Women rights
77 theses under this subject heading
Bir insan hakları sorunu olarak kadına yönelik "şiddet"
Bu çalışmada son yıllarda üzerinde sıkça konuşulan "insan hakları" kavramının ne olduğu, "insan" yaşamının neden değerli olduğu, insanın onurunun ve değerinin çiğnenmesine sebep olan "şiddet"in ne olduğu ve neden bir hak ihlali sayıldığı, şiddetin neden bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gerektiği tartışılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde insan hakları kavramının antropolojik temelleri açıklanmaya çalışılarak, "şiddet" ve "insan hakları" ilişkisine ışık tutmak için bazı filozofların "insan" görüşlerine yer verilmektedir. Bununla birlikte, tezle ilgisinde, insan hakları kavramının kimi düşünürlerce nasıl içeriklendirildiği ortaya konarak, bazı temel insan hakları görüşlerine yer verilecektir. Böylece "insan" kavramının "insan hakları" ve özellikle de "şiddet" kavramıyla nasıl ilişkilendirildiği gösterilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde "şiddet" kavramı üstünde durularak şiddetin ne olduğu anlatılmaya çalışılmış, şiddetin yalnızca kadına yönelik bir sorun mu yoksa "insan"a yönelik bir sorun mu olduğu tartışılmıştır. Şiddetin cinsiyet ayrımına dayanmayan, insan türünün tüm üyelerine yönelik bir insan hakları ihlali olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. "Kadın" olmanın, "insan" olmaktan tümüyle farklı olduğuna dair inanış ve düşünceler, feminist kuramlarla ilgi kurularak eleştirel bir biçimde ele alınmıştır. Bu bağlamda, feminist kuramların kadına bakışları ortaya konulmaya çalışılmış, "cins" ayrımının yalnızca "cinsiyet" ile ilgili olduğu, toplumsal cinsiyet algısının çoğu zaman yanılgılara ve hatta kadına yönelik şiddete sebep olduğu dile getirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, insan hakları kavramının, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her insanı, türün her bir üyesini ilgilendirdiği, temel bir hak olan yaşama hakkının ve dokunulmazlıkların cinsiyete bağlı bir sorun olmadığı, her insanın onurunu veya değerini korumanın her kişinin sorumluluk ve ödevi olduğu, insan olmanın açık bilincine sahip olmakla insana sırf insan olduğu için değer vermekle, etik eylemenin her tek kişinin ödevi olduğunun farkında olmakla şiddete engel olunabileceği ve insanca yaşanabileceği gösterilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Ġnsan, Ġnsan Hakları, ġiddet, Kadın Hakları,Etik
Feminist yaklaşımın kadınların gözünden değerlendirilmesi Bursa örneği
Feminizm en genel anlamıyla tanımlandığında kadın ve erkeğin eğitim, hukuk, ekonomi, siyaset, sosyal yaşam gibi alanlarda eşit olması gerektiğini savunan akımdır. Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi o toplumda yaşayan insanların özgürlüğü ve haklarıyla ilişkilidir. Bu nedenle feminizm kadınların da erkeklerle eşit sosyal ve siyasal haklara sahip olmasını savunarak toplumların gelişimine katkı sağlamaktadır. Feminizm ilk kez bu gelişme için çaba gösteren bir toplum olan Fransa'da 18.yy da ortaya çıktığı görülmektedir. Ancak feminist tartışma etkisini her dönemde sürdürmeyi başarmıştır. 21.yüzyılda yaşadığımız bu dönemlerde kadın haklarının hala konuşuluyor olmasının ve erkeklerin kadınlar üzerinde oluşturmuş olduğu tahakkümün tartışılıyor olmasının yanında kadınların da bu konuda ne düşündüğü ve feminizm hakkında ne kadar bilgi sahibi oldukları araştırılmak istenmiştir. Bu çalışmada Türk kadınının feminizm kavramından haberdar olup olmadığı, feminizm kavramından ne anladığı, kendi hakları üzerinde ne kadar durduğu araştırmaya çalışılmıştır. Çalışma Bursa örneği üzerinden yürütülmüştür. Bursa ilinde kadınların feminizme bakış açısını değerlendirmek adına Bursa ilinin tarihi, eğitim durumu, demografik durumu, ekonomik durumu gibi bilgilere yer vererek Bursa ili genel bir bakışla değerlendirilmiştir. Bu kısım anket verilerinin değerlendirilmesi ile devam ettiğinden Bursa ilinin genel durumu ele alınmak durumunda kalınmıştır. Araştırmanın uygulamalı kısmı olan anket verilerinin değerlenmesiyle sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Sonuçta Bursa'da yaşayan kadınların feminizm kavramından uzak olmadığı ve kadınların kendi haklarının savunuculuğunu yaptığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kadın, Feminizm, Feminist Teori, Toplumsal Cinsiyet, Özel Alan, Kamusal Alan, Erkek Tahakkümü, Eril Egemenlik. Ataerkillik.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde kadın hakları
Türkiye'nin 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye olmak istemesiyle başlayan Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri, elli yıllı aşkın bir süredir devam etmektedir. Geçen bu süreçte kadın haklarına yönelik çeşitli yasalar oluşturulmuş ve aday ülkelerden de ulusal mevzuatlarını bu doğrultuda uyumlaştırılmaları istenmiştir.Çalışmanın birinci bölümünde Avrupa Birliği'nin tarihsel süreci ile Avrupa Birliği'nin yapısı ve kurumsal organları açıklanmıştır. İkinci bölümde ise; Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin başlamasından bugüne kadar geçen sürede kaydettiği aşamalar ve adaylık sürecinde gelinen son durum belirtilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Avrupa'nın kadına bakış açısı ortaya konmuştur. Kadının kimliğinin kavramsal boyutu ele alınarak İlk Çağlardan Modern döneme kadar kadının toplum içerisindeki yeri açıklanmıştır.Araştırmamızın özünü oluşturan Avrupa Birliği'nin kadına yönelik getirmiş olduğu düzenlemelerin neler olduğu ise dördüncü bölümde ortaya konmuştur. Avrupa birliği tarafından oluşturulan kadın haklarının kurumsal, yasal, sosyal ve siyasal süreçlerinin üzerinde durularak, hakların yapısal görünümü sorgulanmıştır.Beşinci ve son bölümümüzde ise AB' ye aday ülke olan Türkiye'nin AB Müktesebatına uyum kapsamında ulusal yasalarında kadın haklarına yönelik yaptığı düzenlemeler incelenecektir. Bu dönemde Türkiye'de kadın haklarının gelişme aşaması 3 evreye ayrılarak incelenmiştir. Bu gelişmeler ışığında kadına haklarını iyileştirmeye yönelik eylemlerin yasal çerçevesi açıklanacaktır.Anahtar Kelimler: Avrupa Birliği, Türkiye-AB İlişkileri ve Kadın Hakları
Assessment of the impact of civil society organizations on gender equality and women empowerment advocacy in Ghana
