Muscular dystrophies

80 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

COVID-19 geçiren ve iyileşen hastalarda sarkopeni sıklığı ve sarkopeninin COVID-19 klinik seyri üzerine etkisi

Bu çalışmada Covid-19 geçirenlerde sarkopeni sıklığı ve sarkopeninin Covid-19 un klinik seyrine etkisi araştırıldı. Çalışmaya PCR testi pozitif olup Covid-19 tanısı aldıktan sonra en az 45 gün geçmiş 50 yaş ve üzeri 92 kişi, Covid-19 geçirmemiş 92 sağlıklı gönüllü olmak üzere 184 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta grubun yaş ortalaması 62,8, kontrol grubun yaş ortalaması 61,7 di. Cinsiyet dağılımı olarak hasta grubun; 43ü kadın, 49u erkek, kontrol grubunun 46 sı kadın, 46 sı erkekti. Çalışmaya katılan tüm bireylere sarkopeni için sarc-f anketi, el kavrama gücü ölçümü, kas kütle ölçümü, yürüme hızı, yorgunluk için VAS, dispne için BORG skalası, yaşam kalitesi için Sf-36 anketi, komorbidite için Charlson komorbidite indeksi, sigara alışkanlığı, vücut kompozisyon ölçümleri yapıldı ve kaydedildi. Hasta gruba Covid-19 sırasında klinik seyri, ateş ve öksürük varlığı, hastanede yatış süresi, kas ağrısı sorgulandı. Hasta grubunda sarkopeni görülen kişi 38 (41,3)'iken, sağlıklı kontrol grubunda sarkopeni görülen 3 (%3,26) kişiydi. Hasta grupta sarkopeni görülme sıklığı sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). 50-65 yaş grubunda hasta grubun %32,65'nde, kontrol grubunun %1,39'nda sarkopeni görülmüştür. 65 yaş üzerinde ise hasta grubunun %51,16'sında,kontrol grubunun %10'nda sarkopeni görülmüştür. VAS, BORG ve Charlson komorbidite ortalaması hasta grupta kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek, kas kuvveti, yürüme hızı, sf-36 ortalaması istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü. (p<0,05).Hasta grupta kas ağrısı semptomu, ayaktan ve yatarak tedavi şekli, hastanede yatış günü, sigara kullanımı ve sarkopeni ilişkisinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Bu çalışmanın sonuçları, Covid-19 enfeksiyonunu takiben sarkopeni sıklığının arttığını gösterdi. Komorbidite indeksi, sigara, yüksek BMI ve düşük yaşam kalitesi Covid-19 klinik seyrini olumsuz etkilediği düşünüldü. Covid-19 enfeksiyonu ile sarkopeni arasındaki nedensellik ilişkisini değerlendirmek için daha fazla popülasyon tabanlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimler: BMI, Covid-19,Kas ağrısı, Sarkopeni, Sigara

COVID 19Kas ağrısıKas distrofileri+4
Nursima İnce
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sarkopenisi olan ve olmayan geriatrik bireylerde fonksiyonel kapasitenin ve geriatrik sendromların varlığının değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Sarkopeni ve diğer geriatrik sendromlar ortak risk faktörlerine sahiptir. Hangi hastada hangi sendromun gelişebileceğini önceden tahmin etmek ve bireye dayalı önleme-tedavi seçenekleri geliştirmek açısından önemlidir. Bu çalışmada sarkopeninin diğer geriatrik sendromlarla ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem:Bu kesitsel çalışma, 04.08.2022 ile 01.09.2022 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri sarkopenisi olan 79 hasta ve bu hastalarla yaş, cinsiyet ve eğitim açısından eşlenmiş sarkopenisi olmayan 153 hastaolmak üzere toplam 232 hasta üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. İki bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında normal dağılan değişkenlerde Eşleştirilmiş t testi, normal dağılmayan değişkenlerde Wilcoxen testi kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 windows versiyon paket programı ile yapılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular:Hastaların yaş ortalaması 72 idi, %34.1'inde sarkopeni mevcuttu, kadın-erkek oranı: 1.6 idi. Yaş ortalaması, cinsiyet, sigara kullanımı, alkol kullanımı, yaşadığı ortam, medeni durum ve eğitim seviyeleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu. Egzersiz oranı sarkopenik grupta daha düşüktü (p=0.016). Sarkopenik grupta üst-orta kol çevresi, yürüme hızı, el kavrama gücü ve SMMİ değerleri sarkopeni olmayan gruba göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Sarkopenik grupta GYA, İADL, Tinetti, SMMT ve MNA skorları anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05), TUG skoru anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05), ilaç sayısı ve Yesavage depresyon skorları açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Düşme riski açısından her iki grup arasında anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç:Çalışmamızda egzersizin sarkopeniden koruyucu olabileceği gösterildi. Sarkopenik hastalarda kognitif bozukluk, malnütrisyon, günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık, denge bozukluğu ve düşme gibi geriatrik sendromlar daha fazlaydı. Sarkopeniyi sadece kas kütlesinde ve kas gücünde azalma olarak değerlendirmemeli, ayrıca fonksiyonel kapasiteyi gösteren diğer geriatrik sendromlar açısından kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmalıdır. Sarkopeniye yol açan faktörlerin kontrol altına alınarak önlenmesi hastaların fonksiyonel kapasitesinin artmasına ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılığın azalmasına yardımcı olacaktır. Bu açıdan, malnütrisyon, demans ve kırılganlık gibi durumların tedavisi sonrası sarkopenide değişimi gösteren çalışmaların yapılması faydalı olacaktır.

DemansDüşme kazalarıFonksiyonel yetkinlik+4
Merve Bülek Kaya
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Duchenne tipi musküler distrofi olgularında prednizolon tedavisinin kalp fonksiyonları üzerindeki etkileri

Duchenne musküler distrofi kalıtsal geçişli miyopatilerden olup ilerleyici iskelet kası güçsüzlüğü sonucunda ambulasyon kaybı, solunum ve kardiyak yetmezlik ile sonuçlanır.Günümüzde Duchenne musküler distrofinin kür sağlayıcı tedavisi yoktur. Steroid tedavisi ile yarar sağlandığı 30 yıldır bilinmektedir. Kortikosteroidlerin iskelet kas fonksiyonuna klinik etkileri bilinse de kardiyak fonksiyonlara etki konusunda bilgiler sınırlıdır.Amaç : Bu prospektif çalışma prednizolon tedavisinin Duchenne musküler distrofi olgularında kardiyak fonksiyonlar üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla Ağustos 2006- Haziran 2008 arasında yapıldı.Gereç ve yöntem : Çalışma 26 Duchenne musküler distrofili hasta grubu ve 19 sağlıklı kontrol grubu ile yapıldı. Duchenne musküler distrofili hastaların tümüne en az altı ay süreyle prednizolon verildi. Hastalar düzenli olarak 3-6 ay aralıklarla izlendi. İki boyutlu ekokardiyografi ile sol atriyum boyutu, sol ventrikül sistol sonu ve diyastol sonu buyutu, sol ventrikül arka duvar kalınlığı, interventriküler septum diyastol sonu kalınlığı ölçüldü, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ve kısalma fraksiyonu hesaplandı. Doppler ekokardiyografi ile mitral inflow velositeleri (Mitral E, Mitral A), Mitral E/Mitral A oranı ve zaman aralıkları ölçümleri yapıldı. Mitral kapağın lateral ve septal kısımlarından doku Doppler velositeleri ölçüldü.Bulgular: Sonuçlar literatürdeki normal değerler ve kontrol grubu ile karşılaştırıldı, hasta grubunun sistolik (Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ve kısalma fraksiyonu doku Doppler velositeleri) ve diyastolik (Mitral inflow velositeleri ve doku Doppler velositeleri) fonksiyonlarında bozulma olmadığı görüldü.Sonuç: Hastalarımızın kardiyak fonksiyonlarının korunmuş olması yaşlarının küçük olması yanında çalışma sürecince steroid verilmesine de bağlı olabilir. Steroid tedavisi ventriküler disfonksiyon gelişimi için koruyucu görünmekle birlikte bu konuda daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Kardiyak fonksiyonlar, musküler distrofi, steroid tedavisi.

