Dementia
Bu konu başlığı altında 80 tez
Demanslı hastalarda yutma bozukluğunun yaşam kalitesine etkisi
Bu tezde, yutma bozukluğu olan demanslı hastaların yaşam kalitesinin, yutma bozukluğundan nasıl etkilendiğini ortaya koymak hedeflenmiştir. Hedefe ulaşmak amacıyla uyarlanan "Yaşam Kalitesi Ölçeği" (YKÖ) kullanılmıştır. YKÖ, 20 maddeden oluşan, sözel sorgulama ve puanlamaya dayanan bir ölçektir. YKÖ'nün tüm maddeleri, yaşam kalitesini ölçme bakımından değerlendirilmiştir. Bunun öncesinde hastalara "Mini Mental Test" -eğitimli olanlar ve olmayanlar için ayrı iki test- uygulanmış ve testten 25 ile üstü alanlar YKÖ'yü kendisi doldurmuş, 25 altı alanlarınsa aileleri doldurmuştur. "Mini Mental Test"ten 0 alanlarınsa bilişsel durumlarını değerlendirebilmek için "Glaskow Koma Skalası" kullanılmıştır. Bunların yanında hastaya EAT-10, Kısa Nütrisyon Değerlendirme (KND) ve Disfaji Handikap İndeksi (DHİ) uygulanmıştır. Ölçek ve testler, yutma problemi yaşayan 75 demans tanılı hastaya uygulanmıştır. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre YKÖ ve bu ölçeğin diğer testlerle ilişkisine bakıldığında demans tanılı hastaların yaşam kalitesinin yutma bozukluğundan olumsuz etkilendiği görülmüştür. Sonuçlar, istatiksel olarak değerlendirilmiş ve yutma bozukluğunun demanslı hastaların yaşam kalitesine etkisi tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: yutma, disfaji, demans, yaşam kalitesi
Alzheimer hastalığında sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi
Alzheimer Hastalığı (AH), semantik bellek yapısının ilerleyici bozulmasıyla karakterize sık görülen bir demans türüdür. Sözel akıcılık testleri demans şüphesi taşıyan bireylerde dil, dikkat, bellek gibi bilişsel işlevleri de değerlendirmek amacıyla sık kullanılan araçlardan biridir. Ancak testlerde genellikle toplam kelime üretimi hesaplanmakta, testin niteliksel boyutuna dikkat edilmemektedir. Testin niteliksel analizi, farklı beyin alanlarındaki fonksiyonlara ışık tutarak demans türleri hakkında daha kapsamlı bir yorumlama sağlamaktadır. Bu çalışmada Alzheimer hastalığı olan ve olmayan bireylerden oluşan iki gruba sözel akıcılık testleri uygulanmış, niceliksel ve niteliksel değerlendirme sonucunda gruplar arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Niceliksel analizde toplam kelime sayısı, niteliksel analizde ise öbekleme (clustering), geçiş yapma (switching) becerileri ile perseverasyon ve kategori ihlali gibi hata örüntüleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji/Demans Polikliniği ve İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji/Demans Polikliniğinde olası Alzheimer hastalığı tanısı alan ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) puanları 20 ila 24 arasında değişen 20 katılımcıdan oluşmaktadır. Kontrol grubu nörolojik veya psikiyatrik herhangi bir sağlık sorunu olmayan 20 gönüllü katılımcıyı içermektedir. Gruplar yaş ve eğitim bakımından eşlenmiş, 69-82 yaş aralığı ve 0-5 eğitim yılına dahil olan bireyler araştırmada yer almıştır. Çalışmada her iki gruba da fonemik akıcılık (k,a,s) ve semantik akıcılık (hayvanlar) testleri uygulanmış, nicel ve nitel analizle hasta grubunun kontrol grubundan hangi alanlarda daha düşük performans gösterdiği belirlenmiştir. Her iki fonemik akıcılıkta toplam sözcük sayısı, öbekleme (seçilen altkategorideki kelime oranı) ve geçiş yapma (öbekler arasında geçiş sıklığı) puanları belirlenerek gruplar arası karşılaştırma yapılmıştır. Buna ek olarak gruplar arasında perseverasyon ve kategori ihlali hataları karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda Alzheimer grubunun kontrol grubuna göre her iki sözel akıcılık testinde daha düşük performans gösterdiği gözlenmiş, toplam sözcük sayısı bakımından hem fonemik hem semantik sözel akıcılıkta daha düşük puanlar elde edilmiştir. Fonemik akıcılık testinde geçiş sayı ortalamaları, semantik akıcılıkta ise öbek genişliği puanları Alzheimer grubunda daha düşük çıkmıştır. Kontrol grubu ve Alzheimer grubunun hata örüntüleri bakımından yalnızca fonemik akıcılık testte anlamlı bir farklılık görülmüş, Alzheimer grubu bu testte daha yüksek oranda kategori ihlali gerçekleştirmiştir. Anahtar kelimeler: Sözel akıcılık, öbekleme, geçiş yapma, Alzheimer demans.
Frontotemporal lobar dejenerasyon hastalarının sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi
Toplum yapısının değişmesi, insan ömrünün uzaması ve yaşam şartlarının farklılaşmasıyla birlikte yıkıcı etkileri çok fazla olan demansın da görülme sıklığı artmıştır. Frontotemporal lobar dejenerasyon (FTLD), Alzheimer hastalığından (AH) sonra en sık görülen ve orta yaşta da insanları etkileyen bir hastalıktır. Demansın erken evresinde, çok kullanılan kelimeleri bile hatırlayamama şeklindeki kelime bulma sıkıntısı, dil bozukluklarının temel işaretindendir. Sözel akıcılık testleri, demansta dil ve bilişsel işlemleri değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan testlerdendir. Bu çalışmanın evreni, hasta grubu ve kontrol grubundan oluşmaktadır. Hasta grubunu, Osmangazi Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Demans Polikliniğinde izlenen FTLD tanısı almış ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) skorları, 10-26 arasında olan 21 birey oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise herhangi bir nörolojik problemi olmayan gönüllü 21 kişi oluşturmaktadır. Hasta ve kontrol gruplarının yaşları sabitlenmiş ve yaş aralıkları 48 ile 71 arasında değişmektedir. Çalışmanın amacı ise hasta grubu ve kontrol grubunun sözel akıcılık becerilerini niteliksel ve niceliksel olarak incelemek ve gruplar arası farklılıkları ortaya koymaktır. Bu temel amaç yanında, FTLD'nin alt tiplerinden olan, frontotemporal demans (FTD) ve semantik demans (SD) hastalarının sözel akıcılık becerileri de incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Bu araştırma kapsamında fonemik ve semantik sözel akıcılık testleri kullanılmış ve fonemik akıcılık değerlendirme kapsamında 'F-A-S' sesleri ve semantik akıcılık testi için de 'hayvanlar' kategorisi seçilmiştir. Niteliksel analiz kapsamında ise öbekleme ve geçiş yapma becerileri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, hem fonemik hem de semantik akıcılık testlerinde hasta grubu, kontrol grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Öbekleme becerileri kapsamında iki grup arasında farklılık görülmemesine karşılık, hasta grubunun geçiş yapma becerisinin belirgin biçimde azalmış olduğu bulgulanmıştır. SD ve FTD hasta grupları arasında semantik akıcılık değerlendirmesinde üretilen toplam kelime bakımından bir fark elde edilmemişken FTD grubu fonemik akıcılık değerlendirmesinde SD hasta grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Ayrıca SD hastaları fonemik akıcılık değerlendirmesinde semantik akıcılık değerlendirmesine göre çok daha fazla kelime üretmiştir. Bu hasta grubunun semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş yapma değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre oldukça fazladır. Bunun yanında hasta grubu her iki testte benzer şekilde ve daha az kelime üretmiştir. Hastaların semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre daha fazladır.
