İnekler

Bu konu başlığı altında 67 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Modifiye G6G (G6G/PRID) protokolünün ineklerde ve düvelerde ovaryum aktiviteleri ve gebelik oranı üzerine etkisi

Bu çalışmada, G6G/Ovsynch protokolü ile senkronize edilen ineklerde ve düvelerde protokole progesteron (PRID) eklenerek; ovaryum aktiviteleri araştırılmış ve sabit zamanlı suni tohumlama uygulamaları sonrasında elde edilecek gebelik oranlarında artış sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmada Holştayn ırkı inekler (n:181) ve düveler (n:100); Grup 1: İnek G6G (inek kontrol grubu, n:79), Grup 2: İnek G6G/PRID (inek çalışma grubu, n:102), Grup 3: Düve G6G (düve kontrol grubu, n:50), Grup 4: Düve G6G/PRID (düve çalışma grubu, n:50) olacak şekilde dört gruba ayrılarak kullanıldı. Kontrol gruplarındaki (Grup 1 ve Grup 3) hayvanlara G6G/Ovsynch protokolü uygulandı. Çalışma gruplarındaki (Grup 2 ve Grup 4) hayvanlara G6G/PRID protokolü; G6G/Ovsynch protokolü ve protokolün 8-15. günleri arasında intravaginal PRID (progesteron) uygulandı. Ultrasonografik muayenelerde, protokolün 0. günü (CL), 8. günü (DF), 15. günü (CL) ve tohumlama zamanında (OF) ovaryumlar üzerindeki yapılar ölçülerek kaydedildi. Gebelik muayeneleri ST sonrası 30-35. günler arasında yapıldı. Sabit zamanlı ST sonrası elde edilen ilk tohumlama gebelik oranları fertilite parametresi olarak değerlendirildi. İneklerde ilk tohumlama gebelik oranlarının kontrol grubunda (G6G) %56,96, çalışma grubunda (G6G/PRID) %51,96 olduğu, düvelerde ise, ilk tohumlama gebelik oranlarının kontrol grubunda (G6G) %64, çalışma grubunda (G6G/PRID) %68 olduğu ve gruplar arasında istatistiksel fark olmadığı (p>0,05) belirlendi. Primipar ve multipar ineklerde ilk tohumlamada gebelik oranları değerlendirildiğinde; kontrol ve çalışma gruplarında multipar ineklerde primipar ineklere oranla gebelik oranlarının sayısal olarak daha yüksek olduğu tespit edildi. İneklerde ve düvelerde CL0 (+) ve CL0 (-) hayvanların ilk tohumlamada gebelik oranları değerlendirildiğinde; CL0 (+) ineklerde ve düvelerde çalışma grubunda (G6G/PRID), CL0 (-) inek ve düvelerde ise kontrol grubunda (G6G) gebelik oranlarının sayısal olarak daha yüksek olduğu tespit edildi. İneklerde ve düvelerde çalışma gruplarında PRID çıkarılma anında vaginal akıntı skorunun gebelik oranlarını olumsuz yönde etkilemediği tespit edildi. Elde edilen sonuçlara göre, ineklerde ve düvelerde karşılaştırılan G6G ve Modifiye G6G (G6G/PRID) protokolleri arasında DF ve OF ortalama çaplarının gebelik ile ilişkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (p>0,05) ve CL ortalama çaplarının gebelikle ilişkisinin ineklerde anlamlı olduğu (p<0,05), düvelerde ise anlamlı olmadığı (p>0,05) belirlendi. İneklerde G6G protokolüne progesteron eklenmesinin gebelik oranlarına olumlu bir etkisinin olmadığı belirlendi. Ancak düvelerde progesteron eklenen çalışma grubunda kontrol grubuna oranla elde edilen gebelik oranlarının yüksek olduğu (p>0,05) ve Modifiye G6G (G6G/PRID) protokolünün düvelerde gebelik oranlarında sayısal artış sağladığı belirlendi. Anahtar Sözcükler: G6G/Ovsynch, PRID, Progesteron, Senkronizasyon, Sığır

DüvelerGebelikOver+5
Ali Sonat
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Süt ineklerinde sensör teknolojileri kullanılarak buzağılama zamanı tahmin modelinin geliştirilmesi

Sunulan tez çalışmasının amacı; Holstein ırkı ineklerde prepartum dönemde gözlenen fizyolojik ve davranışsal değişimlerin sensör teknolojileri kullanılarak tespit edilmesi ve bu verilere dayanarak doğum zamanı tahmin modellerinin geliştirilmesidir. Bu amaçla, prepartum 1-2 haftalık dönemi incelemek amacıyla Holstein ırkı multipar inekler (n=28) kullanıldı. Gebe ineklere sıcaklık, basınç, iletkenlik ve ivmeölçer sensörler bulunan vajinal cihaz ve ruminasyon ölçümü içim ivmeölçer sensör içeren kulak küpesi takılmıştır. Intravajinal cihaz, vulva bölgesinin %10 povidon iyot çözeltisi ile antisepsisi sağlandıktan sonra yardımcı bir aparat yardımıyla anterior vajinaya yerleştirilmiştir. Vajinal cihaz 2,33 dakikada bir, ruminasyon sensörü 20 dakikada bir veri göndermiştir. Elde edilen veriler veri tabanı sisteminde depolanarak saklanmıştır. Gerçek zamanlı izleme sistemi ile birlikte hayvan davranışları gözlenmiştir ve tüm doğumlar sonrasında doğum kolaylığı, ölü doğum skorlaması, buzağı vigor skorlaması yapılmıştır. Doğumun 2. aşamasının başlamasıyla birlikte koryoallantoik kesenin patlaması ve düzenli abdominal kontraksiyonlar cihazın vajinadan çıkışını sağlamıştır. Vajinal cihazın dış ortama atılmasıyla birlikte sıcaklıkta meydana gelen düşüş jsp dosyasında tespit edilerek vajinal cihazın düşme zamanı ve anlık kamera kayıtlarının incelenmesi ile doğum zamanı belirlenmiştir. Elde edilen verilerin işlenmesiyle birlikte prepartum 1-2 haftalık dönem incelendiğinde, son 20-24 saatlik dönem dışında saatlik ortalama vajinal sıcaklık değerinin 39,0-39,2 °C arasında günlük diürnal ritme uygunluk gösterdiği belirlenmiştir. Aktiviteölçer sensör (G sensörü) ile vajinal ortamdan alınan ölçümler sonucunda, saatlik toplam aktivite verilerin dağınık bir yapı gösterdiği, gün içerisinde değişen derecelerde artış/azalış gösterdiği ve doğuma yakın zamanda spesifik bir değişim göstermediği gözlenmiştir. Günlük ortalama aktivite verileri incelendiğinde ise, doğumdan 24 saat öncesinde hafif bir aktivite artışı gözlenmiştir. Günlük ortalama iletkenlik değerleri, aktivite verilerine benzer şekilde bir eğilim göstermektedir. Doğumdan 24 saat öncesinde günlük ortalama iletkenlik değerlerinde ılımlı bir azalma belirlenmiştir. Basınç sensöründen elde edilen verilerle kamera görüntülerinin eşleştirilmesi sonucunda, yatma durumunda basınç verilerinde ortalama 20-30 mbar artış gözlendiği ve bu değişim sayesinde yatma ve kalkma davranışlarının ayırt edilebildiği belirlenmiştir. Basınç verilerine göre prepartum 4 günlük süre boyunca günlük ortalama ayakta durma ve yatıp kalkma sıklığı davranışında kademeli bir artış gözlenirken, ortalama yatma süresi ve bir yatma periyodu süresince geçirilen ortalama zaman sürelerinde kademeli bir azalma belirlenmiştir. Sonuç olarak, sensör teknolojileri kullanılarak buzağılama gibi ekonomik değeri olan rutin uygulamaların kolaylaştırılması mümkün olabilmektedir. Tek sensör kullanımı yerine kombine sistemlerin tercih edilmesinin başarı oranını artıracağı düşünülmektedir.

BiyosensörlerDoğumHayvanlar+7
Özgenur Kafkas
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kuru dönemde sıcak stresine maruz kalan süt inekleri ve buzağılarında metabolik değişimler, yangısal yanıt ve oksidatif stres durumunun belirlenmesi

