Geographical properties
137 theses under this subject heading
Jeopolitiğin önemi üzerine genel bir inceleme: Türkiye örneği
Coğrafi bilgi, bu bilgiye sahip olup yapmış olduğu faaliyetlerde kullanan toplumlara, ilk çağlardan itibaren faydalar sağlamıştır. Bir ülkenin teknolojik, ekonomik ve askeri gereksinimleri ile stratejik ve jeopolitik önceliklerinin doğru belirlenebilmesi ancak coğrafi konumun doğru bir şekilde yorumlanması ile mümkün olabilmektedir. Henüz jeopolitik teriminin tanımlanmadığı ve kullanılmaya başlanılmadığı tarihsel süreç içerisinde dahi topluluklar, imparatorluklar ve krallıklar coğrafi bilgiye sahip olamaya çalışmışlar ve bu bilgiler ışığı altında coğrafyayı daima kullanmışlardır. Devletlerin en önemli amaçlarından birisi güce sahip olmaktır, çünkü uluslararası politikanın aracı güçtür. Ancak yalnızca güce sahip olmak yeterli değildir, sahip olunan gücü muhafaza edebilme ve kullanabilme kabiliyeti de oldukça önemlidir. Günümüzdeki değişimleri, gelişmeleri, avantajları ve problemleri anlayabilmek, değişen konjonktüre, küreselleşen dünyaya uyum sağlayabilmek, uygun politikalar oluşturabilmek ancak jeopolitik değerlendirmeler ile mümkün olabilmektedir. Buradan hareketle bu çalışmada, coğrafya ve jeopolitik terimleri açıklanmıştır, çağdaş jeopolitik teorilere de değinilerek temel jeopolitik teoriler anlatılmıştır. Coğrafya ve jeopolitiğin ülkeler açısından önemi Türkiye örneği üzerinden ortaya konulmuştur. Ayrıca Türkiye'nin jeopolitik özellikleri belirtilmiştir ve diğer ülkeler ve jeopolitik teoriler açısından önemi açıklanmıştır.
Arap Baharı sonrası Suriye ve Türk dış politikası açısından Türkiye-Suriye ilişkileri
I. Dünya Savaşı sona ererken geriye yıkılmış bir Osmanlı ve parçalanmış bir Ortadoğu coğrafyası kalmıştır. Burada suni sınırlarla oluşturulmuş devletler, günümüze kadar kaos içinde varlığını sürdürmüştür. Savaşlar, darbeler, isyanlar ve entrikalar eksik olmamış ve milyonlarca insan bunlardan etkilenmiştir. Özellikle 2010 yılında başlayıp hala devam eden Arap Baharı, Ortadoğu'nun en sancılı süreci olmuştur. Bölgeyi topyekûn içine alan bu isyan dalgası milyonların ölmesine veya göç etmesine sebep olmuştur. Ancak Arap Baharı'ndan en zararlı çıkan ülke, şüphesiz, Suriye'dir. Diğer Arap ülkelerinde süreç, kısmen ya da tamamen atlatılmış olsa da, Suriye'de protestoların dönüştüğü iç savaş hala devam etmektedir. Kazananın olmadığı bu çok aktörlü savaşta her gün yeni gruplar ortaya çıkmakta ve taraflar Yıpratma Savaşı ile birbirlerinin enerji ve kaynaklarını tüketmeye çalışmaktadır. Bu çalışmada Suriye'nin tarihi, demografik yapısı ve coğrafi özellikleri göz önüne alınarak Arap Baharı'nın; çıkma sebepleri, Suriye'deki genişlemesi ve bunun sonucu başlayan iç savaşın etkileri araştırılmıştır. Savaşın tarafları ele alınarak yaşanan süreçler incelenmiştir. Türk Dış Politikası tarihsel çizgide değerlendirilmiş ve bu perspektiften Suriye savaşının Türkiye'nin güvenliğine olan etkisi ile sosyal, ekonomik ve kültürel etkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Arap Baharı, Suriye, İç Savaş, Türk Dış Politikası
Bozova İlçesi'nin antropojenik jeomorfoloji yönünden incelenmesi
Antropojenik jeomorfoloji; farklı insanlar tarafından, farklı zamanlarda doğrudan veya dolaylı olarak doğal çevre üzerinde yaptığı değişimler olarak tanımlanabilir. Günümüz insanı var olduğu günden bu yana sürekli olarak doğal ortamı kendi yaşam koşullarına uydurmaya çalışmıştır. Bu durum tarihin ilk çağlarında avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan insanların basit ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olmuştur. Yerleşik hatara geçtikten sonra insan kurduğu yerleşim yerleri, tarımsal faaliyetleri ile jeomorfolojik yapıyı şekillendirmeye başlamış, ve bu durum teknolojik gelişmelerle birlikte hız kazanmıştır. Günümüz insanı hergeçen gün artan ihtiyaçlarını karşılamak için arazi üzerinde yeni yapılar kurmakta ve jeomorfolojik görünümün değişimine katkı sağlamaktadır. Bugün alanı yüzlerce kilometreyi bulan şehir alanları, otoyollar, köprüler, barajlar, tüneller, çeşitli aıtsal yapılar bunun en açık örneğini oluşturmaktadır. Bu araştırmada Bozova ilçesinin Antropojenik Jeomorfoloji yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Bozova ilçesi, güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, Şanlıurfa ili sınırları içinde yer almaktadır. Araştırma kapsamında değişik zaman dilimlerinde gerçekleştirilen arazi çalışmalarında elde edilen gözlemler, uydu görüntüleri ve faklı yıllara ait haritalar incelenmiş, Bozova ilçesinde Antropojenik Jeomorfoloji açısından oluşan değişim ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda Bozova ilçesinde jeomorfolojik görünümde önemli antropojenik kökenlki değişimlerin olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma kapsamında Atatürk Baraj Gövdesi ve göl alanı, eski kil ocaklarından dönüştürülmüş yapay göletler, su kanalları, taş ocakaları, moloz biriktirme alanları, höyükler, jeomorfolojik görünümü değiştiren en önemli unsurlar olarak tespit edilmiştir.
Yapay zeka teknikleri kullanarakmekansal analizler
Gelişen teknolojiye ve bilgisayarlardaki işlem gücünün artmasına bağlı olarak, yaşamın birçok alanında kullanılmaya başlanan yapay zekâ teknikleri, günümüzde çok geniş bir uygulama alanına ve büyük öneme sahiptir. Bu önem, var olan büyük veri ile baş edebilecek önemli araçların başında gelen, yapay zekâ tekniklerine olan ihtiyacı üssel bir şekilde artırmaktadır. İhtiyaca bağlı olarak, açık kaynak kodlu veri ile birlikte, kod paylaşım platformlarının kullanılmasıyla, yapay zekâ tekniklerine dair yeni bakış açılarıyla, yeni yöntemler geliştirilmektedir. Böyle bir ortamda, coğrafi nitelikli veri seti ile bu veri setlerinin, yapay zekâ teknikleri kullanılarak analizi, yapay zekâ dünyasında, pastanın büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu yüzden, coğrafi nitelikli veri setinin, yapay zekâ tekniklerine uygun ve verimli bir şekilde uygulayabilmek adına, gelişmiş yapay zekâ tekniklerine dair iç dinamikler ile konum ve mekân kavramının iç dinamiklerinin birleştirmesi suretiyle, verimli şekilde karar alabilen modeller ve sistemler geliştirmenin, günümüzde büyük bir önemi vardır. Buna bağlı olarak, mekânsal problemin tanımlanması, bu mekânsal probleme dair çözüm yolları sunabilecek nitelikte, geleneksel yöntemler ile karşılaştırıldığında zaman ve maliyet açısından daha hesaplı olan uygun yapay zekâ tekniğinin, araştırılarak ortaya konulması gerekmektedir. Buradan yola çıkarak, mekân ve konum alanında uzman olan kişilerin, yapay zekâ kavramını, doğru bir hiyerarşi ve sınıflandırma altında öğrenmesi suretiyle, yapay zekânın konum bazlı uygulamalarında kullanılabilecek yapay zekâ tekniklerini kullanılmasıyla, günümüz problemlerine çözümler ortaya konulabilir (Cengiz Y. E., Ernst F. B., 2022). Bu çalışmada, öncelikle yapay zekâ tekniklerinin, doğru ve anlaşılır bir hiyerarşi altında, anlaşılır tanımları yapılmıştır. Sonrasında ise, bu tanım içerisinde, mekâna ve konuma dayalı uygulamalarda kullanılabilecek olan yapay zekâ tekniklerine, mekânsal açıdan genel bir bakış yapılarak, bu tekniklerden biri kullanılarak örnek bir uygulama yapılmıştır.