The frequency of alzheımer related dementıa ın patıents wıth pseudoexfolıatıon syndrome
PURPOSE: To investigate the frequency of Alzheimer related dementia in patients with pseudoexfoliation syndrome (PES).MATERIAL AND METHODS: 67 patients with pseudoexfoliation syndromeand 67 control individuals who was similar to the patients group for age, gender and educational background were compared for the possibility of Alzheimer related dementia ( according to the criterias of DSM-IV-TR). The effects of cataract, glaucoma and systemic diseases over the dementia were evaluated in patients with PES and control group.RESULTS: The frequency of Alzheimer related dementia was higher statistically in patients with PES (p=0.0001). The frequency of dementia in patients who had cataract was higher than patients who hadn?t (p=0.0003). There was no association between systemic diseases and dementia (p>0.05). Furthermore, there was no difference for the frequency of dementia between patients who had glaucoma and who hadn?t in patients with PES (p=0.953).CONCLUSION: The statistically significant increased frequency of Alzheimer related dementia in patients with PES is important for a possible association between PES and Alzheimer disease.Key Words: Pseudoexfoliation syndrome, Alzheimer related dementia, Cataract, Glaucoma.
12 haftalık hareket eğitiminin bunama (Demans) hastalarının bazı fiziksel ve bilişsel gelişme düzeylerinin etkisinin araştırılması
Bu araştırmanın amacı; 12 haftalık düzenli hareket eğitiminin Bunama (Demans) hastalarının bazı fiziksel ve bilişsel gelişim düzeyine etkisinin araştırılmasıdır.Araştırmada; Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine gelmiş ve Bunama (Demans) tanısı konulmuş, spor yapmaya herhangi bir engeli olmayan ve anlama yetisine sahip ve gönüllü olan yaş ortalaması 72±9,2 (yıl) olan 17'si bayan ve 6'sı erkek olmak üzere 23 hasta kullanılmıştır.Araştırmada kullanılan deneklere; düzenli olarak yapılması gereken 12 haftalık egzersiz programı anlatılmış ve hareket eğitimi verilmiştir. Hastalara uygulanan egzersiz programların haftalık takipleri yapılarak, her dört haftada bir hastaların durumu göz önünde bulundurularak egzersiz programı güncellenmiştir.Hastaların gelişim düzeylerinin belirlenmesi için; uygulanan 12 haftalık hareket eğitimi öncesi ve sonrası; bazı fiziksel (kilo, boy, bel ve kalça) ve fizyolojik testler (kan basıncı, dinlenik nabız), işlevsel testler (sandalyeye otur-eriş, otur kalk, sırt kaşıma, 10 sn tek bacak üstünde durma), yürüme ve denge testi, bilişsel testler (stroop testi ve standardize mini mental testi) uygulanmıştır. Bu testlerin ilk ve son ölçümleri arasındaki farkın belirlenmesinde ise; ?=0.05 anlamlılık düzeyinde eşleşmiş t-testi uygulanmıştır.Hastalara uygulanan; Fiziksel ve Fizyolojik, İşlevsel Uygunluk, Smmdt ve Stroop ön ve son testleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (P>0.05). Ancak yürüme ve denge testi toplamında ve sol tek bacak denge ölçümlerinde anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05).Sonuç olarak; bunama hastalarına uygulanan 12 haftalık hareket eğitiminin, hastaların bazı fiziksel, fizyolojik, işlevsel ve bilişsel düzeylerinde azda olsa pozitif gelişme görülürken istatistiki olarak bir farklılık olmadığı ortaya çıkmıştır. Ancak hastaların yürüme ve dengelerinde pozitif bir gelişme olduğu görülmüştür.Bu nedenle bunama hastalarına yapılacak düzenli egzersizlerin hastalığın getirdiği olumsuz etkilerin azalmasına ve özellikle yürüme ve dengelerinin gelişimine önemli katkısının olduğu söylenebilir.
Demans hastalarında retina nörodejenerasyonunun bilişsel fonksiyonlarla ilişkisinin PET-BT ile değerlendirilmesi
Alzheimer Hastalığı(AH), dünya genelinde 46,8 milyondan fazla insanı etkilemekte olup; 2050 yılında bu sayının 131,5 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Küresel ölçekte artış gösteren AH'nın prevalansı nedeniyle popülasyonun genelinde uygulanabilecek düşük maliyetli ve uygulanması kolay biyobelirteçler araştırılmaktadır. Çalışmamızda düşük maliyetli, uygulanması kolay, erişilebilir bir görüntüleme yöntemi olan optik koherens tomografinin(OKT)'nin AH'da tanısal değerini araştırmayı amaçladık. Araştırmaya DSM-5 tanı ölçütlerine ve Ulusal Yaşlanma Enstitüsü-Alzheimer Birliği (NIA-AA) tarafından yayınlanan tanı kriterlerine göre AH'na bağlı hafif demans tanısı konulan hastalar ile kontrol grubu olarak bilişsel bozukluğu olmayan gönüllüleri içeren toplam 62 kişi dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol grubundaki bireyler eğitim durumuna göre belirlenmiş Standartize Mini Mental Test(SMMT) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca hasta grubundaki bireylere Klinik Demans Derecelendirme Ölçeği uygulanmıştır(KDS). Tüm çalışma katılımcılarının ayrıntılı oftalmolojik muayeneleri ve optik koherens tomografi(OKT) incelemeleri yapılmıştır. OKT ile retinal sinir lifi tabakası(RSLT) kalınlıkları ölçülerek, gruplar arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Hasta grubundaki bireyler FDG-PET ile görüntülenerek AH'na tipik olarak kabul edilen bölgelerdeki(prekuneus, posterior singulat korteks, parietal korteks, temporal korteks) hipometabolizma belirlenmiştir. PET'de hipometabolizma saptanan bölgeler ile OKT'de RSLT kalınlığında incelme saptanan kadranlar arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu iki görüntüleme yöntemi ile elde edilen sonuçlar arasındaki korelasyon değerlendirildiğinde; sağ göz superior temporal(ST) kadrandaki RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol prekuneus, sağ ve sol superior parietal korteks ve sol inferior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Sağ göz ortalama RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol superior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sol göz superior nazal(SN) kadrandaki RSLT kalınlığındaki incelme ile sağ ve sol prekuneus, sağ ve sol superior parietal korteks ile sağ ve sol posterior singulat korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Sol göz ortalama RSLT kalınlığındaki incelme ile sol superior parietal korteks arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızda; FDG PET'de AH'na tipik olarak kabul edilen bölgelerde saptanan hipometabolizma ile OKT'de RSLT kalınlığında incelme saptanan kadranlar arasında anlamlı, pozitif yönde, orta derece bir ilişki saptamamız (p<0,05), AH'nın tanısında OKT'nin belirteç olarak rol oynayabileceği hipotezini desteklemektedir.
Sarkopenisi olan ve olmayan geriatrik bireylerde fonksiyonel kapasitenin ve geriatrik sendromların varlığının değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Sarkopeni ve diğer geriatrik sendromlar ortak risk faktörlerine sahiptir. Hangi hastada hangi sendromun gelişebileceğini önceden tahmin etmek ve bireye dayalı önleme-tedavi seçenekleri geliştirmek açısından önemlidir. Bu çalışmada sarkopeninin diğer geriatrik sendromlarla ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem:Bu kesitsel çalışma, 04.08.2022 ile 01.09.2022 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri sarkopenisi olan 79 hasta ve bu hastalarla yaş, cinsiyet ve eğitim açısından eşlenmiş sarkopenisi olmayan 153 hastaolmak üzere toplam 232 hasta üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. İki bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında normal dağılan değişkenlerde Eşleştirilmiş t testi, normal dağılmayan değişkenlerde Wilcoxen testi kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 windows versiyon paket programı ile yapılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular:Hastaların yaş ortalaması 72 idi, %34.1'inde sarkopeni mevcuttu, kadın-erkek oranı: 1.6 idi. Yaş ortalaması, cinsiyet, sigara kullanımı, alkol kullanımı, yaşadığı ortam, medeni durum ve eğitim seviyeleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu. Egzersiz oranı sarkopenik grupta daha düşüktü (p=0.016). Sarkopenik grupta üst-orta kol çevresi, yürüme hızı, el kavrama gücü ve SMMİ değerleri sarkopeni olmayan gruba göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Sarkopenik grupta GYA, İADL, Tinetti, SMMT ve MNA skorları anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05), TUG skoru anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05), ilaç sayısı ve Yesavage depresyon skorları açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Düşme riski açısından her iki grup arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç:Çalışmamızda egzersizin sarkopeniden koruyucu olabileceği gösterildi. Sarkopenik hastalarda kognitif bozukluk, malnütrisyon, günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık, denge bozukluğu ve düşme gibi geriatrik sendromlar daha fazlaydı. Sarkopeniyi sadece kas kütlesinde ve kas gücünde azalma olarak değerlendirmemeli, ayrıca fonksiyonel kapasiteyi gösteren diğer geriatrik sendromlar açısından kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmalıdır. Sarkopeniye yol açan faktörlerin kontrol altına alınarak önlenmesi hastaların fonksiyonel kapasitesinin artmasına ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılığın azalmasına yardımcı olacaktır. Bu açıdan, malnütrisyon, demans ve kırılganlık gibi durumların tedavisi sonrası sarkopenide değişimi gösteren çalışmaların yapılması faydalı olacaktır.
