Dental stress analysis

297 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Şeffaf plak tekniğinde kullanılan farklı kompozit ataşmanların ve üçüncü molar varlığının maksiller molar distalizasyonuna etkisinin sonlu elemanlar metodu ile incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı şeffaf plak tekniğiyle uygulanan ikinci molar distalizasyonu esnasında üçüncü molar varlığının etkisini FEM (Sonlu Elemanlar Metodu- Finite Element Method) ile incelemek ve şeffaf plakla distalizasyon ve distalizasyonla eş zamanlı ekspansiyon uygulamasında farklı ataşman konfigürasyonlarının etkilerini FEM ile inceleyerek karşılaştırmaktır. Materyal Metod: Çalışmamız için kabul edilme şartlarını sağlayan hastanın DICOM (Dijital Görüntüleme ve Tıpta İletişim) formatındaki KIBT (Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi) görüntüleri ve STL (Standard Triangle Language) formatındaki ağız içi tarama görüntüleri kullanılarak maksiller dişler, dişlerin periodontal ligamentleri ve maksiller alveoler kemiğini içeren maksilla dijital modeli oluşturuldu. Maksilla, şeffaf plak ve ataşman dijital modelleri aynı koordinat ekseninde birbirinden bağımsız şekilde birleştirildi ve sonlu elemanlar modelini oluşturmak üzere Ansys® 19,2'ye (Ansys, Inc., Canonsburg, PA) aktarıldı. İki farklı sonlu elemanlar modeli üretilmiştir. Model I'de sağ üçüncü molar diş dışında tüm maksiller dişler mevcuttur ve sol üçüncü molar diş dışında sağ ve sol taraf birbirinin simetriğidir. Sağ ve sol ikinci molar dişlerin bukkal yüzüne birer dikey dikdörtgen ataşman (birinci ataşman konfigürasyonu) yerleştirilmiştir. Model II'de üçüncü molar dişler dışında tüm maksiller dişler mevcuttur ve sağ ve sol taraf birbirinin simetriğidir. Sağ ikinci molar dişin bukkal yüzünde, düz yüzeyleri birbirine zıt yönde olan oklüzal düzlemle dik açıda yerleşen iki yarım eliptik konveks ataşman (ikinci ataşman konfigürasyonu) vardır. Sol ikinci molar dişin bukkal ve palatinal yüzünde ise düz yüzeyleri birbirine zıt yönde olan oklüzal düzlemle 45° ve 135° açı yapan birer yarım eliptik konveks ataşman (üçüncü ataşman konfigürasyonu) mevcuttur. Üç farklı senaryo için sonlu elamanlar analizi yapıldı. Senaryo I'de model I kullanılarak birinci ataşman konfigürasyonuna sahip ikinci molar dişlerin şeffaf plakla çift taraflı 0,25 mm distalizasyonu simüle edildi. Senaryo II'de model II kullanılarak ikinci molar dişlerin şeffaf plakla çift taraflı 0,25 mm distalizasyonu simüle edildi. Senaryo III'te model II kullanılarak ikinci molar dişlerin şeffaf plakla çift taraflı 0,25 mm distalizasyonu ve eş zamanlı ikinci molar dişler bölgesinde sağ ve sol taraf için 0,5'şer mm dental ekspansiyon simüle edildi. Birinci senaryoda üçüncü molar dişin distalizasyona etkisi incelendi, ikinci senaryoda üç ataşman konfigürasyonu birbirleriyle karşılaştırıldı, üçüncü senaryoda ise ikinci ve üçüncü ataşman konfigürasyonları birbirleriyle karşılaştırıldı. Bulgular: Birinci senaryonun bulguları, üçüncü molar dişin mevcut olduğu durumda, maksimum toplam yer değiştirmenin %17, kronun farklı noktalarında distale yer değiştirmenin ise %10-22 oranında azaldığını göstermiştir. Üçüncü molar varlığı distale tippingi azaltırken distopalatinal rotasyonu arttırmıştır. Birinci ve ikinci senaryodaki üç ataşman konfigürasyonunun etkinlikleri karşılaştırıldığında birinci ve ikinci ataşman konfigürasyonlarının maksimum toplam yer değiştirme, distale yer değiştirme ve distale tippingi benzer ve üçüncü ataşman konfigürasyonundan büyük çıkmıştır. Üç ataşman konfigürasyonu arasında en az distale tipping ve ihmal edilebilecek kadar küçük bukkale tipping ve distopalatinal rotasyonla en paralel diş hareketini üçüncü ataşman konfigürasyonu sağlamıştır. Üçüncü senaryoda iki ataşman konfigürasyonunun etkinlikleri karşılaştırıldığında üçüncü ataşman konfigürasyonunun maksimum toplam, distale ve bukkale yer değiştirmesi ikinci ataşman konfigürasyonunun yaklaşık iki katıdır. Aynı şeklide üçüncü ataşman konfigürasyonunun gösterdiği bukkale, distale tipping ve aksiyel rotasyon miktarı ikinci ataşman konfigürasyonundan büyüktür. Her iki ataşmanda da aksiyel rotasyonlar distobukkal yönde olmuştur. İkinci ataşman konfigürasyonu daha az yer değiştirmeyle beraber daha paralel diş hareketi sağlamıştır. Sonuçlar: Maksiller üçüncü molar diş varlığı şeffaf plaklarla maksiller ikinci molar dişin distalizasyonunu en az 1/10 oranında azaltmıştır. Dolayısıyla şeffaf plaklarla maksiller molar distalizasyonundan önce üçüncü molar dişlerin ortodontik çekimi, tedavinin etkinliği ve hızı açısından rasyonel bir karardır. Şeffaf plaklarla molar distalizasyonu esnasında en az yer değiştirmeye karşılık en paralel hareketi üçüncü ataşman konfigürasyonu, molar distalizasyonuyla beraber ekspansiyonu esnasında ise ikinci ataşman konfigürasyonu sergilemiştir. Bu iki diş hareketi için ataşman seçimi yaparken dişin rotasyonu ve aksiyel eğimleri, dişi destekleyen kemik miktarı ve köklerin sağlığı gibi unsurlar dikkate alınmalıdır.

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDental plak+7
Aslıhan Kuğuoğlu
Hacettepe University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kök kanal preparasyon şekillerinin düz ve eğimli köklere sahip mandibular molar dişlerin stres dağılımı üzerindeki etkisi: Sonlu elemanlar stres analizi

Dikey kök kırıkları, kök kanal tedavisinde başarısızlığa ve takiben dişin çekilmesine sebep olan en önemli etkenlerden biridir. Mandibular molar dişler, dikey kök kırıklarının en sık görüldüğü dişler arasındadır. Kök kanal şekillendirilmesi ve kökün anatomik yapısı diş yapısındaki stres dağılımını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Özellikle kökün servikal üçlüsünde fazla genişletme yapılması DKK için risk oluşturmaktadır. Bu kapsamda, çalışmamızda farklı koniklik oranları ve kesici kenar uzunluğuna sahip ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) (F2 ve F3), FlexMaster (VDW, Münih, Almanya) (25.04 ve 30.04) ve Hero Shaper (Micro-Mega, Besançon, Fransa) (25.04 ve 30.04) eğe sistemleri ve mandibular molar diş yapısındaki MM.Tooth (Micro-Mega, Besançon, Fransa) modelleri kullanılmıştır. MM.Tooth modellerinde farklı eğe sistemleri kullanılarak kök kanal şekillendirmesi yapılmış, ardından mikro bilgisayarlı tomografi taraması ile modellerin üç boyutlu görüntüleri elde edilmiştir. Eğimli köklere sahip modellere ek olarak modellerin mezial kök eğimleri değiştirilmiş ve düz mezial köklü modeller de elde edilmiştir. 200 N'luk okluzal yükler hem dikey hem de oblik yönde uygulanarak modellerde oluşan stres dağılımları statik lineer sonlu elemanlar stres analizi (SESA) yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Böylece hem farklı eğe sistemlerinin oluşturduğu preparasyonun hem de kök eğiminin fonksiyonel okluzal yükler altındaki mandibular molar dişlerde oluşturdukları stres dağılımlarına etkisi değerlendirilmiştir. Oluşan maksimum asal stres (Pmax) dağılımları incelenmiştir. Oblik yükleme ile düz köklü modellerde stresin en fazla mezial-lingual dış kök yüzeyinin servikal ve orta üçlü bölgelerinde, eğimli köklere sahip dişlerde ise en fazla mezial-lingual dış kök yüzeyinin servikal bölgesinde yoğunlaştığı görülmüştür. Dikey yükleme koşulunda ise her iki kök morfolojisinde de stresin bifurkasyon bölgelerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Oluşan en yüksek stres değerleri tüm gruplarda ProTaper Universal F3 grubunda, en düşük stres değerlerinin ise sağlam diş modelinde oluştuğu görülmüştür. Sağlam diş modelinden sonra en düşük stres Hero Shaper 25.04 eğesinin kullanıldığı modellerde görülmüştür. Düz köklü dişlerde, eğimli köklere sahip dişlere göre stres değerlerinin daha düşük, fakat daha yaygın olduğu görülmüştür. Düz köklü mandibular molar dişlerin eğimli köklere sahip mandibular molar dişlere göre gelen kuvvetleri daha dengeli dağıttığı sonucuna varılmıştır. Mezial köklerdeki koronal çap artışının ve mezial kök eğimindeki artışın mandibular molar dişlerde dikey kök kırığı riskini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dikey Kök Kırıkları, Eğimli Kök, Mandibular Molar, Maksimum Asal Stres, Üç Boyutlu Sonlu Elemanlar Stres Analizi