Haçlı Gölü ve yakın çevresinin fizikî coğrafya özellikleri
Doğu Anadolu Bölgesi'nin Muş ili sınırları içerisinde yer alan Haçlı Gölü'nü konu edinen bu çalışmada Haçlı Gölü ile yakın çevresinin fizikî coğrafya özellikleri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda bölgenin jeoloji, jeomorfoloji, hidrografya, iklim, toprak, bitki örtüsü ve sulak alan özellikleri üzerinde durulmuştur. Bölgenin fizikî coğrafya özellikleri, arazi çalışmaları ile elde edilen bulgular ve alana ait bazı raporlar üzerinden değerlendirilmiştir. İleri sürülen yargılar; çeşitli haritalar, profiller, iklim grafikleri, tablolar ve istatistikî verilerle desteklenmeye çalışılmıştır. Çalışma boyunca elde edilen veriler ışığında, bölgenin oluşum ve gelişiminde etkili olan faktörler tespit edilmek istenmiştir. Bu kapsamda, çalışmaya konu olan Haçlı Gölü'nün yer aldığı alanın oluşum evreleri ve gölün bölgedeki coğrafi etkilerine de yer verilmiştir. Haçlı Gölü'nün yakın çevresindeki jeomorfolojik birimler ifade edilerek alana ait hidrografya, iklim, bitki örtüsü, toprak türleri ve sulak alan özelliklerine değinilmiştir. Çalışma çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmalar göstermiştir ki bölge, coğrafî açıdan önem arz etmekte; özellikle Doğu Anadolu bölgesinin yapısal gelişimden izler taşımaktadır. Bölgede jeolojik anlamda birçok döneme ait kayaç yapılarının varlığı da bölgenin yapısal önemini ortaya koymaktadır. Yine görülmüştür ki araştırmaya konu olan sahada, neotektonizmanın etkisi oldukça belirgindir. Sahada, sıkışma rejimine bağlı olarak meydana gelen doğrultu atımlı faylara, açılma çatlaklarından gelişen volkanizmaya ve bu alanlar arasında şekillenen havza oluşumlarına rastlanmaktadır. Bu durum, araştırma sahasının jeomorfolojik yapısının, Doğu Anadolu'daki sıkışma tektoniğinden doğrudan etkilendiğine kanıt gösterilebilir. Anahtar Kelimeler: Doğu Anadolu Bölgesi, Haçlı Gölü, Bilican Dağı, Bulanık Havzası, Kazan Ovası, Jeomorfoloji, Topoğrafya.
İktisadi kalkınmada coğrafyanın rolü
Bu çalışmanın amacı iktisadi kalkınmada coğrafyanın rolünün ne olduğunu belirlemeye çalışmaktır. Coğrafi özelliklerinden dolayı nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu ülkelerin, akarsu ve nehir kaynaklarına sahip ülkelerin, göreli daha soğuk iklim koşullarına sahip ülkelerin iktisadi olarak daha kalkınmış olup olmadığını sorgulamak bu çalışmanın temel amacıdır. Çalışmada temel önkoşullar nüfus yoğunluğu, iklim, nehir ve akarsu gibi taşıma avantajları sağlayan coğrafi özelliklerin, iktisadi kalkınmada önemli bir etken olduğu varsayımına dayanmaktadır. Nüfus yoğunluğunun yüksek olması, birlikte yaşama pratiklerini artırırken aynı zamanda yenilikçi düşüncelerin gelişmesine de katkı sağlamaktadır. Bu durum iktisadi kalkınmada pozitif etki meydana getirmektedir. Benzer şekilde akarsu ve nehir kaynaklarının fazla olması, ülke içi ve ülke dışı ucuz taşıma maliyetleri açısından avantaj sağlamaktadır. Bu durum da ulaşım avantajları sağlayarak iktisadi kalkınmaya pozitif etki etmektedir. Ayrıca iklimin insan doğası ve davranışları üzerinde etkili olduğuna ilişkin tezlere dayanarak da sıcaklığın iktisadi kalkınma üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir. Çalışmada, coğrafya ve kalkınma arasındaki bu ilişkileri incelemek üzere panel veri analizi yapılmıştır.
Duhok ilçesinin fiziki coğrafyası
Dohuk Ġlçesi, Kuzey Irak Bölgesinin Dohuk iline bağlı olup, ilin GB' sında yer alır. Matematiksel olarak 37°07' ve 36°47' K enlemleri ile 43°18' ve 42°33'D boylamları arasındadır. Tektonik açıdan Zagros dağ sistemi içerisinde Arap plakasının KD' sunda yer almaktadır. ÇalıĢmada Dohuk Ġlçesi‟nin, fiziki coğrafya özelliklerini kapsayan, jeoloji, jeomorfoloji, iklim, hidrografya, doğal bitki örtüsü ve toprak özellikleri üzerinde durulmuĢtur. Genel olarak Irak‟ta fiziki coğrafya özellikleri bakımından, güneyden kuzeye büyük farklılıklar görülmektedir. AraĢtırma alanındaki jeolojik formasyonların yaĢı Mesozoyik‟e kadar inmektedir. ÇalıĢma alanının yükselti dağılımı 445 metre ile 1450 metre aradında değiĢir. Dağlar arasında bazı önemli düzlükler (dağ içi ovası) yer almaktadır. Bunların en önemlisi, tarımsal üretimin bir kısmının sağlandığı Memaniova düzlüğüdür. Karasal iklim koĢullarının etkili olduğu Dohuk ilçesinde yağıĢ; Orta Akdeniz üzerinden gelen cephelerin etkisiyle, en çok kıĢ mevsimine düĢer. Dohuk ilçesinin toprakları Biyoring sınıflandımasına göre en yaygın toprak tipi olan litsol topraklarıdır. Dohuk ilçesinin en önemli akarsuları ise Germava ve Sındor akarsulardır. Doğal bitki örtüsünde alçak kesimler ile yüksek kesimler arasında farklılıklar görülmektedir. Bu farklılıkta baĢta yağıĢ, sıcaklık, nem gibi iklim elemanların yanında yer Ģekilleri, bakı, yükselti faktörlerinin de etkisi vardır. Yörede baĢlıca bitki örtüsü Saplı meĢe ağacı (Quercus aegilops) ve Mazi meĢesi (Quercus infectoria) ormanlarından oluĢmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dohuk, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, Bilaspi, Memaniova, Germava, Sındor.
Şehir coğrafyası açısından Vezirköprü (Samsun)
Tarihi süreç içerisinde Şinder (Şin: Köprü) ve Gedegra isimleriyle anılan Vezirköprü, Ankara devlet karayoluna 31 km'lik bir tali yol ile bağlanmaktadır. İlçenin kuzeyinde Durağan (Sinop), kuzeybatısında Saraydüzü (Sinop), güneybatısında Osmancık (Çorum), güneyinde Gümüşhacıköy (Amasya) ve Merzifon (Amasya), güneydoğusunda ve doğusunda Havza (Samsun), kuzeydoğusunda Bafra ve Alaçam (Samsun) ilçeleri bulunmaktadır. İlçe merkezi Vezirköprü Ovası'nın bitişiğinde, neojen havzası üzerine kurulu olup hafif meyilli bir topografyaya sahiptir. Şehir, 1. dereceden deprem kuşağında bulunmaktadır. Şehir içerisinden Uluçay ve Esenli çayları geçmektedir. İlçe merkezi deniz seviyesinden 300-390 m yükseklik aralığında bulunmaktadır ve 14,95 km²'lik bir alana sahiptir. Vezirköprü yöresi Karadeniz iklimi ile iç kısımların karasal iklim karakteri arasında geçiş kuşağında bulunmaktadır.Şehirsel fonksiyonları bakımından hizmet sektörünün ağır bastığı Vezirköprü şehir yerleşmesi, 2008 yılı adrese dayalı sayım sonuçlarına göre 25894 kişilik bir nüfusu barındırmaktadır. Nüfus, kırsal göçün ve doğurganlığın etkisiyle ? 11.77'lik bir artış hızına sahiptir. Şehirsel doku bakımından ışınsal dokunun etkisinde olan şehrin 21. yüzyılda, devlet yolunun etkisiyle doğrusal şehir dokusuna bürünmeye başladığı görülmektedir. Depremsellik ve zemin özellikleri, şehirsel gelişimde kısıtlılıklara neden olmaktadır. Vezirköprü şehir yerleşmesinde arazi kullanımı açısından konut alanları ve tarım alanları ön plandadır. Sanayi fonksiyonu bakımından ise orman ve tarıma dayalı sanayinin geliştiği şehirde geleneksel meslekler de mevcuttur.Bu araştırmada Vezirköprü yerleşmesinin Şehir Coğrafyası bakımından gösterdiği özellikler modern haritalama teknikleri ile desteklenerek araştırılmış ve yaşanan sorunlara çözüm üretilmeye çalışılmıştır.
