Demokratikleşme
Bu konu başlığı altında 87 tez
Are richer countries more democratic? the case of Muslim-majority countries
In this study, the correlation between democracy and economic growth is investigated in the context of forty-six Muslim-majority countries. Although the relationship between democracy and economic variables has been quite popular in the literature, the case of Muslim-majority countries has been rarely studied. Moreover, the existing studies have not yet reached a clear conclusion considering the correlation. I study the time period 1960-2015 because this is the longest time span for which all of the variables of interest to this study are available. A contribution of the study is that data from four different sources that publish democracy indices for the specified time interval and countries are used. By using data from four sources that adopt different definitions of the multi-pronged concept of democracy, this study generates a more detailed and more reliable picture of the link between democracy and income per capita. One democracy index, called V-Dem, has been fairly recently developed and has several advantages over the other indices (Freedom House, Polity IV, and Vanhanen Democracy Indices). To estimate the regression model, the fixed effects model is chosen, since it takes into account the heterogeneity among countries, which is quite high. The results support the hypothesis that in the group of Muslim-majority countries and in the time period 1960-2015; ceteris paribus, the ones that have a higher domestic product per capita are the ones that are more democratic. Keywords: Democracy, economic growth, Muslim-majority countries
Yerel yönetimlerde demokratik katılım açısında kent konseyinin önemi ve Küçükçekmece örneği
Yerel yönetimler halkın katılımını sağlamak konusunda çok önemli bir görev üstlenmektedir. Halkın katılımının artırılması için yerel yönetimlere daha fazla önem verilmesi gerekir. Devletler, giderek yerel yönetimlere önem vermeye başlamış ve bu konuda gerekli çalışmalar içine girmişlerdir.Demokratik yerel yönetimlerin mekanizmasının işler hale gelmesi için yerelde halkın katılımını sağlayabileceği ve söz sahibi olabileceği ortamların oluşması için çaba harcamaya başlamıştır.?Yerel Gündem 21'' projesi ve onun alt başlığı, oluşturulan kent konseyleri, halkın yönetime katılmasına ön ayak olacak, yerel halkın ihtiyaçlarına karşılık, halk daha da etkin hale gelecektir.
Türkiye'nin siyasallaşmasında yerel yönetimlerin yeri ve etkisi
Türk toplumunun ve idari yapısının tarihsel evriminde, demokratikleşme süreci her zaman kırılgan ve çelişkili bir yapı üzerinde oluşmaktadır. Kapitalist sistemin çevresinde yer alan Türkiye?nin demokratikleşmesinin yerel ve ulusal düzeyde gelişmesi pek çok faktöre bağlıdır. Merkezi otoritenin meşruiyet krizini aşmaya yönelik önlemleri, askeri darbeler, kapitalizm, ekonomik krizler, sivil haklar, özgürlükler ve demokrasi kültürünün düzeyi, geleneksel kamu yönetiminin dönüşümünü ve değişiminin nedenleridir. Bu çalışmada, Türkiye?de demokrasinin demokratikleşmesi bağlamında yerel yönetimlerin 1980 askeri darbesinden sonra yaşadığı dönüşümü, sivil toplumun kendi kimliğini rahatça ifade edebilme ve haklar elde edebilme süreci tartışılmaktadır. Anahtar Sözcükler 1. demokrasi 2. demokratikleşme 3. siyasallaşma 4. yerel yönetim 5. belediye 137
Öğretmen görüşüyle okul yönetimlerinin demokratiklik düzeyi
Bireylerin belirli sınırlar içinde özgür olarak eylemde bulunmalarına olanak sağlayan ortamlar demokratik ortamlardır. Demokratik ve katılımcı sürecin yaşam bulduğu demokratik eğitim ortamının, insan haklarına ve demokrasiye duyarlı olması gerektiği söylenebilir. Demokratik eğitim ve öğretim ortamı ise okul bileşenlerinin kendilerini özgür, özerk duyumsadıkları, demokratik süreçlere etkin katıldıkları; insan hakları ve demokratik değer ve ilkelerini temel alındığı ortamdır. Eğitim sisteminin amacını gerçekleştirmesi ancak okulların demokratik süreçlerle yönetilmesi, okul bileşenlerinin demokratik ilke ve değerlerin içselleştirilmesi, yaşantıya dönüştürecek demokratik ortamla sağlanabileceği söylenebilir. Okulda demokratik bir ortam yaratılırsa; bireyler yaparak, yaşayarak demokratik yaşantılar oluştururlarsa toplumda demokrasi yaşam biçimine dönüşür, tüm kurum ve kurallarıyla kurumsallaşır. Demokrat bireylerden oluşan insan haklarına duyarlı demokratik bir toplum isteniyorsa, eğitim sistemi ve okulun demokratik biçimde yapılandırılması ve yönetilmesi gerekmektedir. Ülkemizde katılımcı çoğulcul demokrasinin gelişmesi eğitim örgütünün ve okulların demokratikleşmesiyle olabilecektir. Bu da eğitim-öğretim ve yönetimde demokratik süreçlerin etkin ve egemen olmasıyla sağlanabilir. Demokratik eğitim ortamının temel niteliklerinden biri katılımdır; tüm eğitim ortamlarında yaşama geçirilmelidir. Öğretmenlerin, öğretimsel ve yönetimsel