Demographic variables
139 theses under this subject heading
Öğrencilerin matematiğe karşı görüş ve davranışları: PISA 2022'den kanıtlar
Bu araştırma, öğrencilerin matematiğe yönelik görüşleri ile matematiği öğrenmek için sergiledikleri davranışları belirlemeyi ve bu görüş ve davranışların bazı demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2022 Türkiye örneklemi kullanılmıştır. Araştırmada 7.250 öğrenciye ait veriden yararlanılmıştır. Araştırmada nicel veriler ile çalışılmış veri seti uygun istatistik paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Öğrencilerin matematiğe yönelik görüşleri ile bu derse ilişkin çaba düzeyleri frekans ve yüzde gibi betimsel istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Ayrıca, cinsiyet değişkenine göre gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığını belirlemek amacıyla Mann-Whitney U testi uygulanmış; kardeş sayısı, anne ve baba eğitim düzeyi gibi çoklu grupların yer aldığı değişkenler için ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Bulgular, öğrencilerin matematiğe yönelik görüşlerinin, kaygı odaklı olduğunu göstermiştir. Cinsiyet ile anne ve baba eğitim düzeyinin öğrencilerin kaygı düzeylerinde anlamlı farklılıklar oluşturduğu; kardeş sayısının matematiğe yönelik kaygı düzeyinde etkili olamadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin matematik öğrenmek için gösterdikleri davranışların olumlu çabalar içerdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte cinsiyet, kardeş sayısı, anne ve baba eğitim düzeyinin öğrencilerin matematiği öğrenmek için sergiledikleri davranışlarında anlamlı farklılıklar oluşturduğu da belirlenmiştir. Bu bulgulardan hareketle öğrencilerin matematik öğrenmek için belli bir düzeyde kaygıya sahip olmalarının matematik öğrenmek için gösterecekleri davranışları olumlu etkildiği söylenebilir.
Ortaöğretim öğretmenlerinin kültürel farklılıklara yönelik bakış açılarının çeşitli demografik değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırmada, İstanbul ili Küçükçekmece ilçesinde çalışan lise öğretmenlerinin çok kültürlü yeterlik algı düzeylerinin belirlenmesi ve çok kültürlü yeterlik algı düzeylerinin cinsiyet, kıdem, öğrenim düzeyi ve meslekî branş değişkenlerine göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma genel tarama modellerinden kesit alma modelinde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, İstanbul İli Küçükçekmece ilçesindeki 9 resmi lise oluştururken, örneklemini ise bu liselerde 2013-2014 öğretim yılında görev yapan 163'ü (%60,1) kadın, 108'i (%39,9) erkek olmak üzere toplam 271 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Başbay ve Kağnıcı (2011) tarafından geliştirilen "Çok Kültürlü Yeterlik Algıları Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler, betimsel istatistik teknikleri ve ANOVA ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda, lise öğretmenlerinin çok kültürlülükle ilgili farkındalık düzeylerinin yüksek olduğu; beceri ve bilgi düzeylerinin ise genel olarak ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Lise öğretmenlerinin çok kültürlülükle ilgili farkındalık, bilgi ve beceri alt boyutlarından aldıkları puanlar arasında cinsiyete, kıdeme, öğrenim durumuna göre bir fark bulunamamış; sadece mesleki branşta anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kültür, Eğitim, Öğretmen, Çok Kültürlü Eğitim, Çok Kültürlü Yeterlik Algısı
Okul yöneticilerinin değerlerinin çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesi: Pendik İlçesi örneği
Bu araştırmayla okul yöneticilerinin değerlerinin çeşitli demografik değişkenler açısından incelenerek bu konuda somut bir bulgu ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırma; Giriş, İlgili Literatür, Yöntem, Bulgular, Tartışma ile Sonuç ve Öneriler olmak üzere beş ana bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Pendik ilçesinde, devlet okullarında görev yapan 90 okul yöneticisini oluşturmaktadır. Bu yöneticilerin 74' ü erkek 16'sı kadındır. Araştırmaya 10'u okul müdürü, 8'i müdür başyardımcısı, 56'sı müdür yardımcısı ve 16'sı ise meslek lisesi alan şefidir. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Ayrıca bu araştırmada; Demografik değişkenlerin toplanmasına yönelik kişisel bilgi formu ve ''Aksiyonda Değerler Ölçeği'' yer almaktadır. Bu ölçeğin alt boyutları olarak; yardım severlik, saygı gösterme, öz denetim ve öz değerlendirme kavramları ele alınmıştır. Okul yöneticilerinin değerleri çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmiştir. Bu araştırmanın sonucunda okul yöneticilerinin genel olarak değerlerinin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılık göstermediği, değer yargılarının yüksek derecede olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan yöneticilerin ''yardımseverlik'' düzeyi yüksek (4.104+-0,430) ''saygı gösterme'' düzeyi yüksek (3,845+-0,416) ''öz denetim'' düzeyi yüksek (3,730+-0,403) ''öz değerlendirme'' düzeyi orta (3,217+-0,663) '' aksiyonda değerler genel'' düzeyi yüksek (3,885+-0,377) olarak saptanmıştır. Bu veriler yöneticilerin değerlerinin genel itibariyle yüksek düzeyde olduğu gözlenmektedir. Bu araştırma sonucunda yöneticilerin; öğretmenlere ve öğrencilerine yardımsever olan, saygı gösteren, özdenetim ve aksiyonda değeri yüksek olan, öz değerlendirme düzeyi orta seviyede olan bireylerden oluştuğu söylenebilir. Araştırmaya katılan yöneticilerin öz değerlendirme puanları ortalamalarının görev değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılan tek yönlü varyans analizi (Anova) sonucunda grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur(F=3,215; p=0.027<0.05). Farklılıkların kaynaklarını belirlemek amacıyla tamamlayıcı post-hoc analizi yapılmıştır. Görevi müdür yardımcısı olanların öz değerlendirme puanları (3,246 ± 0,613), görevi müdür başyardımcısı olanların öz değerlendirme puanlarından (2,625 ± 0,551) yüksek bulunmuştur. Görevi meslek lisesi alan şefi olanların öz değerlendirme puanları (3,469 ± 0,730), görevi müdür başyardımcısı olanların öz değerlendirme puanlarından (2,625 ± 0,551) yüksek bulunmuştur.
