Physical therapy
368 theses under this subject heading
Fizyoterapi ve rehabilitasyon merkezlerinde duyusal tasarımın serebral palsi hastaları üzerindeki etkileri ve yeri
Serebral Palsi beynin henüz gelişimini tamamlamamış olduğu dönemde oluşur. Bu hastalık doğum sırasında ya da ilk üç yılda gelişen tanısı net olmayan bir hasarlanma sonucu ortaya çıkan motor kontrol ve postür bozukluğu şeklinde seyir eder. Bu hastalıkta metabolik bozukluklar ve kas sorunları oluşmaktadır (Altındağ, Soran ve Akcan, 2009). Serebrel Palsi hastalarının temel sorunları; motor kabiliyetleri, el-göz koordinasyonu, etki-tepki dengelerinin kısıtlı olmasıdır. Bu hastalık ile mücadele eden çocukların için güvende hissettikleri bir ortamda onların kas ve sinir sistemlerini uyaran ve geliştiren koşulların sağlanması çok önemlidir. Bu hastaların tedavisi sırasında hastanın psikolojisi, çoklu duyu ile algılanabilen somut veya soyut her şey hastaların iyileşmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Örneğin iyileşme sürecinde duyulan sesler, alınan görsel izlenimlerin hepsi tedavi sırasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, duyusal tasarım fizik tedavi merkezlerinde mekânsal algı, çevresel uyarı ve mekân deneyimlerinin hastalığın sürecini etkilemekte olup, mekandaki ışık, renk, doku gibi fiziksel ortamı oluşturan ögeler iyileşme sürecini destekleyen ögeler haline dönüşebilmektedir. Çalışmanın çıkış noktası bu bakış açısıyla gelişmiştir. Çalışmanın serebrel palsi hastalığının tedavisindeki fizyoterapi, rehabilitasyon ve iyileştirme mekânlarında duyusal tasarımın hastalık üzerindeki destekleyici etkisi disiplinler arası bir bakış açısı geliştirmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, birinci bölümde çalışmanın amacı, kurgusu ve hipotezler ile ilgili bilgilendirme yapılmıştır. İkinci bölümde ise; mekân algısı, mekân – insan ilişkisi bağlamında kanıta dayalı tasarım (EBD-Evidance Based Design) kriterleri ve iyileştiren çevre tasarımın (Healing Environment) hastane, fizyoterapi ve rehabilitasyon merkezlerindeki etkileri incelenmiştir. Üçüncü bölüm serebral palsi hastalığın tanımı ve duyusal tasarım ile ilişkisi, mekânı oluştran renk, doku, ışık ve ses gibi çoklu duyu ile algılanan tasarım kriterlerinin serebral palsi hastaları üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Duyusal tasarımın yerinin araştırılması için hem tedavi alanlarını ziyaret ederek hem de serebral palsi fizik tedavi merkezlerinde bulunan 48 fizik tedavi uzmanı ve sağlık personellerine uygulanan anket ve mülakat sonuçlarının çalışmaya katkısı olmuştur. Dördüncü bölümde ise anket ve mülakattan elde edilen verilerin analizleri yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda, fizyoterapi ve rehabilitasyon merkezlerinde duyusal tasarımın serebral palsi hastalarının mekân algısında olumlu etkilerine ışık tutmak ve bu bağlamda iyileştiren mekân tasarımının bu hastalığın tedavilerindeki destekleyici rolünün değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Duyusal Tasarım, İyileştiren Çevre, Fizyoterapi, Kanıta Dayalı Tasarım
Serebral palsili çocukların ebeveynlerinin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Serebral Palsi'li (SP) çocuklara primer bakım veren ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarını incelemekti. Çalışmaya 4-18 yaş arası SP'li çocuğu olan 78 ebeveyn dâhil edildi. Farkındalık düzeyinin belirlenmesinde Serebral Palsi Hastalık, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Farkındalık Değerlendirme Formu kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS 24 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda katılımcıları büyük oranda annelerin oluşturduğu bulundu (%85,9). Anket sonuçlarına göre ebeveynlerin genel farkındalık düzeyleri düşük (%5,17), orta (%56,41) ve yüksek (%38,46) düzeyde bulundu. Ebeveynlerin eğitim düzeyi ve ekonomik durumuna göre katılımcıların farkındalık düzeyleri benzer bulundu (p>0,05). Ayrıca SP'li çocukların cerrahi geçirme durumu, yaş dağılımı ve kaba motor fonksiyon seviyelerine göre de katılımcıların farkındalık düzeyleri arasınds fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak SP'li çocukları olan ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık düzeylerinin genel olarak orta ve yüksek farkındalık düzeyinde olduğu saptandı.
Fizyoterapistlerin ön çapraz bağ rekonstrüksiyon rehabilitasyonu ve spora dönüş sürecindeki uygulamalarının incelenmesi
Bu çalışmada fizyoterapistlerin ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu (ÖÇB-R) öncesi ve sonrası rehabilitasyonu ile spora dönüş uygulamalarının incelenerek bu uygulamaların güncel literatürle ne kadar örtüştüğünün ve fizyoterapistlerin uygulamaları arasındaki farkların belirlenmesi amaçlandı. Bu amaçla 28'i rehabilitasyon uygulamaları, 4'ü kişisel bilgilere yönelik olmak üzere 32 sorudan oluşan bir anket geliştirildi. Çalışmaya ÖÇB-R hastaları gören veya önceden görmüş, Türkiye'de çalışan fizyoterapistler dahil edildi. Ana dili Türkçe olmayan ve aktif olarak hasta görmeyen fizyoterapistler çalışma dışı bırakıldı. Veriler Google Forms aracılığıyla çevrimiçi toplandı. Çalışmada The Checklist for Reporting Results of Internet E-Surveys yönergeleri uygulandı. Katılımcılar sosyal medya aracılığıyla çalışmaya davet edildi. Veri analizinde yanıt frekansları hesaplandı ve ki-kare testi kullanıldı. 53'ü yüksek lisans, 8'i doktora mezunu 264 fizyoterapistin (n=74, 2-5 yıl tecrübe; n=44, 5-10 yıl; n=45 >10 yıl tecrübe) yanıtları incelendi. Koşuya dönüşte en sık tercih edilen zaman aralığının 3-4 ay (%37), spora dönüşte ise 6-9 ay (%40,2) olduğu bulundu. Eğitim düzeyi lisans olanların daha sık spora erken dönüş izni verdiği (p=0,001) ve daha az hasta sonuç bildirir anketler kullandığı (p=0,01); 5 yıldan daha fazla tecrübeye sahip olanların daha az mental hazır oluşu değerlendiren anketler kullandığı (p=0,001) ve daha sık erken spora dönüş izni verdiği (p=0,014) bulundu. Kanıta dayalı uygulama yapmakta en büyük bariyerin ise yetersiz ekipman (%57,5) olduğu bulundu. Sonuç olarak, Türkiye'deki fizyoterapistlerin ÖÇB-R rehabilitasyon süreci ve spora dönüşteki değerlendirme ve uygulamaları güncel literatür ile tam olarak uyuşmamaktadır. ÖÇB-R sonrası sporcuların daha sağlıklı spora dönüşlerinin sağlanabilmesinde fizyoterapistlerin kanıta dayalı bilgi düzeylerinin artırılması ve ekipman desteğinin sağlanması faydalı olabilir.
Akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı ve solunum kas enduransının değerlendirilmesi
Kanser ve kanser tedavilerinin sonucunda, ciddi semptom ve yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda amacımız, akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı, solunum kas kuvveti ve enduransı, interkostal kas oksijenizasyonu, yorgunluğu, kognitif durumu, dispne ve fiziksel aktivite seviyelerini değerlendirmektir. Çalışmaya 25 akciğer kanserli hasta (64.00 yıl (58.50-64.00)) ve 25 kontrol grubu birey (60.00 yıl (55.00-63.00)) dahil edildi. Bireylerin değerlendirmesinde solunum kas kuvveti testi, solunum kas enduransı testi ve ikili görev performansı testi uygulandı. Kas oksijenizasyonu yakın kızılötesi spektroskopi (NIRS) cihazı ile değerlendirildi. Kognitif durum Montreal Bilişsel Değerlendirme (MOBİD) Ölçeği, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği, dispne Modifiye Medical Research Council (MMRC) Dispne Skalası ve yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırmaları ve Tedavileri Organizasyonu (EORTC) QLQ-C30 Anketi ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda akciğer kanserli bireylerin solunum kas kuvvet ile endurası değerleri ve ikili görevin bilişsel parametresi kontrol grubu bireylere göre düşüktü (p<0,05). Kas oksijenizasyonu değerlerinden test boyunca total hemoglobin değişimi arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin MMRC dispne skalası puanları daha yüksekti (p<0,001). MOBİD, yorgunluk şiddet ölçeği skorları ve IPAQ toplam puanı arasında fark yoktu (p>0,05). IPAQ yürüme puanı ve QLQ-C30 anketinin semptom skorlarında kontrol grubu lehine anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin bilişsel görev performansları, solunum kas kuvvetleri ile enduransları, yaşam kaliteleri ve dispne seviyeleri olumsuz etkilenmiştir. Akciğer kanserli bireylerin rehabilitasyonunda bu parametrelerin rehabilitasyon programına eklenmesi akılda tutulmalıdır.
Obstetrik brakiyal pleksus yaralanması olan ve tipik gelişim gösteren çocukların yürüyüş, koşma ve denge parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı obstetrik brakiyal pleksus yaralanmasının yürüyüş ve koşu parametreleri ile birlikte denge parametreleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya, yaşları ortalama 6,35±1,40 yıl olan OBPY tanılı 55 çocuk ve yaşları ortalama 6,09±0,76 yıl olan 45 tipik gelişim gösteren sağlıklı olgu dahil edildi. Her iki grubun demografik bilgileri ve OBPY'li çocukların ayrıca Narakas Sınıflandırma Sistemine göre yaralanma dereceleri kaydedildi. Çalışmada grupların yürüyüş ve koşu değerlendirmeleri GAITRite® (CIR System INC. Clifton, NJ 07012) sistemi ile değerlendirildi. Postural kontrol parametrelerine ait postural salınım değerleri Balance Check Screener kuvvet platformu (Model BP5050; Bertec, Columbus, OH, ABD) ile elde edildi. Sonuç olarak gruplar arası demografik özellikler benzer bulundu (p˃0,05). Çalışma gruplarının yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri karşılaştırılmasında anlamlı fark bulunamadı. Bununla birlikte koşu parametreleri karşılaştırılmasında OBPY olgularında destek yüzeyinin anlamlı artışı bulundu (p<0,05). Ayrıca tipik gelişim gösteren sağlıklı olgulara göre, OBPY'li olguların anterio-posterior salınım değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmış olduğu saptandı (p<0,05). OBPY olgularında gözler kapalı medio-lateral yönünde salınım miktarının daha yüksek olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,05). Sert ve yumuşak zeminde gözler açık olarak elde edilen medio-lateral salınım değerleri açısından gruplar arası karşılaştırma sonuçları arasında fark olmadığı görüldü (p˃0,05). OBPY'li olgularda yaralanma sonucu üst ekstremitelerin asimetrik gelişimi ve buna bağlı olarak kompansasyonların açığa çıkmasının, postüral kontrol gelişimini ve koşu parametrelerini de olumsuz etkilediği düşünüyoruz. Bu kapsamda, OBPY'li bireylerde sadece etkilenen ekstremiteyi içeren tedavi yaklaşımları yerine, bütüncül bir bakış açısıyla yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri, postural kontrol ve denge kayıplarının değerlendirilmesi ve bunlara yönelik tedavi stratejilerinin en erken dönemde oluşturularak tedavi programlarına dahil edilmesini öneriyoruz.