Bu doktora tez çalışmasında kuru dönem sıcak stresine maruz kalan süt ineklerinde ve doğan buzağılarında oksidatif stres, metabolik ve yangısal parametrelerin değişimleri ve ineklerin sağlık ve süt verimleri izlendi. Çalışmada, kuru dönemde sıcak stresine maruz kalan (yaz; n=25) ve normal iklim koşullarında bulunan (kış; n=28), laktasyon sayısı 2-5, vücut kondüsyon skoru 3,0 – 3,5 aralığında, sağlıklı, toplam 53 baş Holstein inek kullanıldı. İneklerden beklenen buzağılama tarihinden 21 gün önce ve doğum anında; buzağılardan doğumdan hemen sonra (kolostrum tüketmeden önce) ve 24'üncü saatte, antikoagulant içermeyen, steril vakumlu tüplere kan örneği toplandı. Kolostrum örnekleri ilk sağımda elde edilen kolostrumdan alındı. Kan serumları 3500 rpm santrifüj edilerek ayrıldı. İneklerin ve buzağıların kan serumu örneklerinde yangısal parametreler (interlökin (IL)-17A, IL-10, IL-6, IL-1β, tümör nekrozis faktör alfa (TNF-α), interferon gama (IFN-γ), haptoglobulin), oksidatif stres göstergeleri (nitrik oksit (NO), paraoksanaz (PON), toplam antioksidan kapasite (TAS), toplam oksidan kapasite (TOS), oksidatif stres indeksi (OSI), glutatyon peroksidaz (GSH-Px), katalaz, süperoksit dismutaz (SOD), malondialdehit (MDA)) ve metabolik parametreler (toplam protein (TP), albümin, kreatinin, kolesterol, bilirubin, alkalen fosfataz (ALP)) değerlendirildi. Kolostrum örneklerinde laktoferrin ve immunoglobulin G (IgG) düzeyleri; buzağıların 24'üncü saat kan serumu örneklerinde IgG düzeyi araştırıldı. İneklerin solunum sayısı, rektum sıcaklığı, gebelik süresi, buzağı doğum ağırlığı, kolostrum miktarı ve kalitesi (Brix yüzdesi), postpartum dönem sağlık sorunları ve süt verimi kayıt edildi. Araştırılan parametrelerin istatistiki olarak farklılık düzeyi iki yönlü varyans analizi kullanılarak değerlendirildi. Sıcak stresine maruz kalan ineklerin solunum sayısı (sırasıyla 70,8+13,3; 42,4+6,8) ve rektum sıcaklığı düzeyleri belirgin olarak yüksekti (sırasıyla 39,6+0,4; 39,0+0,3 °C). Sıcak stresine maruz kalan ineklerin, normal iklim koşullarındaki ineklere göre gebelik süresinin ortalama 7 gün kısaldığı (sırasıyla 270,21±6,69 gün; 277,44±4,26 gün) ve kolostrum IgG düzeyinin düştüğü gözlendi (sırasıyla 154,17±56,96 mg/dl; 224,51±91,10 mg/dl). Ayrıca, sıcak stresime maruz kalan ineklerin metritis/klinik endometritis prevalansının daha yüksek olduğu belirlendi. Sıcak stresine maruz kalan ineklerin serum ALP, kolesterol, IL-10, TNF-α, OSI ve katalaz düzeyleri belirgin olarak düşerken; serum TP, MDA, NO, SOD ve GSH-Px düzeylerinin belirgin olarak yüksek olduğu belirlendi. Sıcak stresine maruz kalan ineklerin buzağılarında serum ALP aktivitesi belirgin olarak düşerken; serum NO, MDA, katalaz, IL-6, IL-17A, IL-1β, IL-10, haptoglobin düzeylerinin belirgin olarak yüksek olduğu belirlendi. Sonuç olarak kuru dönem sıcak stresinin, 1) süt ineklerinde oksidatif stresi tetiklediği ve metabolik süreçleri bozduğu; 2) intrauterin hayatta sıcak stresi yaşayan buzağılarda oksidatif stresi ve yangısal reaksiyonları tetiklediği; 3) ineklerin postpartum dönem sağlık sorunlarının prevalansını ve verim kayıplarını arttırdığı belirlendi.

BuzağılarMetabolizmaOksidatif stres+4
Mehmet Akköse
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Speed mam color ™ testi 'nin ineklerde önemli mastitis patojenlerinin teşhisinde spesifite ve sensitivitesinin araştırılması

Mastitis, meme bezinin yangısı olarak bilinen, süt inekçiliğinde yaygın olarak gözlenen ve en fazla ekonomik kayba neden olan bir hastalıktır. Hastalık etkenlerinin saha koşullarında hızlı teşhis edilmesi, hastalığa neden olan patojenlerin belirlenerek tedaviye erken başlanmasıyla birlikte tedavi başarı şansı artmakta ve antibiyotiklerin daha etkin kullanımı sağlanmaktadır. Sunulan bu tez çalışmasının amacı Speed Mam ColorTM testinin ineklerde önemli mastitis patojeni olarak bilinen Staphylococcus spp., Streptococcus spp., Streptococcus uberis ve Escherichia coli'nin teşhisinde güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Çalışma kapsamında testin tespit limitinin belirlenmesi, spesifite ve sensitivite çalışmalarında kullanılmak üzere anamnezi alınmış sağlıklı sürülerden; en az bir kez doğum yapmış, laktasyonun 5. ve 200. günleri arasında, sağlıklı ve klinik herhangi bir belirti göstermeyen meme loblarından, 15 gün öncesine kadar antibiyotik veya nonsteroidal bir ilaç tedavisi uygulanmamış ineklerden toplanan sütler kullanılmıştır. Referans suşlar kullanılarak kontamine edilen süt örnekleriyle hedef her bir bakteri için 7 farklı dilüsyon hazırlanarak dilüsyon oranlarının kontrolü için test kitine paralel olarak her bir bakteri dilüsyonu mikrobiyolojik kültüre ekilmiş ve inkübasyona bırakılmıştır. İnkübasyon sonunda 10 katlı azalan bakteri üremelerinin gözlenmesi dilüsyonun doğru şekilde yapıldığını göstermiştir. Test kiti ile pozitif sonuç alınan en düşük konsantrasyon kitin deteksiyon limiti olarak belirlenmiştir. Buna göre yapılan testler sonucunda 48 saatin sonunda Speed Mam Color ™ kitine ait tespit limiti sonuçları Staphylococcus spp. için 101 CFU/ml; Streptococcus spp. için 103 CFU /ml; S. uberis için 103 CFU/ml; E. coli için 101 CFU/ml olarak bulundu. Duyarlılık ve özgüllüğün belirlenmesi amacıyla her bir hedef bakterinin referans suşu, kültür yöntemiyle nutrient broth sıvı besi yerinde üretilerek konsantrasyonları McFarland 0.5'e göre ayarlamış ve Speed Mam Color ™ prospektüsünde belirtilen tespit limitinin üzerinde olmak üzere farklı konsantrasyonları (>103) sağlıklı süt içeren 5 tüpte dilüe edilerek elde edilen faklı konsantrasyonlar bu tüplerden 1'er ml alınıp 4 ml sağlıklı süt içeren 25 adet tüpe rastgele dağıtıldı. Bu sayede her hedef için elde edilen 25 kontamine 25 sağlıklı süt numunesi mikrobiyolojik kültür yöntemi ve Speed Mam Color ™ ile test edilmiştir. Speed Mam Color ™ testinin spesifitesi Staphylococcus spp., Streptococcus spp., S.uberis ve E. coli için %100 iken, sensitivite ise Staphylococcus spp. %100, Streptococcus spp., için %92, S.uberis için %92 ve E. coli %96 olarak bulundu. Pozitif prediktif değeri (PPV) değeri Staphylococcus spp., Streptococcus spp., S.uberis ve E. coli için %100 iken, negatif prediktif değeri (NPV) değeri ilgili bakteriler için sırasıyla %100, %93, %93 ve %96; kesinlik (Ac) değeri ise sırasıyla %100, %96, %96 ve %98 olarak hesaplandı. Çalışmanın diğer aşaması olan testin doğrulanmasında, yukarı belirtilen kriterler göz önünde tutularak ineklere CMT uygulanmış ve CMT sonuçlarına göre pozitiflik gösteren 318 süt numunesi toplandı. Speed Mam Color ™ testinin doğrulaması amacıyla toplanan CMT pozitif olan 318 adet subklinik mastitisli süt numunesini karşılaştırmada altın standart yöntem olarak kabul edilen mikrobiyolojik kültür yöntemi kullanılmıştır. Kültür yöntemi ile test edilen sütler, Speed Mam Color ™ testinde analiz edilen bakteri sonuçları karşılaştırıldı. Süt örneğinde 3'ten fazla koloni tespit edilmesi kontaminasyon olarak kabul edilirken; 2-3 koloni tespit edildiğinde miks enfeksiyon olarak olarak tanımlandı. Subklinik mastitisli süt örnekleri yapılan araştırmada hedef bakterilerin 5 farklı farklı kombinasyonu elde edilirken, bazı hedef bakterilerin Speed Mam Color ™ ve mikrobiyolojik kültürde üreme durumları incelediğinde verifikasyon çalışmasının sonucunda Speed Mam Color ™ testinin spesifitesi Staphylococcus spp., S.uberis ve E. coli için %100 iken, Streptococcus spp., için %95, sensitivite ise Staphylococcus spp. %96, Streptococcus spp., için %83, S.uberis ve E. coli için %100 olarak bulundu. PPV değeri Staphylococcus spp., S.uberis ve E. coli için %100 iken, Streptococcus spp. için %94 olarak hesaplandı. NPV değeri ilgili bakteriler için sırasıyla %95, %87, %100 ve %100; Ac değeri ise sırasıyla %98, %90, %100 ve %100 olarak hesaplandı. Sonuç olarak Speed Mam Color ™ testinin saha koşullarında mastitise neden olan önemli mastitis patojenlerini teşhis etmede kullanılabilecek bir test olabileceği düşünüldü.

BakterilerMastitMeme+4
Tuğba Oğuz
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mastitisli ineklerden staphylococcus aureus'un moleküler identifikasyonu ve antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi

Amaç: Bu tez çalışmasında, mastitisli ineklerden Staphylococcus aureus (S. aureus) izolasyonu, izole edilen suşlarda nuc, mecA ve blaZ genlerinin PCR ile araştırılması ve suşların veteriner sahada yaygın olarak kullanılan çeşitli antibiyotiklere karşı dirençliliğin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Aydın ili merkez ilçe ve çevresinde bulunan işletmelerden klinik mastitisli 41 hayvandan toplam 57 adet süt numunesi toplanmıştır. İzolasyon ve identifikasyon aşamalarını takiben Staphylococcus sp. olarak biyokimyasal identifikasyonu yapılan izolatların DNA ekstraksiyonları yapılmış, antibiyotik direnç genleri genotipik olarak polimeraz zincir reaksiyonu metoduyla araştırılmıştır. S. aureus ve Koagulaz Pozitif Stafilokok olarak identifiye edilen suşların antibiyotik duyarlılıkları/dirençlilikleri CLSI kriterleri tarafından önerildiği şekilde belirlenmiştir. Bulgular: İncelenen 57 süt örneğinden 15 (%26,3) adet Koagulaz Pozitif Stafilokok izolasyonu gerçekleştirilmiştir. Koagulaz Pozitif Stafilokokların genotipik identifikasyon sonucu 6 (%10.5) adedi S. aureus olarak belirlenmiştir. Toplam 22 (%38,6) örnekte ise bakteriyel üreme saptanmamıştır. PCR sonucunda, Koagulaz Pozitif Stafilokok izolatlarında, 270 ve 517 bp uzunluğunda ürünler elde edilmiştir. Koagulaz pozitif olarak belirlenen 15 izolatın 6'sı S. aureus olarak doğrulanmıştır. 6 izolatın 2 adedinde blaZ genine rastlanmıştır. İzolatların hiçbirinde ise mecA genine rastlanmamıştır. Antibiyogram testi sonucunda S. aureus izolatları Penisilin G, Sülfometoksazol-Trimetoprim ve Amoksisilin-klavulanik asit'e %100 oranında dirençli, Vankomisin ve Klindamisine %100 oranında, Polimiksin B, Sefoperazon ve Oksasiline %83 oranında ve Enrofloksasin'e ise %50 oranında duyarlı olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda S. aureus identifikasyonu %10,5 oranında gerçekleşmiştir. Araştırmamız ile birlikte Polimiksin B'nin alternatif bir mastitis terapötik ajanı olarak kullanımın potansiyeli ortaya çıkmıştır. Polymixin B'nin stafilokokal enfeksiyonlarla savaşmak için umut verici bir alternatif ajan olduğunu gösterilmektedir.