Meslek lisesi öğrencilerinin uygulama staj algılarının çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesi
Dünyada gelişen teknolojiye bağlı olarak insan unsurunun çalışma hayatındaki önemi göz ardı edilemez. İşletmelerin sektör için eleman yetiştirmeleri hem alaylı olarak hem de örgün ve yaygın eğitim kurumları tarafından yapılabilmektedir. Mesleki eğitimde teorik eğitim yanında staj uygulamaları da tamamlayıcı bir unsur olmuştur. Staj eğitimi, öğrencilerin iş hayatına adapte olmaları, mesleklerini yerinde uygulayarak yapmaları için önemlidir. Bu araştırma, meslek liselerinde eğitim alan öğrencilerin staj algılarını çeşitli demografik değişkenler açısından tespit etmeye yönelik bir çalışma olması amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu İstanbul ili Silivri ilçesi Selimpaşa İMKB Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesinden 173 öğrenci, Silivri Endüstri ve Teknik Meslek Lisesi'nden 157 Öğrenci, Şerife Baldöktü Kız Teknik ve Meslek Lisesi'nden 134 olmak üzere toplamda 464 öğrenci staj eğitimine katılmışlardır. Üç okul toplamında 330 öğrenciye araştırma kapsamına alınıp anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 21,0 paket programı kullanılarak analiz edilmiş, tablolar ile yorumlanmıştır. Yapılan faktör analizi ve demografik özellikler açısından t-testi, Kruskal Wallis H testi, Manny Whitney U testi sonuçlarına göre öğrencilerin staj döneminde eğitim düzeyleri arasında, tatmin, işletme ile ilişkiler, sektöre bağlılık ve işletme koşulları faktörlerinde anlamlı fark olduğu görülmektedir. Öğrencilere işletmelerin sunduğu sosyal imkânlardan, çalışma sürelerinden memnun oldukları söylenebilir. Ayrıca elde edilen verilerden öğrencilerin orta düzeyde işletmelerde sorun yaşadıkları sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mesleki Eğitim, Staj, Staj Sorunları.
Temel psikolojik ihtiyaçlar irrasyonel (Akılcı olmayan) inanışlarının, duygu durum ve amaçlarla ilişkisi
Araştırmamızda ortaokul seviyesindeki ergenlerin Temel psikolojik ihtiyaçlar irrasyonel inanışlarının, duygu durumları ve amaçlarla ve bazı demografik değişkenlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırmamızın örneklemini, İstanbul'un Çatalca ilçesinde eğitim ve öğretim görmekte olan 188 kız, 160 erkek öğrenciden oluşan toplam 348 orta okul öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünden ve öğrencilerin velilerinden izin alınmıştır. Öğrencilere üç farklı ölçek uygulanmıştır. Bunlar: Akılcı Duygucu Öz Belirlenim Ölçeği (ADÖB), Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği (PANAS) ve Hayatın Anlamı ve Amacı Ölçeği'dir. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22.0 programında analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasındaki sürekli niceliksel verilerin analizinde T-testi, Mann Whitney U testi, kullanılmıştır. İkiden fazla bağımsız grup arasındaki sürekli niceliksel verilerin analizinde tek yönlü anova, kruskall wallis testleri kullanılmıştır. Test seçimleri değişkenlerin normal dağılıma uygun olup olmamasına göre bakılarak karar verilmiştir. Sürekli değişkenlerin analizinde ise spearman korelasyon ve çoklu lineer regresyon analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Temel Psikolojik ihtiyaçlar, İrrasyonel İnanışlar, Pozitif ve Negatif Duygu, Amaçlar, Ergenlik, Özerklik, İlişkili Olma, Yeterlilik.
Mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlık faktörünün aracı rolü
Bu tez çalışmasının temel amacı, mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlık faktörünün aracılık rolünü incelemektir. Araştırma, İstanbul'da yaşayan, yaşları 18-60 arasında değişen, 206 kadın, 147 erkek olmak üzere toplam 353 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma katılımcılarına rastlantısal örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Katılımcılara veri toplama aracı olarak 'Sosyodemografik Bilgi Formu, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Öz Duyarlık Ölçeği' uygulanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda mükemmeliyetçilik puanları ve psikolojik belirti puanları arasında pozitif yönlü anlamlı; öz duyarlık puanları arasında ise negatif yönlü anlamlı ilişkinin olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Aynı zamanda, öz duyarlık puanları ve psikolojik belirti puanları arasında da negatif yönlü anlanmlı ilişkinin olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonucunda elde edilen yapısal modelde, mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz duyarlığın kısmi aracı role sahip olduğu görülmüştür. Demografik değişkenlere yönelik yapılan analizlerde, toplam mükemmeliyetçilik puanlarında katılımcıların cinsiyetlerine ve gelir düzeylerine göre; toplam psikolojik belirti puanlarında çalışma, eğitim, medeni durumlarına ve gelir düzeylerine göre anlamlı farklılaşmaların olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Toplam öz duyarlık puanlarında ise demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşmanın olmadığı görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgular, ilgili literatür desteği ile tartışılmış ve gelecekte yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, Psikolojik Belirti, Öz Duyarlık
Yetişkinlerde kendine yansıtma ve içgörü, duyguları ifade etme, duygusal şemalar ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişki ve çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, içgörü ve kendine yansıtma, duygusal şemalar, duyguları ifade etme ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin yetişkin popülasyonunda incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini yaşları 18 ve üzeri değişen toplam 391 kişi (166 erkek ve 225 kadın) oluşturmaktadır. Katılımcılara içgörü ve kendine yansıtma, duygusal şemalar, duyguları ifade etme ve psikolojik iyi oluş düzeyini değerlendiren özbildirim ölçekleri uygulanmıştır. Yapılan parametrik analizler sonucunda içgörü ve duyguları ifade etmenin psikolojik iyi oluş ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu, duygusal şemaların ise negatif bir ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Kendine yansıtma ve psikolojik iyi oluş arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Evli bireyler ile bekâr bireyler arasında psikolojik iyi oluş düzeylerine göre anlamlı bir farklılık olduğu ortaya çıkmıştır. Gelir düzeylerine göre psikolojik iyi oluş düzeyi arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Bu farklılığın 4000 tl ve üzeri maaş alanların lehine olduğu tespit edilmiştir. Yapılan çoklu regresyon sonuçlarına göre, içgörü, duyguları ifade ve duygusal şemaların psikolojik iyi oluşu anlamlı düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: İçgörü, kendine yansıtma, duygusal şemalar, duyguları ifade etme, psikolojik iyi oluş
Çalışanların prososyal davranışlarının demografik faktörler açısından incelenmesi: Bir araştırma
Araştırmanın amacı çalışanların prososyal davranışlarının değerlendirilmesi ve prososyal davranışların kişisel özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Araştırmacılar tarafından belirlenecektir. İstanbul il genelinde faaliyet gösteren optik cam üreten 4 farklı firmanın merkez ve şubelerinde görev alan çalışanlar olarak belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi 200 kişi olarak belirlenmiştir ve saha araştırmasında 213 kişiye anket uygulanmıştır. Anketler Google Formlar üzerinden çevrimiçi ortamda uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Anket formu kişisel özelliklere yönelik sorulardan ve Prososyal Davranışlar Ölçeği'nden meydana gelmektedir. Verilerin analizi SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Prososyal davranışlara yönelik tanımlayıcı istatistikler incelenmiştir. Buna göre ortalama puan 3,91±0,60 olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların genel olarak prososyal davranış algılarının ortalamanın üzerinde olduğunu göstermektedir. Katılımcıların cinsiyetlerine göre prososyal davranışları incelenmiştir. Buna göre katılımcıların cinsiyetlerine göre prososyal davranışları farklılık göstermektedir. Kadınların prososyal davranış algıları, erkeklerin prososyal davranış algılarından daha yüksektir.
