Financial risk
77 theses under this subject heading
Dezavantajlı gruplardaki yatırımcıların finansal risk toleransının incelenmesi üzerine bir uygulama
Finansal risk toleransı psikolojik durumlar, kişilik özellikleri, yaşam standartlarından etkilenir. Finansal risk toleransı yatırımcıların riski tolere edebilme düzeyini göstermekle birlikte aslında yatırımdan ne beklediğini de risk karşısındaki tavrıyla ortaya koymaktadır. Bu noktadan hareketle ülkemizde dezavantajlı olarak yaşamını sürdüren genç, kadın, engelli ve yaşlı bireysel yatırımcıların finansal risk toleranslarının, sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte detaylandırılmış analizinin yapılma gereği duyulmuştur. Araştırmada nitel analiz yöntemi kullanılmış olup durum çalışması yapılarak katılımcılarla yüz yüze görüşmeler sağlanmıştır. Yapılan derinlemesine görüşmeler sayesinde bireylerin hangi faktörlerden ne ölçüde ve neden etkilendiklerine dair sorular yöneltilerek, katılımcıların demografik, sosyo-ekonomik özellikleri, kişilik özellikleri, psikolojik önyargılarının etkisinin olup olmadığına dair karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırma kapsamında katılımcılardan genç grubun risk toleranslarının yüksek, kadın, engelli ve yaşlı grubunun düşük risk toleransına sahip olduğu sonucu çıkarılarak, literatürde yapılmış olan çoğu çalışmayı destekler nitelikte sonuçlar elde edilmiştir. Bu elde edilen sonuçların genel anlamda sebep olarak gençlerin mezun olduktan sonra çok fazla iş bulma sıkıntısı çektikleri, kendi alanlarında çalışmıyor olmaları sebebiyle de artık kendi mesleklerini yapma arzusu içinde oldukları için daha risk almaya meyilli oldukları gözlemlenmiştir. Kadınların ise boşanmış ya da evliliklerinde ciddi sorunlar yaşadıklarından dolayı hayatlarında daha çekimser daha kaybetme korkusu içinde yaşamlarını sürdürdükleri görülmüştür. Engelli bireyler zaten mevcut olan bedensel ya da kronik hastalıkları sebebiyle diğer insanlara göre daha farklı davranışlar gösterebilmektedir. Bu da yatırım kararlarına ve aldıkları risk seviyelerine etki etmektedir. Yaşlılar, maddi imkansızlıkla da bağlantılı olarak çok fazla çekingen davranmaktadırlar. Bu etkenlerin olması kişileri yatırım konusunda daha riskten kaçınan bir hale getirdiği gözlemlenmiştir.
Politik riskin döviz piyasasına etkisi: Türkiye uygulaması
Politik risk, politik olaylardan kaynaklanan ve işletmenin varlıklarının değerinin veya yatırımlarının kârlılığının azalmaya yol açan risk olarak ifade edilir. Politik risk, ev sahibi ülke yönetimi, diğer devletler, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri gibi yapılanmaların politik karar ve eylemlerinin; işletmenin ulusal veya uluslararası gelirlerini, varlıklarını ve yatırımlarını etkileyebilme olasılığı nedeniyle araştırmaya değer önemli bir konudur. Bu çalışmada, Türkiye'deki 7 Haziran 2015 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi, 1 Kasım 2015 26. Dönem Milletvekili Genel Seçimi ve 16 Nisan 2017 Başkanlık Referandumunun döviz piyasasına etkisi araştırılmıştır. Söz konusu seçim tarihleri olay günü kabul edilerek USD/TL, EURO/TL ve Sepet Kur verileri ile siyasi seçimlerin döviz piyasasına etkisi olay yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda 7 Haziran 2015 Genel Seçim sonrasında döviz piyasasında kümülatif anormal getirinin düştüğü, koalisyon hükümeti kurulamaması nedeniyle gerçekleşen 1 Kasım 2015 Erken Seçim sonrasında ise döviz piyasasında Kümülatif anormal getirilerde düşüşün seçimden sonraki 15 gün içerisinde de normal seyrinde devam ettiği görülmüştür. Bu düşüşte koalisyon kararının çıktığı seçimin yarattığı politik risk algısı ve kısa aralıkla ülkede yaşanan iki ayrı siyasi seçimin ekonomi ve para politikasında yarattığı yıpranmanın da etkisi olduğu söylenebilir. Başkanlık Referandumu öncesi ve sonrası dönemde döviz piyasasında kümülatif anormal getirilerde inişli çıkışlı volatilite yapısının olduğu gözlemlenmiştir. Bu etkide referandum sonucunda uygulanacak yeni sistemin getireceği değişikliklerin yarattığı risk algısı, bu referandumun sonucunda çıkacak evet kararının ülkeyi rejim değişikliğine götüreceğine yönelik söylemler ve yoğun tartışmaların yarattığı politik risk algısı olduğu söylenebilir. Çalışmada politik risk ölçüsü olarak kabul edilen 2 seçim 1 referandum dönemlerinin döviz piyasasını kümülatif anormal getiriyi düşürücü şekilde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular finansal piyasa katılımcıları ve politika yapıcılar açısından anlamlı ve özgündür.
Seçili risk ve belirsizlik endeksleri ile gelişmekte olan ülke borsaları arasındaki ilişkiler: Ekonometrik bir uygulama
Küreselleşen menkul kıymet piyasalarının gelecekteki hareketlerinin tahmin edilmesinde çeşitli risk ve belirsizlik endeksleri gösterge olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Ekonomik Politika Belirsizlik (EPU), Finansal Stres (FSI), Jeopolitik Risk (GPR) ve Volatilite (VIX)'ten oluşan seçilmiş risk ve belirsizlik endeksleri ile Türkiye borsası (BIST100), Brezilya borsası (BVSP), Güney Afrika borsası (JTOPI), Rusya borsası (MOEX), Meksika borsası (MXX), Hindistan borsası (NIFTY50) ve Çin borsası (SSI)'den oluşan gelişmekte olan ülke borsaları arasındaki ilişkileri belirlemektir. Çalışmada, veri seti olarak 01.01.2003-31.12.2019 dönemi için VIX endeksinin günlük logaritmik verileri ve 01.01.2003-01.12.2019 dönemi için risk ve belirsizlik endekslerinin aylık logaritmik verileri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin analizinde, değişkenlerin düzeyde durağan mı yoksa birinci farkta mı olduğuna bağlı olarak ARDL sınır testi ve QRES kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensel ilişkinin analizinde ise , farklı durağanlık düzeylerine sahip serilerin analizine olanak sağlayan Toda-Yamamoto nedensellik testi ve düzeyde durağan olan değişkenler için Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, seçili gelişmekte olan ülke borsaları ile risk ve belirsizlik endeksleri arasında kısa ve uzun dönemde iktisadi teoriye uygun istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca, bu çalışmanın sonuçları borsa yatırımcılarına, politika uygulayıcılarına ve diğer ilgili taraflara önemli bilgiler sunmaktadır. Anahtar kelimeler: VIX endeksi, QRES, ARDL, Toda-Yamamoto Nedensellik Testi, BİST100.