Skopolamin ile oluşturulan deneysel alzheimer modelinde mitokinon etkilerinin araştırılması
Deneysel Alzheimer modeli oluşturulan çalışmamızda, 250-300 gram ağırlığında, 6- 28 haftalık, erkek Sprague Dawley sıçanların kullanıldı. Sonrasında deneysel Alzheimer modelinde bir mitokondrial anti-oksidan olan mitokinonun , biyokimya, beyin dokusu, kognitif ve bellek fonksiyonları üzerine etkileri , diğer ilaçlarla sinerjistik etkileri ve yan etkileri incelendi. Çalışma 37 erkek sprague dawley sıçanıyla tamamlandı. Laboratuar tetkiklerinde tedavi grubundaki sıçanların hipokampüs dokularından alınan öreneklerde, TAS değerleri anlamlı derecede yüksek bulunurken, TOS değerleri diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük bulundu. İnflamasyon verilerinde de mitokinonun , IL6 ve TNF alfa değerlerini anlamlı şekilde düşürdüğü görülürken, tedavi grubunda MDA değerlerinde de anlamlı derecede iyileşme görüldü. Davranış deneylerindeyse ; tedavi grubundaki sıçanların bellek fonksiyonlarında belirgin iyileşme gözlendi fakat çoğu istatistiksel olarak anlamsızdı. Bellek fonksiyonunun başka bir göstergesi olan platformu bulma mesafesinde, tedavi grubu istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi görüldü. Probe günü verilerinde, bilişsel ve kognitif fonksiyonların bir göstergersi olan S3 zonunda kalma süreleri tedavi gruplarında daha iyi olsa da, istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı.Deneysel Alzheimer modelinde etkilerini denediğimiz çalışmamız ise literatürde bir ilk olarak görülmektedir. Bulduğumuz olası pozitif etkileri ve hali hazırdaki Alzheimer ilaçlarıyla birlikte kullanılabilir görülmesi , Alzheimer Hastalığı ve olası proflaksisi açısından ümit vadetmektedir. Günümüzde, geriatride en büyük sorunlardan biri olan; demans hastalığına etkilerinin başka çalışmalarla da pekiştirilmesi ve daha büyük örneklem gruplarında denenmesi kanımızca uygun olacaktır.
Alzheimer hayvan modelinde cucurbitacin E ve I'nin TAU fibrillerinin birikimine neden olan oksidatif mekanizmadaki enzimlerin inhibe edilmesinde kullanılması, ilgili genlerin ekspresyonunun ölçülerek hafıza kaybına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, Alzheimer hayvan modelinde Cucurbitacin E ve I'nın TAU fibrillerinin birikimine neden olan oksidatif mekanizmadaki enzimlerin inhibe edilmesinde kullanılması, ilgili genlerin ekspresyonunun ölçülerek hafıza kazanımına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Alzheimer hastalığı ortalama yaşam ömrünün uzamasıyla yaşlı popülasyonda sıklıkla görülen, nedenleri tam anlaşılamamış ve tedavisi bulunmayan progresif nörodejeneratif hastalıktır. Alzheimer hastalığının moleküler patolojisine baktığımız zaman karşımıza amiloid plak ve nörofibril yumaklar çıkmaktadır. Hastalığın şiddetinin arttığı dönemlerde ise bu iki patoloji içinde TAU proteinleri açısından zengin olan nörofibril yumakların daha fazla tespit edildiği gözükmektedir. Bu yüzden bu çalışmada, Cucurbitacin E (CuE) ve I (CuI)'nın Alzheimer hastalığının taklit edildiği hayvan modelinde TAU protein birikimimin engellenmesi veya yavaşlatılmasına katkısının araştırılması ve bilişsel testlerle desteklemek üzere Alzheimer hastalığının tedavi edilmesi amaçlandı. Bu amaçla fizyolojik ve morfolojik olarak insan genetiğine daha yakın olan Sprague Dawley dişi sıçanlar seçildi (225-250 gr). Hayvanlar her grupta 6 hayvan olmak üzere rastgele 6 gruba ayrıldı (N= 36). Gruplar;1- Kontrol, 2- Stereotaksik, 3- Stereotaksik+aCSF (yapay beyin omurilik sıvısı), 4- Stereotaksik+Okadaik asit (OKA), 5- Stereotaksik+OKA+CuE+I (düşük doz), 6- Stereotaksik+OKA+CuE+I (yüksek doz) Motor fonksiyonarı için rotarod testi, bilişsel geri kazanımın tespitinde morris su labirenti ve anksiyete durumunun belirlenmesinde yükseltilmiş artı labirent testi kullanıldı. Hipokampus dokusu çıkarıldı ve TAU protein birikimindeki değişiklikler immünohistokimyasal olarak tespit edildi. COX1, COX2 ve TAU protein seviyeleri western blot ile gösterildi. COX1 ve COX2' nin gen ekspresyon seviyeleri ise kantitatif Real-Time PCR ile belirlendi (qPCR). İstatistiksel olarak karşılaştırmalar tek yönlü ANOVA ile post-hoc analizler Tukey testi kullanılarak yapıldı. Sonuçlar CuE+I'nın Alzheimer TAU patolojisini düzenleyerek hafızanın geri kazanımında etkili olabileceğini ve tedavi amaçlı kullanılabileceğini göstermiştir.
