Dementia
96 theses under this subject heading
Demans tanılı bireylerde hortikültürel aktivitelerin fiziksel ve bilişsel durum, mental iyi oluş, sosyal katılım ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmada, huzurevlerinde yaşayan demans tanılı bireylere uygulanan hortikültürel aktivitelerin, bireylerin fiziksel ve bilişsel durum, mental iyi oluş, sosyal katılım ve yaşam kaliteleri üzerindeki etkileri incelendi. Değerlendirme ve aktivite programı yüz yüze olacak şekilde gerçekleştirildi ve çalışmaya 40 birey dahil edildi. Çalışma grubuna, haftada 2 gün (1 aktivite günü ve 1 ziyaret günü) olacak şekilde 10 haftalık hortikültürel aktivite programı uygulanırken kontrol grubuna sadece değerlendirmeler uygulandı. Katılımcıların, mental durumlarının değerlendirilmesi için Mini Mental Durum Testi (MMSE); fonksiyonel mobilite, denge ve fonksiyonel performanslarının değerlendirilmesi için Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKY); bilişsel durumlarının değerlendirilmesi için Hızlı Hafif Kognitif Bozukluk Testi (HHKB); mental iyi oluşlarını değerlendirmek için Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMİO); sosyal ve duygusal yalnızlık durumunu ölçmek için Yetişkinler İçin Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği (SELSA-S) ve yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla da Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü (WHOQOL-OLD) kullanıldı. Çalışmamız sonucunda, çalışma grubunun uygulanan aktivite programı ile fiziksel ve bilişsel durum, mental iyi oluş, sosyal katılım ve yaşam kalitesi seviyelerinde iyileşme olduğu saptandı (p<0,05). Kontrol grubunun fiziksel ve bilişsel durum, mental iyi oluş, sosyal katılım ve yaşam kalitesi seviyelerinde olumlu bir değişiklik gözlenmedi (p>0,05). Çalışmamızda elde edilen sonuçlar huzurevinde kalan demans tanılı bireylere uygulanan hortikültürel aktivitelerin olumlu etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Huzurevlerinde kalan demans tanılı bireylerin ergoterapi müdahale programlarında hortikültürel aktivitelere de yer verilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.
Alzheimer hastalığında serum proteomik analizleri ile yeni biyobelirteçlerin araştırılması
Alzheimer Hastalığında (AH) halihazırda kullanılan klinik ölçütler hastalık tanısını doğru koymak için yeterli değildir. Patolojik tanıyı yordayan BOS ya da PET biyobelirteçleri invaziv nitelikte ya da pahalı ve ulaşımı zor olduğu için yaygınlaşma potansiyeli kısıtlı tetkiklerdir. Periferik kanda hastalık ile ilgili değişikliklerinin tespiti doğru tanı ve patofizyolojinin anlaşılması açısından yardımcı olabilir. Bu projenin amacı, Alzheimer Hastalığında periferik kandaki protein değişikliklerinin tespiti ve potansiyel biyobelirteç adaylarının belirlenmesidir. Klinik olarak AH tanısı konulmuş ve sağlıklı kontroller çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların detaylı demografik ve klinik bilgileri alınmıştır. Düşük konsantrasyondaki proteinleri tanımlayabilmek için katılımcı serumlarından 14 abundan protein ayrıştırılarak LC-MS/MS analizi uygulanmıştır. Protein tanımlaması ve konsantrasyon tayini Progenesis QIP ile yapılmıştır. Katılımcıların proteomik verileri temel bileşen analizi (Principal Component Analysis - PCA) ile indirgenmiş, varyansı %95 açıklayacak bileşen sayısı geçerli kabul edilmiştir. Daha sonra bileşenler ile klinik veri bir araya getirilerek Rasgele Orman (Random Forest - RF) yöntemiyle AH ve Kontrol gruplarını en yüksek doğrulukta ayırt eden değişkenler tespit edilmiştir. Çoklu iterasyonlar (ardışıl işlem) sonrasında ayırt edici özelliği en yüksek olduğu düşünülen proteinler biyoinformatik analiz ile karakterize edilmiştir. Çalışmaya 194 katılımcı dahil edilmiştir (87 AH, 107 Kontrol). Proteomik analizler neticesinde 590 tanımlı proteine ulaşılmış ve nihai veri 55 klinik değişken ve bu protein listesi olarak belirlenmiştir. PCA neticesinde 8 bileşenin ideal olduğu görülmüştür. Bu 8 bileşen ve klinik veriler kombine edilerek yapılan RF'lerde kognitif skor verisinin varyans üzerindeki belirgin etkisi nedeniyle kognitif skor dışarıda bırakılarak da bir model oluşturulmuştur. Her iki koşul için farklı seedler ile 1000'er iterasyon yapılmış ve iterasyonlarda etki açısından ilk 10'a giren proteinler belirlenmiştir. Her iki koşul için protein listeleri çıkarılmış ve listelerin grup halinde temel biyoinformatik analizleri uygulanmıştır. Proteinlerin immün sistem, metabolik yolaklar, hücresel strese yanıt gibi farklı işlevlerde zenginleştikleri görülmüştür. Ayrıca her iki koşulda iterasyon listesine giren 12 protein belirlenmiştir (ITIH3, IGFBP2, LRG1, ADIPOQ, POTEC, ZNF2, RNASE1, HSP90B2P, ABCA12, SHBG, LPA, B2M). Bu proteinler karakterize edilmiş ve protein konsantrasyonlarının demografik ve klinik özelliklerle ilişkisi araştırılmıştır. Çalışma sonucunda AH patofizyolojisi için önemli olabilecek aday proteinler tespit edilmiştir. Proteinlerin tanısal performanslarının biyobelirteç ile karakterize edilmiş kohortlarda test edilmesi gerekmektedir.
Demans tanılı bireylerde addenbrooke'un bilişsel değerlendirmesi-III'ün Türkçe kültürel adaptasyonu ile geçerlik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışma, Addenbrooke'un Bilişsel Değerlendirmesi-III'ün (ACE-III-Tr) demans tanılı bireylerde Türkçe kültürel adaptasyonu ile geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 73,89±7,10 olan demans tanısı almış 111 katılımcı dahil edilmiştir. Dahil edilme kriteri olarak Reisberg Global Bozulma Ölçeğine göre en fazla evre 4'te olan demans tanılı bireyler alınmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliği Doğrulayıcı Faktör Analizi ve uyum iyiliği indeks değerleri ile incelenmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda faktör yüklerinin istatistiksel anlamlılığı ile uyum iyiliği indekslerinin gösterdiği kabul edilebilir ve iyi uyum düzeyleri ACE-III-Tr ölçeğinin 5 alt boyuttan oluşan faktör modelinin yapısal geçerliliğini desteklemektedir. Mini Mental Durum Testi (MMDT) ve Hızlı Kognitif Değerlendirme Bataryası (Qmci-TR) ölçekleri kullanılarak ölçüt geçerliliği incelenmiştir. ACE-III-Tr ölçeğinin MMDT ve Qmci-TR ölçekleri ile arasındaki pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki ölçeğin ölçüt geçerliliğine sahip olduğunu göstermiştir. ACE-III-Tr ölçeğinin güvenilirliği iç tutarlılık ve test-tekrar test güvenilirliği analizleri ile incelenmiştir. ACE-III-Tr ölçeğinin Cronbach Alfa katsayısı 0,884 McDonald's ω katsayısı ise 0,904 bulunmuştur. ACE-III-Tr ölçeğine ait Test-tekrar test güvenilirliği sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) ile değerlendirilmiştir. Ölçek toplamından elde edilen test-tekrar test puan ortalamaları sırasıyla; 51,32±13,94 (22-72) ve 51,08 ± 14,05 (20-71) olarak bulunmuştur. İki farklı zamanda elde edilen ölçek sonuçları arasında korelasyon katsayısının 0,982 (p<0,001) olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar ACE-III-Tr ölçeğinin iç tutarlılık güvenilirliği ve zamana göre değişmezliğinin yüksek olduğunu göstermektedir. Çalışmamızdan elden edilen bilgiler doğrultusunda ACE-III-Tr ölçeğinin demans tanılı bireylerin bilişsel durumlarını değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu bulunmuş ve hem klinik hem de araştırma ortamlarında kullanıma uygundur.