kararlara katılımı; yaratıcılığını destekler, değer verildiğine inanır, sorumluluk üstlenir, iş doyumu ve verimliliğinin artırdığını, araştırmalar göstermektedir. Temel eğitimin verildiği ilkokullarda, işgörenler özgür olduklarında, mesleki açıdan kendilerine özerklik tanındığında, yönetime katılabildiklerinde demokratik okul yönetiminden söz edilebilmektedir. Bu açıdan ilkokulların yönetiminin demokratiklik düzeyinin bu okullarda çalışan sınıf öğretmenlerinin görüşlerine dayalı olarak, katılım, özgürlük ve özerklik boyutları açısından değerlendirilmesi araştırmanın problemi olarak belirlenmiştir. Araştırmada betimsel nitelikli genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2014-2015 eğitim ve öğretim yılında, İstanbul ili, Eyüp ilçesinin İlkokullarında tesadüfi yöntemle seçilen, görevdeki 258 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, "Yönetimin Demokratiklik Düzeyini'' saptama (YDDS) ölçeği ile toplanmıştır. Veriler PASW 18.0 istatistiksel paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin betimsel istatistikleri yüzde ve frekans hesaplanarak verilmiştir. Verilerin normal dağılımına ilişkin sorgularda basıklık ve çarpıklık değerleri ile Kolmogorov-Smirnov testi, gruplar arasındaki farklılaşmaların analizinde Mann-Whitney U testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi, çoklu karşılaştırmalar için ise Tukey HSD testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler.05 anlamlılık düzeyinde yürütülmüştür. Araştırma verilerinin çözümlenmesi sonucu elde edilen bulgular aşağıda özetlenmiştir: Bulgular incelendiğinde çalışmaya katılan sınıf öğretmenlerinin %57,6'sı kadın %42,4'dü de erkektir. Hizmet süreleri 1-5 yıl olanların %12,5;6-10 yıl olanların %20,6;11-15 yıl olanların %22,6;16-20 yıl olanların %22,2;21-25 yıl olanların %7,0;26yıl ve üzeri %15,2 olarak belirlenmiştir. Hizmet süreleri 1-20 yıl arasında olanların oranı ise%77,8'dir. Hizmet süreleri 21 yıl ve üstü olanların oranı ise%22,2'dir. Sınıf öğretmenlerinin görüşlerine göre, okul yönetiminin demokratiklik düzeyi; katılım, özgürlük ve özerklik boyutlarına ilişkin bulgular incelendiğinde: boyutlara ilişkin puan ortalamaları yüksekten düşüğe sıralandığından özerklik ( =3.6)yüksek düzeyde, özgürlük( =3.5) yüksek düzeyde, katılım ise( = 3.2) ile orta düzeyde görülmektedir. Sınıf öğretmenlerinin katılım, özgürlük ve özerklik boyutlarına ilişkin görüşleri cinsiyete ve mesleki kıdemlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı görülmektedir. Okul yönetiminin demokratiklik düzeyini belirleyen boyutların içinde katılım boyutu diğer boyutlara oranla daha düşük, (orta) düzeyde bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Demokratik Ortam, Demokratik Okul, Demokratik Eğitim,Demokratik Katılım, Demokratik Yönetim, Öğretmen Özgürlüğü ve Özerkliği
The non-western modernization perspective: The case of Israel
'Non-Western modernity perspective' offers an alternative approach to understand modernity of non-Western societies, challenging the Eurocentric 'convergence thesis' which argues that modernization trajectory of societies is inscribed deterministically in historical trajectory of Western modernity and which is rooted at the heart of classical modernization theory (CMT) and the globalization discourse. The purpose of this study is to analyze a common belief that Israel is the only western country in the Middle East, and that is an outpost of western civilization from the perspective of modernization studies which examine changes taking place during the modernization process in a society. Starting with the pre-state period up to today, the study assesses Israeli case within three trajectories: economic, political (democratization) social (secularization) from a non-Western modernization perspective taking inspirations from multiple modernization paradigm (MMP) and the uneven and combined development (U&CD). After all, it was concluded that Israel is not a Western country, constituting a divergent modernization trajectory from that of the West within its own historical context, and that the idea of universal modernity is a myth as number of cases unveil a need for more comprehensive and non-determinist approaches. Key words: non-Western modernization, Israel, CMT, MMP, U&CD, economic development, democratization, secularization
Devrim ve hegemonya: Tunus'ta sivil toplum ve devlet (2010-2019)