İnternet bazlı gonyometre ile ölçülen el bileği ve el eklem hareket açıklığı ölçümlerinin geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Çalışmanın amacı, internet bazlı gonyometre ile ölçülen el bileği ve el eklem hareket açıklığı ölçümlerinin geçerlik ve güvenirliğini araştırmaktı. Çalışmaya 19-57 yaşları arasında 26 sağlıklı yetişkin birey dahil edilmiş ve 49 el üzerinden ölçüm yapılmıştır. Geçerlik için internet bazlı gonyometrik ölçüm ile universal gonyometre ölçüm sonuçları arasındaki uyum incelenmiştir. Deneyimli değerlendirici ölçümleri ve universal gonyometrik ölçüm arasında pozitif yönde orta ile çok yüksek arasında ilişki (r=0,522-964; p<0,001) saptanmıştır. Deneyimli değerlendirici ve universal gonyometrik test arasındaki uyum güçlü bulunmuştur (ICC=0,686-982). İnternet bazlı gonyometre ve universal gonyometrik ölçüm arasında, önkol supinasyon; başparmak MKF ekstansiyon; 4. Parmak MKF fleksiyon, ekstansiyon, PİF fleksiyon ve DİF fleksiyon; 5. Parmak DİF fleksiyon ölçümlerinde istatistiksel olarak fark kaydedilmiştir. Değerlendirmeler arasındaki farklar Bland-Altman grafikleri ile incelendiğinde tüm eklem hareketleri için değerlerin iki uyum sınırları içinde olduğu kaydedilmiştir. İnternet bazlı gonyometre için değerlendiriciler içi (ICC=0,797 - 0,997) ve değerlendiriciler arası (ICC=0,764-0,989) güvenirlik güçlü bulunmuştur. Eklem hareket ölçüm hatalarının küçük olduğu (1,445-4,158) ve minimal değişimin 4,005-11,524 aralığında olduğu kaydedilmiştir. İnternet bazlı gonyometre el ve el bileği normal eklem hareketlerini ölçmede geçerli ve güvenilir bir yöntemdir. Çalışmamızda geliştirilen dijital standardize ölçüm yöntemi fizyoterapistlere teleizlem uygulamalarında katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: telerehabilitasyon; teleizlem; el rehabilitasyonu; protractor; değerlendirme; ekran görüntüsü; fotoğraflama
İnme hastalarında bobath yöntemi ve Görev odaklı yaklaşım'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, inme hastalarında Bobath Yöntemi ve Görev Odaklı Yaklaşım (GOY)'ın gövde kaslarının mimari özellikleri ve aktivasyonları ile fonksiyonel performans üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılması amacı ile planlandı. Çalışmaya dahil edilen 36 hasta randomize bir şekilde Bobath grubu ve GOY grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar 8 hafta, haftada 3 gün, günde 1 saat tedaviye alındı. Gövde fonksiyonu Gövde Bozukluk Ölçeği, motor performans İnme Rehabilitasyonunda Hareket Değerlendirme Ölçeği, hedefe ulaşma düzeyi Hedefe Ulaşma Ölçeği, gövde kas kalınlıkları ultrasonografi ve kas aktivasyonları yüzeyel elektromiyografi, denge statik postürografi ve yürüyüş GaitRite Yürüyüş Analiz Sistemi ile değerlendirildi. Çalışma 34 hasta ile tamamlandı. Bobath ve GOY gruplarının yaş ortalamaları 55,76±17,23 ve 48,88±12,43 yıldı. Tanımlayıcı veriler, hastalık süresi ve tedavi öncesi tüm ölçümlerin değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Tedavi sonrası gövde fonksiyonları, motor performans ve hedefe ulaşma düzeyi her iki grupta istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde gelişti (p<0,05). Paretik ve non-paretik rektus abdominis kalınlığı sadece Bobath grubunda arttı ve kas kalınlığındaki artış GOY grubuna üstünlük sağladı (p<0,05). Her iki grupta stabilite limitleri anteroposterior (AP) ve mediolateral (ML) yönde artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda normal zemin gözler açık (NZGA), pertürbe zemin gözler açık (PZGA) ve kapalı (PZGK) denge testlerinde AP yönünde, GOY grubunda ise PZGK testinde AP ve ML yönünde postüral salınımlarda azalma bulundu (p<0,05). Yürüme hızı her iki grupta artış gösterdi (p<0,05). Bobath grubunda paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve GOY grubunda paretik ve non-paretik taraf adım uzunluğunda artma, çift destek periyodunda azalma ve Fonksiyonel Ambulasyon Profili skorunda artma bulundu (p<0,05). Bobath grubunda sadece NZGA testi sırasında paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). GOY grubunda ise tüm denge testlerinde non-paretik rektus abdominis aktivasyonu ve stabilite limitleri, NZGA ve yürüme testlerinde paretik latismus dorsi aktivasyonunda azalma bulundu (p<0,05). Kas kalınlığı ve aktivasyonu arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızın sonuçları, Bobath Yöntemi'nin rektus abdominis kalınlığını arttırmada GOY'a göre daha iyi gelişmeler sağladığı ve her iki yöntemin inme hastalarında gövde fonksiyonu, motor performans, hedefe ulaşma, denge, yürüme ve gövde kas aktivasyonu üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir.
Kronik boyun ağrılı bireylere uzaktan uygulanan spinal stabilizasyon egzersizlerinin fonksiyonel düzey ve kas mimarisi üzerine etkilerinin karşılaştırılması.
Bu çalışma, kronik boyun ağrılı (KBA) bireylere uzaktan ve yüz yüze uygulanan spinal stabilizasyon egzersizlerinin (SSE) fonksiyonel düzey, kas mimarisi, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, kinezyofobi, yaşam kalitesi, fonksiyonel aktivite zorluğu, egzersiz memnuniyeti, uyumu ve motivasyonu üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladı. Hastalar telerehabilitasyon grubu (TRG) (n=15) ve yüz yüze egzersiz grubu (YEG) (n=16) olarak randomize edildi. Her iki gruba sekiz hafta, haftada 3 gün, 45 dakika SSE uygulandı. Tedavi sonunda boyun fonksiyonel seviyesi, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, yaşam kalitesi, kinezyofobi, fonksiyonel aktivite zorluğu, egzersiz memnuniyeti, uyumu, motivasyonu ve omurga kaslarının mimarisinde her iki grupta iyileşmeler bulundu (p<0,05). TRG'da yaşam kalitesinde duygusal sorunlar, duygusal durum, sosyal fonksiyon; YEG'da fiziksel sağlık, duygusal sorunlar, enerji yorgunluk, sosyal fonksiyonda fark yoktu (p>0,05). TRG ve YEG'de Sağ Sternokleideomastoideus, TRG'de sağ Üst Trapez, Rektus Abdominis, İnternal ve Eksternal Oblik kaslarının kalınlıklarında, YEG'de sol İnternal Oblik ve sağ Eksternal Oblik kas kalınlıklarında fark yoktu (p>0,05). Gruplar arasında tedavi sonunda, bel fonksiyonel seviyesi (p=0,04) ve yaşam kalitesinde fiziksel sağlıkta TRG lehine (p=0,03) farklılık vardı ancak, yaşam kalitesinin fiziksel sağlık dışındaki parametreleri, ağrı şiddeti, yeti yitimi, boyun farkındalığı, kinezyofobi, boyun fonksiyonel seviyesi, fonksiyonel aktivitedeki zorluk ve omurga kas mimarisinde fark yoktu (p>0,05). Egzersiz programına uyum, memnuniyet ve motivasyon yüksekti, gruplar arasında bu parametreler açısından fark yoktu (p>0,05). Telerehabilitasyonun, yüz yüze rehabilitasyonun uygulanamadığı durumlarda KBA'lı hastaların egzersiz tedavisinde kullanılabilecek iyi bir alternatif yöntem olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Boyun ağrısı, yeti yitimi, egzersiz, fonksiyonel kapasite seviyesi, kas mimarisi, telerehabilitasyon, egzersiz uyumu, egzersiz memnuniyeti, boyun farkındalığı.