Alzheimer demansında teta burst stimülasyonun bilişsel işlevlere etkisinin değerlendirilmesi
Alzheimer hastalığı (AH), demansın en sık rastlanan türü olmasının yanı sıra ortaya çıkma sıklığı yaş ile doğru orantılı olarak artan primer dejeneratif demanslardan biridir. Günümüzde AH için geliştirilmiş olan ve hastalığı tamamen ortadan kaldırdığı saptanmış kesin bir tedavi yolu bulunmamaktadır. Bu hedefte başvurulan farmakolojik yöntemler yetersiz kalabilmekte ve nonfarmakolojik tedavi yöntemlerinin kullanımı her geçen gün önem kazanmaktadır. Kullanılan nonfarmakolojik yöntemlerden biri Transkraniyal Manyetik Stimülasyondur. AH tanılı hastalarda yaptığımız bu çalışmada özel bir stimülasyon paternine sahip iTBS protokolü ile DLPFC bölgesine uygulanan 10 seanslık tedavi sonucunda nörobilişsel fonksiyonlardaki değişimi psikometrik testlerle saptamak istedik. Çalışmamıza 63-90 yaş aralığında olan 28 hafif evre hasta dahil edildi. Çalışmada 14 hasta gerçek stimülasyon tedavisi alırken 14 hasta ise sham grubunu oluşturmuştur. Her iki grup protokol öncesi ve sonrası öğrenme ve bellek, karmaşık dikkat, yürütücü işlevler, lisan, algısal-motor işlevler açısından değerlendirildi. Uygulanan SMMT, Stroop Testi, Saat Çizme Testi, ADAS-Cog testleriyle birçok nörobilişsel alanda gelişme olduğu görüldü. iTBS protokolünün Alzheimer Hastalığındaki etkileri göz önünde bulundurulduğunda daha fazla araştırılmayı hak etmektedir. Nörobilişsel testlerle saptanan bu değişimin nörogörüntüleme ve biyobelirteçlerde de değişime sebep olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
Bilişsel uyarım terapisi' nin huzurevinde kalan demanslı bireylerde günlük yaşam aktiviteleri, depresyon ve yaşam doyumuna etkisi
Bu araştırma, bilişsel uyarım terapisinin huzurevinde kalan demanslı bireylerde günlük yaşam aktiviteleri, depresyon ve yaşam doyumuna etkisini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. İki farklı huzurevinde gerçekleştirilen çalışmaya 30 Mart 2022 -27 Mayıs 2022 tarihlerinde 30 müdahale ve 30 kontrol grubu toplam 60 birey dahil edilmiş ve çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Eylül 2022' de izlem test gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Standardize Mini Mental Test (SMMT)', 'Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (BGYAİ)', 'Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (EGYA)', 'Cornell Demansta Depresyon Ölçeği (CDDÖ)' ve 'Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ)' ile toplanmıştır. Bilişsel Uyarım Terapisi haftada 2 kere toplam 14 oturum grup terapisi şeklinde uygulanmıştır. BİUT öncesi değerlendirmede müdahale ve kontrol grubunun günlük yaşam aktivite beceri düzeylerinde orta derecede bağımlı olduğu, depresyon düzeylerinin yüksek olduğu ve yaşam doyumu düzeylerinin orta düzeyde olduğu görülmüştür. Yapılan analizler sonucunda BİUT sonrası müdahale ve kontrol grubunun gruplar arası karşılaştırmasında BGYAİ ön ve son test ölçümleri ile EGYA son test ve izlem test ölçümlerinde anlamlı farklılık olduğu müdahale grubundaki bireylerin kontrol grubuna göre puan ortalamalarının anlamlı düzeyde yükseldiği belirlenmiştir (p<0,001). CDDÖ ön, son ve izlem test ölçümlerinde anlamlı farklılık olduğu müdahale grubunda depresyon düzeyi puan ortalamalarının kontrol grubuna oranla anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir (p<0,001). YDÖ ön ve son test ölçümlerinde anlamlı farklılık olduğu, müdahale grubunun yaşam doyumu puan ortalamalarında kontrol grubuna göre anlamlı artışın olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Bilişsel Uyarım Terapisinin demansı olan bireylerde günlük yaşam aktivite ve yaşam doyumu düzeylerini arttırmada, depresyon düzeyini azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle geriatrik bireylere bakım veren psikiyatri hemşireleri tarafından kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Bilişsel Uyarım Terapisi, Demans, Depresyon, Günlük Yaşam Aktiviteleri, Yaşam Doyumu, Randomize Kontrollü Çalışma.
Demanslı bireylere bakım veren aile üyelerinin olumlu bakım verme deneyimlerinin incelenmesi
Demanslı bireylere bakım veren aile üyelerinin olumlu bakım verme deneyimlerinin incelenmesi amacıyla yapılan araştırmanın verileri Mart 2022 - Ocak 2023 tarihleri arasında Kocaeli Gebze Fatih Devlet Hastanesi'nin 7 farklı yatan hasta servisi ve evde sağlık hizmetleri birimde yürütülmüştür. Örneklemi 167 demanslı birey ve bakım veren aile üyesi oluşturmuştur. Veriler yüz yüze görüşme yöntemiyle, Bakım Alan ve Bakım Veren Bireyler için Tanılama Formu, Düzeltilmiş Standardize Mini Mental Test, Nöropsikiyatrik Envanter, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, Bakım Verme Deneyiminin Olumlu Yönleri Ölçeği (BVDOYÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, pearson korelasyon testi, t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve post hoc (Tukey, LSD) testleri kullanılmışır. Bakım verenlerin yaş ortalaması 45,6±14,81, %71,3'ü kadın, %83,8'i bakımda destek aldığını, %97'si bakım verme sürecini isteyerek kabul ettiğini ve %38,9'u bakım sürecinde olumlu deneyim yaşadığını ifade etmiştir. Bakım alan bireylerin yaş ortalaması 79,4±9,57, %59,3'ü kadın, %77,2' si Alzheimer tip demans, %71,3'ü hastalığın ileri evresindedir. Bakım verenlerin BVDOYÖ toplam puan ortalaması 118,48±17,10'dur. BVDOYÖ alt boyutlarından kişisel kazanç, benlik saygısı ve bakımın sosyal yönü ile bakım veren yaş ortalaması arasında, benlik saygısı ve bakımın sosyal yönü ile eğitim yılı arasında anlamlı ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Bakım verenlerin demografik özellikleri ile BVDOYÖ toplam puan arasında anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Sonuç olarak, bakım verenlerin çoğunluğu bakım sürecinde yeterli düzeyde olumlu bakım deneyimi yaşamaktadır. Olumlu bakım deneyimlerinin tespit edilmesi, pekiştirilmesi ve geliştirilmesi, hemşirelik bakım planına entegre edilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Demans, Bakım veren, Olumlu bakım verme deneyimi, Hemşirelik
Demanslı bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma, demanslı bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran demanslı bireye bakım verenler; örneklemi ise dahil edilme kriterlerine uygun demanslı bireye bakım veren aile üyeleri (n:106) oluşturmuştur. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Bakım Verenlerin Yükü Envanteri (BVYE) ve Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler yüzyüze görüşme yöntemi ile Ağustos 2020- Nisan 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, shapirowilk, t testi,pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Bakım verenlerin %67'si kadın, yaş ortalaması 41,77±13,68, %50'si üniversite mezunu, %42,5'inin geliri giderden az ve %13,2'si kronik bir hastalığa sahiptir. Ayrıca bakım verenlerin%30,2'si annesine bakım verdiğini, %57,5'i 1-5 yıl arası bakım verdiğini, %77,4'ü bakımda diğer aile üyelerinden destek aldığını ve %58,5'i kendilerine vakit ayırabildiklerini bildirmiştir. Bakım verenlerin BVYE toplam puan ortalaması 47,66±22,65,TAÖ toplam puan ortalaması 58,18±10,86'dir. Bakım verenlerin %32,1'isinin aleksitimik özellik göstermediği, %26,4'ünün muhtemel aleksitimik özellik gösterdiği, %41,5'inin ise aleksitimisi olduğu saptanmıştır. Bakım verirken kendisine vakit ayıramayan, bakımda hasta ile iletişim sorunu yaşayan ve bakım verirken diğer aile üyelerinden destek alamayan bakım verenlerin BVYE ve TAÖ toplam puan ortalaması diğer bakım verenlere göre daha yüksektir(p<0.05). BVYE toplam puanı ile TAÖ toplam puanı arasında orta düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). TAÖ toplam puan ortalaması arttıkça BVYE toplam puan ortalaması da artmaktadır. Araştırma sonuçlarına dayalı olarak; bakım yükünü etkileyen etmenlerden bir tanesi de aleksitimidir. Hemşireler bakım verenlere destek olurkne bakım yükünü etkileyen önemli etmenlerden birisi olarak aleksitimiyi de değerlendirmeli, gereksinime göre hemşirelik bakımını planlamalı ve uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Aleksitimi, Bakım Veren, Bakım Veren Yükü, Demans, Hemşirelik