Finansal piyasa riski yönetimi ve Islami finans
The purpose of this thesis is to explore the similarities and differences between conventional financial market risk management and Islamic finance. The scope of the thesis is to identify the key principles of risk management in financial markets system. The method used in this study is a comparative analysis of the principles and practices of risk management in conventional finance and Islamic finance. The study draws on a range of sources, including academic literature, industry reports, and case studies of risk management. The main of this thesis is that there are significant differences between conventional financial market risk management and Islamic finance. The conventional approach is based on the use of derivatives and other financial instruments to manage risk, while Islamic finance relies on a system of ethical principles and risk sharing. The implications of these differences for risk management in Islamic finance are significant, as they require a different approach to risk assessment and mitigation. The findings of this study have important implications for practitioners and policymakers in the field of Islamic finance. The study highlights the need for a greater understanding of the principles of risk management in Islamic finance, and the development of new risk management tools and techniques that are compatible with these principles. Overall, the study contributes to a better understanding of the challenges and opportunities of risk management in Islamic finance and provides a foundation for future research in this area.
Likidite riskinin belirleyicileri: Türkiye örneği
Bankaların likidite riskini belirleyen bankaya özgü ve makroekonomik faktörleri tespit etmeyi amaçlayan çalışmanın örneklemini Türkiye'de faaliyet gösteren ve aktif büyüklüğü en yüksek 10 ticari (mevduat) bankası oluşturmaktadır. Söz konusu bankaların likidite riskini belirleyen faktörlerin tespiti amacıyla bağımlı değişken olarak likidite rasyosu kullanılmış ve elde edilen bulgular likidite rasyosu ve riski bağlamında değerlendirilmiştir. Likidite riski üzerinde etkisi olduğu düşünülen bağımsız değişkenler ise banka ölçeği (büyüklüğü), aktif karlılığı, öz kaynak karlılığı, net faiz marjı, banka sermayesi, mevduatın krediye dönüşüm oranı, kredi büyümesi, takipteki krediler, ekonomik büyüme, enflasyon ve işsizlik oranıdır. Ancak net faiz marjı değişkeninde birim kök sorunu olduğundan modele dahil edilmemiştir. Driscoll-Kraay standart hatalarla sabit etkiler regresyon yöntemiyle yapılan analiz sonucunda banka ölçeği (büyüklüğü), öz kaynak karlılığı, banka sermayesi, kredi büyüklüğü, ekonomik büyüme değişkenleri ile likidite rasyosu arasında anlamlı ve pozitif ilişki olduğu, dolayısıyla bu değişkenlerdeki artışın bankaların likidite riskini düşürdüğü tespit edilmiştir. Bununla beraber aktif karlılığı, mevduatın krediye dönüşüm oranı ve enflasyon değişkenleri ile likidite rasyosu arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu, yani bu değişkenlerdeki artışın bankaların likidite riskini artırdığı ortaya konmuştur. Son olarak çalışmada takipteki krediler ile işsizlik oranı değişkenleri ile likidite rasyosu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Katılım model portföy endeksi şirketlerinde sistematik risk ölçümü
Bu tez çalışmasının amacı, katılım model portföy endeksinde yer alan firmaların finansal risklerinin hesaplanmasıdır. Bu kapsamda araştırmanın örneklemini İslami kurallara göre faaliyet gösteren halka açık 13 şirketin dahil olduğu Katılım Endeksi firmaları oluşturmaktadır. Analizlerde ilgili firmaların 2016-2017 yılları arası günlük frekanstaki hisse senedi fiyat verileri kullanılmıştır. Analiz kapsamında öncelikle hisse senetlerine ilişkin tanımlayıcı istatistikler hesaplanmış, müteakiben katılım endeksine dahil firmaların hisse değerleri arasındaki korelasyon analiz edilmiş, son olarak regresyon analizi ile hisse senetlerinin sistematik riskleri hesaplanmıştır. Analiz sonuçları katılım endeksinin araştırmaya dahil edilen 13 hisse üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, İslami Finans kapsamına giren varlıklara yatırım yapma eğiliminde olan yerli ve yabancı yatırımcılar için Katılım Endeksinin bir portföy çeşitlendirme aracı olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Yüksek risk alan yatırımcılar tarafından beta katsayısı yüksek olan Emlak Konut, Ege Seramik, Erbosan, Ereğli Demir Çelik ve Kütahya Porselen gibi hisselere, yüksek riskten kaçınan yatırımcılar tarafından ise piyasa riski görece daha düşük olduğu sonucuna ulaşılan Akçansa, Albaraka Türk, Çemtaş, Nuh Çimento, Pınar Et ve Un, Pınar Süt, Selçuk Ecza ve Soda Sanayii gibi hisselere yatırım yapılabilir. Sonuç olarak, araştırma İslami Finans varlıklarına ilişkin sınırlı literatürü özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından genişletmiş ve İslami Finansal varlıkların risk değerlerinin inceleyerek literatüre katkı yapmıştır.
Türkiye'de faaliyet gösteren ticari bankaların finansal risklerinin yapay sinir ağları yaklaşımı ile belirlenmesi
Mali başarısızlık bir ülkenin ekonomisine doğrudan etki eden önemli bir faktördür. Firma sahipleri, çalışanları, müşteri ve kamu kurum ve kuruluşları firmanın mali başarısızlığa uğramasından önemli derecede etkilenmektedirler.Bu çalışmada bankacılık sektöründe yaşanan mali başarısızlıklar üzerinde durulmuştur. Bankacılık sektöründe yaşanan mali başarısızlıklar ülke ekonomilerine önemli derecede maliyetler getirmektedir. Bu nedenle bankacılık sektöründe olası mali başarısızlıkları engelleyebilecek erken uyarı sistemleri geliştirmek önemli bir hal almıştır.Bu çalışmada, 1996-2000 dönemindeki finansal değişkenler(rasyolar) kullanılarak, bankaların 2002-2009 dönemindeki finansal durumları hakkında tahmin de bulunulmuştur.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, mali başarısızlığın/iflasın tanımlarına ve nedenlerine yer verilmiştir. Daha sonra, bu başarısızlıkların ülke ekonomisine etkisine ve erken uyarı sisteminin önemine değinilmiştir. Son olarak ise literatür özetine yer verilmiştir.İkinci bölümde, çalışma da kullanılacak olan modelin tanımına, tarihsel gelişimine, yapısına ve işleyişine yer verilmiştir.Son bölümde ise, uygulama da tahmin edilen modele ve bunun üzerine yapılan yorumlara yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bankacılık sektörü, Mali başarısızlık, Yapay sinir ağı.
Finansal risk analizinde karma dağılım modeli yaklaşımı
Son yıllarda hisse senetleri ve döviz fiyatlarında meydana gelen büyük değişiklikler finansal risk ölçümünün gerekliliğini ortaya koymuştur. Günümüzde finansal riski hesaplamada standart bir ölçüt olarak Riske Maruz Değer (RMD) kullanılmaktadır. RMD hesaplanmasında en çok kullanılan yöntem Parametrik (Varyans-Kovaryans) yöntemdir. Bu yöntemde finansal verilerin normal dağılıma uyduğu varsayımı yapılmaktadır. Finansal verilere normal dağılımın uymadığı durumlarda, Parametrik yönteme karma normal dağılım modelleri yaklaşımı kullanılarak finansal risk hesaplanabilir. Bu çalışmada, finansal risk RMD kullanılarak Parametrik yönteme karma normal dağılım modelleri yaklaşımı ile hesaplanacaktır.Anahtar Kelimeler: Finansal Risk, Karma Normal Dağılım, Riske Maruz Değer (RMD).