Gender equality and women empowerment (GEWE) are important issues that require the support of governments all over the world. Inequalities in gender in any society lead to the lack of developmental growth. With the strong linkage of GEWE and development, developing countries need to give more attention and support to issues pertaining to GEWE to attain the Millennium Development Goals (MDG) on gender equality. The MDG on gender equality which is to ensure equal access to education, health care, descent life and political representation has not yet been achieved by Ghana, as government and governmental agencies have not enacted effective laws nor undertaken enough programs and projects that are geared towards gender equality and women empowerment. The lack of effective programs by government and its agencies require that civil society organizations (CSOs); which are non-governmental and non-profit organizations established for the good of the citizenry take up more roles to ensure the attainment of gender equality and women empowerment. Though CSOs in Ghana have carried out a lot of activities, programs and advocacies for gender equality and women empowerment, their efforts have not yielded the expected results. One of the main factors that account for this is the lack of effective studies to measure and evaluate the impact of their activities. CSOs can improve on their activities and make a tremendous impact if they are able to asses through a scientific way the impact of their programs and activities. This thesis therefore examines the contributions of civil society groups and their impact from the perspective of the general populace toward GEWE in Ghana. The study begins with a historical overview and nature of civil societies in Ghana. Through research survey, the evaluation of the impact of activities of civil society organizations is carried out. The activities of the Civil Society Organizations were assessed critically and comprehensively considering the view or understanding of the people concerning gender equality and women empowerment. The opinion of the general public was gathered across three geo-political zones of Ghana with the aid of questionnaires that were physically administered on one on one and face to face. The results were rated descriptively on the basis of frequency and percentage. The outcome of the empirical survey depicts that, the majority of the populace have a full view and understanding of the operations and programs of the CSOs and are very familiar with the activities and programs of CSOs that are involved in gender equality advocacy. It was also revealed that, most of the respondents believe that government policies do not have adverse effect on the activities on CSOs in GEWE. One of the important findings is that compared to government and governmental agencies, there are enough CSOs in Ghana which are perceived to have achieved proven results in terms of advocacy for economic independence, violence control, development and protection of children. This accounts for the fact that CSOs are generally seen to be more trustworthy and have a higher public participation than governmental agencies in gender equality advocacy. This does not underestimate the fact that there is the comparative advantage that exists between the CSOs and governmental agencies on gender equality and women empowerment as acknowledged in the studies. Aggregately, the study revealed that the Ghanaian people have an adequate understanding of the impact of the activities of CSOs', except in few cases where the respondents exhibited some level of little disagreement and indecision; but the respondents have a better view about CSOs' programs. Although the general findings from the studies alluded to the fact that CSOs in Ghana have made great impact in gender equality advocacy and women empowerment, they are faced with a lot of challenges such as the strong competition for funds and visibility, short duration of activities, lack of collaboration among CSO and lack of sufficient funds. To overcome the challenges identified and make CSOs have a better impact on gender advocacy and women empowerment, solutions such as monitoring the activities of CSOs, better funding methods, detailed and properly planned programs, collaboration among CSOs, Increase in gender-based CSOs, intensive publicity of activities, recruitment of dedicated volunteers and the effective management of state-CSOs interaction were recommended in this theses. Keywords: Gender Equality, Civil Society Organizations, Ghana, Women Empowerment
Çağdaş dönemde İslam'da kadının statüsü ve hakları meselesi
İslâm'da kadının statüsü çağdaş dönemde üzerinde çokça manipülatif söylemlerin dile getirildiği bir konu olmuştur. Kadın konusu üzerinden İslâm dininin eleştirilmesi bu çalışmanın yapılmasını gerekli hale getirmiştir. İslâm'dan önceki din ve toplumlarda kadın sosyokültürel sebeplerden dolayı sosyal, ekonomik, siyasi vb. alanlarda çoğunlukla erkeğin gerisinde ve ikinci planda kalmıştır. Bu çalışma İslâm'dan önce ve sonra kadının konumunu, İslâm'ın klasik döneminde kadınla alakalı kelâmi mevzuları ve çağdaş dönemde İslâm'da kadının statüsü ile alakalı İslâm düşünürlerinin görüşlerini belge analizi yöntemi ile ele almıştır. Bu çalışmanın neticesinde İslâm karşıtlarının İslâm'ın kadını aşağıladığı, eşit tutmadığı, kadına değer vermediği tarzındaki rölatif ve sansasyonel yaklaşımlarının gerçeği yansıtmadığına dair çağdaş düşünürlerin fikirlerinden yararlanılmıştır. Eleştiriye maruz kalan kadın aleyhine gelen bazı rivayetlerin İslâm'ın mesajına aykırı olması ve Hz. Peygamber'in tebliğ metoduyla da bağdaşmaması onların uydurma olduğuna veya yanlış algılandığına işaret ettiği sonucuna varılmıştır. Tenkide maruz kalan Kur'ân-ı Kerîm ayetlerinin ise bazılarının tarihsel bağlam ve toplumun yaşadığı ortamdan etkilenerek yorumlanmış olabileceği fikrine ulaşılmış ve ayetlerdeki hikmetler ortaya konmaya çalışılmıştır. İslâm ile birlikte kadına fıtratına uygun olarak özgürlük ve haklar verildiği görülmüştür. İslâm toplumlarında kadına karşı uygulanan olumsuz davranışların ataerkil toplum yapısından, İsrâiliyat kökenli bazı rivayetler ve eski inanç, örf, adet, geleneklerden kaynaklı olduğu anlaşılmıştır.
Şer'î ve Mer'î hukukta kadın hakları
Bu çalışmamızda tarihsel süreçte ve dinlerde kadınlara verilen haklar ile Mer'i hukukunun kadınlara verdiği haklar incelenecektir. Tarihsel süreç içerisinde kadının ruhunun var olup olmadığını tartışılmışken İslam dini kadına temel hak ve hürriyetlerini vermiştir. Günümüzde özellikle Batı toplumlarında kadın aleyhtarı gelenek ve görenekler İslam dininin bir parçası olarak gösterilmektedir. Halbuki Kur'an-ı Kerim'in 14 asır önce kadına verdiği haklar ile günümüzdeki var olan hukuk sisteminin kadına verdiği haklar aynı doğrultuda gitmektedir. Bu çalışma ile İslam Hukuku ve Mer'i hukukun kadına verdiği haklar karşılaştırılacak ve kadınlara İslam gelinceye kadar verilmemiş olan hakların tahsis edildiği ispatlanacaktır.