Beylerhan ve Eskisaray köylerinin gelişmişlik bakımından karşılaştırılması
Bu çalışma Uşak Merkez Beylerhan ve Eskisaray Köylerinin gelişmişlik açısından ele alınıp, köylerin coğrafi konumu, tarihçesi, iklimi, toprağı, bitki örtüsü, hidrografyası, nüfusu, yerleşmesi, eğitimi vb. başlıklar çalışılmıştır.Bu başlıkların bilgilerine ulaşabilmek için, belge taraması, anket ve gözlem gibi çeşitli yöntemler kullanılmış ve bu bilgilere ulaşılmıştır.Yapılan çalışmalar sonucunda köyler coğrafi açıdan karşılaştırılıp farklılıkları, benzer yönleri tespit edilmiş ve bu farklılıkların nedenleri, sonuçları ortaya konmuştur.Sonuçlara bakıldığında köylerin coğrafi açıdan sabit kalmadığını dönem dönem nüfusta, tarımda, eğitimde, ekonomide yani beşeri özelliklerin değiştiğini; fakat fiziki özelliklerin sabit kaldığını görmekteyiz.Son olarak bu çalışmamızın kırsal yerleşmelerdeki değişimlerin, farklılıkların neler olduğunu ilerideki çalışmalara kaynak teşkil etmesini düşünmekteyiz.
Hocalar ilçesinin beşeri ve ekonomik coğrafyası
İnceleme sahası olarak Afyonkarahisar ili Hocalar ilçesinin seçildiği bu çalışmada sahanın beşeri ve ekonomik coğrafya özellikleri incelenmeye çalışılmıştır. Araştırma konumuzu oluşturan Hocalar ilçesi Ege Bölgesinin İç Batı Anadolu Bölümünde yer almaktadır.Hocalar ilçesi Afyonkarahisar il merkezine 100 km uzaklıktadır. İl merkezinin güneybatısında kurulmuş olup; güneyinde Denizli'nin Çivril ilçesi, doğusunda Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesi, kuzeydoğusunda Afyonkarahisar'ın Sinanpaşa ilçesi, güneybatısında Uşak'ın Sivaslı ilçesi, kuzeybatısında Uşak'ın Banaz ilçesi ile çevrilidir.Hocalar ilçesi yönetim açısından 1990 yılına kadar Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesine bağlı kalmıştır. 20.05.1990 tarihinde 20523 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3644 sayılı kanun ile ilçe statüsü kazanmış, 21.08.1991 tarihinde ilçe olmuştur.Hocalar ilçesinin yüzölçümü 524 km²'dir. İdari bakımdan ilçe merkezine bağlı 1'i kasaba, 14'ü köy yerleşmesi olmak üzere toplam 15 yerleşim birimi bulunmaktadır. Hocalar ilçe merkezinde 3 mahalle bulunmaktadır. Köyler toplu dokulu olmakla beraber, Yeşilhisar Kasabası önceleri toplu dokulu iken günümüzde vadi boyunca uzanmıştır. 2009 yılı adrese dayalı nüfus kayıt sistemi verilerine göre Hocalar ilçe merkezi nüfusu 2317 kişi, kır nüfusu 8974 kişi, sahanın toplam nüfusu 11291 kişidir.Hocalar'ın denizden ortalama yüksekliği 1090 m'dir. İlçe sınırları dâhilinden Hamam Çayına dökülen Gömü Deresi geçmektedir. Sahadaki bazı dereler ise Yeşilhisar kasabasından geçerek batıya doğru yönelir ve Banaz Çayı'na dökülürler.Hocalar'ın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Hocalar İlçe merkezi olduktan sonra hizmet sektöründe gelişme yaşanmıştır. Sanayi sitesi bulunmamakla beraber tamirci atölyeleri konutların zemin katında faaliyet göstermektedir.Anahtar kelimeler: Nüfus, İklim, Tarım, Eğitim, Hocalar, Göç
Karasu'da (Sakarya Nehri-Karasu Deresi arası) arazi kullanımı
Sakarya'nın Karasu ilçesinde 2003–2012 yılları arasında dalga aşındırmasından kaynaklanan kıyı gerilemesi meydana gelmiştir. Özellikle Karasu Limanı'nın inşasından sonra limanın doğusunda kalan kıyıda dalga aşındırması çok etkili olmuştur. Karasu sahilinde oluşan kıyı gerilemesinin önlenmesi için yapılabilecek çalışmalar, alınabilecek önlemler hususunda çözüm önerileri ortaya konulması gerekmektedir. Kıyıda meydana gelen gerilemenin kıyı şeridindeki yapılar üzerine olumsuz etkilerini ortaya çıkarmak için resmi kurum ve kuruluşlar tarafından çalışma sahasında alınan önlemler ve yapılan müdahaleler yerinde incelenerek sonuçlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Kıyı şeridindeki dalga erozyonun arazi kullanımı üzerine olan etkileri; coğrafi yöntemler kullanılarak ortaya çıkarılmaya ve coğrafi metodolojiye göre bunun bir tez halinde sunumu amaçlanmıştır.
Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerinin (Eskişehir) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Bu eserde İç Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Sakarya Bölümü'nde yer alan Odunpazarı ve Tepebaşı ilçelerinin (Eskişehir) idari sınırları dâhilindeki sahanın Beşeri ve Ekonomik Coğrafya özellikleri araştırılmıştır. Toplam 2.682 km² yüzölçümüne sahip bu alandaki nüfus ve yerleşme sayısı XIX ve XX. yüzyıllarda Osmanlı'nın kontrol ve himayesinden çıkan Kırım, Kafkasya ve Balkanlar'dan yapılan göçlerle artmıştır. Bu artış da gerek kırsal ve gerekse kentsel alanda ekonomik açıdan hızla kalkınmayı sağlamıştır. Coğrafi konumu nedeniyle 1892'de İstanbul demiryolunun geçmesi ve ardından da Cer Atölyesi'nin kurulmasıyla Eskişehir kenti, ticaret ve sanayi açısından hareketlenmeye başlamıştır. Cumhuriyet devrinde uçak bakım, şeker, tuğla-kiremit, basma, çimento, bisküvi gibi sanayi yatırımları ile daha da gelişerek ülkenin en gelişmiş kentlerinden biri haline gelmiştir. Ancak bu hızlı gelişme; gecekondulaşma, çarpık kentleşme yeşil alanların tahribi ve trafik tıkanıklığı gibi birtakım olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Kentteki hızlı büyüme ve gelişmeye karşın kırsal kesimde ise tarımda makineleşme, miras yoluyla toprakların bölünmesi, işsizlik, daha iyi yaşam isteği, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanamaması gibi nedenlerle daha çok şehre yapılan göçlerle nüfus sürekli azalmaktadır. 6 Aralık 2012 tarihinde yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası'nın getirdiği ekstra yaptırımlar nedeniyle 1950'den itibaren sürekli kan kaybeden kırsal nüfusun yakın gelecekte daha da gerilemesi beklenmektedir. Her şeye rağmen bugün ülkenin önemli bir ticaret, eğitim, sanayi ve tarımsal üretim alanlarından biri olan sahanın gelecekte daha da gelişmeye aday bir yer olduğunu söylemek mümkündür. Ancak beşeri ve ekonomik coğrafya açısından tespit edilen birtakım sorunlara karşı alınacak tedbirler, hem inceleme alanının daha da gelişmesine, hem de ülke kaynaklarının yerinde kullanılmasına katkı sağlayacaktır. İşte bu çalışmada da sahanın mevcut durumunun coğrafi metodolojiye uygun bir şekilde tespiti amaçlanmıştır. Çalışma, beşeri faaliyetlerin fiziki coğrafya şartlarından bağımsız olamayacağı düşüncesinden hareketle, doğal çevre özellikleri üzerine inşa edilmiştir. Buna göre üç bölümden oluşan çalışmanın I. Bölüm'ünde Doğal Çevre Özellikleri, II. Bölüm'ünde Beşeri Coğrafya Özellikleri, III. Bölüm'ünde ise Ekonomik Coğrafya Özellikleri irdelenmiştir. Son olarak da karşılaşılan sorunlar ve alınması gereken önlemlere Sonuç ve Öneriler kısmında değinilerek araştırma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Beşeri Coğrafya, Ekonomik Coğrafya, Eskişehir, Odunpazarı, Tepebaşı
Yalburt Dağı'nın jeomorfolojik özellikleri'nin CBS ile analizi
Yalburt Dağı, Konya ili Ilgın ilçesinin kuzeyinden yer almaktadır. Yalburt Dağı evrensel grid sisteminde 394074.63 X- 4262699.69 Y ile 414833.85 X -4264293.15 Y koordinatları arasında uzanmaktadır. Çalışma sahası yaklaşık 702 km2'dir. En yüksek noktası 1644 m en alçak noktası ise 970 m'de yer alan 674 m'lik yükselti farkı bulunmaktadır. Çevresinde Tekeler, Gölyaka, Kundullu, Yeşiloba, Hursunlu, Harunlar, Büyükova, Çobankaya ve Avdan köylerinin çevrelemiş olduğu karstik bir plato sahasına karşılık gelmektedir. Jeolojik olarak metamorfiklerden (mermerler) ve kalkerlerden oluşması sahada birçok karstik şeklin meydana gelmesine olanak sağlamamıştır. Çalışma alanında karstik şekillerden en yaygın olanı dolinlerdir. Yalburt Dağı yükselimi asimetrik bir duruşa sahip olup kuzeye eğilimli Monoklinal bir yapı özelliği göstermektedir. Çalışma alanının kuzeyinde yer alan akarsular menba kesimlerinden güney yönünde kuzeybatı ve kuzeydoğu mansap kısmına doğru iki kola ayrılarak bir eğim doğrultusunda hareket etmektedir. Güney de ise memba kısımları kuzeyden güneybatı ve güneydoğu mansap kısmına doğru iki kola ayrılarak hareket etmektedir. Araştırma alanında teşekkül etmiş akarsuların drenaj sistemi "Dandritik"tir. Alanın karstik olması ve bölgeye düşen yıllık yağış miktarının 400 mm. dolayında olması ve yağışların daha çok bahar mevsiminde düşmesi nedeniyle akarsular mevsimlik karakterdedir. Araştırma sahasında karstlaşmayı şiddetlendiren ve karakteristik şekillerin (lapya, dolin, uvala, polye) ortaya çıkmasını sağlayan bir diğer faktör ise tektonizmadır. Özellikle Neo-Tektonik dönemde genç yükselimlerin olduğu KB-GD istikametinde fayların ortaya çıkması karstlaşmayı olumlu yönde etkilemiştir. İnceleme alanında morfometrik hesaplamalar ile elde edilen sayısal veriler doğrultusunda CBS yazılım programıyla haritalar, grafikler yapılmıştır. Analizler sonucunda araştırma sahasının jeotektonik özellikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak inceleme alanı güneyinde yer alan Sultan dağların horst kısımları ile Akşehir- Ilgın graben fay sisteminde kuzeye doğru çarpılarak yükselen çalışma alanı horst sisteminde platoluk sahaya denk gelmektedir. Bu sahanın yüksek kısımlarında yoğunlukla yer alan karstik şekiller jeolojik ve jeomorfolojik açıdan ele alınmıştır. Alanın jeo-tektonik özelliklerini belirlenmesi için morfometrik analizler doğrultusunda güney kesimlerindeki depresyonların kuzey kesimindeki depresyonlara göre genç olduğu tespit edilmiştir. Ancak sahanın geneline yapılan morfometrik analizler sonucunda Yalburt Dağı ve sınırları olgunluk evresinde olduğu, yeni bir epirojenik hareketlere kadar ihtiyarlık evresine kadar ilerleyeceği belirlenmiştir.