Kas distrofileri
Tülin Dede
Çukurova University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Duchenne muskuler distrofisi tanılı çocuklarda klinik ve genetik bulgular, ambulasyon, kardiyak ve solunum komplikasyonlarına etki eden faktörler

Duchenne musküler distrofi (DMD), distrofin eksikliğinin neden olduğu, en sık görülen distrofinopatidir. İlerleyici iskelet kası güçsüzlügü sonucunda ambulasyon kaybı, solunum ve kardiyak yetmezlik ile sonuçlanır. Günümüzde DMD'nin henüz kür sağlayıcı bir tedavisi yoktur. Kortikosteroid tedavisi ile ambulasyon süresi uzamakta, solunum, kardiyak ve ortopedik komplikasyonlar geciktirilmektedir. Steroid tedavisinin etkileri 1980'li yıllardan beri bilinmektedir. Amaç: Bu retrospektif çalışma Duchenne musküler distrofi tanısı alan hastaların, klinik bulgularının, genetik çalışma sonuçlarının değerlendirilmesi, gelişen komplikasyonlarda etkili faktörlerin (yaş, tedavi vb) incelenmesi, uygulanan tedaviler, etkileri ve yan etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla Aralık 2015 ile Ocak 2017 yılları arasında yapıldı. Materyal ve Metod: Çalışmada 180 hastanın dosya kayıtları incelendi. DMD tanısı kas biyopsisi ve/veya genetik çalışma ile doğrulanmış olan, klinik, genetik ve kortikosteroid kullanım bilgileri yeterli olan 66 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların dosya kayıtları incelendi. Hastalar kontrole çağrılarak klinik durumları kaydedildi. Kortikosteroid tedavisinin komplikasyonlar üzerine etkileri ve gelişen yan etkileri değerlendirildi. Bulgular: Kortikosteroid tedavisinin düzenli kullanımının ambulasyon kaybını geciktirdiği, günlük steroid kullanımının nonambulatuar olma, solunum ve kardiyak komplikasyonlar ve skolyoz gelişimi riskini azalttığı, normal dozda steroid kullanımının nonambulatuar olma, kardiyak komplikasyonlar ve skolyoz gelişimini riskini azaltmada daha etkin olduğu ve tedaviye erken başlamanın komplikasyonlar üzerinde etkisi olmadığı saptandı. Yüksek dozda ve gün aşırı steroid kullanımının kırık ve osteoporoz gelişim riskini arttırdığı saptandı. Sonuç: Literatürdeki bulguların aksine düzenli steroid kullanımının ve erken yaşta tedaviye başlamanın komplikasyon gelişimi üzerine etkisi saptanmadı. Ancak bu durum istatistiksel değerlendirme için hasta sayımızın az olmasına bağlı olabilir. Kortikosteroid etkilerinin daha iyi değerlendirilmesi için uzun süreli ve daha geniş hasta grubunda yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.

Adrenal korteks hormonlarıGenetikKalp fonksiyon testleri+6
Suna Nilay Sökmen Canatar
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prediyaliz kronik böbrek hastalarında sarkopeni sıklığı ve ilişkili faktörler

Giriş ve Amaç: Sarkopeni yaşlanma ile ortaya çıkan istenmeyen kas kitlesi kaybı olarak tanımlanmaktadır. Böbrek yetmezliği gibi akut ve kronik hastalık durumlarında da ortaya çıkabilmektedir. Çalışmamızda prediyaliz kronik böbrek hastalarında herhangi bir nedenle çekilmiş abdomen tomografi tetkikleri retrospektif olarak incelenerek psoas kası ölçümüyle sarkopeni saptanması hedeflenmiştir. Sarkopenik hastaların klinik ve laboratuvar parametreleriyle ilişkisinin incelenmesi planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızda 01.01.2010 ile 31.12.2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Nefroloji Kliniğince takipli KBH hastalarının verileri retrospektif olarak taranmıştır. Bu hastaların demografik özellikleri, komorbit hastalıkları, takipleri sırasında bakılan kan tetkiki geriye yönelik taranarak kaydedilmiştir. Hastaların Abdomen BT kesitlerinde Lomber 4 düzeyindeki psoas kasının Hounsfield Unit hesaplaması yapılarak ortalama (HUAC) hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 36'sı kadın (%49.3) ve 37'si erkek (%50.7) toplamda 73 hasta dahil edildi. Hastaların yaşları 24 ve 64 arasında olup ortalaması 49.6±10,58 idi. HUAC değerlerinin kadın ve erkek olarak ayrı ayrı çeyreklik dilimlere ayrılarak ilk çeyrek ortalaması (%25 persentil) hesaplanarak sarkopeni sınırı olarak belirlendi. Bu değer kadınlarda değeri 12.12, erkeklerde ise 13.51 olarak hesaplandı. Sarkopenik hastaların yaş ortalaması, üre, kreatinin, glukoz, parathormon, ferritin değerleri ve kronik böbrek hastalıklı süresi sarkopenik olmayanlara göre daha yüksek bulundu. Diyabetik ve KAH'lı hastalarda sarkopeni varlığı arasında istatistiksel olarak ilişki saptandı. Hipertansif ve glomerulonefritli hastalarda ise sarkopeni varlığı istatistiksel olarak ilişki saptanmadı. Glomerüler filtrasyon hızı çoğunlukla 60 ml/dk altında olan hastalarda sarkopeni daha yüksek saptandı. Sarkopenik hastaların olmayanlara göre kronik böbrek hastalığının sürecinde daha yüksek oranda diyalize girdiği saptandı. Sarkopenik olan hastalarda sağkalım süresi olmayanlara göre 24 ay daha kısa olup mortalite daha yüksek saptandı. Sonuç: Sarkopeni saptanan hastalarda mortalitenin daha yüksek oluşu, diyalize gidişin sarkopenik olmayanlara göre daha fazla olması nedeniyle sarkopeni teşhisi ve tedavisi önemlidir. GFH 60 ml/dk altında olan ileri yaştaki hastalar sarkopeni açısından tetkik edilmelidir. Bu hastalarda metabolik asidozun engellenmesi, eşlik eden komorbiditelerin kontrol altında tutulması ayrıca sarkopeninin tedavisi için beslenmeye dikkat edilmesi ve fiziksel egzersizlerinin arttırılması önemlidir. HUAC yöntemi ile sarkopeni teşhisi, tanıda kullanılan diğer araçlar gibi sarkopeniyi tahmin etmede olumlu sonuçlar vermiştir. Hasta popülasyonunun artmasının, cinsiyete ve hastalığa özgü standart HUAC alt kesim değerinin belirlenmesi açısından faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sarkopeni, Kronik Böbrek Hastalığı, HUAC, Bilgisayarlı Tomografi

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+2
Mustafa Şahin
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Duchenne muskuler distrofili hastalarda kas tonusu sertlik ve elastisitenin değerlendirilmesi

Duchenne Muskuler Distrofili Hastalarda Kas Tonusu Sertlik ve Elastisitenin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı Duchenne Muskuler Distrofili (DMD) hastaların, kaslarının biyomekanik özelliklerini miyotonometri cihazı ile ölçmek ve fonksiyonel parametrelerle korelasyonunu değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Otuz yürüyebilen DMD'li çocuk ve yaş eşleştirilmiş 30 sağlam erkek çocuk dominant taraflarından ölçüme alındılar. Kas tonusu, elastisite ve sertlik değerleri MyotonPro cihazı ile istirahat ve kontraksiyon halindeki Gastrokinemius medialis (GKM), Tibialis Anterior (TA) ve Vastus Medialis (VM) kaslarından ölçüldü. Plantar fleksiyon, ayak dorsifleksiyonu ve diz ekstansiyonunun kas kuvveti değerlendirilmesi (MMT) için MicroFET 3 kullanıldı. 6 dakika yürüme testi (6DYT), 10 metre yürüme testleri (10MYT) her iki grupta değerlendirildi. DMD'li çocuklara ayrıca North Star Ambulatuar Değerlendirme (NSAA) yapıldı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 8,7±3,2 (5-18), median NSAA skorları 27 (16- 34) ve 6DYT sonuçları 338 metre (52-546 m) idi. Sağlam çocuklarla karşılaştırıldığında MMT, yürüme hızı ve 6DYT belirgin şekilde düşüktü (p<0,001). Biyomekanik ölçümlerde GK'un istirahat tonus ve sertliğinin DMD'li hastalarda daha yüksek olduğu bulundu (sırası ile p=0,024, p=0,028). VM'nin istirahatteki sertliği de daha yüksekti (p=0,024). Kas tonusu sertlik veya elastisite ölçümleri fonksiyonel ölçümlerle korelasyon göstermiyordu. Sonuç: Bulgularımız miyotonometrik değerlendirilmelerin DMD hastalarında kolaylıkla yapılabildiğini ve GKM kasının istirahat tonusunun belirgin şekilde arttığını göstermektedir. İleriki çalışmalarda MyotonPro cihazının kullanımının klinik anlamlığının test edilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Duchenne Muskuler Distrofi, Kas Tonus, Sertlik ve Elastisite, Myotonometri, NSAA.