Dijital oyunlarda kutsal sembolizmi ve oyuncularına yansımaları
Günümüzde birçok kavramın dijitalleşebildiği bir çağda, oyunlar ve oyunlara yerleştirilen bazı kavramlar dijitalleşmiştir. Dijital oyunlardaki kutsal kavramı da bunlardan bir tanesidir. Bu bağlamda dijital oyunlardaki kutsal sembolizmine oyuncuların herhangi bir tutum geliştirip geliştirmediğini saptamak için bir ölçek geliştirme çalışması yapılmıştır. Geliştirilen bu ölçekle dijital oyunlardaki kutsal ögelere yönelik oyuncu tutumlarının ölçülmesi amaçlanmıştır. Buna ek olarak, bu tutumlar ile demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, yaşanılan yer, mesleki durum, dine verilen önem düzeyi) arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örnekleminde, evrenin temsiliyetini sağlaması amacıyla ölçüt ve kartopu örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Örneklem, 361 katılımcıdan oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen Dijital Oyunlardaki Kutsal Ögelere Yönelik Oyuncu Tutumları Ölçeği (DOKOTÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Ölçek bazı aşamalardan geçerek son şeklini almıştır. Bunlar, amaca uygun maddelerin belirlenmesi, uzman görüşlerinin alınması, deneme uygulaması, geçerlilik ve güvenirlik analizleridir. Ölçek maddelerinde ters kodlama yapılmamıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda, geçerliliği ve güvenirliği olan iki alt boyutlu (dijital oyunlardaki kutsal ögelere yönelik "olumlu tutumlar" ve "olumsuz tutumlar"), 15 maddelik "Dijital Oyunlardaki Kutsal Ögelere Yönelik Oyuncu Tutumları Ölçeği (DOKOTÖ)" elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, oyuncuların dijital oyunlardaki kutsal sembolizmine yönelik tutum geliştirdiklerini ve bu tutumların demografik değişkenlere göre farklılaştığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Dijital oyun, Kutsal, Oyuncu, Sembol, Tutum, Ölçek Geliştirme
Güzel sanatlar alanında öğrenim gören üniversite öğrencilerinin yaratıcılıklarının psikopatolojileri ve kişilik özellikleri üzerindeki etkisi
Bu araştırmada, Güzel Sanatlar alanında öğrenim gören bir grup gönüllü üniversite öğrencisinin; yaratıcılıklarının psikopatoloji ve kişilik özellikleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular SPSS Windows 22.0 programıyla analiz edilmiştir. T test, Anova testi ve Ki Kare testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında değişkenler arasındaki ilişki farklılıklarını belirlemek için tamamlayıcı olarak Post Hoc Tukey testi, sürekli değişkenler ile arasındaki ilişki Pearson Korelasyon ve Regresyon analizi uygulanarak incelenmiştir. Araştırmaya 2015-2016 ve 2016-2017 eğitim öğretim yıllarından Işık Üniversitesi'nin ve Pamukkale Üniversitesi'nin Güzel Sanatlar fakültelerinin 1., 2., 3. ve 4. sınıflarında öğrenim gören toplam 200 gönüllü öğrenci katılmıştır. Uygulama, araştırmacı tarafından geliştirilen, ''Sosyodemografik Bilgi Formu'', psikopatolojik değerlendirme için, "Kısa Semptom Envanteri"; yaratıcılık düzeylerini belirlemek için ''Raudsepp Ne Kadar Yaratıcısınız Ölçeği'', kişilik özelliklerini belirlemek için ise ''On Maddelik Kişilik Ölçeği'' yapılmıştır. Yapılan korelasyon analizinde yaratıcılık ile anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuşken, yapılan regresyon analizinde ise yaratıcılık ile depresyon, anksiyete ve somatizasyon arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Yapılan analizde yaratıcılık ile deneyime açıklık arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuşken, yaratıcılık ile duygusal dengelilik arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yapılan Anova ve ki kare analizlerinin sonucunda yaratıcılık ile sosyo demografik değişkenlerin alt boyutlarından, yaşamının büyük bir bölümünü geçirdiği şehir, anne-baba eğitim düzeyi, ekonomik düzey, ailenin sanatsal eğilimi, eğitim alanları, alan dışı ilgilenilen başka sanatsal alanlar, görsel ve yazılı yayın takibi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Yaratıcılık ve sosyo demografik değişkenlerin regresyon analizinde, baba-anne eğitiminin, ailenin sanatsal eğiliminin ve eğitim alanının yaratıcılığı yordadığı, yaratıcılık ile psikopatolojik boyutlar, kişilik özellikleri ve sosyo demografik değişkenler üzerine yapılan regresyon analizinde ise baba-anne eğitiminin, eğitim alanının ve görsel ve yazılı yayın takibinin yaratıcılığı yordadığı saptanmıştır.