Kur riski duyarlılığı, kur riski ölçümü ve türev ürün-kur riski ilişkisi: Türk mevduat bankaları üzerine bir uygulama
Türkiye gibi gelişen piyasa ekonomileri 1990-2001 döneminde önemli finansal krizler yaşamışlardır. Bu krizlerde bankaların açık pozisyonları ve kur riski önemli birer değişken olmuştur. Yaşanan bu krizler sonrasında uygulanan yeni politikalar bu ülkelerde bir finansal risk yönetim kültürünün oluşmasını da beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda bu çalışmada öncelikle, 2000'li yılların başı ile yeniden yapılandırılan Türk mevduat bankalarının bu yeni dönemde kur riskine duyarlı olup olmadıkları incelenmiştir. Ardından bankaların taşıdıkları döviz pozisyonları nedeniyle uğrayabilecekleri maksimum kayıp tutarlarının tespitine dönük olarak kur riski ölçümünde kullanılacak en uygun VaR modelinin tespiti ve kur riski yönetimine dönük olarak kullandıkları swap, opsiyon, futures ve forward kontratların bankaların kur riski duyarlılığını azaltıp azaltmadığı incelenmiştir. Çalışma bulguları Türk mevduat bankalarının kur riskine duyarlı olduklarına dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Ayrıca kur riski ölçümünde Euro için student-t dağılımına sahip FIGARCH, Dolar içinse aynı dağılım varsayımı altında GARCH modelinin kullanılmasının daha doğru bir karar olacağı anlaşılmaktadır. Türev ürünlere gelince, bankaların türev ürünleri kullanarak kur riski duyarlılığını azaltmada başarılı oldukları anlaşılmaktadır. Fakat 2007-2008 krizi dikkate alındığında bankaların kriz öncesi döneme göre hem kur riski duyarlılığının arttığı hem de türev ürün kullanımına dayalı olarak kur riski duyarlılığını azaltmada daha az başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yatırımcı duyarlılığının türev piyasa getirilerine olan etkisi: Endeks vadeli işlem sözleşmeleri üzerine bir araştırma
Finansal türev ürünler, piyasaların küreselleşmesi, finansal entegrasyon sürecinin hızlanarak devam etmesi, bilgisayar teknolojisi ve elektronik ticaretteki gelişmeler ile birlikte piyasa risklerinden korunabilmek için, yatırımcılar tarafından her geçen gün biraz daha fazla tercih edilen ürünler haline gelmişlerdir. 1997 yılında temelleri atılan ve Şubat 2005 tarihinde etkin bir şekilde faaliyete geçen Vadeli İşlemler ve Opsiyon Borsası; Borsa İstanbul'un çatısı altında 2015 yıl sonu itibarı ile günlük 2 milyar TL ve yıllık 90 milyon adedin üzerinde sözleşme bazında işlem hacmine ulaşarak, önemli bir başarıya sahip olmuştur. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen piyasalar, Fama (1970) tarafından ortaya konulan etkinlikten oldukça uzak görünmektedir. Klasik finans alanının temel hipotezlerinden biri olan Etkin Piyasalar Hipotezi ile açıklanamayan varlık getirileri, davranışsal finansın önemli teorilerinden biri olan yatırımcı duyarlılığı teorisi ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Temel bilgiye değil, söylentiye dayalı işlem yapan yatırımcıların varlığından kaynaklanan yatırımcı duyarlılığı üzerine yapılmış olan uygulamalı çalışmalar, piyasalarda duyarlılığın varlık fiyatlarını etkilediğini, dolayısıyla getirilerin belirli zamanlarda artıp, azalabildiğini ve yatırımcıların bu bilgi ile piyasanın üzerinde getiriler elde edebileceklerini ortaya koymuştur. Bu sebeple Türkiye Vadeli İşlem piyasalarında yatırımcı duyarlılığının etkisini araştırmak, gerek duyarlılığının sistematik olarak piyasayı etkileme gücünün olup olmadığının ortaya konması açısından, gerekse vadeli işlem sözleşmelerinin fiyat hareketlerini aydınlatması bakımından önem arz etmektedir. Bu çalışma, Nisan 2006- Nisan 2016 tarihleri arasında, yatırımcı duyarlılığının, Türkiye Vadeli İşlem Piyasasında işlem gören, endeks vadeli işlem sözleşme getirilerini etkileyip etkilemediğini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada klasik doğrusal regresyon yönteminden yararlanılmış ve analizlerde En Küçük Kareler tahmin yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan değişkenler; vadeli işlem piyasa getirilerini temsilen BIST 30 Endeks Vadeli İşlem Sözleşmelerinin getirileri; yatırımcı duyarlılığını temsilen ise duyarlılık endeksi, spekülasyon oranındaki değişim ve BIST 30 Endeks Vadeli İşlem Sözleşmelerinin getirilerinin oynaklığıdır. Analiz sonuçları incelendiğinde; üç bağımsız değişken de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş; endeks vadeli işlem sözleşme getirilerinin duyarlılık endeksindeki artışla aynı yönde, spekülasyon oranı ve oynaklık ile ise ters yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, duyarlılık endeksi ile spekülasyon oranı ve oynaklığın, piyasalarda gözlenen yatırımcı duyarlılığını farklı şekillerde ölçtüğü, çalışmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli sonuç olmaktadır. Çalışmanın bulgularının, gerek vadeli işlemler piyasasında işlem yapan yatırımcılara, gerekse kanun koyuculara yol göstermesi açısından oldukça önem taşıdığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Türev piyasalar, vadeli işlem ve opsiyon piyasası, endeks vadeli işlem sözleşmeleri, yatırımcı duyarlılığı, klasik doğrusal regresyon analizi
Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin yönetim kurulundaki kadın üyelerin firma riskine etkisi
Bu çalışmanın amacı; Borsa İstanbul'da hisse senetleri işlem gören firmaların yönetim kurullarındaki kadın üyelerin firma riskine olan etkisini incelemektir. Çalışmada, 2012-2016 dönemleri arasında Borsa İstanbul'da işlem gören finansal olmayan şirketler gözlemlenmiştir. Şirketlerin risk göstergeleri olarak, sistematik risk ölçütü beta ile finansal kaldıraç oranı kullanılmıştır. İncelenen şirketlere ait verileri test edebilmek amacıyla çalışmada, havuzlanmış regresyon ve sabit etkiler modelleri kullanılmıştır. Yapılan araştırma ve testler sonucunda, yönetim kurullarında bulunan kadın üyelerin firma riskine etkisinin olmadığı saptanmıştır. Kurumsal Yönetim, Yönetim Kurulu Yapısı, Kadın Yönetim Kurulu Üyeleri, Firma Riski
Finansal risk algısı ile finansal okuryazarlık düzeyi, demografik ve sosyo-ekonomik özellikler arasındaki ilişkinin incelenmesi: Adana ilinde bir araştırma