The popular uprisings in late 2010 in Tunisia resulted in political and social changes across the country as well as in the region. While the uprisings in other countries ended up with chaos, civil war and military coup, in Tunisia, Zine El Abidine Ben Ali's 23 years-long authoritarian rule was removed and through democratic elections the new constitution was adopted by the assembly. In this process, Tunisia was considered as the only successful country in terms of democratic transition in the democratization literature. It is argued that the Tunisian success was because of the existence of a robust civil society. By contending this claim, this thesis explains the post-revolutionary period in Tunisia in the light of Gramsci's civil society theory. Civil society, in Gramscian sense, is considered as sum of ideological, intellectual and cultural apparatuses producing consent for the hegemony of the ruling class of the state. In this context, the thesis argues that in post-Ben Ali period the idea of tunisianite which signifies the Tunisian national identity and the Bourguibist modernity acted as the apparatuses preventing the revolutionary break with the past and maintaining hegemony of the ruling class which ruled the country since its independence. Keywords: Civil Society; Gramsci; Hegemony; Revolution; Tunisia
Çok partili döneme geçişte demokratikleşme çabaları
II. Dünya Savaşı'nın Türkiye Cumhuriyeti ve dünya tarihinde yarattığı etkileri bakımından ayrı bir yeri vardır. Çünkü bu savaş, demokrasi cephesinin zaferi ile sonuçlanmıştır. Faşist-totaliter tek parti yönetimine dayalı ülkelerin yenilmeleri demokrasiyi yükselten değer haline getirmiştir. Demokratik sistemlerin yükselişe geçtiği bir dönemde Türkiye de buna kayıtsız kalmamıştır. Türkiye'de 1923-1946 yıllarında tek siyasi parti olarak Cumhuriyet Halk Partisi yer almıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün ardından parti içerisinde önemli değişiklikler yapılmış ve İsmet İnönü'nün Milli Şef olmasıyla da tek parti ideolojisi etkin bir hal almıştır. Bu dönemde yapılan bazı antidemokratik kanun ve uygulamalar, toplum üzerinde sosyo-ekonomik açıdan büyük sarsıntılara ve iktidara karşı toplumsal bir muhalefete sebep olmuştur. Savaşın ardından ülke içinde ve dışında meydana gelen gelişmeler çok partili demokratik rejime geçişi zorunlu kılmıştır. Bu şartlar altında kurulan Demokrat Parti, belli bir süre iktidarın hoşgörüsüyle karşılanmıştır. Ancak muhalefetin hızlı örgütlenmesi ve 1946 seçimlerindeki başarısı iktidarın tutumunu sertleştirmiştir. Çok partili hayata geçildikten sonra özellikle muhalefet, antidemokratik kanunlar açısından iktidarı eleştirmiş ve köklü değişiklikler yapılmasını istemiştir. İktidar partisi ise, halkın desteğini yeniden kazanabilmek adına bu uygulamaları değiştirme ve kaldırma yoluna gitmiştir. Bu çalışma, Türk siyasal hayatında özellikle savaş sonrası başlatılan demokratikleşme hareketlerinin nedenlerini, sonuçlarını ve toplum üzerindeki tesirlerini incelemek üzere hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Çok Partili Hayat, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Milli Şef.
V. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi (1935-1939)
Bu çalışmada Mustafa Kemal Atatürk'ün Mecliste Cumhurbaşkanı olarak son kez bulunduğu, Cumhuriyet rejiminin en güçlü dönemi olan süreç incelenmiştir. 1935 ve 1939 yılları arasında kalan bu döneme V. Dönem adı verilmiştir. Bu dönem boyunca TBMM'nin yapısı, teşekkülü ve genel durumu konu edilmektedir. Bu anlamda ülkenin siyasi politikalarını ortaya koyan TBMM'yi incelemek, dönemin iç ve dış politikasının aydınlatılması adına bir yol sunmaktadır. Bununla birlikte TBMM'de görev alan kabineleri ve hükumetleri incelemek, dönemde değişen koşulların ve inkılapların nasıl uygulandığının anlaşılması adına ışık tutmaktadır. 1935-1939 yılları boyunca iç politika başta olmak üzere bu dönemde yaşanan ekonomik, hukuki, mali, siyasi ve toplumsal her gelişme TBMM'nin süzgecinden geçmiştir. Meclis aynı zamanda neredeyse yapılan tüm uluslararası temaslara ve müzakerelere öncülük etmiştir. Bu anlamda zikredilen yıllar arasında görev yapan V. Dönem TBMM'de geçen iç ve dış siyasi gelişmeler de çalışmanın konusuna dahil edilmiştir. Bu anlamda çalışma Türkiye'nin demokratikleşme sürecini özetleyen genel bir girişten sonra beş bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde V. Dönem TBMM'nin toplanmasına dek geçen süreç irdelendikten sonra V. Dönem TBMM'nin teşekkülü ve genel yapısı ve bu yapıda meydana gelen değişiklikler incelenmiş, Meclise dahil olan Milletvekillerinin sosyoekonomik bir tasnifi yapılarak önceki dönem Meclis verileriyle karşılaştırmalı bir analize gidilmiştir. Tezin ikinci bölümünde bu dönemde meydana gelen ve ülkeyi etkileyen iç politika gelişmeleri irdelenmiştir. Üçüncü bölümde V. Dönem TBMM'de toplumsal ve hukuki alanda yaşanan gelişmelere yer verilerek bunların toplumda yarattığı etkiler ele alınmıştır. Dördüncü bölümde bu sürece gelene dek yaşanan ekonomik gelişmelere değinilerek V. Dönem boyunca uygulanan ekonomik politikalar ele alınmıştır. Son bölümde ise 1935-1939 arasında uygulanan dış politika siyasetiyle beraber bu dönemde dış politika özelinde meydana gelen gelişmeler incelenmiştir. Sonuç bölümünde tüm bu alanları kapsayan genel bir değerlendirme yapılarak çalışmaya son verilmiştir.