AntibiyotiklerHayvan hastalıklarıMastit+6
İlker Kurt
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postpartum sütçü ineklerde GnRH ve hCG uygulamalarının gebelik oranı üzerine etkisi

Çalışma postpartum sütçü ineklerde, suni tohumlama anında tek başına GnRH ve suni tohumlama anında GnRH ile tohumlama sonrası 5. günde hCG'nin birlikte kullanımının gebelik oranları üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla düzenlendi. Çalışma; yaşları 3-6 arasında değişen, postpartum 70-120 günler arasında olan ve herhangi bir reprodüktif probleme rastlanılmayan 120 baş Holstein ırkı inek üzerinde gerçekleştirildi. İneklerin östrüs göstermeleri için herhangi bir hormonal uygulama yapılmadı. Çalışma süresince östrüs belirtileri gösteren ineklerin ovaryum muayeneleri rektal yoldan 6–8 MHz linear problu real-time ultrason (Falco, Pie Medical, Netherlands) ile yapıldı. Hayvanlar rastgele 3 eşit gruba ayrıldı. I. gruba (n=40) suni tohumlama anında kas içi yoldan bir GnRH analoğu olan buserelin asetat içeren Receptal® (0,004 mg Buserelin/ml, İntervet) 10 µg dozda kas içi yolla uygulandı. II. gruba (n=40) suni tohumlama anında kas içi yoldan 10 μg dozda buserelin asetat ve tohumlama sonrası 5. günde 1500 IU hCG (Pregnyl® 3x1500 IU, MSD) kas içi yoldan uygulandı. III. grup ise kontrol grubu olarak bırakıldı, suni tohumlama anında ve sonrasında herhangi bir uygulama yapılmadı. İneklerin gebelik muayeneleri suni tohumlama sonrası 30. günde rektal yoldan ultrasonografik muayene ile yapıldı. Gebelik oranları grup I, II ve III'de sırasıyla % 80 (32/40), %80 (32/40), %57.5 (23/40) olarak belirlendi. Çalışmada gebe kalma oranı bakımından grup I ve II ile kontrol grubu arasında istatistiki bir fark tespit edildi (p<0.05). Sonuç olarak, postpartum sütçü ineklerde gebelik oranlarının artırılması amacıyla suni tohumlama anında tek başına GnRH ve suni tohumlama anında GnRH ile suni tohumlama sonrası 5. günde hCG'nin birlikte kullanımının ineklerde gebelik oranlarını artırdığı belirlendi. Fakat 5. günde yapılan hCG uygulamasının, yalnızca GnRH uygulamasına kıyasla gebelik oranlarını artırmadığı, bu nedenle ilave hCG uygulamasına gerek olmadığı kanısına varıldı.

GebelikGnRHKoryonik gonadotropinler+4
Emre Karsavuranoğlu
Hatay Mustafa Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Siyah alaca sütçü düvelerde vitamin D3 uygulamalarının kan serumu anti-müllerin hormon seviyesi üzerine etkilerinin araştırılması

AMH düzeyini etkileyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Vitamin D, AMH düzeyini etkileyen faktörlerden sadece biridir. Başta insanlar olmak üzere yapılan çok sayıda in vivo ve in vitro çalışmada, Vitamin D'nin AMH düzeyini doğrudan veya dolaylı olarak etkilediği bildirilmektedir. Ancak düvelerde Vitamin D'nin serum AMH düzeyleri üzerine etkilerinin incelendiği bir araştırma bulunmamaktadır. Bu çalışmada tohumlanmamış 11-13 aylık sütçü düvelerde oral ve kas içi Vitamin D3 uygulamalarının AMH ve 25(OH)D düzeyleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan hayvan materyali, oral (Grup1, n=20), kas içi (Grup2, n=20) ve kontrol grubu (Grup3, n=20) olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Oral gruba ve kas içi gruba tek seferde 5 milyon IU Vitamin D3 uygulaması yapılmış, kontrol grubuna ise Vitamin D3 uygulaması yapılmamıştır. Kan örnekleri uygulama öncesi (0. gün) ve uygulamayı izleyen 7, 14 ve 28. günlerde toplanmıştır. AMH konsantrasyonları kan serumunda elektrokemilüminesans yöntemiyle, 25(OH)D konsantrasyonları ise kemilüminesan immunolojik test yöntemiyle belirlenmiştir. Çalışma sonucunda oral ve kas içi vitamin D3 uygulamasının 25(OH)D konsantrasyonunu 7, 14 ve 28. günlerde uygulama öncesine göre önemli düzeyde artırdığı belirlenmiştir (p<0.05). Oral Vitamin D3 uygulaması sonrası 25(OH)D düzeyinin 7. günde pik seviyeye ulaştığı, 14 ve 28. günlerde ise azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Kas içi uygulamada ise 25(OH)D düzeyinin, uygulama öncesine göre sürekli artış gösterdiği ve 28. günde pik düzeye ulaştığı belirlenmiştir (p<0.05). Oral ve kontrol grubunda uygulama öncesine göre 7, 14 ve 28. günlerdeki AMH düzeyi değişimlerinin istatistiki açıdan önemsiz olduğu tespit edilmiştir (p>0.05). Kas içi grupta ise AMH düzeyinin 7. ve 28. günlerde uygulama öncesine göre istatistiki açıdan daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Kontrol grubunda 0. güne kıyasla AMH düzeylerinde azalma gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgulara dayanarak, Vitamin D3'ün veriliş yolunun 25(OH)D düzeyini etkilediği, oral grupta 7. günde pik düzeye ulaşırken, kas içi grupta sürekli bir artış sağladığı belirlenmiştir. Vitamin D3 uygulanan gruplarda AMH konsantrasyonunda artışlar gözlenmiş ve kontrol grubunda gözlenen AMH konsantrasyonlardaki dalgalanmalardan farklı olarak düzenli bir seyir izlediği tespit edilmiştir.

Antimüllerian hormonDüvelerKolekalsiferol+2
Davut Koca
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Erken ve geç tip besinsel protein ilişkili proktokolitte immunolojik tolerans mekanizmaları

Giriş: Daha çok küçük bebeklerin hastalığı olarak bilinen besinsel protein ilişkiliproktokolit (BPIP) yakın zamanda daha büyük çocuklarda da gösterilmiştir.Çoğunlukla non-IgE aracılıklı bir bozukluk olan bu durumun inek sütü proteininekarşı immunuolojik tolerans gelişiminde bir aksama sonucu gelişen T hücrearacılıklı bir reaksiyonu yansıttığı düşünülmektedir. Ancak mukozal toleranstabozulmaya yol açan mekanizmalar şimdiye kadar araştırılmamıştır.Amaç: Kolon mukoza örneklerinde TGF-ß, TGF-ß-reseptör-1, TNF-?, CD 86 veCD23 moleküllerinin ekspresyonu çalışıldı. BPİP'in iki farklı tipi olan klasikinfantil tip ile geç ortaya çıkan BPİP patogenezinde bu moleküllerin rolü araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Başvuru yaşları 2,9± 4,02 yıl olan 57 hasta çalışmaya alındı. Grup-I: infantil tip BPİP, <6 ay, N=21; Grup-II: geç tip BPİP, >1,5yaş, N=7; Grup-III:non-alerjik eozinofilik kolit, N=7; Grup-IV: juvenil hiperplastik polip olguları,N=22. Kolon biopsi örneklerinde immünohistokimyasal boyama yapıldı.Bulgular: Grup-II'de TGF-ß ekspresyonu diğer 3 gruba göre anlamlı olarak düşükbulundu. TNF-? ekspresyonu Grup-I, II ve III'de Grup-IV'e göre anlamalı olarakdaha yüksekti. Grup-I `de Grup-IV'e göre TGF-ß-reseptör-1 ekspresyonu dahadüşük (p=0.049), CD86 ekspresyonu ise daha yüksek bulundu (p=0,012). Laminapropriada eozinofil sayısı/BBA ile CD86 ekspresyonunun derecesi arasında anlamlıkorelasyon saptandı (p=0,026, r=0,388).Sonuç: TNF-?'nın kökeninin alerjik olup olmamasından bağımsız olarak tümeozinofilik kolitlerin patogenezinde rol oynadığı düşünülmüştür. İnfantil tipBPİP'de düşük TGF-ß-reseptör-1 ve yüksek CD86 aktivitesi; geç tip BPİP'te isedüşük TGF-ß aktivitesi bozulmuş mukozal toleransta rol oynuyor olabilir.Anahtar kelimeler: besinsel protein ilişkili proktokolit (BPIP), TGF-ß, TGF-ß-reseptör-1, TNF-?, CD86, mukozal tolerans, inek sütü alerjisi.