Klasik finans teorisyenleri, bireylerin yatırım kararı alırken rasyonel davrandıklarını kabul ederler. Bu doğrultuda, klasik finans teorisyenleri yatırımcının insani özelliklerini göz ardı edip, en makul yatırım alternatifi tercih edeceğini ileri sürmektedir. Özellikle beklenen fayda kuramı temeline dayandırılan klasik finans teorisi, risk faktörünü her yatırımcının aynı düzeyde algılaması gerektiği üzerinde durarak beklenen faydanın maksimum yapılması gerektiğini vurgular. Davranışsal finansçılar ise klasik yaklaşımın aksine, yatırımcıların her zaman rasyonel karar vermediklerini, bununla birlikte yatırımdan beklenen getiri ve tolerans gösterilebilen risk düzeyinin de birbirinden çok farklı olduğunu savunarak, bireylerin yatırım kararı alma süreçlerinde, bilişsel ve psikolojik önyargıların etkisi altında irrasyonel eğilimler gösterdiğini vurgulamaktadırlar. Literatürdeki bu bilgiler doğrultusunda bu çalışmada yatırımcıların risk algılarının hangi demografik ve sosyo-ekonomik faktörler ile ilişkili olduğu ve ayrıca finansal okuryazarlığın risk algısı ile arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Adana ilinde ikamet eden farklı yaş ve meslek gruplarından toplam 209 birey katılım sağlamıştır. Çalışmanın yürütülmesinde genel tarama modeli kullanılmış ve bu yönüyle betimsel bir araştırma niteliği taşımaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda demografik ve sosyo-ekonomik bilgileri ile Gerek ve Kurt (2010, 2011) tarafından geliştirilen Finansal Okuryazarlık Ölçeği ve Grable ve Lytton (1999) tarafından geliştirilen Risk Toleransı Ölçeği, örneklem grubunu oluşturan katılımcılara Google Formlar üzerinden dijital ortamda uygulanmıştır. Toplanan verilerin araştırma amacı doğrultusunda sınanmaları için Frekans, Bağımsız T-Test, Tek Yönlü ANOVA ve Pearson Korelasyon analizleri uygun istatistiksel programlar kullanılarak yapılmıştır. Bu araştırma ile Adana ilinde yaşayan bireylerin risk algısı ile finansal okuryazarlık düzeyi arasında anlamlı bir farklılaşma ilişkisinin olduğu, kadınların risk toleransının erkeklerden daha düşük olduğu ve aile birey sayısı ile risk algısı arasında anlamlı bir farklılaşma ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Davranışsal finans perspektifinde risk algısı kabul edilen göstergelerin İstanbul Borsası Ulusal 100 Endeksi üzerindeki etkisi
Yatırımcı duyarlılığı kapsamında değerlendirilen risk iştahı göstergeleri, ulusal ve uluslararası piyasalarda bireylerin yatırım tercihlerine yön vermektedir. Gelişmiş ülkelerin risk iştahı endeksleri, özellikle gelişmekte olan ülkelerin borsalarını önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu doğrultuda yabancı ve yerel risk göstergelerinin Borsa İstanbul 100 Endeksi (BIST100) ile ortalama ve oynaklık yayılım etkilerinin analizi ve uzun ve kısa dönem ilişkilerinin boyutunu incelemek amacıyla araştırmamız gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız dört bölümden oluşmakta olup, ilk iki bölümde literatürde yer alan teorik bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde kullanılan endeksler tanıtılmıştır. Son bölüm olan uygulama kısmında, analizler 2009-2018 dönemini kapsayacak şekilde iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. İlk olarak, Volatilite Korku Endeksi'nin (VIX) ve Yatırımcı Risk İştahı Endeksi'nin (RISE), BIST00 Endeksi ile ortalama ve oynaklık yayılım etkisi incelenmiştir. İkinci aşamada, Uluslararası VIX Endeksi ve Ulusal RISE Endeksinin, BIST100 Endeksi ile eşbütünleşme ilişkisinin boyutu ve kısa ve uzun dönem ilişkilerinin varlığı tespit edilmiştir. Analizimiz, E-views 9 ekonometrik paket programıyla yapılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde, VIX Endeksinde meydana gelen değişimlerin BIST100 Endeks getirisi üzerinde ortalama ve oynaklık yayılım etkilerinin var olduğu sonucuna varılmıştır. VIX Endeks değişimi ve BIST100 Endeks getirisi arasında eşbütünleşme ilişkisiyle birlikte, uzun dönem ilişkisinin ve kısa dönem ilişkisinin bulunduğu, ancak nedensellik ilişkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, RISE Endeksi ve BIST100 Endeksinin birbirinden etkilendiği ve iki endeks arasında eşbütünleşme ilişkisiyle birlikte uzun ve kısa dönem ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma ile; özellikle bireysel ve kurumsal yatırımcıların risk iştahı düzeylerini gösteren bu endeksler dâhilinde bilgilendirilip, piyasaların ve borsaların gidişatı hakkında fikir sahibi olmaları amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında yatırımcıların, portföy şekillendirmesinde risk faktörlerini dikkate alarak; VIX Endeksinde ve RISE Endeksinde meydana gelen değişimleri göz önünde bulundurmalarının önemi arz edilmektedir.
Finansal piyasalarda risk ayrıştırma: BRICS-T ülkeleri örneği
Risk yönetimi, risklerin farkında olmak, onları öngörebilmek ve zararlarını en aza indirebilmek ya da bu riskleri bir fırsat haline çevirebilmektir. Finansal sistemin gelişmesiyle meydana çıkan risk yönetim araçları gün geçtikçe önemini arttırmaktadır. Risk ölçümünün ve risk yönetiminin yapılması firmalar için gerekli ve fayda sağlayan konulardır. Bu çalışmada riskin ölçülmesi ve ayrıştırılması konuları incelenmiş ve ABD piyasaları baz alınarak BRICS-T ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Türkiye) ulusal borsa endekslerinin riskleri, 2009-2018 dönemi için aylık kapanış verileri kullanılarak ölçülmüştür. Pazar endeksi olarak S&P 500 endeksi seçilmiştir. Buna bağlı olarak BRICS-T ülkelerinin ulusal borsa endekslerinin toplam riskleri hesaplanarak sistematik risk ve sistematik olmayan risklere ayrıştırılmıştır. Ayrıca piyasa hareketlerine olan hassasiyeti ölçen beta katsayıları 120 aylık veriler temel alınarak hesaplanmıştır. Çalışma bulguları BRICS-T topluluğundaki ulusal borsaların endeks bazında sistematik olmayan risklerinin genel itibariyle oldukça düşük olduğunu, riskin çoğunluğunu sistematik risk unsurunun oluşturduğunu göstermektedir.