Orta evre alzheimer tip demans tanılı bireylerde demansa bağlı davranışsal ve psikolojik semptomlar ile duyusal işlemleme süreci arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma orta evre Alzheimer tip demans tanılı bireylerde demansa bağlı davranışsal ve psikolojik semptomlar ile duyusal işlemleme süreci arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza 60 yaşlı birey dahil edildi. Katılımcıların demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomlarını değerlendirmek amacıyla Nöropsikiyatrik Envanter, duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için ise Adolesan/Yetişkin Duyu Profili uygulandı. Ağır düzeyde davranış problemi olan bireylerin, orta düzeyde davranış problemi olan bireylere göre düşük kayıt (x2=15,41, p=0,001) ve duyusal hassasiyet (x2=14,97, p=0,001) çeyreklerinde daha yüksek puan aldığı saptandı. Duyusal arayış ve duyusal kaçınma çeyreklerinde ise orta ve ağır düzey davranış problemi olan bireyler arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomlar ile duyusal işlemleme becerilerinin korelasyon analizi sonucunda; düşük kayıt ile hezeyan (r=0,346, p=0,007), halüsinasyon (r=0,429, p=0,001), ajitasyon (r=0,397, p=0,002), apati (r=0,323, p=0,01), anormal motor davranış (r=0,281, p=0,03), uyku/gece davranışı (r=0,378, p=0,003) ve iştah/yeme davranışı (r=0,428, p=0,001) arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu saptandı. Duyusal arayış ile hezeyan arasında (r=0,261, p=0,044) ilişki olduğu görüldü. Duyusal hassasiyet ile hezeyan (r=0,278, p=0,032), ajitasyon (r=0,296, p=0,022), anormal motor davranış (r=0,458, p=0,001), uyku/gece davranışı (r=0,285, p=0,027) ve iştah/yeme davranışı (r=0,370, p=0,004) arasında ilişki olduğu tespit edildi. Duyusal kaçınmanın ise halüsinasyon (r=0,352, p=0,006) ve anormal motor davranış (r=0,322, p=0,012) ile istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkisi olduğu saptandı. Depresyon, anksiyete, elasyon, disinhibisyon ve irritabilite ile duyusal işlemleme çeyrekleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0,05). Alzheimer tip demans tanılı bireylere yönelik uygulanacak ergoterapi değerlendirme ve müdahalelerine, duyusal işlemleme değerlendirmelerinin dahil edilmesi demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomların yönetimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Orta evre alzheimer hastalarının bakım verenlerine yönelik verilen planlı eğitim ile izlemin hasta ve bakım verenlerin bakım sonuçlarına etkisi
Yarı-deneysel tasarıma sahip olan bu araştırmanın amacı, orta evre Alzheimer tanısı ile izlenen hastalara bakım verenlere verilen planlı eğitim ve izlemin hasta ve bakım verenlerin bakım sonuçlarına etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırma, 01 Ağustos 2018- 30 Mart 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Geriatri Bilim Dalı'nda yürütülmüştür. Araştırma görüşmeye geliş sıralarına göre müdahale (n:21) ve kontrol (n:22) gruplarına atanan 43 bakım veren ile yapılmıştır. Araştırmanın uygulanması toplam 12 hafta sürmüştür. Müdahale grubunda bakım verenlere uygulanan eğitim 2. ve 4. hafta olmak üzere iki bölümde uygulanmıştır. Eğitim tamamlandıktan sonra bakım verenlerin 8 hafta süreyle takip ve izlemi yapılmıştır. Kontrol grubunda bulunan bakım verenlere poliklinikte uygulanan rutin kontrollerin dışında herhangi bir girişim uygulanmamış olup, araştırmanın sonunda bakım verenlere eğitim uygulanıp, hazırlanan eğitim kitapçığı verilmiştir. Araştırma verileri Zarit Bakım Veren Yükü Ölçeği, Bakas Bakım Verme Etki Ölçeği, Nöropsikiyatrik Envanter ve Alzheimer Hastalığında İşbirliği Çalışması- Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ile 1., 4., 8. ve 12. haftalarda toplanmıştır. Araştırma sonucunda orta evre Alzheimer hastalarına bakım verenlere yönelik hazırlanan planlı eğitim ve izlemin bakım yükünü azaltmadığı saptanmıştır. Ayrıca, hastalarda görülen nöropsikiyatrik semptom sıklığı ile bu semptomlara bağlı olarak bakım verenlerin yaşadıkları sıkıntıda azalma olduğu ancak bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Araştırmada her iki gruptaki hastaların günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık düzeylerinin arttığı görülmüştür. Alzheimer hastalarına bakım verenlere yönelik hazırlanan eğitim programlarının tanı konulduğu andan itibaren uzun süreli ve sağlık hizmetinin bir parçası olarak uygulanması ve hastaların evde izleminin sağlanmasına yönelik hizmetlerin geliştirilmesi önerilmektedir.
Demanslı bireyler için iç mekân yaşam alanlarında yönelim ve yön bulma
Fiziki çevre, herkeste olduğu gibi yaşlı yetişkinlerin yol bulma yeteneklerini etkileme konusunda büyük bir potansiyele sahiptir. Yaşlılıkta sık görülen ve beyin dokusunda bozulmaya sebebiyet veren demans söz konusu olduğunda fiziksel ortamda yön bulma çok daha hassas bir konu haline gelmektedir. Demans, beyin yapısında meydana gelen bozulmalar ile psikolojik, bilişsel ve işlevsel değişikliklere sebep olur ve kişinin çevresi ile etkileşim kurma yeteneğini kısıtlar. Kişinin çevresiyle başa çıkma yeteneğindeki bozulma nedeniyle, demanslı insanlar için fiziksel bir çevrede yön bulmak özellikle zordur. Başta kamusal mekânlarda yön bulamama, sokakta kaybolma ve amaçsızca gezinmeler ile başlayan bozulmalar ilerleyen dönemlerde kendi evinin odalarını karıştırma ve evin içinde kaybolma seviyesine kadar ilerleyebilir Bir kişinin zihinsel ve bedensel yetenekleri azaldıkça fiziksel çevrenin önemi artar. Yapılan pek çok araştırma ve alan çalışmasına göre, demanslı bireylerin fiziksel çevreyi kullanmalarında çeşitli riskler olsa bile, çevreleri ile mümkün olduğunca bağımsız bir şekilde etkileşim kurmaya devam etmeleri gerektiği düşünülmektedir. Bu sebeple demanslı bireylerin yön bulma yeteneklerini destekleyen erişilebilir çevrelerin yaratılması bağımsız erişim için önemlidir. Bu çalışma, alandaki araştırmalardan edinilen bilgi ile demansa duyarlı yaşam alanlarında yönelim ve yön bulmayı destekleyecek tasarım uygulamalarını kapsamlı biçimde ele almaktadır. İlk olarak araştırmaya kaynak oluşturan demans sendromu, tanımları, semptomları ve sebep olduğu değişimlerle birlikte ele alınmıştır. Devam eden bölümde araştırmanın kapsamını oluşturan demanslı bireyler için iç mekânda yönelim ve yön bulmayı etkileyen faktörler, iç mekân özelliklerini içeren başlıklar altında incelenmiş ve örneklerle destekleyerek kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Bir sonraki bölümde ise yönelim ve yön bulma özellikleri bağlamında dünyadan bakımevi örnekleri analiz edilmiştir. Araştırmanın son bölümünde Türkiye'de demanslı bireylerin sayısı, bakımı ve kurumsal hizmetler hakkında ön bilgi verilerek Ankara'da bulunan bir yaşam merkezi üzerinden demansa duyarlı mekânlarda güncel yaklaşımlar irdelenmiştir. Seçilen bu merkez genel hizmetleri, iç tasarımı ve iç mekânda yönelim ve yön bulma özellikleri bağlamında analiz edilmiştir. Çalışma, değerlendirme ve sonuç bölümleriyle tamamlanmaktadır.