AlerjenlerAlerji ve immünolojiBesinler+7
Ahmet Özen
Yeditepe University
2011
00
DoktoraAçık ErişimTR

İneklerde supramammar lenf yumrusunun ekotekstürü ile mastitis arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Ultrasonografi (USG) görüntülerinin dijital ortamda işlenmesiyle ekotekstür analizleri yapılmaktadır. Sunulan tez supramammar lenf yumrusunun ekotekstürüyle mastitis arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapıldı. Tez çalışmasında 252 inek materyal olarak kullanıldı. Çalışmada, California Mastitis Test (CMT) ve süt elektrik direnci (SED) ölçümleri yapılıp supramammar lenf yumrusunun USG görüntüleri alındı. Yapılan klinik muayene ve skorlamayla hayvanlar CMT (-) (n=84), CMT (+) (n=84) ve klinik mastitis (n=84) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Numunelerden somatik hücre sayısı (SHS), SED ve ticari ELISA kitiyle süt amiloit A (MAA) ölçümleri yapıldı. Ekotekstür analizleri için USG ile alınan lenf yumrusu görüntüleri elektronik ortama aktarılarak, Bitmap (BMP) görüntü formatına çevrildi. Image J programıyla BMP formatındaki lenf yumrusu görüntülerinin ilgili alanları (ROI) belirlenerek, ortalama gri değer (MGL), kontrast (CON), homojenite (HOM), enerji (ASM), entropi ve korelasyon parametreleri elde edilerek değerlendirildi. Analizler sonucunda SHS ve MAA düzeyleri, CMT (-) grubunda en düşük bulunurken klinik mastitis grubunda diğer iki gruba göre daha yüksek bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkileri tespit edildi (p<0,001). Süt elektrik direncinde klinik mastitis grubunun CMT (+) ve CMT (-) gruplarına göre istatistiksel olarak daha düşük seyrettiği görüldü (p<0.001). Diğer tanı yöntemlerinin ekotekstür parametreleriyle ilişkisi değerlendirildiğinde, CON'un SHS ve SED'le negatif, MAA ile pozitif yönde, ASM, SHS ve SED'le negatif, MAA ile pozitif yönde farklılıkları tespit edildi. HOM'un MAA ile farkı bulunmazken, SHS ile negatif, SED'le pozitif yönde farklılıkları bulundu. SHS ve MAA arasında korelasyon bulunmazken, SED'le pozitif yönde farkı bulundu. Ortalama gri değer ve entropinin, MAA ile anlamlı bir ilişkisi olmadığı, SHS ile pozitif, SED'le negatif yönlü ilişkisi olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, meme ve supramammar lenf yumrususunun ultrasonografisiyle ekotekstür analizlerinde, daha çok örneklem sayısıyla değer aralıklarının belirlenmesi gerektiği ve bundan sonraki çalışmalara kaynak oluşturarak konuyla ilgili daha kapsamlı araştırmaların yapılması gerektiği görüşüne varıldı.

Lenf nodlarıMastitMeme hastalıkları+3
Burak Fatih Yüksel
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Süt ineklerinde farklı glikoz prekürsörleri kullanılmasının metabolik hastalıklar ve laktasyon performansı üzerine etkileri

Bu çalışma, geçiş dönemindeki süt sığırlarında karşılaşılan negatif enerji dengesi problemine karşı kullanılan glikoz prekürsörlerinin süt verimi ve bileşimi, metabolik hastalıklar, kan parametreleri, reprodüktif parametreler, vücut kondisyon skoru, dışkı skoru üzerindeki etkilerini karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada hayvan materyali olarak en az bir doğum yapmış, 60 Holstein ırkı süt ineği kullanılmıştır. Hayvanlar 3 gruba ayrılmış ve her grup 20 hayvandan oluşmuştur. Kontrol (K) grubundaki hayvanlara deneme süresince herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Gliserol (G) grubundaki hayvanlara deneme süresince günde 1 öğün, sabah yemlemesinden sonra 450 ml oral olarak G pompayla içirilmiştir. Propilen Glikol (PG) grubuna ise aynı şekilde 300 ml PG içirilmiştir. Hayvanların süt verimleri deneme süresince günlük takip edilmiştir. Laktasyonun 100. gününe kadar her hafta art arda iki gün tüm sığırlardan süt numunesi toplanarak süt analizleri yapılmıştır. Glikoz, beta hidoksi bütirik asit (BHBA) ve esterleşmemiş yağ asitleri (NEFA) gibi metabolik profil testleri için kan örnekleri doğum öncesi sırasıyla -1., 0., 1., 2. ve 3. haftalarda alınmış ve ticari kitlerle analiz edilmiştir. Araştırma boyunca ineklerden her hafta vücut kondisyon skoru, dışkı skoru, ateş, akıntı kontrolü, involüsyon takibi, topallık skorlaması yapılmıştır. İstatistik analizlerde SPSS paket programı kullanılmış ve NEFA, glikoz, BHBA, skorlamalar (vücut kondisyon skoru, dışkı skoru, uterus akıntı skoru, uterus involüsyon skoru), vücut ısısı, tohumlama, süt verimi ve süt kompozisyonu verilerinin karşılaştırmaları ANOVA ile yapılırken post test olarak Tukey HSD seçilmiştir. İneklerden alınan kan numunelerinden BHBA, NEFA ve glikoz seviyelerinde ve dışkı skorları, vücut kondisyon skorları, vajinal akıntı ve uterus akıntıları bakımından gruplar arasında bir farklılık saptanmamıştır. Ancak K (35.06 L/gün) grubu ineklerde süt verimi G (34.18 L/gün) grubuna göre 1 L ve PG (33.46 L/gün) grubuna göre ise 1.5 L daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Öte yandan süt yağı PG grubu ineklerde (%3.67) ise K (%3.44) ve G (%3.46) gruplarına göre daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Fakat K (% 3.32) grubu ineklerin süt proteinleri ise PG (%3.15) grubuna göre daha yüksek tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hiçbir uygulama yapılmayan K gubunda süt verimi ve süt proteini G ve PG gruplarına göre daha yüksek bulunmuş ve süt yağı bakımından da gruplar arasında farklılıklar saptanmıştır. Bu nedenle G ve PG gibi glikoz prokürsörlerinin özellikle rumen üzerindeki davranışlarının daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır

GlükozLaktasyonMetabolik hastalıklar+3
Ramazan Yıldırım
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Cryptosporidiosis'li buzağılarda inek kolostrumunun tedavideki etkinliğinin ve kan serumundaki proteomik yapı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Cryptosporidiosisli buzağılarda tedavi amaçlı kolostrumun, bikarbonatlı veya bikarbonatsız şekilde paramomisin ile kombine edilmesinin, etkinliği ve serum proteomik profiline etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca ilk kez yüksek ve düşük kaliteli kolostrumların proteomik analizlerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada, yalnızca Cryptosporidium ile enfekte, 21 günden küçük 30 Holştayn buzağı üç eşit gruba ayrılmıştır. Her üç gruba 1x100 mg/kg dozunda paramomisin (5 gün) ilave olarak, Grup 1 ve 2' ye 2x250 ml kolostrum (3 gün) ve Grup 1'e kolostrum öncesinde 2x6 g sodyum bikarbonat uygulanmıştır. Tedavi öncesinde ve sonrasındaki 10 gün buzağıların klinik muayeneleri, dışkı skorlaması ve ookist sayımları yapılmıştır. Tedavinin 0, 1, 2, 3, 5 ve 7. gün serumlarından Brix% ve total protein (TP), 0 ve 3. günde immunglobulin G (IgG), gammaglutamyltransferase (GGT) ölçümleri ve proteomik analizler yapılmıştır. Dışkı skorları, Grup 1 ve 2' de 2. günde tedavi öncesine göre belirgin şekilde (p<0,05) azalırken, Grup 3 (kontrol grubu)'te bu fark 8. günde belirginleşmiştir. Benzer şekilde ookist sayıları Grup 1'de 2. gün, Grup 2'de 3. gün düşmesine karşın Grup 3'te ancak 10. günde fark belirlenmiştir (p<0,05). Kolostrum tedavisine rağmen IgG, TP, Brix% ve GGT düzeylerinin azalması büyük moleküllü proteinlerin yeterince emilmediğini; kolostral tedavi ile Grup 1'de A1AT, SAA, ACTG, HP20; Grup 2'de ise A1BG, S39AB, CTHL1, ACTB APOA4 proteinlerinde değişim olması, ancak Grup 3'te hiçbir proteinde anlamlı değişim olmaması tedavide kolostrum kullanımının buzağı serum proteomiğine etkileri olduğunu göstermiştir. Ayrıca, yüksek kaliteli kolostrumda 8, düşük kaliteli kolostrumda ise 11 protein daha yüksek konsantrasyonda tespit edilmiştir. Sonuçta, cryptosporidiosis tedavisinde paramomisine ilaveten özellikle bikarbonat ve kolostrum kullanımının daha iyi sonuç verdiği gözlenmiştir.