Online alışverişte güvenlik ve risk algılarının tüketicilerin satın alma davranışına etkisinin incelenmesi
İletişim ve ağ teknolojilerinin hızlı gelişmesi internet kullanıcılarının sayısının artmasına neden olmaktadır. Artık internet sadece gelişmiş değil gelişmekte olan ülkelerde de hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Toplumların bu denli internetle iç içe olması gündelik işlerini internet aracılığıyla yapması, firmalar ve pazarlamacılar için büyük bir avantajdır. Firmalar kampanyalarını bu mecrada yapabilir, pazarlama, tutundurma ve satış işlemleri gibi önem taşıyan faaliyetlerde bulunabilirler. Aynı zamanda tüketiciler internetten istedikleri ürünü istedikleri ülkeden bulup, fiyat karşılaştırması yapabilir ve satın alabilirler. Bu kadar hızlı değişim, beraberinde bazı sorunları da getirmiştir. Tüketicilerin online işlemler zamanı bilgilerini karşı tarafa aktarması, tüketiciler için bir risktir. Bu riskleri finansal risk, ürün riski, zaman riski, teslimat riski, sosyal risk, bilgi güvenliği riski olarak sıralayabiliriz. Algılanan bu risk faktörleri, tüketicilerin çevrimiçi alışverişe yönelik satın alma davranışlarını belirler. Bu risk algısını yok etmek veya aza indirmek için tüketiciler için güvenli bir ortam yaratmak çok önemlidir. Bu ortamı yaratmak için ise tüketicilerin güvenlik ve risk algısını öğrenmemiz gerekir. Tez toplam üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde elektronik ticaret kavramı teorik çerçevede ele alınmıştır. Bu bağlamda elektronik ticaret araçları, elektronik ticaret türleri ve elektronik ticarette ödeme yöntemlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise tüketici satın alma davranışı konu başlığına yer verilmiş ve detaylı bir şekilde incelenmiştir. Tüketicilerin geleneksel ve online ortamlarda sergiledikleri davranışlara, online ortamın getirdiği güvenlik ve risk faktörlerine farklı konu başlıkları altında yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de yaşayan tüketicilerin güvenlik ve risk algısının öğrenilmesi, aynı zamanda bu algıların tüketici satın alma davranışına etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmada veri toplamak amacıyla Türkiye'de yaşayan tüketicilere anket uygulanmış ve 393 kişiye ulaşılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket uygulamasında bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans (Anova) analizi, korelasyon ve regresyon analizi ile test edilmiştir. Sonuç olarak tüketicilerin hem yaşı hem de ödeme yöntemi ile algıladıkları güvenlik ve risk arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Kapıda ödeme yöntemini tercih eden tüketiciler diğer gruplardan farklılık göstererek daha fazla güvenlik ve riski algıladıkları tespit edilmiştir. Aynı zamanda 45-54 yaş aralığında olan tüketicilerin online alışveriş esnasında daha çekimser oldukları, güvenlik ve riskin bu yaş aralığı için daha mühim olduğu çıkan sonuçlar arasındadır. Aynı zamanda tüketicilerin harcama miktarı ve alışveriş yapma sıklığı ile algılanan güvenlik ve risk arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca, tüketiciler açısından güvenlik ve risk faktörlerinden finansal risk ile zaman riskinin daha önemli olduğu yapılan analizlerle tespit edilmiştir. Finansal ve zaman riskinin, tüketicilerin çekimser kalarak online alışverişe karşı olumsuz tutum sergilemelerine neden olması çalışmanın önemli bulgularındandır. Anahtar Kelimeler: Online alışveriş, Tüketici davranışları, Güvenlik ve Risk
Bankacılıkta risk yönetimi ve finansal istikrar için önemi
Bankacılık sektörü, ülkenin tasarruflarını yöneterek ve kaynakları katma değer yaratacak alanlara yönlendirerek, büyümeye finansman yönünden katkıda bulunmaktadır. Bankacılık sektöründe yaşanan sıkıntılar ekonominin birçok makro ve mikro değişkenini etkileyerek istikrarsızlığa yol açabilmektedir. Söz konusu özelliğinden dolayı sektörün etkin bir biçimde yönetiminin sağlanması ekonomik istikrar açısından önem arz etmektedir. Bankaların hem verimli bir şekilde çalışabilmelerinin hem de sağlam bir mali bünye ile belirli bir karlılık düzeyini yakalayabilmelerinin koşullarından biri de etkin risk yönetimine sahip olmalarıdır. Faaliyetleri çeşitlenen ve karmaşıklaşan bankaların faaliyetlerini sürdürürken maruz kaldıkları riskler de çeşitlenmekte ve karmaşıklaşmaktadır. Faaliyetlerin ve hizmetlerin fiyatlandırılması aşamasında risk faktörünün büyük önem kazanması bankaların risk yönetimi hususu üzerinde daha yoğun düşünmesine sebep olmaktadır. Etkin risk yönetimi bankaların, mevcut olan veya oluşabilecek risk faktörlerini analiz ederek etkili ve verimli bir şekilde çalışmalarının koşullarından biridir. Çalışmada bankacılık sektörü ve sektörün maruz kaldığı riskler incelenmiş ve Türkiye'de bankacılık sektörünün son 10 yıllık konsolide mali verileri ülkemizde yaşanan ekonomik gelişmelerle birlikte analiz edilmeye çalışılmıştır.
Finansal araçlardan kaynaklanan risklerin firma değeri üzerine etkisi
Finansal riskler, likidite, karlılık ve nakit akışı üzerinde önemli etkilere neden olmakta; firmalar bundan olumsuz yönde etkilenebilmektedir. Bu çalışmada finansal araçlardan kaynaklanan risklerin firma değeri üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın uygulamasını Türkiye'de Borsa İstanbul'da işlem gören Taş ve Toprağa Dayalı Sektörde hizmet veren 26 şirket oluşturmaktadır. Uygulamada Piyasa Değeri/Defter Değeri, Finansal kaldıraç, kredi riski, kur riski ve likitide riski değişkenleri kullanılmıştır. Çalışmanın veri seti 2014-2018 dönemina ait 5 yıllık verilerden oluşmaktadır. Panel veri analizi yöntemi ile uygulama yapılmıştır. Analiz sonucunda, kredi riski, döviz kuru riski, finansal kaldıraç değişkenlerinin firma değeri üzerine etkisi istatiksel olarak anlamsız, likidite riskinin ise istatistiksel olarak anlamlı çıktığı bulgulanmıştır.
