loans.
Rekabet hukukunda uyumlu eylemler ve hukuki sonuçları
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesinde yer alan rekabeti bozucu davranışlardan uyumlu eylem incelenmektedir. Çalışmamızın amacı, rekabeti bozucu diğer davranışlarla karşılaştırıldığında değişime ve gelişime açık olan uyumlu eylem türü ihlallere ilişkin güncel gelişmelerin ortaya koyulması ve değerlendirilmesidir. Nitekim rekabet hukukunun dinamik bir alan olması, teknolojinin akıl almaz bir hızla gelişmesi, uyumlu eylem olarak kabul edilebilecek davranışları da aynı hızda değiştirmekte ve çeşitlendirmektedir. Bu bağlamda çalışmamızda; uyumlu eylemin tanımı, unsurları, uyumlu eylem sayılabilecek davranışlar, ispat hususuna ilişkin son gelişmeler ve özellikle Rekabet Kurulu kararları ışığında gelişen içtihadi uygulama incelenmektedir.
Kamu-üniversite-sanayi işbirliği (KÜSİ) kapsamında illerin durumunun ve potansiyelinin değerlendirilmesi
Üniversite-sanayi işbirliği, üniversitelerde üretilen akademik bilginin sanayide katma değere dönüştürülmesi yoluyla bir ülkenin kalkınmasında öncü olabilecek önemli bir mekanizmadır. Türkiye'de de üniversite ve sanayi arasındaki bağı kuran bu ekosisteme ilişkin dağınık ancak izlenebilir bir sistem kurulmasına rağmen bunları analiz etmeye ve politikaya dönüştürmeye yönelik çabaların olmadığı görülmüştür. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Türkiye'de etkin bir üniversite-sanayi işbirliği mekanizması sağlamak üzere İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasına göre Düzey 2 (26 Bölge) ve Düzey 3 (81 il) bölge birimlerine yönelik işbirliği potansiyellerinin değerlendirilmesi, işbirliğini sağlama konusundaki ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve karar vericiye politika önerisi olarak sunulmasıdır. Çalışmada işbirliği potansiyeli üniversite ve sanayi boyutu olmak üzere iki farklı boyutta incelenmiştir. 81 ilin kaynak dağılımı ve mevcut alternatiflerin fazlalığı gibi sebeplerden ötürü büyükşehir statüsüne sahip olma durumlarına göre de ayrıca sınıflandırılmıştır. Çalışmada Veri Zarflama Analizi (VZA) ve Serbest Atılabilir Zarflama (FDH) analizinden yararlanılmış ve elde edilen sonuçlar karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bulguların değerlendirilmesi aşamasında FDH yöntemi kullanılarak Düzey 2 ve Düzey 3 bölgelerinin rol model alması gereken ve karar vericiyi tatmin edecek hedefler belirlenmiştir. Standart VZA modellerinde etkinlik ayrım gücünün düşük olması sebebiyle Süper Etkinlik yöntemi de kullanılmış, Düzey 2 ve Düzey 3 bölgelerinin üniversite-sanayi işbirliğine yönelik boyutsal etkinlik skorları elde edilmiştir. Bu çalışma ile yalnızca Düzey 2 ve Düzey 3 seviyesindeki bölgelerin işbirliğine yönelik potansiyelleri ortaya konulmamış, aynı zamanda 26 Bölgenin ve 81 ilin kendi içerisinde ikili karşılaştırmalar ile işbirliğini sağlamaya yönelik diğer birimlere göre önemli işbirliği potansiyeline sahip birimleri yakalaması için hedef bazlı politika önerileri de sunulmuştur. Bununla birlikte, işbirliğine yönelik potansiyelleri ile bulunduğu Düzey 2 bölgesini etkileyen iller de bölgesel işbirliği politikaları kapsamında ele alınmıştır. Üniversite-sanayi işbirliğinin modellenmesi anlamında Türkiye'deki ilk çalışma olması, literatürde ise üniversite-sanayi işbirliğinin modellenmesine yönelik farklı çalışmalar yapılmış olmasına rağmen kullanılan yöntem bağlamında gerçekleştirilen ilk çalışması olması, çalışmanın özgünlüğünü ortaya koymaktadır.Anahtar Kelimeler: Üniversite-Sanayi İşbirliği, VZA, FDH, süper etkinlik.