Avrupa Birliği'nin Azerbaycan'daki demokratikleşme sürecine etkileri
Bu çalışmada, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını kazandıktan sonra nasıl bir yol çizdiğini ve Avrupa Birliği'nin Azerbaycan'ın demokratikleşmesinde aldığı kararlarla ne kadar etkili olup olmadığı konusu ile Avrupa Birliği ve Azerbaycan arasındaki ikili ilişkiler incelenmiştir. AB kurulduğu zamandan itibaren demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, siyasal ve yönetsel gibi alanlarda sıkı bir politika izlemiştir. Genişleme dalgalarıyla neredeyse Avrupa'nın tamamını kendi sınırları içerisine alan birlik, kendisinin belirlediği değerlerden asla taviz vermemiş ve birliğe alınmak için kriterler belirlemiştir. AB üyesi, aday ve potansiyel aday olan ülkelerle birlikte hem de adaylık ihtimali olmayan ülkelerle ilişkilerinde de kendi değerlerini her zaman yaygınlaştırma politikası izlemiştir. Azerbaycan Cumhuriyeti 1991 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra, bağımsızlığının devam etmesi için Avrupa ile her zaman ikili ilişkiler içinde olmaya özen göstermiştir. Bu Tez çalışmasında AB – Azerbaycan ilişkileri 1991 tarihinden 2008 tarihine kadar AB'nin Azerbaycan'ın demokratikleşmesinde nasıl bir yol izlediği, geçirmiş olduğu evreler, ikili ilişkilerdeki araçlar araştırılmıştır. Ayrıca, AB'nin Eylem Planı'nın Azerbaycan'ın demokratikleşme sürecinde nasıl etkide bulunduğu incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği, Azerbaycan, Avrupa Komşuluk Politikası, Demokrasi
The evolution of the separation of powers in the Turkish republic: The case of the 2010 constitutional referendum
This thesis examines the evolution of the principle of the separation of powers in modern Turkish history. At the same time, it links the history of Turkey with recent times, especially with the 2010 Constitutional Referendum, within the framework of the separation of powers. The research presents a comprehensive study of the separation of powers in Turkey, by including the constitutions of Turkey, the political dynamics, the practice of the principle, and especially the relations between the executive and the judiciary. The study first discusses the principle of the separation of powers theoretically, and then explains its development in the West. After that, it focuses on the evolution of the principle in Turkish constitutions and provides an overview of its practice during the periods in question. In a chronological order, the thesis then explains the tense relations between the executive and the judiciary during the period of 2002-2010 with references to their relations in the past. Afterwards, it analyzes the new dimension of these relations with the 2010 Constitutional Referendum. The final focus will be given to the recent crucial political developments closely related to the separation of powers in Turkey. While the evolution of the separation of powers is examined in this thesis, it should be noted that this evolution is discussed within the arguments of the "strong executive" tendency throughout the history of modern Turkey and the dramatically increasing executive influence over the judiciary, particularly with the 1982 Constitution. It is pointed out that in the parliamentary system of Turkey, where the legislative is most likely to function under the control of the strong executive, the excessive authority of the executive over the judiciary as well, hence its over-empowerment, does not comply with democratization.
Demokratik özerklik'in mekansal tahayyülü ve siyaseti: Beyoğlu'nda bir mahalle meclisi deneyimi
This thesis studies Kurdish Movement's Democratic Autonomy Project both in the ways that it is articulated in textual materials and materialized in the organizational forms of the movement, as well as in the manner in which it is undertaken and put into action in Hacıahmet neighborhood, Beyoğlu. I argue that the neighborhood assembly experiment/experience in a western city of Turkey differs from the ones in Kurdish cities particularly due to different relations with the space. Migration stories, longing for place of origin, relations with the city space, and attachments to the Kurdish community define the frames of local politics and bring about conflicting forms of engagements with the space. These conflicts lead the emergence of a space of struggle for both nation state and the Kurdish movement. I trace the implementations of the self-governmental project in Hacıahmet on the basis of daily encounters with the apparatuses of nation state. I also explore the shifts in discourse of the Kurdish Movement with a textual analysis. While the movement de-centralizes and transforms itself into a complex unity of organizations via horizontal interactions with other movements (left, gender, ecological, or geographically; Syria, Iran, Iraq) it also de-centralizes and localizes mode of politics with the inauguration of assemblies. The assembly proposes new forms of attachments with space, Kurdish community and also non-Kurdish communities by deconstructing existing centralized and vertical mode of doing politics and reconstructing new ones.