Kurumsal yönetim anlayışının tarım kredi kooperatiflerinde uygulanabilirliliği
Tarım Kredi Kooperatifleri kooperatif örgütü olmakla birlikte, özellikleri itibariyle para, kredi, finans niteliklerine sahip olup, bu yapısından dolayı önemli derecede finansal riskleri bünyesinde barındırmaktadır. Türk Ticaret Kanununda işletme türleri içerisinde, yönetim kurulu oluşturma, Genel kurul toplantısı düzenleme zorunluluğu sadece kooperatif ve anonim şirketler için geçerlidir. Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde, mülkiyetin gerçek sahibi olan ortaklar yeterince organize olamamakta, kontrol süreçlerini gereğince kullanamamaktadır. Bu nedenle yöneticiler-çalışanlar ortaklar karşısında daha güçlü bir pozisyonda bulunmaktadır.Bu çalışma ile Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde, sistemin işleyiş sürecinin, hangi alanlarda kurumsal yönetim anlayışına uygun, hangi alanlarda uygun olmadığını tespit ederek, genel anlamda kurumsal yönetim anlayışına olan ihtiyacı, hem teorik hem de gerçekleştirilen alan araştırmasıyla belirleme amaçlanmaktadır. Ayrıca kurumsal yönetim anlayışının, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde uygulanabilirliğini göstererek, Kooperatifler ve Tarım Kredi Kooperatifleri Kanununun, kurumsal yönetim anlayışı çerçevesinde yeniden düzenlenmesini sağlamak, bu sayede de daha etkili, verimli kooperatifçilik hizmetine ulaşılması hedeflenmektedir.Çalışmada; araştırma, tarama ve anket uygulaması tekniklerinden faydalanılmıştır. Çalışmanın kavramsal çerçevesinin belirlenmesinde yerli, yabancı yayınlardan, konu ile ilgili uzman görüşlerinden mümkün olabildiğince yararlanılmaya gayret sarf edilmiştir. Diğer yandan tüme varımcı bir tarz oluşturularak, belirlenen kavramsal çerçeve uygulamadaki gerçekleri betimleyen anket çalışmasıyla örtüştürülmüştür. Tezde araştırma evreni olarak Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri, çalışma evreni ise Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinin çalışanları seçilmiştir.Literatürden derlenen bilgiler ile yapılan alan araştırmasının sonucunda, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde; kurumsal yönetim anlayışının yeteri kadar uygulanmadığını, mevcut ekonomik düzen ve rakip kuruluşların faaliyetleri nedeniyle, ekonomik varlığın sürdürebilmesi için kurumsal yönetim anlayışının temelini oluşturan adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk ilkelerinin yönetim-denetim sistemine monte edilmesi gerekliliğini ve katılımcıların bu yönde gösterdiği çok kuvvetli destekle, bu alanda bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır.Anahtar Kavramlar1. Kurumsal yönetim2. Kooperatif3. Tarım kredi kooperatifleri4. Finansal risk5. Denetim
Bankalarda piyasa riski yönetimi ve içsel model uygulamaları
Ülke ekonomileri için bankalar en önemli kurumlardan birisi olup, bu sistem içerisinde yaşanacak olumsuz bir gelişme ülke ekonomisini topyekun etkilemektedir. Bankalar faaliyetlerini sürdürdükleri müddetçe birçok risk ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeler işlemlerin daha da karmaşık hale gelmesine ve karşılaşılan risklerin farklılaşmasına yol açmıştır. Bu risklerin yönetilmesi de bir o kadar zorlaşmıştır ve iyi yönetilemeyen riskler nedeniyle telafisi mümkün olmayan ekonomik ve sosyal kayıplar meydana gelebilmektedir.Bankacılık açısından değerlendirildiğinde risk yönetim sürecinin iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi finansal performansı artırmak, ikincisi ise telafisi mümkün olmayan zararlara karşılaşmasını önlemektir. Dolayısı ile bu amaçlardan birini gerçekleştirirken diğerinden ödün vermemek gerekir.Bankaların karşılaştığı temel riskler arasında piyasa riski de bulunmaktadır. Piyasa riski, bankanın alım-satım hesaplarında tuttuğu portföyden, kıymetlerin fiyatlarında yaşanacak değişim nedeniyle kaybetme olasılığı olarak tanımlanabilir ve bu riskin ölçülmesine yönelik literatürde birçok metot bulunmaktadır.Türkiye'de 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan ekonomik krizler sonrasında daha önceden bilinen ama uygulanmayan Basel-I kirterlerini uygulama konusunda daha istekli olmuşlardır. Bankacılık sektörü denetleme otoritesi olarak kurulan BDDK'nın 2001 yılında çıkarttığı yönetmelik çerçevesinde bankalar, piyasa riskini standart metot ile ölçmeye başlamışlardır. Bu bir geçiş yöntemi olarak düşünülmüş ve bankalar kendi içsel yöntemlerini oluşturana kadar bu yöntemi kullanabilecekleri belirtilmiştir.Bankaların içsel model çalışmaları o tarihten itibaren başlamış ve günümüze kadar gelmiştir. Ülkemizde yasal sermaye yükümlülüğü hesaplamasında içsel model kullanarak raporlama yapan banka henüz bulunmamaktadır.Bu içsel modellerin kullanılması ile daha hassas ölçümler yapılabilecek ve üst yönetime daha doğru bilgiler ulaştırılabilecektir. Ayrıca bankalar içsel modeli kullanma yolunu seçerler ise, piyasa riski karşılığında tutması gereken yasal sermaye yükümlülüğü bu model çıktısı üzerinden hesaplamaları gerekmektedir. Dolayısı ile burada bankaların risk yöneticileri açısından piyasa riskini ölçmek için kullanılacak model ve parametrelerin seçimi büyük önem taşımaktadır.Anahtar Sözcükler1.Piyasa Riski Yönetimi2.Riske Maruz Değer3.Varyans-Kovaryans Yöntemi4.Tarihsel Simülasyon5.Monte Carlo Simülasyonu
Ailelerin finansal risk yönetimine ilişkin tutum ve davranışlarının incelenmesi
İş alanlarının değişimi, işsizlik, tüketici kredilerinin ve kredi kartlarının kullanımının artması, paranın satın alma gücündeki değişimler, artan vergi yükleri, enflasyon, faiz oranları, karmaşık tüketici pazarları gibi pek çok faktör ailede finansman uygulaması kavramını sadece bütçe yapmaktan çıkarıp, daha geniş kapsamlı ekonomik kavramlara dayalı kaynak yönetimi doğrultusunda değiştirmiştir. Banka hizmetlerinde, kredi kaynaklarında, tasarruf planlarında ve yatırım tercihlerinde ailelere çok karmaşık alternatifler sunulmaktadır. Dolayısıyla, aileler için finansman uygulamalarına ilişkin konularda karar verme oldukça zorlaşmış ve çoğu aile için finansman uygulamaları riskli bir faaliyet durumuna gelmiştir. Bütün bu sebeplerden ötürü, Ankara'da orta ve yüksek sosyo-ekonomik düzeyi temsil eden semtlerde oturan tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 440 gönüllü aile üzerinde ?Ailelerin Finansal Risk Yönetimine İlişkin Tutum ve Davranışlarının İncelenmesi? konulu bir araştırma planlanmış ve yürütülmüştür.Araştırmanın verileri geliştirilen anket formuna bağlı kalınarak 8 Eylül-25 Aralık 2007 tarihleri arasında araştırmacı tarafından ailede finansman ve risk yönetiminden sorumlu olan kişilerle yüzyüze yapılan görüşmeler sonucunda toplanmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 