Kadın haklarında geleneksel bakış aşısının etkinliğinin Yargıtay'ın bir kısım boşanma kararlarındaki kadın olgusuna yansıması
Tez konusu problemin sınırlarının belirlenebilmesi için; öncelikle ataerkil (geleneksel) bakış açışım oluşturan ve karşıtı eşitlikçi haklan hazırladığı düşünülen olgular kısaca ele alınmış ve bu kapsamda; Kadım erkeğe bağımlı kılan ataerkil bakış açısının oluşumu ve devamında etken olan, tarım toplumu yaşam koşullan, din öğesi ve Tek Tann'lı üç dinin şeriat kurallarındaki erkek lıakimiyeti ve kadının ikinciliği olgusu vurgulanmıştır. Sanayi toplumu yaşam biçimine geçişle; kadınların ücret karşılığı üretime kaülmalannın, kamusal alanda çalışmalarının getirdiği özgürleşme sonucu eşitlikçi haklara kavuşmalarının, geleneksel rollerin değişimindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Türkiye yönünden tarihsel sürece bakıldığında: Hukuk normlanyla kadın haklan arasındaki bire bir bağlantı nedeniyle, Osmanlı Dönemi teokratik hukuk sistemi içerisinde kalan kadın ve aile ilişkileri ele alınarak n.Meşrutiyet sonrası kadınlara tanınan haklar belirtilmiştir. Ardından geleneksel bakış açısmda köktenci değişimi sağlayan Atatürk îlke ve Devrimleri içinde son derece önem taşıyan ve eşitlikçi haklan içeren kanunlara değinilmiştir. Laik Pozitif Hukuk Sistemi'nin, kadının özgürleşmesinde ve sosyo-ekonomik hayata katılımındaki etkisinin geleneksel bakış açısının değişimindeki önemi vurgulanmıştır. n.Dünya Savaşı'nda yaşananlar sonucu; İHEB'in düzenlendiği ancak; buna rağmen fiili eşitliğin sağlanamaması üzerine BM'ce KKHAÖS'nin oluşturulduğu, Türkiye'nin de kabul ettiği bu sözleşme gereği, geleneksel rollerdeki değişim için ulusal mahkeme kararlan da içinde olmak koşuluyla, her türlü önlemin alınması yolundaki yükümlülükler üzerinde durulmuştur. VIAncak eşitlikçi haklara bu konudaki taahhütlere karşın, halen Yargıtay'ın bir kısım boşanma kararlarına yansıyan geleneksel bakış açısının, fiili eşitliğin önünde duran hukuksal engeller içinde olduğu düşünüldüğünden bu bağlamda, tez konusuna ilişkin kararlardaki geleneksel bakış açısını içeren gerekçeler; eşitlikçi ve kadın lehine pozitif haklar kapsamında irdelenmiştir. Sonuç olarak; toplum yaşamında fiili eşitliğin uygulanırlığını sağladığı düşünülen eşitlikçi ve kadın lehine pozitif haklar doğrultusunda verilecek Yargı Kararlarının, geleneksel rollerin değişiminde en az eşitlikçi haklar kadar önemli olabileceği hususu vurgulanmaya çalışılmıştır. vn
Sosyal bilgiler öğretmenlerinin Cumhuriyet kadını kavramına ilişkin görüşleri
Bu araştırma, Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin "Cumhuriyet kadını kavramına ilişkin görüşlerinin" belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Kadınlar, toplumun vazgeçilmez bireyleridir. Çünkü kadın, annelik vasfının tek sahibidir. Bu özelliğe sahip olan kadın toplumun tüm alanlarında da aynı şekilde değer görmelidir. Geçmişten günümüze bir değerlendirme yaptığımızda, toplumda yaşanan; sosyal, siyasi, dini ve kültürel değişimler kadının durumunda da değişikliklere yol açmıştır. Bu değişim, Cumhuriyetin ilanı ile tüm alanlarda olumlu yönde adım adım ilerler. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yapılan inkılâplar, kadınlar yararına ciddi gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin "Cumhuriyet kadını kavramına ilişkin görüşlerinin" belirlenmesini hedefleyen bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Açık uçlu sorular ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile öğretmen görüşleri alınmış olup, elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu; 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Adana ili, Çukurova ilçesinde görev yapan toplam 48 Sosyal Bilgiler Öğretmeni oluşturmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşme formları incelendiğinde; Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin cinsiyet ve mesleki kıdemleri farklı olsa da; cumhuriyet kadını kavramının kadına çağdaş modern özgür ve eşitlik kazandırdığını belirtmişlerdir. Cumhuriyetin ilanı ile kadınların toplumda birçok alanda haklara sahip olduğunu medeni bir kadın imajının yansıtıldığını belirtmişledir. Ayrıca öğretmenler, Sosyal Bilgiler ders ve kılavuz kitaplarının konu ve kazanımlarında, kadınlara yeterli ölçüde yer verildiği görüşündedirler. Cumhuriyet kadınının toplumdaki yerini yorumlarken eşitliğin ve hak kavramlarının önem kazandığını vurgulamışlardır. Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin Cumhuriyet kadınının toplumdaki yeri hakkındaki görüşlerine bakıldığı zaman, kadının erkekle eşit olması ve hak sahibi olması gerektiği görüşleri öne çıkmaktadır. Böylece cumhuriyetin ilanı ile beraber oluşan cumhuriyet kadını profilinin tanımı, sahip olduğu hakları ve bu haklarla beraber kadının toplumdaki yerinin neler olduğunu saptamak için kadın ve erkek Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin bu konuyla ilgili görüşleri değerlendirilmiştir.