2011 Van depremi sonrası Van kentinde yaşanan nüfus değişikliği ve rezilyans
Kentlerin değişen ve dönüşen sosyal ve doğal çevreye uyum sağlaması için, birçok bilim insanı yeni 'rezilyans (resilience)' kavramına odaklanmaktadır. Çünkü kentlerin, doğal felaketlerden veya insan kaynaklı tehditlerden hızlı ve sağlıklı bir şekilde toparlanmasına ve dönüştürülmesine ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Dolaysıyla tehditlere karşı kentlerin göstermiş olduğu direnç ve kendini yenileme süreci önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, Van kentinin 2011 depremi sonrası yaşadığı (2019 yılına kadar) nüfus değişimini ele alan bu çalışmada, rezilyans teorisini esas alan bir yöntem geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntem sayesinde hem kent düzeyinde hem de mahalle boyutunda analizler yapılmıştır. Uygulanan çalışmada yaşam alanı ilk olarak istatistiksel analiz birimi ile belirlenmiş ve nüfus değişikliği temel istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca korelasyon analizi, mahalleye göre nüfus sıralama değişikliği ve ağırlıklı nüfus merkezi noktası ölçümü yapılmıştır. Rezilyans ölçümü çok boyutlu analiz için kent, yaşam alanı ve mahalle boyutuna bölünerek analiz edilmiştir. Geliştirilen rezilyans yöntemi sayesinde 2011 depreminin Van kenti yaşam alanında ve mahalle boyutunda büyük değişikliklere neden olduğu anlaşılmaktadır. Rezilyansın bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Van kentinin 2019 yılına kadar kent boyutunda depremden önceki nüfusun büyüme eğilimini geri kazanmadığını göstermektedir. Ayrıca depremin konutlar üzerinde yaptığı olumsuz etkiye hızlı bir şekilde yanıt vermek amacıyla yürütülen TOKİ projesinin, 2013 yılında yaşam alanı ve kent boyutunda depremin ötesinde daha fazla rezilyans değişikliğine yol açan bir faktör olduğu da gözlemlenen bir başka gerçektir. Kentsel yaşam alanı ve mahalle boyutunda bir analizi hedef alan bu çalışmanın, Van kentinin sürdürülebilir bir yerleşme olmasını sağlamada ve değişimin kaçınılmaz olduğu bir ortamda etkin ve esnek bir rezilyans kentine dönüştürülmesine katkı sunmayı ve bundan sonraki çalışmalar için de temel teşkil etmesi beklenmektedir.
İlköğretim öğrencilerinin matematik dersi problem çözme başarılarının bazı demografik değişkenler ve okuduğunu anlama becerisi açısından incelenmesi
Bu çalışmada ilköğretim 5. Sınıf öğrencilerinin matematik dersi problem çözme başarısının okuduğunu anlama becerisi açısından ve her iki becerinin sosyal değişkenler açısından incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Araştırma 2009 ? 2010 eğitim öğretim yılı 2. Döneminde Kütahya İli Simav İlçesi'ndeki 12 ilköğretim okulunda yapılmıştır. Toplam 370 öğrenci çalışmaya katılmıştır. Araştırma içerik bakımından altı ana bölümden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen veriler Pearson korelasyon analizi, bağımlı-bağımsız t testi, tek yönlü Anova testi uygulanarak değerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre problem çözme başarısı ile okuduğunu anlama becerisi arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki vardır. Problem çözme başarı düzeyi ve okuduğunu anlama becerisi, sosyekonomik gelir düzeyi, baba eğitim durumu, internet bağlantısı imkânı, kardeş sayısı, özel bir kurs alma, ikâmet edilen yerleşim birimi gibi değişkenlerden etkilenmektedir. Bu değişkenlerin düzeyleri arttıkça başarı ve beceri düzeyinin arttığı saptanmıştır. Anne eğitim düzeyi ve özel ders alma gibi değişkenlerin okuduğunu anlama becerisi başarı düzeyine etkisinin olmadığı saptanmıştır. Kız öğrencilerin okuduğunu anlama becerilerinin erkeklerinkinden daha iyi olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca internete bağlanma imkânının hem problem çözme başarısına hem de okuduğunu anlama becerisine olumlu katkı yaptığı sonucuna varılmıştır.