Afganistan'da ulus devletleşme, kimlik ve aidiyet
Bu çalışmanın temel amacı; mevcut toplumsal anominin temelleri ve Afganistan‟ın ulusal kimlik krizi, bir ulus-devletleşme süreci olarak Afganistan‟ın siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitimsel sorununun neden-sonuç ilişkisi bağlamında incelemektedir. Bu çalışmada Afganistan‟ın kurumsallaşamamasının nedeni savaş ve dış müdahaleden ayrı milletleşememesinde aranmıştır. Bu çalışmada, araştırma konusu uygunluğuna göre arşivin taranması; kitaplar, tezler, makaleler, raporlar, sosyolojik gözlem ve akademik belgeler incelenmek üzere hazırlanmıştır. Afganistan‟da uzun yıllardan beri süregelen ulus-devlet projesinin etnik çatışmaların tetikleyicisi olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Ulus-devlet merkeziyetçi ideolojisinin uygulanmasına da dikkat çekilmiştir. Afganistan‟ın ulusal kimliğinin oluşmasının önündeki engellerden birinin çok kültürlülük ve dilsel farklılıkların olduğu görülmüştür. Konunun hassasiyeti nedeniyle çok az araştırma yapılmış ve araştırma sadece etnik çatışmaların siyasi boyutuna odaklanmıştır. Bu çalışmada, Afganistan‟ın tarihsel süreçte modernleşme çabası anlatılmaktadır. Modernleşme hareketi ile başlayan ulus-devletleşme sürecinde, ulus kimliğin oluşumu ve Afgan kimliğine aidiyet duygusu; siyasi, sosyo-kültürel boyutları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Afganistan‟ın konjonktürel tarihi, batılılaşma, komünizm, İslami hareketler ve demokrasi sürecindeki dönüşümün bireysel ve toplumsal etkileri değerlendirilmiştir. Etnik ve kabilecilik bakış açısına sahip olan liderlerin toplumun değil devletin gücünü kullanarak kendi çıkarlarının peşinde oldukları açıklanmaya çalışılmıştır. Modern ulus-devletin millileştirilmesi, Afganların kimlik aidiyet algısı bilimsel tartışmalara yeni yol haritası açacağı ve çıkış noktası olarak radikalizm, milliyetçilik ve etnik kimlik çatışmasının görünmeyen tarafı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Afganistan‟da devam eden etniksel ve mezhepsel savaşın siyasi, sosyal ve kültürel bileşenleri hakkında yürütülen sosyolojik bir analizi içeren özgün bir çalışmadır. Anahtar Kelimler: Afganistan, Modernleşme, Ulus Devlet, Kimlik, Aidiyet
The role of the military in democratization processes: The cases of Egypt and Tunisia
Why do some militaries allow institutionalization of democratic reforms, whereas others disrupt them? By process-tracing the critical processes in Tunisia and Egypt, this research examines why the Egyptian military intervened in the democratization process and ended democratic reforms, whereas Tunisia military avoided acts that would undermine the democratization. The main argument is that if the transitional government threatens the material corporate interests of the military, the military may intervene in politics to disrupt democratic reforms. The author argues that one of the important keys to understanding the military's impact on the outcome of the democratization process is to analyze changing trends in military's corporate material interest, which are conceptualized in three variables: Military budget, the privileges of the military-owned enterprises, and the disbursement of the foreign military aid. The study finds that if the transitional government fails to increase military budget, the military is more likely to disrupt the democratization. Conversely, the appeasement of the military by increasing military budget is a useful strategy in reducing the military's willingness to end democratization. The study also finds that if the transitional government threatens the privileges of the military-owned enterprises, the military is more likely to involve in politics to disrupt democratic reforms. Finally, the transitional government's bilateral relations with the donor countries have an impact on the outcome of the democratization process. Findings indicate that if the military is dependent on military aid, it is more likely to disrupt democratization if such transition threatens to disrupt the flow of aid.
Alevis, the state and the Sivas incident: Problems of democratization
The Sivas Incident is one of the most tragic and controversial events of the Republican history. It is a multidimensional event involving many critical issues that pertain to democratization of Turkey: the inadequate protection of basic civil rights, the issue of relationship between state and religion, freedom of religion and Alevi Question and the political Islamist challenge. This study aims to understand how political actors in the Parliament, judicial institutions and Alevi organizations politicized the Incident and formed competing narratives around it. I use the political contestation of the Incident between 1993 and 2015 as a novel lens to look at the problematic working of democratic institutions in Turkey and the challenge that Alevi civil society presented to it for further democratization. The methodology of this dissertation rests on the content analysis of the parliamentary records, court documents and the publications of Alevi organizations. I've also made use of interviews with the representatives of Alevi organizations. I benefited from a review of secondary resources including the newspaper records in my research. I show how certain violent incidents are politicized in the Turkish context because of structural vulnerabilities that have been there since the foundation of the nation state. The examination of competing narratives establishes that the dismissal of existence of sectarian motives and tensions has characterized the responses of political and judicial actors. I demonstrate the difficulty of Turkish political system to meet the demands of a marginalized community for recognition and justice.
Milliyetçi Türk sağını dönüştürmek ya da yeniden yaratmak: Meral Akşener örneği
Idealism is an eclectic nationalist ideology, where women's visibility is low and masculine indoctrination is dominant. This thesis argues that Meral Akşener transformed the nationalist right in a democratic and feminist direction with her particular personality traits and political skills. In this regard, she led to remarkable changes in the fundamental pillars of ülkücülük by changing the leadership cult and party structure, and highlighting the presence of women while preventing them from being condemned to traditional roles in the nationalist ideology. In the thesis, Meral Akşener's transformative leadership performance is scrutinized, based on the critical discourse analysis (CDA) based on her speeches at the group meetings of IYI Party. This single case study shows the interrelationship between democratization and the feminist movement through the analysis of the transformation Meral Akşener brought to the nationalist right.