Verilen siyasi haklar bağlamında Türk kadını ve seçimler (1935-1946)
3 Nisan 1930 tarihinde Belediye Seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı elde eden Türk Kadınına, 5 Aralık 1934 tarih ve 2598 sayılı kanun ile milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Siyasal haklarını kazanan Türk kadını, ilk defa 1935 seçimlerine katılmış ve çeşitli il ve bölgelerden parlamenter sıfatıyla mecliste yerini almıştır. İlk defa temsil hakkı kazanan Türk kadınlarının, milletvekili seçimlerinde, istisnalar mevzubahis olsa da, genellikle eğitim düzeyi iyi, mesleklerinde öncü, Cumhuriyet devrimlerini benimsemiş kadınlardan seçilmesine dikkat edilmiştir. 1935 seçimlerinde 18, 1939 ve 1943 seçimlerinde 16 kadın milletvekili çeşitli il ve bölgelerden meclise girmeyi başarmıştır. V.(1935-1939), VI.(1939-1943) ve VII.(1943-1946) dönem kadın milletvekillerinin meclis içi konuşmaları incelendiğinde genellikle onların "kadın, çocuk, eğitim ve kültür" üzerine yöneldikleri görülür. Siyasi kararlarda pek etkili olamasalar da, ilgili dönemin iç ve dış olayları ile ilgili fikir beyanında bulunmuşlardır. Tüm bu mücadeleye rağmen ilginçtir ki TBMM'ye ilk defa katılan kadın parlamenterlerin tüm parlamenterlerin sayısına oranı %4 civarında kalmış ve sonraki iki dönemde bu oran gittikçe azalmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Kadın Milletvekilleri, Medeni ve Siyasî Hak, Seçim.
Mary Wollstonecraft'ta kadın hakları üzerine bir inceleme
Mary Wollstonecraft günümüzden 230 yıl öncesinde kadınların erkek egemen toplum düzeni tarafından bilinçli bir şekilde eğitimsiz bırakılmasını ve onların toplumsal alandan koparılarak eve hapsedilmesini kaleme alarak, yüksek sesle eleştiren ilk İngiliz feminist yazardır. Wollstonecraft kadınların eğitim sayesinde ufkunu genişleterek onlara uygun fiziksel ve zihinsel eğitim verildiğinde bu kör itaatten kurtulacaklarını savunmuştur. Wollstonecraft siyasi düşünce tarihinde büyük bir ses olmuş ve bu tezin yazılma amacını oluşturan kadın haklarının önemli bir parçası olarak gördüğü eğitim hakkının öneminden bahsetmiştir. 17. ve 18. yüzyıl filozoflarından Rousseau ve Locke'un erkeklere yönelik taraflı eğitim felsefelerini de inceleyerek; doğa, kadın ve erkeğe eşit davranırken sizler neden bu ayrımı yaratıyorsunuz diyerek onları eleştirmiştir. Wollstonecraft tüm çalışmalarında 'Özel olan siyasaldır.' görüşünü savunarak geleneksel aile ve cinsiyet rollerini sorgulamıştır. Kadınlara eşit eğitim fırsatları sağlandığında onlardan daha iyi eşler, yurttaşlar ve daha iyi anneler olabileceği sonucuna varmıştır.
Kadın sivil toplum kuruluşlarına ait web sitelerinin incelenmesi: Havle Kadın Derneği örneği
Bu tez çalışması, kadın haklarını savunan sivil toplum kuruluşlarının, web siteleri ve sosyal medya aracılığı ile kendilerini ifade etme ve alan içinde konumlama yöntemlerine odaklanmakta, örneklem olarak seçilen Havle Kadın Derneği'nin çalışmalarına ayrıntılı olarak yer vermektedir. Öncelikle kadın hareketi tarihsel süreç içerisinde tanımlanmış, Havle Kadın Derneği'nin misyonu gereği İslami Feminizm akımına özel bir önem verilmiş, ardından kamuoyu oluşturmada güncel bir aktivite alanı olan sosyal mecraların özellikleri açıklanmıştır. Tezin son bölümünde Havle Kadın Derneği'ne ait web sitesi incelenmekte ve derneğin Müslüman Feminist kimliğini web sitesi üzerinden sunuş biçimi açıklanmaktadır. Derneğin sosyal medya kullanımına ait örnekler de analizi destekleyecek şekilde çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılan yöntem söylem analizi ve göstergebilimdir.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadın hakları ve kadına yönelik şiddetin Osmanlı basınına yansıması
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren kadınların toplumdaki rolü önemli bir hal almış ve bu durum farklı siyasi gruplar tarafından farklı şekillerde ele alınmıştır. Kadın hakları ve kadınların toplumsal kimlikleri farklı siyasi görüşlerin temsilinde büyük önem taşımaya başlamıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında, milli kimlik inşası sürecinde, kadın kimliğinin oluşturulması ayrı bir önem taşımaktadır. Bu süreçte kadınların toplumsal görevleri çeşitli yayımlar vasıtası ile vurgulanmış, öncelikle kadınların kendi görevlerinin bilincinde olması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla birçok gazete çıkarılmış ve II. Meşrutiyetten sonra bu yayınlar daha çok artmıştır. Yayınladıkları gazeteler vasıtasıyla seslerini duyurmaya çalışmışlar ve aynı zamanda kendileri ile ilgili hak ve adalet arayışına girmişlerdir. Bu çalışmada da o dönemki gazete ve dergiler incelenerek kadınların maruz kaldığı toplumsal baskı ele alınmaya çalışılmaktadır. Osmanlı ve Cumhuriyet modernleşmesinde kadının konumunda meydana gelen değişimler, kadının içinde bulunduğu dönemde, sosyal ve siyasal haklarını elde etmek için verdiği mücadeleler ele alınmaktadır. Ayrıca kadının o dönemde maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel şiddetin basında ne kadar ve ne şekilde yer aldığı incelenmektedir. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak kadının Osmanlı Devleti'nden önceki dönemlerde dini, sosyal ve siyasal hayattaki yeri irdelenmektedir. Daha sonra ise, Osmanlı'da kadının bireysel ve toplumsal yaşamdaki rolü, aile, eğitim ve çalışma yaşamındaki yeri, toplumsal ve hukuksal açıdan incelenmektedir. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, sosyal yaşamdan iş yaşamına, seçme-seçilme gibi siyasal haklara kadar kadınlarla ilgili düzenlemeler ve bu düzenlemelerin yansımalarına değinilmektedir. Bu noktada Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde kadın karşılaştırılmalı olarak ele alınmaktadır. Osmanlı'da kadın daha çok toplumun ona yüklediği ev kadınlığı ve çocuk yetiştirme görevlerini yerine getiren bir rol üstlenirken, bu durumdan sıyrılmak ve daha geniş bir sosyal hayat oluşturmaya çalışırken, Cumhuriyet döneminde kadının modernleşme mantığı çerçevesinde istenen kalıplara uymaları için yönlendirildikleri görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Cumhuriyet, Kadın, Kadın Hakları, Şiddet, Basın.