Salihli (Manisa) ilçesinde bağcılık
Araştırma sahası; Ege Bölgesi'nde Manisa iline bağlı bir ilçedir. Saha Gediz Havzası'nın orta bölümünde 28º 10' doğu meridyeni, 38º 10' kuzey paraleli coğrafi konumu batıdan Turgutlu, kuzeybatıdan Akhisar, kuzeyden Gördes, kuzeydoğudan Demirci, doğudan Kula, güneydoğudan Alaşehir ve güneyden Ödemiş ile çevrilidir. Salihli'yi çevreleyen ilçelerden Ödemiş İzmir'e, diğer ilçeler ise Manisa iline bağlıdır. Araştırma sahası merkezi, ilçenin güney kesiminde Bozdağ'ın eteklerine kurulmuştur. Kuruluşundan beri yeri değişmemiş, gelişmesini aynı yerde sürdürmüştür. İlçe merkezi ekonomisi ve nüfus büyüklüğü bakımından orta büyüklükte gelişmiş bir kent merkezi durumundadır. Salihli ilçesi her zaman yakın çevresinin tarım ve ticaret merkezi konumunda olmuştur. Bu özelliğini verimli ova toprakları ile bu ovayı sulayan Gediz Nehri, Alaşehir Çayı, Kurşunlu, Çakallar ve Gümüş dereleri gibi su kaynaklarına, zengin yeraltı su kaynaklarına ve elverişli iklim şartlarına bağlıdır. Araştırma sahası olan Salihli ilçesinde 2017 yılı itibari ile 8 belde, 72 köy bulunmaktadır. Yerleşmeler çoğunlukla suyun bol olduğu, tarımın yapılabildiği ovalık alanlara, bazen de yüksek kesimlerde vadi boylarına kurulmuştur. İlçenin temel ekonomik geçim kaynağı tarım, hayvancılık ve ticarettir. Ancak burada önde gelen ekonomik etkinlik tarımdır. Özellikle de sahada sultani çekirdeksiz kurutmalık üzüm yetiştiriciliği yaygındır. Bağcılık, ilçe ekonomisi için en önemli tarımsal geçim kaynaklarından biridir. Sultaniye çeşidi çekirdeksiz üzüm üretimi kuzey yarım kürede 10 ila 52 derece kuzey paralelleri arasında gerçekleştirilebilmektedir. Bu yönden Türkiye içinde bulunduğu coğrafi konumu ile bağcılık için uygun imkanlara sahiptir. Söz konusu çalışmada, araştırma sahasında önemli bir ekonomik faaliyet olan bağcılık, bağcılığın tarihsel gelişimi, bağcılık ile uğraşan aileler, bağcılık ile ilgili temel sorunlar ve çözümleri, üzümlerin değerlendirilme şekilleri üzerinde durulmuştur. Salihli'nin doğal özellikleri ve tarımsal potansiyeli incelenmiştir. Araştırmalar ve incelemeler sonucunda ilçedeki bağ-üzüm potansiyeli değerlendirilmiştir. İlçenin köylerine ait bağ alanları ile üzüm üretim değerleri araştırılmış ve ön plana çıkan köylerden bahsedilmiştir. Bu köylerde üretilen üzüm çeşitleri belirlenmiş ve üzümün değerlendirilme şekilleri saptanmıştır. Bölgenin sorunları ve bunlarla ilgili çözüm önerileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Salihli, Bağcılık, Üzüm Değerlendirilmesi
Gediz ilçesinin ekonomik coğrafyası
Gediz İlçesi; Kütahya İlinin 91 km. güney batısında, İç Anadolu ile Batı Anadolu arasında bir geçit üzerindedir. Coğrafi olarak ilçe yüksek dalgalı bir plato üzerinde kurulmuştur. İlçenin en önemli yer şekilleri "Murat Dağı ve Şaphane Dağı" olarak bilinmektedir. İlçenin kuzeyinde Hisarcık ve Emet, Güneyinde Uşak ve Banaz bulunmaktadır. İlçenin doğusunda Çavdarhisar, Aslanapa ile Altıntaş yer almakta, batısında ise Şaphane ile Simav yer almaktadır. Gediz ilçesi coğrafi olarak Gediz çevresine göre daha alçak düzeyde olduğu için iklim çevreye göre daha ılımlı bir karakter göstermekte olup, ilçe Akdeniz ve karasal iklim arasında bir geçiş iklimine sahiptir. Genel olarak ilçe alanının büyük bir kesimi dağlık gür ve geniş ormanlarla kaplıdır. Gediz' de ilk yerleşim yaklaşık M.Ö. 1000-700 yıllarında başlamış olup, ilçenin ilk sakinleri Frigyalılar olarak bilinmektedir. Gediz İlçesinin Ekonomik Coğrafyası, başlıklı bu çalışma; "Gediz İlçesinin doğal ve beşeri özelliklerinin İlçedeki sosyal ve ekonomik yapı üzerindeki etkilerini coğrafi bakımdan irdelemeye" yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda geçmişten günümüze bölgede doğa-insan etkileşiminin nasıl geliştiği, nüfus ve yerleşmenin ne şekilde dağıldığı ve bu dağılıma sebep olan nedenler araştırma kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca çalışmada kırsal ve kentsel yerleşim yerlerindeki sorunları incelenmeye ve bu sorunlara çözüm yolları aranmaya çalışılmıştır. İlçe merkezi ve çevresinde yer alan yerleşim yerlerindeki farklı dağılım ve nüfus hareketleri ve demografik özellikler belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca ilçenin arızalı yer şekillerine sahip olması, dağlık alanların ve engebeli arazilerin çok olması nedeniyle bu arazilerin daha rasyonel ve verimli nasıl kullanılması gerektiği araştırılarak, bu bağlamda tarımsal alanlar için hangi faaliyetlerin daha uygun olacağı konusunda fikirler geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmaya yönelik olarak öncelikle araştırma sahasındaki beşeri faaliyetler üzerinde etkili olan doğal ortamlar incelenmiş, daha sonra araştırma sahasındaki nüfus artış ve azalışları, yerleşme çeşitleri ve ekonomik faaliyetleri etkileyen diğer sebepler irdelenmiş ve elde edilen bu bulgular araştırmamıza dahil edilmiştir. Bu bağlamda araştırmamızın hedeflerine ulaşılabilmesi için araştırma sahası ziyaret edilerek, araştırma sahasında bulunan kişi ve kurumlarla görüşmeler yapılarak sorunların kaynağı belirlenmeye çalışılmıştır. Görüşme ve mülakatlar sonucu elde edilen bilgiler literatürle ilişkilendirilerek yorumlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca "YÖK Ulusal Tez Merkezi, Üniversite ve Şehir Kütüphanesinde" araştırma yapılarak konu ile ilgili kütüphane katalogları taranmış ve araştırma sahası ile ilgili olan veriler çalışma kapsamında değerlendirilmiştir.