Erken evre demanslı geriatrik bireylerde kuvvetlendirme egzersizlerine karşın denge egzersizlerinin yürüyüş ve kognitif parametrelere etkisi
Bu çalışmanın amacı; erken evre demanslı geriatrik bireylerde kuvvetlendirme egzersizlerine karşın denge egzersizlerinin yürüyüş parametreleri, denge ve kognitif parametreler üzerindeki etkisini inceleyip karşılaştırmaktır. Çalışmaya 32 erken evre demanslı geriatrik birey dahil edildi. Randomize olarak iki gruba ayrılarak 8 hafta takip edilen hastalardan 1. gruba kuvvetlendirme egzersizleri, 2. gruba denge egzersizleri haftada 2 gün boyunca uygulandı. Tüm katılımcıların demografik bilgileri ve klinik özellikleri kaydedildikten sonra, yürüyüş Zaman Mesafe Değişkenleri Yöntemi ve Zamanlı Kalk ve Yürü (ZKY) Testi ile; denge Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ile; kognitif parametreler Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), Dinamik Lowenstein Mesleki Terapi ve Bilişsel Değerlendirme Ölçeği Geriatrik Versiyonu (DLOTCA-G) ile, kas kuvveti Activforce-2 adlı dijital dinamometre ile, yaşam kalitesi ise Yaşlılar İçin Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) ile değerlendirildi. Elde edilen değerlendirme sonuçlarına göre, erken evre demanslı geriatrik bireylerde her iki grupta da BDÖ, adım uzunluğu ve ZKY testi skorunda anlamlı bir iyileşme kaydedildi (p<0,05). Ancak Grup I'de çift adım uzunluğu ve adım genişliğindeki iyileşme istatistiksel olarak anlamlıyken Grup II'de anlamlı değildi. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi ve iki grup denge ve yürüyüş açısından benzer gelişim gösterdi. Kognitif parametrelere etkisine bakıldığında hem genel kognitif durumda hem de alt parametrelerde iki grupta da anlamlı gelişim kaydedildi (p<0,05). Gruplar arası gelişim karşılaştırılmasında MoCA Görsel Mekânsal ve Yönetici İşlev alt parametresinde ve DLOTCA-G Görsel Motor Organizasyon alt parametresinde Grup I lehine, DLOTCA-G Farkındalık alt parametresinde ise Grup II lehine istatistiksel olarak anlamlı bir gelişim kaydedildi (p<0,05). Kas kuvveti bakımından iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi ve gelişmeler bakımından iki grup da birbirine benzerdi. WHOQOL-OLD değerlendirmesine göre Grup I'de tedavi sonrasında tedavi öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik görülmedi (p>0,05). Ancak Grup II'de WHOQOL-OLD toplam puanında ve WHOQOL-OLD Geçmiş-Bugün-Gelecek Faaliyetleri alt alanında istatistiksel olarak anlamlı bir yaşam kalitesi artışı kaydedildi (p<0,05). Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Çalışmamız sonucunda kuvvetlendirme ve denge egzersizlerinin denge, yürüyüş ve kognitif parametrelere olumlu etkileri olduğu kanıtlandı; "görsel mekânsal ve yönetici işlev" ve "görsel-motor organizasyon" açısından kuvvetlendirme egzersizlerinin, "farkındalık" açısından denge egzersizlerinin daha etkili olduğu görüldü; diğer bütün sonuç ölçütlerinde iki tedavi yönteminin de benzer etkilere sahip olduğu tespit edildi.
Geç başlangıçlı depresyon alzheimer demansı öncülü olabilir mi? Bir biyobelirteç çalışması
Alzheimer Hastalığı (AH) ile ilişkili beyindeki patoloji hastalığın klinik belirtilerinin ortaya çıkmasından yaklaşık 30 yıl önce oluşmaya başlamaktadır. Topluma ve tek tek bireylere maliyeti yüksek olan, önemli bir bakım yüküne yol açan AH'nin kökten tedavisinin bulunması amacıyla pre-klinik evrelerde tanınmasına, özellikle henüz beyin hasarı ortaya çıkmadan önceki evrelerinde tanınmasına yönelik önemli çalışmalar yapılmaktadır. 2010 yılında önerilen biyobelirteç modeline göre AH süreci bifazik bir şekilde ilerlemektedir, ilk fazda amiloid β depolanmasını gösteren biyobelirteçler, ikinci fazda ise nöron hasarının ve nörodejenerasyonun göstergesi olan biyobelirteçler pozitif olmaktadır. Bu yeni bulgular ışığında hastalığı klinik öncesi evrede iken saptamak için biyobelirteçler geliştirilmeye başlanmış, bu alandaki çalışmalar hız kazanmıştır. İlk kez belli bir yaş (50-65) üzerinde başlayan depresyon Geç Başlangıçlı Depresyon (GBD) olarak adlandırılmaktadır. GBD'lerin bir kısmında bilişsel bozulmanın eşlik ettiği, bu bilişsel bozulmanın, çoğunlukla GBD tedavi edildikten sonra da devam ettiği, bilişsel bozulmanın eşlik ettiği depresyon tablolarının uzun vadeli izleminde bu kişilerin çoğunluğunun demans geliştirdiği görülmektedir. Bu bulgulardan yola çıkılarak ve uzunlamasına izlem çalışmaları yoluyla, bilişsel bozulmanın eşlik ettiği GBD'ların demans öncülü bir klinik durum olduğu düşünülmüştür. Bu araştırmada GBD'nin AD öncülü bir durum olup olmadığının AH hastalığı ile ilgili biyobelirteçler ile araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya DSM-IV tanı ölçütlerine göre: ilk kez 55 yaşından sonra depresyon tanısı alan 22 katılımcı ve AD tanısı ile izlenen veya izlemde AD tanısı alan 14 katılımcı alınmıştır. Araştırmamızda GBD'nin AH öncülü olma ihtimali klinik bulgular, nöropsikolojik değerlendirme, plazma Aβ142, Aβ1-40, Aβ1-42/Aβ-40 oranları, p-tau ve t-tau düzeyleri olmak üzere plazma biyobelirteçleri, tükürükte aynı biyobelirteçlerin ölçümü, yapısal görüntüleme biyobelirteci (MR görüntüleme) ve moleküler görüntüleme biyobelirteci (FDG-PET) yardımı ile incelenmiştir. Araştırma ile GBD tanısı alan kişilerin bir kısmında AD ile uyumlu hipometabolizma ve nöropsikolojik test performanslarında bozukluk olduğu gösterilmiş, plazma ve tükürükte ölçülen Aβ1-40, Aβ1-42, total tau ve p tau düzeyleri yönünden GBD ve AD grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu bulgular doğrultusunda GBD tanılı kişilerin en azından bir kısmının AD'nin erken evrelerini yansıttığı ancak bulguların netleşmesi için uzunlamasına izlem yoluyla ve daha geniş örneklemlerle benzer çalışmaların yapılması gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Geç Başlangıçlı Depresyon, Alzheimer hastalığı, biyobelirteç Bu tez çalışması Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi (Proje no: TTU-2020-18472) tarafından desteklenmiştir.