Okul öncesi dönem serebral palsili çocuklarda motor fonksiyonun geliştirilmesine yönelik "telerehabilitasyon temelli yapılandırılmış ev programı uygulamalarının" fonksiyonel durum, aktivite ve katılıma olan etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma rutin fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmeti alan, okul öncesi dönem Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda rutin fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmetine ek olarak telerehabilitasyon temelli yapılandırılmış ev programı (TT-YEP) uygulamalarına dahil edilen çocuklar üzerinde gerçekleştirildi. Her iki grupta fonksiyonel durum, aktivite ve katılım oranlarının İşlevsellik, Yeti yitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF-CY) kapsamında karşılaştırması yapıldı. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemine (KMFSS) göre fonksiyonel seviyeleri I-V arasında değişen okul öncesi yaş grubunda, ortalama yaş 4,66 yıl [SD 1,08 yıl] olan 43 SP'li çalışma ve kontrol gruplarından birine rasgele dağıtıldı. Aktivite seviyeleri (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü, Üst Ekstremite Kalitesi Becerileri Testi, Segmental Assessment of Trunk Control Test, Üst Ekstremite Becerileri Değerlendirme Ölçeği [ABILHAND-KIDS], Yürüme Becerileri Değerlendirme Ölçeği [ABILOCO KIDS], Goal Attainment Scale (GAS]) kullanılarak, katılım durumları ise (Yaşam Alışkanlıklar Anketi [LIFE-H], Kanada Aktivite Performans Ölçümü [KAPÖ], Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI) ile ölçüldü. Çevresel ve kişisel faktörler (Avrupa Çocuk Çevre Anketi [AÇCA], Serebral Palsili Çocukların Ebeveynlerinin Ev Programına Uyumlarını Değerlendirme Ölçeği [EPUDO], Depresyon Anksiyete Stres Skalası [DASS-21]) kullanılarak tespit edildi. Değerlendirmeler çalışmadan önce, 12 hafta sonra ve 12 haftalık takip döneminin sonunda yapıldı. Rutin fizyoterapi ve rehabilitasyona ek olarak uygulanan TTYEP hem terapiden hemen sonraki dönemde hem de takip döneminden sonra rutin fizyoterapi ve rehabilitasyona göre, aktivite, katılım, çevresel faktörler bakımından daha etkin bulundu. Sonuç olarak fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarına ek olarak uygulanan TT-YEP'in okul öncesi dönem SPli çocuklarda aktivite, katılım, çevresel ve kişisel faktörleri iyileştirmek amacıyla kullanılabileceği düşünülmüştür.
Pelvik organ prolapsusunda vücut imajı ölçeği'nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik-geçerliği ve vücut imajının farklı parametrelerle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Pelvik Organ Prolapsusu (POP)'na özgü vücut imajını sorgulayan ''Pelvik Organ Prolapsusunda Vücut İmajı Ölçeği'' (POPVİÖ)'ni Türk kültürüne adapte etmek, güvenirlik-geçerliğini araştırmak ve POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya evre 2 ve üzerinde POP'u olan 150 birey dahil edildi. Bireylerin tanımlayıcı özellikleri ve tıbbi özgeçmişleri sorgulandıktan sonra, vücut imajı POPVİÖ ve ''Kadın Genital Organ İmajı Anketi (KGOİA)'' ile değerlendirildi. POP ile ilişkili semptomatik rahatsızlık düzeyi ve semptomların yaşam kalitesine etkisi sırasıyla ''Pelvik Organ Prolaps Distres Envanteri-6 (POPDE-6)'' ve ''Pelvik Organ Prolapsusu Etki Anketi-7 (POPEA-7)'' ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyi ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-Kısa Form)'' ile ve POP'a yönelik bilgi düzeyi ''Prolaps İnkontinans Bilgi Anketi-POP (PİBA-POP)'' ile değerlendirildi. POPVİÖ'nün güvenirlik ve geçerliği; iç tutarlılık, test-tekrar test, kriter ve yapı geçerliği analizleri ile incelendi. Çalışma sonuçlarına göre POPVİÖ'nün iç tutarlılığının (Cronbach's α=0,918) ve ölçek maddelerinin test- tekrar test güvenirliğinin (0,538˂r˂0,828) yüksek olduğu bulundu. POPVİÖ'nün; KGOİA (r=-0,450; p˂0,05), POPDE-6 (r=0,321; p˂0,05) ve POPEA-7 (r=0,377; p˂0,05) skorları ile ilişkisine dayanarak kriter geçerliği ortaya konuldu ve 2 faktörlü yapı geçerliği doğrulandı. Semptomatik POP'u olan bireyler ile asemptomatik POP'u olan bireylerin POPVİÖ skorlarının farklı olduğu ortaya konuldu (p=0,015). POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Türkçe POPVİÖ, POP'a yönelik vücut imajını değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ölçektir. POPVİÖ'nün konservatif yaklaşımlar başta olmak üzere çeşitli tedavilere duyarlılığını araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Triangülar fibrokartilaj kompleks yaralanmasında konservatif tedavinin bireylerin ağrı düzeylerine göre değerlendirme parametreleri üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı konservatif rehabilitasyon uygulanan Triangüler Fibrokartilaj Kompleks (TFKK) yaralanması olan bireylerde ağrı seviyelerine göre, TFKK'ya spesifik ve TFKK'ya spesifik olmayan değerlendirme parametrelerinde meydana gelen iyileşme süreçlerini araştırmaktı. Çalışmaya, manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile TFKK lezyonu tanısı alan 19 birey dahil edildi. Bireyler ağrı şiddetlerine göre Hafif Grup (n=10) ve Şiddetli Grup (n=9) olarak ikiye ayrıldı. TFKK'ye spesifik değerlendirme parametreleri arasında ağrı, klinik testler ve ağırlık taşıma toleransı yer aldı. TFKK'ye spesifik olmayan değerlendirme kapsamında kavrama kuvveti, eklem pozisyon hissi, fonksiyonel duyu, el becerisi, üst ekstremite fonksiyonel düzey ölçekleri, hareket korkusu ve yaşam kalitesi yer aldı. Tüm değerlendirmeler 2 hafta bir olmak üzere 5 kez yapıldı. Hastalara 8 hafta boyunca haftada bir gün süpervize rehabilitasyon programı uygulandı. Hafif grupta 2. haftadan itibaren klinik testler, el becerisi ve fonksiyonda gelişme bulunurken 4. haftadan itibaren ağrı, kavrama kuvveti, eklem pozisyon hissi ve hareket etme korkusunda gelişme kaydedildi (p<0,05). Şiddetli grupta 2. haftadan itibaren klinik testler, ağrı, kavrama kuvveti, el becerisi, fonksiyon, hareket etme korkusu ve yaşam kalitesinde gelişme bulunurken 4. haftadan itibaren eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel duyuda, 6. haftadan itibaren ise emosyonel rol kısıtlılığı, mental sağlık ve vitalite parametrelerinde gelişme kaydedildi (p<0,05). Hafif ve Şiddetli gruplar arasında klinik testler, eklem pozisyon hissi, el becerisi ve fonksiyonda benzer gelişmeler saptandı (p<0,05). Şiddetli grubun, ağrı, kavrama kuvveti, fonksiyonel duyu, hareket korkusu ve yaşam kalitesinde daha hızlı gelişme gösterdiği kaydedildi (p<0,05). DASH skorunda hedeflenen minimal değişim 6. haftada elde edildi. Prediktif değişkenler aktif pronasyon ağrısı, ulnokarpal aralık testi, ağırlık aktarma tolerans testi, fonksiyonel düzey ve sosyal fonksiyon ve genel sağlık algısıdır. Çalışmamız TFKK lezyonu olan hastaların konservatif rehabilitasyon ile takibi için bir değerlendirme algoritması sunmakta ve iyileşmenin fonksiyonelliği etkileyen en önemli değişkenlerden ağrı şiddetine göre araştırılması yönüyle katkı sağlamaktadır. Ayrıca, rehabilitasyonun altıncı haftasında hangi bireylerin fonksiyonel düzeyinin başarılı olacağı tedavi öncesi değişkenleri değerlendirilerek yordanabilecektir.