BiyomekanikKas distrofileriKas hastalıkları+3
Amir Farzad Nehzati Maleki
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri hastalarında adjuvan kemoterapinin sarkopeni üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Meme kanseri kadınlarda en sık teşhis edilen kanserdir ve kanser ölümünün önde gelen nedenidir. Son yıllarda hastalığın erken teşhisi ile prognozda belirgin bir iyileşme ile, uzamış sağkalım gözlenmiştir. Bu hastalıkta kür oranları yüksek olması nedeniyle uzun dönem komplikasyonlar önem taşımaktadır. Sarkopeni; malign hastalarda önemli bir sağlık problemidir ve hastalıksız sağkalım, postoperatif komplikasyonlar, tedavi yanıtı, tedavi toksisitesi ve genel sağkalım ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmada meme kanseri hastalarında sarkopeni görülme sıklığını ve adjuvan kemoterapinin ve hormonoterapinin kısa dönem ve uzun dönemde sarkopeni üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Onkoloji Bilim Dalı' nda medikal onkoloji polikliniğe başvuran 01.01.2015-31.12.2019 tarihleri arasında meme kanseri tanılı hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Meme ve bölgesel lenf nodu dışında organ metastazı olmayan, erken evre hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Adjuvan kemoterapi alan grubu 33 hasta oluşturmuştur. Adjuvan kemoterapi almayan yalnızca hormonoterapi alan kontrol grubunu ise 20 hasta oluşturmuştur. Bu çalışmaya, tanı ve takip amacıyla PET BT/BT görüntülemesi olan hastalar MİA-MED otomasyon sisteminden incelenmiştir. L3 vertebra düzeyinde ölçülen psoas, erektör spinae, quadratus lumborum, rectus abdominis, transversus abdominis-eksternal ve internal obliq kasların kesit alanları ölçülerek sarkopeni indeksi hesaplanmıştır. Bulgular: Kemoterapi alan hasta grubunun yaş ortalaması 51.88±11.71, kemoterapi almayan hasta grubunun yaş ortalaması 62.35±7.27'dir (p <0.001). Hastalarda VKİ ile sarkopeni arasındaki ilişki incelendiğinde, tedavi başlangıcında normal kilodaki hastaların %50' sinde, kilolu hastaların %27.8' inde, obez hastaların %0' ında sarkopeni görülmüştür. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p 0.002). Tüm hasta gruplarında sarkopeni varlığı incelendiğinde tedavi başlangıcında kemoterapi alan hastaların %21.2' sinde sarkopeni görülürken kemoterapi almayan hastaların %20' sinde sarkopeni görülmüştür. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Hastaların 2. yıl izlemlerinde kemoterapi alan grupta %27.3 oranında sarkopeni görülürken, kemoterapi almayan grupta % 25 sarkopeni görülmüştür. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Kemoterapi alan hastaların kemoterapi öncesi, sonrası ve 2. yılda total kas kitlesi değişimi incelendiğinde total kas kitlesi ortalamasının kemoterapi öncesi dönemde 110.68±12.04 cm2, kemoterapi sonrası dönemde 111.74±11.75 cm2, uzun dönemde 110.49±12.40 cm2 olduğu bulunmuş, istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Kemoterapi almayan sadece hormonoterapi alan hastaların tedavi başlangıcı ve 2. yılda total kas kitlesi değişimi incelendiğinde total kas kitlesi ortalamasının tedavi başlangıcında 112.37±18.18 cm2 iken, 2. yılda 109.08±16.80 cm2 olduğu bulunmuştur. Hastaların izlemde total kas kitlelerinde bir azalma olduğu tespit edilmiş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p <0.001). Sonuç: Klinik veriler ışığında, hastalıksız sağkalım, tedavi yanıtı, kemoterapi ilşkili toksisiteler ve genel sağkalımdaki önemini vurgulayan çok sayıda araştırma ile kas kütlesinin önemi ön plana çıkmıştır. Kemoterapi ile sarkopeni seyri incelendiğinde kemoterapi alan hastalarda sarkopeninin arttığı gösterilemedi. Kemoterapi almayan sadece hormonoterapi alan hastalarda sarkopeni oranında artış gösterilememekle birlikte kas kesit alanlarında belirgin azalma gözlenmiştir. Tedavi ile birlikte sarkopenik obezite oranlarında artış gözlenmekle birlikte, istatistiksel anlamlılığa ulaşamadık. Aromotaz inhibitörü ve tamoxifen gibi farklı hormonoterapi ajanları alan hastalarda sarkopeni indeksinde farklılık saptanmamıştır.

Adjuvanlar-farmasötikKas distrofileriKaslar+3
Meltem Süngü
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi

Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi Amaç: Postmenopozal kadınlarda osteosarkopeni (OSP) sıklığı ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi. Materyal-metod: Nisan 2018-Eylül 2018 tarihleri arasında osteoporoz kliniğine başvuran 710 postmenopozal kadın hastadan çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 150 hasta değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, FRAX kırık riski ve OSP risk faktörleri sorgulandı. DXA ile ölçülen vücut kompozisyonu ve kemik mineral yoğunluğu, el sıkma gücü (ESG) (Jamar) ve fiziksel performans testleri kaydedildi. Sarkopeni (SP) tanısı Avrupa Sarkopeni Çalışma Grubu (EWGSOP) kriterlerine göre, osteopeni/osteoporoz (OP) tanısı WHO kriterlerine göre kondu. Bulgular: Hastalarımızın %68'i (n=102) sarkopenik, %60'ı (n=90) osteopenikti. SP/OP olmayan 10 hasta analize dahil edilmedi ve ileri analizler 140 hasta üzerinden yapıldı. Hastalarımızın yaş ortalamaları 64,14(8,9) ve BMI 30,02(5,1) idi. FRAX kırık riski 8,94(7,1) olarak hesaplandı. Lomber T skoru -2,19(1,12), iskelet kas indeksi (SMI) 4,98(0,7) idi. Hastalarımızın %64,2'sinde (n=90) OSP mevcuttu. OSP risk faktörleri arasında yetersiz protein alımı, yetersiz Ca alımı ve düşük fiziksel aktivite yüksek oranda bulundu. Hasta grubumuzun verileri OSP, sadece SP ve sadece OP gruplarına göre analiz edildiğinde, OSP grubunun daha ileri yaşta olduğu, BMI, SMI, ESG ve fiziksel performans değerlerinin daha düşük olduğu bulundu. ESG'nin OSP açısından belirleyici olduğu ve bu değerdeki her 1 birimlik düşüşün, OSP olma riskini 1,162 kat arttırdığı bulundu. Sonuç: Postmenopozal kadınlarda OSP prevalansı yüksek olarak bulundu. Osteoporotik hastaların değerlendirilmesinde OSP açısından farkındalığının artması, basit bir tarama yöntemi olarak ESG'nin kullanılması ve sarkopeni tedavisinin (egzersiz, nutrisyonel tedavi ve farmakolojik tedaviler gibi) osteoporozun önlenmesi ve tedavisinde önemli bir bileşen olarak dikkate alınması önerilir. Anahtar kelimeler: El sıkma gücü, Osteopeni, Osteosarkopeni, Postmenopozal osteoporoz, Sarkopeni

El kavrama kuvvetiKadınlarKas distrofileri+3
Bulıana Hamad
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromyaljide sarkopeni değerlendirimi ve ev egzersiz programının etkinliği

Amaç: ACR 2016 tanı kriterlerine göre FMS tanısı olan olguların sarkopeni bakımından klinik ve US ile objektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Ayrıca sarkopeni için etkinliği önemle vurgulanan germe ve güçlendirme egzersizin etkinliği irdelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 01 Ocak 2022- 1 Eylül 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniklerine başvuran FMS ACR 2016 tanı kriterlerine göre FMS olarak sınıflandırılan 60 hasta dahil edilmiştir. Polikliniğe başvuran hastalardan çalışmaya katılmayı kabul edenler, internet aracılığıyla ulaşılan randomizasyon şemasına göre 2 gruba ayrıldı. Bu gruplardan birine hekim tarafından uygulamalı gösterilen ve görsel kartlarla desteklenen kontrollü ev egzersiz programı verildi. Diğer gruba serbest ve denetimsiz egzersiz yapmaları söylendi. Sadece sözel olarak düzenli egzersiz yapmaları önerildi. Hastalar başlangıç ve 12 haftalık egzersiz tedavisi sonrası US ile kas kalınlığı ölçümü, dinamometre ile el kavrama kuvveti, altı metre yürüme hızı testi, beş defa oturup kalkma testi, zamanlı kalk ve yürü testi, BDÖ, FEA, EBSS ile değerlendirildi. Bulgular: Sosyodemografik verileri incelendiğinde gruplar arası fark saptanmadı. Kasların US ile değerlendirilmesi sonucunda tedavi sonrasında gruplar arası fark saptanmadı. Ancak kas kalınlığının egzersiz sonrası ve öncesi değerleri farkının gruplar arası karşılaştırılmasında biseps braki ve kuadriseps femoris kasında kontrollü egzersiz grubu lehine anlamlı fark saptandı. Bunlara ek olarak kontrollü egzersiz grubunda hastaların grup içi değerlendirilmesinde kas kalınlığı artışı saptandı. El kavrama kuvveti izlem sonrası kontrollü egzersiz grubunda hem grup içi hem de gruplar arası karşılaştırmada daha anlamlı gelişme gösterdi. Fiziksel fonksiyon değerlendirme testlerinde anlamlı artışlar saptandı. BDÖ ve FEA skorlarında kontrollü egzersiz grubunda anlamlı azalma saptandı. Sonuç: Hastaların kontrollü ev egzersizi programı sonrası US ile ölçülen kas kalınlığında artış, fiziksel performansında artış, depresyon düzeyinde azalma ve FEA sonuçlarında azalma meydana gelmiştir. Anahtar kelimeler: Fibromiyalji Sendromu, Sarkopeni, Ultrason, Egzersiz

EgzersizFibromiyaljiKas distrofileri+2
Ali Aydın
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş üzeri elektif cerrahi operasyon geçiren hastalarda kırılganlık (frailty) ve sarkopeninin değerlendirilmesi, prospektif-gözlemsel çalışma