Ghana's water relations with Burkina Faso: Hydropolitical standpoint
This thesis investigates the water relations between Ghana and Burkina Faso over the Volta Basin River from the Hydropolitical point of view. Water, an essential resource, is scarce. Ensuring water security is critical in socioeconomic development and the transformational agenda of every economy. The Volta River Basin States exploit the basin's water resources to develop and sustain their economies. But there are "conflicting claims for a limited quantity and quality of water" between the two main riparian countries Ghana and Burkina Faso. To dichotomize this, Burkina Faso requires water for irrigation and Ghana needs water for hydropower generation, respectively, their key interest is to keep the water flowing. Through a qualitative research approach, this thesis looks at key issues and questions structured around the use of the basin, its historical development, the legal and institutional framework, population growth, economic and hydraulic developments. IR theory, thus, realism and liberalism, and the international doctrines and principles of shared water resources were applied. The study found that the historical role of water in national development, the colonial presence, hydraulic mission, cultural and sociopolitical needs, led to the development of the Hydropolitical relationship between both states. The governance of the basin has been on a need basis and has so far ensured the peaceful use of the resource. In water scarcity situation dispute becomes possible but in water abundance, there is cooperation. Also, it was found that population growth, economic and hydraulic developments combined with urbanization has affected water demand and has generated environmental concerns. The study concludes that, although there is a legal and institutional framework, there is a lack of commitment and inadequate financial resources that hinder long-term planning. To prevent possible future water-related conflicts, alternative energy sources should be developed and adequate attention should be given to wastewater management and groundwater development and management. Keywords: Hydropolitics, Transboundary, Conflict, Cooperation, Coexistence of Conflict and Cooperation, Volta River Basin, Realism, Liberalism, Ghana, and Burkina Faso.
Sosyal medya pazarlamasının yeni yüzleri Youtube içerik üreticileri ve kanal toplulukları: Youtuber - marka işbirliği videoları üzerine bir araştırma
Teknolojideki değişimler ve sosyal medyanın gelişimi ile birlikte tüketicilerin etki alanı genişlemiştir. Bugün tüketicilerin, sosyal medya platformlarında paylaştığı bir düşünce kolaylıkla büyük kitlelere ulaşabilmektedir. Kullanıcı tarafından üretilen içeriğin gücü, markaların yalnızca sosyal medya platformlarında var olarak hedef kitleleri ile etkili bir iletişim kurmasını zorlaştırmaktadır. Sahip oldukları kanal topluluklarını etkileme kapasitene sahip popüler YouTube içerik üreticileri ile hazırlanan işbirliği videoları, markaların hedef kitleleri ile doğal ve etkili bir şekilde iletişim kurmasına yardımcı olmaktadır. Temel amacı, içerik üreticisinin kanal topluluğu ile bağlantı kurmak olan işbirliği videolarının başarılı olabilmesi ancak stratejik bir yaklaşım ile mümkündür. Çalışmanın amacı markaların, YouTube içerik üreticileri ile birlikte hazırladığı işbirliği videolarındaki stratejik hataları engellemek için kanal topluluklarının işbirliği videoları karşısındaki tepkilerini incelemektir. Tezin ilk bölümünde genel olarak sosyal medya kavramından ve sosyal medya pazarlamasının geleneksel pazarlamadan farkından bahsedilmektedir. İkinci bölümde YouTube'un sosyal medya pazarlamasındaki yeri, Hovland'ın mesaj öğrenme tezi bağlamında YouTube içerik üreticileri ve kanal toplulukları ve YouTuber – marka işbirliği videoları açıklanmıştır. Son bölümde ise Avon markasının makyaj vloggerları Melodi Elbirliler, Tuğba Tunçkaya ve Cansu Akın ile birlikte hazırladığı "Denemeye Var Mısın?" kampanyasına yönelik kanal topluluklarının tepkileri incelenmiştir. İşbirliği videolarında yer alan toplam 2942 yorum, nitel bir araştırma deseni olan netnografi kapsamında analiz edilmiştir. Analiz sonucunda her bir içerik üreticisinin farklı gruplardan oluşan kanal topluluğuna sahip olduğu ve kanal topluluklarının grup özellikleri doğrultusunda işbirliği videolarına yönelik tepkilerinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir.