Osmanlıdan 1950'ye Türk kadın haklarının ve statüsünün gelişim süreci
Araştırmanın konusu Osmanlıdan 1950'ye Türk kadın haklarının ve statüsünün gelişim sürecidir. Türk kadın tarihi, İslamiyet öncesi ve sonrası olmak üzere iki bölümde ele alınarak kronolojik bir sırayla açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmada Türk kadınının toplumsal, siyasi, hukuki, ekonomik, kültürel faaliyetlerine yer verilmiştir. Bozkır kültürünün özgür kadını İslamiyet'in kabulüyle birlikte tesettürle tanışmıştır. Türk kadını bundan sonra İslam dininin esaslarına göre yaşamını sürdürmeye başlamıştır. XIX. yüzyılda yapılan düzenlemeler sonucunda kadınlar önemli haklar elde etmişlerdir. İlk kez orta ve yüksek dereceli okullarda öğrenim gören kadınlar eğitimlerini bir üst seviyeye taşımışlardır. Bilinçlenen kadınlar haklarını aramak için harekete geçmişlerdir. Kadınların mücadelesine en büyük destek aydınlardan gelmiştir. Meşrutiyet'in ilanı sonrası kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek için feminizm hareketini başlatmışlardır. Batının etkisinde kalan kadınlar bu dönemde dernekler kurmuş, gazete ve dergi çıkarmışlardır. Türk kadını cumhuriyetin ilanıyla birlikte asıl statüsüne ulaşmıştır.
Uluslararası Hukuk çerçevesinde kadına yönelik suçlar
Aslında kadınlara yönelik suçlar en eski çağlardan beri işlenegelmektedir. Ancak ne yazık ki bu suçların uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınıp suçluların cezalandırılmaları, kadının hak ettiği değere ve haklara oldukça geç kavuşması gibi, çok zaman almıştır. İşte bu tezle kadına yönelik suçların nasıl ve ne zaman, hangi düzenlemelerle uluslararası hukukun konusu haline geldiği açıklanmıştır. Bu doğrultuda tez ?Uluslararası Hukukta Genel Olarak Kadının Korunması? ve ?Uluslararası Ceza Mahkemeleri Işığında Kadına Yönelik Suçlar? başlıklı iki bölüme ayrılmıştır.Tezin birinci bölümü üç alt başlıktan oluşmaktadır. Bu alt başlıklardan ilkinde, kadına yönelik şiddet dahil kadınlara karşı yapılan her tür haksızlığın insan hakları kapsamında kendine nasıl yer bulduğu incelenmiş, tarihsel süreçte kadının korunmasına ilişkin hangi düzenlemelerin yapıldığı belirtilmiştir. İkinci alt başlıkta da eski çağlardan 1949 Cenevre Sözleşmeleri de dahil olmak üzere 20. yüzyılın ikinci yarısına -Nüremberg Mahkemelerinin kuruluşuna- kadar olan dönemde, yani ad hoc mahkemelerin kurulmasından önce, kadınlara yönelik suçlara ilişkin yapılan düzenlemeler üç dönem halinde incelenmiştir. Üçüncü alt başlıkta ise kadınlara karşı uygulanan cinsel şiddet eylemlerinin soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları kapsamında ne şekilde değerlendirildikleri konusu ele alınmıştır.Tezin ikinci bölümü de ilk bölüme benzer şekilde yine üç alt başlıktan oluşmaktadır. Bu bölümde ad hoc nitelikteki Nüremberg, Tokyo, Yugoslavya ve Ruanda Mahkemeleri ile daimi nitelikteki UCM ayrı ayrı incelenerek kadına yönelik suçların, her bir mahkeme statüsünde hangi suç kapsamında yer aldığı açıklanmıştır. Ayrıca yine kadına yönelik suçlar bağlamında, mahkemeler arasında bir karşılaştırmaya da gidilmiştir.Sonuç olarak, kadına yönelik suçlara ilişkin günümüze kadar yapılmış olan tüm düzenlemelerin ve kurulmuş olan dört ad hoc ve bir daimi mahkemenin sağlamış olduğu başarılar görmezden gelinemez. Özellikle de UCM'nin kendinden önceki ad hoc nitelikteki mahkemelere oranla daha etkili bir caydırıcılığa sahip olacağı öngörülmektedir. Ancak UCM'nin dahi, gelecekte kadınlara yönelik suçları ve gerçekleştirilebilecek her tür şiddet eylemini tam anlamıyla engelleyebileceği şüphelidir. Bunun son örneği ise Darfur'da yaşanan olaylardır.Anahtar Sözcükler1.Kadın2.Uluslararası Hukuk3.Suç4.Cinsel Şiddet5.Irza Tecavüz
El-mer'etü ve kerametüha fi'l-Kur'ani'l-Kerim
Women's issues and rights in the Holy Qur'an have received great attention. But today we need contemporary readings of these rights to go beyond the traditional presentation of the subject, and to develop the method of presentation within the Islamic curriculum innovative open to the new cultural brought about by contemporary intellectual developments in the issues of life and human, and re-read the texts and Islamic provisions with all thanks and appreciation to the scholars of the past who strive for this religion Today, however, it is necessary to present new insights into important issues concerning women and their rights, which have raised differences and divergences in interpretation as subjects (inheritance, guardianship, witness, piety, polygamy and preference for boys over girls). Renewed views call for the establishment of common human and ethical values that transcend personal, religious, national and sexual differences and openness to the development of human thought. However, we and the esteemed scholars deserve the role of women and the restoration of balance to Islamic societies
Alimony debates in Turkey: Masculinist restoration, male self-victimization, and gender inequality
This thesis examines alimony debates that have been on public agenda in Turkey since 2016 in the context of neoliberal social policies and neoconservative familialist political discourse towards gender equality, family, and divorce. Article 175 of the Turkish Civil Code, which covers alimony regulations, stipulates that the spouse who fall into poverty upon divorce has the right to receive alimony for an indefinite period of time. In most cases, it is the woman who becomes entitled to receive alimony as a result of the deep-seated gender inequality in social, economic, and familial relations. In 2014, a group of people who called themselves as "alimony victims" started organizing on social media with a demand of introducing time limitation to alimony. The same year, a parliamentary commission was established to investigate the reasons for divorces and the factors that negatively influence the integrity of family, and "alimony victims" were invited to the parliamentary commission. The commission report, released in 2016, involved a recommendation on introducing time limitation to alimony. Since then, various groups, overwhelmingly consisting of men, have been protesting "male victimization" on the ground of the right to alimony as well as two other legislations; one on assuring gender equality and the other on the prevention of violence