Azı dişleriDental stres analiziDiş kökü+4
Yaprak Cesur
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek distal uzantılı zirkonyum restorasyonları destekleyen ti-altyapılı zirkonyum dayanakların yorulma dayanımlarının ve kırılma direnclerinin in vitro olarak incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı hibrit dayanak tutuculu distal uzantılı monolitik zirkonya restorasyonların dinamik ve statik yükleme sonrası olası mekanik başarısızlıklarının ve kırılma dirençlerinin değerlendirilmesi olmuştur. Mandibular birinci ve ikinci premolar dişleri taklit eden implant destekli distal uzantılı restorasyonlar BDT/BDÜ sistemi yardımıyla tasarlanarak üretilmiş ve restorasyonları destekleyen dayanak şekline göre iki grupa ayrılmıştır: Grup 1; her bir örnekteki dayanaktan biri anti rotasyonel parça içeren (n=10), Grup 2; anti-rotasyonel parça içermeyen (n=10). Hibrit dayanakların her biri ve zirkonya restorasyonların iç yüzeyi tribokimyasal olarak kaplanmıştır. Sonra tüm dayanaklar implantlar üzerine 30 N tork değerinde sabitlenmiş ve monolitik restorasyonlar dayanaklara adeziv olarak simante edilmiştir. Simantasyon işlemi sonrası örnekler dinamik yükleme için çift eksenli çiğneme simülatöründe 50 N kuvvet varlığında 1.200.000 döngü ısıl ve mekanik yorulma yüklemesine tabi tutulmuştur. Daha sonra örnekler statik yükleme cihazında statik yüklemeye maruz bırakılmıştır. Olası başarısızlıklar Taramalı Elektron Mikroskobu yardımıyla incelenmiştir. Çiğneme simülatörü sonrası restorasyonların sağkalım ve başarı oranı %100 olmuştur. Grup 1 ve Grup 2 için ortalama kırılma direnci değeri sırasıyla 706.2N ve 873.7N olmuştur. Statik yükleme verilerine göre test edilen tüm örneklerin maksimum kırılma direnci verileri ağız içi posterior alandaki kuvvet değerlerinin üzerinde bulunmuştur. Gruplararası fark istatistiksel olarak anlamlı olmasa da anti rotasyonel parça içermeyen grup örnekleri daha yüksek kırılma direnci göstermiştir. Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları dahilinde, doğru okluzal uyumlamalar ve okluzal temaslar varlığında hibrit dayanıklı distal uzantılı monolitik zirkonya restorasyonların posterior alanda kullanılabileceği söylenebilir.

Dental implantasyonDental implantlarDental porselen+5
Nıgar Baghırova
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

The evaluation of the influence of different finishing line depth on strength of CAD/CAM restorations

The aim of this study is to evaluate the effects of different shoulder finishing line depth (0.5 mm, 1.0 mm and 1.5 mm) on fracture strength of coping design as one type of CAD/CAM restorations. Using Lithium disilicate (IPS e-max CAD; Ivoclar Viva dent) and Feldspathic block (CEREC blocks; Sirona) materials for milling of three type of design according to the finishing line depth (FLD), which was done with Cerec inLab software program (Version, 4.2.0.57192) with 120 μ cement film thicknesses. A total of 72 specimens of coping design were prepared as monolithic crown on 72 novel nickel chrome dies. Each with a diameter of 8 mm and height of 6 mm as they were used to support the restoration. 12 specimens of coping design for each material and finishing line depth where prepared, to be in three groups according to FLD. Panavia V5 resin cement system where used as a luting agent for fixation of each coping restorations. For the measurement of fracture resistance value, each sample where subjected to fracture test with a universal test machine.It was found that Lithium disilicate crowns with 1.5 mm thickness of marginal design showed the maximum mean value of fracture strength of about 2721 ± 967 N among all the groups, whereas, the minimum mean valueof fracture strength was recorded with Feldspathic one with 1296.7 ± 642 N at the same depth of shoulder finishing line (1.5 mm). Kruskal –Wallis and Mann-Whitney testsas well as Annova test were performed to compare all groups with different P values. Concluded that the effect of different depth of finishing line on the fracture strength of CAD/CAM restoration material was evedent with variable results wich was related to different factors. As it is clear from the results of the present investigation. Lithium disilicate crown material seems to be increased their strength to fracture as the finishing line depth where increased. While in case of Feldspathic restorations, the strength where increased from 0.5 mm to 1.0 mm depth of finishing line restorations, but the strength were decreased, when the marginal depth increased to be 1.5 mm.

CAD/CAMDental materialsDental porcelain+3
Lana Bahram Khıdher
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı simanlarla simante edilen cam seramik örneklerinin hızlı yaşlandırma süreci sonucunda bağlanma dayanımının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı farklı simanların yaşlandırma işlemi sonucunda seramiğe bağlanma dayanımının incelenmesidir. Çalışmamız için her siman grubu için 12 örnek olmak üzere 20 grup için toplam 240 seramik kesiti kullanıldı. Feldspatik seramikten elde edilen bu kesitlere Panavia V5, Rely X U200, G-CEM LinkForce, RelyX Veneer ve Variolink Esthetic olmak üzere beş farklı siman simante edildi. Her grup siman dört gruba ayrılıp üç grubuna farklı devirlerde (1750, 3500, 7000) termal siklus uygulaması yapıldı. Bir gruba hiç bir yaşlandırma işlemi uygulanmadı. Tüm gruplara shear testi uygulandı. Sonrasında makaslama bağlanma değerleri istatistiksel olarak değerlendirildi. Yaşlandırma işlemi sonrasında simanlar kendi içinde değerlendirildiğinde, makaslama bağlanma değerleri, tüm siman gruplarında genel olarak bir azalma göstermesine karşın bu azalma Panavia V5, RelyX Veneer ve Variolink Esthetic için istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0,05) Yaşlandırma zamanları bakımından simanlar birbirleriyle karşılaştırıldığında kontrol grubu ve 7000 devir uygulanmış gruplarda simanlar arasında bulunan fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. 1750 devir uygulanmış gruplarda Panavia V5 ve GCem LinkForce, light cure olan RelyX Veneer ve Variolink Esthetic simandan yüksek bağlanma dayanım değeri göstermiştir.(p<0,05) 3500 devir uygulamada da aynı sonuçlar gözlenmiş olup ilave olarak RelyX U 200 simanda RelyX Veneer ve Variolink Esthetic simandan yüksek bağlanma dayanım değeri göstermiştir. (p<0,05) Yaşlandırma işlemi sonrası bağlanma dayanımının azalması siman seramik arayüzündeki bağın su emilimi göstermesine bağlanmaktadır. Restorasyonlarda kullanılacak rezin siman seçimi yapılırken, yaşlandırma işlemi sonrası bağ kuvvetini uzun dönemli koruyan simanlar seçilmesi klinik başarıyı olumlu etkileyecektir.

Dental bondingDental porselenDental restorasyon+5
Rabia Bozbay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sabit lingual ortodontık apareylerle yapılan en masse retraksiyonda farklı formlarda ark tellerinin ve güç kolu pozisyonlarının keser dişler üzerindeki etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Bu çalışmada periodontal ligament, alveolar kemik, dişler bulunan, 1. premolarları çekilmiş ve ortodontik tedavinin seviyeleme aşaması tamamlanmış üst çene modeli 'The Visible Human Project' kütüphanesinden temin edilmiştir. Uygun Hounsfield değerlerine göre ayrıştırılarak, segmentasyon işlemi ile üç boyutlu modele dönüştürülmüştür. Bu üst çene modeline bilgisayar yazılımı ile kişiye özel lingual ortodontik braketler ve en masse retraksiyon mekaniği yerleştirilmiştir. Braketlerdeki slot tasarımı anteriorda ribbonwise, posteriorda edgewise ve slot büyüklükleri 0,018"*0,025"'tir. Modellerden birinde düz, diğerinde mantar formunda 0,017"*0,025" paslanmaz çelik lingual ark telleri yerleştirilmiştir. Ark tellerinde 1. ve 2. modellerde kanin ve lateral dişler arasına, 3. ve 4. modellerde ise kanin dişin mezyaline yerleştirilen eşit uzunluktaki güç kollarından sağ ve sol 1. ve 2. molar diş arasına yerleştirilen minividalara kapalı yaylar asılarak keser dişlere çekim boşluğuna hareket etmelerine neden olacak şekilde eşit büyüklükte kuvvet uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan üst çene modeli Tersine mühendislik ve üç boyutlu CAD faaliyetleri ALTAIR Evolve yazılımı, katı modellerin analiz ortamına uygun hale getirilmesi ve optimize ağ örgüsünün oluşturulması faaliyetleri ALTAIR Hypermesh yazılımı ile gerçekleştirilmiştir; oluşturulan sonlu elemanlar modellerinin çözümü için Nastran tabanlı ALTAIR Optistruct (ALTAIR, Troy, MI, USA) implicit çözücüsü kullanılmıştır. Uygulanan kuvvet neticesinde oluşan değişimler ise ALTAIR Hyperview yazılımı ile incelenmiştir.