65 Yaş Üzeri Elektif Cerrahi Operasyon Geçiren Hastalarda Kırılganlık (Frailty) ve Sarkopeninin Değerlendirilmesi, Prospektif-Gözlemsel Çalışma Amaç: Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana bilim dalında elektif cerrahi ameliyat olan 65 yaş ve üzeri hastaları preoperatif olarak kırılganlık ve sarkopeni açısından değerlendirerek, operasyon sırası ve sonrasında gelişen komplikasyonları incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Kasım 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde elektif cerrahi operasyon geçiren 65 yaş ve üzeri 276 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri, yapılan operasyon ve nedeni, yandaş hastalıklar, cerrahi risk sınıfı, medeni durum, gelir düzeyi, eğitim düzeyi kaydedildi. Hastalar kırılganlık indeksi açısından puanlandırıldı. Yine tüm hastaları preoperatif bakım ünitesinde Esaote, MyLabtmSix ultrasound ile B modda (lineer yüksek frekanslı prob ile) sarkopeni açısından değerlendirerek rektus femoris kası ölçümü yapıldı. Hastaların hepsinde rektus femoris kasının hem kalınlığı hem de kesit alanı ölçüldü. Bulgular: 276 hastanın verileri değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalamaları 71,5±5,99 yıl olarak bulundu. Hastaların %58'i erkek cinsiyet olarak tespit edilmiştir. Cerrahi risk sınıflamasına göre hastaların % 47,5'i düşük, % 47,8'i orta, % 4,7'sinin ise yüksek risk sınıfında olduğu tespit edildi. Hastaların % 35,5'i kesit alanına göre; % 32,2'si rektus femoris kalınlığına göre; % 25,4 hastada ise hem kesit alanı hem de rektus femoris kalınlığına göre sarkopeni varlığı tespit edildi. Kırılganlık hastaların % 54,7'sinde tespit edilirken; kırınganlık tespit edilenlerden % 74,2 hastanın pre kırılgan, % 25,8'inin ise kırılgan olduğu saptandı. Hastalardan 176'sında peroperatif komplikasyon geliştiği tespit edildi. Postoperatif komplikasyon hastaların 115'inde saptandı. Sarkopeni gelişen hastaların yaş ortalamaları daha yüksek idi (p<0,001). Eğitim düzeyi düşük olan hastalarda, gelir düzeyi düşük olan hastalarda ve yalnız yaşayan hastalarda sarkopeni gelişimi istatistiksel anlamlı olarak daha sık bulundu (p<0,001). Cerrahi riski orta ve yüksek risk grubunda olanlarda sarkopeni gelişimi istatistiksel olarak daha fazla idi (p=0,004). Sarkopeni gelişen hastalarda ortalama hastanede kalış süreleri de istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi (p<0,001). Sarkopeni gelişen hastalarda peroperatif komplikasyon gelişim oranı istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p<0,001). Postoperatif komplikasyon gelişimi oranı sarkopenik hastalarda istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0,001). Cerrahi risk sınıfı yüksek ve orta riskli olan hastalarda peroperatif ve postoperatif komplikasyon varlığı daha sık gözlendi (sırasıyla p<0,001; p<0,001). Kırılgan grupta yer alan hastalarda peroperatif ve postoperatif komplikasyon varlığı istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi (sırasıyla p=0,001; p=0,001). Kırılgan grupta yer alan hastalarda yoğun bakım yatışı ve hastanede ortalama kalış süresi pre kırılgan grupta yer alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0,001). Sonuç: Çalışma sonucunda kırılgan ve sarkopenik hastalarda peroperatif ve postoperatif komplikasyonlar çok daha fazla oranda gözlenmiş ve istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu çalışma ile peroperatif ve postoperatif komplikasyon riskinin değerlendirilmesinde 65 yaş üzeri hastalarda kırılganlık ve sarkopeninin araştırılmasının komplikasyonların önlenmesi ve gerekli hazırlıkların yapılabilmesi açısından oldukça önemli olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sarkopeni, Kırılganlık, Geriatrik Hasta, Komplikasyon

CerrahiGeriatriKas distrofileri+4
İstemihan Karakayalı
Çukurova University
2022
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Musküler distrofi tanısı ile izlenen çocuk hastalarda klinik, patolojik ve genetik bulgular ve komplikasyonlar

Amaç: Bu retrospektif çalışmada Çocuk Nöroloji BD'nda musküler distrofi (DMD/BMD, LGMD, KMD, FSHD ve miyotonik distrofi) kesin tanısı ile 2005-2020 yılları arasında izlenen, verileri yeterli olan ve düzenli takibe gelen 0-18 yaş arasındaki hastaların verilerinin incelenerek klinik, genetik, patolojik bulgular ve hastalarda gelişen komplikasyonların belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: ÇÜTF Balcalı Hastanesi Çocuk Nöroloji Polikliniğine 2005-2020 yılları arasında başvuran ve takipte olan, 0-18 yaş arasında, genetik ve/veya patolojik olarak musküler distrofi tanısı olan, fenotipik olarak MD bulgularını taşıyan, düzenli takibe gelen, verileri yeterli hastalar çalışmaya dahil edildi. Bilgiler hasta dosyalarından elde edildi. Hastaların klinik izlemi sırasında yapılmış olan laboratuvar bulguları retrospektif olarak kaydedildi. Ayrıca hastaların izlemi sırasında hastalığa bağlı gelişen komplikasyonlar ve gelişme zamanları belirlendi. Elde edilen veriler üzerinde istatistiksel çalışma yapılarak, elde edilen sonuçlar amaca yönelik olarak tartışıldı. Bulgular: 158 hastamızın % 54'ü distrofinopati, % 20'si KMD, % 21'i LGMD, % 1,8'i FSHD ve % 1,8'i DM tanısı almıştı. Hastaların E/K oranı 115/43 idi. % 51'inde aile öyküsü, % 56'sında ebeveynler arasında akrabalık mevcuttu. Hastalarımızın yaş ortalaması 13,11±5,64(1,5-31) yıl idi. 18 hastada perinatal komplikasyon görüldü (10 KMD, 6 DMD, 2 FSHD). İlk bulgu yaşı; DMD hastalarında ortalama 36,5±22,6 ay, KMD hastalarında 18,8±23,4 ay, LGMD hastalarında 87,1±53,5 ay, FSHD hastalarında 25 ay ve DM hastalarında ise 120 ay idi. Anormal EKO bulgusu 30 hastamızda (%22) saptandı. Solunum sistemi tutulumu; 59 (% 37) hastada mevcuttu. Toplam 17 hastanın non-invaziv mekanik ventilatör ihtiyacı olduğu saptandı. Bunların çoğu DMD tanısı ile izlenen hastalardı. Çalışmaya dahil ettiğimiz 158 hastamızdan; 70 hasta genetik, 35 hasta kas biyopsisi, 53 hasta ise hem genetik hem de biyopsi bulguları ile tanı almıştı. 10 hastamızda beslenme sorunu mevcuttu (8 KMD, 2 DMD). Epilepsi sadece 1 DM ve 2 DMD hastasında mevcuttu. Distrofinopati tanılı 11 hastada, 11 KMD hastasında ve 2 LGMD hastasında MR saptandı. Sonuç: Musküler distrofilerin toplumlar, coğrafi bölgeler ve etnik gruplar arasında klinik ve genetik heterojeniteleri olabilmekte ve bu heterojeniteler hastaların izleminde farklılık yaratabilmektedir. Bu nedenle hastaları takip eden kliniklerin kendi hasta popülasyonlarının değişkenlerini bilmesi gerekir. İlerleyen yaşla birlikte solunum, kardiyak, gastrointestinal, ortopedik ve psikiyatrik komplikasyonların görülme sıklığı artmaktadır. Bu nedenle bu hastalar uzun süre boyunca, düzenli aralıklarla, multidisipliner yaklaşımla takip edilmelidir. Anahtar Kelimeler: çocukluk çağı, histopatolojik çalışma, genetik çalışma, klinik bulgular, komplikasyonlar, musküler distrofi

GenetikHistopatolojiKas distrofileri+5
Tuğçe Çabuk
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer nakilli hastalarda sarkopeninin mortalite ve morbiditeye etkisinin retrospektif analizi

Amaç: Kadaverik karaciğer nakil hastalarında postoperatif dönemde gelişen morbidite ve mortalitenin, PKAI ve PNI endeksleri kullanılarak, sarkopeni ile ilişkisini bulmaktır. Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı tarafınca opere edilen 52 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi ve analiz edildi. Bulgular: Çalışmadaki hastaların 42 (%80,8)'si erkekti. Hastaların yaş ortalaması 52,8±10,6 yıl ve vücut kitle indeksi ortalamaları 25,2±3,8 kg/m2 olarak bulundu. Hastaların genel sağ kalım ortalama süresi 77,8 ± 9,5 ay bulundu. PKAI'ya göre belirlenen sarkopenik hastaların genel sağ kalım ortalama süresi 62,2 ± 16,4 ay, olmayanların ise 83,6 ± 11,4 ay bulundu. Sarkopeni varlığına göre fark bulunmasına rağmen istatistiksel anlamlı fark bulunmadı (p=0,370). Erkek cinsiyette, Child – Pugh kategori C hastalarda, asitli hastalarda, ASA≥3 hastalarda, Clavien – Dindo derece≥3 olan hastalarda sarkopeni daha sık görülmektedir. Sarkopeni ile albümin düşüklüğü ve VKİ arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Düşük PNI grubunda yüksek PNI grubuna göre sarkopenik hastalar daha sık bulunmaktadır. Child – Pugh skoru ile PNI arasında anlamlı istatistiksel ilişki mevcuttur (p=0,012). Kan AFP düzeyinin PNI düşüklüğü ile ilişkili olduğu bulunmuştur (p=0,007, p=0,001). Sonuç: Hastaların genel sağ kalım ortalama süresi PKAI'ya göre belirlenen sarkopenik hastaların genel sağ kalım ortalama süresinin daha kısa olduğu bulunmuştur. Bu durumla, sarkopeni varlığının sağ kalım üzerinde negatif etkili bir prognostik faktör olduğu bulunmuştur. PNI'daki her bir birimlik artışın 3 aylık mortalite riskini %5,7 arttırmaktadır. PNI'daki her bir birimlik artış genel mortalite riskini %3,3 arttırmaktadır. Sonuç olarak, sarkopeninin değerlendirilmesinde PNI'nın yerinin olduğu ve sarkopeni ile karaciğer nakilli hastaların klinik sonuçları arasında negatif bir prognostik etki olduğu söylenebilir.