AntibiyotiklerBuzağılarKolostrum+5
Yiğit Kaçar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effect of maternal parity on offspring's milk and reproductive performance, disease incidence of calf period, and longevity in holstein cows

Present information on the maternal parity influences on reproductive and milk production parameters is ambiguous and less information is available on maternal parity effects on the calf duration disease incidence and longevity. The present study aimed to investigate the influence of parity on the calf duration diseases incidence, milk yield and reproductive parameters, and longevity of offspring in Holstein dairy cows. Data were retrieved from a commercial dairy farm present at Karacabey-Bursa state in Turkey. All the data was organized and subjected to statistical analysis, and correlations were established between all first lactation production parameters (peak yield, days to peak yield, 100-d yield, and 305-d yield), reproduction (age at first insemination, number of inseminations), and longevity of the dams and their heifers. In all parity calves, the incidence of calf duration diseases averaged 16.8%, and the rate reduced as mother parity increased (p<0.01). Age at first insemination, number of inseminations gestation length as a heifer, and peak milk yield, time to peak yield, 100-d milk yield, 305-d milk yield during the first lactation of all parity heifers averaged 481-d, 1.67, 274-d, 46.06 L, 67.50-d, 3611.93 L and 9588.47 L respectively. Non-significant (p>0.05) effect of the parity was found on all these heifer's reproduction and first lactation milk production parameters. A non-significant correlation established for reproduction and milk production studied parameters of the dams and heifers. Longevity averaged 32.43, 27.93, and 26.57 months for first, second, and third parity dams offspring respectively, but results remained non-significant (p>0.05) for all parity. Non-significant (p>0.05) correlation was found between maternal longevity and the longevity of offspring. Among culling reasons investigated, reproductive diseases were the primary culling reason (28.9%), followed by low production (8.4%), mastitis and udder problems (4.8%), foot problems (6.0%), and abomasum displacement (3.6%), and we found a significant (p<0.01) positive correlation between culling reasons of dams and heifers. It can be concluded that maternal parity influences the calf duration health diseases, longevity, and extra care should be paid to the first two parity calves, but for better reproductive and production performance during the first lactation, higher emphasis on growth and breeding decisions is suggestive.

Maternal ageCalvesFertility+5
Roshan Rıaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kur'an-ı Kerim' de adı geçen hayvanlar ve özellikleri

Kur'an-ı Kerim Allah (cc) tarafından Arapça bir kitap olarak indirilmiştir. Müslümanlar olarak bizlerin ise indirilen bu Arapça Kur'an-ı anlamaya ihtiyacımız vardır. Kur'an'da ismi geçen hayvanlar da incelenmesi, anlaşılması gereken bir konudur. Bu kavramlardaki bağlamlar anlaşılmalıdır. Allah (cc) bu kavramları ifade ederken sadece ortadoğuda bilinen ve arapların bilip tanıdığı hafızasına yerleşmiş olan hayvanlar üzerinden mi örnek göstermiştir? Yoksa bu ifadelerde başka anlamlar da kast edilmişmidir?, ya da başka bir amaca mı matufdur? Bu durumu incelemeye çalıştık. Bu çalışmamızı iki bölüme ayırmayı uygun bulduk. Birinci Bölümde Kur'an'da direk kullanılan hayvan isimlerini ve özelliklerini inceledik. Bu Bölümde tesbit edebildiğimiz otuz isim yer almaktadır. Bu isimleri çok tanınandan az tanınana şeklinde sıralamaya tabi tuttuk. Bu isimler sırasıyla Sığır, Deve, At, Koyun, Kuş, Sivrisinek, Katır, Örümcek, Çekirge, Ağaç Kurdu, Kurbağa, Ebâbil, Fil, Karga, Eşek, Domuz, Hüdhüd, Arslan, Köpek, Maymun, Haşerât, Keçi, Arı, Karınca, Bıldırcın, Balık, Yılan, Kurt, Kara Sinek ve Kelebek dir. İkinci bölümde Kur'an'ın ikincil kavramlar şeklinde işaret yoluyla ifade ettiği kelimeleri ve hayvanları inceledik. Bunun yanında mükellebin ve türevleri, av ve avcılık şeklinde gelen kavramları da buna ilave ettik. Bu incelememizi yaparken sadece Kur'an ve Tefsir bilgileriyle yetinmeyip konuyla alakalı diğer kaynaklardan da faydalandık. İnek ve arı örneğinde olduğu gibi bu canlıların farklı türleri ve özelliklerini de anlatmaya gayret gösterdik. En'âm kavramını incelerken En'âmı çağrıştıran ikincil kavramlar olan Hedy ve Meyte gibi diğer karamları da buna dahil ettik. Son olarak bu çalışmamızdan hangi sonuçlara ulaşabileceğimizi, Allah (cc) nün kastetmiş olabileceği anlam ve hikmetleri bulmaya çalışıp Arap düşüncesinde yer alan bu zihinsel yapıyı Kur'an üzerinden görmeye çalıştık. Anahtar kelimeler: Hayvan İsimleri, Hayvan, En'âm, Hedy, Arı, İnek, Mükellebin, Av, Avcı.

ArılarHayvan adlarıHayvanlar+3
Ömer Demirtaş
Yozgat Bozok University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aydın İli söke ilçesinde siyah-alaca sütçü ineklerde subklinik mastitis prevalansının belirlenmesi

Bu çalışmada, Aydın ili Söke ilçesinin farklı mahallelerinde bulunan Siyah-Alaca ineklerde subklinik masititis oranının belirlenmesi ve subklinik mastitise neden olan bakterilerin moleküler (sekans analizi) identifikasyonun yapılması amaçlandı. Materyal olarak 312 baş Siyah-Alaca ineğin 1231 meme lobu kullanıldı. California Mastitis Test (CMT) sonucunda, ineklerin %72.44'ünün ve meme loblarının %46.63'ünün subklinik mastitisli olduğu belirlendi. Subklinik mastitisli inekler, yaş, laktasyon ayı, altlık yapısı, sağım sistemi ve bulundukları mahallelere göre değerlendirildi. Yaş ve laktasyon ayının artışı subklinik mastitis için riskli olduğu düşünüldü. Sağım sisteminin subklinik mastitise etkisi yüzdesel olarak farklı bulunsa da istatistiksel olarak önemli olmadığı (P>0.05) gözlenirken; kauçuk altlığın kullanıldığı işletmelerde subklinik mastitisin önemli derecede azaldığı kaydedildi (P<0.001). CMT pozitif 226 inekten aseptik şartlarda alınan süt numunelerinin 128'inde (%56.64) patojen mikroorganizmalar tespit edilirken 98'inde (%43.36) üreme görülmedi (P<0.05). Yüzyirmisekiz numuneden, 178'inde mikroorganizma ürediği, bunlardan 77'sinin (%43.75) bulaşıcı, 99'unun (%56.25) çevresel mastitis etkeni bakteri, 2'sinin ise maya olduğu tespit edildi. Streptecoccus spp., Stapylococcus spp., Corynebacterium spp., Bacillus spp. ve koliform grubu bakterilerin en çok identifiye edilen türler olduğu görüldü. Altlık materyali olarak gübrenin kullanıldığı işletmelerde, çevresel mastitis etkenlerinin subklinik mastitisde başlıca risk faktörü olduğu tespit edildi. Farklı bölgelerde yapılan çalışmalarda olduğu gibi Aydın ili Söke ilçesinde de subklinik mastitisin önemli bir sorun olduğu, ayrıca yetiştiricilerin hastalığın tanı, tedavi ve daha önemlisi koruma-kontrol yolları hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları belirlendi. Belirli aralıklarla subklinik mastitis taraması yapılması, etken izolasyonu ve identifikasyonu ile mastitise karşı alınacak tedbirlerin işletmelerin karlılığı ve sürdürebilirliği için önemli olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: California Mastitis Test, Moleküler identifikasyon, Subklinik mastitis

Aydın-SökeMastitMoleküler tanı+4
Özkan Çelik
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

İneklerde subklinik mastitislere sebep olan bakteri türüne göre sütteki TH1/TH2 sitokin dengesinin belirlenmesi

Bu tezde, ineklerde subklinik mastitislere neden olan bakteri türlerine (Escherichia coli, Streptococcus agalactiae ve Staphylococcus aureus) göre sütteki Th1/Th2 sitokin dengesinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmaya 180 adet inek dahil edildi. İneklere Kaliforniya Mastitis Testi (CMT) uygulandı. Kaliforniya Mastitis Testinde, dört meme lobuda negatif olan inekler CMT (-) grubuna (n=45) dahil edildi. Escherichia coli grubu (n=45), CMT pozitif süt örneklerinde Escherichia coli üreyen ineklerden; Streptococcus agalactiae grubu (n=45), CMT pozitif süt örneklerinde Streptococcus agalactiae üreyen ineklerden ve Staphylococcus aureus grubu (n=45), CMT pozitif süt örneklerinde Staphylococcus aureus üreyen ineklerden oluşturuldu. Süt numunelerindeki somatik hücre sayımı Cell Counter cihazı kullanılarak ölçüldü. Süt kompozisyon analizi Laktoscan cihazı kullanılarak ve sitokin analizleri ise tür spesifik ticari ELISA kitleri kullanılarak yapıldı. Escherichia coli grubunda süt TNF-α ve IFN-γ düzeyi yüksek bulunurken, IL-2 düzeyi düşük bulundu. En düşük süt IL-4 düzeyi CMT (-) grubunda bulundu. Süt IL-5 düzeyi en yüksek Streptococcus agalactiae grubunda bulunurken, süt IL-10 düzeyi en yüksek Staphylococcus aureus grubunda tespit edildi. Ayrıca, sütteki somatik hücre sayısının (SHS) artması, TNF-α ve IFN-γ düzeyinin azalmasına, IL-5 düzeyinin ise artmasına neden oldu. Ancak, IL-2, IL-4 ve IL-10 düzeylerinin SHS değişikliğinden etkilenmediği tespit edildi. Ayrıca, süt örneklerinde yağ yüzdesi Escherichia coli grubunda en yüksek oranda bulunurken, yağsız kuru madde, protein, laktoz ve mineral madde yüzdesi en düşük oranda bulundu. Sonuç olarak, Escherichia coli grubunda Th1/Th2 polarizasyon dengesinin Th1 yönüne kaydığı belirlendi. Streptococcus agalactiae ve Staphylococcus aureus gruplarında ise Th1/Th2 polarizasyon dengesinin Th2 yönünde olduğu bulundu. Bulgularımıza göre, Escherichia coli'ye bağlı mastitis olgularında hücresel bağışıklığın güçlü tutulması gerekirken, Staphylococcus aureus ve Streptococcus agalactiae'nın neden olduğu mastitislerde ise hümoral bağışıklığın desteklenmesi kanaatine varıldı.