Özel dershanelerde görev yapan öğretmenlerin iş tatminleri ve örgütsel bağlılıkları arasındaki etkileşim ile ilgili bir araştırma
Bu çalışmanın amacı; özel dershanelerde görev yapan öğretmenlerin iş tatmini ve örgütsel bağlılık derecelerini belirlemek, bu iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemek ve ayrıca bu değişkenlerin diğer demografik değişkenlerle olan ilişkilerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışmanın ilk bölümünde ?iş tatmini? kavramı ele alınarak tanımı yapılacak, benzer kavramlarla ilişkisi, iş tatmini ile ilgili teorileri, iş tatmini ölçüm teknikleri ve iş tatminini etkileyen faktörler açıklanacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde ?örgütsel bağlılık? kavramı ele alınarak benzer kavramlarla ilişkisi, örgütsel bağlılık yaklaşımları, örgütsel bağlılığın sınıflandırılması ve örgütsel bağlılığı etkileyen faktörler açıklanacaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde iş tatmini ile örgütsel bağlılık arasındaki etkileşim ve bunun sonuçları açıklanarak iş tatminini arttırma yöntemleri anlatılacaktır. Çalışmanın son bölümünde ise iş tatmini ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi incelemeye yönelik bir uygulama yer alacaktır. Araştırmanın Örneklemi Uşak İl Merkezinde faaliyet gösteren Özel dershanelerde görev yapan öğretmenlerdir. Toplamda 7 dershanede 150 anketle yapılmıştır. Araştırmada iş tatmini ve örgütsel bağlılık ile ilgili ölçekler ve demografik özelliklerle ilgili bilgi formu kullanılmıştır. İş tatminini ölçmek için Smith, Kendall ve Hulin tarafından 1969?da geliştirilen JDI-Job descriptive index ? iş tanımlama indeksi adlı 1987?de Ergin tarafından ?İş Betimlemesi Ölçeği? adıyla Türkçe?ye çevrilen ölçek kullanılmıştır. Bu ölçeğin seçilmesinin sebebi daha önceki uygulamalarda öğretim görevlileri için kullanılması ve bu alanda geçerliliğinin kanıtlanmış olmasıdır. Ölçekte toplam 19 ifade yer almakta ve bu ifadeler ?Kesinlikle Katılmıyorum? ile ?Tamamen Katılıyorum? arasında değişen 7Tı Likert ölçeği ile değerlendirilmiştir. Örgütsel bağlılığı ölçmek içinse Ailen ve Meyer?in üç boyutlu örgütsel bağlılık ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin alt faktörleri duygusal bağlılık, devam bağlılığı ve normatif bağlılıktır. Bu ölçekte de 7Tı likert ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre iş tatmini ve örgütsel bağlılık arasında karşılıklı ilişki olduğu, örgütsel bağlılık ve iş tatmininin amaçlardaki değişim, iş hacmi, görev başında olmama ve iş performansı gibi örgütsel sonuçları oldukça etkileyen değişkenlerle ilişkili oldukları açıkça görülmektedir. Diğer taraftan iş görenin çalıştığı örgüte ve onun değerleriyle hedeflerine olumlu duygular beslerken, örgüt içinde yaptığı belli bir işten dolayı mutsuzluk duyabileceği olasılığı her zaman bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İş Tatmini, Örgütsel Bağlılık, Özel Dershanelerdeki Öğretmenler
Sınavların öğrenciler üzerinde oluşturduğu kaygı düzeyi ile psikolojik sağlamlık düzeylerinin çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada sınavların öğrencileri üzerinde oluşturduğu kaygı düzeyi ile psikolojik sağlamlık düzeyleri çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırmamızda, bireylerin sınav kaygı düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri demografik değişkenlere göre incelenmiş ve bu doğrultuda çeşitli istatistikler yapılmıştır. Bireylerin sınav kaygı düzeyleri ile zorlu-stresli olaylar veya durumlar karşısında ne düzeyde dirençli ve dayanıklı olduğunu ifade eden psikolojik sağlamlığın koruyucu faktörleri ile arasında anlamlı ilişkilerin olması öngörülmektedir. Araştırma 2020-2021 eğitim-öğretim yılında İstanbul ilinde özel bir okulun ortaokul kademesinde öğrenim görmekte olan 76 erkek ve 75'i kız olmak üzere toplamda 151 denekten oluşmaktadır. Araştırmadaki veriler, örneklem grubunun kişisel özelliklerine yönelik bilgi elde etmek amacıyla Demografik (Kişisel) Bilgi Formu, sınav kaygı düzeylerine yönelik bilgi elde etmek amacıyla Sınav Kaygısı Ölçeği, son olarak psikolojik sağlamlık düzeylerine yönelik bilgi elde etmek amacıyla Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılarak veriler elde edilmiştir. Ölçeklerle birlikte katılımcı için Bilgilendirilmiş Onam Formu ve Veli İzin Formu ile araştırmamızın amacı ve önemi, katılımcıların istedikleri zaman çekilebilme haklarının olduğu, verdikleri cevapların gizlilik ilkesinde koruncağına yönelik bilgilere yer verilmiştir. Araştırma verileri çeşitli istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS (Statistical Pack age for Social Sciences) programı kullanılmıştır. Araştırmanın iki sürekli değişken arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson korelasyon (çift kuyruk) analizi kullanılmıştır. Bağımsız örneklem T-Testi (İndependent Samples T-Testi) kullanılmıştır. İkiden fazla bağımsız grup arasında farkın anlamlılığı ve niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (Oneway) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı Post-Hoc analizi olarak LSD testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, bireylerin sınav kaygı düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bireylerin sınav kaygısı ölçeğinin alt boyutları ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Buna göre bireylerin psikolojik sağlamlık düzeyleri yükseldikçe sınav kaygı düzeyleri düşmektedir. Bireylerin sınav kaygı düzeylerinin cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı tespit edilmiştir. Buna göre kızların kaygı düzeylerinin erkeklere oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Bireylerin psikolojik sağlamlık düzeyleri cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı görülmüştür. Bireylerin sınav kaygı düzeyleri ile sınıf düzeyleri arasında anlamlı bir şekilde farklılaşmanın olduğu tespit edilmiştir. Buna göre 6. Sınıf ve 7. Sınıf öğrencilerinin kaygı düzeyleri, 8. Sınıf öğrencilerine oranla daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmamızda öğrencilerin psikolojik sağlamlık düzeyleri ile sınıf düzeyleri arasında anlamlı bir şekilde farklılaşmanın olduğu görülmüştür. Buna göre 8. Sınıf öğrencilerinin psikolojik sağlamlık düzeylerinin 7. Sınıf öğrencilerine göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmamızda bireylerin sınav kaygı düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri ailenin medeni ve ekonomik durumuna göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı görülmüştür. Araştırmamızda öğrencilerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin akademik başarı durumlarına göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı tespit edilmiştir. Buna göre akademik başarı durumu iyi olan öğrencilerin psikolojik sağlamlık düzeyleri, başarı durumu kötü olan öğrencilere oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmamızda öğrencilerin sınav kaygı düzeylerinin akademik başarı durumlarına göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı tespit edilmiştir. Araştırmamızda bireylerin sınav kaygı düzeylerinin kardeş sayısı değişkenine göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı tespit edilmiştir. Araştırmamızda bireylerin sınav kaygı düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri akademik destek alma ve kaçıncı çocuk olduğu değişkenine göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı görülmüştür.