Huzurevinde çalışan hemşirelerin demanslı bireylere yönelik tutumlarını etkileyen faktörler
Huzurevinde çalışan hemşirelerin demans tanısı almış bireylere yönelik tutumları ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılan bu tanımlayıcı, kesitsel çalışmanın örneklemini, huzurevinde çalışan hemşireler oluşturmuştur (n:153).Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Demans Tutum Ölçeği (DTÖ), Demans Bilgi Değerlendirme Ölçeği (DBDÖ) ile Ekim-Kasım 2021 tarihleri arasında online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik olarak yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma, t testi, F testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Huzurevinde çalışan hemşirelerin %47,1'i 20-30 yaş aralığında, %77,8'si kadın, % 69,3'ünün lisans mezunudur. Hemşirelerin DTÖ toplam puan ortalaması 100,31±12,19, DBDÖ toplam puan ortalaması ise 18,94±5,48' dir. Hemşirelerin demans tanısı almış bireylere yönelik tutumlarını demans bilgi düzeyleri, ailesinde doğrudan bakım verdiği demans tanısı almış bir bireyin olması, demans tanısı almış bireye bakım verirken iletişim sıkıntısı yaşama ve eğitim düzeyi gibi sosyodemografik özellikler etkilemektedir (p<0,01).Demans bilgi düzeyi ile demans tutum puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,01: r=0,432). Demans tanısı almış bireylere verilen bakımın kalitesini artırmak için hemşirelerin bu bireylere karşı tutumları önemlidir. Huzurevinde çalışan hemşirelerin demans bilgi düzeyi arttıkça demans tanısı almış bireye karşı olumlu tutum sergiledikleri belirlenmiştir. Hemşirelerin demans bilgi düzeylerini artırmaya yönelik hizmet içi eğitimlerin düzenli aralıklarla yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Huzurevi, Hemşire, Demans, Tutum
Demanslarda yürüme parametrelerinin bilişsel durum ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Demans, beyinde kronik ilerleyici dejeneratif tutuluma bağlı olarakbilişsel fonksiyonlarda gerileme ile giden klinik bir sendromdur. Demansiyel durumlarda,yürüme bozuklukları hemen daima klinik tabloya eşlik etmektedir. Bu çalışmada amaç,demansı olan olgularda yürüme parametrelerinde görülen bozuklukları inceleyerek, zihinfonksiyonlarının yürüme parametreleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır.Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalınabaşvuran, klinik, laboratuar, radyolojik ve elektrofizyolojik bulgularla tanı konulan 27Demans hastası ve 11 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Olgulara TND Denge veYürüme Bozuklukları Değerlendirme Formunda yer alan 6 m yürüme, kalk-yürü-otur testi,postür-lokomosyon-manuel test, mental görev, motor görev ve çoklu görev esnasında yürüme,Frontal Assessment Battery (FAB), Saat çizme, Mini Mental Status Examination (MMSE)uygulandı. Demans grubunda ve kontrol grubunda yürüme parametreleri ile mental testskorları arasındaki ilişki araştırıldı. Çalışmanın istatistiksel analizi Ç.Ü.T.F. BiyoistatistikAnabilim Dalı'nda, SPSS paket programı 18. sürüm kullanılarak yapıldıBulgular: Altı metre basit serbest yürüme süresi, demanslı hasta grubunda kontrolgrubuna göre uzamış olarak saptanmıştır. Altı metre basit serbest yürüme adım sayıs demanslıhasta grubunda kontrol grubuna göre artmıştır. Ortalama adım uzunluğu demans grubundakısalmıştır. 10 saniye süresince basit serbest yürümede adım sayısı demanslı olgulardaazalmıştır. Kalk yürü otur testi ve postür-lokomosyon-manuel testlerinde elde edilen zamanadayalı veriler normallere göre uzamıştır. İki malleol arasındaki açıklık (adım açıklığı)demanslı olgularda artmıştır. Dönüşlerde demanslı olgular yavaşlamaktadır ve postüral dengedemanslarda bozulmuştur. Demanslarda mental kapasite kaybına parelel olarak yürümeparametrelerinde bozulmalar belirginleşmektedir.Sonuç: Sonuç olarak dejeneratif ve vasküler demanslarda gözlenen yürümebozuklukları kognitif bozulmanın habercisi olabilir. Özellikle prefrontal ve dikkat işlevleriniölçen testlerle kısmi olarak da olsa bu bozukluklar gösterilebilir. Bu da bize lokomotor sistemve bilişsel işlevlerin güçlü bir şekilde birbiri ile ilişkili olduğunu göstermektedir.Anahtar Sözcükler: Demans, Frontal Assessment Battery (FAB), Kalk Yürü Otur,Mini Mental Status Examination (MMSE), postür-lokomosyon-manuel (PLM)
Demanslı hastanın beslenmesine yönelik verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma demanslı hastaların bakım vericilerine yönelik yürütülen beslenme eğitim programının demanslı hastanın beslenme güçlüğü, beslenme durumu, yutma güçlüğü, sarkopeni durumu, antropometrik ölçüm değerleri ve bakım vericinin bilgi düzeyi üzerine etkinliğinin araştırılması amacıyla yürütüldü. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma ön test-son test tasarımında randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışma 69 hasta ve bakım verici ile yürütüldü (girişim grubu=31, kontrol grubu=38). Girişim öncesi ve sonrasında girişim ve kontrol gruplarından Tanımlayıcı Bilgi Formu, Edinburgh Demansta Beslenme Değerlendirme (EdFED) Ölçeği, Mini Beslenme Değerlendirmesi, Multipl Sklerozda Disfaji Değerlendirme Ölçeği ve Sarkopeni Tarama Testi (SARC-F) kullanılarak veri toplandı. Girişim grubu üç ay boyunca standart bir eğitim programı aldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, medyan ve çeyrekler arası aralık değerleri kullanıldı. İki grup arasındaki fark bağımsız gruplarda Mann-Whitney U testi ile değerlendirildi. Bağımlı gruplarda değişim Wilcoxon İşaretli Sıra Testi ile değerlendirildi. Bulgular: Bakım vericilere yönelik yürütülen Demansta Beslenme Eğitim Programı'nın, hastanın beslenme durumunu, sarkopeni durumunu, bel çevresi, kalça çevresi, baldır çevresi ve bel boy oranında azalmayı iyileştirmede etkili olduğu, bakım vericinin demansta beslenme bilgisini arttırdığı (p<0,05); beslenme güçlüğünü ve yutma güçlüğünü azaltmada, vücut ağırlığında ve beden kütle indeksindeki azalmayı iyileştirmede etkili olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuçlar: Çalışma sonuçlarına göre bakım vericilere yönelik yürütülen Demansta Beslenme Eğitim Programı'nın hasta ve bakım vericileri üzerinde etkili olduğunu söylemek mümkündür. Anahtar Sözcükler: Demans, bakım verici, beslenme, yeme, eğitim.