Demans teşhisi konmuş bireylerde karadut (Morus nigra) tüketiminin bilişsel fonksiyonlara ve antioksidan kapasiteye etkisi
Bu çalışmanın amacı, karadut (Morus nigra) konsantresinin bilişsel fonksiyonlara, antioksidan kapasiteye, inflamasyona ve bazı biyokimyasal parametrelere olan etkisini incelemektir. Çalışma Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Polikliniği'ne başvuran hekim tarafından demans tanısı konulmuş 65 yaş üstü 44 birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışma 20 kişilik müdahale grubu, 19 kişilik kontrol grubu ile tamamlanmıştır. Müdahale grubuna 12 hafta boyunca günde 20 gram karadut konsantresi verilmiştir. Kontrol grubuna müdahalede bulunulmamıştır. Her iki grubun da rutin tedavileri devam etmiştir. Araştırmanın başında ve sonunda, bireylerin nutrisyonel durumlarını taramak amacıyla Mini Nutrisyonel Değerlendirme (MNA) testi yapılmıştır. Serum örneklerinde antioksidan kapasitenin değerlendirilmesi için Süperoksit dismutaz (SOD) enzimine, Total Oksidan Seviyesi (TOS), Total Antioksidan Seviyesi (TAS) ve oksidatif stres indeksi düzeylerine bakılmıştır. Lipit oksidasyonunu değerlendirmek için Malondialdehit (MDA) seviyesine bakılmıştır. İnflamasyonun değerlendirilmesi için ise serumda İnterlökin 1-Beta (IL-1 beta) ve Transforme Edici Büyüme Faktör Beta (TGF-beta) seviyelerine bakılmıştır. Kognitif durum değerlendirilmesinde; Mini Mental Durum Değerlendirme (MMDD)Testi ile Alzheimer Hastalığı Değerlendirme Skalası-Kognitif Alt Skala (ADAS Cog) testi uygulanmıştır. Bireylerin günlük yaşam aktivitelerindeki fiziksel bağımsızlıkların belirlenmesinde Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (KGYA), duygu durum değerlendirmesi için Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) uygulanmıştır. Ayrıca çalışmanın başında, ortasında ve sonunda hastalardan antropometrik ölçümler alınmıştır. Çalışmanın başında ve sonunda hastalardan 3 günlük bireysel besin tüketim kaydı ile fiziksel aktivite kaydı alınmıştır. Çalışmanın sonunda; MMDD testinde kontrol grubunda anlamlı bir düşme görülürken (p<0,05), müdahale grubundaki düşme anlamlı çıkmamıştır (p> 0,05). ADAS Cog testinde müdahale grubunda anlamlı bir düşme görülürken, kontrol grubundaki düşme anlamlı çıkmamıştır. (p<0,05). GDÖ puanlarında her iki grupta da artma olmuştur fakat sadece kontrol grubundaki artış anlamlıdır (p<0,05). Müdahale grubunda hemoglobin değerlerinde anlamlı bir artış görülmektedir (p<0,05). SOD, TGF-beta, TAS düzeylerinde anlamlı bir değişim olmamıştır. Demans ilacı kullanmayan müdahale grubunda IL-1 beta düzeyinde anlamlı bir azalma görülürken, kontrol grubundaki azalmanın anlamlı olmadığı görülmektedir. MDA düzeyinde her iki grupta da anlamlı bir düşme görülmektedir (p<0,05). TOS ile oksidatif stres indeksi düzeylerinde sadece kontrol grubunda anlamlı bir artış olduğu görülmektedir (p<0,05). Sonuç olarak karadutun (Morus nigra) antioksidan kapasiteye ve inflamasyona etkisi bu çalışmada kısıtlı görülse de, bilişsel fonksiyonlara olumlu etkisi olduğu gözlenmektedir.
Toplumda yaşayan yaşlılarda mini-cog testinin demans taramasındaki etkinliğinin MMSE, Q-MCI ve moca testleriyle kıyası: Bir saha çalışması
Yaşlanan nüfusla beraber sık görülen demansı, etkin ve kolay bir testle taramak önemlidir. Bu saha çalışmasında, Mini-Cog'un tanı koymadaki başarısının sık kullanılan kognitif fonksiyon tarama testleriyle karşılaştırılması ve etkin bulunursa birinci basamakta kullanılmasının yaygınlaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada sosyokültürel düzeyleri farklı olan toplam 4 aile sağlığı merkezi belirlenmiş, 65 yaş ve üzeri unutkanlığı olan 115 hasta taranmış, kriterlere uyan 51 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Tüm hastalara detaylı hikaye sonrası Mini-Cog testi uygulanmış, Mini-Cog testinden tam puan alamayanlar Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Bilim Dalı Polikliniği'nde diğer kognitif tarama testlerinden MMSE, Qmci-TR, MoCA ile kognitif değerlendirmeleri ve kapsamlı geriatrik değerlendirmeleri ile gerekli rutin kan tetkikleri yapılmıştır. Değerlendirme sonucunda 51 hastanın 42'si hafif kognitif bozukluk olarak kabul edilirken, 9 hastaya DSM-V kriterlerine göre demans tanısı konmuştur. Sonuçlara göre Mini-Cog (p=0,131), MoCA (p=0,539) ve MMSE (p=0,097) total puanının demanslı hastalar ile normal hastalar arasındaki farkı, istatistiksel olarak anlamlı bulunmazken, Qmci-TR total puanının farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,027). Mini-Cog testi bozuk olan 27 hastanın sadece 6'sında (%22,2) demans saptanmışken, Mini-Cog puanı normal olan 24 hastanın 3'ünde (%12,5) demans saptandı. Mini-Cog testinin bozuk olması ve hastaların demans tanısı alması arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı (p=0,363). Mini-Cog kelime tekrarı demans ve normal grup arasında anlamlı olarak farklıydı (p=0,010). Sonuç olarak Mini-Cog testinin demans taramasında etkin olduğu gösterilemedi. Sonuçların desteklenmesi ve geliştirilmesi için daha büyük ölçekli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Demans, Kognitif tarama testi, Kognitif fonksiyon, Yaşlı
Demans hastalarında tedaviye uyunç ve klinik eczacının rolü
Dünyada ve ülkemizde yaşlı nüfusunun artış göstermesine bağlı olarak bu yaş grubunda en sık görülen hastalıklardan biri olan demans prevalansı da hızla artmaktadır. Demansın erken tanı ve tedavisi hastalığın seyri açısından oldukça önemlidir. Hastalık ilerledikçe artan davranışsal ve psikolojik semptomlar nedeniyle bakım veren kişilere destek sağlanması ve bu kişilerin uygun bakımı sağlamaları için demansın gelişimi ve yönetimi konularında bilgilendirilmeleri gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı klinik eczacı tarafından demans tedavisine olan uyuncun iyileştirilmesi ve bakım veren kişilerin demans bilgi düzeylerinin artırılmasıdır. Bu çalışma Ekim 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Bilim Dalı Polikliniğinde yürütülmüştür. Toplam 94 demans hastası ve bu kişilere bakım veren 91 hasta yakını çalışmaya dahil edilmiş ve klinik eczacı tarafından değerlendirilmiştir. Hastalarla ve bakım veren yakınlarıyla başlangıçta ve bir sonraki poliklinik randevularında görüşülerek ilaç uyunç ölçeği, bakım verme yükü ölçeği ve demans bilgi ölçeği uygulanmıştır. Demans tedavisine yüksek uyunç gösterme oranı ilk görüşmede %70,2 olarak bulunmuştur. Demans ilaçları ile bildirilen yan etkiler en sık rivastigmin transdermal yama ile ilişki olmuştur. Bakım veren hasta yakınlarının büyük bir kısmının hastalık hakkındaki bilgi düzeylerinin yüksek, bakım verme yüklerinin ise şiddetli olduğu tespit edilmiştir. Klinik eczacı tarafından demans ilaçlarına uyuncun önemi ve hasta yakınlarının demans bilgi ölçeğinde verdiği yanlış cevaplar hakkında bilgilendirmesinin ardından yapılan ikinci görüşmede uyunçlu hasta sayısının %95,7'ye çıktığı ve bilgi ölçeğinde verilen doğru cevap sayılarında anlamlı artışlar meydana geldiği görülmüştür (p<0,05). Demans tedavisine uyuncun ve hasta yakınlarının hastalık hakkındaki bilgi düzeylerinin artırılmasında hekimler ile birlikte klinik eczacıların iş birliği önemli rol oynamaktadır.