Kayıp yaşamış yetişkinlerde duygusal zekâ ile yas süreci arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada duygusal zekâ ve bazı demografik değişkenlerin yas süreci üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini uygun örnekleme yöntemi ile ulaşılan 205 katılımcı oluşturmaktadır. Veri toplamak maksadıyla kullanılan anket formunda Sosyodemografik Bilgi Formu, Bar-On Duygusal Zekâ Testi ve Teksas Düzeltilmiş Yas Ölçeği yer almaktadır. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen korelasyon analizi sonucunda duygusal zekâ ile cinsiyet (kadın olmak) arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında yas süreci ile cinsiyet (kadın olmak) ve duygusal zekâ arasında ise negatif ve anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Regresyon analizi neticesinde ise yas süreci üzerinde cinsiyetin (kadın olmanın) ve duygusal zekânın olumsuz yönde ve anlamlı etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Son olarak gerçekleştirilen t-testi sonucunda katılımcıların duygusal zekâ ve yas süreci seviyelerinin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Buna göre kadınların duygusal zekâ seviyelerinin erkeklerden daha yüksek olduğu, buna karşın erkeklerin yas yoğunluğunun kadınlardan daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
4-6 yaş arasındaki çocuklarda sosyal yetkinlik düzeyleri ve davranış problemleri arasındaki ilişkinin demografik verilere göre incelenmesi
Çocuğun sosyal gelişiminde en etkili evre olan okul öncesi dönem, sosyal yetkinlik davranışlarının da gelişebilmesi yönünden oldukça önemlidir. Çocuğun toplum içinde yaşadığı sorunlar ve bu sorunların çözümlenme yollarında, çevresindeki aile ve akranlarıyla kurduğu iletişim şekillerinde, davranışlarının şekillenmesinde, kişiliğinin oluşumunda sosyal yetkinlik düzeyi ona rehberlik etmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, 4-6 yaş arasındaki çocuklarda sosyal yetkinlik düzeyleri ve davranış problemleri arasındaki ilişkinin demografik verilere göre incelenmesidir. Araştırmada 88 kız ve 42 erkek olmak üzere 130 çocuk seçilmiştir. Araştıma İstanbul ilinde Bahçelievlerdeki anaokullarını kapsamaktadır. Araştırma kapsamında veri toplama aracı olarak, Sosyal yetkinlik ve davranış değerlendirme ölçeği ve Okul Sosyal Davranış Sorunları Tarama Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonunda sosyal yetkinlik ile sosyal yeterlik, kişiler arası ilişkiler, öz denetim becerisi ve akademik beceriler arasında orta düzey ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca Sosyal yetkinlik ile olumsuz sosyal davranışlar, saldırgan sinirli davranışlar ile antisosyal/agresif ve yıkıcı talepkar davranışlar davranışlar arasında orta düzey ve negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu kapsamda okul psikolojik danışmanları öğrencilerin erken gelişim özelliklerini, olumlu benlik algılarını ve farkındalıklarını geliştirebilmeleri için çocuklara ve ailelerine eğitim programları planlayabilir.
Oyun davranışı ve baba tutumları arasındaki ilişkinin bazı demografik değişkenler üzerinden incelenmesi
Ülkemizde son yıllarda babalara yönelik araştırmaların artması ile birlikte baba katılımının çocuk gelişiminde ne kadar büyük öneme sahip olduğunu görülmektedir. Çalışan anne sayısının artması, babaların eğitim düzeyindeki gelişmeler ile çocuk bakımında babaların daha çok rol alması ve çocukla geçirdikleri zamanın arttığını gözlemlemekteyiz. Bu çalışma 36-72 ay arası gelişime sahip çocuklarda oyun davranışı ve baba katılımı arasındaki ilişkiyi ve babalara ait bazı demografik biilgiler arasındaki ilişkiyi incelemek adına 36-72 ay arası gelişime sahip çocuğu olan babalarla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan 131 baba oluşturmaktadır. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma örnekleminde yer alan çocuklara ait veriler Çocuklarda oyun davranışını değerlendirmek için ''Oyun Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği (Kuşçu, 2014)'' ile elde edilmiştir. Babalara ait bilgiler ise Baba Katılım Ölçeği (BAKÖ) (Sımsıkı, Şendil 2014) ve araştırmacının hazırlamış olduğu demografik bilgi formu ile elde edilmiştir. Araştırma verilerinden elde edilen sonuçlara göre, 36-72 ay arası gelişim gösteren çocuklarda baba katılımının oyun davranışlarında etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 36-72 ay arası gelişim gösteren çocuklarda baba katılımından keyfi meşguliyet ve ilgi ve yakınlığın artmasıyla manipülatif oyun davranışlarının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. 36-72 ay arası çocuklarda babanın eğitim düzeyine paralel olarak baba katılımının temel bakım düzeyi arttığı sonucuna ulaşılmıştır. 36-72 ay arası gelişim gösteren çocuklarda babanın yaşına paralel olarak baba katılımının temel bakım düzeyinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. 36-72 ay arası gelişim gösteren çocuklarda babanın kendi babasıyla oyun oynama sıklığı baba katılımının temel bakım düzeyi paralel olarak azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Babaların çocukların gelişiminde temel bakımda daha çok rol almaları ve çocukların manipülatif oyunlarda baba katılımının önemi vurgulanarak keyfi meşguliyet ve ilgi ve yakınlık konusunda daha çok rol almaları önerilebilir.