BeslenmeKaraciğerKaraciğer hastalıkları+6
Ahmet Onur Demirel
Çukurova University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Huzurevi ve ev ortamında yaşayan yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeni görülme sıklığının antropometrik ölçümlere ve fonksiyonel yeterliliklere göre değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmada huzurevi ve ev ortamında yaşayan yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeni görülme sıklığının antropometrik ölçümlere ve fonksiyonel yeterliliklere göre değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma eşleştirilmiş vaka kontrol çalışmasıdır. Araştırmanın örneklemini Turgutlu ve Akhisar huzurevlerinden 78 kişi, Turgutlu ve Akhisar Aile Sağlığı Merkezlerinden 156 kişi olmak üzere, 65 yaş üstü toplam 234 yaşlı oluşturdu. Araştırmanın verileri tanıtıcı özellikler formu, Mini Nütrisyonel Değerlendirme testi ve Barthel İndeksi ile toplandı. Ayrıca araştırmacı tarafından yaşlı bireylerin el kas gücü ölçümü, deri kıvrım kalınlığı ölçümü, kilo, boy, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, bel çevresi ölçümleri yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ve ki-kare kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 74,82±7,62 (Min=65, Maks=97) olup büyük çoğunluğu erkek idi (%73,1). Huzurevinde kalan yaşlıların %43,6'sı malnütrisyon riski altında ve %2,6'sı malnütrisyonlu; ev ortamında kalan yaşlıların ise %53,2'si malnütrisyon riski altında ve %3,2'si de malnütrisyonlu olarak değerlendirildi. Huzurevindeki yaşlıların %71,8'inde, ev ortamındaki yaşlıların %63,5'inde sarkopeni saptandı. Huzurevinde yaşayan yaşlıların beden kitle indeksleri ve erkek huzurevi sakinlerinin kol çevresi ile malnütrisyon durumu arasında; ev ortamında yaşayan yaşlıların malnütrisyon ve sarkopeni durumları ile fonksiyonel yeterlilikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken (p<0,05), diğer değişkenler arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuçlar: Çalışma sonucunda her iki grupta da malnütrsiyon ve sarkopeni oranı oldukça yüksekti. Yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeninin erken dönemde tanılanması için tarama testleri ile yaşlıların düzenli aralıklar ile değerlendirilmesi önerilir. Key words: JWH-018, synthetic cannabinoid, hemodynamics, behavior, rat, histopathology, oxidative stress, apoptosis

AntropometriFonksiyonel yetkinlikGeriatri+6
Funda Talaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nöromusküler hastalıklarda uyku ile ilişkili solunum hastalıklarının değerlendirilmesi

Solunum yetmezliği nöromusküler hastalıklarda önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Solunum destek teknolojisindeki ilerlemeler nöromusküler hastalığı olan çocuklarda yaşam süresi ve kalitesini arttırmıştır. Solunum sistemi etkilenmeleri ilk olarak uyku sırasında gözlenmektedir. Her ne kadar klinik bulgular ve solunum fonksiyon testleri uykuda meydana gelen solunum bozukluklarını göstermede yardımcı olsa da polisomnografi en önemli tanı aracıdır.Biz nöromusküler bozukluğu olan hastalarda uyku-uyanıklık semptomlarının, klinik bulgularının ve solunum fonksiyon testlerinin uyku ile ilişkili solunum hastalıklarını öngörmedeki rolünü polisomnografi ile karşılaştırarak saptamayı amaçladık.Yapılan bu kesitsel çalışmada 12 Duchenne musküler distrofili, 1 Emery-Dreifuss musküler distrofili, 1 konjenital musküler distrofili, 2 Limb-Girdle musküler distrofili ve 1 spinal musküler distrofili ve 23 kontrol hastası olmak üzere toplam 40 çocuk alındı. Hastaların özellikle solunum sıkıntısına sebep olacak obesite ve skolyoz olup olmadığı belirlendi. Hastalarda uykuda gelişen solunum sorunlarının yol açacağı gece ve gündüz semptomları sorgulandı. Hastaların öykü ve klinik bulgularına göre aktivite durumu ve klinik ağırlığı belirlendi. Tüm hasta grubu ve kontrol grubundaki çocuklara polisomnografi yapılırken solunum fonksiyon testi yalnızca hasta grubuna yapıldı.Duchenne musküler distrofi'li hastaların %50'sinde gece ve gündüz semptomları %40,8'i tekerlekli sandalyeye bağımlılık ve %58'inde skolyoz saptandı. Uyku ile ilişkili solunum hastalıklarından obstriktif uyku apnesi (OSA) uyku sırasında parsiyel veya tam üst havayolu obstriksiyonu ile birlikte uyku bölünmesi, hipoksemi, hiperkapni veya gündüz semptomlarından en az birinin olması olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada OSA tüm nöromusküler hastalıklar içinde %11,1, Duchenne musküler distrofi'li hastalar ayrı olarak değerlendirildiğinde ise %16.6 bulundu. Tekerlekli sandalyeye bağımlı kalma, skolyoz ve uyku bozukluğu semptomları yüksek oranda bulunsa da bunlarla uyku ile ilişkili solunum hastalıkları arasında anlamlı ilişki saptanmadı.Sonuç olaral nöromusküler hastalıklarda uyku ile ilişkili solunum yolu hastalıklarını saptamada polisomnogram altın standarttır. Tekerlikli sandalye bağımlı kalma ve skolyoz gibi klinik göstergeler uyku ile ilişkili solunum yolu hastalıklarını öngörse de bu grup hastaların polisomnogram ile takibi gerekmektedir. Aynı şekilde buhastaların uyku-uyanıklık semptomlarının dikkatli bir şekilde sorgulanması ve semptomları olan olguların dikkatle incelenmesi gerekir.

Kas distrofileriNöromusküler hastalıklarPolisomnografi+5
Özcan Sakıncı
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalarında malnütrisyon ve sarkopeni arasındaki ilişki

GİRİŞ VE AMAÇ: Çölyak hastalığı (ÇH), genetik olarak yatkın bireylerde tahıl ve tahıl ürünlerinde bulunan glutene karşı duyarlılık sonucu gelişen, ince barsakta karakteristik lezyonlar ile malabsorbisyona neden olan, glutensiz diyetle klinik düzelme gösteren otoimmun ve ailesel özellikli bir hastalıktır. Tedavi edilmemiş klasik ÇH formunda hastalar yüksek malnütrisyon riski altındadır ancak hastalığın subklinik formu olan hastalarda da beslenme durumunun bozulması sıklıkla bildirilmektedir. Sarkopeni iskelet kas kütlesi ve gücünün genel ve ilerleyici kaybı ile giden, fiziksel yetersizlik, düşük yaşam kalitesi ve ölüm gibi olumsuz sonuçlara neden olan sendromdur. Sarkopeninin sekonder nedenlerinden biri de malnütrisyondur. Çalışmamızda erişkin çölyak hastalarında malnütrisyon ile sarkopeni arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmaya 01.10.2019-31.12.2019 tarihleri arasında, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji polikliniğinde takipte olan 18-65 yaş arası 119 çölyak hastası ve gastroenteroloji polikliniğine dispeptik şikayetler ile başvuran, 18-65 yaş arasında, kronik hastalığı ve ÇH olmayan 119 birey dahil edildi. Hastaların rutin bakılan tam kan tetkikleri, biyokimyasal parametreleri ayrıca rutin olarak malnutrisyon değerlendirmesinde kullanılan MUST (Malnutrition Universal Screening Tool) skorlaması, antropometrik ölçümler, el dinamometresi ile kas gücü, yürüme testi ile yürüme hızı ve bioimpedans analizi değerlendirilmiş hastalar retrospektif olarak tarandı. Analizlerde SPSS 22 windows versiyonu kullanıldı, P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Referans grubunun -2 SD altı cut-off değer olarak belirlendi. BULGULAR: Çölyak grubunda hastaların ortalama kas kütlesi (p=0.004), iskelet kas kütle indeksi (p=0.011) ve cilt kalınlığı (p=0.001) kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı. ÇH grubu ile karşılaştırıldığında kontrol grubundaki bireylerin hepsinde MUST skoru istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p<0.001). Kontrol grubundaki hastalarda sarkopeni saptanmadı. Çölyak grubunda ise hastaların %24.4'ü muhtemel sarkopenik, %14.3'ü sınıf 1 sarkopenik ve %20.2'si sınıf 2 sarkopenik olarak değerlendirildi. Çalışmamızda sarkopeni ve MUST skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0.05). Çölyak hastalığı aktif olanlarda remisyonda olan hastalara nazaran sarkopeni sıklığı istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p=0.009). TARTIŞMA. Çölyak hastalığında malnütrisyon ve sarkopeni normal popülasyona göre daha fazla görülmektedir. Özellikle hastalığı aktif olan bireylerde sarkopeni görülme sıklığı daha fazladır. Malnütrisyonla sarkopeni arasında ilişki saptamadık ancak altta yatan nedenin kronik inflamasyon olduğunu düşünmekteyiz. Hastalığın uygun diyetle kontrol altında tutulmasının sarkopeni riskini azaltacağı inancındayız.