Dental stres analiziOrtodontiOrtodontik aygıtlar+2
Hilal Tarkan
Uşak University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı implant bağlantılarının implant ve protetik parçalar üzerindeki yük dağılımına etkisinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Dental implantlar, günümüzde kısmi ve tam dişsizlik olgularında akla gelen ilk tedavi seçeneği haline gelmiştir. Oklüzal kuvvetler altında doğal dişlerde, implantlarda ve çevre dokularda bir takım stresler oluşmaktadır. Bu çalışmada, farklı implant-abutment bağlantı tasarımlarının stres dağılımları sonlu elemanlar analizi ile incelenmiştir. Çalışmada, üç farklı implant-abutment bağlantı tasarımına sahip implant sistemleri sanal ortamda modellenmiştir. Daha sonra bu modeller ISO-14801 standardına uygun şekilde hazırlanan platforma yerleştirilmiştir. Ardından 300N kuvvet ile hem statik hem de 4Hz frekans ve 1x106 baskı sayısında dinamik yorulma testi uygulanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre farklı implant-abutment bağlantı tiplerinde farklı stres dağılımları görülmüştür. Elde edilen sonuçlara göre implant-abutment bağlantı tasarımının, implantların prognozunu etkileyeceği düşünülmektedir.

Dental bondingDental desteklerDental implantasyon+4
Metehan Yılmaz
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin kompozitin dentine bağlanma dayanıklılığına etkisinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, dentin çürüğü ve dentin aşırı duyarlılığı tedavilerinde kullanılan yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin, uygulandıktan hemen sonra ve yaşlandırıldıktan sonra kompozitin sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığına etkisini araştırmaktır. Bu çalışmaya çürüksüz 60 adet insan büyük azı dişi dahil edilmiştir. Dişlerden on tanesi rastegele bir şekilde tarama elektron mikroskop görüntüleme işlemi için ayrılmıştır. Dişler bukko-lingual/palatinal yarı olmak üzere ikiye bölünmüş, akrilik blokların içerisine yerleştirilmiş ve bukkal/lingual/palatinal mine uzaklaştırılarak 100 adet dentin örneği oluşturulmuştur. Dentin örneklerinin yarısı demineralizasyon solüsyonunda bekletilerek demineralize edilmiştir. Ardından örnekler her bir grupta örnek sayısı (n=10) olacak şekilde rastgele 10 gruba ayrılmıştır. Deney gruplarında topikal florürlü ajanlar, gümüş diamin florür solüsyonu/potasyum iyodür(GDF/KI; Riva Star, SDI, Avustralya) ve florürlü vernik(FV; Fluor Protector, Ivoclar Vivadent, Lihtenştayn) dentin yüzeylerine uygulanmış ve uygulama sonrası hemen ve florürlü ürünler termal siklus ile yaşlandırıldıktan sonra universal bir adeziv (Solare Universal Bond, GC, Japonya) ile kompozit rezin (Gradia Direct Posterior, GC, Japonya) tüm örneklere bağlanmıştır. Kompozit rezin bağlanmasının ardından tüm örneklere termal siklus ile yaşlandırma uygulanmıştır. Bağlanma dayanıklıklılığını ölçmek için makaslama bağlanma dayanıklılık testi (MBDT) uygulandı. MBDT ardından örnekler stereomikroskop altında incelenerek kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Tüm gruplar arasında makaslama bağlanma dayanıklılık testi ortalama değerlerinde fark olup olmadığı Tek Yönlü ANOVA ile belirlenmiştir. Genel veri karşılaştırması amacıyla, aşağıdaki bağımlı değişkenlerle Üç Yönlü ANOVA analizi yapılmıştır: zaman (florürün termal yaşlandırması ve sonrası), florür tedavileri (GDF/KI, FV) ve dentinin durumu (demineralize ve sağlam). Gruplar arasında farklılık olması durumunda Post Hoc karşılaştırma testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p=0,05 olarak alınmıştır. Florürlü ürünlerin kullanımı kontrol gruplarına göre bağlanma dayanıklılığında anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). İki ürün arasında bağlanma dayanıklılığına etkisi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Florürlü materyallerin yaşlandırılması hemen bağlanma yapılan gruplara göre bağlanma dayanıklılığını anlamlı olarak azaltmıştır(p<0,05). Sağlam dentin grupları demineralize dentin gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek bağlanma dayanıklılık değerleri göstermiştir (p<0,05). GDF/KI ve FV kullanımı, kompozit restorasyonların sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığını olumsuz etkilememiştir.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+5
İlknur Elitok
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Proantosiyanidin'in dentin mikrosertliğine ve biodentin'in bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı yeni bir irrigasyon solüsyonu olan Proantosiyanidin'in (PA) dentinin mikrosertliğine ve bariyer materyali olarak kullanılan Biodentin'in bağlanma dayanımına etkisini diğer irrigasyon ajanları ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmada 112 adet tek kanallı insan dişi kullanılmıştır. Dişlerin kronlarının uzaklaştırılmasını takiben, standart bir iç çap elde etmek için kök kanalları ProTaper eğe sistemi (F5) ve #1-6 numara Peeso reamerlar ile şekillendirilmiştir. Mikrosertlik testi için dişler, %1,5 NaOCl, %2 CHX ve PA (%25 GSE)'nın uygulandığı 3 deney (n=30) ve 1 adet (n=10) kontrol (DW) grubuna ayrılmıştır. Her kökün koronalinden 2 mm kalınlığında 2 dentin kesiti elde edilmiştir. Solüsyonların dentin mikrosertliğine etkilerini değerlendirmek için Vickers mikrosertlik test cihazı kullanılmıştır. Bağlanma dayanımı testi için 3 adet deney (n=54) ve 1 adet (n=18) kontrol grubu oluşturulmuştur. Solüsyonların uygulanmasının ardından tüm gruplara Ca(OH)2 yerleştirilmiştir. 2 hafta sonra Ca(OH)2 uzaklaştırılarak köklerin koronal kısımlarından 2 mm kalınlığında 2 dentin kesiti elde edilmiştir. Dentin kesitlerine Biodentin yerleştirilmiş ve bağlanma dayanımı Push-out testi ile ölçülmüştür. Ayrılma tipleri kaydedilmiştir. Tüm veriler IBM SPSS 23.0 yazılımı kullanılarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde, tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi (ANOVA) ve ikili karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi kullanılarak analiz edilmiştir. DW, PA ve CHX grupları arasında mikrosertlik açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). NaOCl grubundaki mikrosertlik değerleri, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p<0,05). PA grubunda bağlanma dayanımı, NaOCl grubuna göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). CHX'in, NaOCl ve PA grupları ile arasında bağlanma dayanımı değerleri açısından anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Tüm gruplarda karışık tip ayrılma daha yüksek oranda gözlenmiştir. Adeziv tip ayrılma, en fazla PA grubundadır ancak diğer gruplarla arasında anlamlı fark yoktur (p>0,05). Koheziv tip ayrılma ise, en fazla kontrol grubundadır ve sadece PA grubu ile aralarından anlamlı fark görülmüştür (p<0,05).

BiodentinBitki özütüDental bonding+4
Büşra Tavşan
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Atrofik total dişsiz maksillanın dental implant destekli protetik rehabilitasyonunda uygulanan subperiosteal implantlatın ve zigomatik implantların konvansiyonel intraosseoz dental implantlar ile 3-boyutlu sonlu elemanlar stres analizi kullanarak karşılaştırılması