Alzheimer demans, parkinson demans, subkortikal vasküler demans ve frontotemporal demans hastalarında nöropsikolojik profil ve davranışsal değişimlerin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç : Demans, beklenen yaşam süresinin artması nedeniyle gelecekte görülme sıklığı artacak olan progresif dejeneratif bir süreçtir. Bu artışla birlikte hasta ve bakıcının yükünü etkileyen, tedaviye bilişsel semptomlardan daha iyi yanıt alınabilen Demansın Davranışsal ve Psikolojik Belirtilerinin (DDPB) ortaya konması daha önemli hale gelmektedir. DDPB'lerin demans türü ve evresine göre sıklığı ve şiddeti değişmektedir. Çalışmada; Alzheimer Demans (AD), Subkortikal Vasküler Demans (sVaD), Davranışsal Varyant Frontotemporal Demans (dvFTD), Parkinson Hastalığı Demans (PHD) hastalık grupları arasındaki bilişsel ve davranışsal farklılıklar incelenmiştir. Gereç ve Yöntem : Çalışmada CDR 1-2 evresinde olan 20 AD, 20 sVaD, 16 dvFTD ve 14 PHD hastası Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Servisi, Polikliniği ve Klinik Nöropsikoloji Laboratuvarı'nda değerlendirilmiştir. Hastalara; Standardize Mini Mental Test (SMMT), ayrıntılı nöropsikolojik test bataryası, Geriyatrik Depresyon Ölçeği (GDS), Nöropsikiyatrik Envanter (NPE) uygulanmıştır. Bulgular : İncelenen nöropsikolojik testlerden Saat Çizme Testi'nde, sVaD grubunun diğer demans gruplarına göre daha düşük puan alması istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Diğer nöropsikolojik testlerde anlamlı farklılık saptanmamıştır. Hastalık grupları arasında, NPE ölçeğinin alt gruplarından halüsinasyon, öfori/elasyon, uyku/gece davranışının değerlendirilmesinde sırası ile PHD ile sVaD arasında (sVaD daha fazla), PHD ile dvFTD arasında (dvFTD daha fazla), sVaD ile dvFTD arasında (sVaD daha fazla) olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç : Bu çalışma çoklu demans gruplarının davranışsal farklılıklarının değerlendirildiği çalışmalardandır. Çalışmada bazı semptomlar literatüre göre daha yaygın bulunmuştur. Bunun en önemli nedenleri arasında hastaların CDR 1-2 evresinde olmalarının bulunduğu düşünülmektedir. DDPB'nin erken ve ayırıcı tanısı için hasta sayısının daha fazla olduğu ve homojen demans gruplarının değerlendirildiği prospektif çalışmalar gereklidir.
Yeni β–amiloid agregasyon inhibitörü bileşikler üzerinde sentez ve biyoaktivite çalışmaları
Alzheimer Hastalığı (AH), demansın en yaygın şekli olup bellek, biliş ve davranışın bozulması ile karakterize, ilerleyici ve geri dönüşsüz nörodejeneratif bir hastalıktır. Demans, yaşlılarda sık görülen hastalıkların başında yer almaktadır. 65 yaş ve üzeri yaşlı nüfus için AH, Amerika Birleşik Devleti'nde ölüme neden olan hastalıklar arasında beşinci sıradadır. AH'nin patolojisinde; ekstraselüler beta amiloid (Aβ) peptid içeren plaklar, anormal fosforile edilmiş tau proteini içeren intraselüler nörofibril yumaklar (NFY), gliyozis-inflamasyonun yanı sıra nöronal, sinaptik ve kolinerjik kayıplar rol oynamaktadır. "Amiloid Kaskad Hipotezi" olarak adlandırılan hipoteze göre, hastalığı başlatan ana patolojik olay Aβ-peptidinin birikimidir. Günümüzde AH'nin tedavisinde asetilkolinesteraz (AChE) inhibitörleri (donepezil, rivastigmin ve galantamin) ve N-metil-D-aspartat (NMDA) reseptör antagonistleri (memantin) kullanılmaktadır. Bugüne kadar hiçbir ilaç ya da uygulama AH'yi tamamen tedavi etmede başarılı olamamıştır. Bu nedenle mevcut semptomatik tedavilere karşılık gelen Aβ birikimine karşı hedeflenen terapötik stratejiler titizlikle araştırılmıştır. Bu patolojiye karşı en etkili tedavi stratejilerinin arasında Aβ-peptid inhibisyonu yer almaktadır. Aβ nörotoksisitesini azalttığı rapor edilen rifampisin, kongo kırmızısı (CR), krizamin-G (CG) ve kurkumin bileşikleri AH'nin tedavisinde kullanılan küçük molekül inhibitörleridir. Tez çalışması kapsamında bu bileşiklerin yapısal özelliklerinden yola çıkılarak, imin ve azo serileri olmak üzere 28 adet bileşiğin sentezi gerçekleştirilmiştir. İmin serisi bileşiklerin sentezi için; [1,1′-bifenil]-4,4′-diildimetanol bileşiği piridinyum klorokromat (PCC) ile oda sıcaklığında reaksiyona tabii tutularak [1,1'-bifenil]-4,4'-dikarbaldehit ara ürünü elde edilmiştir. Ara ürünün uygun aminler ile vereceği kondensasyon tepkimesi sonucunda imin türevleri sentezlenmiştir. Azo serisi bileşikler ise, 4,4′-dinitrobifenil bileşiğinin baz varlığında uygun aminler ile verdiği redoks reaksiyonu sonucu tek basamakta elde edilmiştir. Sentezlenen bileşiklerin yapıları spektroskopik yöntemle (IR, 1H-NMR, LC/MS) ve elementel analiz ile aydınlatılmıştır. Bu bileşiklerin kolinesteraz (ChE) inhibisyonu (Ellman metodu) ve Aβ42 agregasyon inhibisyonu (tiyoflavin T flüoresans testi) birlikte değerlendirilmiştir. Bileşiklerin dağılım katsayısı (Log P) ve asitlik sabiti (pKa) değerleri potansiyometrik titrasyon metodu ile hesaplanmıştır. Sentezlenen bileşikler üzerinde gerçekleştirilen ChE inhibisyonu çalışmaları sonucunda, bileşiklerin AChE enzimine seçici etkili oldukları bulunmuştur. Referans bileşikler olarak kullanılan takrin ve galantamin ile kıyaslandığında, sentezlenen bileşikler içerisinde AChE'ye karşı en yüksek aktiviteyi azo-14 kodlu bileşik (IC50= 5.77 ± 0.20 μМ); butirilkolinesteraza (BuChE) karşı en yüksek aktiviteyi ise azo-11 kodlu bileşik (IC50= 2.72 ± 0.15 μМ) sergilemiştir. Aβ42 agregasyon inhibisyonu çalışmalarında, bileşiklerin 100 µM'daki % inhibisyon sonuçları % 6.55-78.39 aralığında gözlenmiştir. Azo-9 kodlu bileşik, referans bileşik kurkumine yakın aktivite sergileyerek (100 µM'da % 78.39) Aβ agregasyon inhibisyonu üzerinde en etkili bileşik olarak bulunmuştur. Azo serisi bileşikler, imin serisi bileşiklere kıyasla daha etkili bir Aβ agregasyon inhibisyonu profili sergilemiştir. Son yıllarda anti-Alzheimer konusunda gerçekleştirilen çalışmalar çok hedefli tedavi stratejilerine yönelmenin, hastalığın ilerlemesinin engellenmesi ve tedavisinde olumlu sonuçlar doğurabileceği görüşünde birleşmiştir. Tez kapsamındaki bileşikler üzerinde gerçekleştirilen ChE ve Aβ agregasyon inhibisyonu etkinlikleri birlikte değerlendirildiğinde, azo serisi bileşiklerin çok hedefli ajanlar olarak etki gösterebileceği sonucuna varılmıştır.