11.5 paket programından yararlanılmıştır. Verilerin analizinde khi-kare, kruskall wallis ve t-testi kullanılmıştır. Gruplararası farkın belirlenmesinde p<0.05 ve p<0.01 anlamlılık düzeyleri esas alınmıştır..Ailelerin aylık ortalama toplam gelir kaynağı miktarı 2399 YTL'dir. Bunun büyük bir kısmını aylık maaş / ücret (1917 YTL) oluşturmaktadır. Ailelerin gelir kullanımında karşılaştıkları güçlükler arasında ilk sırayı gelirin miktar olarak yetersiz olması almakta, bunu borçların ödenmesi için plan yapma ve yatırım alanlarının belirlenmesi izlemektedir (p<0.05; p<0.01).Ailelerin aylık ortalama gelirlerinin büyük bir kısmını gıda ve konut harcamaları oluşturmakta, bunu sırası ile eğitim, giyim, ulaşım, temizlik, kişisel bakım, kültür-eğlence, sağlık ve dayanıklı tüketim malları harcamaları takip etmektedir. Aileler gıda ve giyim harcamalarında kredi kartını; ev ve ev halkı ile ilgili harcamalarda, sağlık, temizlik, konut, ulaşım- haberleşme, kültür-eğitim-eğlence ve kişisel bakım harcamalarında da peşin ödeme şeklini tercih etmektedir (p<0.05; p<0.01).Ailelerin yarısına yakını borç almaktadır (p<0.05). Ailelerin borçlanma nedenleri arasında ilk sırada ev, arsa, araba vb. büyük yatırımlar yapmak almakta, bunu kredi kartı kullanma ve gelirin ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalması izlemektedir (p<0.01). Ailelerin çoğunlukla borç aldıkları harcama türleri arasında gıda, giyim, ev ve ev halkı ile ilgili harcamalar başta gelmektedir (p<0.05; p<0.01). Ailelerin borç aldıkları yerler arasında ilk sırayı banka-finans kurumları almakta, bunu sırası ile aile bireyleri, arkadaşlar, akrabalar ve yardımlaşma sandıkları izlemektedir (p<0.01).Ailelerin yarısından fazlası tasarruf yapabilmektedir. Ailelerin yarısına yakını aylık ortalama 201-500 YTL arasında tasarruf yapmaktadır (p<0.05; p<0.01). Aileler çocukların eğitimini ve geleceğini garanti altına almak ve gelirde ortaya çıkabilecek beklenmedik harcamalar için tasarruf yapmaktadır (p>0.05). Ailelerin tasarruflarını değerlendirmede yararlandıkları bilgi kaynaklarının başında kendi bilgi ve deneyimleri, banka ve finans uzmanlarının görüşleri ve kitle iletişim araçları gelmektedir (p<0.05). Aileler tasarruflarını dövize, vadeli-vadesiz hesaba ve altına yatırarak değerlendirmektedir. Aileler tasarruflarını değerlendirirken en çok faiz hesaplarını anlayamama, aldatıcı- yanıltıcı reklamların etkisi ve banka-finans çevrelerinin yanlış yönlendirmesi sorunlarını yaşamaktadır (p>0.05).Ailelerin yarısı yatırım yapabilmektedir (p<0.01). Aileler daha çok refaha ulaşmak, finansal açıdan kendilerini güvende hissedebilmek ve geliri artırmak amacıyla yatırım yapmaktadırlar (p<0.05). Aileler çoğunlukla finansal açıdan güvenli olduğunu düşündükleri yatırım aracını seçmektedir (p<0.05).Ailelerin tamamına yakını ölümcül hastalık / kaza, sahip oldukları araç-gereçlerin arızalanması, aile / arkadaşlardan gelen yardımın bitmesi sorunları ile büyük bir çoğunluğu da iş kaybı ve aile gelirini sağlayan kişilerden birinin maaşında azalma sorunu yaşamıştır. Yaşanan bu beklenmedik olaylar karşısında da aileler gelir kaybına uğramıştır (p>0.05).Ailelerin çoğunluğu yatırım araçlarından dövizi, hisse senedini, A tipi yatırım fonunu, repoyu ve altını riskli; devlet tahvilini, vadeli mevduatı, hazine bonosunu, bireysel emeklilik hesabını, hayat sigortası poliçesini ve B tipi yatırım fonunu risksiz bulmaktadır.Ailelerin büyük bir çoğunluğu altın, vadeli mevduat, devlet tahvili, hazine bonosu, döviz, bireysel emeklilik hesabı, B tipi yatırım fonu, hayat sigortası poliçesi, repo ve A tipi yatırım fonunun tüm parayı kaybetme riski taşıdığını düşünmektedir.Ailelerin yarısından fazlası döviz, hisse senedi, A tipi yatırım fonu, altın, repo, B tipi yatırım fonu, bireysel emeklilik hesabı ve hayat sigortası poliçesinin değerini yitirme riski taşıdığını; vadeli mevduat, hazine bonosu ve devlet tahvilinin böyle bir risk taşımadığını düşünmektedirAilelerin çoğunluğu altın, vadeli mevduat, B tipi yatırım fonu, döviz, hazine bonosu, repo, devlet tahvili ve A tipi yatırım fonunun nakite dönüştürememe riskine sahip olduğu; hayat sigortası poliçesi, bireysel emeklilik hesabı ve hisse senedinin böyle bir risk taşımadığı görüşündedir.Ailelerin yarısı yatırım araçlarının içerdiği risklerin çeşitlendirme yoluyla kontrol edilemeyeceğini belirtmektedir. Ancak yükseköğretim ve yüksek gelir düzeyine sahip olan aileler çeşitlendirme yoluyla yatırım araçlarının taşıdığı risklerin kontrol altına alınabileceğini savunmaktadır (p<0.05).Ailelerin çoğunluğu riskten korunmak için sigorta sahibi olunması görüşündedir (p<0.05; p<0.01). Araştırmaya katılan bireylerin, eşlerinin ve çocuklarının büyük bir kısmının bağlı bulunduğu sosyal güvenlik kuruluşu emekli sandığıdır. Ailelerin büyük bir çoğunluğu özel sağlık, özel yaşam, doğal afet ve yangın, hırsızlık ve kasko sigortasına sahip değildir.Ailelerin çoğunluğu finansman yönetimi tutum ölçeğinde yer alan ?Faturalar zamanında ödenmelidir?, ?Büyük borçlar planlı bir şekilde ödenmelidir?, ?Her ay kredi kartı harcamaları zamanında ödenmelidir?, ?Aylık gelir ile borç miktarı arasında ölçülü bir oran kurulmasına dikkat edilmelidir?, ?Para istek ve ihtiyaçları karşılamak için önemli bir araçtır? ifadelere tamamen katılmaktadır.Ailelerin yarısından fazlası risk yönetimi tutum ölçeğinin ilk boyutunda (riskin algılanması) yer alan ?Gerektiğinde sigorta kapsamına girmeyen beklenmedik harcamalar için acil durum fonuna sahip olunmalıdır?, ?Finansal güvenlik için yatırım yapmak önemlidir?, ?Para biriktirmek çocuklara iyi bir gelecek sağlamak için önemlidir?, ?Yatırım istenildiği an hiç değer kaybetmeden nakite çevrilebilmelidir?, ?Para biriktirme emeklilik dönemi için önemlidir?, ?Değerini artırma olasılığı olan yatırım alanları tercih edilmelidir? ifadelerine katılmaktadır.Ailelerin yarısından fazlası risk yönetimi tutum ölçeğinin ikinci boyutunda (riskin kontrolü) yer alan ?Özel yaşam sigortasına sahip olunmalıdır?, ?Sigorta kapsamları ve bedelleri karşılaştırılıp, sadece gerekli olan sigortalar alınmalıdır?, ?Hırsızlık sigortasına sahip olunmalıdır?, ?Doğal afet ve yangın sigortasına sahip olunmalıdır?, ?Sağlık ve kaza durumunu içeren temel sigortalara sahip olunmalıdır?, ?Kasko sigortasına sahip olunmalıdır? ifadelerine katılmaktadır.Ailelerin finansman ve risk yönetimine ilişkin tutumları arasında istatistiksel açıdan orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0.01). Finansman yönetimi konusunda tutumları olumlu olan ailelerin risk yönetimi ile ilgili tutumları da olumlu olmaktadır.Anahtar Kelimeler : Bütçe, Borçlanma, Tasarruf, Yatırım, Risk, Finansal Riskler, Risk Yönetimi ve Sigorta.