Interrelationships between sociodemographic characteristics, poverty and out of pocket health expenditures in Turkey
Health expenditures have had a rapidly increasing trend around the world due to technological advancements in the health sector, population growth, changes in sociodemographic characteristics, higher quality and more accessible health care service expectations etc. Managing the increasing health expenditures by means of health financing methods has been an essential part of health policies in the last two centuries. Out-of-pocket (OOP) health expenditure has been among one of the most common health financing methods across the world. Even though, its scope within the health financing systems varies according to economic, social and developmental outlook of countries, OOP health expenditures have a wide variety of social and economic consequences. Catastrophic health expenditures and impoverishment are the most important ones. This study is looking for answers for the research questions stated as i) "How sociodemographic characteristics of individuals and households affect OOP health expenditures and catastrophic health expenditures in Turkey?" and ii) "Do OOP health expenditures cause impoverishment of individuals and households in Turkey?" Within the context of statistical analyses and calculations, Household Budget Surveys data is used conducted by Turkish Statistical Institute between 2004 and 2017 to observe a long period including the health transformation process of Turkey. The method of World Health Organization is applied for determining households that experienced catastrophic health expenditures for predetermined four thresholds and impoverishment. According to the results of the logistic regression analysis of OOP health expenditures, almost all independent variables included in the model have a statistically significant effect on households' OOP health expenditures. Although from 2004 to 2012 a notable decline trend was observed in catastrophic health expenditures, as of 2012, the rate has ever-growing trend in every threshold. When impoverished households due to OOP health expenditures are examined, it is seen that health insurance status, education, household type, having pre-school age or elderly or disabled member are prominent features. In conclusion, households with low social and economic opportunities cannot benefit from health care services adequately or become poor when they access to them. Key words: OOP health expenditure, catastrophic health expenditure, impoverishment, health insurance, health care service
Çocuğun ayrılık kaygısı ile annelerinin kaygı düzeyleri ve ebeveynlik tutumları arasındaki ilişki
Bu çalışmada okul öncesi dönemdeki çocukların ayrılık kaygısı düzeyleri ile annelerinin ebeveynlik tutumları ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmada demografik bilgi formunun yanı sıra çocukların kaygı düzeylerini belirlemek için, Yuva Çocukları İçin Ayrılık Kaygısı Ölçeği (Akman, 1987) kullanılmıştır. Annelerin kaygı düzeylerini belirlemek için Durumluk Sürekli Kaygı (Spielberg, 1970) Envanteri ve yine annelerin çocuk yetiştirme tutumlarını belirlemek için Ebeveyn Tutum Ölçeği (Demir, 2007) kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacı ile SPSS programından One - Way ANOVA ve T-Test'i uygulamaları yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda çocukların kaygı seviyesinin annelerin sürekli kaygı seviyesi ve farklı ebeveynlik tutumlarına bağlı olarak anlamlı şekilde farklılaştığı, bunun yanı sıra annelerin ebeveyn tutumunu çalışma durumu ve eğitim seviyesi demografik değişkenleri ile anlamlı şekilde farklılaştığı saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinin problemli internet kullanım düzeyleri ve demografik değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin problemli internet kullanım düzeyinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerini yordama gücünü belirlemek; cinsiyet, sınıf düzeyi, anne ve babanın eğitim düzeyi ve ailenin gelir düzeyine göre öğrencilerin siber zorbalık düzeyi ve siber mağduriyet düzeyinde bir değişim olup olmadığını incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Ege Üniversitesinin farklı fakültelerinde öğrenim gören 863 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri, Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ve Çok Değişkenli Varyans Analizinin (MANOVA) parametrik olmayan versiyonu olan Kruskall Wallis-H tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, siber zorbalık ve siber mağduriyetin üniversite öğrencileri arasında yaygın bir problem olduğunu ortaya koymuştur. Öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeyleri cinsiyet ve ailenin gelir düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterirken sınıf düzeyi ve babanın eğitim düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemektedir. Annenin eğitim düzeyine göre ise siber zorbalık düzeyleri anlamlı düzeyde farklılık gösterirken siber mağduriyet düzeyleri göstermemektedir. Buna ek olarak, problemli internet kullanımının alt ölçekleri olan sosyal fayda ve internetin olumsuz sonuçları siber zorbalık ve siber mağduriyeti yordarken diğer alt ölçek olan aşırı kullanım yordamamaktadır. Bulgular, ilgili alanyazın temelinde tartışılmış ve bazı öneriler sunulmuştur.
Huzurevi yaşlılarının yaşam doyumlarının stresle başa çıkma tarzları ve demografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma, huzurevi yaşlılarının yaşam doyumlarının stresle başa çıkma tarzları ve demografik değişkenler açısından incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma İzmir ilinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı olarak hizmet veren resmi huzurevlerinde kalmakta olan toplamda 126 huzurevi yaşlısına ölçme araçları uygulanarak yapılmıştır. Ölçme aracı olarak Yaşam Doyumu (Karataş, 1988) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları (Şahin, 1995) isimli ölçekler ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistik yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Ortaya çıkan sonuçlara göre; kadınların yaşam doyumunun erkeklerden fazla olduğu, boyun eğici yaklaşım tarzı stratejisinin kadınlar tarafından daha fazla kullanıldığı ve sosyal destek arama yaklaşım tarzı stratejisini kadınların erkeklere göre daha çok kullandığı görülmüştür. Üniversite mezunlarının yaşam doyumu açısından lise mezunlarına göre farklılaşmadığı boyun eğici yaklaşımda farklılaştığı görülmüştür. Yaşam doyum ölçeği skorlarında medeni durum açısından farklılaşma olmadığı, medeni durum açısından kendine güvenli yaklaşım ve sosyal destek arama yaklaşımında farklılaşma olduğu, kendine güvenli yaklaşımda evli olanlar ile bekar olanlar arasında istatistiksel olarak farklılaşmanın anlamlı olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgulardan yaşam doyumunun, stresle başa çıkma tarzları ve demografik değişkenler açısından incelenmesinin alandaki çalışmalara farklı bakış açıları kazandırabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, yaşam doyumu, stres, stresle başa çıkma tarzları, demografik değişkenler (yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum, gelir)
Lüks kozmetik ürünlerin tüketimini etkileyen post-demografik değişimlerin analizi
Günümüzde, Lüks Kozmetik sektöründe, lüks kozmetik ürünlerinin satışlarında artan bir ivme görülmektedir. Bu durum da, bu sektörlerde faaliyet gösteren markalar arasında yoğun bir rekabete neden olmaktadır. Yoğun rekabet ortamı, markaların kendi dinamiklerini, hedef pazar seçim stratejilerini tekrar gözden geçirmesine ve bu stratejilerinde değişikliğe gitmesine neden olmaktadır. Lüks kozmetik sektöründe faaliyet gösteren markalar gerek pazar paylarını arttırmak, gerekse faaliyetlerinin sürdürebilirliği için yeni trendlerden yararlanmaktadır. Bu bağlamda günümüzde ortaya çıkan ve yeni bir kavram olan "Post-demografik değişim", hedef pazar seçiminde kullanılan bu yeni trendlerin başında gelmektedir. "Post-Demografik değişim" kavramının hem yeni bir trend olması, hem de literatürde daha önce bu konu ile ilgili, özellikle ülkemizde yapılmış bir çalışmanın ya da araştırmanın olmamasından dolayı, bu yeni çalışma alanı tez konusu olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda gerçekleştirilen tez çalışmamızın birinci bölümünde pazar bölümlendirme kavramı, hedef pazar seçimi ve hedef pazar seçimi kriterleri ele alınmıştır. İkinci bölümünde "post-demografik değişim" kavramının yeni bir trend olarak ortaya çıkışı ve stratejileri ele alınarak lüks kozmetik sektöründe yaşanan post-demografik değişimlere yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölümünde ise, lüks kozmetik pazarında faaliyet gösteren X markasının cilt bakım ürünlerinin tüketimini etkileyen post-demografik değişimlerin uygulamalı bir analizi yapılmıştır. Üç farklı ülkenin havalimanlarında, farklı demografik özellikleri olan, X markasının cilt bakım ürünlerini kullanan tüketicilere yönelik gerçekleştirilen bu çalışmanın sonucunda, X markasının cilt bakım ürünlerinin tüketiminin post-demografik değişimlerden olumlu yönde etkilendiği ortaya çıkmıştır. Başlangıç niteliğinde sayılan bu çalışma, bu konu ile ilgili ülkemizde yapılmış bir çalışmanın olmamasından dolayı, bundan sonraki yapılacak olan çalışmalar için de yol gösterici bir nitelikte olacaktır.