Total dişsiz atrofik maksillanın sabit protetik restorasyonunda çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Bu tedavi yöntemleri içerisinde kemik ogmentasyonu ile birlikte konvansiyonel implant tedavisi uygulamak en sık kullanılan tekniktir. Kemik ogmentasyon işlemleri içerisinde otojen kemik greftinin kullanılması altın standart olarak görülmektedir. Greftlenecek alanın büyüklüğü göz önüne alındığında iliak kemik ideal bir ekstraoral dönor sahadır. İliak kemik grefti ile çene kemiklerinin rekonstrüksiyonu genel anestezi koşullarında yapılması gereken invaziv bir cerrahi işlemdir. Operasyon sonrası hastanın hastanede yatışı gerekmektedir. Protetik rehabilitasyona geçme süresinin uzun olması, iliak kemik greftinde iyileşme dönemindeki kemik rezorpsiyonunun fazla olması, operasyon sonrası greftin alındığı bölgede ağrı, sinir hasarı ve yürüme bozuklukları gibi birtakım dezavantajları mevcuttur. Tüm bu dezavantajları azaltmak için atrofik üst çenelerde zigoma implantların ve subperiosteal implantların kullanılması alternatif yöntemler olarak literatürde sunulmaktadır. Ancak zigoma ve subperiosteal implantların okluzal kuvvetlere vermiş oldukları yanıt tam olarak bilinmemektedir. Hâlbuki dental implantların okluzal kuvvetlere vermiş oldukları yanıt uzun dönem klinik sonuçları etkilemektedir. Bizim çalışmamızın amacı iliak greft, zigomatik implant, titanyum subperiosteal implant ve polieter eter keton (PEEK) subperiosteal implantın okluzal kuvvetler altında gösterdiği stres değerlerini sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle inceleyerek total dişsiz atrofik maksillaya sahip hastalara en doğru cerrahi tekniği seçmektir. Çalışmamızda bilgisayar ortamında tomografik kayıtlardan yararlanılarak ileri derecede atrofi gösteren total dişsiz maksilla modeli oluşturulmuştur. Bu model üzerine 4 ayrı tedavi planlaması uygulanmıştır. İliak kemik grefti ile kemik artırımı yapılıp 2, 4 ve 6 numaralı dişler hizasına 6 adet dental implant yerleştirilen maksilla birinci modeldir. Ramus kemik grefti ile kemik artırımı yapılıp 6 numaralı diş hizasına 2 adet zigomatik implant ve 2 ve 4 numaralı dişler hizasına 4 adet dental implant yerleştirilen maksilla ikinci modeldir. Titanyum subperiosteal implant uygulanan maksilla 3. model ve PEEK subperiosteal implant uygulanan maksilla 4. modeldir. Çalışmamızda 3,75 mm çapında 10 mm uzunluğunda Brånemark System (Nobel Biocare AB, Goteborg, Sweden) dental implantlar, 4,1 mm çapında 35 mm uzunluğunda Brånemark System zigomatik implantlar (Nobel Biocare AB, Goteborg, Sweden) kullanılmıştır. Oluşturulan modelde zigomatik implantlar intrasinüs tekniğiyle yerleştirilmiştir. 2, 4 ve 6 numaralı dişler hizasından vertikal olarak 150 N, oblik olarak 30 derece açıyla 50 N kuvvet uygulanmıştır. Uygulanan kuvvetler sonucunda kortikal ve trabeküler kemikte biriken gerilme ve sıkışma stresi, implant, abutment ve metal altyapıda biriken Von Mises stres değerleri sonlu elemanlar stres analizi ile incelenmiştir. Çalışmamızın sonucuna göre kemik üzerinde en fazla sıkışma stresi PEEK ile üretilen subperiosteal implant uygulanan modelde görülürken en fazla gerilme stresi ise iliak greft uygulanan maksilla modelinde izlenmiştir. Metal alt yapı üzerinde oluşan stresler en fazla titanyum subperiosteal implant uygulanan modelde bulunmuştur. Vertikal kuvvetler altında en fazla stres iliak greft uygulanan modeldeki implantlarda görülmekteyken oblik kuvvetler altında en fazla stres zigomatik implant uygulanan grupta oluşmuştur. Bu sonuçlara göre atrofik total dişsiz maksillanın sabit protetik rehabilitasyonu için oluşturulan 4 senaryoda fonksiyonel kuvvetler altında kemik, implantlar, abutment ve metal alt yapıda oluşan stres değerlerine bakıldığında tedavi seçeneği olarak ideal bir seçenek olmadığı görülmektedir. Bu nedenle her hasta kendi içinde değerlendirilmeli ve hasta için en ideal tedavi seçeneğine karar verilmelidir.

AtrofiDental implantlarDental protez-implant destekli+6
Hatice Gözde Keleş
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM porselen lamina vener restorasyonların fonksiyonel kuvvetlere karşı stres dağılımlarının incelenmesi: Üç boyutlu sonlu elemanlar analiz çalışması

Bu in vitro araştırmada, klinikte uygulanan tedavilerden biri olan porselen lamina venerlerin (PLV) farklı kesim derinliği ve farklı CAD/CAM materyali kombinasyonlarında tek tip yapıştırıcı ve tek tip preparasyon şekliyle hazırlandıktan sonra üç farklı fonksiyonel kuvvet karşısında gösterdiği stres dağılımlarının, üç boyutlu sonlu elemanlar analizi kullanılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, maksiller santral kesici dişi simüle eden bir üç boyutlu simülasyon modeli kullanılmıştır. Kesim modeli tüm dişlerde insizal bevel preperasyonu şeklinde oluşturulmuştur. Servikal marjin mine-sement birleşiminin 1 mm koronalinde olacak şekilde yerleştirilmiş ve tüm kesim kenarları chamfer preparasyon basamağı şeklinde hazırlanmıştır. Kesim derinlikleri sırasıyla 0,3, 0,5, 0,7 ve 0,9 mm olmak üzere dört farklı şekilde belirlenmiş ve her bir restorasyon modeli için IPS Empress CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein), IPS e.max CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) ve Vita Enamic (VITA Zahnfabrik, Essen, Germany) olmak üzere üç farklı materyal kullanılmıştır. Tüm restorasyonlar ışıkla sertleşen Variolink Veneer (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) rezin siman kullanılarak yapıştırılmış ve restorasyon modellerinde siman tabakası kalınlığı 100 µm olarak belirlenmiştir. Modeller kortikal ve trabeküler kemiğin üst ve arka bölgesinde bulunan düğüm noktalarından her üç eksendeki hareketi engellenecek şekilde tüm serbestlik dereceleri kısıtlanarak sabitlenmiştir. İnterkaspal ve protruziv hareketi simüle etmek için kesici kenarların lingual yüzeyine üç farklı açıda (0, 60° ve 120°) 100 N kuvvet uygulanarak analiz yapılmıştır. Sonlu elemanlar modeli üzerindeki stresin dağılımı ve yoğunlukları hem renk kodlaması hem de sayısal değerler olarak verilmiştir. Elde edilen veriler incelendiğinde farklı CAD/CAM bloklarından üretilen PLV'ler üzerinde oluşan çekme ve sıkışma gerilim stresleri fark göstermiştir. Kesim derinliği ile birlikte artan vener kalınlığı sonucu PLV'ler daha derin preparayonlarda daha az çekme gerilme stresi yaratmıştır. Palatinal diş yüzeyine gelen fonksiyonel kuvvetlerin açısı arttıkça, PLV'ler üzerinde oluşan stresler artmıştır. Materyal sertliği arttıkça PLV'lerde oluşan stresler de arttmıştır.

CAD/CAMDental materyallerDental porselen+4
Ömer Taha Meriç
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temizleme yöntemlerinin tükürük ile kontamine yüksek translüsens zirkonyanın bağlanma dayanımına etkisi

Çalışmanın amacı tükürük ile kontamine edilmiş yüksek translüsens zirkonyalarda farklı temizleme yöntemlerinin makaslama bağlantı dayanıklılığına etkisinin incelenmesidir. 7x7x3 mm boyutlarında alüminyum oksit kumlama yapılmış 120 adet zirkonya örnek 8 gruba ayrılmıştır (n=15). Tükürük kontaminasyonu olmayan grup kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Erken MDP grubunda kontaminasyon öncesi MDP içeren primer uygulaması yapılmış ve doğal tükürük bir katman sürülerek kontamine edilmiş, 3 dk kontaminasyon için beklenmiştir. Kontrol grubu harici tüm gruplarda tükürük uygulaması aynı prosedürle yapılmıştır. Kontamine edilen gruplar Ivoclean pastası, %5.25'lik NaOCI solüsyonu, %37'lik fosforik asit jeli, %1'lik fitik asit solüsyonu, hava-su spreyi ve tekrar kumlama işlemi ile temizlenmiştir. Tüm örneklere self-adeziv rezin siman, standart kit yardımıyla uygulanmıştır. 5000 devirlik termal siklus sonrası tüm örneklerde universal test cihazı kullanılarak makaslama bağlantı dayanıklılığı ölçülmüştür. Kırılma yüzeyleri stereomikroskop ile incelenmiştir. Her gruptan rastgele 1 örnek seçilerek SEM ve EDS analizi uygulanmıştır. Sonuçların istatistiksel değerlendirilmesi Kruskal-wallis ve Bonferroni analizleriyle yapılmıştır. Hava-su spreyi, fitik asit ve fosforik asit grupları kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bağlantı değerleri gösterirken (p<0.05) Ivoclean, erken MDP, NaOCI ve Al2O3 gruplarıyla kontrol grubu arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. EDS değerlendirmesine göre fosforik asit grubunda fosfor elementi, fitik asit ve hava-su spreyi gruplarında ise karbon elementi kontrol grubuna kıyasla daha yüksek konsantrasyonlarında tespit edilmiştir. Bu çalışma ile tükürük kontaminasyonu öncesi MDP içeren primer uygulaması, Ivoclean pastası, %5.25'lik NaOCI ve tekrar kumlama yöntemleri tükürük kontaminasyonun temizlenmesi ve yüksek bağlantı değerlerinin elde edilmesinde başarılı görülmüştür.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+3
Amine Kübra Cengiz
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hex ve Non-hex titanyum taban dayanaklar üzerine üretilen çok üniteli monolitik zirkon köprülerde kuvvet dağılımının sonlu elemanlar stres analizi ile karşılaştırılması