Basel kriterlerinin bankacılık sektörüne etkileri ve Türkiye örneği
Tarih boyunca birçok finansal krize tanıklık edilmiş, ülkeler ya da küresel ekosistem çeşitli zaman dilimlerinde çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Özellikle Birinci Sanayi Devrimi'nden sonra hızlı biçimde faaliyetlerini artıran bankacılık sektörü bazen krizlerin sebebi bazen de krizlerden en çok zarar gören kesim olmuştur. İlki 1988 yılında yürürlüğe giren Basel Kriterleri, yaptırım mahiyetinde özellik taşımasa da uluslararası düzeyde bankacılık sektörünü bir düzen içerisine almaya çalışmıştır. Günümüze dek Basel-I, Basel-II, Basel 2.5 ve Basel-III uygulamaları yürürlüğe girmiş ve çeşitli risk tanımlarından, öz kaynak hesaplamalarına ve bankaların likidite yapılarına varana kadar çeşitli hükümler ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı, ülkemiz bankacılık sektörünün 2008 Global Krizinin hemen akabinde Basel kriterlerine hangi düzeyde adapte olduğunun tespit edilmesidir. Anahtar Sözcükler Finansal Kriz, Bankacılık Sektörü, Basel Kriterleri, Sermaye Yeterlilik Rasyosu, Basel Bankacılık Komitesi
İklim değişikliğine bağlı olası sellerin bina stoku üzerinde yaratacağı hasar ve zararın konumsal finans yaklaşımı ile analizi: Eskişehir örneği
Bu tez, Eskişehir kent merkezinde iklim değişikliğine bağlı olası sel tehlikesinin bina stokunda yaratacağı zararları hesaplamayı ve bu zararları finansal risk ölçüm aracı olan Riske Maruz Değer (Value at Risk-VaR) ile değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, gelecekteki yağış verileri küresel iklim modellerinden elde edilerek, farklı emisyon senaryoları altında sel tehlikesi analiz edilmiştir. Sel tahminleri, yağış-akış parametresine dayalı pik debi hesaplamaları ile yapılmış; derinlik-hasar katsayıları kullanılarak bina stokunda oluşabilecek zararlar belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, konumsal finans yaklaşımıyla ele alınarak VaR yöntemi ile birleştirilmiştir. Q100 senaryosuna göre, 1611 binanın olası sel tehlikesine maruz kaldığı belirlenmiştir. Bu binaların 1486'sı konut, 116'sı ticari kullanım alanı ve 9'u sanayi yapısıdır. Olası selin yaratacağı toplam parasal zarar 3.629.522.320 TL olarak hesaplanmış; bu zararın 2.276.440.939 TL'si konut, 1.349.844.589 TL'si ticari yapılar, 3.236.792 TL'si ise sanayi yapılarından kaynaklanmaktadır. SSP1-2.6 ve SSP2-4.5 emisyon senaryolarında, sel olasılıkları üstel fonksiyon ile hesaplanmış; Porsuk Çayı ve Sarısu Deresi'nden uzaklaştıkça sel etkisinin eksponansiyel olarak azaldığı modellenmiştir. SSP1-2.6 senaryosunda VaR 509.053.340 TL, SSP2-4.5 senaryosunda ise 16.179.641 TL olarak belirlenmiştir. %95 güven seviyesiyle hesaplanan VaR sonuçları, selden kaynaklanacak zararların bu eşiklerin üzerinde gerçekleşme olasılığının yalnızca %5 olduğunu göstermektedir. Tez, konumsal finans yaklaşımının Türkiye'deki ilk uygulama örneklerinden biri olup, alana önemli bir katkı sağlaması beklenmektedir.
Öz yeterlilik, risk algılamaları ve bağlılık: Sigorta poliçe sahiplerine ilişkin ilişkilerin incelenmesi
Öz yeterlilik, "Bireylerin belli bir performansı göstermek için gerekli etkinlikleri organize edip, başarılı olarak yapma kapasitelerine ilişkin inancı" olarak tanımlanmaktadır. Risk algısı insanların riskin özellikleri ve şiddeti hakkında yaptıkları öznel bir yargı olarak tanımlanmaktadır. Marka bağlılığı, sürekli ve düzenli olarak bir markanın satın alınmasını ifade eden bir kavramdır. Bu tezin amacı sigorta poliçesine sahip bireylerin öz yeterlilik, risk algılamaları ve markaya olan bağlılıklarının ölçülmesidir. Bu tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel öz yeterlilik kavramından bahsedilerek sigorta sahibi bireylerin öz yeterliliği ile ilgili tanımlara yer verilmiştir. İkinci bölümde sigorta poliçesine sahip bireylerin risk algılamaları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde bireylerin öz yeterlilik ve risk algılama düzeylerinin marka bağlılığı arasındaki ilişki anlatılmaktadır. Dördüncü bölüme de ise bir uygulama ile konu desteklenmektedir. Uygulama kapsamında gözatım yöntemine başvurulmuş ve düzenlenen anket formu yardımıyla Bursa ilinde bulunan sigorta poliçesine sahip katılımcılardan oluşan 395 kişiden veri toplanmıştır. Örneklemin oluşturulmasında tesadüfi olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme kullanılmıştır. Araştırma katılımcılarının profillerinin analizi SPSS 23 istatistik paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda genel öz yeterlilik düzeyi yüksek olan bireylerin algıladıkları risk düzeylerinin düşük olduğu görülmektedir ve bu algılanan düşük risk düzeyi markaya olan bağlılığı arttırmaktadır. Literatür değerlendirildiğinde, sigorta hizmetlerinin satın alınması sürecinde sigortalının öz yeterliliği, algılanan risk ve marka bağlılığı konusunun bir arada çalışıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Genel olarak; genel öz yeterlilik ile hizmetlerinin satın alınması ve tekrar satın alma konusunda çalışmalara rastlanmıştır. Son bölümde kurulan modellerden bağlılık üzerinde en güçlü etkiye sahip değişkenin genel öz yeterlilik olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma sonunda, bulguların teori ve uygulama alanına katkıları tartışılmıştır. Son olarak, ilgi konusu alanda gelecekte gerçekleştirilecek çalışmalara yön verecek öneriler sunulmuştur.
Nafta bazlı petrokimya tesislerindeki finansal risk faktörleri ve risk optimizasyonu
Petrol ve petrokimya endüstrisi, dünya enerji ve sanayi pazarında büyük bir paya sahiptir. Petrokimya endüstrisinde üretilen ürünler, ulaşım, yakıt, otomotiv, tekstil ve kimyasal proseslerde hammadde olarak insan hayatında olmazsa olmazlardandır. Petrol fiyatları aşırı dalgalanma gösterdiği için, petrokimyasal ürünlerin fiyatları da aşırı dalgalanmaktadır. Bu da, doğal olarak, petrokimya sektöründeki üreticileri yüksek fiyat riskine maruz bırakmaktadır. Bu çalışmada, nafta bazlı petrokimya tesislerinde en çok risk oluşturan faktörlerden biri olan fiyat riskine karşı korunmak için uygun hedge stratejisinin geliştirilip geliştirilemeyeceği analiz edilmiştir. Bu amaçla, petrol fiyatları ile petrokimya sektörünün hammadde ve nihai ürünlerinin fiyatları arasındaki ampirik ilişki analiz edilmiştir. Analiz, Ocak 2000 – Mayıs 2018 dönemini kapsamaktadır. Veriler, Reuters, ICIS ve Bloomberg veri tabanından alınmıştır. Yapılan analizler, petrol fiyatları ile petrokimyasal ürünlerin fiyatları arasında hem kısa dönemli, hem de uzun dönemli kuvvetli ilişki olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, petrole dayalı türev araçları kullanılarak nafta bazlı petrokimya üreticilerinin hammadde ve nihai ürün fiyatlarındaki risklere karşı korunabilmek için uygun bir hedge stratejisi geliştirebileceği anlamına gelmektedir. Çalışmada, fiyat riskine karşı örnek bir hedge stratejisi de sunulmuştur.