Kas distrofileriKronik hastalıkMalnütrisyon+2
Deniz Mitil
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer sirozlu hastalarda radyolojik bulgularla sarkopeni sıklığının tespiti ve metabolik belirteçlerle ilişkisinin araştırılması

Karaciğer sirozlu hastlarda çeşitli nütrisyon bozuklukları görülür. Yapılan çalışmalarda sirozlu hastalarda malnutrisyon ve sarkopeni sıklığının arttığı görülmüştür. Bu çalışmada; karaciğer sirozlu hastalarda sarkopeni sıklığını, sarkopeni ile D vitamin düzeyi, somatomedin c (İGF-1), cinsiyet, sirozun evresi ve komplikasyonları arasındaki ilişki araştırıldı. Prospektif olarak yapılan bu çalışmaya Kasım 2019-Ekim 2020 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi gastroenteroloji polikliniğine başvuran, tanısı sirozun tipik laboratuvar, klinik ve görüntüleme bulgularıyla konulmuş 18-80 yaş arası 60 karaciğer sirozu hastası dahil edildi. Hepatoselüler karsinom taraması için veya organ nakli ünitesi başvurusunda çekilen abdominal BT görüntülemelerinde lomber 3. vertebra (L3) kaudal uç seviyesindeki iskelet kaslarının yüzey alanları ölçülüp, iskelet kas indeksi (SMI)'ni elde etmek için uzunluğun karesi(m2) ile normalize edildi. Sarkopeni için tanı kriterleri onkolojik popülasyonlardan elde edilmiştir. Sarkopeni L3 SMI'nin kadınlarda <38,5 cm2/m2, erkeklerde <52,4 cm2/m2 olmasıdır. Bu çalışmada hastaların 23'ünün (%38,3) D vitamini ileri derece düşük, 21'inin (%35) düşük, 13'ünün (%21,7) yetersiz ve 3'ünün (%5) yeterli bulunmuştur. Sarkopenik olan ve olmayan hastalar arasında D vitamini ve IGF-1 açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Sarkopenik olan ve olmayan hasatalar arasında Child-Pugh skorları açısından anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0,05). Sarkopenik hastalarda asit varlığı sarkopenik olmayan hastalardan yüksek olmasına rağmen anlamlı farklılık görülmedi (p=0,528). SMI ile D vitamini, IGF-1, albumin ve hemoglobin (Hb) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edildi. Bu çalışmada hastaların 39 (%65)'unda sarkopeni saptanmış olup sarkopeni sıklığının arttığı gösterildi. Özofagus varisleri, asit, hepatoselüler karsinom gibi komplikasyonlara benzer şekilde sirozlu hastalar sarkopeni açısından taranmalıdır. Anahtar Kelimeler: Karaciğer sirozu, Malnutrisyon, Sarkopeni, D vitamini, İGF-1, İskelet Kas İndeksi

Karaciğer hastalıklarıKaraciğer sirozuKas distrofileri+5
Hasan Duyu
Fırat University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit hastalarında sarkopeni sıklığı ve ilişkili olabilecek faktörler

Amaç: Ankilozan spondilit (AS) hastaları, kronik inflamatuvar süreçler ve disabilite ilişkili fiziksel inaktivite nedeniyle sarkopeni açısından risk altındadır. Buna rağmen AS hastalarında sarkopeni prevelansı ve ilişkili faktörlerin araştırıldığı çalışma sayısı az, sonuçları da çelişkilidir. Bu çalışmada AS hastalarında sarkopeni sıklığı ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre tanı almış, 18-68 yaş aralığında, 102 AS hastasının dahil edildiği kesitsel bir çalışma yürütüldü. Olguların kas gücü, manuel el dinamometresi ile ölçüldü, kadınlarda 16 kg, erkeklerde 27 kg altındaki değerler anormal kabul edildi. Hastaların kas kütleleri biyoelektrik empedans analizi (BIA) ile değerlendirildi ve iskelet kası indeksi (SMI) (kg/m²) olarak belirtildi. SMI değeri için, yaşlılarda Sarkopeni ile ilgili Avrupa Çalışma Grubu (EWGSOP) tarafından önerilen, kadınlarda 8.87 kg/m², erkeklerde 6.42 kg/m² kesim noktaları kulllanıldı. Hastalar bu sonuçlara göre sadece kas güçsüzlüğü olanlar 'muhtemel sarkopeni grubu', kas güçsüzlüğü ve kas kütlesinde azalma saptanan hastalar 'sarkopenik grup' ve her iki parametrenin de normal olduğu 'sarkopenik olmayan grup' olmak üzere 3 gruba ayrıldı ve ilişkili faktörler incelendi. Bulgular: Sarkopenik hastalarda yaş ortalaması anlamlı derecede yüksekti (p<0,01). Beden kitle indeksi (BMI) ortalaması sarkopenik grupta daha düşüktü ancak aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,061, p>0,05). HLA-B27 pozitifliği, eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), C reaktif protein (CRP) düzeyleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmazken hemoglobin düzeyleri sarkopenik grupta anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). Hastalık süresi, sarkopeni ve muhtemel sarkopeni grubunda anlamlı derecede yüksek saptandı. Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI), sağlık değerlendirme anketi (HAQ) skorları sarkopenik ve muhtemel sarkopenik grupta anlamlı düzeyde yüksekti (<0,001). Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAİ) ve visüel analog skala (VAS) skorları, muhtemel sarkopeni grubunda diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksekti. Sarkopeni grubunda BASDAİ ve VAS skorları, sarkopenik olmayan gruba göre yüksek olmasına rağmen aradaki fark anlamlı değildi. Fiziksel aktivite seviyeleri sarkopenik grupta anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,001). Sonuç: AS hastalarında %7,8 oranında sarkopeni, %12,67 oranında da ileride sarkopeni gelişimi açısından takip edilmesi gereken muhtemel sarkopeni hastası saptandı. İleri yaş, uzun hastalık süresi, fonksiyonelliği kısıtlayan aktif hastalık, düşük fiziksel aktivite düzeyi AS hastalarında sarkopeni gelişimi ile ilişkili bulundu. Anahtar kelimeler: Sarkopeni, Ankilozan spondilit, hastalık aktivitesi, fiziksel aktivite

Fiziksel aktiviteHastalık şiddeti indeksiKas distrofileri+2
Kübranur Demir
Düzce University
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerde malnütrisyonun saptanması, beslenme durumu ve bazı biyokimyasal parametrelerin sarkopeni ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma bir huzurevinde kalan 65 yaş ve üzeri yaşlılarda malnütrisyonun saptanması, beslenme durumu ve bazı biyokimyasal parametrelerin sarkopeni ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 32 erkek 38 kadın toplamda 70 birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerle yapılan anket formunda bireylerin genel özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite seviyeleri ve 24 saatlik besin tüketim kaydı sorgulanmıştır. Bireylerin Tanita RD-545 BİA cihazı ile vücut kompozisyonu belirlenmiş, antropometrik ölçümleri alınmış ve TAKEI el dinamometresi ile el kavrama gücü ölçülmüştür. Bireylerin hasta dosyalarından biyokimyasal parametreler bilgi formu oluşturulmuştur (LDL-HDL-total kolesterol, kreatinin, demir bağlama kapasitesi, trigliserit, ALT, AST, glukoz, üre, demir, %HBA1C, serbest T3, serbest T4, TSH, B12). Bireylerde beslenme durumunu belirlemek için MNA Testi ve sarkopeni durumunu belirlemek için SARC-F testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların %3.1'inde malnütrisyon görülmekteyken erkeklerde malnütrisyon tespit edilmemiştir. Kadınların %15.6'sında, erkeklerin %26.3'ünde malnütrisyon riski tespit edilmiştir. Sarkopeni sıklığı ise kadınlarda %21.9, erkeklerde %21.1 olarak bulunmuştur. Bireylerin biyokimyasal parametreleri ile sarkopeni arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0.05), malnütrisyon durumu ve antropometrik ölçümleri ile sarkopeni arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin Beden Kütle İndeksi (BKİ), vücut ağırlığı, bel çevresi ve kalça çevresi gibi antropometrik ölçümleri sarkopenili olarak belirlenen bireylerde sarkopenili olmayan bireylere göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sarkopenisi olan bireylerde, malnütrisyon ve malnütrisyon riski görülme sıklığı sarkopenisi olmayan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak yaşlı bireylerde malnütrisyon ve sarkopeni durumlarının erken tespitine önem verilmeli, bireylerin beslenme durumu takip edilmelidir. Anahtar Kelimeler: El kavrama gücü, Malnütrisyon, MNA Testi, Sarkopeni, yaşlı beslenmesi

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme durumu+6
Beyza Nur Civan
Ankara Medipol University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda sarkopeninin rektus femoris ve anterior tibialis kasları ekointensite bulguları ile değerlendirilmesi