Demokrasi yolunda bir adım olarak radikal demokrasi kuramları
Son zamanlarda giderek yoğunlaşan bir şekilde liberal demokrasilerin içine düştüğü krizden söz edilmektedir. Söz konusu kriz dolayısıyla liberal demokrasiler artık ihtiyaçlara tam manasıyla cevap verememektedir. Bu tezin amacı, öncelikle sorunun tespitini ve sorunun çözümlemesini yaparak buna yönelik çözüm arayışlarından radikal demokrasinin "müzakereci" ve "çekişmeci" versiyonunu incelemektir. Liberal demokrasinin temsil, katılım ve meşruiyet olmak üzere başlıca üç boyutta yaşadığı kriz analiz edilmiştir. Her iki kuram da katılımcı yaklaşımlar olmakla beraber, bu krizi aşmaya yönelmiş Jürgen Habermas'ın müzakereci demokrasisi kamusal alanda etkin bir iletişim yoluyla bireylerin siyasete aktif katılımını vurgular. Öncülüğünü Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe'un yaptığı çekişmeci demokrasi ise farklılıkların ve kimliklerin korunarak sisteme dahil olmalarını hedefler. Çekişmeci demokrasi, toplumsal hayatta ve siyasette çatışmanın, antagonizmanın sürekliliğine ve var olması gerekliliğine vurgu yapar. Radikal demokrasi kuramları başlığıyla incelenen müzakereci demokrasi ve çekişmeci demokrasi kuramları liberal demokrasiye tamamen yüz çevirmemiş, onun temel değerlerini kendi kuramlarıyla yoğurmuşlardır. Demokrasinin geliştirilmesinde ve derinleştirilmesinde (demokratikleştirilmesinde), aynı zamanda liberal demokrasinin de değerlerinden yararlanmayı hedefleyen radikal demokrasi kuramlarının temel savları incelenmiştir. Temsil ve katılım krizinin yanı sıra çoğulculuk ve kimlik kavramları da günümüzde önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmada bir taraftan temsil sisteminin olanakları ve sınırlılıkları ortaya konularak katılımı artıracak mekanizmalar, diğer taraftan çoğulculuk, fark ve kimlik kavramlarının demokratikleşmedeki önemi değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: liberal demokrasi, meşruiyet krizi, radikal demokrasi
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin Türk demokratikleşme sürecine etkisi
1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Cumhurbaşkanlığı makamı Türk siyasi hayatında önemli bir yer tutmuştur. Asıl olarak Türk devlet geleneğinde de devlet başkanlığına verilen önemin yeri ayrıdır. 1921 Anayasası ile kısa bir süre uygulanan Meclis Hükümeti Sistemi ve 1924 Anayasası ile kabul edilen güçler birliği ilkesi istisna tutulursa Türkiye tam anlamıyla Parlamenter Hükümet Sistemini 1961 Anayasası'nda kabul etmiş ve o dönemden bu yana Parlamenter Hükümet Sistemi ile yönetilen bir ülke olmuştur. Cumhurbaşkanı genel olarak parlamenter sistemlerde uygulanan yöntemle, parlamento tarafından seçilmekteydi. Ancak 2007 yılında 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in görev süresinin dolması ile birlikte 11. Cumhurbaşkanı seçiminde yaşanan kriz Türkiye için yeni bir süreci başlatmıştır. 11. Cumhurbaşkanı seçiminde yaşanan Cumhurbaşkanı seçim krizi anayasal değişikliği beraberinde getirmiştir. Cumhurbaşkanı seçimi birinci turunda toplantı yeter sayısı olarak 367 oy sağlanamayınca erken seçim kararı alınmış ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi yönünde anayasa değişikliğine gidilmiştir. 21 Ekim Referandumu ile de Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa değişiklik paketi kabul edilmiştir. Yaşanan bu süreçle birlikte Türkiye'de yürütme erkinin başı olan Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi ilkesi ilk kez kabul edilmiştir. Bu tezde, yapılan bu anayasal değişikliğin ülkemiz açısından getireceği sonuçlar değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme yapılırken iki farklı açıdan durum ele alınmıştır. Bunlardan biri Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesinin demokrasi üzerinde yapacağı etki diğeri ise hükümet sistemi açısından yapacağı etkidir.