Şaphane (Akdağ) Dağı'nın vejetasyon coğrafyası
Bu çalışma, Şaphane Dağı ve çevresinin vejetasyon coğrafyasını araştırmaya dayanmaktadır. Saha ile ilgili çalışmalar olduğu halde tüm kütleyi kapsayan bir çalışmanın olmaması bizi böyle bir araştırma yapmaya yönlendirmiştir. Botanikçiler ve ormancıların Şaphane Dağı ile alakalı yaptıkları flora çalışmalarının yanı sıra vejetasyon araştırmalarının eksikliği bu araştırma ile giderilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Şaphane Dağı'nın Akdeniz, İran-Turan ve Avrupa-Sibirya fitocoğrafya bölgelerinin birbirlerine geçiş yaptığı ve bu flora bölgelerine ait bitkilerin bulunduğu kesimde yer alması da araştırma sahası olarak seçilmesinde etkili olmuştur. Flora bölgelerinin geçiş sahasındaki Şaphane Dağı bitki tür çeşitliliği bakımından oldukça zengindir. Şaphane Dağı, Ege Bölgesi'nin İçbatı Anadolu Bölümü'nde Kütahya ili sınırları içinde yer alır. Şaphane Dağı'nın yükseltisi 2120 metreye kadar çıkar (Ulugedik Tepe). Murat Dağı'ndan (Kartaltepe, 2309 m) sonra İçbatı Anadolu Bölümü'nün en yüksek ikinci dağı konumundadır. Araştırma sahasındaki bitki kademelerindeki farklılaşmayı ortaya koymak amacıyla nicel araştırma yöntemlerinden amaçsal örnekleme yöntemi kullanılmıştır. 3 bitki kesiti üzerinden incelemeler yapılmıştır. Arazi çalışmaları 2019 ve 2020 yıllarının Temmuz ayları içerisinde gerçekleştirilmiş. Dağlık kütle kuzeybatı-güneydoğu ekseninde uzanır. Gerek kuzeyden gerekse güneyden eğim atımlı faylarla parçalanmıştır. Şaphane Dağı'nın güney yamaçlarında eğim daha fazladır. Bu durum sahanın litolojik ve tektonik özellikleriyle yakından ilişkilidir. Kütle, Paleozoik yaşlı metamorfik kayaçlar, Mesozoik zamanına ait kalkerler ve ofiyolitler, Senozoik zamanına ait tortul ve volkanik formasyonlarla örtülüdür. Bitkilerin yetişme koşullarının başında iklim gelmektedir. İklim elemanlarından sıcaklık ve yağış bitkilerin ekolojik şartlara uyumu için hayati önem taşımaktadır. Çalışma sahasında kullanılan istasyonlarda yıllık ortalama sıcaklık değerleri Uşak'ta 12,6 ⁰C, Simav'da 12,0 ⁰C, Gediz'de 12,8 ⁰C ve Emet'te 11,5⁰C'dir. Bu istasyonların yetişme dönemleri Uşak'ta 228 gün, Simav'da 227 gün, Gediz'de 227 gün ve Emet'te 223 gün olarak tespit edilmiştir. Bitkilerin yetişme şartlarından olan su, özellikle kurak ve yarı kurak sahalarda bitki hayatı ve tür çeşitliliği için önem arz etmektedir. Yıllık ortalama yağış miktarı Uşak'ta 546,6 mm, Simav'da 768,7 mm, Gediz'de 566,2 mm ve Emet'te 445,7 mm'dir. Kahverengi orman toprağı, kireçsiz kahverengi orman toprağı, kestane rengi topraklar, redzina topraklar, alüvyal ve kolüvyal topraklar dağlık kütlede yayılış gösteren toprak tipleridir. Şaphane Dağı'nda ekolojik şartların imkan verdiği bitki formasyonları orman formasyonu, çalı formasyonu ve alpin bitkilerdir. Dağlık alanda en geniş yayılışa sahip olan formasyon ormandır. Şaphane Dağı'nın kuzey ve batısında iklim ve topografik şartlardan dolayı nemli-yarı nemli orman; güney ve doğusunda ise yağışın düşük, sıcaklığın ve buharlaşmanın yüksek olması nedeniyle kuru orman gelişme imkânı bulmuştur. Nemli-yarı nemli orman sınırlı alana sahip olup hâkim elemanını Doğu kayını (F.orientalis) ve Avrupa kayını (F. sylvatica) oluşturur. Kestane (Castenia sativa), Türk fındığı (Corylus colurna), gümüşî ıhlamur (Tilia tomentosa), Titrek kavak (Populus tremula), çınar yapraklı akçaağaç (Acer platonoides), Kazdağı akçaağacı (Acer hyrcanum subsp. keckianum) ise diğer nemli-yarı nemli ormanı oluşturan türlerdir. Kuru ormanın yayılış gösterdiği sahalarda ise palamut meşesi (Quercus ithaburensis), tüylü meşe (Quercus pubescens), saçlı meşe (Quercus cerris), kızılçam (Pinus brutia) gibi bitkiler başlıca türleridir. Türkiye endemiği olan Kasnak meşesi (Quercus vulcanica) çalışma sahasında görülen kuru ormanın bir diğrer elemanıdır. Vejetasyon bakımından çalışma sahasının kuzeyinde 900 m'lerde karaçamlar (Pinus nigra), doğusunda 900 metrelerde meşeler (Quercus cerris, Quercus ithaburensis), güneyinde 700 m'lerde kızılçamlar (Pinus brutia) ve batısında 950 metrelerde karaçamlar (Pinus nigra) orman toplulukları oluştururlar. Bilhassa dağın güney ve doğusundaki alt kesimlerinde antropojenik etkilerden dolayı orman örtüsü tahrip edilmiştir. Orman üst sınırı dağın kuzeyinde 1800-1850 m, güneyinde ise 1900 m'ye kadar çıkar. Daha üst kısımlarda ise alpin bitkiler kuşağı yer alır. 1800 m'den sonra Juniperus communis subsp. nana kendini göstermeye başlar ve zirvelere kadar çıkar. Cüce ardıçlar, alpin bitki kuşağının en geniş yayılışa sahip çalı türüdür. Geven (Astragalus sp.), çoban yastığı (Acantholimon sp.) ve sığırkuyruğu (Verbascum sp.) gibi otsu türler cüce ardıçlara eşlik ederler. Çalışma sahasındaki hayvancılık faaliyetleri, tarımsal amaçlı tahribat, kaçak kesimler, madencilik faaliyetleri, Saruhanlar köyünde geleneksel tahta kaşık yapımı, taş ocaklarının varlığı ve bunun yanında orman yangınları bölgenin en önemli sorunlarıdır. Bu çalışmanın İçbatı Anadolu bölümünün ikinci en yüksek dağı olan Şaphane Dağı'nın vejetasyon coğrafyası ve bitki formasyonlarıyla ilgili açığı kapatacağını umut ediyoruz. Ayrıca Türkiye'nin relik ve endemik bitki varlığı hususuna katkılar sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Bitki Coğrafyası, Ege Bölgesi, Şaphane Dağı, Kütahya, Gediz, Avrupa kayını, Kestane.