İskelet kası, proteinlerin yanı sıra, yağ hücreleri ve fibröz doku gibi kasılmayan elementlerden oluşur. B-mod ultrasonografi görüntüleri, değişen seviyelerde ekojenite sağlar; iskelet kası hipoekoik, kas içi yağ ve fibröz doku hiperekoik olarak görünür. Ekointensite (Eİ) olabildiğince subkutan ve fibröz dokuyu dışlamaya çalışılarak, kas dokusunun etrafına bir kutu veya çokgen çizilerek manuel olarak belirlenen, belirli bir alanındaki (region of interest; ROİ) ortalama piksel yoğunluğunu, Image-J gibi bazı bilgisayar programları yardımı ile belirlenmesidir. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan Kronik böbrek hastalığı (KBH) tanılı hastalar, diyet kısıtlamaları ve azalmış fiziksel aktivite gibi çeşitli sebeplerle artmış sarkopeni riski altındadır. Sarkopeni, yaşla ilişkili olarak progresif kas ve beraberinde kas hacim kaybı sonucunda performans kaybı ile tanımlanır. Çalışmamızda hemodiyaliz programı ile takip edilen KBH tanılı hastalarda sarkopeninin Eİ ile ilişkisini araştırması amaçlanmıştır. Vaka grubu olarak hemodiyaliz ünitesinde takipli 38 hasta, kontrol grubu olarak hemodiyaliz ihtiyacı olmayan 37 hasta belirlendi. Ciddi nöropati, inme sekeli, ampütasyon öyküsü, ciddi kronik obstrüktif akciğer hastalığı, Parkinson, aktif malignite öyküsü, ciddi iskelet deformitesi, genetik/edinsel kas ve konnektif bağ dokusu hastalığına bağlı son dönem böbrek yetmezliği olan hastalar ve AIDS tanılı hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Vaka grubundaki Eİ değerleri kontrol grubuna göre yüksek bulundu. Eİ değerleri ile düzeltilmiş Eİ ölçümleri arasında pozitif; el kavrama testi sonuçları ile negatif korelasyon olduğunu saptandı. El kavrama testi cut-off değerlerine göre sarkopenik kabul edilen hastalarda Eİ değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğunu belirlendi. Yaş, cinsiyet,VKİ ve GFR'nin Eİ değerini belirleyen bağımsız faktörler olduğu belirlendi. Sarkopeni değerlendirimesinde rektus femoris (RF) kasının Eİ değerinin anterior tibialis kasına göre daha iyi belirteç olduğu belirlendi. Sağ RF kası Eİ değerinin, sarkopeni tanısını tahmini için yapılan ROC eğrisi analizinin genel doğruluk oranı (AUC: Accuracy) 0,794 (%95 G.A.: 0,695- 0,894 p<0,001) , optimum cut-off değeri 83,7 a.u olarak belirlendi (duyarlılık= %73,7 özgüllük= %73) Çalışmada artan yaşlı nüfus ve kronik hastalıkların sonucu gelişen sarkopeninin Eİ değerleri ile ilişkisine dikkat çekmekte, bu konuda geniş kapsamlı daha fazla prospektif çalışma ihtiyacını ortaya koymaktadır.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikKas distrofileri+2
Mehmet İcin
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Geriatrik hastalarda arjinin içeren enteral ürün kullanımının standart enteral ürüne kıyasla kas kaybı ve nutrisyonel durum üzerine etkisi

Bu çalışma, yaşlı bireylerde arjinin içeren enteral ürün kullanımının standart enteral ürüne kıyasla sarkopeni ve sarkopeni ile ilişkili parametreler arasındaki ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma grubu, Mayıs 2021-Ağustos 2022 tarihleri arasında, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nütrisyon birimine konsülte edilen arjinin içeren enteral ürün kullanan (33 hasta) ve standart enteral ürün kullanan (33 hasta) 66 yatan hastadan oluşmuştur. Çalışmaya katılan hastalara çalışmacı tarafından yüzyüze görüşme ile anket formu uygulanarak, demografik özellikleri ile beslenme alışanlıkları belirlenmiştir. Ayrıca çalışmanın başlangıcında ve sonunda hastaların antropometrik ölçümleri çalışmacı tarafından yapılmış ve rutinde takip edilen biyokimyasal bulguları belirlenmiştir. Hastaların takip süresi en az 5 gün olacak şekilde çalışma planlanmıştır. Tüm hastalardan sarkopeni tanısında kullanılan yürüme hızı, tekrarlı-otur kalk testi, el kavrama gücü ölçümü, biyoelektrik empedans ölçümleri çalışma başlangıcında ve sonunda yapılmıştır. Sarkopeni tanısı Avrupa Yaşlı İnsanlarda Sarkopeni Çalışma Grubu 2019 yılında yayınlanan kılavuza göre belirlenmiştir. Hastaların her gün tükettikleri besinleri yazmaları istenmiş, kalan enerji ihtiyacının enteral üründen almaları gereken miktar hastaya belirtilmiş ve enteral ürün tüketim durumu takip edilmiştir. Bazal metabolizma hızları Harris-Benedict kullanılarak hesaplanmıştır. Çalışma sonucunda; her iki çalışma grubunda da vücut ağırlığı, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, yağsız vücut kütlesi azalmış, yağ yüzdesi artmıştır (p<0.05). El kavrama gücü ölçümleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Her iki grupta da hastaların serum albümin değerleri azalmıştır ancak bu fark anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Arjinin içeren enteral ürün kullanan hastaların günlük diyet protein alımı ve çinko alımları daha yüksektir (p<0.05). Arjinin içeren enteral ürün kullanan grupta CRP değerleri istatistiksel anlamlı olarak azalmıştır (p<0.05). Hastaların sarkopeni tanı gruplarında çalışmanın başlangıcında ve sonunda her iki çalışma grubu için de istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik olmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak; hastanede yatan yaşlı bireylerin nütrisyon ve sarkopeni riski açısından risk taşıdığı, yaşa bağlı hastalık yükü, çoklu ilaç kullanımı ve katabolik sürece de bağlı olarak kas kaybının önlenmesinin zor olduğu belirlenmiştir. Hastaların erken dönemde beslenme desteği sağlanması ve nütrisyonel hedeflere ulaşılması önemlidir. Arjininin sarkopeni üzerine etkisinin belirlenmesi için daha uzun süreli ve daha büyük örneklem büyüklüğü ile yapılan daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

ArjininBeslenmeBeslenme durumu+4
Gökçen Kınay
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş üstü diyabeti olan ve olmayan hastalarda sarkopeni görülme sıklığı ve özelliklerinin araştırılması

Yaşlı nüfusunun artış göstermesi ve diyabet prevalansının her geçen gün artması, yaşlı diyabet hastalarının sayısında hızlı bir artışla sonuçlanmaktadır. Normal popülasyona göre diyabetlilerde sarkopeni prevalansı daha yüksektir ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı diyabet ve sarkopeni ilişkisinin araştırmak ve diyabetli hastalarda sarkopeni sıklık ve şiddetini etkileyen faktörlere açıklık getirmektir. Çalışmamıza Başkent Üniversitesi Ümitköy Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniklerine başvuran denekler dâhil edildi. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastaların; değişkenleri diyabeti olan bir vaka grubunda ve olmayan bir kontrol grubunda karşılaştırıldı. İstatistiksel analizlerde; iki grup karşılaştırmasında Student T Testi ve Mann-Whitney U Testi, ikiden çok grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis Testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerde Pearson Ki-Kare Testi ve Fisher Exact Testi veya Yates Testi kullanılmıştır. Vaka grubuna 66 (%50,8) ve kontrol grubuna 64 denek (%49,2) alındı. Deneklerin %16,2'sinde (n=21) sarkopeni saptandı. Sarkopeni şiddetine göre deneklerin %3,9'u (n=5) sarkopenik ve %12,3'ü (n=16) şiddetli sarkopenikti. Bunların %24,2'si (n=16) vaka, %7,8'i (n=5) kontrol grubundaydı ve diyabetin sarkopeni sıklığını anlamlı olarak artırdığı görülmektedir. Yaş ortalaması vaka grubunda, kadın cinsiyet oranı kontrol grubunda yüksek saptanmıştır. Diğer sosyodemografik özellikler yönünden vaka ve kontrol grubu birbirine benzer özellikte saptanmıştır. Analizlerde diyabet yaşı, diyabet komplikasyonları ve glisemik seviye ile sarkopeni arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Deneklerin vücut kompozisyon ve antropometrik ölçümlerine bakıldığında vaka grubundaki deneklerin daha yüksek kilo, VKİ ve yağ kitlesi miktarına ve daha geniş bel çevresi, baldır çevresi ve üst kol çevresi ölçülerine sahip oldukları saptanmıştır. Yaşam kalitesinin daha da bozulmaması için diyabet ve sarkopeni açısından taramalar yapılmalı ve gereken önlem ve tedaviler uygulanmalıdır.

Diabetes mellitusGeriatriKas distrofileri+2
Emre Ruhi Göçmen
Başkent University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir İli Balçova ilçesi'nde yaşayan 65-79 yaş bireylerde sarkopeni riski ve etkileyen etmenler