against women (the "Istanbul Convention" and Law No. 6284 respectively). The AKP (Justice and Development Party) government has emphasized "preventing divorces" as well as brought these legal rights into question in its political discourse, particularly since 2016. The thesis is grounded in the ethnographic research that was conducted between October 2018 and October 2020 that consists of 30 interviews with divorced men and women supporters actively involved in anti-alimony groups, divorced women, and divorce lawyers and feminist lawyers. It offers a three-fold discussion from a critical and feminist perspective. Firstly, it reveals the political influence on the rising anti-women's rights movement in contemporary Turkey within the context of the neoliberal restructuring of welfare and neoconservative familialism. Drawing from Deniz Kandiyoti's conceptualization of masculinist restoration, that is top-down and bottom-up efforts to maintain and reproduce patriarchy, thesis discusses alimony debates in the context of masculinist restoration. Secondly, based on interviews with men and women actively involved in anti-alimony groups, it investigates their experiences in marriage and divorce as well as the formation and workings of "male victimization" in anti-alimony discourse. In this sense, this thesis puts forth the concept of "male self-victimization" as one significant pillar of this masculinist restoration. Thirdly, interviews conducted with divorced women aim to shed light on common problems that women face during the process of marriage, divorce, and post-divorce. This thesis pays special attention to the financial and social consequences of divorce, to women's unpaid domestic work and to male violence in marriage and divorce in its analysis of experiences of both women and men. Keywords: divorce, alimony debates, neoconservative familialism, masculinist restoration, women's rights, male self-victimization, gender, Turkey, masculinity
Cumhuriyet Döneminin kadın hakları ışığında öncü Türk kadın ressamlar
"Türk Kadının toplumdaki yeri yüksektir, şereflidir. Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir." diyen Yüce Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk, kadının toplum içinde önemini, saygınlığını, varlığını, bilgi ve kültür alanında ilerlemesini ön planda tutmuş. Türk kadının uluslararası uygarlık seviyesinde yükselmesini amaç edinmiştir.Kadın, doğanın ve sosyal toplumun en önemli aynasıdır. Kadın, renkli, solmayan, güzel ve temiz kokan bir çiçektir. Yeni bir cana yaşam bağışlayan eşsiz bir varlıktır. Kadın, topluma ışık yayan bir güneştir. Kadın, karanlıktan aydınlığa geçiştir. Kadın, dünyadaki bütün güzelliklerin eseridir. Kadının topluma faydalı insanlar yetiştirme görevine üstlenmiş anadır.Tüm engellerin çıkış yolu Cumhuriyet Döneminin Öncü Türk Kadınların sanat tarihine adını yazdırmış olmaları açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelime: Türk Kadını, Sanat, Kadın Hakları, Plastik Sanatlar, v.s.
"Allah'ın kadın kullarını dövmeyin" hadisinin değerlendirilmesi
Evrensel bir sorun olan "kadına şiddet" ne yazık ki tüm toplumlarda rastlanılmaktadır. Günümüzde de giderek artan bu sorun maalesef kötü sonuçlarla bittiğine şahit olmaktayız. İslam dünyasında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) siretine bakıldığında onun hanımlarına karşı sürekli sevgi, şefkat, merhamet ve son derece nazik davrandığını aynı zamanda Rasulullah (s.a.v.) hiçbir zaman eşlerine karşı şiddeti uygulamadığını aynı zamanda eşlerini azarladığına dair en ufak bir davranışına bile rastlanılmadığına şahit olunmuştur. Hadis alanında şimdiye kadar kadına şiddet uygulanılabilir veya uygulanılamayacağına dair henüz rivayetler üzerinde bir çalışmanın yapılmadığını tespit edilmiştir. Bu konudan hareketle Kütüb-i Tis'â içinde geçen rivayetlerin, sened ve metin tenkidini yapılmak üzere tezimizin konusu olarak belirlenmiştir. Tezimiz bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmına bakıldığında; konunun amacı, önemi, sınırları ve metodu hakkında bilgi verildikten sonra İslam öncesi arap toplumundaki kadının değeri ve İslamiyetteki kadının yeri ve önemi hakkında bilgi verip aynı zamanda onlara karşı uygulanan şiddet eylemi hakkında çeşitli bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde ise rivayetlerin geçtiği kaynakları tespit edip, bu rivayetlerin isnadlarını cerh ve ta'dil'e tabi tutarak, isnadların genel olarak sıhhat bakımından sahih olduğunun sonucuna varılmıştır. İkinci bölüme bakıldığında; hadislerin metin tenkidini yaptıktan sonra sırasıyla; bu metinleri Kur'an'a, müfessirlerin yorumlarına, şarihlerin bu rivayetler üzerindeki yorum ve görüşlerine daha sonra ise hadislerin fıkıhtaki olan yansımasına yer verilmiştir. Sonuç olarak incelenilen bu hadislerin isnadları genel olarak sahih olduklarını, metin tenkidi açısından değerlendirilen bu konu, kadınların dövülemeyeceğini ve onların Allah tarafından kullarına verilen bir emanetin olduğunu hatırlatıp, hanımlarının haklarını korunup gözetilmesi gerektiğinin neticesine varılmıştır.
Kur'ân üzerinden üretilen kadın algısına feministlerin eleştirileri Evlenme ve boşanma örneği
Bu tez, feministlerin Kur'ân üzerinden üretilen kadın algısına yönelik eleştirdikleri hususları evlilik ve boşanma örneği üzerinden araştırmaktadır. Söz konusu çalışmada dört husus üzerine yoğunlaşılmıştır; Kur'ân âyetlerine yönelik feminist söylemin oluşmasında etkili olan tarihsel süreç, geleneksel İslâmî algıda aile hayatında kadına biçilen roller, modern İslâmî algıda aile hayatında kadına biçilen roller ve feministlerin evlilik ve boşanma bağlamında Kur'ân üzerinden üretilen kadın algısına eleştirileri. Feministlerin kadın hakları bağlamında eleştirdikleri hususların İslâm coğrafyasında yaşayan bireylerin zihinlerinde berraklık kazanmadığı ve bilhassa Müslüman kadınların hassas noktası haline geldiği görülmektedir. Bu nedenle çalışmada, eş seçimi, mehir, erken yaşta evlilik, çok eşlilik, kocaya itaat, kadına yönelik şiddet ve boşanmada yetkinlik gibi konular üzerine odaklanılmıştır. İslâm'da kadının aile hayatındaki konumunun idrak edilmesi amacıyla İslâm düşüncesindeki yorumlar ait oldukları bağlamlar içerisinde incelenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Kur'ân, Kadın Hakları, Evlilik, Boşanma, Feminizm.