Üst çene ön bölgede çok üniteli implant üstü restorasyonlarda hex ve non-hex dayanaklar kullanılmasının implant sistemi ve çevre kemik dokuda oluşan stresler üzerindeki etkisi ile ilgili literatürde yeterli bilgi yoktur. Bu çalışmanın amacı, implant üstü çok üniteli monolitik zirkon köprülerde hex ve non-hex dayanakların farklı kombinasyonlar ile kullanıldığı durumlarda implant, dayanak ve kemikte oluşan streslerin değerlendirilmesidir. Bu amaçla, sonlu elemanlar stres analizi için tomografi verilerinden üst çene bölümlü dişsiz kemik modeli oluşturuldu. 13, 11 ve 23 numaralı dişler bölgesine üç adet implant üzeri altı üye monolitik zirkon köprü tasarlandı. Hex ve non-hex dayanakların farklı kombinasyonlarda kullanıldığı beş çalışma modeli oluşturuldu. Her modelde restorasyonların singulum bölgesinden palatolabial yönde 45° açıyla, her dişe 50 N büyüklüğünde olacak şekilde toplamda 300 N kuvvet uygulandı. Kortikal ve trabeküler kemikte meydana gelen maksimum ve minimum principal stres değerleri, implant boynu ve dayanaklarda oluşan Von Mises stres değerleri hesaplandı. Kortikal kemikte oluşan maksimum principal stres değerleri 3,43 ile 30,82 MPa, minimum principal stres değerleri ise -4,29 MPa ile -11,39 MPa aralığındadır. Trabeküler kemik için maksimum principal stres değerleri 1,29 ile 1,96 MPa, minimum principal stres değerleri -0,47 MPa ile -0,79 MPa aralığındadır. Von Mises stresler incelendiğinde implant boynu için 56,70-98,97 MPa arasında değerler elde edilirken dayanaklardaki stres değerleri 73,50-123,07 MPa aralığındadır. Platform-switch konikal bağlantılı implantlarda hex ve non-hex dayanak sistemleri kortikal ve trabeküler kemik üzerinde benzer stres değerleri oluşturdu. Hex dayanaklarda implant boynunda daha yüksek değerlerde stresler oluşurken dayanaklarda daha düşük değerler gözlendi.

Dental bondingDental implantlarDental materyaller+3
Didem Sakar
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üniversal adezivlerin farklı biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılığına etkisi

Bu in vitro çalışmanın amacı; restoratif diş hekimliğinde pulpa kaplaması veya kaide olarak sıklıkla kullanılan biyoaktif materyaller olan kalsiyum silikat dolduruculu rezin içerikli liner (TheraCal LC), rezin modifiye cam iyonomer siman (Riva LC), geleneksel cam iyonomer siman (Riva SC) ve mineral trioksit agregatın (BioMTA+) kompozit restorasyonlar altında kullanıldığında, farklı üniversal adeziv sistemlerin (Single Bond Üniversal Adeziv, 3M ve Prime&Bond Üniversal, Dentsply), bu biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılıklarının incelenmesidir. Kesme bağlanma dayanıklılığı analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar dişleri separe yardımıyla köklerinden ayrılmış ve akrilik bloklar içine yerleştirilmiştir. Bukkal yüzeylerinde dentin dokusu açığa çıkarılan örnekler rastgele 8 gruba ayrılmıştır (G1: Theracal LC + Single Bond (SB) (T-SB), G2: Riva LC + SB (RLC-SB), G3: Riva SC + SB (RSC-SB), G4: BioMTA+ + SB (M-SB), G5: Theracal LC + Prime&Bond (PB) (T-PB), G6: Riva LC + PB (RLC-PB), G7: Riva SC 4 PB (RSC-PB), G8: BioMTA+ + PB (M-PB)) (n=10). 1 mm çapındaki fissür frezlerle dentin dokusu içerisinde 1 mm çapında ve 1 mm derinliğinde su soğutması altında preparasyonlar yapılmış, 80 adet örnek içindeki preparasyonlar eşit sayıda olacak şekilde (n=20) bahsedilen 4 farklı biyomateryal ile doldurulmuştur. Dentin ve biyomateryal kompleksini kaplayacak şekilde 15 sn süreyle %37 ortofosforik asit uygulaması yapılmış ve suyla yıkanıp kurutulmuştur. Hazırlanan örneklerin yarısına Single Bond Üniversal Adeziv (3M), diğer yarısına ise Prime&Bond Üniversal (Dentsply) adeziv sistemi uygulanarak 2 mm yükseklik ve 2 mm çapındaki kompozit bloklar bağlanmıştır. Hazırlık aşaması tamamlanan örnekler 37C'de 48 saat süreyle distile suda bekletilmiştir. Örnekler, 37C, 5C ve 55C'lerde 10.000 termal siklus döngüsüne maruz bırakılmıştır. Bu işlemleri takiben, tüm örneklere üniversal test cihazında 0,5 mm/dk kafa hızı ile başarısızlık meydana gelene kadar yük uygulanmıştır. Kırılan örnekler x10 büyütmeli bir stereomikroskop yardımıyla kırılma tiplerinin analizi için incelenmiştir. Elde edilen veriler T-testi ve iki yönlü ANOVA testleriyle analiz edilmiştir. Kesme bağlanma dayanıklılık verilerinin değerlendirilmesinin sonucunda, en yüksek bağlanma dayanıklılığını Theracal LC göstermiştir (p<0,05). Bağlanma dayanıklılığı en düşük olan materyal ise BioMTA+ olarak tespit edilmiştir (p<0,05). Test edilen tüm materyaller için bağlanma dayanıklılık değerleri Theracal LC> Riva LC> Riva SC> BioMTA+ şeklinde sıralanabilir. Kullanılan iki farklı üniversal adezivin bağlanma dayanıklılığına etkisi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kırılma tipi sonuçlarına göre, Theracal LC ve Riva LC için adeziv başarısızlık, BioMTA+ için koheziv başarısızlık en yaygın görülen kırılma tipi olmuştur.

Cam iyonomer çimentolarıDental bondingDental materyaller+4
Yasemin Çakmakçı
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kompozit tamirinde farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve yaşlandırma sürelerinin bağlanma dayanıklılığına etkisi

Bu in vitro çalışmada bir nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistem kullanılarak tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin ve farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin mikro gerilim bağlanma dayanıklılığına (μGBD) etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Güncel bir üniversal nanohibrit kompozit rezin (Harmonize, Kerr) kullanılarak, 112 adet kompozit rezin blok oluşturulmuş ve örnekler yüzey hazırlama yöntemlerine göre 4 gruba ayrılmıştır (n=28): Kontrol Grubu (Tamir uygulanmayan sağlam kompozit bloklar); Er,Cr:YSGG Lazer grubu; Air Abrazyon grubu; Silikon karbit (SiC) grubu. Ardından tüm örnekler, yaşlandırma sürelerine göre 4 alt gruba ayrılmıştır: Yaşlandırma yok; 10.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 30.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 50.000 kez termal siklusla yaşlandırma. Her gruptan rastgele seçilen birer örneğin yüzeyi Tarama Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Yüzey hazırlama işlemi uygulanan gruplarda, örnek yüzeylerine üretici firma önerilerine göre üç aşamalı bir etch&rinse adeziv (Optibond FL, Kerr) uygulanmış, aynı nanohibrit kompozit rezin kullanılarak tamir işlemi yapılmıştır. Ardından tüm örneklerden, su soğutması altında 1x1x8 mm boyutlarında çubuklar elde edilmiş, her gruptan 30'ar çubuk, 1,0 mm/dk kafa hızında μGBD testine tabi tutulmuştur. Kırılma tipleri bir stereomikroskop ile x10 büyütmede değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, istatistiksel olarak İki Yönlü Varyans Analizi, Post-hoc Bonferroni ve Ki-Kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir (p=0,05). Farklı yüzey hazırlama yöntemleri bir arada değerlendirildiğinde, yaşlandırma uygulanmayan ve 10.000 kez termal siklus uygulanan gruplar, 30.000 ve 50.000 kez yaşlandırma uygulanan gruplardan daha yüksek μGBD değerleri sergilemişlerdir (p<0,05). Tüm yaşlandırma süreleri birlikte değerlendirildiğinde, Air abrazyonla yüzey hazırlama yönteminin Lazer ve SiC'e kıyasla daha yüksek μGBD'ı sağladığı görülmüştür (p<0,05). Farklı yaşlandırma süreleriyle, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin etkileşimi incelendiğinde; tüm yaşlandırma sürelerinde, yüzey hazırlama yöntemleri arasında μGBD değerleri açısından anlamlı farklılıklar olduğu ve Kontrol, Lazer ve Air Abrazyon gruplarında farklı yaşlandırma sürelerinin μGBD değerleri üzerinde anlamlı değişikliklere yol açtığı bulunmuştur (p<0,05). Kırılma tipi dağılımları açısından, yüzey hazırlama yöntemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p˂0,001), farklı yaşlandırma sürelerine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır (p˃0,001). SEM görüntüleri, μGBD bulgularını destekler niteliktedir. Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları dahilinde, test edilen nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistemle tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve bu etkenlerin birbirleriyle etkileşiminin μGBD'ı üzerine etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tamir, Kompozit Rezin, Etch&Rinse Adeziv, Mikro Gerilim Bağlanma Dayanıklılığı.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+4
Meltem Nermin Dursun
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli yüzey işlemleri uygulanan Rezin Matriks seramiklerin rezin siman kullanılarak dişe bağlantılarının in-vitro olarak incelenmesi