Praksi testleri ile kortikal ve subkortikal demansiyel sendromların ayırıcı tanısı
Giriş ve Amaç: Demans, bellek bozukluğuna lisan, yönelim, praksi, soyut düşünme, problem çözme gibi bilişsel işlevlerden en az birinin eşlik etmesiyle oluşan, mesleki ve sosyal alanda kayıplarla giden ilerleyici bir klinik tablodur. Tüm demans olgularının %50'den çoğunu Alzheimer Demansı (AD) oluşturmaktadır. Parkinson hastalığı Demansı (PD), Parkinson Hastalığı'nın seyrinde %30-40 oranında görülmektedir. AD kortikal, PD ise subkortikal demansiyel sendrom sınıflamasına girmektedir. Kortikal demanslarda sıklıkla apraksi gibi yüksek serebral fonksiyon bozukluklarının görüldüğü bilinmektedir. Bu çalışmada kortikal ve subkortikal demansiyel sendromların ayırıcı tanısında yatak başı yapılabilen pratik praksi testlerinin yararlı olup olmayacağının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim dalı polikliniğinde takipli 34 Alzheimer Demansı, 31 Parkinson hastalığı demansı, 29 hafif kognitif bozukluk ve 28 sağlıklı olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların tam kan sayımı, karaciğer/ böbrek/tiroid fonksiyon testleri, vitamin b12, folik asit değerleri, serebral görüntülemeleri incelenmiştir. Ayrıca olgulara minimental durum testi (MMSE), saat çizme testi (SÇT) ve apraksi tarama testleri olan DEKODa ve AST testleri uygulanmıştır. Tüm sonuçlar gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS programı 21.0 sürümü kullanılmış, p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Tüm gruplar arasında MMSE, SÇT, DEKODa ve AST skorları açısından anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.001). DEKODa ve AST test skorları Alzheimer hastalığında diğer gruplara göre anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Cut-off değeri DEKODa için 12, AST için 10.5 olarak belirlenmiştir. DEKODa için sensitivite %76.5, spesifite %100; AST için sensitivite %79.4, spesifite %100 saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma; Alzheimer demansının subkortikal demanslardan ayrımını yapmak için DEKODa ve AST testlerinin pratikte kullanılabileceğini göstermiştir. Testlerin kolay uygulanması hem araştırma amaçlı hem de klinik uygulama için uygun olduğunu göstermiştir. Anahtar Sözcükler: Alzheimer, Apraksi, Demans, Parkinson
Demans bakım ve destek programı' nın bakım verici yüküne, hasta ve bakım vericinin nöropsikiyatrik semptomları ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, demans hastalarının bakım vericilerine uygulanan Demans Bakım ve Destek Programı'nın bakım vericilerin yüküne, hasta ve bakım vericilerin nöro-psikiyatrik semptomlarına ve yaşam kalitelerine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma; randomize, kontrollü ön test-son test düzeninde prospektif deneysel tipte bir araştırmadır. Çalışmaya 70 hasta ve 70 bakım verici alındı. Girişim grubuna (n=36) dört aylık yapılandırılmış program uygulanırken kontrol grubuna (n=34) standart bakım uygulandı. Araştırma Temmuz-Kasım 2016 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne bağlı Demans Polikliniği'nde yürütüldü. Çalışma 62 hasta ve bakım vericiyle (girişim grubu n=32; kontrol grubu n=30) tamamlandı. Veriler bakım vericiler için Bakım Yükü Ölçeği, Yaşam Kalitesi SF 36 Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ile toplandı. Hastaların verileri ise Alzheimer Hastalığı Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Nöropsikiyatrik Envanter ile toplandı. Hastaların ve bakım vericilerin tanıtıcı bilgilerinin sayı-yüzde dağılımları yapıldı. Verilerin analizinde ki-kare, t testleri, Wilcoxon işaretli sıra testi, Mann Withney U testleri kullanıldı. Bulgular: Girişim grubundaki bakım vericilerin grup içi puanları karşılaştırıldığında bakım yükü ve anksiyete ölçek puanlarında anlamlı azalma, yaşam kalitesi puanlarında anlamlı artma görüldü (bakım verici yükü p=0,003; yaşam kalitesi fiziksel özet puanı p=0,003; yaşam kalitesi mental özet puanı p=0,016; anksiyete p=0,003). Kontrol grubu bakım vericilerin grup içi puanları değerlendirildiğinde, depresyon puanlarında anlamlı artma saptandı (p=0,047). Girişim grubundaki hastaların grup içi puanlarına bakıldığında; yaşam kalitesi puanlarında artma, nöropsikiyatrik envanter puanlarında azalma görülse de aradaki fark anlamlı değildi (yaşam kalitesi p=0,483; NPI p=0,067). Kontrol grubu hastaların grup içi puanlarında ise yaşam kalitesi puanlarında anlamlı azalma, nöropsikiyatrik semptom puanlarında ise anlamlı artma saptandı (yaşam kalitesi p=0,037; NPI p=0,001). Girişim ve kontrol gruplarındaki bakım vericilerin gruplar arası karşılaştırılmasında son testte bakım yükü, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (bakım verici yükü p=0,024; yaşam kalitesi fiziksel özet puanı p=0,010; yaşam kalitesi mental özet puanı p=0,001; depresyon p=0,000; anksiyete p=0,001). Sonuçlar: Bu çalışma sonucunda Demans Bakım ve Destek Programı'nın hem hasta hem de bakım verici bireyler üzerinde etkili olduğu görüldü.
Deneysel alzheimer hastalığında TGF-β1'in prefrontal korteks ve hipokampuste aβ-40 ve α- β- γ sekretaz ekspresyonu üzerine etkileri
Alzheimer hastalığı, (AH) öğrenme ve hafıza fonksiyonlarında bozulma, günlük yaşam aktivitelerinde gerileme ile karakterize kronik, kompleks nörodejeneratif bir hastalıktır. Amiloid plaklar, nörofibriler yumak oluşumu, nöron ve sinaps kaybı ile beyinde belirgin atrofi, hastalığın en önemli histopatolojik bulgularıdır. Günümüze kadar hastalığın etiyolojisi, patogenezi ve histopatolojisi ile ilgili çok sayıda faktörün varlığı öne sürülmüş olmakla birlikte, mekanizması henüz tam olarak aydınlatılmış değildir. Amiloid beta (Aβ) birikimi, hastalığın patogenezinden sorumlu en temel değişikliktir. Aβ-40 ve Aβ-42 patogenezde yer alan önemli amiloid beta türleridir. β-sekretaz ve γ-sekretaz enzimlerinin hiperaktivasyonu sonucu amiloid prekürsör proteinin (APP) anormal kesimi ile amiloid plak oluşumu meydana gelmektedir. Dönüştürücü büyüme faktörü β1 (TGF-β1), hücre metabolizması, doku homeostazı, nöronal gelişim ve sinaptik plastisitede kritik rollere sahip önemli bir büyüme faktörüdür. TGF-β1'in, nörodejeneratif hastalıkların oluşumu ve ilerlemesinin önlenmesinde antienflamatuvar etkisi ile yararlı olabileceği ileri sürülmüştür. TGF-β1'in eksitotoksisite, iskemi ve hipoksi koşullarında nöron koruyucu etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Yaşlanma ve kronik enflamasyonlarda, TGF-β1/Smad sinyalinin inaktivasyonu, mikrogliya aracılı nörodejenerasyonu uyarmaktadır. Dolayısıyla TGF-β1 sinyalizasyonunun düzenlenmesi, AH tedavisinde yeni bir farmakolojik strateji olabilir. Literatürde TGF-β1'in nöroprotektif etkisini gösteren çalışmalar yer alsa da Alzheimer hastalığında TGF-β1'in Aβ birikiminde etkin rol olan sekretaz enzimleri üzerine etkisi ile ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada deneysel AH benzeri hastalık modelinde TGF-β1'in α, β ve γ-sekretaz enzimlerinin regülasyonu, Aβ-40 birikimi, apopitoz ve nöronal hasar üzerine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Seksen sekiz adet erkek Swiss-Albino cinsi fare rastgele ayrılarak, herhangi bir uygulamanın yapılmadığı kontrol grubu, yalnızca SF uygulamasının yapıldığı sham grubu, TGF-β1 uygulanan grup, 28 gün boyunca Skopolamin uygulanan deney grubu ve Skopolamin+TGF-β1 uygulanan tedavi grubu olmak üzere 5 gruba bölündü. Tedavi grubunda yer alan fareler kendi içinde 2 alt gruba ayrıldı. Sham, TGF-β1 kontrol, deney, tedavi-1 ve tedavi-2 grupları 56. güne kadar bekletilerek uygulanan yöntemlerin uzun süreli etkileri de incelendi. 28. ve 56. Günlerde Moris su havuzu testi uygulanarak hafıza ve bellek fonksiyonları incelendi. Tüm gruplardan 28. ve 56. günlerde alınan hipokampus ve prefrontal korteks dokuları ışık ve elektron mikroskobik, immunohistokimyasal ve biyokimyasal yöntemlerle incelendi. Moris su havuzu testinde deney gruplarında, hafıza ve bellek performansının azaldığı görülürken, tedavi gruplarında hafıza ve bellek performansının tekrar yükseldiği gözlendi. Aβ-40 ve kaspaz-3 immunreaktivitesinin hipokampus ve prefrontal kortekste deney grubunda 28. ve 56. günlerde arttığı, TGF-β1 tedavisi sonucu immunreaktivitenin azaldığı gözlendi. Işık ve elektron mikroskobik incelemelerde deney gruplarında nöronlarda ve gliya hücrelerinde yapısal değişikliklerin varlığı tespit edildi. TGF-β1 tedavi gruplarında hücresel değişikliklerin nispeten azaldığı gözlendi. α-sekretaz ekspresyonunun deney gruplarında azaldığı görülürken, tedavi gruplarında arttığı tespit edildi. β ve γ- sekretaz enzim seviyelerinin deney gruplarında arttığı, tedavi gruplarında ise azaldığı belirlendi. Skopolaminle oluşturulan Alzheimer benzeri hastalık modelinde TGF-β1'in hafıza ve bellek performansını arttırarak, Aβ-40 birikimini engellemesiyle Alzheimer hastalığı üzerine tedavi edici etkisinin olabileceği düşünüldü. Ayrıca kaspaz-3 ekspresyonunu down-regule ederek nöronal hasarın önlenmesinde etkili olabileceği belirlendi. Aynı zamanda α, β ve γ-sekretaz enzimleri üzerinde düzenleyici rolü ile hastalığın önlenmesinde etkili olabileceği gösterildi. Bütün bulgular birlikte değerlendirildiğinde, TGF-β1'in Alzheimer hastalığında tedavi edici bir ajan olarak değerlendirilebileceği kanaatine varıldı.