Giriş ve Amaç Rosenberg tarafından 1988 yılında tanımlanmış olan ve günümüzde geriatric bir sendrom olarak kabul edilen sarkopeni, yaşlı sağlığı alanında olumsuz sağlık çıktılarını öngörebilen, önlenebilir olduğu düşünülen bir geriatric sendromdur. Riskli bireylerde sarkopeni tanısının son aşamasında kas kütlesi ölçülmelidir. Ancak önceki basamaklarda olumsuz sağlık çıktılarının güçlü öngörücüleri olan kas işlevi ve gücü ölçümleri önerilir. Bu nedenle kas gücü ve işlevi yetersizliği sarkopeni riski olarak tanımlanabilir. Bu araştırmanın amacı İzmir İli Balçova İlçesi'nde yaşayan 65-79 yaş bireylerin sarkopeni riskini ve sarkopeni riskinin varlığını etkileyen etmenleri belirlemektir. Yöntem Kesitsel analitik türdeki bu araştırmanın evreni Balçova'da yaşayan 2014 yılında 65-79 yaş bireylerdir. Sarkopeni riski prevalansı bilinmiyor kabul edilerek en az örnek büyüklüğü hesaplanmış, küme örnekleme yöntemine göre 483 bireye ulaşılması planlanmıştır. Bunların 254'üyle (%52.6) evlerinde ya da kabul etmişlerse işyerlerinde, fizyoterapi lisans öğrencileri ya da yazarlardan biri tarafından görüşme yapılmıştır. Bağımlı değişken olan sarkopeni riski yürüme hızı düşüklüğü, kavrama gücü düşüklüğü, hem yürüme hızı hem kavrama gücü düşüklüğü ve Avrupa Yaşlılarda Sarkopeni Çalışma Grubu'na göre (European Working Group on Sarcopenia for Older People, EWGSOP) sarkopeni riski varlığı olarak tanımlanmıştır. Bağımsız değişken olarak sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik özellikler, sağlık davranışı ve sağlık durumu özellikleri öğrenilmiştir. Kategorik değişkenlerin sıklık ve yüzdeleri, sürekli değişkenlerin ortalama, ortanca ve standart sapmaları belirlenmiştir. tek değişkenli çözümlemede sarkopeni riski varlığı etkileyen etmenler ki-kare analizi ile çözümlenmiştir. Her bir sarkopeni risk değişkeni için tek değişkenli çözümlemede anlamlı bulunan değişkenlerle Lojistik regresyon modeliyle çözümleme yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi 0.05'in altında olan p değerleri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular Araştırma katılımcıları arasında yürüme hızı düşüklüğü %45.0, kavrama gücü düşüklüğü %49.8, hem yürüme hızı hem kavrama gücü düşüklüğü %30.1, sarkopeni riski %64.4 oranında görülmektedir. Tek değişkenli çözümleme bulgularına göre sarkopeni riski kadınlarda, öğrenim durumu ilkokul ya da altı olanlarda, hastalık sayısı 3 ve üzerinde olanlarda sarkopeni riski anlamlı olarak daha fazla görülmekte, yaş grubu ve fiziksel etkinlik düzeyi arttıkça anlamlı olarak artmaktadır. Çok değişkenli çözümlemede her bir sarkopeni riskinin varlığını yaştaki her 1 yıllık artış ile fiziksel olarak etkin ve düzenli az etkin grubunda olanlara göre sedanter ve az etkin grubunda olma anlamlı olarak öngörmektedir. Sonuç ve Öneriler Balçova'da kesitsel bir örnek üzerinde yürütülen bu araştırmada sarkopeni risk bileşenlerinin sık görüldüğü, yaştaki artış ve fiziksel etkinlik düzeyiyle sarkopeni riskinin varlığının anlamlı ilişki gösterdiği gözlenmiştir. Sarkopeninin birincil ve ikincil korumasında fiziksel etkinlik düzeyinin artırılmasına yönelik girişim yapılmalıdır.

Kas distrofileriKas hastalıklarıKas kuvveti+4
İsmail Erdem Erkoyun
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş ve üstü bireylerin düşkünlük durumlarının değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışmada; yaşlı bireyler arasında sık görülen, önemli bir mortalite ve morbidite sebebi olan ve geriyatrik sendromun önemli bir parçası olarak görülen 'düşkünlük (kırılganlık)' konusu ele alınmıştır. Bu kapsamda, 65 yaş ve üzeri bireylerdeki düşkünlük sıklığının belirlenmesi; bu bireylerin sahip olduğu sosyo-demografik özelliklerinin tespiti ve bu özelliklerin düşkünlük durumları ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmamız tanımlayıcı-kesitsel tipte dizayn edilmiştir. Haziran 2015 – Aralık 2015 tarihleri arasında; 65 yaş ve üzeri hastalara, aydınlatılmış onamları alındıktan sonra yüz-yüze anket doldurtulmuş ve bazı fiziksel testler (4 metre yürüme hızı ölçümü, pençe kuvveti ölçümü) yapılmıştır. Elde edilen veriler kullanılarak, hastaların 'Fried Fenotopi (Düşkünlük Ölçeği)' skoru hesaplanmıştır. İstatistiksel analiz İçin SPSS 22.0 paket programı kullanılmış; tüm karşılaştırmalarda p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışma sonucunda, 65 yaş ve üzerinde olan toplam 380 hastaya erişilmiştir. Hastaların %47'si kadın (n=179), %53'ü erkektir (n=201). Hastaların yaş ortalaması 71,6 (min.:65; maks.:91; st.sapma:5,25) idi. Hastaların çoğunluğunun (%35; n=133) ilkokul mezunu ve çoğunluğunun (%61; n=230) 'orta gelir düzeyinde' olduğu görüldü. Hastaların %83,9'unun (n=319) 2 veya daha fazla kronik hastalığı vardı; en sık rastlanılan hastalıklar HT (%60,1; n=228), hiperlipidemi (%35,7; n=136) ve DM (%27,8; n=106) idi. Hastaların %27,6'sı (n=105) günde 5 veya daha fazla sayıda ilaç kullanıyordu. Fried Ölçeği'ne göre değerlendirildiğinde, düşkünlük (kırılganlık) oranı tüm hastalarda %30 (n=114) saptanmıştır. Hastaların %53'ünün (n=201) düşkünlük öncesi; %17'sinin de (n=65) normal (düşkün olmayan) grupta olduğu görülmüştür. Düşkünlük oranı kadınlarda (%37; n=66) erkeklere göre (%17; n=48) daha fazla saptanmıştır. Kadın cinsiyete sahip, daha ileri yaşta olan, yalnız yaşayan, düşük gelir düzeyinde olan, nispeten daha sedanter mesleklere sahip olan (örn. memur, yönetici vb) hastalarda düşkünlük oranının daha fazla olduğu görülmüştür (p<0,05). Ayrıca, hastaların toplam kronik hastalık sayısı ve günlük sürekli kullandıkları ilaç sayısı arttıkça Fried total düşkünlük skorunun da istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır (p<0,05). Fried Düşkünlük Ölçeği'nin alt boyutlarına bakıldığında; hem kadınlarda hem de erkeklerde en sık rastlanan düşkünlük kriterinin 'yetersiz fiziksel aktivite' olduğu görülmüştür (n=239; tüm hastaların %62,8'i). İkinci sıklıkta görülen düşkünlük kriterinin 'zayıf pençe kuvveti' (n=184; %48,4) olduğu; üçüncü sıklıkta görülen düşkünlük kriterinin ise 'yavaş yürüme hızı' (n=156; %41) olduğu saptanmıştır. Hastalarda en az görülen düşkünlük kriteri ise 'kilo kaybı'dır (n=26; %6,8). TARTIŞMA ve SONUÇ: Düşkünlük; 65 yaş üstü bireylerde sık görülen, önlenebilir ve yönetilebilir bir sağlık sorunudur. Birinci basamakta da sık karşılaşılan bu sorunu aile hekimleri iyi tanımalı, kendi hizmet verdiği popülasyonundaki düşkün bireyleri tespit edip; gerektiğinde ilgili bölümlerle işbirliği yaparak bu sağlık sorununun yönetiminde aktif rol almalıdır. Anahtar kelimeler: Düşkün yaşlı, kırılgan yaşlı, aile hekimliği, Fried ölçeği

Aile hekimliğiDoktorlar-aileDüşkünlük+4
Nedim Oğuz
Akdeniz University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Fasioskapulohumeral musküler distrofili olgularda 4q'35'te lokalize D4Z4 tekrar dizilerindeki delesyonların gösterilmesi

Otozomal dominant bir miyopati olan Fasioskapulohumeral Musküler Distrofi (FSHD), en sık karşılaşılan üçüncü kas hastalığı olup; yüz, omuz ve üst kol kaslarındaki progresif kas güçsüzlüğü ile karakterizedir. FSHD hastalığına, 4q35 bölgesindeki D4Z4 tekrarlarındaki delesyonlar sebep olmaktadır. Otozomal dominant kalıtım gösteren bu hastalıkta, FSHD hastalarının %95'inden fazlasında, normal bireylerde 11 ila 100 tekrar içeren D4Z4 tekrar dizileri, 1 ile 11 tekrar içermektedir.Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı'nda klinik açıdan FSHD ön tanısı almış 14 olgu (5'i kadın, 9'u erkek) ele alındı. Yaş ortalaması 39 olan bu olguların periferal kanlarından tuzla çöktürme metodu ile DNA izolasyonu yapıldı. 4 numaralı kromozomun q35 lokusunda yer alan D4Z4 tekrar dizilerindeki delesyonu gösterebilmek için Southern blot yöntemi kullanıldı. Aynı zamanda klinik olarak normal bireylerden elde edilen 3 DNA örneği de kontrol olarak çalışıldı. Kontrol grubundaki D4Z4 tekrarları, normal sınırlar içinde bulunurken (11 tekrardan fazla), 14 FSHD olgunun tekrar sayısının, klinik göstergeyle paralel olarak normal sınırların altında (11 tekrardan az ) olduğu belirlendi.Elde ettiğimiz sonuçlara göre, Southern blot yöntemi hastalıkla ilişkili 4 numaralı kromozom üzerindeki D4Z4 tekrarlarındaki delesyonların belirlenmesi için uygun bir yöntem olarak gözlenmiştir. Klinik bulguyu desteklemesi, hastalıkta kesin tanıyı sağlaması ve genetik danışma açısından da büyük önem taşımasından dolayı bu yöntemin rutine uygulanması halinde fayda sağlayacağı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: FSHD, D4Z4 tekrarları, Southern blot, 4 numaralı kromozom

Blotting-southernKas distrofileriKromozomlar+1
Özge Burcu Şahan
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2012
00

Related subjects