Bu in-vitro çalışmanın amacı; nanoseramik ve hibrit seramik yapıda olan üç farklı materyalin bağlantı yüzeyleri pürüzlendirildikten sonra yaşlandırma işlemi sonrası dişe bağlanma dayanımlarının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve taramalı elektron mikroskobu ile görüntülenmesidir. Bu çalışmayı gerçekleştirmek için çürüksüz insan santral, kanin ve molar dişleri seçildi ve dişlerin vestibul yüzleri kesilerek mine ve dentin yüzeyleri açığa çıkarıldı. Üç farklı rezin matriks bloktan (Enamic, Cerasmart ve Lava Ultimate) 5x5x2 mm lik kare prizma şeklinde toplam 84 adet örnek elde edildi. Bu seramik örnekler dual sertleşen rezin siman (Variolink II) ile dişlere yapıştırıldı. Her gruptan n=14 örneğe 3000 döngü termal döngü uygulandı. Makaslama bağlanma dayanımı testi universal test cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Materyallerin yapısını ve adeziv rezin siman ile dentin arasındaki bağlantı yüzeyini incelemek için elektron mikroskobu kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro Wilks testi ile incelendi. Normal dağılım gösteren veriler tek yönlü varyans analizi kullanılarak karşılaştırıldı. Gruplar arasında farklılık bulunduğu durumda Tukey HSD testi, gruplar arasında farklılık olmadığında ise Kruskal Wallis testi kullanıldı. Analizler 0.05'lik güven aralığında gerçekleştirildi. Termal döngü öncesi ve sonrası tüm gruplar için bağlanma değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Termal döngü öncesi ve sonrası bağlanma değerleri yüksekten düşüğe sırasıyla Enamic, Lava Ultimate ve Cerasmart olarak belirlendi. Termal döngü sonrası bağlanma dayanımı değerlerinde en fazla düşüş Cerasmartta görülürken en az düşüş Enamic grubunda görüldü.

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+3
Elif Melike Akarca
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rezorbe maksilla modeline uygulanan implantların uygulama bölgelerindeki değişikliklerin kemik ve implant üzerindeki etkisinin sonlu eleman analizi ile incelenmesi

Dental implantlar, modern diş hekimliğinde diş eksikliklerinin giderilmesi amacıyla en çok kullanılan tedavi yöntemidir. Tek bir diş eksikliğinden, çoklu diş eksikliklerine ve tam dişsizliklere kadar uzanan tüm durumlarda hastaların fonksiyonel, estetik, fonetik ve psikolojik durumlarının iyileştirilmesinde dental implant tedavileri ile doğal dişlere en yakın sonuçlar elde edilmektedir. Tam dişsizlik durumuyla birlikte ileri derecede atrofi görülen çenelerde, çene ilişkilerinin değişmesi, implant yerleştirilecek bölgelerde kemik dokunun yetersiz oluşu ve dental arklar arasındaki mesafelerin artışı; ideal protetik tedavi planlamalarını zorlu hale getirmektedir. Bu problemleri çözebilmek adına kemik ogmentasyon yöntemleri ve farklı implant tedavisi planlamaları geliştirilmiştir. Ogmentasyon yöntemleri sayesinde atrofik bölgelerin rekonstrüksiyonu ile dental implantların yerleşimi için yeterli kemik dokusunu sağlamak mümkün iken; tedavi sürelerinin ve geçirilen cerrahi operasyon sayısının artması, post-operatif dönemde oluşabilecek komplikasyonlar gibi etkenler hastaların ek cerrahi prosedürlere olan toleransını azaltabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; premaksillada atrofinin belirgin şekilde görüldüğü kombinasyon sendromu gibi durumlarda, 2 farklı tedavi yaklaşımı (ogmentasyon ve implantların pozisyonel değişimi) uygulandığında, fonksiyonel kuvvetler altında implant ve protetik parçalar üzerinde, implantı çevreleyen kortikal ve kansellöz kemik dokusunda oluşan streslerin şiddetlerini ve bölgesel dağılımlarını karşılaştırmaktır. Çalışmamızda bu amaç doğrultusunda üç boyutlu sonlu elemanlar analizi yöntemi kullanılmıştır Bu çalışmanın sonuçlarına göre, mandibula ramustan elde edilen blok kemik grefti kullanılarak ogmente edilmiş premaksilla bölgesine yerleştirilen implantlar ve premaksilla ogmentasyonu yapılmaksızın sadece premolar-molar bölgeye yerleştirilen implantlar ile protetik rehabilitasyonu tamamlanan modellerde; implant, implant komponentleri ve çevre dokularda oluşan stres değerleri karşılaştırıldığında benzer sonuçlar elde edildiği gözlenmiştir.

AtrofiDental implantasyonDental implantlar+4
Ümit Özgür
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cam seramiklerin dentine bağlanmasında rezin simanlar ile kompozitlerin karşılaştırılması

Bu çalışmada; farklı protokoller ile uygulanan rezin siman ve kompozitlerin cam seramik-yapıştırma ajanı-diş birleşimindeki bağlantıya etkisinin araştırılması ve çalışmada kullanılan materyallerin adezyon başarısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza çeşitli nedenlerle çekilmiş 108 adet çürüksüz üçüncü molar diş dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılacak olan dişler akrilik bloklara gömülüp okluzal yüzeylerinden dentin dokusu açığa çıkartılmıştır. Hazırlanan dişler randomize 9 gruba ayrılmıştır (n=12). 3 mm çapında, 3 mm yüksekliğinde IPS e.max CAD bloktan 108 adet seramik örnek hazırlanmıştır. Dört farklı rezin siman; Variolink Esthetic DC (Ivoclar vivadent), G-cem Link Force (GC), Panavia V5 (Kuraray), Maxcem Elite Chroma (Kerr) ve üç farklı akışkan kompozit; G-aenial universal flow (GC), Herculite XRV Ultra Flow (Kerr) ,Vertise Flow (Kerr) ve bir tane ön ısıtmalı kompozit rezin Enamel Plus HRI (Micerium) kullanılarak üreticilerinin talimatlarına uygun olarak dişlerin hazırlanan okluzal yüzeylerine farklı prosedürler ile (total etch, self etch, self adeziv) yapıştırılmıştır. Yapıştırılan örneklere 5±2 0C ve 55±2 0C'lik su banyoları içerisinde 20 sn bekleme süresinde 5000 döngüde termal yaşlandırma yapılmıştır. Hazırlanan örneklere Universal test cihazı (AGS-J, SHIMADZU) kullanılarak makaslama testi uygulanmış ve bağ dayanımlarına bakılmıştır. Kırma yüzeyleri stereomikroskopta incelenmiş ve kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü varyans analizi (Anova) ile değerlendirilmiştir. Test grupları arasındaki anlamlı farklılıkların tespitinde Tukey testi p=0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilerek kullanılmıştır. Kırma testi sonuçları ise Ki Kare testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgulara göre total etch prosedürleri ile yapıştırılan G-aenial universal flow (akışkan kompozit) 15,42 MPa, G-cem Link Force (rezin siman) 12,69 MPa , Herculite XRV Ultra Flow (nanohibrit akışkan kompozit) 11,51 MPa ortalama bağ dayanımları ile diğer örneklerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ardından total etch grubundaki diğer malzemelerin bağ dayanımı ortalamaları Enamel Plus HRI (ön ısıtmalı kompozit rezin) 4,84 MPa ve Variolink DC (rezin siman) 'nın bağ dayanımı 3,15 MPa bulunmuştur. Self etch gruptaki örnekler ise Maxcem Elite Choroma-SE (rezin siman) 3,91 MPa ve Panavia V5 (rezin siman) 3,69 MPa olarak bulunmuştur. Kendinden adezivli prosedürler ile yapıştırılan örneklerin Maxcem Elite Choroma (SA) 0,83 MPa ve Vertise Flow 1,87 MPa bağ dayanımlarının oldukça düşük olduğu da gözlemlenmiştir. Sonuç olarak total etch sistemler ile kullanılan G-aeniel Universal Flow akışkan kompozitin en yüksek bağ dayanımı değeri gösterdiği, onu total etch adesiv siman G-cem Link Force'un izlediği bulunmuştur. Akışkan kompozitlerin total etch prosedürler ile tam seramiklerin yapıştırılmasında rezin simanlara alternatif olabileceği gösterilmiştir. Tam seramiklerin yapıştırılmasında self etch ve self adeziv sistemlerin kullanılması hala tartışmalıdır ve bu tip materyallerin bağlanma performansı açısından daha da geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Akrilik reçinelerDental bondingDental materyaller+4
Alev Mutlu
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Elektrokimyasal yöntemle anodize edilmiş bireysel abutmentların siman bağlantılarının ve mikrobiyolojik tutulumlarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 4 farklı yüzey özelliğine sahip titanyum blokların 3 değişik siman kullanılarak yapıştırılması ve gerilme dayanımlarının ölçülmesi; bu farklı yüzeylere tutunan 5 farklı Candida türünün adezyonlarının değişik ölçüm yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Yöntem: 5 mm boyunda 10 mm genişliğinde 64 adet titanyum blok üretildi. Mekanik testte Grup 1 elektrokimyasal metod ile anodize olup parlak yüzey edildi, grup 2 anodize edilmiş mat yüzey, grup 3 anodizasyon uygulanmaksızın mat yüzeylerden oluşturuldu, grup 4 ise kontrol grubu olarak belirlenip herhangi bir yüzey işlemi yapılmadı. Bu gruplar rezin siman, polikarboksilat siman ve cam iyonomer simanlarla çiftler halinde yapıştırıldı. Tensile test cihazı yardımıyla 0.5 mm/ dk hız ile çekilip sonuçlar Newton cinsinden kaydedildi. Elde edilen değerler SPSS IBM v.25 programı ve Kruskal- Wallis yöntemi ile istatistiksel olarak incelendi. Mikrobiyolojik test için ise materyaller dört gruba (Gl, G2, G3 ve G4) ayrıldı. Gl; yüzeye yapışmış hücrelerin qPCR ile ölçülmesi için, G2; agar plakalarındaki canlı hücrelerin sayımı için, G3; canlı / ölü hücre analizi için ve G4 grubu; taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi için gruplandı. Gruplar otoklav ile sterilize edildi. Adezyon incelemesi için iki hücre bileşimi hazırlandı. Bir bileşim (C1), sadece C. albicans içerirken, diğer bileşim (C2), C. albicans, C. glabrata, C. krusei, C. tropicalis ve C. parapsilosis içerikli hazırlandı. CHROMAgar besiyerinde petri plak sayımı yapıldı, q PCR 'da ise kopya DNA sayımı yapıldı. Adeze olan mayalar üzerinde sonikasyon işlemi yapılarak canlı/ ölü mikroorganizma sayımı yapıldı. Bulgular: Mekanik testte Grup 2'ye ait örnekler en yüksek gerilme dayanımını (56.33N +- 8.33) gösterirken, grup 4 ise en düşük gerilme dayanımını (7.75 N+- 2.22) gösterdi (p≤ 0.05). Bu iki grubun değerleri arasındaki fark anlamlı bulundu. Mikrobiyolojik testlerde ise; bloklar üzerine en fazla adeze olan maya C. glabrata olarak; (parlak saf titanyum blokta 547 adet +- 1,83) en az adeze olan maya ise C. tropicalis olarak ( her bir blokta 0 adet +- 0) belirlendi (p≤ 0.05). Elde edilen veriler SPSS IBM v.25 programı ve tek yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak incelendi. Sonuç: Mekanik test sonuçları çalışmanın hipotezini de doğrulayacak şekilde; titanyum bloklara uygulanan elektrokimyasal anodizasyon işleminin çekme dayanımını artırdığı yönünde belirlendi. Mikrobiyolojik test sonuçlarında ise anodizasyonun ve parlak yüzeyin maya adezyonunu artırdığı, C. tropicalis' in hiçbir titanyum bloğa adeze olamadığı ve ortamda diğer 4 çeşit mayaların varlığının C. albicans tutulumunu artırdığı belirlendi.