Demanslı hastalarla ilgilenen aile üyelerinin bakım veren yükününün incelenmesi
Bu araştırma demans hastası bireylere bakım veren aile üyelerinin stresle başaçıkma düzeylerinin, öz yeterliklerinin ve psikolojik dayanıklılıklarının bakım veren yükünü yordama gücünü ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırma İzmir ilinde sağlık hizmeti veren üniversite hastanelerinde tedavi gören demans hastalarının yakınları ve Alzheimer Derneği üyesi olan hasta yakınlarından oluşan 134 kişi üzerinden yürütülmüştür.Araştırmada demans hastasına bakım veren aile üyelerinin bakım veren yükleri"Bakım Veren Yükü Envanteri" , stresle başa çıkma tarzları "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" , psikolojik dayanıklılıkları "Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" , öz yeterlikleri ise "Genelleştirilmiş Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği" ile belirlenmiştir. Bakım veren ve hasta arası yakınlığın düzeyi ve bakım verene yönelik demografik bilgiler araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Araştırmada demans hastası bireylere bakım veren aile üyelerinin stresle başa çıkma düzeylerinin, öz yeterliklerinin ve psikolojik dayanıklılıklarının bakım veren yükünü yordama gücünü ortaya koymak amacıyla çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre değişkenlerin hiçbirinin bakım veren yükünün anlamlı birer yordayıcısı olmadığı, analize giren bu üç değişkenin toplam varyansın %9'unu açıkladığı saptanmıştır.Bu sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuş olabilecek etmenler araştırma sonunda tartışılmıştır
Nörosifiliz hastalarının klinik özellikleri
Sifiliz Treponema Pallidum' un neden olduğu kronik bir enfeksiyondur. Cinsel yolla veya anneden çocuğa bulaşır. Penisilin tedavisi ile beraber nörosifiliz sıklığı azalmasına rağmen, günümüzde HIV enfeksiyonu ile beraber sıklığında artış görülmektedir. 19 NS hastasının dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların çalışmaya dahil edilme kriterleri; beyin omirilik sıvısı (BOS) VDRL pozitifliği, BOS lökosit değerinin 10/ mm3, BOS protein değerinin 50 mg/dl' nin üzerinde olması idi. Hastaların ortalama yaşı, hastalığın başlangıç yaşı, hastaneye ilk yaşı, hastalık süresi, cinsiyeti, eğitim durumu, nöropsikoloji ve kranyal manyetik rezonans (MR) bulguları değerlendirildi. Çalışma grubunda 19 nörosifiliz hastası mevcuttu. Olguların hepsi erkekti. NS grubunda ortalama başlangıç yaşı ve ortalama izlem süresi 48 ve 2,12 yıldı. Hastaların başvuru yaşları ortalaması 48(8,74) yıldı. Yaş dağılımında minimum 35 ve maksimum 72 idi. Çalışma grubunun ortalama eğitim süresi 5,22(1,2) .Başvuruya kadar geçen süre minimum 1 ay maksimum 4 yıldı. Ortalama 2,12; standart sapma 2,10 yıldı. Hastalık süresi ortalama 2,12(2.10) yıldı. Hastaların klinik değerlendirmeleri sırasındaki ortalama MMSE skoru 14,4(8,6). Değerlendirme sırasındaki ortalama CDR (Clinical Dementia Rating) skoru 2,38(1.1) idi. NS olgularının kendilerine özgü klinik ve radyolojik bulguları vardır. Erken başlangıçlı demans olgularında NS akılda bulundurulmalıdır.
Alzheımer tipi demansta klinik ve moleküler görüntülemenin tanısal korelasyonu
Giriş ve Amaç: Alzheimer Hastalığı (AH) bellek ve kognitif fonksiyonların ilerleyici kaybına neden olan kronik nörodejeneratif bir hastalıktır. Patolojisinden beta-amiloid ve tau proteini sorumludur. AH için birçok biyobelirteç geliştirilmiştir.Günümüzde hem sıvı hem görüntüleme biyobelirteçleri kullanılmaktadır.Florodeoksiglukoz-Pozitron Emisyon Tomografi (FDG-PET) glial hücreler ve nöronların glukoz kullanımını göstermektedir.Yeni gelişmelere göre;AH presemptomatik dönemde bile FDG-PET ile değerlendirilebilmektedir.Biyobelirteçler ayrıca demansın diğer sebeplerini dışlamada ve atipik prezentasyonlu veya klinik tanısı net olmayan AH tanısını desteklemede kullanılabilir.Biz de çalışmamızda;2011 NINCDS– ADRDA tanı kiterlerine göre AH tanısı almış ve beyin FDG-PET görüntülemeleri mevcut olan hastaların klinik ile beyin moleküler görüntülemelerini retrospektif olarak karşılaştırmayı planladık.Materyal ve Metod: Çalışmaya İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğine 2013-2016 yılları arasında başvurmuş ve klinik tanı kriterlerine göre AH ile uyumlu 74 hasta dahil edildi.Cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin çekilmiş FDG-PET görüntüleri incelendi. Hastaların amigdala,hipokampus,inferior frontal girus-orbital bölgesi,mezyal temporal,posterior singulat,preküneus,superiorfrontal girus-dorsolateral bölgesi SUVmax değerleri ve FDG-PET görüntülerindeki bölgesel metabolizma farklılıklarındaki standart sapma değerleri karşılaştırıldı.Hastalar cinsiyet,yaş (65yaş altı ve üstü) ve hafif kognitif bozukluk(HKB) ve Alzheimer hastalığı demansı(AH-D) olmak üzere karşılaştırıldı. Bulgular: Tüm bölgeler tek tek analiz edildiğinde hepsinde istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edildi(p<0.05).Ayrıca incelenen bölgeler kadın-erkek,65 yaş altı-üstü,AH-D ve HKB olarak ikişerli gruplar halinde değerlendirildi.AH-D ve HKB hastalarının birbirleri ile karşılaştırılmasında her iki grupta da sağ posterior singulat ve preküneusta istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edildi(p<0,05).Hastalar yaşa göre incelendiğinde anlamlı istatistiksel sonuç elde edilemedi.Cinsiyete göre karşılaştırıldığında ise sadece sol mezyal temporal bölgede erkeklerde hipometabolizmanın anlamlı olduğu gözlendi(p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada AH klinik tanı kriterlerini karşılayan 74 hastanın tümünün moleküler görüntüleme bulgularının AH lehine olduğu, klinik tanı kriterleri ile moleküler görüntüleme tanılarının yüksek korrelasyon gösterdiği izlenmiştir.Moleküler görüntüleme ile demans evresinden önce hastalığı tanıyabilmemiz tanı ve tedavi için önemli avantaj sağlamaktadır.
Demanslı hastalarda yutma bozukluğunun yaşam kalitesine etkisi
Bu tezde, yutma bozukluğu olan demanslı hastaların yaşam kalitesinin, yutma bozukluğundan nasıl etkilendiğini ortaya koymak hedeflenmiştir. Hedefe ulaşmak amacıyla uyarlanan "Yaşam Kalitesi Ölçeği" (YKÖ) kullanılmıştır. YKÖ, 20 maddeden oluşan, sözel sorgulama ve puanlamaya dayanan bir ölçektir. YKÖ'nün tüm maddeleri, yaşam kalitesini ölçme bakımından değerlendirilmiştir. Bunun öncesinde hastalara "Mini Mental Test" -eğitimli olanlar ve olmayanlar için ayrı iki test- uygulanmış ve testten 25 ile üstü alanlar YKÖ'yü kendisi doldurmuş, 25 altı alanlarınsa aileleri doldurmuştur. "Mini Mental Test"ten 0 alanlarınsa bilişsel durumlarını değerlendirebilmek için "Glaskow Koma Skalası" kullanılmıştır. Bunların yanında hastaya EAT-10, Kısa Nütrisyon Değerlendirme (KND) ve Disfaji Handikap İndeksi (DHİ) uygulanmıştır. Ölçek ve testler, yutma problemi yaşayan 75 demans tanılı hastaya uygulanmıştır. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre YKÖ ve bu ölçeğin diğer testlerle ilişkisine bakıldığında demans tanılı hastaların yaşam kalitesinin yutma bozukluğundan olumsuz etkilendiği görülmüştür. Sonuçlar, istatiksel olarak değerlendirilmiş ve yutma bozukluğunun demanslı hastaların yaşam kalitesine etkisi tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: yutma, disfaji, demans, yaşam kalitesi
Frontotemporal lobar dejenerasyon hastalarının sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi
Toplum yapısının değişmesi, insan ömrünün uzaması ve yaşam şartlarının farklılaşmasıyla birlikte yıkıcı etkileri çok fazla olan demansın da görülme sıklığı artmıştır. Frontotemporal lobar dejenerasyon (FTLD), Alzheimer hastalığından (AH) sonra en sık görülen ve orta yaşta da insanları etkileyen bir hastalıktır. Demansın erken evresinde, çok kullanılan kelimeleri bile hatırlayamama şeklindeki kelime bulma sıkıntısı, dil bozukluklarının temel işaretindendir. Sözel akıcılık testleri, demansta dil ve bilişsel işlemleri değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan testlerdendir. Bu çalışmanın evreni, hasta grubu ve kontrol grubundan oluşmaktadır. Hasta grubunu, Osmangazi Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Demans Polikliniğinde izlenen FTLD tanısı almış ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) skorları, 10-26 arasında olan 21 birey oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise herhangi bir nörolojik problemi olmayan gönüllü 21 kişi oluşturmaktadır. Hasta ve kontrol gruplarının yaşları sabitlenmiş ve yaş aralıkları 48 ile 71 arasında değişmektedir. Çalışmanın amacı ise hasta grubu ve kontrol grubunun sözel akıcılık becerilerini niteliksel ve niceliksel olarak incelemek ve gruplar arası farklılıkları ortaya koymaktır. Bu temel amaç yanında, FTLD'nin alt tiplerinden olan, frontotemporal demans (FTD) ve semantik demans (SD) hastalarının sözel akıcılık becerileri de incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Bu araştırma kapsamında fonemik ve semantik sözel akıcılık testleri kullanılmış ve fonemik akıcılık değerlendirme kapsamında 'F-A-S' sesleri ve semantik akıcılık testi için de 'hayvanlar' kategorisi seçilmiştir. Niteliksel analiz kapsamında ise öbekleme ve geçiş yapma becerileri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, hem fonemik hem de semantik akıcılık testlerinde hasta grubu, kontrol grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Öbekleme becerileri kapsamında iki grup arasında farklılık görülmemesine karşılık, hasta grubunun geçiş yapma becerisinin belirgin biçimde azalmış olduğu bulgulanmıştır. SD ve FTD hasta grupları arasında semantik akıcılık değerlendirmesinde üretilen toplam kelime bakımından bir fark elde edilmemişken FTD grubu fonemik akıcılık değerlendirmesinde SD hasta grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Ayrıca SD hastaları fonemik akıcılık değerlendirmesinde semantik akıcılık değerlendirmesine göre çok daha fazla kelime üretmiştir. Bu hasta grubunun semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş yapma değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre oldukça fazladır. Bunun yanında hasta grubu her iki testte benzer şekilde ve daha az kelime üretmiştir. Hastaların semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre daha fazladır.