Besni Şehri'nin mekânsal gelişimi ve şehirleşmeye bağlı problemler
Dünya genelinde şehirleşme hareketlerinin ortaya çıkış biçimleri ve dönemleri bir bütünlük arz etmemektedir. Sanayi Devrimi ile başlayan şehirleşme hareketi ülkemizde 1950 yılından sonra görülmeye başlanmış ve 1980 yılından sonra ise hızlı bir şekilde devam etmiştir. Şehirleşme hareketine bağlı olarak nüfusu artan yerleşmelerde yeni mekansal gelişim alanları ortaya çıkmasına bağlı olarak bazı yerleşmelerde şehrin mekansal gelişim yönünde de değişmeler görülmektedir. şehirleşme olayı meydana gelirken özellikle bazı bölgelerde hızlı bir şekilde gerçekleşmiş ve bu buna bağlı olarak plansız, çarpık yerleşmeler, gecekondular ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla şehirlerde sosyal hayata, kültüre, ekonomiye, çevreye, sağlık ve altyapıya dair sorunlar meydana gelmiştir. Bu çalışmada, Besni'nin ilk kurulmuş olduğu sahadan başlayarak, günümüze kadar gelen süreçte meydana gelen mekansal değişiklikler, fonksiyonel özellikler ve yerleşmenin şehirleşmesinde coğrafi özeliklerinin etkisi incelenmiştir. Ayrıca yeni mekansal gelişim alanları tarihi coğrafya perspektifiyle incelenmeye çalışılmış ve şehirleşme olgusu ile meydana gelen başlıca sorunlar değerlendirilmiştir. Çalışma sahası olan Besni yerleşmesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Adıyaman iline bağlı bir şehir merkezidir. Besni Şehri ilk çağlardan beri yerleşme alanı olarak ortaya çıkmış ve Mezopotamya Bölgesi içinde idari olarak önemli bir ilçe yerleşmesi konumundadır. 1927'de şehrin nüfusu 7014 kişi iken 2019 yılında 34584 olmuş ve genel olarak şehir nüfusu sürekli artış göstermiştir. Besni şehrinde hakim ekonomik fonksiyon hizmet sektörü olmakla birlikte sanayi ve inşaat sektörlerinin de payı azımsanmayacak kadar çoktur. Şehrin etki alanında bulunan kırsal nüfusun fazla olmasına bağlı olarak ticari iş yerleri ağırlıktadır. 2000 yılından sonra kırsal kesimden şehir merkezine doğru göçler artış göstermiş ve şehrin mekansal olarak batı yönüne doğru gelişimi hızlanmıştır. Şehrin ilk kuruluş nüvesini oluşturan Besni kalesi etrafında savunma fonksiyonu ön planda olan bir yerleşme olarak kurulmuştur. Kurulduğu arazi yapısının eğimli, dar ve engebeli bir yapıya sahip olmasına bağlı olarak zamanla yer değiştirmiştir. Buna bağlı olarak günümüzdeki şehir alanı eski şehir alanın 5 km kuzeyinde kurulmuştur. Yeni şehir alanına taşınmalar hızlı bir şekilde gerçekleşmiş; plansız, düzensiz büyümeye bağlı olarak Besni şehrinde de şehirsel sorunlar ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Şehir, Mekânsal Gelişim, Besni, Fonksiyon, Problemler
Sille Çayı Havzası'nda doğal ortam-insan ilişkileri, sorunlar ve çözüm önerileri
Coğrafyanın temel konularından olan doğa-insan etkileşimi Sille Çayı Havzası etrafındaki eski yerleşimler için uyarlandığında insan ve doğanın birbirlerini karşılıklı olarak nasıl etkilediklerine yer verilir. Sille genelinde insan-doğa etkileşimini mercek altına alan bir çalışmaya ait literatür bilgisine rastlanamamıştır. Bu durum bölgede böyle bir çalışma ihtiyacı doğurmuştur. Bu çalışmanın temel amacı Sille Çayı Havzası'nın doğal ortam özelliklerinin tespit edilmesi ve turizm potansiyelinin ortaya konulmasıdır. Zira araştırma sahası ile ilgili birçok beşeri ve fiziki coğrafya çalışmaları ayrı ayrı yapılmış olmasına rağmen doğal ortam ve insan etkileşimini bir bütün olarak ele alan spesifik bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada ilk olarak sahanın yer şekilleri, iklim, toprak ve bitki örtüsü özellikleri tespit edilmiştir. Daha sonra havza içerisindeki beşeri unsurlar ortaya konulmuştur. Ardından havzada yer alan Sille Gölet'i ve çevresindeki doğal güzelliklere değinilmiş ve Sille Baraj Gölet'ini tehdit eden unsurlardan erozyon ve doğal peyzaja zarar veren durumlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sahasında doğal çekiciliklerin yanında tarihi ve turistik çekiciliklerde mevcuttur. Araştırmada bunların turizm olanaklarının ortaya konulması, yeni öneriler geliştirilmesi ve tehdit unsurlarının saptanmasına çalışılmıştır. Son kısımda ise bölgeye zarar veren etkilerin düzeltilmesi ve Sille'ye daha çok turist çekilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Buna göre Sille'de turizm potansiyelinin geliştirilmesi için, Sille Himmet Ölçmen Barajının çevresindeki yamaçların ağaçlandırılarak erozyon etkisinden kurtarılması gerekir. Dahası Himmet Ölçmen Barajına ulaşan akarsuların üzerlerine setler yapılarak gölete sediment gelişinin engellenmesi mümkün. En çok sedimentin geldiği Söğütlü, Tatköy, İğdeli ve Soğuk dereler üzerinde setler yapılabilir. Böylece barajın ömrü uzatılmış olacaktır. Zira Sille Himmet Ölçmen Barajı mesire alanı özellikle Konya halkı için çok önemli bir rekreasyon alanıdır. Sille Çayı vadisi boyunca da ağaçlandırmalar yapılabilir. Bölgede yaklaşık olarak yıllık 370 mm kadar yağış düştüğü için ağaçlandırma da su ihtiyacı düşük olan bitkiler tercih edilmelidir. Araştırma sahasında mera alanının yoğun olması küçükbaş hayvancılık yapılmasına olanak sağlamıştır. Özellikle Tatköy sınırları içerisinde 40 civarı ağıl ve ahır yer almaktadır. Bu bölgenin Konya şehir merkezine yakın olması hayvansal ürünlerin Konya içine taze bir şekilde nakline imkân sağlamaktadır. Bu nedenle bölgedeki koyun yetiştiriciliği desteklenmelidir. Ancak bölgedeki en önemli sorunun ağaçlandırma eksikliği olması nedeniyle keçi yetiştiriciliğinin kısıtlanması gerekir. Araştırma sahasındaki önemli merkezlerden bir tanesi olan Sille'de mübadeleden sonra zayıflayan el sanatları ve ticaret kolları canlandırılabilir. Havzadaki önemli kültürel değerlerden Mevlana'nın ziyaret ettiği Ak Manastırın turizme açılması, Mevlana Kültür merkezine gelen turistlerin turlarla Sille'ye getirilmesi hatta Sille'yi ziyaret eden turistlerin de turla Sille'den Tatköy yakınındaki eski ören yerlerine getirilerek buraların gezdirilmesi oldukça önemli kültür turizmi aktivitelerinden olacaktır. Yine Sille'de bulunan kaya mağaralarının koruma altına alınması, Sille baraj park alanında doğal görüntü ile uyumsuz yapıların kaldırılması da kültür turizmi ve görsellik açıdan önem arz etmektedir. Sille Çayı Havzası ve yakın çevresinde önemli problemlerden bir diğeri de bölgede kirlilik oluşturan taş ocaklarının kontrol altına alınmasıdır. Bölgede Paleozoyik ve Mesozoyik yaşlı kireç taşlarının varlığı taş ocakları açılması için cazibe merkezi oluşturmakta ancak her geçen gün çok büyük bir çevresel kirlilik oluşturmaktadır. Çözüm olarak bu alanlardaki ocakların ruhsatlarının iptal edilerek merkezden uzak alanlara da sınırlı olarak ruhsat sahası oluşturulmalıdır. Sille'nin tarihi ve turistik yönlerinin başta Konya ve çevre illerinden başlamak üzere kademeli olarak tüm dünyaya tanıtılması gerekmektedir. Bu çalışma ile bu tanıtıma katkı sağlanmış olunacaktır.
İzmir ve çevresinin Geç Tunç Çağ'da Kıta Yunanistan ve Adalarla ilişkisi
"İzmir ve çevresinin Geç Tunç Çağ'da Kıta Yunanistan ve Adalarla ilişkisi" başlıklı tez çalışmasında, bölgenin Geç Tunç Çağı'nda Kıta Yunanistan ve Ege İzmir Bölgesindeki etkisi tartışılmıştır. Arkeolojik veriler, bu dönemde İzmir ve çevresindeki yerleşimlerden Panaztepe, Limantepe, Bayraklı, Çeşme Bağlararası, Bademgediği, Ayasuluk ve Milet gibi yerleşimlerin Kıta Yunanistan kültürleriyle etkileşimde önemli rol oynadığı anlaşılmıştır. Bu dönem, Ege'de Miken Kültürüyle temsil edilir ve bu yüzden İzmir bölgesindeki arkeolojik buluntuların genellikle Miken buluntularından oluştuğu anlaşılır. Ancak, bu dönemde Orta Anadolu'daki Hitit Kültürü de Batı Anadolu kıyılarında etkilidir. Söz konusu Hitit etkisi, özellikle Batı Anadolu'nun iç kesimlerindeki Çine Tepecik ve Kaymakçı gibi merkezlerde daha belirgin olarak hissedilir. İki kültür arasındaki ilişkilerde, Ege Denizi ile Büyük Menderes ve Gediz Nehri Vadileri başlıca geçiş güzergâhını oluşturur. Kıta Yunanistan ve Adalar'ın İzmir Bölgesi'ndeki etkisine dair izler, mimari özellikler, keramik, küçük buluntu ve mezarlık tipleri gibi arkeolojik veriler üzerinden doğrulanmaktadır. Hiç kuşkusuz en yoğun buluntu grubu çanak çömleklerdir. Nitekim bu tez çalışmasında, İzmir Bölgesi'nde, Kıta Yunanistan ve Ege Adalarıyla ilişkileri gösteren arkeolojik veriler detaylo olarak incelenmiştir.