Patellofemoral ağrı sendromu tanılı kişilerde mental imgeleme yeteneğinin değerlendirilmesi ve kinezyofobiyle olan ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı patellofemoral ağrı sendromlu (PFAS) kişilerde imgeleme yeteneğini değerlendirmek ve kinezyofobi ile olan ilişkini incelemekti. Çalışmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan, patellofemoral ağrı sendromu tanısı almış 25 birey (Ort±SS, yaş= 30.3±5.49 yıl) ile, asemptomatik 25 birey (Ort±SS, yaş= 27.4±2.73 yıl) katıldı. Kişilerin bilişsel fonksiyonlarını ölçmek için Montreal Bilişsel Değerlendirme (MoCA) testi uygulandı. Katılımcıların imgeleme yetenekleri Hareket İmgeleme Anketi-3 (HİA-3) ve Mental Kronometre Testi (MKT) ile ölçüldü. Her iki gruba kinezyofobi düzeylerini değerlendiren Tampa Kinezyofobi Anketi (TKA), fonksiyonel düzeylerini belirlemek adına Kujala Patellofemoral Skorlama Anketi (KPSA), ağrı seviyelerini ve felaketleştirme düzeylerini belirlemek adına da Görsel Analog Ağrı Skalası (GAS) ve Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) testleri uygulandı. HİA-3 testinin içsel, dışsal ve zihinsel imgeleme alt parametlerinde PFAS grubu diğer gruba göre daha yüksek, MKT'den ise daha düşük puanlar aldı. HİA-3'ün tüm alt paramareleri, MKT, KPSA, AFÖ, GAS skorlarında iki grup arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). PFAS grubunda TKÖ sonuçları ile HİA-3'ün tüm alt paramatreleri sonuçları arasında orta ve kuvvetli seviye arasında değişen negatif yönde (p<0.05, r:-0.433-0.710), MKT sonuçları ile orta seviye pozitif korelasyon vardı (p<0.05, r:0.519). Benzer şekilde, aynı grupta imgeleme yeteneklerini ölçen HİA-3 alt paramatreleri ve MKT ile KPSA, GAS ve AFÖ sonuçları arasında orta ve yükek seviye arasında değişen korelasyon belirlendi (p<0.05, r: 0,451-0,856). PFAS'lı hastalarda imgeleme yeteneği seviyesinin daha düşük olduğu ve kinezyofobiyle olan ilişkisi göz önünde bulunduruluğunda bu paramatrenin değerlendirilip, rehabilitasyon protokolününe dahil edilmesinin tedavi etkinliğine pozitif etki sağlayabileceği düşüncesindeyiz.
Hemiplejik serebral palsili çocuklarda ICF kapsamında kullanılan gövde ve üst ekstremitelere yönelik değerlendirmelerin tele-değerlendirmeye uygunluğunun araştırılması
Bu çalışma hemiplejik serebral palsili (SP) çocuklarda ICF kapsamında kullanılan gövde ve üst ekstremitelere yönelik değerlendirmelerin tele-değerlendirmeye uygunluğunu araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 4-18 yıl olan hemiplejik SP'li 36 çocuk ve ebeveynleri dahil edildi. Çocuklar klinik ortamda yüz yüze ve klinik dışından video konferans yoluyla tele-değerlendirildi. Bu video konferans görüşmesi daha sonra iki ayrı değerlendirici tarafından izlenip skorlanmak için kayıt altına alındı. Değerlendirme kapsamında gövde kontrolü için Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (TCMS); üst ekstremite eklem hareketi için Üst Ekstremite Hekim Derecelendirme Skalası (ULPRS), selektif becerisi için Üst Ekstremite Selektif Kontrol Skalası (SCUES) ve beceri kalitesi için Üst Ekstremite Becerilerinin Kalitesi Testi (QUEST) kullanıldı. Çocukların bilateral el kullanımı için Abilhand-Kids, hemiplejik el kullanımı için Pediatrik Motor Aktivite Günlüğü (PMAL), katılım seviyesi için Yaşam Alışkanlıkları Değerlendirmesi (Life-H) ve çevresel faktörleri değerlendirmek için Avrupa Çocuk Çevre Anketi (ECEQ) hem yüz yüze hem de ailelere gönderilen çevrimiçi anketlerle değerlendirildi. Yüz yüze ve tele-değerlendirme arasında ve tele-değerlendirmede değerlendirici içi değerlendiriciler arası güvenirliği belirlemek için Intraclass Correlation Coefficient (ICC) katsayısı ve iç tutarlılığını belirlemek için cronbach alpha (a) katsayısı kullanıldı. Geçerliği belirlemek için çocukların fonksiyonel seviyeleri referans alınarak bilinen grup geçerliği ve yüz yüze değerlendirme sonuçları referans alınarak eş zaman geçerliği incelendi. Yüz yüze ve tele-değerlendirmesi fizyoterapist tarafından veya fizyoterapist eşliğinde yapılan TCMS (ICC:0,82-0,91, p<0,05; a:0,88-0,91), SCUES (ICC:0,93-0,97, p<0,05; a:0,93-0,94), ULPRS (ICC:0,90-0,96, p<0,05; a:0,94-0,95) ve QUEST'in (ICC:0,86-0,93, p<0,05; a:0,93-0,94) değerlendirici içi ve değerlendiriciler arası güvenirliğinin yüksek veya mükemmel düzeyde olduğu ve iç tutarlılığın mükemmel düzeyde olduğu bulundu. Tele-değerlendirmesi çevrim içi anketler yoluyla tamamlanan Abilhand-Kids (ICC:0,707, p<0,05) ve PMAL'in (ICC:0,60-0,70, p<0,05) tele-değerlendirme güvenirliğinin orta; Life-H (ICC:0,24) ve ECEQ'nun (ICC:0,311) ise zayıf olduğu bulundu. Sonuç olarak TCMS, SCUES, ULPRS, QUEST, Abilhand-Kids ve PMAL'in tele-değerlendirmeye uygun, geçerli ve güvenilir birer yöntem olduğu; ECEQ ve Life-H'nin ise tele-değerlendirmeye uygun olmadığı bulundu. Bu sonuçlara göre SP'li çocukların değerlendirilmesinin klinik ortamda yapılması zorunluluğunu belli oranda ve uygun değerlendirme yöntemleri için ortadan kaldırılmasının önü açılacaktır. Ayrıca SP'li çocuklara değişik nedenlerle yüz yüze ulaşamama durumunda fırsat eşitliği yaratarak çocukların kliniğe gelmeden güvenilir bir şekilde değerlendirilip çocuğa özel tele-rehabilitasyon programlarının oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. İleride daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte ulaşım masraflarının azalacağını öngörmekteyiz.
Birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrı varlığının ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelemesi: Tek merkezli çalışma
Bu çalışmada, birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran bireylerde kronik ağrının varlığı ve kronik ağrının bireylerin biyopsikososyal özellikleri, duygu durum ve fiziksel aktivite düzeyleriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran, üç aydan uzun süredir devam eden veya tekrarlayan ağrısı olan 61 birey (yaş:46,95±10,15 yıl) dahil edildi. Katılımcıların kronik ağrı durumu Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) ile, biyopsikososyal durumu Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşım-Biyopsikososyal Ölçeği (BETY-BQ) ile, duygu durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (HADS) ile, fiziksel aktivite düzeyi ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ-SF) ile değerlendirildi. Kronik ağrı durumunun, biyopsikososyal özellikler ve duygu durum ile kuvvetli ilişkisinin olduğu görüldü (SSÖ/BETY-BQ r:0,82, SSÖ/HADS-Anksiyete r:0,71 SSÖ/HADS-Depresyon r:0,65, BETY-BQ/HAD-Anksiyete r:0,66 BETY-BQ/HADS-Depresyon r:0,70 HADS-Anksiyete/HADS-Depresyon r:0,71 p<0,01). Kronik ağrı durumu ile bireylerin fiziksel aktivite düzeyi arasında doğrudan ilişki saptanmadı (SSÖ/IPAQ-SF p:0,30). Katılımcıların fiziksel aktivite özellikleri incelendiğinde %45,9'inin inaktif, %49,2'sinin minimal aktif ve %4,9'unun çok aktif olduğu görüldü. Bulgular ile kronik ağrının çok yönlülüğü desteklendi. Çalışmanın sonucunda birinci basamak fizyoterapi hizmetlerine başvuran kronik ağrılı bireylerin tedavi planının oluşturulmasında kronik ağrının ilişkili olduğu faktörler göz önünde bulundurularak bireylerin tedavi planında kronik ağrı yönetimine yer verilmesi gerekliliğini düşünmekteyiz.
Serebral palsili çocuklarda üst ekstremitelerin günlük aktivitelere ve sosyal rollere katılımını etkileyen faktörlerin çok yönlü araştırılması
Serebral Palsili (SP) çocuklarda güncel fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarında temel hedeflerden en önemlisi aktivite ve katılım seviyesinin arttırılması olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, SP'li çocuklarda üst ekstremitedeki vücut yapı ve fonksiyon problemlerini belirleyerek, bu problemlerden aktivite ve katılım düzeyini en çok etkileyen problemleri ICF perspektifinden kişisel ve çevresel faktörleri de göz önünde bulundurarak çok yönlü araştırmaktı. Çalışmaya yaşları 6-18 yıl arasında değişen 67 spastik SP'li çocuk ve ebeveynleri dahil edildi. Üst ekstremitenin aktivite seviyesi ve katılımı üzerinde etkili olabileceğini düşündüğümüz vücut yapı ve fonksiyon özelliklerinden selektif motor kontrol Üst Ekstremite Selektif Kontrol Skalası ile, gövde kontrolü Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile, spastisite Modifiye Ashworth Skalası ile, kavrama kuvveti el dinamometresi ile, stereognozis duyusu farklı nesnelerin dokunsal tanınması ile, propriosepsiyon duyusu hareket ve pozisyon hissi ile değerlendirildi. Aktivite seviyesi ABILHAND-Kids ile, katılım düzeyi ise Yaşam Alışkanlıkları Değerlendirmesi anketi ile değerlendirildi. Çevresel faktörlerin değerlendirilmesi için ise Avrupa Çocuk Çevre Anketi ve kişisel faktörlerin değerlendirilmesi için SPARCLE-bilişsel değerlendirme formu kullanıldı. Aktivite ve katılımı en çok etkileyen vücut yapı ve fonksiyon özelliklerinin, çevresel faktörlerin ve çocuğa ait bilişsel problemlerin etki büyüklüklerinin belirlenebilmesi için üç farklı istatistiksel model oluşturuldu. Oluşturulan modellerin sonuçlarına göre aktivite seviyesi üzerine etki eden en önemli parametreler sırasıyla; selektif motor kontrol, kavrama kuvveti ve çevresel faktörlerdi (p<0,001, R2= %60,4). Katılım düzeyi üzerine etki eden en önemli parametreler ise gövde kontrolü, selektif motor kontrol, çevresel faktörler ve bilişsel düzeydi (p<0,001, R2= %76,7, R2= %60,6). Çalışmamızın sonucuna göre SP'li çocuklarda aktivite ve katılım düzeylerinin arttırılması ve böylece çocukların günlük yaşam içerisinde bağımsızlıklarının sağlanabilmesi amacıyla üst ekstremitelerine yönelik uygulanacak fizyoterapi ve rehabilitasyon müdahalelerinde selektif motor kontrolü, gövde kontrolünü ve kavrama kuvvetini geliştirmeye yönelik fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına yer verilmesi büyük önem taşımaktadır. Elde edilen sonuçlara göre aktivite ve katılım düzeyinin arttırılmasında çevresel faktörlerin ve çocuğun bilişsel durumunun da çok önemli olduğu görüldü. SP'li çocuklarda fizyoterapi ve rehabilitasyon stratejileri planlanırken çevresel faktörlerin ve çocuğun bilişsel durumunun da göz önünde bulundurulmasının ve rehberlik edilmesinin yararlı olacağı görüşündeyiz. Gelecek çalışmalarda SP'li çocuklarda aktivite ve katılım üzerinde etkisi olan üst ekstremitenin çok boyutlu problemlerini dikkate alarak tasarlanacak fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.