Cooperation or abjection? A re-conceptualization of civil society beyond liberal values and dischotomies: The "Islam vs. homosexuality" debate in Turkey
The main argument of this study is that the liberal tradition which idealizes civil society as a sphere for the cultivation of democratic values, equality, pluralism and cooperation lacks explanatory value in terms of explaining the complex dynamics and internal contradictions of civil society. Supporting this argument, the debate which was initiated by the discriminatory declaration of the former Minister of Women and Family in Turkey - who announced that ?homosexuality is a sickness? -and turned into an ?Islam vs. homosexuality? debate with the intervention of Islamic civil society organizations (CSOs) and Muslim columnists, revealed that neither the identities nor the practices of civil society actors are pre-established and fixed. They rather are context and actor dependent. Another important factor upon which this debate shed light is the centrality of power relations to the civil society. As Foucault argues, there is no Power as such invested in predetermined institutions, groups or individuals; rather it exists in every aspect of the social. Thus, there is no essential boundary and opposition between the ruler (state) and the ruled (civil society) as liberal thinkers have depicted. Depending on the context, this boundary might get blurred and the actors of civil society might cooperate with the discriminatory state due to the fact that their subjectivities are affected by the same discursive formations. In this respect, the notion of civil society needs to be re-conceptualized in a way as to reveal relations of power and negotiability of subjectivities.
Cooperation and policy interventions: Field experiments with small-scale fishing communities in Turkey
The aim of this dissertation is to contribute to the vast literature on environmental policy instruments and resource use dilemmas via an experimental approach. Based on framed field experiments conducted with members of small-scale fishing communities in Turkey, the study focused on the effects of different policy interventions on cooperation, and demonstrated that analyzing the behavioral impact of environmental policy instruments is crucial to ensure effectiveness. The framed field experiments were used to evaluate the effects of an external fine, a market-like incentive, and a communication condition in a resource use dilemma. The experiments involved twelve sessions for each treatment (baseline, fine, market and communication treatments), with five participants per session. Both communication and a symbolic (low) fine were found to be effective in reducing extraction. The findings further imply that there is a framing effect between the fine and market conditions. When the economic incentive was framed as a fine as opposed to a market-like mechanism, it reduced extraction more. This implies that institutional context matters to individual behavior, and that the same level of economic incentive may perform differently if the institutional context is changed. This finding also supports the hypothesis that market reasoning may lead to unintended outcomes in resource use dilemmas. If this is not taken into account, environmental policies may backfire.
Asynchronous written peer feedback and synchronous verbal peer feedback loop
Peer review in English as a foreign language writing class has proven to be a useful practice allowing to students work collaboratively on their written tasks. Using technological aids, it has reached various modalities in both giving and receiving feedback. To measure the effectiveness of two types of peer review processes, two methods (asynchronous and synchronous) were tested to explore learner perceptions on giving and receiving peer feedback. Within this frame, a study was carried out with 32 students in prep class grade 5. The participating students were all native speakers of Turkish, aged 10 and 11. In this study, two different strategies were applied: asynchronous written feedback on Jamboard and synchronous verbal feedback on Google Meet. The purpose of this was to enable students to become actively involved in the peer review process. Data was collected via semi-structured and structured interviews. The study results showed that students benefited from this process and had a positive attitude towards from peer review. Another notable point of the study showed that gender difference also has a slight effect on peer review, male students stated that they felt more comfortable, and the female felt more shy and less comfortable.
Significance of Organization of Turkic States: Rising political and economic potential of the organization
Organization of Turkic States (OTS) is in the process of becoming one of the proactive political, economic, and energy actors of the Eurasian region. Geostrategic positions of its member states play a very important role in terms of contributing to capacity of the Organization to be influential in regional affairs of Eurasia, particularly in promoting cooperation both within the OTS and with the third parties, participating in conflict resolution processes of the region, and ensuring peace and stability in international affairs. Likewise, thanks to geostrategic positions of its member states, OTS gets an opportunity of playing a role of bridge between the East and the West and the North and the South. This thesis aims to emphasize political, economic, and energy potential of the OTS and reveal ways that would help Turkic-speaking states to have closer rapprochement prospects by adopting common policies, especially in the fields of politics, foreign affairs, military, economy, customs, energy, and transportation. Through becoming more institutionalized Organization, OTS will be able to introduce itself an ambitious player of the new world order. Additionally, relationships of OTS with Europe in the case of European Union's energy insecurity, with Russia in the case of Ukrainian war, and with China in the case of Belt and Road Initiative will be among topics that this thesis will elaborate on.