Hayvan hastalıklarıLenfositlerMastit+5
Tarık Şafak
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Postpartum sorunlu ineklerde asprosin ve beta-hidroksibütirik asit düzeylerinin araştırılması

Bu tezde, ineklerde asprosin düzeylerinin tespit edilmesi, bu hormonun postpartum hastalıklar ve β- hidroksibütirik asit (BHBA) ile arasındaki ilişkinin belirlenmesi ayrıca asprosin hormonunun postpartum dönem hastalıkları özelliklede ketozis için bir belirteç olması ihtimalinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla tez iki aşamalı olarak dizayn edilmiştir. Birinci aşamada, yaşları 3-4 arasında değişen sağlıklı 20 Simental ırkı ineğin doğum anında, doğumdan sonra 3, 6, 9, 12 ve 15. günlerde kan numuneleri alınarak BHBA ve asprosin değerleri ölçüldü. İkinci aşamada ise 200 inek sağlıklı (n=100) ve hastalıklı (retensiyo sekundinarum, hipokalsemi, metritis, topallık, abomazum deplasmanı, mastitis) (n=100) olarak iki gruba ayrıldı ve doğum sonrası sadece 15. günde kan numuneleri alınarak BHBA ve asprosin değerleri ölçüldü. Her iki aşamada da asprosin düzeyleri ticari ELISA kiti ve BHBA değerleri ise ketometre kullanılarak ölçüldü. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde ineklerde asprosin hormonunun kan serumunda ölçülebilir düzeyde ve BHBA ile arasında negatif korelasyon (r= -0.194) olduğu belirlendi (P<0.01). Diğer yandan çalışmanın ilk aşamasında elde edilen verilere göre BHBA (P=0.242) ve asprosinin (P=0.889) günlere göre değişiminde herhangi bir paralellik görülmedi (P>0.05). Hastalıklı ve sağlıklı hayvanların BHBA ve asprosin düzeyleri birbiriyle karşılaştırıldığında ise hastalıklı grubun BHBA (0.77±0.31 mmol/L) ve asprosin (0.99±0.41 ng/mL) düzeylerinin sağlıklı gruba göre daha yüksek (BHBA = 0.66±0.31 mmol/L, asprosin= 0.86±0.27 ng/mL) olduğu (P<0.05); hastalıklı grubu oluşturan hayvanlar kendi içerisinde karşılaştırıldığında ise retensiyo sekundinarumlu hayvanların BHBA düzeyinin (0.90±0.4 mmol/L) daha yüksek (P<0.05), asprosin değerinin (0.90±0.37 ng/mL) farklı olmadığı, yine topallık yaşayan hayvanların BHBA düzeyinin düşük (0.54±0.05 mmol/L), asprosin düzeyinin (1.84±0.51 ng/mL) ise daha yüksek (P<0.01) olduğu tespit edildi. Ketozis olmayan (BHBA <1.2 mmol/L) hayvanlarda asprosin düzeyi (0.95±0.35 ng/mL) subklinik ketozisli (BHBA ≥1.2 mmol/L) (0.71±0.21 ng/mL) gruptan daha yüksek bulundu. Sonuç olarak, ineklerde asprosin ile postpartum dönem hastalıkları arasındaki ilişkilerin belirlenmesi için daha kapsamlı çalışmaların yapılmasının faydalı olacağı kanaatine varıldı.

AsprosinBiyobelirteçlerHormonlar+6
Mehmet Akif Kılınç
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

İneklerde doğum anındaki TH1/TH2 sitokin dengesi ve SOCS3 düzeyinin bazı postpartum hastalıklarla ilişkisi

Bu tezde ineklerde, hümoral ve hücresel immün sistem aktivitesinin önemli göstergelerinden olan Th1/Th2 polarizasyonu ve sitokin sinyal baskılayıcı (SOCS) 3'ün doğum anındaki düzeylerinin postpartum (pp) hastalıklarla ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 90'ı normal doğum (ND), 90'ı güç doğum (GD) olmak üzere 180 baş inek materyal olarak kullanıldı ve ineklerden doğum anında bir defa kan örneği alındı. Normal doğum yapan inekler herhangi bir pp problem şekillenmeyen (ND (-) (n=45)) ve pp problem şekillenen (ND (+) (n=45)) olmak üzere; benzer şekilde güç doğum yapan inekler de herhangi bir pp problem şekillenmeyen (GD (-) (n=45)) ve pp problem şekillenen (GD (+) (n=45)) olmak üzere iki alt gruba ayrıldı. Sitokin analizleri tür spesifik ticari ELISA kitleri kullanılarak yapıldı. Serum IFN-γ düzeyi ND (-) grubunda diğer gruplara göre daha yüksek bulunurken (P<0,001); ND (-) ile GD (-) arasında istatistiki bir fark olmadığı, fakat ND (+) ve GD (+) grupları arasındaki farkın anlamlı derecede önemli olduğu tespit edildi. Serum SOCS3 düzeyinde, ND (-) grubunun, GD (+) grubu ile istatistiki olarak önemli farklılık gösterdiği, ancak GD (-) grubu ineklerle aralarında herhangi bir fark olmadığı görüldü (P>0.05). Sonuç olarak gruplar arası Th1/Th2 polarizasyonu ND (-) grubunda IFN-γ, TNF-α ve IL-2 düzeyi diğer gruplara göre yüksek bulundu. Buna göre gruplar arası ND (-) grubunda polarizasyon dengesinin Th1 yönünde olduğu ve hücresel immünitenin desteklenmesi gerektiği kanaatine varıldı.

DoğumLenfositlerPostpartum dönem+3
Öznur Yılmaz
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Portatif bir klinik analizörün sığırlarda kan iyonize kalsiyum konsantrasyonunu belirlemedeki geçerliliğinin araştırılması

Portatif bir analizör olan i-STAT'ın sığırlarda kan iyonize kalsiyum konsantrasyonunu belirlemedeki güvenilirliği hakkında sınırlı bilgi bulunmaktadır. Kan iyonize kalsiyum konsantrasyonunun portatif bir cihazla belirlenmesi, hayvanın kalsiyum durumunun hızlı bir şekilde değerlendirilmesine ve saha şartlarında etkili bir tedavinin yapılmasına imkân tanır. Bu çalışmanın amacı, i-STAT'ın sığırlarda kan iyonize kalsiyum konsantrasyonunu belirlemedeki güvenilirliğini değerlendirmektir. Bu çalışmada değişik hastalıklara sahip 121 sığır kullanılmıştır. Venöz kan örnekleri kan iyonize kalsiyum konsantrasyonunun belirlenmesi için i-STAT ve Radiometer ABL 800 analizörlerine uygulanmıştır. Elde edilen veriler karşılaştırma, doğruluk, uyum ve güvenilirliği ortaya koymak için eşli t testi, konkordans analizi, Passing-Bablok regresyon analizi ve Bland-Altman analizine tabi tutulmuşlardır. Radiometer ABL 800 referans metot olarak i-STAT ise test metodu olarak kabul edilmiştir. i-STAT'ın performansı, iki farklı kan iyonize kalsiyum konsantrasyonu eşik değerinde (< 1 mmol/L; <1.18 mmol/L) receiver operating characteristics (ROC) eğrisi ile değerlendirilmiştir. i-STAT ve Radiometer ABL 800 ile ölçülen ortalama kan iyonize kalsiyum konsantrasyonları benzer olarak belirlenmiştir (1.09 vs 1.09 mmol/L; P=.82). i-STAT'ın sonuçlarının Radiometer ABL 800 ile oldukça yüksek korelasyona sahip olduğu tespit edilmiştir (r= 0.98, P < .0001). i-STAT ile ölçülen kan iyonize kalsiyum (Y) ve Radiometer ABL 800 ile ölçülen kan iyonize kalsiyum konsantrasyonunun (X) regresyon eğrisi Y=-0.108276+1.103448×X olarak ortaya konulmuştur. Benzerlik çizgisinden sapma önemsiz olarak tespit edilmiştir (P = .64). Bland-Altman analizi ortalama hatanın olmadığını belirlemiştir. i-STAT < 1 mmol/L ve < 1.18 mmol/L kan iyonize kalsiyum konsantrasyonu eşik değerlerinde sırasıyla % 100 (95% güven aralığı, 87.7 – 100.0) ve % 94.8 (95 % güven aralığı, 87.2-98.6) sensitiviteye sahip olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, i-STAT sığırlarda kan iyonize kalsiyum konsantrasyonunu doğru bir şekilde belirlemiş ve özellikle hipokalsemiyi yüksek sensitivite ile tahmin etmiştir. Anahtar Kelimeler: kalsiyum, sensitivite, süt ineği, portatif analizör.