Dental bondingDental estetikDental restorasyon+6
Büşra Doğan
Ege University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk atmosferik plazma ile yüzey uygulamasının fiber postların bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Endodontik olarak tedavi görmüş dişlerin uzun dönem başarısını etkileyen önemli faktörlerden biri dişi destekleyen dokuların sağlığını koruyan kaliteli bir restorasyondur. Aşırı madde kaybına uğramış endodontik tedavili dişlerin restorasyonunda sıklıkla kullanılan yöntemlerden biri ise post-kor restorasyonlardır. Dentine benzer elastiklik modülü ve estetik özellikleri nedeniyle sıklıkla tercih edilen fiberle güçlendirilmiş post sistemlerinde başarısızlığın en sık nedeni tutuculuk kaybıdır. Bu tutuculuk kaybının olası sebeplerinden biri rezin kompozit simanlar ile fiber postlar arasındaki bağlanmada görülen başarısızlıktır. Bu bağlantının geliştirilmesi için simantasyon işleminden önce fiber postların yüzeylerine çeşitli işlemler uygulanmaktadır. Dental materyaller ve dokular üzerinde soğuk atmosferik plazma ile yapılan yüzey uygulamalarının yüzeyin kimyasını değiştirerek ve ıslanabilirliğini arttırarak adezyonu arttırdığını gösteren çalışmalar vardır. Çalışmamızda in vitro olarak soğuk atmosferik plazma (SAP) ile yüzey uygulaması yapılmış cam fiber postların çekilmiş dişler üzerindeki bağlanma dayanımını; konvansiyonel yöntemlerle yüzey uygulaması yapılmış cam fiber postlar ile karşılaştırarak bu tekniğin etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. 60 adet periodontal veya protetik nedenlerle çekilmiş insan santral keser dişinin kullanıldığı çalışmada tüm dişlerin kronları kök uzunluğu 13 mm olacak şekilde uzaklaştırıldı ve çalışma boyu apikalden 1 mm kısa olacak şekilde ayarlandı. Örneklerin kök kanal tedavileri tamamlandıktan sonra etüvde 37°C'de ve %100 nemli olacak şekilde bekletildi. 1 hafta sonra örneklerden randomize şekilde; biri kontrol amaçlı olmak üzere, silan, HF (hidroflorik asit) ve plazma (SAP) grubu olacak şekilde 15 er örnekli 4 farklı grup oluşturuldu. Örnekler post boşluğunun açılmasından önce 5 cc'lik kesilmiş enjektör içine soğuk akril ile gömüldü. Örneklere 8 mm'lik post boşluğu açıldıktan sonra, 3 farklı yüzey işlemi uygulanmış (silan, HF, plazma) ve hiçbir yüzey işlemi uygulanmamış (kontrol) cam fiber postlar (Angelus Exacto No:2) bir LED ışık kaynağı altında ve self adeziv rezin siman (Panavia SA Cement Automix) kullanılarak simante edildi. Plazma grubunda fiber postların yüzeyi termik özellik göstermeyen atmosferik basınç ile dielektrik bariyer deşarjı sağlanan hava plazma yöntemi ile işlendi. Köklerin 3 farklı bölgesinden (servikal, orta ve apikal) 1 mm'lik kesitler alındı ve bağlanma dayanımını ölçmek için her bir kesite itme (push-out) testi uygulandı. Çalışmada ayrıca yüzey işlemlerinin fiber postlar üzerinde yarattığı etkiyi daha iyi değerlendirebilmek için hem taramalı elektron mikroskobu (TEM) altında incelemelerde bulunuldu hem de temas açısı ölçümleri yapıldı. Çalışmanın bulguları; itme testi ölçümlerinde en yüksek bağlanma dayanımının plazma grubunda, en düşük bağlanma dayanımının ise kontrol grubunda olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte plazma grubundaki bu artış diğer gruplarla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak da farklıdır (p ˂ 0,001). Temas açısı ölçümlerinde en hidrofilik yüzey plazma grubunda (~0°), en hidrofobik yüzey ise kontrol grubunda görülmektedir. TEM incelemelerinde ise plazma uygulanan fiber postların yüzeyinde belirgin bir pürüzlülük artışı dikkat çekmektedir. Sonuç olarak; soğuk atmosferik plazma ile fiber postların yüzeyinde oluşturulan modifikasyon, bu postların rezin siman ile olan bağlantısını arttırmaktadır. Bu yöntemin diğer konvansiyonel yüzey uygulamaları ile karşılaştırıldığında daha etkili bir yöntem olduğu da görülmektedir.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+3
Elif Şeyma Kaban
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı materyallerle hazırlanmış içbükey çıkış profiline sahip bireysel dayanakların kırılma dayanımları ve yük altında kuvvet dağılımlarının araştırılması

Oral implant uygulamaları, günümüzde diş eksikliklerinin giderilmesinde oldukça yüksek oranda başvurulan bir restorasyon yöntemidir. İmplant üstü restorasyonlarda, periimplanter mukozada oluşturulan çıkış profili son yıllarda önem kazanmıştır. Çalışmamızda implant-abutment birleşim bölgesinde yumuşak dokuya daha fazla yer açabilmek adına abutment boynunu inceltmenin bu amaçla kullanılan zirkonya, lityum disilikat ve poli eter eter keton (PEEK) gibi materyallerin kırılma dayanımlarını ne yönde etkilediğini araştırdık. Bu amaçla, kontrol grubu olarak, Bilgisayar Destekli Tasarım ve Üretim (CAD/CAM ) yöntemiyle, 2mm dişeti yüksekliğine sahip 15 adet prefabrike titanyum abutment üzerine, şeffaf zirkonya materyalinden kron restorasyonları hazırlandı. Test grubu olarak ise yine CAD/CAM yöntemiyle titanyum taban üzerine zirkonya, lityum disilikat ve PEEK materyallerinden içbükey çıkış profiline sahip 15' er adet kron restorasyonu üretildi. Örnekler Universal Test Cihazında kırılma testine tabi tutuldu. Sonuçlar sonlu elemanlar yöntemiyle analiz edildi. Çalışmamızda PEEK materyalinin içbükey çıkış profili tasarımıyla kullanılabilecek en uygun materyal olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Oral implant; çıkış profili; bireysel abutment; estetik