Kadın hak savunucularının toplantı ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki eylemleri sonucu maruz kaldıkları yargı tacizi – Anayasa ve İHAS kapsamında bir değerlendirme
Bu çalışmada, Türkiye'de kadın hak savunucularının toplantı ve örgütlenme özgürlüklerine yönelik yargı tacizi, toplumsal ve siyasi gelişmelerin hukuki değerlendirmeler üzerindeki etkisi yadsınmadan ele alınmaya çalışılmıştır. Kolektif biçimde ve farklı yöntemlerle "ifadenin" üretimi ve paylaşılmasına dayalı bu haklarının özgür biçimde kullanılabilmesi, hak savunuculuğu yapan kişiler açısından aynı zamanda varoluşsal bir gerekçeyle temellendirilebilir. Özellikle din, dil, ırk, etnisite, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, engellilik, vatandaşlık gibi farklı ayrımcılık temellerinde dezavantajlı gruplara aidiyet, temel hakların kullanımı açısından farklı muamelelere tabi tutulmaya sebep olabilir. Bu çalışmada, hak savunucusu olma kimliğiyle kesişen cinsiyet ve etnisite temelleri bağlamında yargı tacizi incelenmiştir. Çalışmanın Birinci Bölümünde, yargı tacizinin hukuki temelini oluşturan "yetki saptırması" kavramı, ulus-üstü sözleşme rejimleri bağlamında incelenmiştir. İkinci olarak, yargı tacizinin üretimi ve uygulanışının siyasi alt yapısını oluşturan popülizm, rasyonel bir strateji olarak ele alınmıştır. Üçüncü kısımda, uygulamadaki farklı yargı tacizi pratiklerinin hukuki zeminini oluşturan, düşman ceza hukuku kavramı incelenmiştir. Bu bölümde son olarak, uluslararası gözlemciler ve STK'ların raporları çerçevesinde, Türkiye'de yargı tacizine yönelik güncel durumun tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın İkinci Bölümünde öncelikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) rejiminde, toplantı ve örgütlenme hakları ele alınmış ve tarafımızca ulaşılan iddianameler kapsamında kadın hak savunucularının haklarına yönelik müdahaleler incelenmiştir. Bu bağlamda, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarından hareketle, müdahalelerin hukuka uygunluğunu denetleyen üçlü test gerçekleştirilmiştir. Son olarak, İHAS'ın 18. maddesine yönelik içtihatlardan yola çıkılarak yargı taciziyle ilgili tespitlerde bulunulmuştur.
Avrupa Birliği sürecinin Türkiye'deki kadın haklarına etkisi
Bilinen tarih boyunca dünya üzerindeki toplumlarda kadın her zaman arka plana atılmış, haklardan yararlanma konusunda ikinci planda tutulmuştur. Bazı dönemlerde kız çocukları diri diri gömülmüş, erkeğin kölesi olarak görülmüş, miras hakkından mahrum bırakılmıştır. Hatta kadın doğmadığı için tanrıya şükranlarını sunan toplumlar bile var olmuştur. Bunun sebebi ne kadının güçsüz oluşu ne de erkeğin üstün özelliklere sahip oluşudur. Sebep; bedenin içine doğduğu toplumda cinsiyetine göre rollerin önceden biçilmesidir. Yani toplumsal cinsiyet anlayışıdır. Kadının üzerine biçilen roller genelde erkeğin karşısında güçsüz, savunmasız ve sessizliğidir. Böyle bir kadın algısının bulunduğu toplumda kadın kendisinin gücünün ve isteklerinin farkına vardığında haklarını elde etmek için çaba sarf edecektir. Nitekim kadın, mücadelesine Sanayi Devrimi ile başlamış ve günümüzde de mücadelesinin peşindedir. Bazı otoriteler de kadınların haklarını kazanmalarındaki mücadelelerine destek olmuşlardır. Bu otoriteler, devletler, uluslar üstü kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, kadın grupları şeklinde sıralanabilir. Bu uluslarüstü kuruluşlardan biri de Avrupa Birliğidir. Türkiye, 1957 yılından bu yana Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde olan bir ülkedir. Üyelik kriterlerini sağlama amacıyla Türkiye, Avrupa Birliği'nin müktesebatını uyumlaştırma çalışmaları yapmaktadır. Bu tezin oluşturulma amacı da kadın algısının değiştirilmesi konusunda etkin rol oynayan Avrupa Birliği Müktesebatındaki kadın hakları ve sosyal politikaları incelenerek, Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin Türkiye'deki kadın haklarına etkisini ortaya koymaktır.