Obstrüktif uyku apne sendromlu hastalarda farklı şiddetlerde uygulanan ekspiratuar kas kuvvet eğitiminin sistemik inflamasyon ve oksidatif stres üzerine etkisinin incelenmesi
Obstrüktif uyku apne sendromu(OUAS) olan hastalarda gece boyu tekrarlanan hipoksi ve reoksijenasyon döngüleri oksidatif stresin ve sistemik inflamasyonun artmasına neden olmaktadır. Literatürde orta şiddetli OUAS hastalarında ekspiratuar kas kuvvet eğitiminin(EKKE) oksidatif stres ve sistemik inflamasyona etkisini inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma; orta şiddetli OUAS'lı erkek hastalarda yüksek ve düşük şiddetli EKKE'nin hastalık şiddeti,sistemik inflamasyon ve oksidatif stres, uyku evreleri, hastalıkla ilişkili semptomlar, solunum kas kuvveti, egzersiz kapasitesi, gündüz uykululuk hali, uyku kalitesi ve yorgunluk şiddetiüzerindeki etkilerini incelemek ve grupların etkisini karşılaştırmak amacı ile çift kör, prospektif randomize kontrollü olarak planlandı. Çalışmaya toplam 31 orta OUAS tanısı alan erkek hasta dahil edildi. Hastalar yüksek şiddetli eğitim (n=16) ve düşük şiddetli eğitim (n=15) grubu olmak üzere randomize olarak iki gruba ayrıldı. Yüksek şiddetli eğitim grubuna maksimum ekspiratuar basıncın (MEP) % 60'ında, düşük şiddetli eğitim grubuna MEP'in % 30'unda, 12 hafta boyunca 7 gün/hafta, günde bir defa 25 soluk, 5 soluk/set toplam 5 set şeklinde EKKE tedavisi verildi. Tedavi öncesi ve sonrası hastalık şiddeti (apne/hipopne indeksi-AHİ), polisomnografi ile solunumsal uyku olayları ve uyku evreleri, serum kan örnekleri alınarak sistemik inflamasyon [C-reaktif protein(CRP), Tümör Nekrozis Faktör-alfa (TNF-α), Interlökin-6 (IL-6), Interlökin-10 (IL-10)] ve oksidatif stres [Total Oksidan Seviye(TOS), Total Antioksidan Seviye (TAS), Oksidatif Stres İndeksi (OSİ)], ağız basınç ölçüm cihazı ile solunum kas kuvveti, 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile fonksiyonel kapasite, Epworth Uykululuk Skalası (EUS) ile gündüz uykululuk hali, Yorgunluk Şiddet Anketi (YŞA) ile yorgunluk şiddeti ve Pitssburg Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile uyku kalitesi değerlendirildi. Hastalıkla ilişkili semptomlar var/yok şeklinde sorgulandı. Tedavi sonrası inspiratuar ve ekspiratuar kas kuvveti her iki grupta benzer oranda arttı (p>0,05).TOS,OSİ, TNF-α ve IL-6 seviyelerindeki azalma her iki grupta benzerdi(p>0,05).Tedavi sonrası AHİ % değişimleri yüksek şiddetli eğitim grubunda % 53,94 iken, düşük şiddetli eğitim grubunda % 27 idi. Yüksek şiddetli eğitim grubunun yüzde AHİ değişim değeri düşük şiddetli eğitim grubundan daha yüksekti (p<0,05).Yüksek şiddetli eğitim grubunda AHİ, sırtüstü AHİ, sırtüstü olmayan AHİ, Aİ, Hİ, REMAHİ ve NREMAHİ, desatüre kalma süresi ve uyku etkinliği düşük şiddetli eğitim grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı azaldı (p<0,05). Tedavi sonrası 6DYT yürüme mesafesi her iki grupta benzer şekilde arttı (p>0,05). Her iki grupta tedavi sonrası, 6DYT sonrası ve toparlanma dispne, genel yorgunluk ve bacak yorgunluğu algısındaki azalma benzerdi (p>0,05).Yüksek şiddetli eğitim grubunda hastalıkla ilişkili semptomlardaki azalma oranı, düşük şiddetli eğitim grubuna göre daha fazlaydı (p<0,05). Her iki grupta EUS, YŞA, PUKİ subjektif uyku kalitesi ve toplam skorları benzer olarak azaldı (p>0,05). Sonuç olarak; yüksek ve düşük şiddetli EKKE'nin solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, yorgunluk şiddeti, gündüz uykululuk hali, uyku kalitesi, sistemik inflamasyon ve oksidatif stres üzerine etkileri benzerdir. Yüksek şiddetli EKKE, AHİ düzeyi ve hastalıkla ilişkili semptomları azaltmada düşük şiddetli EKKE eğitiminden daha etkilidir. EKKE etkili bir tedavi seçeneğidir ve orta OUAS hastaların pulmoner rehabilitasyon programına eklenebilir. Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, solunum kas kuvvet eğitimi, inflamasyon, oksidatif stres.
Baş dönmesi olan hastaların vestibüler rehabilitasyonunda aktivite eğitiminin etkisi
Bu çalışma kronik baş dönmesi olan hastalarda, aktivite eğitim programının baş dönmesi, denge problemleri ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık düzeyi üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-65 yaş arası, kronik periferik vestibüler bozukluğu olan ve vestibüler rehabilitasyon endikasyonu bulunan 75 birey dahil edildi. Hastalardan aktivite grubu, egzersiz grubu ve kontrol grubu olmak üzere rastgele yöntemle 25'er kişilik 3 grup oluşturuldu. Her üç gruba eğitim programı verildi. Aktivite grubuna ek olarak aktivite programı, egzersiz grubuna ise ek olarak Cawthorne-Cooksey egzersiz programı verildi. Terapiler ev programı şeklinde verildi ve hastalardan programlarını 4 hafta boyunca, her gün ve günde bir kez uygulamaları istendi. Çalışmaya katılan bireylerin demografik bilgileri alındıktan sonra, değerlendirmeler tedavi programına başlamadan ve tedavi programı sonunda (4 hafta sonra) uygulandı. Baş dönmesi şiddeti; Vizüel Analog Skalası (VAS) ile günlük yaşam aktiviteleri Vestibüler Bozukluklarda Günlük Yaşam Aktiviteleri Değerlendirme Ölçeğiyle (VGYA) ve denge; Duyu Organizasyon Testi (DOT) ile değerlendirildi. Aktivite ve egzersiz grubunun kontrol grubuna göre VAS, VBGYA toplam ölçek puanı ile fonksiyonel ve enstrümental alt ölçek puanlarında ve DOT puanlarında (DOT 5, DOT 6 ve DOT birleşik) iyileşme olduğu bulundu (p<0,05). DOT 5, DOT 6 ve DOT (birleşik) skorları açısından aktivite grubunda egzersiz grubuna göre artış olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmanın sonuçları standart aktivite temelli ev rehabilitayon programının kronik periferal vestibüler bozukluğu olan hastalarda standart egzersiz temelli ev rehabilitasyon programına göre ev yönetimi aktivitelerinde, mesleki aktivitelerde ve dengeyi düzeltmede daha etkin olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Baş dönmesi, kronik periferal vestibüler bozukluklar, ergoterapi, aktivite temelli vestibüler rehabilitasyon terapisi