Alzheimer hastalığında sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi
Alzheimer Hastalığı (AH), semantik bellek yapısının ilerleyici bozulmasıyla karakterize sık görülen bir demans türüdür. Sözel akıcılık testleri demans şüphesi taşıyan bireylerde dil, dikkat, bellek gibi bilişsel işlevleri de değerlendirmek amacıyla sık kullanılan araçlardan biridir. Ancak testlerde genellikle toplam kelime üretimi hesaplanmakta, testin niteliksel boyutuna dikkat edilmemektedir. Testin niteliksel analizi, farklı beyin alanlarındaki fonksiyonlara ışık tutarak demans türleri hakkında daha kapsamlı bir yorumlama sağlamaktadır. Bu çalışmada Alzheimer hastalığı olan ve olmayan bireylerden oluşan iki gruba sözel akıcılık testleri uygulanmış, niceliksel ve niteliksel değerlendirme sonucunda gruplar arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Niceliksel analizde toplam kelime sayısı, niteliksel analizde ise öbekleme (clustering), geçiş yapma (switching) becerileri ile perseverasyon ve kategori ihlali gibi hata örüntüleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji/Demans Polikliniği ve İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji/Demans Polikliniğinde olası Alzheimer hastalığı tanısı alan ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) puanları 20 ila 24 arasında değişen 20 katılımcıdan oluşmaktadır. Kontrol grubu nörolojik veya psikiyatrik herhangi bir sağlık sorunu olmayan 20 gönüllü katılımcıyı içermektedir. Gruplar yaş ve eğitim bakımından eşlenmiş, 69-82 yaş aralığı ve 0-5 eğitim yılına dahil olan bireyler araştırmada yer almıştır. Çalışmada her iki gruba da fonemik akıcılık (k,a,s) ve semantik akıcılık (hayvanlar) testleri uygulanmış, nicel ve nitel analizle hasta grubunun kontrol grubundan hangi alanlarda daha düşük performans gösterdiği belirlenmiştir. Her iki fonemik akıcılıkta toplam sözcük sayısı, öbekleme (seçilen altkategorideki kelime oranı) ve geçiş yapma (öbekler arasında geçiş sıklığı) puanları belirlenerek gruplar arası karşılaştırma yapılmıştır. Buna ek olarak gruplar arasında perseverasyon ve kategori ihlali hataları karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda Alzheimer grubunun kontrol grubuna göre her iki sözel akıcılık testinde daha düşük performans gösterdiği gözlenmiş, toplam sözcük sayısı bakımından hem fonemik hem semantik sözel akıcılıkta daha düşük puanlar elde edilmiştir. Fonemik akıcılık testinde geçiş sayı ortalamaları, semantik akıcılıkta ise öbek genişliği puanları Alzheimer grubunda daha düşük çıkmıştır. Kontrol grubu ve Alzheimer grubunun hata örüntüleri bakımından yalnızca fonemik akıcılık testte anlamlı bir farklılık görülmüş, Alzheimer grubu bu testte daha yüksek oranda kategori ihlali gerçekleştirmiştir. Anahtar kelimeler: Sözel akıcılık, öbekleme, geçiş yapma, Alzheimer demans.
The frequency of alzheımer related dementıa ın patıents wıth pseudoexfolıatıon syndrome
PURPOSE: To investigate the frequency of Alzheimer related dementia in patients with pseudoexfoliation syndrome (PES).MATERIAL AND METHODS: 67 patients with pseudoexfoliation syndromeand 67 control individuals who was similar to the patients group for age, gender and educational background were compared for the possibility of Alzheimer related dementia ( according to the criterias of DSM-IV-TR). The effects of cataract, glaucoma and systemic diseases over the dementia were evaluated in patients with PES and control group.RESULTS: The frequency of Alzheimer related dementia was higher statistically in patients with PES (p=0.0001). The frequency of dementia in patients who had cataract was higher than patients who hadn?t (p=0.0003). There was no association between systemic diseases and dementia (p>0.05). Furthermore, there was no difference for the frequency of dementia between patients who had glaucoma and who hadn?t in patients with PES (p=0.953).CONCLUSION: The statistically significant increased frequency of Alzheimer related dementia in patients with PES is important for a possible association between PES and Alzheimer disease.Key Words: Pseudoexfoliation syndrome, Alzheimer related dementia, Cataract, Glaucoma.
12 haftalık hareket eğitiminin bunama (Demans) hastalarının bazı fiziksel ve bilişsel gelişme düzeylerinin etkisinin araştırılması
Bu araştırmanın amacı; 12 haftalık düzenli hareket eğitiminin Bunama (Demans) hastalarının bazı fiziksel ve bilişsel gelişim düzeyine etkisinin araştırılmasıdır.Araştırmada; Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine gelmiş ve Bunama (Demans) tanısı konulmuş, spor yapmaya herhangi bir engeli olmayan ve anlama yetisine sahip ve gönüllü olan yaş ortalaması 72±9,2 (yıl) olan 17'si bayan ve 6'sı erkek olmak üzere 23 hasta kullanılmıştır.Araştırmada kullanılan deneklere; düzenli olarak yapılması gereken 12 haftalık egzersiz programı anlatılmış ve hareket eğitimi verilmiştir. Hastalara uygulanan egzersiz programların haftalık takipleri yapılarak, her dört haftada bir hastaların durumu göz önünde bulundurularak egzersiz programı güncellenmiştir.Hastaların gelişim düzeylerinin belirlenmesi için; uygulanan 12 haftalık hareket eğitimi öncesi ve sonrası; bazı fiziksel (kilo, boy, bel ve kalça) ve fizyolojik testler (kan basıncı, dinlenik nabız), işlevsel testler (sandalyeye otur-eriş, otur kalk, sırt kaşıma, 10 sn tek bacak üstünde durma), yürüme ve denge testi, bilişsel testler (stroop testi ve standardize mini mental testi) uygulanmıştır. Bu testlerin ilk ve son ölçümleri arasındaki farkın belirlenmesinde ise; ?=0.05 anlamlılık düzeyinde eşleşmiş t-testi uygulanmıştır.Hastalara uygulanan; Fiziksel ve Fizyolojik, İşlevsel Uygunluk, Smmdt ve Stroop ön ve son testleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (P>0.05). Ancak yürüme ve denge testi toplamında ve sol tek bacak denge ölçümlerinde anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05).Sonuç olarak; bunama hastalarına uygulanan 12 haftalık hareket eğitiminin, hastaların bazı fiziksel, fizyolojik, işlevsel ve bilişsel düzeylerinde azda olsa pozitif gelişme görülürken istatistiki olarak bir farklılık olmadığı ortaya çıkmıştır. Ancak hastaların yürüme ve dengelerinde pozitif bir gelişme olduğu görülmüştür.Bu nedenle bunama hastalarına yapılacak düzenli egzersizlerin hastalığın getirdiği olumsuz etkilerin azalmasına ve özellikle yürüme ve dengelerinin gelişimine önemli katkısının olduğu söylenebilir.