Demokrasi ve Türkiye'nin 1950 sonrası demokratikleşme meselesinin sosyolojik tahlili
Türk basınında çok partili hayata geçiş ve 1946-1950 seçimleri süreci
2. Dünya Savaşı'nın getirdiği demokrasi hareketleri, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de önemli siyasi değişimlere zemin hazırlamıştır. Bunun yanı sıra uzun zamandır ülkeyi idare eden CHP yönetimi, savaşın getirdiği olumsuz sonuçlara karşı gerekli ve yeterli tedbirleri bir türlü alamamıştır. Bu aşamada CHP içerisinde oluşmaya başlayan parti içi muhalefet neticesinde, yeni bir muhalefet partisinin yolu açılmış ve Demokrat Parti kurulmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'nin 1946-1950 seçimleri sürecinde iç politikada geçirdiği değişime yer verilmiştir. Demokratikleşme süreci çerçevesinde gelişen muhalefet ve bu muhalefetin Türk basınında gördüğü karşılık incelenmiş ve özellikle DP ile CHP arasında ortaya çıkan iktidar-muhalefet çekişmesinin Türk basını üzerindeki yansımalarına değinilmiştir. Ayrıca basının çok partili hayata yaklaşımı da irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Çok Partili Hayat, Türk Basını, Seçim
Performatif iletişimin diyalektiğindeki deneysel ve öznel sanat
Günümüz çağdaş sanatının bugün geldiği nokta, sanat kimlere hizmet ediyor, neden bir sanatçı dehası oluşturduk, sanatın belirli kurumlar tarafından yönetilmesi mümkün müdür gibi birçok soruları da beraberinde getirmektedir. Bu soruların cevaplarını bulabilmemiz için sanat tarihinin içinde bir gezinti yaparak, sanatın oluşumunda öznelliğin rolüne değinecek, gelişimindeki toplumsal bileşenleri, bilim ile arasındaki alışverişi irdeleyerek cevaplarla ilgili bir fikir oluşturmamızı sağlayacak bir temel oluşturacak, dijital çağda öznelliğin yok oluşuna ve akabinde sanatın köklerini sorgulayarak kaybolmuş olan öznelliğini ve yeniden öze dönüşümün nasıl mümkün olacağını göstermeye çalışacağım.Hümanizmin, insanı dünyanın merkezine yerleştirmesi ile doğan bugünkü post-hümanist insan, doğal insanı yok etmiştir. Bireyin, deneyimden, duygularından uzaklaşarak, ekran aracılığıyla bilgiye ulaşması, bireyi olduğu kadar günümüz sanatını da teknolojiye bağımlı bir hale getirirken, dijital sanat ise sanatla değil, teknoloji ile ilişki kurmamızı sağlayan yeni bir biçim olarak karşımıza çıkmaktadır. Algılamanın eşitlendiği görsel ve nesnel ortamlardan kaynaklanan bu bağımlılık, bireyin öznelliğini tehdit altına alırken, sanatın da kısır döngü içerisine girmesine neden olmaktadır. Aklın ve bilginin oluşumunun temelinde öznenin hareketliliğinin, deneyimlerinin, duygulanışlarının bulunmasını, öze ve öznelliğe giden yolun ampirizm den geçtiğini düşünürsek, çağdaş sanatın, toplumsal ve yaratıcı olabilmesi için duygu ve deneyimin ön planda olduğu toplumsal ve devinimsel iletişimi güçlendiren fenomenler geliştirmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu bağlamda sanatın gelişimi ve sanatçının üretiminde etkili bir faktör olan öznelliğin oluşumu için gerekli olan doğanın diyalektiği, özdevinim ve fiziksel iletişimin, sanatın yaşamla en yakın olduğu noktalarda geliştiğini göstererek, günümüz çağdaş sanatında nasıl ele alındığını incelemeye çalışacağım.
Conditionality principle of the European Union: A democratic dilemma?
The European Union, which is a quite significant economic and political entity in the international political scene, has been using many effective tools at pre-accession period in order to determine its members. Conditionality principle is one of the most significant and visible instruments of the European Union's external relations, which is also being harshly criticized. Conditionality comes into prominence as an "accession" carrot before gaining membership status. This research takes its roots from conditionality principle in that sense and aims to reveal the relationship between pre-accession and post-accession behaviors of the member states on democratization. The European Union's enlargement to the Central and Eastern Europe transferred democracy and democratic principles to the region which closed the authoritarianism book with its all political chapters of old communist regime. However, the Eastern Central European experience revealed some drawbacks on compliance with the EU acquis of the new member states in the post-accession period. In this context, this study aims to provide a new perspective to conditionality, which highlights persuasion, learning and appropriateness of behavior instead of a materialist bargaining strategy.
Varlık vergisinin fenomenolojisi
Fenomenoloji kesin olan husus ile kesin olma iddiasındaki husus arasında eleştirel bir yaklaşımdır. Bu eleştirel yaklaşım varlığın özüne ulaşmada yardımcı bir araç olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte söz konusu yaklaşım ekonomi ve maliye alanında da uygulanabilir. Örneğin, ekonomik krizlerin sebeplerini açıklamada kullanılan iktisadi nedenler kesin olan nedenlerdir. Ancak, bunun arkasında yatan nitel nedenler ise kesin olma iddiasındaki hususlardır. Bu çalışmada da 1942 ve 1943 yılları arasında Türkiye'de uygulanan varlık vergisinin fenomenolojik sorgulaması yapılmıştır. Varlık vergisi iktisadi, mali ve hukuki olarak yanlış bir şekilde uygulanan bir vergidir. Fakat varlık vergisinin uygulanma sebeplerine bakıldığında gerekli bir vergi olduğu anlaşılmaktadır. İki çelişki arasındaki fenomenolojik yaklaşım ortaya konulması bu çalışmanın hipotezini oluşturmaktadır.