Dental desteklerDental estetikDental implantasyon+3
Fatma Erşil
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Endodontik tedavi yapılmış posterior dişlerin farklı restorasyon yöntemleriyle tedavileri

Çalışmanın amacı beş farklı restorasyon yönteminin endodontik tedavili dişlerin kırılma direncine olan etkisini laboratuvar şartlarında değerlendirmek ve in vitro testlerde en iyi sonucu veren restorasyon yönteminin başarısını, konvansyonel kompozit rezin ile klinik ortamında karşılaştırılmalı olarak incelemektir. Bu çalışmanın in vitro bölümünde gerçekleştirilen kırılma dayanımı testi için 140 adet insan molar dişi kullanıldı. Kanal tedavisi tamamlanan dişlere Sınıf II MOD kaviteler hazırlandı. Hazırlanan kaviteleri restore etmek için 1) Direkt Kompozit Rezin (DK), 2) Örgü Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (ÖFGK), 3) Kısa Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (KFGK), 4) Akışkan Bulk-Fill Kompozit Rezin (ABFK) ve 5) İndirekt Kompozit Rezin (İK) olmak üzere beş farklı materyal kullanıldı. Kanal tedavisi uygulanıp MOD kavite açıldıktan sonra restorasyon uygulanmayan dişler negatif kontrol, hiç bir işlem uygulanmamış sağlam dişler pozitif kontrol olarak çalışmaya dahil edildi. Test verilerinin tek yönlü ANOVA varyans analizi sonuçlarına güre kırılma direnci restorasyonun türünden önemli ölçüde etkilenmiştir (p < 0.05). Kırılma dayanımı değerleri restorasyon grupları için 1687 N-2228 N arasında değişmektedir. In vitro kısımda gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında beş farklı kompozit rezin materyal için üç noktada esneme dayanımı testi uygulandı. Bu amaçla ISO 4049 standartlarına uygun paslanmaz çelik kalıp yardımıyla her bir grupta 15 adet olmak üzere toplam 75 adet örnek elde edildi. Bu aşamada test grupların elde edilen esneme dayanımı değerlerinin 140–184 MPa arasında değişikiği görülmektedir (p < 0.05). Elde edilen elastiklik modülü değerlerinin 6.33-18.89 GPa arasında değiştiği görülmektedir (p < 0.05). Kırılma dayanımı ve esneme dayanımı verileri değerlendirildikten sonra en yüksek fiziksel performansı veren materyal olan kısa fiberle güçlendirilmiş kompozit rezin (KFGK) klinik çalışma için seçilerek klinik test grubunu oluşturdu. Kontrol grubu olarak klinik pratikte yaygın kullanımı olan direkt posterior kompozit rezin tercih edildi. Otuz hastanın dâhil edildiği in vivo çalışmada her grup için 15 restorasyon yapıldı. Yapılan istatistiksel değerlendirmede gruplar arasında başlangıçtan 12 ay sonuna kadar sekonder çürük ve yüzey pürüzlülüğü açısından hiç bir değişim olmamıştır. Yapılan restorasyonlar marjinal bütünlük, marjinal renklenme, anatomik form kriterlerine göre hafif derecede değişimler gösterse de, bu değişimler gruplar arasında anlamlı fark oluşturmamıştır (p>0,05).

Dental restorasyonDental stres analiziDişler+3
Jusuf Lukarcanin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

İmplant ve diş destekli tüm ağız restorasyonlarda farklı oklüzal tabla morfolojilerinin restorasyonlar ve dayanaklar üzerindeki yük dağılımına etkisinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Dental implantlar, artık kısmi ve tam dişsizlik olgularında ilk olarak tercih edilen bir tedavi seçeneği haline gelmiştir. Oklüzal yükleme altında doğal dişler, implantlar ve çevre dokularında bir takım stresler oluşmaktadır. Çalışmamızda farklı oklüzal tabla morfolojilerine sahip restorasyonlarda stres dağılımı sonlu elemanlar stres analiz yöntemiyle incelenmiştir. Bilgisayar ortamında elde edilen farklı oklüzal tablalarla hazırlanmış modellere çiğneme kaslarını temsil eden kuvvetler aracılığıyla oluşan stres dağılımındaki farklılıklar incelenmiştir. Çalışmada alt ve üst çene doğal dişli model, alt ve üst çenenin tüm ağız implant üstü monolitik zirkonya restorasyonlu model ve üst çene doğal dişli alt çene implant üstü monolitik zirkonya restorasyonlu olmak üzere toplam üç adet senaryo hazırlanmıştır. Her bir senaryo kendi içinde balanslı oklüzyon, lingualize oklüzyon ve genişletilmiş fossa oklüzyon oklüzal şeması olmak üzere üç farklı oklüzal şema modellenmiştir. Çalışmamızda oklüzal şemadaki farklılıkların diş, implant ve çevre dokularda farklı stres dağılımı gösterdiği görülmüştür. Elde edilen sonuçların klinik uygulamalar sırasında oklüzal şema ve materyal seçiminde bir rehber olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Oklüzal şema; oklüzyon; monolitik zirkonya.

Dental implantasyonDental implantlarDental materyaller+5
Ongun Çelikkol
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı oranlardaki biyoaktif cam ile modifiye edilen rezin esaslı fissür örtücülerin antibakteriyel ve fiziksel özelliklerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

ÖZET Farklı Oranlardaki Biyoaktif Cam ile Modifiye Edilen Rezin Esaslı Fissür Örtücülerin Antibakteriyel ve Fiziksel Özelliklerinin Karşılaştırmalı Olarak Değerlendirilmesi Günümüzde restoratif materyallerin gelişimine paralel olarak koruyucu diş hekimliğinde önemli yer tutan pit ve fissür örtücülerin birçok farklı tipi üretilmektedir. Diş hekimliğindeki bu gelişmelerden bir tanesi de remineralize edici ve antibakteriyel özelliğe sahip olduğu bildirilen biyoaktif camın (BAC) restoratif materyallere eklenerek kullanılmasıdır. Bu çalışmanın amacı farklı oranlarda BAC eklenen rezin esaslı fissür örtücülerin fiziksel özelliklerinin ve antibakteriyel etkinliklerinin araştırılmasıdır. Çalışmada yüksek, orta ve düşük doldurucu içerikli rezin esaslı fissür örtücülerin her birine ağırlıkça %5, %10 ve %15 oranlarında BAC eklendi. BAC eklenmeyen fissür örtücüler kontrol grubu olarak kullanıldı. Elde edilen yeni materyallerin makaslama bağlanma dayanımı, mikrosertlik, mikrosızıntı ve antibakteriyel etkinlikleri değerlendirildi. Fissür örtücülerin mineye olan makaslama bağlanma dayanımı üniversal test cihazı ile değerlendirildi. Disk şeklinde hazırlanan fissür örtücülerin mikrosertlikleri Vicker's testi ile belirlendi. Mikrosızıntı değerlendirmesinde boya penetrasyon yöntemi kullanıldı. Fissür örtücülerin S. mutans üzerine antibakteriyel etkisi agar difüzyon test yöntemi ile değerlendirildi. Çalışmada uygulanan testler sonucunda fissür örtücüye %5 oranında BAC eklenmesinin fissür örtücününün makaslama bağlanma dayanımını değiştirmediği görülmüştür (p>0,05). %5 oranında BAC eklenen fissür örtücüler kontrol grubundan yüksek mikrosertlik değeri gösterirken, %10 ve %15 oranlarda BAC eklenenlerin mikrosertlikleri kontrol grubundan düşük bulunmuştur (p<0,05). Fissür örtücünün doldurucu oranının artmasıyla makaslama bağlanma dayanımı ve mikrosertliğinin arttığı görülmüştür. Ayrıca fissür örtücüye %5 oranında BAC eklenmesinin genel olarak fissür örtücünün mikrosızıntısını olumsuz yönde etkilemediği görülmüştür. Agar disk difüzyon testi ile değerlendirilen farklı oranlarda BAC içeren tüm örneklerde S. mutans'a karşı antibakteriyel etkinlik tespit edilmemiştir. Sonuç olarak rezin esaslı fissür örtücülere %5 oranında BAC eklenmesi fissür örtücülerin mekanik özelliklerini olumsuz yönde etkilemediği için tavsiye edilebilir. Anahtar sözcükler: antibakteriyel etkinlik, biyoaktif cam, makaslama bağlanma dayanımı, mikrosertlik, mikrosızıntı, rezin esaslı fissür örtücü

Antibakteriyel ajanlarBiyoaktif camlarDental fissürler+4
Gökçe Garip
Ege University
2017
00

Related subjects