Sivil toplum örgütlerinde kadın temsiliyeti
1370'lerin sonunda İngiltere'de bir köylü isyanı çıkıyor ve bu isyanın liderlerinden John Ball şöyle bir cümle sarfediyor (ki bu cümle halen Londra'da bir kilisenin duvarında asılıdır): ?DOSTLUK, ARKADAŞLIK YAŞAMDIR. DOSTLUĞUN VE ARKADAŞLIĞIN OLMADIĞI YER İSE ÖLÜMDÜR. CEHENNEMDE DOSTLUK VE ARKADAŞLIK YOKTUR; ORADA İNSANLAR TEK TEK VAROLURLAR?? İşte bu, sivil toplumun bilinen ilk tarifidir. Sivil toplum, insanların gönüllü olarak bir araya gelmesi, dostluk ve arkadaşlık ilişkileri içinde ortaklaşa bir şeyler yapmasıdır. İnsanların tek tek yapamadıklarını bir araya gelerek yapması demektir. 1370'lerden sonra günümüze kadar ise sivil toplum farklı dönemlerde farklı şekillerde düşünülüyor. Devletin pozitif olarak dönüştürülmesi ve demokratikleştirilmesi şeklinde karşımıza çıkıyor.Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne, anti-demokratik, erkek egemen, cinsiyetçi ve militarist devlet anlayışı nedeniyle birçok DKÖ kapatılmış, rejim aleyhtarı gibi gösterilmiştir. Bu nedenle Türkiye'de örgütlenme olgusu yıllarca korkulan bir kavram olmuştur. Örneğin askeri darbeler sonrasında çevreci örgütler, hemşehri dernekleri, vs gibi örgütler dahi kapatılmış ve üyeleri tutuklanmıştır. O yüzden son yıllarda DKÖ'ler STK adını aldılar. Ancak asıl önemli olan, bu organizasyonların devletlerden tam bağımsız olmaları meselesidir. Siyasetlerden, hükümetlerden ve devletlerden bağımsız olma durumu bu alanı, üçüncü alan olarak tanımlamaya götürür.İnsanlık ailesi, neredeyse beş bin yıldan bu yana kadın-erkek eşitsizliğine, kadınların yok sayılmasına, kadına yönelik her türlü şiddetin meşru görülmesine, kadın emeğinin değersiz görülmesine, kadınların her alanda erkeklere oranla daha ciddi hak ihlallerine maruz kaldığına tanıklık etmektedir. Dünyanın en çağdaş, en modern yöntemleriyle yönetilen ülkelerinde dahi kadının farklı biçimlerde ayrımcılığa maruz kaldığı görülmektedir. Kadının statüsü, kadına yönelik şiddetle mücadele, kadın-erkek eşitliğinin geldiği aşama konularında son yıllarda Türkiye'de daha ciddi bir tartışma yürümektedir. Özellikle de kadınların bulundukları sivil toplum örgütlerinde daha ciddi bir pozisyon üstlenmeleri, kadın çalışmalarına daha ağırlık vermeleri, muhalif kesimlerin örgütlendikleri alanlarda kadın temsiliyetine daha fazla önem vermeleri, siyasette kadın kotası uygulayan bazı siyasi partilerin varlığı, bu sorunsalın daha fazla tartışılmasına yol açtığı gibi, artık bazı gerçekler de gizlenemez boyuta ulaşmıştır.Kadının temsiliyeti meselesinde, son yıllarda siyasette yer alan kadınların durumu daha çok ele alınmıştır. Oysa ki bir toplumda farklı alanlarda örgütlenmiş (meslek odaları, gönüllü gruplar, sendikalar, kadın örgütleri, vakıflar, dernekler, kooperatifler, vs) Sivil Toplum Örgütleri, toplumun nabzını en fazla tutan örgütlü alanlardır. Dolayısıyla da Dünya ülkeleri arasında 130 ülke arasında kadının iş hayatına katılma oranında sondan 5. sırada olan ve yine kadın-erkek eşitliği alanında 128 ülke arasında 121. sırada olan Türkiye bakımından da bu konunun irdelenmesi gerektiği düşünülerek bu konu, tez konusu olarak seçilmiştir.Ayrıca STK'larda karar alma mekanizmalarına kadınların katılımını engelleyen birçok faktörün olduğu bilinmektedir. Bunlar;- kadınların aday olmalarını etkileyen faktörler (aile ve çevresinden yeterince destek alamama, aktiviteler ve çalışma alanlarında yalnız bırakılma, vs)- kadına karşı önyargılar, aile ve iş arasında seçim yapmak zorunda bırakılma, vs- erkek egemen yapıdan dolayı kadınların seçildikten sonra da yaşadıkları sorunlardır.Bütün bu faktörler, kadının ?sivil? alanda temsiliyeti için neleri aşması gerektiğini özetlemektedir. Dolayısıyla da bu çalışmada, hem sivil toplum örgütleri konusu ve hem de kadının STÖ'lerde temsil durumu ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler : Sivil Toplum, STÖ, Kadın, İnsan Hakları
Kadının korunmasına yönelik çalıştırılması yasaklanan işler ve çalışma sürelerine ilişkin sınırlamalar
Kadınlar, çalışma yaşamının içinde hep var olmuşlardır. Bunun doğal bir sonucu olarak, bu çalışmaların düzenlenmesine yönelik bir kısım kuralların oluşturulması gereklidir. İş Hukuku mevzuatımıza baktığımız zaman, kanun koyucunun işçiyi koruma ilkesi kapsamında pek çok hükümler tesis ettiğini görmekteyiz. Özellikle biyolojik yapılarının farklılık arz etmesi nedeni ve kadının bazı durumlarda daha fazla korunması gerektiği düşüncesiyle kanun koyucu, sadece kadınlar için öngörülen hükümler yaratma yoluna gitmiştir. Bu düzenlemelerin bir kısmı olumlu, yani kadına bazı haklar bahşetme şeklinde ortaya çıkarken, bir kısmı ise olumsuz olarak, yani kadının korunması amacıyla getirilen yasak ve sınırlamalar biçiminde kendini göstermektedir. Çalışmamızın özünü, esasen bu yasak ve sınırlamalar oluşturmaktadır. Ayrıca kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu işler ile sürelere müteallik düzenlemelerin eşitlik ilkesine uygunluğunu belirlemek amacıyla eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler üzerinde kısaca durulmuştur.
Kadına yönelik şiddet haberlerinde karşılaştırmalı bir ı̇nceleme: Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazeteleri
Gazetelerin toplumu şekillendirici ve dönüştürücü etkisi geçmişten günümüze hala devam etmektedir. Tüm gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da kadına uygulanan şiddetin her türlü hali büyük bir sorun olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberlerindeki farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin 01/04/2018 ve 30/09/2018 tarihleri arasında yayınlanan 398 kadına yönelik şiddet haberinin yer aldığı basılı nüshaları sayısal veriler olarak incelemeye tabi tutulmuş ve ortak olan 33 kadına yönelik şiddet haberi dil, üslup, fotoğraf, başlık, seçilen kelimeler ve olayların aktarılış tarzı yönünden Teun A. Van Dijk'in eleştirel söylem analizi ile detaylı incelenmiştir. Araştırmada bahsi geçen her üç gazetede yayınlanan toplam 398 kadına yönelik şiddet haberlerinin %9'unu Yeni Şafak gazetesi, %45'ini Sözcü gazetesi ve %46'sını Hürriyet gazetesi haberleri kapsamaktadır. Hürriyet ve Sözcü gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberleri incelendiğinde; haberin yayınlanma sıklığı, haberlerde kullanılan görsellerin yayınlanma biçimi, kullanılan dil ve üslup bağlamında benzerlikler taşıdığı ancak Yeni Şafak gazetesinin kadına şiddet haberlerini daha az sayıda ve farklı şekilde yayınladığı görülmüştür. Araştırma verileri incelendiğinde, Hürriyet ve Sözcü gazetelerinde tiraj odaklı popülist bir söylem kullanıldığı düşünülmektedir. Sonuç olarak; Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin farklı ideolojileri sebebiyle kadına şiddet haberlerinin paylaşım oranında büyü