Kurumsal iletişim kavramının katılımcı demokrasi anlayışına katkılarının Cumhurbaşkanlığı örneğinde incelenmesi: 2009 - 2013 dönemi
Bu araştırma, kurumsal iletişim gibi son dönemde önemi giderek artan bir kavramın, demokrasinin en modern ve ileri şekli olarak kabul edilen Katılımcı Demokrasi anlayışına yaptığı katkıları, Türkiye'nin kurumsal iletişimde gelişmiş devlet kurumu olan Cumhurbaşkanlığı örneğinde incelenmesi amacına yöneliktir. Daha önce benzer bir çalışmanın Cumhurbaşkanlığı Kurumu özelinde yapılmaması sebebiyle bu çalışma özgün bir değere sahiptir. Bu araştırmada, "Teknolojik gelişmeler çerçevesinde oluşturulan kurumsal iletişim çalışmalarının Cumhurbaşkanlığı kurumu özelinde katılımcı demokrasi anlayışına katkısı nedir?" sorusuna cevap aranmıştır. Katılımcı demokrasinin gereği olarak vatandaşların yönetime ne kadar katıldıkları, demokratik haklarının farkında olup olmadıkları, kamu kurumlarından memnun olup olmadıkları, devlet ile ilişkilerinin ne seviyede olduğu, devlet kurumlarına güvenip güvenmedikleri gibi sorular araştırma konusu yapılmıştır. Bu araştırmada, Cumhurbaşkanlığına başvuru yapan vatandaşların katılımcı demokrasi anlayışlarını derinlemesine anlamlandırmak ve katılımcıların bakış açısıyla katılımcı demokrasi anlayışını yorumlamak için nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni seçilmiştir. Araştırma için 2009-2013 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Kurumsal iletişim Başkanlığı Halkla İlişkiler Müdürlüğüne şahsen, dilekçe ve e-posta yolu ile başvuru yapmış katılımcıların belirlenmesinde, olasılığa dayanmayan amaçlı örnekleme tekniklerinden ölçüt örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmanın verileri geliştirilen yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada, elde edilen veriler nitel veri analizi ile incelenmiş, içerik ve betimsel analiz yöntemiyle yorumlanmıştır. Bulgular, araştırmanın alt problemlerine göre katagorize edilerek yorumlanmıştır. Vatandaşların, "demokrasi" ve "katılımcı demokrasi" gibi temel kavramlar hakkındaki görüşleri Cumhurbaşkanlığı makamına başvurmayı bir demokratik hak olarak görüp görmedikleri, vatandaşların Cumhurbaşkanlığına müracaat etmesinde 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün şahsının ne ölçüde önemli bir etken olduğu, yönetimle ilişkilerindeki beklentileri, vatandaşla devlet arasında ki güven ilişkisi, Cumhurbaşkanlığı tarafından sunulan hizmetin kalitesi ve bilgi alma adına hangi iletişim araçlarından ve yöntemlerinden yararlanıldığı şeklinde yedi kategoriden oluşmuştur. Bu çalışmanın sonuçlarına göre; Vatandaşların görüşlerinin katılımcı demokrasi anlayışıyla örtüştüğü, Cumhurbaşkanlığı kurumuna demokratik hakları olduğu için başvurdukları, başvurularında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün kişiliğinin önemli bir rol oynadığı, Cumhurbaşkanlığı dışındaki diğer devlet kurumlarıyla ilişkileri hakkında olumsuz kanaat belirttikleri görülmüştür. Ayrıca, katılımcı demokrasi için önemli olan ''bilinç ve farkındalık'' olgularının katılımcılarda gayet gelişmiş olduğu, Cumhurbaşkanlığı kurumunun sunduğu hizmetlerin katılımcı demokrasinin gelişmesine önemli bir katkı sunduğu ve kurumsal iletişimde başarılı olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, vatandaşların teknolojinin sunduğu yeni olanaklara uyum sağladığı, gelişen teknolojik imkânlar ile yönetime daha fazla katıldığı, üst yönetime kolaylıkla ulaşabilme ve sorgulayabilme imkânı buldukları görülmüştür. Bu kapsamda da ilgili kurumlara bazı önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: kurumsal iletişim, katılımcı demokrasi, sosyal medya, demokratikleşme, demokratik hak, halkla ilişkiler
Türkiye'de demokratikleşme ve Turgut Özal Dönemi siyasal liberalizmi
Kökleri Antik Yunan'a dayanan ve tarihin çeşitli dönemlerinde etkili olmuş olan demokrasi, zaman içerisindeki dönemsel koşullar ve farklılaşan toplumsal ihtiyaçlar sonucunda önemli değişimler geçirmiş, böylelikle de birçok düşünürün ve teorisyenin onu yeniden ele almasıyla birlikte farklı siyasal kuramlara/anlayışlara konu olmuştur. Bu çalışmada, Turgut Özal dönemi siyasal liberalizmine kadar Türkiye'de demokrasinin tarihsel süreç içerisinde yaşadığı gelişmeler ve onun döneminde siyasal liberalizm anlayışı çerçevesinde gerçekleştirilen demokratikleşme çabaları üzerinde durulacaktır Özal ve onun partisi olan ANAP'ın yapmış olduğu uygulamalar, Türk siyasal hayatı açısından en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Özal konusu gündeme geldiğinde genellikle ekonomik uygulamalara işaret edilmekteyken, onun siyasal alanda yaptıkları büyük ölçüde göz ardı edilmektedir. Özal, gerek temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi açısından, gerekse Türk hukuk sisteminin Avrupa hukuk sistemine entegrasyonu açısından önemli icraatlara imza atmış bir siyasi liderdir. Onun döneminde yapılan demokratikleşme hamleleri Türkiye'nin daha demokratik bir ülke haline gelmesine önemli katkıda bulunmuştur. Çalışmamızda Özal'ın siyasal liberalizm anlamında yürürlüğe koyduğu uygulamalar ve onun yapmış olduğu konuşmalar esaslı bir şekilde analiz edilecektir.