Hafif bilişsel bozukluk ve erken evre Alzheimer tipi demans hastalarında yönetici işlevler ve ileriye dönük bellek performanslarının incelenmesi
Mevcut çalışmada Hafif Bilişsel Bozukluk (HBB) ve erken evre Alzheimer Tipi Demans (ATD) hastalarının yönetici işlevlerinin ve ileriye dönük bellek performanslarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini unutkanlık şikayetiyle Erzincan Binali Yıldırım Üniveristesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvuran, bilişsel süreçleri etkileyebilecek herhangi bir ilaç kullanımı olmayan 30 HBB ve 28 erken evre ATD tanısı almış katılımcı ile 21 sağlıklı katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların demografik bilgileri Bilgi Toplama Formu, depresyon düzeyleri Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, bilişsel işlevlerin genel değerlendirmesi Standardize Mini Mental Test (SMMT), bilişsel bozulmanın evrelendirilmesi Reisberg Global Bozulma Ölçeği (GDS) ve bellek işlevlerinin genel değerlendirmesi ise Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi (RAVLT) aracılığıyla yapılmıştır. Yönetici işlevler Wisconsin Kart Eşleme Testi (WCST), İz Sürme Testi (İST) ve Kontrollü Kelime Çağrışım Testi (COWAT-KAS) ile değerlendirilmiştir. İleriye dönük bellek ise olay temelli ve zaman temelli ileriye dönük belleği ölçen iki ayrı görevle değerlendirilmiştir. Bulgular, HBB ve erken evre ATD'si olan katılımcıların sağlıklı katılımcılara kıyasla perseverasyon eğilimlerinin arttığını; dikkat ve ketleme gibi yönetici işlev performanslarının ise anlamlı düzeyde daha düşük olduğunu göstermiştir. Olay temelli ileriye dönük bellek görevinden elde edilen İHÜS puanının üç grupta da anlamlı düzeyde birbirinden farklılaştığı bulunmuştur. Buna göre, olay temelli ileriye dönük bellek performansı erken evre ATD grubunda en düşük olmakla birlikte, HBB grubunda da sağlıklı gruba kıyasla anlamlı bir düşüş olduğu belirlenmiştir. Zaman temelli ileriye dönük bellek görevine ilişkin DCS puanı açısından da gruplar arasında benzer şekilde anlamlı bir farklılaşma olduğu gözlenmiştir.
Nöropsikiyatrik klinik yaklaşım ile demans ya da hafif bilişsel bozukluk tanısı düşünülen hastalarda tanısal değerlendirme amacıyla kranial 18-FDG PET/BT ile incelenmesi
Alzheimer hastalığı (AH) ve hafif bilişsel bozukluk (HBB) geriatrik yaş grubunda sık görülen nöropsikiyatrik hastalıklardandır. Hastalık sürecini yavaşlatmak ve mümkünse korunma yöntemlerini uygulamaya zaman kazanmayı sağlamak amacıyla erken tanıda kullanılabilecek biyomarkerlar araştırılmaktadır. Biz de çalışmamızda hastalara çeşitli nöropsikiyatrik testler uygulayarak, beyin 18 FDG PET/BT'den elde edilen veriler ile hastalık ve klinik durumlarının ilişkisini inceledik. Araştırmaya Amerikan Psikiyatri Birliği'nin DSM-5 ve Ulusal Yaşlanma Enstitüsü-Alzheimer Birliği (NIA-AA) tarafından yayınlanan tanı kriterlerine göre AD ve HBB tanısı alan toplam 44 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara Standartize Mini Mental Test(SMMT), Klinik Demans Derecelendirme Ölçeği(KDS), Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği(MOCA), Geriatrik Depresyon Ölçeği(GDÖ), Saat Çizme Testi(SÇT) uygulanmış ve 18-FDG PET/BT çekilmiştir. Elde edilen bölgesel beyin glukoz metabolizmaları uptake ratio ve z puanı parametreleriyle karşılaştırılmıştır. AH olanlarda HBB olan hastalara göre beyin bölgelerinden simetrik olarak anterior cingulate korteks, inferior parietal korteks, lateral temporal kortekste glukoz metabolizması istatiksel anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur(p<0,05). Alzheimerlı hastaların %81,8'inde posterior cingulat, %72,7'sinde inferior parietal ve mesial temporal, %68,1'inde lateral temporal ve precuneal, %63,6 superior parietal ve anterior cingulat kortekslerde; Hafif bilişsel bozukluğu olanların ise %59'unda inferior parietal ve posterior cingulat , %45,4'ünde precuneal, %40,9'unda anterior cingulat, superior parietal ve lateral temporal, %36,3'ünde mesial temporal kortekslerde z skor puanlarına göre hipometabolizma saptanmıştır. Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız toplumumuzda HBB ve AH'de 18-FDG PET/BT görüntülemeyi erken tanı aracı olarak değerlendiren ve ayrıntılı nöropsikiyatrik testlerle ilişkisini inceleyen ilk çalışmadır. Araştırmamızın sonuçları AH ve HBB olan hastalarda 18-FDG PET/BT görüntülemenin erken tanı biyobelirteç olarak kullanılabileceğini ve HBB'nin AH progresyonu konusunda preklinik evrede yönlendirici olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Alzheimer hastalığı, Hafif bilişsel bozukluk, 18-FDG PET/BT
Demans bakım vericilerine göre hastaların nöropsikiyatrik belirtileri ile günlük yaşam aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, demans hastalarının bakım vericilerine göre hastaların nöropsikiyatrik belirtileri ile günlük yaşam aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda 214S048 numaralı Tübitak projesi kapsamında, Temmuz 2016-Ağustos 2017 tarihlerinde yapıldı. Yapılan tetkikler sonucunda demans tanısı almış ve ayaktan takip edilen 142 hasta ve yakınları/bakım vericileri ile gerçekleştirildi. Veriler Sosyodemografik Veri Formu, Temel Günlük Yaşam Aktiviteleri (TGYA) Ölçeği, Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri (EGYA) Testi, Nöropsikiyatrik Envanter (NPE) ile toplandı. Hastaların günlük yaşam aktivite ölçek puan ortalamaları bakım verme durumuna göre farklılık göstermekte ve günlük yaşam aktivite puan ortalamaları yaş, cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, demansa eşlik eden başka bir hastalık varlığına göre farklılık göstermektedir. NPE ortalamaları hastaların yaş ve eğitimlerine göre farklılık göstermekte iken, sıkıntı puan ortalamaları hasta yakınlarının iş-meslek grupları ve çocuk sahibi olma durumlarına göre farklılık göstermekte, bakım vericilerin hastaya yakınlık derecesi, telefon ile görüşme sıklığı, bakmakla yükümlü olduğu çocuk varlığı, gelir durumu ve başka demans hastasına bakım verme durumuna göre farklılık göstermektedir. Hastaların TGYA ile EGYA, NPE ile NPE sıkıntı puanları arasında pozitif yönlü, anlamlı ilişki bulunduğu (p<0.05), ancak NPE ile TGYA arasında ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Bakım almayan hastaların GYA düzeyleri bakım alanlardan daha yüksek bulunmuş, NPE ile GYA düzeyleri arasında ilişki bulunmamıştır. Bu doğrultuda hemşirelerin araştırmalarında farklı demans tanılarını içeren daha büyük örneklemlerle ilişkinin değerlendirilmesi ve bakım vericilere yönelik psikoeğitim düzenlemeleri önerilebilir.