DuyarlılıkKalsiyumSüt inekleri+2
Öznur Yılmaz
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Şanlıurfa yöresindeki süt ineklerinde latent asidotik stresin görülme sıklığının araştırılması

Latent asidotik stres (LAS), enerjice zengin içerikli yem maddelerinin uzun süre alınmasıyla bakteriyel fermentasyon sırasında uçucu yağ asitleri sentezinin ve rezorpsiyonunun artması ve salya sekresyonunun azalması sonucu ortaya çıkar. LAS hayvan sağlığı ve konforunu tehdit eden, verim ve hayvan kayıplarına sebep olan en önemli problemlerin başında gelmektedir. Bu çalışma ile ülkemizdeki süt sığırı yetiştiriciliği yapılan işletmelerde önemli bir sorun olan LAS'ın Şanlıurfa yöresindeki görülme sıklığının belirlenmesi yanında, idrarda net asit-baz atılımının araştırılması, veteriner hekimlerin ilgisini bu konuya çekerek sahada erken tanı ve tedavi hakkında bilgilendirilmesi ve böylece ülke ekonomisine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmada, Şanlıurfa yöresindeki çeşitli süt sığırcılığı işletmelerinden klinik olarak sağlıklı görünen toplam 100 adet süt ineği kullanılmıştır. Çalışma grupları rumen sıvısı pH değerlerine göre belirlenmiş olup, 5.2< pH <6.0 arası LAS grubu (19 inek), pH 6.0-7.2 arası sağlıklı grup (81 inek) olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Hayvanların genel klinik muayeneleri yapıldıktan sonra kan, idrar ve rumen sıvısı örnekleri alınmıştır. Rumen sıvısında fiziksel özellikleri (koku, renk, kıvam, sedimentasyon, flotasyon, pH, infusorya yoğunluğu), metilen mavisi indirgenme süresi, total infusorya sayısı, uçucu yağ asitleri (UYA) tayini araştırılmıştır. Ayrıca kan gazları ile idrarda pH ve net asit-baz atılımı muayeneleri yapılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS Windows version 24.0 paket programı kullanılmış ve P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Kontrol grubu (n=81) ile kıyaslandığında LAS grubu (n=19) ineklerin genel fiziksel muayene bulgularından vücut sıcaklığında istatistiksel olarak fark bulunmazken (p=0.614), kalp ve solunum frekansı ile rumen hareketleri sayısında anlamlı artış (p=0.001) saptanmıştır. Rumen sıvısında metilen mavisi indirgenme süresi (p=0.001), pH (p=0.001) ve infusorya yoğunluğunda (p=0.001) azalma, sedimentasyon süresinde (p=0.001) ve toplam UYA miktarında (p=0.001) artış gözlenirken flotasyon süresi oluşmamıştır. Kan pH'sında (p=0.001) ve pO2 değerinde (p=0.001) azalma belirlenirken, pCO2, BE, HCO3 değerlerinde (p=0.001) artış, idrar pH'sı (p=0.001) ve net asit baz atılımı (p=0.001) değerlerinde azalma tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Şanlıurfa yöresindeki süt ineklerinde latent asidotik stresin görülme sıklığı %19 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca rumen içeriği pH'sı ve idrar pH'sı tayinleri yanında idrarda net asit baz atılımı değerlerinin belirlenmesinin LAS tanısında yardımcı bir parametre olarak kullanılabileceği ve sahada kolaylıkla uygulanabileceği kanısına varılmıştır.

Hayvan yemleriHidrojen iyon konsantrasyonuLatent asidotik stres+4
Pelin Fatoş Polat
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İneklerde tohumlama sonrası uygulanan lesirelin asetat (GnRH analogu)'ın gebelik üzerine etkisi

Bu tezde, ineklere suni tohumlama ile birlikte farklı yollardan lesirelin asetat enjeksiyonlarının gebelik oranları üzerindeki etkisi araştırıldı. Materyal olarak postpartum 50-120. günler arasında kendiliğinden kızgınlığa gelen, düzenli aralıklarla seksüel siklus gösteren ve bu süreçte herhangi bir klinik bozukluk göstermeyen farklı ırk ve yaştan 180 inek kullanıldı. Materyali oluşturan inekler rastgele 4 gruba ayrıldı. A grubunda bulunan (n= 50) hayvanlara suni tohumlamadan hemen sonra 50 µg lesirelin asetat, B grubu (n=40), hayvanlara 2 ml serum fizyolojik üst epidural boşluğa uygulandı. C grubu (n=50), hayvanlara suni tohumlamadan hemen sonra 50 µg lesirelin asetat, D grubuna (n=40) ise, 2 ml serum fizyolojik kas içi olarak enjekte edildi. A ve B grubunda hayvanların gebelik oranları (sırasıyla % 64, % 45) arasında farklılığın olduğu (P<0,05) görüldü. Kas içi uygulama yapılan C ve D grubunda gebelik oranları (sırasıyla % 60, % 52,5) yönüyle farkın olmadığı (P>0,05) belirlendi. Ayrıca, epidural ve kas içi GnRH uygulanan gruplar arasında da istatistiki bir farkın (P>0,05) olmadığı tespit edildi. Sonuç olarak, yapılan tezde kendiliğinden östrüse gelen ineklere tohumlama ile birlikte epidural yolla uygulanan GnRH enjeksiyonlarının gebelik oranlarını artırmada faydalı olacağı kanaatine varıldı.

DöllemeDölleme-yapayGebelik+5
Coşkun Can
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elazığ ilinde süt ineği besleme bilinci geçiş dönemi beslemesi ve süt ineklerinin verim durumlarının araştırılması

Bu araştırma, Elazığ İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği verilerine dayanılarak, Elazığ il ve ilçelerinde 20 baş ve daha üzeri hayvanla süt inekçiliği yapan işletmelerin yaklaşık %60'ını temsil edecek sayıda süt ineği işletmesinde yürütülmüştür. Araştırmada Elazığ ilinde bulunan süt işletmelerinde süt ineği beslemesinde yetkili ve sorumlu kişilerin bilinç ve birikimi, geçiş dönemi beslemesinin uygulama durumu, süt ineklerinin ırk dağılımı, yem envanteri, ineklerin süt verimi durumu, laktasyon dönemlerindeki ineklerin beslenme durumları, süt ineklerinin üreme durumu, sık görülen hastalık durumları ve süt ineği işletmeciliği ile ilgili diğer unsurlar incelenmiştir. İncelemede, tüm işletmeler hayvan besleme uzmanları tarafından ziyaret edilmiş ve işletmelerde yüz yüze anket çalışmaları, yem ve süt örnekleri alınarak laboratuarda analizler yapılmıştır. İşletmelerin %67.5'inde, beslemede yetki ve sorumluluk sahibi kişilerin işletme sahibinin bizzat kendisinin olduğu ve aile fertlerinin birlikte çalıştıkları ortaya konmuştur. Beslemede yetki ve sorumluluk sahibi kişilerin %73'nün ilköğrenim ve altı eğitim seviyesinde. olduğu gözlenmiştir. Bu kişilerin %65'nin iş tecrübesinin >10 yıl olduğu, % 35'inin de < 10 yıl olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın yetki ve sorumluluk sahibi kişilerin süt ineği beslemesi konusunda yenilikleri takip için bilimsel etkinliklere katılım oranının %30 seviyesinde olduğu tespit edilmiştir. Yenilikleri takip ettiğini ifade eden kişilerin ise süt ineği beslemesi konusunda katıldıklar bilimsel etkinliklerin %83.4'ü üretici birlikleri, yem fabrikaları ve fuarların düzenledikleri bilgilendirme toplantılarıdır. İşletmecilerin %77.5'i hayvan besleme konusunda danışmanlık hizmeti almadıkları ve danışmanlık hizmeti alanların da bu hizmet karşılığı herhangi bir ücret ödemedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Danışmanlık hizmeti almama nedenleri ise serbest veteriner hekimlerin yeterli olmaması (%42), danışmanlık hizmeti alacağı yeri bilmemeleri ve bundan haberdar olmamaları (%35) ve ihtiyaç duymayıp kendilerini yeterli görmeleri (%23) biçiminde sıralanmaktadır. İşletmelerdeki ineklerin, laktasyon dönemlerindeki süt verimleri (kg/gün/hayvan), canlı ağırlıkları ve tükettikleri yemlerin isimleri ve miktarları (kg/gün/hayvan) düzenli kayıt altına alınmamıştır. Bu konularda verilen bilgilerin ise tahmini olduğu gözlenmiştir. İşletmelerdeki ineklerin inek başına günlük süt verimlerinin %47.5'i 12-15 kg, %37.5'i 16-20 kg ve %15'i >21 kg biçiminde sıralanmaktadır. İşletmelerden alınan süt örneklerinin kuru madde (KM), yağ, protein ve üre düzeyleri sırasıyla %52.5 = %11.6-12.5, %77.5 = %2.5-3.5, %40 = %3.3-3.5, %80 = 10 - 20 mg/dl aralığında olduğu tespit edilmiştir. Takibe alınan işletmelerde ineklerin ilk buzağılama yaşının daha çok (%32.5) 24 aylık yaşta yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Ortalama iki doğum aralığı işletmelerin %57.5'inde 12 ve 13 ay olduğu ortaya konulmuştur. İncelenen işletmelerin tamamında geçiş dönemi belemesi uygulanmamaktadır. İşletmelerin %47.5'inde, hayvanlara verilen yemlerin miktarları ve hayvanların ihtiyaçları, ineklerin süt verimi ve canlı ağırlığına bakılarak belirlendiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte hayvanların hepsine aynı miktarda yem verenlerin oranı %20, sadece süt verimine bakarak verdiği yemi artırıp azaltanların oranı ise %15 olarak bulunmuştur. İşletmeciler yaz ve kış dönemlerinde hayvanlarını daha çok 3 öğün üzerinden olmak üzere 2- 3 öğün beslemektedirler. İşletmelerin %92.5'i hayvanlara grup yemlemesi uygulamaktadırlar. İşletmelerin tamamında yıl boyu buğdaygil samanları yedirilmektedir. Buğdaygil samanları işletmelerin %84'ünde patozdan geçirildikten sonra hayvanlara verildiği anlaşılmıştır. İşletmelerin %70'inde kuru ot bulunduğu, bunların %64'ünde kuru otun doğranarak hayvanlara verildiği belirlenmiştir. İşletmelerin %62.5'inde yaş yonca biçildiği şekliyle pörsütmeden hayvanlara verildiği saptanmıştır. İşletmelerin kışın silajı daha çok kullandıkları (%87.5) tespit edilmiştir. Yaz döneminde hayvanlara verilen yemler arasında, buğdaygil samanları işletmelerin %95'inde, karma yem (fabrika yemi) %87.5'inde, Arpa-buğday ezmesi %75'inde, yonca %72.5'inde, kepek %60'ında ve %35'inde ise mısır silajı kullanıldığı tespit edilmiştir. Buna karşın kış döneminde işletmelerin %95'inde buğdaygil samanı, %95'inde karma yem (fabrika yemi), %82.5'inde arpa-buğday ezmesi, %52.5'inde yonca, % 65'inde kepek ve mısır silajı ise %87.5'inde kullanıldığı tespit edilmiştir. İşletmelerdeki buğdaygil samanının tamamının 5 cm den küçük olduğu, kullanılan samanların da %2'si 2.5 cm den , %34'ü 1 cm den , %25'i 0.5 cm den, %18'i 0.3 cm den büyük, %21'i ise 0.3 cm den küçük partikül büyüklüğüne sahip olduğu saptanmıştır. Doğranarak verilen kuru yoncanın %60'ı 5 cm den büyük, fiğin ise %46'sı 5 cm den büyük partikül büyüklüğüne sahip olduğu gözlenmiştir. Mısır silajının partikül büyüklüğü İşletmelerin tamamında 5 cm den küçük olduğu, kullanılan mısır silajların %6'sı 2,5 cm den, %57'si 1 cm den, %30'u 0.5 cm den, %6'sı 0.3 cm den büyük, %1'i ise 0.3 cm'den küçük partikül büyüklüğüne sahip olduğu saptanmıştır. İşletmelerden alınan fabrika yem örneklerinin yaklaşık %97.2'sinde %2'den az, %85.8'inin de %1,5'den az üre içerdiği tespit edilmiştir. İşletmelerde hayvanların rasyonlarının NRC standartlarına göre KM, HP ve NEL düzeyinin sırasıyla %45 düşük- %55 yüksek, %42.5 düşük- %57.5 yüksek ve %22.5 düşük- %77.5 yüksek olduğu tespit edilmiştir. İşletmelerde görülen sağlık problemleri arasında %60 ile mastitis birinci sırada yer alırken; bunu, %47.5 ile birden fazla suni tohumlama, %35 ile güç doğum, %25 ile ayak problemleri, %22.5 ile hipokalsemi ve buzağı ishalleri, %15 ile de göbek iltihabı izlemektedir. Sonuç olarak; Bu çalışmada, Elazığ ilinde beslenmede yetki ve sorumluluk sahibi kişilerin süt ineği beslemesi konusunda bilgi birikimi ve eğitim seviyesinin düşük olduğu, yenilikleri gereği gibi takip etmedikleri, yeterli danışmanlık hizmeti almadıkları, süt ineklerinde geçiş dönemi beslemesi uygulamadıkları, düzenli bir kayıt tutmadıkları, araştırma kapsamında yapılan analizlerin değerlendirmesine göre verdikleri bilgilerde çelişkilerin olduğu gözlenmiştir. Bu durumun düzeltilmesi için, süt ineği işletmecileri kendilerinin bir işletmeci olduklarının farkına varıp gereğini yapmaları gerekir. Anahtar Kelimeler: Süt İneği, Besleme Bilinci, Geçiş Dönemi, Verim Düzeyi