COVID-19 salgın sürecinde banka çalışanlarının stres ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve demografik değişkenler açısından incelenmesi
2019 yılında ortaya çıkan, ilk olarak Çin'in Wuhan şehrinde rastlanan ve hayvanlardan insanlara geçen Covid-19 hastalığı yaşamımızın birçok bölümünü olumsuz etkilemiştir. Söz konusu virüs dünyanın her yerinde insanların günlük hayatta almış oldukları kararları, yaptıkları planları değiştirmiştir. Banka, hastane, alışveriş merkezi ve benzeri insanların kalabalık olabileceği ortamların kullanımı, sosyalleşme, sosyal mesafe, maske kullanımı, genel ve kişisel temizlik gibi sayabileceğimiz birçok alanda insan davranışını etkilemiştir. Etkilenen bu davranışlardan bazıları da stres ve tükenmişliktir. Stres ve tükenmişliğin yoğun olarak yaşandığı meslek gruplarından biri de bankacılıktır. Banka çalışanlarının virüs kaynaklı kısıtlamalardan ve negatif enerjiden dolayı stres düzeyleri artmakta ve yaşanan bu stres tükenmişliğe neden olabilmektedir. Yapılan bu çalışmada, banka personellerinin salgın sürecinde streslerinin ve tükenmişliklerinin ölçülüp aralarındaki ilişkinin belirlenmesi ve demografik özellikler bakımından araştırılması amaçlanmıştır. Katılımcıların stres düzeylerini ölçmek için Algılanan Stres Ölçeği, tükenmişlik düzeylerini ölçmek için ise Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Veriler Konya merkezinde görev yapmakta olan banka personelinden online anket yöntemiyle toplanmıştır. 449 anket üzerinden analizler gerçekleştirilmiştir. Analizlerde SPSS 26 paket programı kullanılmıştır. Betimleyici istatistiksel hesaplamalar, frekans analizi, korelasyon analizi, Keşfedici (Açıklayıcı) faktör analizi, Normallik testi, Mann Whitney-U testi ve Kruskal Wallis testleri yapılmıştır. Yapılan Spearman Korelasyon analizi sonucunda banka çalışanlarının Covid-19 salgın sürecinde stres ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenlere göre (cinsiyet, yaş, medeni durum, öğrenim durumu, bankacılık sektöründe çalışma süresi, çalışılan banka türü, bankadaki pozisyon, aylık ortalama gelir) banka çalışanlarının stres ve tükenmişlik alt boyut düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı Mann Whitney-U testi ve Kruskal Wallis testleriyle tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre banka çalışanlarının Covid-19 salgın sürecinde rahatsızlık algısı düzeyleri yaş, bankacılık sektöründe çalışma süresi, görev yapılan birim ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Yetersiz özyeterlik algısı düzeyleri sadece banka türü değişkenine göre farklılık göstermektedir. Duygusal tükenme düzeyleri görev yapılan birim ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Duyarsızlaşma düzeyleri yaş, görev yapılan birim ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Düşük kişisel başarı düzeyleri yaş, medeni durum, öğrenim durumu, bankacılık sektöründe çalışma süresi ve görev yapılan birim değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Anahtar kelimeler: Banka Personeli, Covid-19 Pandemisi, Stres, Tükenmişlik.
Postmodern pazarlama açısından hızlı moda tüketicilerinin mağaza atmosferine verdikleri önem ile demografik faktörlerine ilişkin bir uygulama
Günümüzde yaşanan değişmeler pazarlama alanında da önemli değişikliklere sebep olmuş, özellikle postmodern pazarlama anlayışı ile hizmet kalitesine verilen önem artmıştır. Bu aşamada da hizmet kalitesinin bir fonksiyonu olarak mağaza atmosferi ve mağaza atmosferinin etkileri önem kazanmıştır. Bu çalışmada, mağaza atmosferini oluşturan faktörler incelenmiş, bu faktörleri oluşturan değişkenler yeniden oluşturularak 'Avrasya Mağaza Atmosfer Ölçeği' adı verilen yeni bir ölçek geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçeğin Cronbach'ın Alfa güvenilirlik katsayısının 0,96 ve Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) test sonucunun 0,95 olduğu belirlenmiştir. Toplamda 1011 kişinin katılımıyla yapılan araştırma sonucunda, mağaza atmosferini oluşturan faktörlerin içerisinde en önemlisinin 'mağaza içi yerleşim ve teşhir' olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, mağaza atmosferi tercihlerinin eğitim durumuna göre farklılık gösterdiği ortaya koyulmuştur. Anahtar Sözcükler: Hızlı Moda, Mağaza Atmosferi, Perakende Mağaza Atmosferi,Mağaza Atmosfer Ölçeği, Avrasya Mağaza Atmosfer Ölçeği