ADCS-ADL Ölçeğinin Türk Toplumuna uyarlanması ve geçerlilik-güvenilirliği
Bilimsel Zemin: Demanslı hastaların takibi ve tedavilerin etkilerini değerlendirmede günlük yaşam aktivite ölçekleri önemlidir. Alzheimer Hastalığı Çalışma Grubunun geliştirdiği Alzheimer's Disease Cooperative Study-Activities of Daily Living (ADCS-ADL) ölçeği Alzheimer hastalığında (AH) hastaların hem temel hem de enstrümental günlük yaşam aktivitelerindeki performanslarını değerlendiren ve AH çalışmalarında yaygın olarak kullanılan bir ölçektir.Amaç: Bu çalışmada ADCS-ADL'nin Türkçe uyarlamasının Türk toplumunda geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılması ve ülkemizde AH ile ilgili çalışmalarda kullanılabilmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Çalışmaya NINCDS-ADRDA'ya göre probabl AH tanısı konulmuş CDR evre 1-2-3 olan 32 AH, CDR evre 0.5 olan 10 kuşkulu demans(hafif kognitif bozukluk) hastası ve benzer yaş, eğitim düzeyi ve cinsiyet dağılımına sahip demansı olmayan 31 kontrol olgusu alındı. Her olguya ADCS-ADL, Modifiye Günlük Yaşam Aktiviteleri (MGYA) ölçeği, Modifiye Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri (MEGYA) ölçeği, Standardize Mini Mental Test (MMSE), klinik demans evreleme ölçeği (CDR) ve global bozulma ölçeği (GDS) uygulandı. Demanslılara ve kuşkulu demansı olanlara ek olarak, ADAS-Cog uygulandı. İç tutarlılık, test-tekrar test tutarlılığı, ayırdedici geçerlilik ve duyarlılık, eşzaman geçerliliği istatistiksel olarak analiz edildi.Bulgular: ADCS-ADL Alzheimerlileri normallerden ve kuşkulu demanslardan anlamlı düzeyde ayırdetti. Ayrıca demans evrelerine duyarlı bulundu (p:0.01). AH grubunda ADCS-ADL skoru ile MMSE (r:0.736), CDR(r:0.758), CDR toplam(0.828), GDS(r:0.743), MGYA(r0.826) ve MEGYA(r:0826) skorları arasında anlamlı korelasyon saptandı. ADAS-Cog ile korelasyon düşük bulundu. ADCS-ADL iç tutarlılığı; AH, kuşkulu demans ve kontrol grubunda sırasıyla, a:0.937, 0.719, 0.758 bulundu. Test-tekrar test tutarlılığı oldukça yüksek (ICC=0.998) saptandı.Sonuç: Bu çalışma, ADCS-ADL'nin Türkçe uyarlamasının, toplumumuzda yaşayan Alzheimer hastalarının takibinde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu göstermiştir.
Demanslı yaşlılarda oyuncak bebek terapisinin bilişsel durum ve ajitasyona etkisi
Demans, fiziksel ve psikososyal işlevselliği sağlayan entelektüel kapasitenin ileri düzeyde kaybını içeren edinilmiş organik zihinsel bir bozukluktur. Demanslı kişilerde bilişsel bozulma ile birlikte görülen ve kişinin hayatını etkileyen en önemli nöropsikiyatrik semptomlardan biri ajitasyondur. Oyuncak Bebek Terapisi (OBT), genellikle demansın orta veya geç dönemlerinde olan kişiler için ajitasyon gibi davranışsal belirtilerin yönetiminde kullanılan farmakolojik olmayan yöntemdir. Bu terapide amaç yaşlıların kendilerini yararlı ve ihtiyaç duyulan biri olarak hissetmelerine yardımcı olmak ve onlara odaklanmaları için olumlu bir şey vermektir. Bu doğrultuda bu çalışma uzun süreli kurumsal bakım alan demanslı yaşlılarda OBT'nin bilişsel durum ve ajitasyona etkisinin incelenmesi amacıyla deneysel tasarımda yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, bir ilde bir kurumsal bakım merkezinde yaşayan 110 yaşlı birey oluşturmuştur. Uygulama grubunun büyüklüğü güç analizi yöntemi ile hesaplanarak OBT ve Kontrol (K) grubuna sırasıyla 16 ve 19 olmak üzere toplam 35 yaşlı birey alınmıştır. Veri toplama aracı olarak Cohen-Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) ve Mini Mental Durum Değerlendirme Testi (MMT) kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları başlangıçta (T0), OBT'den hemen sonraki hafta (T1), 3 ay sonra (T2) ölçülmüştür. Gruplardaki yaşlılar sosyo-demografik değişkenler, kurumsal bakım alma özellikleri, psikiyatrik öykü, fiziksel hastalıkları, bilişsel ve ajitasyon düzeyleri yönünden benzerdir (p>0.05). Bu çalışmada OBT ve K grubu arasında CMAE toplam ajitasyon düzeyi ve Fiziksel Agresif Olmayan ajitasyon düzeyi OBT grubu lehine anlamlı olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Ancak CMAE Sözel Agresif Olmayan, Sözel Agresif Olan ve Fiziksel Agresif Olan ajitasyon alt boyutlarındaki ve MMT düzeyindeki değişimin gruplararası farkı anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Sonuçlar, OBT'nin geriletici değil ama durdurucu etkisini ortaya koymuştur. Nitekim K grubunda toplam, alt boyut ve maddeler düzeyinde ajitasyon puanları kendi içinde zaman içinde artmıştır. Yani müdahale edilmeyen grupta gerileme çarpıcı bir şekilde gerçekleşmiştir. Dört haftalık OBT demanslı yaşlılar için keyifli ve amaçlı bir aktivite olarak gerçekleştirilmiş ve kurum çalışanları oyuncak bebeklerin yaşlılara duygusal destek sağladığını ifade etmiştir. Anahtar Kelimeler: Oyuncak Bebek Terapisi, Demans, Yaşlı, Ajitasyon, Bilişsel Durum
Alzeimer tanılı hastalarda kritik titreşim frekansı (CFF) testi değerinin normal populasyonla karşılaştırılması
Giriş ve amaç: Alzheimer hastalığı (AH) demansın yaşlılarda görülen en sık nedenidir. Yeni bilgileri hatırlamada güçlük erken evrelerde en sık görülen semptom olmasına karşın hastalık ilerledikçe, kognitif bozukluk derinleşir ve günlük temel yaşam aktiviteleri bozulur. Tüm son gelişmelere rağmen AH tedavisi hala yetersiz olsa da, erken evrede hastalığı saptamanın ve tedavi vermenin daha fazla klinik yarar sağladığı görülmüştür. Biz de bu çalışmada, Kritik Titreme Füzyon Eşiği (CFF) testinin Alzheimer hastalığını erken evrede teşhis etmede kullanılabilirliğini amaçladık. CFF, santral sinir sisteminin doğrudan kortikal aktivite ile ilişkili olarak titreşen ışığı algılama yeteneğini ölçen, iyi anlaşılmış bir nörofizyolojik testtir. Gereç ve yöntem: Bu çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 65 yaş üzeri, erken ve orta evre Alzheimer hastalığı tanısı alan, 120 hasta ve 50 kontrol grubu alındı. Görme ve işitme bozukluğu öyküsü, ileri evre kardiovasküler sistem ve solunum sistemi hastalıkları, kronik karaciğer hastalığı, ağır metabolik bozukluklarla giden hastalıklar, ileri evre demans hastalığı bulunan hastalar ve santral sinir sistemini etkileyen ilaç kullanımı olan bireyler çalışmadan çıkarıldıktan sonra 58 hastaya ve 25 sağlıklı gönüllüye kapsamlı geriatrik değerlendirme ve CFF testi yapıldı. Bulgular: Çalışmaya 58 hasta ve 25 sağlıklı gönüllü alındı. Hastalarda ortalama yaş 70.1 ± 7.6, erkek kadın oranı 26/32 idi. Kontrol grubunda ortalama yaş 68.5 ± 6.4, erkek kadın oranı 13/12 idi. Alzheimer grubunun ortalama CFF değerleri kontrol grubundan anlamlı derecede düşüktü. (sırasıyla, 36.44±7.00, 44.24±3.82, p<0.001). Her iki grupta standartize minimental test skorunda anlamlı fark vardı (sırasıyla, 18.05±5.25, 25.96±2.85, p<0.001). Aynı zamanda CFF değeri ve standartize minimental test skoru arasında pozitif korelasyon vardı (p<0.001, r=0.459). AH grubunun 34'ü erken, 24'ü orta evre hasta idi. Hastaları erken ve orta evre AH ve kontrol grubu olarak karşılaştırdığımızda her üç grup arasında CFF değerlerinde anlamlı fark vardı (p<0.001). Erken evre Alzheimer hastalarında ortalama CFF değeri 37.93±7.33, orta evre hastalarda 34.97±7.43 idi. Hastalık olan ve olmayan grupta yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve kullanılan ilaç sayısına göre CFF ortalaması istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). CFF kesim noktası belirlenmesi için uygulanan ROC analizinde CFF değişkeni için kesim noktası 39 Hz olarak belirlendi (p<0,001; AUC=0,852; Duyarlılık=70,69% (95% CI 57,3-81,9); Özgüllük=92,00% (95% CI 74,00-99,00) ). Sonuç: AH ve sağlıklı grubun CFF değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmaktadır. Alzheimer hastalığının erken dönemde teşhis edilmesinde CFF testi önemli rol oynayabilir. Çalışmamız, literatürde Alzheimer hastalığında CFF için kesim noktası değeri veren ilk ve tek çalışmadır. Testin önemli özellikleri uygulanabilirliğinin basit ve pratik olması, invaziv olmaması, maliyetinin düşük olması, yaş, cinsiyyet ve eğitim düzeyine göre farklılık göstermemesidir. Öykü ve klinik bulguları göz önüne alınarak Alzheimer hastalığı düşünülen hastalarda CFF testi önemli bir tanı aracı olarak kullanılabilir.