Mudanya'da kentleşme süreci ve kentsel gelişimi etkileyen faktörler
Kentleşme olgusu salt bir nüfus hareketi değildir. Bu hareketin sosyo-ekonomik ve kültürel boyutları söz konusudur. Etkileri ve sonuçları itibariyle toplumu büyük oranda değiştiren ve kalıcı olarak dönüştüren küresel bir olgu olan kentleşme, aynı zamanda modernleşmenin altyapısını oluşturan en önemli süreçlerden birisidir. Sanayi devrimine kadar işlevsel ve yapısal olarak çok az değişim gösteren kentler sanayileşmeyle beraber hızla büyümüş ve dünya sistemine eklemlenerek yeni medeniyetin şekillendiği mekânlar haline gelmiştir. Sanayileşmenin ortaya çıktığı İngiltere başta olmak üzere sanayileşmiş bütün ülkelerdeki kentsel gelişim birbirine paralel özellikler göstermektedir. Türkiye'deki kentleşme hareketi gecikmeli de olsa dünyadaki kentleşme süreçlerini takip etmiş, farklılıkları olmakla beraber büyük oranda kentleşmenin temel özellikleri bakımından benzer bir süreç izlemiştir. Cumhuriyet dönemini incelediğimizde kentleşme sürecini belirleyen faktörlerin bütün dünyada olduğu gibi ekonomik, teknolojik, siyasal ve sosyo-psikolojik etmenlerin olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye kentleşme sürecinde dönemsel farklılıklar yaşanmıştır. 1923-1950 aralığını kapsayan ilk dönemin en belirgin özelliği yatay ve dikey nüfus hareketliliğinin durağanlığıdır. Ayrıca kapalı ekonomiye bağlı modern olmayan üretim süreçleri, sınırlı ulaşım ve iletişim olanaklarının varlığı, kentsel alanlardaki yapısal dönüşümlerin eksikliği, yetişmiş insan kaynaklarının ve kentleşme sürecinin ana belirleyeni olan ekonomik gücün eksikliği gibi faktörler döneme rengini veren olgular olmuştur. 1950 – 1980 aralığını kapsayan ikinci dönemin en belirgin özelliği ülke içerisindeki yatay ve dikey nüfus hareketliliğinin hız kazandığı bir dönem olmasıdır. 1950'lerle birlikte hızlanan toplumsal ve ekonomik dönüşüm sürecinde kentsel ve kırsal nüfus alanlarındaki nüfus artış hızının ivme kazandığını görmekteyiz. Bu dönem aynı zamanda kapalı ekonomik modelden kısmen de olsa ayrılıp batı ile bütünleşme hareketlerinin güçlenmeye başladığı bir dönemdir.1980 sonrasından günümüze kadarki zaman dilimini kapsayan üçüncü dönem ise kentleşme sürecini etkileyen faktörler açısından bir önceki döneme göre benzerlikler göstermektedir. Ancak süreci etkileyen yeni ve farklı dinamikler de ortaya çıkmıştır.Gerek dünyadaki küreselleşme süreci ve bunun Türkiye'ye doğrudan ya da dolaylı yansımaları, gerekse de Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinde meydana gelen turizm sektörünün gelişimi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki terör hareketleri, ülkedeki yeni politik şekillenmeler ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan yeni ekonomik yapılanmalar gibi sosyo-ekonomik ve politik süreçler bu farklılığı ortaya çıkaran başlıca etmenler olmuştur. Mudanya'nın kuruluşu Anadolu'nun batı kıyılarında ticaretle uğraşan şehir devletlerinin Marmara Denizi koylarında koloniler oluşturduğu sürece rastlar.Marmara Denizinin güneyinde sahil şeridi boyunca uzanan Mudanya'nın geçmişi M.Ö. 7.yy'a kadar gitmektedir. 2600 yıllık tarihi bir geçmişe sahip olan Mudanya Lidya, Pers, Bithynia, Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Mudanya'daki kentleşme süreci coğrafi konumu, jeomorfolojisi, iklim özellikleri, doğal bitki örtüsü gibi faktörlere göre şekillenmiştir. Ayrıca Mudanya'daki kentleşme alanının fiziki değişiminde ulaşım sistemleri, tarım alanları, Lozan anlaşması ve mübadele göçleri, sit alanları gibi beşeri faktörler de etkili olmuştur. Türkiye'deki kentleşme dinamiklerinden bağımsız düşünemeyeceğimiz Mudanya'daki kentleşme süreci kendine özgü karakteristik özellikler taşımaktadır. Son yüzyılda Mudanya'nın nüfusu çarpıcı bir şekilde renk değiştirmiştir. Nüfusun demografik yapısı ile beraber sosyo-kültürel yapısı da büyük oranda değişmiştir. 20.yy'ın başına kadar Hıristiyan inancına bağlı, Rum kökenli nüfusun egemen olduğu kent, Cumhuriyetle beraber yerini farklı bir inanç ve kültüre bırakmıştır. Nitekim 1902 yılı nüfus verilerine göre 18.193 olan Mudanya nüfusunun 13.329 kişisini gayrimüslimler oluşturmaktaydı. Bununla birlikte, Osmanlı'nın son döneminde yaşanan savaşlar ve Kurtuluş savaşı sürecinde bütün Anadolu'da olduğu gibi Mudanya'da da nüfus kaybı yaşanmıştır. Mübadele göçleri sonucunda ortaya çıkan nüfus kaybı da eklenince 1927 yılına gelindiğinde geçen 25 yıllık sürede toplam nüfus artmamış aksine 4.327 kişilik bir azalma söz konusu olmuştur. Gayrimüslim nüfusun büyük bir kısmı Mübadelelerle Mudanya'yı büyük oranda terk etmiştir. Kenti terk eden kültüre ait mimari yapı ve kentsel doku başta olmak üzere birçok kültürel unsurun halen varlığını sürdürdüğünü gözlemlemek mümkündür. 1927 yılına gelindiğinde Mudanya nüfusunun 13.866 kişi olduğu tespit edilmiştir. Anadolu ve Rumeli'den gelen göçler sonucunda 1927-1935 yılları arasında ilçede nüfus ‰ 43 oranında artmış ve 1935 itibariyle 19.496 kişiye çıkmıştır. Yaşanan bu nüfus artışının kırsal alanlarda yaşandığını görmekteyiz. 1927-1935 yılları arasında kentsel nüfusta sadece 41 kişilik bir artış gözlenirken kır nüfusunda 5.589 kişilik bir artış görülmektedir. Bu durum, gelen mübadillerin kırsal alanlara yerleştirildiği ve doğal nüfus artışının kırsal alanlarda daha fazla olduğu gerçeğini göstermektedir. Osmanlı devletinin son döneminde Bursa'nın Avrupa'ya açılan kapısı konumunda olan ve ipekböcekçiliği ticaretinde önemli bir role sahip olan Mudanya'da Cumhuriyetinin ilanından sonraki dönemde demiryolunun atıl duruma düşmesi ve ipekböcekçiliğin önem kaybetmesi kentsel nüfusta yaşanan durağanlığın temel sebebidir. Bu dönemde ipek böceği üretimini yerini zeytin üretimine bırakmaya başlamıştır. Toplam nüfus 1945-50 yılları arasında ‰ 26'lik bir artış göstermesine rağmen, 1950-55 yılları arasında ‰ 6'lık bir artış göstermiştir. 1985 yılına kadar durağan bir seyir izleyen Mudanya kent nüfusunun artış hızında da bu tarihten sonra hareketlilik başlamıştır. 1985 yılında 12.152 olan Mudanya kent nüfusu, 1990 yılında 17.196'ya yükselmiştir. 1964 yılında kurulan kablo fabrikasının dışında önemli bir sanayi üretimi olmayan Mudanya bu tarihe kadar tarım kenti özelliğindeydi. 1990 yılından sonra ise ulaşım sistemlerindeki gelişmelere paralel olarak gelişen turizm faaliyetleriyle birlikte kentsel nüfusta önemli artışlar gözlenmiştir. Bu tarihten sonra Mudanya'nın kent merkezi işlevini gören Rum mahallesi ve Osmanlı zamanında kurulan Türk mahallesi (Bugünkü Hasanbey Mahallesi) ile sınırlı olan kentsel alan Bursa-Mudanya yoluna paralel doğuya doğru genişlemiştir. Bu gelişim aksında kıyıdan hemen başlayan yükseltilerin de rolü büyüktür. Ancak kentsel alanlar ile zeytinlik alanları sınır haline gelmiş bu durum kentin büyümesi önünde çeşitli hukuksal sorunlar yaratmaktadır. Kentsel gelişimde bir başka önemli sınırlayıcı etki ise sit alanlarıdır. Bugün şehrin tam orta yerinde kalan, aynı zamanda Mudanya'nın kuruluş yeri olan hisarlık tepe mevkii ve yakın çevresi birinci derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiş ve bu bölgede kentsel yapılaşma durdurulmuştur. Mudanya'da ulaşım sistemlerinin gelişmesi, turizm sektörüne bağlı olarak yapılan ikincil konutların hızlı artışı gibi faktörler kente yaşanan göçü hızlandırmıştır. Bunun sonucunda 2007 yılında kentsel nüfus % 48,7 'lik oranla Mudanya tarihinin en yüksek düzeyine ulaşmıştır. 2007 yılına kadar kırsal-kentsel nüfus dağılımında meydana gelen değişimleri belirleyen ana faktörler doğal nüfus artışı ve göçlerle ortaya çıkan nüfus hareketliliği olmuştur. Ancak bu tarihten sonra yapılan yasal düzenlemeler kentsel-kırsal nüfus oranlarında doğal olmayan sonuçlar ortaya çıkarmıştır. İlk 2007-2010 arasındaki artışta bazı köylerin merkeze bağlanması etkili olmuştur. Bunun sonucunu 2008 yılı verilerinde net olarak görmekteyiz. 2007 yılında % 48,7 olan kentsel nüfus oranı bir yıl gibi kısa bir zaman diliminde % 71,5'e çıkmıştır. 30 Mart 2014 tarihinde kabul edilen Bütünşehir Yasası ile Mudanya'ya bağlı Trilye Beldesi ve 36 köy mahalle statüsüne alınarak merkeze bağlanmıştır. Bu dönemden sonra Mudanya'da kırsal nüfus ortadan kalkmıştır. İlk çağlardan günümüze kadar işlevselliğini sürdüren Mudanya limanı Bursa'yı İstanbul ve Avrupa'ya bağlayan en kısa denizyolu bağlantısıdır. Bursa, geniş hinterlandındaki ekonomik ve ticari potansiyelini dünya pazarlarına tam kapasite taşıyabilecek uluslararası ulaşım imkânlarından yoksundur. Bu potansiyeli küresel pazarlara ulaştırabilecek en önemli kapıların başında Mudanya gelmektedir. Osmanlı döneminde Mudanya'da başta gelen ekonomik faaliyetlerden birisi ipekböcekçiliğiydi. İran'dan gelen ve Bursa'da da üretilen ham ipeğin Mudanya iskelesine ulaştırılmasında ana işlevi Mudanya-Bursa tarihi demiryolu hattı görmekteydi. Mudanya'nın kentsel fonksiyonları zamanla değişim göstermiştir. İlk çağdan beri tarım, ticaret ve ulaşım kenti olan Mudanya 1960'lı yıllardan itibaren sanayi fonksiyonuna da sahip olmuştur. Günümüzde bunlara turizm fonksiyonu da eklenmiştir ve bu fonksiyonu giderek daha çok ön plana çıkmaktadır. Eskiden Bursa'nın en güzel sayfiye yerlerinin başında gelen Mudanya, doğal güzellikleri, eşsiz kentsel mimarisi ile gözde bir rekreasyon ve eğlence alanıyken sanayileşme sürecinde bu özelliklerini kısmen yitirmiştir. Son 30 yılda Türkiye'de turizm sektörünün gelişimine paralel olarak, gelişen ulaşım sistemlerinin de etkisiyle Mudanya'nın turizm potansiyeli yeniden ortaya çıkmış ve kent turizm kenti kimliğini giderek güçlendirmiştir.