ElazığHayvan yemleriHayvancılık+5
Ahmet Mamak
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Malatya arguvan yöresinde süt ineklerinde subklinik mastitis prevalansı

Bu çalışma, Malatya ili Arguvan ilçesindeki süt ineklerinin subklinik mastitis oranlarını belirleyip, bu oranların, ırk, yaş, laktasyon sayısı, laktasyon ayı, ortalama süt verimi, doğum şekli, retensiyo sekundinarum olgusu, sağım yöntemi, sağım hijyeni ve işletmedeki hayvan sayısıyla ilişkisini ortaya koymak amacıyla yapıldı. Aynı zamanda bu hayvanlara ait sütlerdeki Kaliforniya mastitis testi (CMT), somatik hücre sayısı (SHS) ve sütün elektrik direnci (SED) sonuçları arasındaki ilişkiler de belirlendi. Materyal olarak Malatya ili Arguvan ilçesinden, Mart-2013 - Mayıs-2013 tarihleri arasında, çeşitli ırklardaki 649 baş ineğe ait 2.596 meme lobu kullanıldı. Bu hayvanlara ait süt örneklerine tümüne CMT yapıldı. Bu hayvanlardan ayrıca 477 meme lobunda SHS ve 652 meme lobunda da SED'ne de bakılarak sonuçları belirlendi. Çalışmaya alınan ineklerin %51,77'si, meme loplarının %28,04'ü CMT pozitif sonuç verdi. Çalışmada CMT pozitiflik oranı Yerli Kara ırkında, günlük süt verimleri 21-25 lt olan gruptaki hayvanlarda, makineyle sağım yapılanlarda, güç doğum veya retensiyo sekundinarum geçiren hayvanlarda daha yüksek, laktasyonun 0-2 aylık döneminde ve sağım hijyeni iyi olanlarda daha düşük bulundu. CMT, SHS ve SED arasında istatistiksel bir benzerlik olduğu da görüldü. Sonuç olarak; CMT pozitiflik oranının yüksek çıkması, bölgede subklinik mastitisin önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Çalışmada ayrıca CMT ve SHS'nin subklinik mastitisin teşhisinde yalnız başına da önem taşıdığı ancak SED'nin teşhiste tek başına çok anlamlı bilgi veremediği, diğer teşhis yöntemleriyle birlikte kullanmanın güvenilirliği artıracağı kanaatine varıldı.

Hayvan hastalıklarıHayvancılıkMalatya+7
Mehmet Saydan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Östrüs döneminde uygulanan buserelin asetat'ın (GNRH analoğu) in vivo inek miyometriyal kontraksiyonları üzerine etkisi

Bu tezde, ineklerde östrüs döneminde tohumlama sırasında, ovulasyonun uyarılması amacıyla yaygın şekilde kullanılan bir GnRH agonisti olan buserelin asetat'ın, uterus kontraktilitesi üzerine in vivo etkilerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmada östrüste olan 26 adet inek kullanıldı. Açık uçlu kateter tekniği ile uterus içi basınç (UİB) ölçüm sisteminin kurulumu tamamlandıktan sonra serum progesteron (P4) düzeyinin belirlenmesi amacıyla kan örneği alındı. Çalışmanın ilk 30 dakikası süresince uterusun spontan kasılmaları (T1-3) izlendikten sonra birinci gruptaki inekler (n=7, KON) kontrol grubu olarak belirlenerek 5 ml serum fizyolojik, ikinci gruba (n=6, BUS1) 0,01 mg buserelin asetat, üçüncü gruba (n=6, BUS2) 0,02 mg buserelin asetat ve dördüncü gruba (n=7, OXT) 50 IU oksitosin damar içi yolla uygulandı. Gruplara uygun ajanların enjeksiyonu sonrası uterus kasılmaları 60 dakika (T4-9) süre ile kaydedildi. Uterusun spontan ve uygulama sonrası kasılma özellikleri, kasılmaların sıklığı (kasılma sayısı/10dk), büyüklüğü (mmHg), süresi (sn) ve eğri altında kalan alanları (EAKA, mmHg X sn) yönünden irdelendi. Uterusun spontan kasılmalarının (T1-3), östrüs döneminde düzenli ve şiddetli olduğu belirlenirken, uygulama gruplarında enjeksiyon sonrası (T4-9), kasılmaların sıklığı ve süresinde farklılık tespit edilmedi (P>0,05). KON, BUS1 ve BUS2 gruplarında, spontan kasılmaların izlenmesinin ardından uygulanan ajanların kasılmaların büyüklüğünü değiştirmediği (P>0,05), OXT grubunda ise 50 IU oksitosin uygulamasının kasılmaların büyüklüğünü önemli ölçüde artırdığı belirlendi (P<0,05). Kasılmaların EAKA'da, KON, BUS1 ve BUS2 gruplarında, ajanların uygulanmasından sonra farklılık tespit edilmezken (P>0,05), OXT grubunda ise önemli düzeyde artış belirlendi (P<0,05). İneklerde östrüs döneminde 0,01 mg ve 0,02 mg buserelin asetat uygulamasının, uterusun kontraktil aktivitesi üzerine etkili olmadığı, 50 IU oksitosinin ise uterusun kontraktil aktivitesini artırdığı, kasılmaların büyüklüğü ve eğri altında kalan alanlarını artırırken, sıklığını ve süresini değiştirmediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Buserelin asetat, Kontraktilite, Uterus, İn vivo, İnek

BuserelinGnRHKas kontraksiyonu+5
Halef Doğan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyarbakır ili ergani ilçesinde döl tutmayan ineklerde sığırların bulaşıcı rinotrakeitisi hastalığının yaygınlığı

Bu tezde, Diyarbakır İli Ergani İlçesinde döl tutmayan (repeat breeder) ineklerde sığırların bulaşıcı rinotrakeitisi (Infectious bovine rhinotracheitis; IBR)'nin yaygınlığı araştırıldı. Ergani ve çevresinde bulunan farklı işletmelerdeki yaşları 3-10 arasında değişen 108 inekten; kan numuneleri toplandı. Bu numunelerdeki IBR antikorlarının varlığı Enzime Bağlı İmmunosorbent Deneyi (ELİSA) yöntemi ile incelendi.Enzime bağlı immunosorbent deneyi ile 108 hayvanın 52'si (% 48,15) seropozitif, 56'sı (% 51,85) ise seronegatif bulundu. Sonuçların, ırklara göre dağılımında gruplar arasında fark bulunmazken; yaşa göre dağılımında 7 yaş (% 86,67) grubundaki hayvanlarda IBR seropozitifliği en fazla tespit edildi (P<0,01).Sonuç olarak, Diyarbakır İli Ergani İlçesindeki döl tutmayan ineklerde IBR seropozitifliğinin yüksek olduğu ve hayvanların yaşları ilerledikçe bu oranın daha da arttığı belirlendi. Bu nedenle bölgedeki ineklerde döl verimliliğini artırmak için IBR'e karşı tedbirlerin alınmasının gerekli olduğu kanaatine varıldı.Anahtar Kelimeler: Repeat breeder, IBR, İnek.

Diyarbakır-ErganiDöllemeDölleme-yapay+5
Sidal Alparslan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00

İlgili konular