Elazığ ili merkez ilçede yaşayan 65 yaş ve üzeri nüfusta demans prevalansı ve demans alt grupları
Demans, santral sinir sisteminin multifaktöriyel nedenlerle primer ya da sekonder olarak etkilenmesi sonucu ortaya çıkan kognitif ve nonkognitif birçok alanda işlev kaybına yol açan kronik ilerleyici bir tablodur. Kognisyonun alt belirleyicileri olarak kabul edilen; öğrenme, dil, bellek, muhakeme, algı, yönelim, dikkat gibi çok sayıda alanda bozulmalar görülür. Epidemiyolojik çalışmalarda demans sıklığı %5-15 civarında bildirilmektedir. Çalışmanın amacı Elazığ ilinde 65 yaş ve üzeri nüfusta demans prevalansının ikinci örneklem grubunu oluşturmak, aradan geçen süre içinde demans ve altgruplarının prevalansındaki değişimi görmek, yaş, cinsiyet, eğitim durumu gibi faktörlerin demans ve altgruplarına olan etkilerini araştırmaktı. Bu araştırma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından Mart 2018- Mart 2019 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırma grubunu, Elazığ İli Abdullahpaşa Aile Sağlığı Merkezine bağlı 65 yaş ve üzeri 273 kişi oluşturdu. Çalışma grubuna sosyodemografik veri formu doldurulup minimental durum test (MMSE) uygulandı. İkinci aşamada MMSE'ye göre 24 puanın altında olan hastalara hastanede ayrıntılı muayene ve gerekli testler uygulandı. DSM-V tanı kriterlerine göre 23 hastaya demans tanısı konuldu. Verilerin değerlendirilmesinde kaba döküm ve yüzde oranları ile istatistiksel analiz için Kruskal-Wallis ve Mann Whitney-U testleri kullanıldı Çalışma grubunu ekonomik ve kültürel yönden nispeten heterojen bir popülasyon teşkil ediyordu. MMSE uygulanan 273 kişiden 23'ünde demans saptanmış olup çalışma grubundaki demans popülasyonu %8,3 olarak hesaplandı. Demansla tanılanan hastaların %66'sı Alzheimer hastalığı olarak düşünüldü. Kadınlarda %14,3 olan demans prevalansı erkeklerde % 3,9 olarak hesaplanmış olup cinsiyet farkı istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç olarak demans sıklığı ve alt grupların dağılımı büyük ölçüde literatür verisiyle uyumluydu. Tanılanan olguların çok büyük kısmının daha önce şikayetleri nedeniyle başvuruda bulunmamış olması, demansa ilişkin farkındalığın daha da arttırılmasının gerekliliğini düşündürdü. Anahtar kelimeler: Demans, prevalans, demans altgrupları
Farelerde alzheimer tip sporadik demans modelinde asit duyarlı iyon kanal ekspresyonlarının araştırılması
Alzheimer hastalığı (AH); nöron ve sinaps kayıpları nedeni ile ortaya çıkan progresif nörodejeneratif bir hastalıktır. Hastalığın etyopatogenezinde özellikle nöronlardaki sodyum iyonlarına geçirgen bazı iyon kanallarının önemli roller oynadıkları belirtilmektedir. Asit Duyarlı İyon Kanalları (ADİK) amilorid duyarlı degenerin/ epitelyal Na+ kanal (DEG/ENaC) gen ailesinin üyesidir. ADİK'lerin ortak özelliği pH değişimlerine duyarlı olmalarıdır. ADİK1a, 2a, 2b ve 4 özellikle beyinde eksprese olmaktadır. Çalışmada amiloid beta ile indüklenen Alzheimer fare modelinde ADİK'lerin ekspresyonlarının beyin dokularında belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma için Balb C ırkı fareler kullanıldı. Fareler beta-amiloid grubu (n=10), sham grubu (n=10), tedavi grubu (beta-amiloid +amilorid grubu; n=10) ve kontrol grubu (n=8) olmak üzere 4 ayrı gruba ayrıldı. ADİK1, 2, 3 ve 4'ün ekspresyonlarının belirlenmesi için bu kanallara spesifik olarak immünohistokimya, western blot ve Real Time Polimeraz Zincir Reaksiyon (RT-PZR) yöntemleri uygulandı. Beta amiloidin indüklediği apoptozisin tespiti için Tunel yöntemi kullanıldı. RT-PZR analizi sonuçlarına göre kontrol grubu ile diğer gruplardaki ADİK 1,2 ve 3 gen ekspresyonları karşılaştırıldığında ekspresyondaki azalmanın istatistiki olarak anlamlı düzeyde olmadığı belirlendi (p>0.05). Western Blot analizlerinde kontrol ve sham grupları karşılaştırıldığında ADİK1 ve ADİK2 açısından gruplar arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık gözlenmezken, ADİK4 açısından Beta amiloid ve Beta amiloid+Amilorid gruplarında anlamlı bir artış olduğu belirlendi. İmmünohistokimyasal boyama sonuçlarına göre, ADİK1 ve ADİK2 açısından gruplar arasında istatistiki olarak anlamlı farklılık bulunmamasına rağmen (p>0.05) ADİK4'ün kontrol ile karşılaştırıldığında Beta amiloid grubunda anlamlı olarak arttığı belirlendi. Gruplarda ADİK1 ekspresyonu açısından farklılık bulunmamasına rağmen AH'daki pH = 6.6 değerinde ADİK1'in aktive olabileceği gösterilmiştir. Sonuç olarak, ADİK4'ün ekspresyonundaki artış ve ADİK1'in aktive olmasıyla, hücre içerisindeki sodyum iyon düzeylerindeki artışla bu kanalların Alzheimer etyopatogenezinde önemli bir rol oynayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Alzheimer Hastalığı, Asit Duyarlı İyon Kanalları, Beta-amiloid peptit (1-42)