Samsun dağı fiziki coğrafya özelliklerinin etek - alüvyal jeomorfolojisi üzerine etkisi
"Samsun Dağı Fiziki Coğrafya Özelliklerinin Etek - Alüvyal Jeomorfolojisi Üzerine Etkisi" başlıklı bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Samsun Dağı'nın fiziki coğrafya özellikleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise birikinti konileri ile ova tabanı üzerinde yapılan delgi sondaj çalışmalarından elde edilen sedimantolojik, stratigrafik ve paleontolojik veriler ile Samsun Dağı'nın etek alüvyal jeomorfoloji üzerine etkisi araştırılmıştır. Samsun Dağı, Kuşadası Körfezi ile Büyük Menderes Deltası arasında Ege Denizi'ne doğru büyük bir girinti oluşturan kütledir. Büyük bir bölümünü Menderes Masifinin örtü birimleri olarak adlandırılan Paleozoik yaştaki şist ve mermer ile Mezozoik yaştaki mermer kaplamaktadır. Neojen'e ait farklı formasyonlardan oluşan eşik ise dağı doğudan sınırlandırmaktadır. Samsun Dağı'nın temel morfolojik birimleri, alanın Miosen başlarından bugüne geçirdiği jeolojik ve jeomorfolojik evrimin sonucunda oluşmuştur. Bu morfolojik birimlerden biri olan birikinti konilerinin gelişimi Büyük Menderes Irmağı'nın getirdiği alüvyonlar, Samsun Dağı'ndan gelen kolüvyal malzemeler, Holosende meydana gelen deniz seviyesi değişmeleri, kıyı çizgisi değişmeleri ve alanda etkili olan tektonik hareketler ile ilişkilidir. Delgi sondajlardan alınan sedimanlardan 852 adet örneğin tane boyu; hidrometre ve elek analizi ile belirlenmiştir. Sedimanın tane boyu özellikleri ise değişen hidrodinamik koşulları ortaya koymuştur. Paleontolojik analizler kapsamında ise 907 örneğin makro ve mikro fosil incelemesi yapılmıştır. Denizel ortam, lagün ve bataklık ortamları, tatlı su ortamı ve karasal (Gastropodlar) ortamı temsil eden makro ve mikro fosillere rastlanılmıştır. Ostrocodlar, Foraminiferler ve Mollusklara (Gastropod ve Bivalvia) ait farklı ortamları temsil eden farklı türler bulunmuştur. Bulunan farklı türlerin sayısı, varlığı veya yokluğu, birlikte bulunduğu türler ile ilişkileri göz önüne bulundurularak ortam belirlemede birer indikatör olarak kullanılmıştır.
Coğrafya eğitiminde alan çalışmalarına bir örnek: Ereğli-Konya fiziki coğrafyası
Çalışmada uygulamalı olarak Coğrafya Dersi Öğretim Programlarında bulunan 130 kazanımın içinde yer alan fiziki coğrafya ile ilgili 53 kazanıma karşılık olarak Ereğli fiziki coğrafyasında karşılanma düzeyinin tespitinin yapılması amaçlanmıştır. Bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden olan Delphi tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Ereğli- Konya fiziki coğrafya özelliklerinin Coğrafya Dersi Öğretim Programlarıyla karşılaştırılması ve birbirleriyle olan örtüşmeleri incelenmiştir. Çalışma sonucunda; 2018-CDÖP'de yer alan fiziki coğrafya ile ilgili toplam 53 adet kazanımdan çeşitli sınıf düzeyi ve fiziki coğrafya ile ilgili ünitelerden toplam 49' unun (%92,4) karşılama düzeyini yüksek oranda gerçekleştirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Jeoekonomi ve Türkiye'nin jeoekonomisi
Jeoekonomi yeni bir bilim dalı olarak Soğuk Savaş sonrası yeniden biçimlenen devletlerarası ekonomik ve siyasal ilişkileri tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu bilim ayrıca ulus devletlerin değişen koşullar altında kendilerini yeniden tanımlamalarına ve yeni dünya düzeninde kendilerine yer kapma savaşımına rehberlik etmektedir. Jeoekonomi ulus devletlerin ortaya çıkmasından sonra devletler arası ilişkiler dizgesini ve dış politika uygulamalarını yorumlamayı amaçlayan görüşler evriminin şimdilik son halkasıdır. Yöntem olarak, politikadan çok ekonomiye, teknolojiye ve coğrafyaya önem vermektedir.Türkiye'nin bulunduğu coğrafi konumu, tarihsel ve kültürel geçmişi ve komşu ülkelerle olan ilişkileri, ona geniş bir coğrafyada ekonomik alan yaratma fırsatı vermektedir. Jeoekonomi de Türkiye'nin ekonomik alan yaratabilmesi ve ekonomik ilişkilerini geliştirebilmesi için uygulanması gereken politika olmalıdır. Bu nedenle jeoekonomiyi bir bilim dalı olarak ele almak ve Türkiye'nin tarihsel coğrafyasını ve bu coğrafyadaki ekonomik ilişkilerini incelemek büyük önem taşımaktadır.Bu araştırmada, öncelikle ?Jeoekonomi? bilimsel açıdan tanımlanmış, Türkiye için önemi belirtilmiş ve uygulanabilir politikalar için bilimsel temeller oluşturmak amacıyla tarihsel jeoekonomik alan incelenmiştir.
Dobrogea (Dobruca - Romanya) Türk yer adlarına toponomik bakış
Yer adlarını yapı, anlam ve köken bakımından açıklamaya çalışan bilim dalına (toponimi/toponomi) yer adları bilimi denir. Yer adları üzerine yapılan araştırmalar, dilbilim, coğrafya, tarih, etnografya, sosyoloji, arkeoloji, ekonomi vb. gibi çok çeşitli alanlarda bilimsel araştırmanın sonuçlarından yararlanır. Bu nedenle, toponimi, farklı disiplinlerin kesiştiği noktada olduğu için bir sınır araştırma alanı olarak görülmelidir. Dobrucanın toponomisi, bu bölgenin tarihinin izlerini taşır. Ortak bir süreklilik arz eden Osmanlı mirasının tek süreklilik arz eden izi olarak kabul edilir. Çalışmamda coğrafi açıdan Dobrucadaki Türkçe yer ismine yaklaştım. Bununla birlikte, yer adları, analiz edilmeden önce belgelenmeleri gerekir. Topografya haritalar başta olmak üzere saha çalışması, arşiv, kütüphane ve belgesel araştırmalar kullanılarak Türk kökenli yer adları tespit edilmiştir.