Myastenia gravis hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Myastenia Gravis (MG) hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olan etkilerini araştırmaktı. Çapraz geçişli, randomize, tek kör olarak planlanan bu çalışmaya MG Fonksiyonel Değerlendirmesine göre evre II ve III'te olan MG hastaları dahil edilmiştir. Çalışma 4'ü kadın, 6'sı erkek olmak üzere 10 hasta ile tamamlanmıştır. Grup-1'deki hastalara, önce haftada 3 gün, 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmış, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında solunum egzersizleri, kalistenik egzersizler ve mat aktivitelerinden oluşan 6 haftalık ev programı verilmiştir. Grup-2'deki hastalara, önce içeriği aynı olan 6 haftalık ev programı verilmiş, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında haftada 3 gün olmak üzere 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki egzersiz programının başında ve sonunda değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirmelerde; Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve Görsel Analog Ölçeği, dinamometrik ölçümler, solunum fonksiyon testleri ve 6 dakika yürüme testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin ve ev programının yorgunluğu azalttığı, kas kuvvetini ve fonksiyonel kapasiteyi geliştirdiği görülmüştür (p<0,05). Solunum fonksiyon testlerinden FVC, FEV1 ve SVC parametrelerinde sadece spinal stabilizasyon egzersizleri sonrasında gelişme olmuştur (p<0,05). Her iki egzersiz yaklaşımı karşılaştırıldığında tüm parametrelerde spinal stabilizasyon egzersizlerinin, ev programına göre daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Bu bulgular doğrultusunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin uygun evre ve remisyondaki MG hastalarında yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olumlu etkiler oluşturacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Myastenia Gravis, spinal stabilizasyon egzersizleri, ev programı, yorgunluk, kas kuvveti
Serebral palsili çocuklarda botulinum toksin enjeksiyonu sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Serebral Palsi'li (SP) çocuklarda Botulinum Toksin-A (BoNT-A) enjeksiyonu sonrası çocuğa ve aileye özel hedefe yönelik aktivite tabanlı fizyoterapi ve rehabilitasyon programının, vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerini araştırmaktı. Bu çalışmaya yaşları 3-10 yıl arasında değişen, kaba motor fonksiyon seviyesine göre seviye II ve III olan, haftada iki kez özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde "Geleneksel Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (G-FTR) alan 24 spastik diplejik SP'li çocuk dahil edildi. Çocuklar çalışma (n=12) ve kontrol grubu (n=12) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma grubuna, sekiz hafta, haftada iki gün, günde bir saat aile ve çocuğa özel, hedefe yönelik, aktivite tabanlı; "Yapılandırılmış Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (Y-FTR) uygulandı. Kontrol grubu G-FTR'na devam etti. Çalışma grubunda her çocuk için aktivite ve katılım ile ilgili hedefler aile, çocuk ve fizyoterapist tarafından oluşturularak Hedefe Ulaşma Ölçeği'ne (GAS) göre değerlendirildi. Program öncesi ve sonrası çocukların aktivite ve katılım durumları (Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI), motor fonksiyonları (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütünün ayakta durma ile yürüme, koşma ve zıplama alt bölümleri - GMFM D ve E), yürüyüş performansları (Gilette Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirme Anketi), denge (Pediatrik Denge Ölçeği), kas tonusları (Modifiye Ashworth Skalası ve Modifiye Tardieu Skalası), kas kuvvetleri (el dinamometresi), selektif motor kontrol becerileri (Alt Ekstremite Selektif Motor Kontrol Değerlendirmesi-SCALE), yürüyüş sırasında ekstremite pozisyonları (Gözlemsel Yürüyüş Skalası), yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri (GaitTrainer Biodex II) değerlendirildi. Ailelerin endişe ve memnuniyet durumları ve çocuklarının programa uyumları sorgulandı. Sonuç olarak; program sonrası çalışma grubunda, aktiviteyi ve hayata katılımı geliştirmeyi hedefleyen GAS puanlarında istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). Çalışma grubunun yürüyüş performansında, GMFM'nin ayakta durma bölümünde ve PEDI'nin mobilite bölümünde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış oldu (p<0,05). Program sonrası çalışma grubunun ayak bileği ve parmakların selektivite puanı ve yürüme hızındaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Her iki grupta da alt ekstremite kaslarının tonusu azalmakla birlikte çalışma grubunda kontrol grubuna göre adduktor, hamstring ve gastroknemius kaslarının tonusundaki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Çalışma grubunun gövde ve alt ekstremite kas kuvveti arttı ve kontrol grubuna göre kalça ekstansor ve fleksor kas kuvvetindeki artış istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Çalışma grubunda ailelerin programdan memnuniyetleri ve programa uyumları daha fazlaydı (p<0,05). Sonuç olarak; çok seviyeli BoNT-A enjeksiyonu sonrası Y-FTR programı G-FTR programına göre kas tonusu, kas kuvveti ve alt ekstremite selektivitesini daha çok etkileyerek çocukların motor fonksiyonlarına, yürüyüş kalitelerine, günlük yaşam aktivitelerine ve hayata katılımlarına olumlu katkılar sağladı.
Diz üstü amputasyonu olan bireylerde ikili görev denge eğitiminin etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı transfemoral amputasyonu olan bireylerde ikili görev denge eğitiminin statik ve dinamik denge, fonksiyonel mobilite, yürüyüş parametreleri, kognitif düzey, denge güveni, depresyon, uyku kalitesi, yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmaya dahil edilen 20 transfemoral ampute iki gruba ayrıldı. Bir gruba tek görev yürüyüş ve denge eğitimi uygulanırken, diğer gruba ikili görev yürüyüş ve denge eğitimi uygulandı. Bireyler 4 hafta, haftada 3 gün tedaviye alındı. Tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirme yapıldı. Bireylerin demografik ve klinik özellikleri kaydedildikten sonra tek ayak üzeri durma süresi, dört kare adım testi, zamanlı kalk ve yürü testi, 10 metre yürüme testi, ayak izi yöntemiyle yürüyüş analizi tek görev, kognitif ikinci görevle birlikte ve motor ikinci görevle birlikte uygulandı. Ayrıca Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği, Aktiviteye özel denge güven ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Pittsburg uyku Kalitesi İndeksi, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü uygulandı. İki grubun demografik ve klinik özellikleri benzerdi (p>0,05). Her iki grupta da denge ve mobilite gelişmekle birlikte ikili görev denge performansının tedavi sonrası ikili görev eğitim grubunda daha çok geliştiği görüldü. İkili görev fonksiyonel mobilite ve yürüyüş hızının ikili görev grubunda daha fazla arttığı görüldü. Düz olmayan zeminde yürüyüş hızının ikili görev grubunda daha fazla geliştiği bulundu. Tek görev ve kognitif ikili görevle birlikte yürüyüşte adım genişliğindeki azalmanın ve ikili görevle birlikte kadanstaki artışın ikili görev eğitim grubunda daha fazla olduğu tespit edildi. Egzersizlerin ikili görev şeklinde yapılmasının kognitif düzeyi olumlu etkilediği görüldü (p <0,05). Bu çalışmanın sonucunda her iki egzersiz yaklaşımının olumlu etkisi bulunmakla birlikte, ikili görev eğitiminin ampute rehabilitasyon programı içerisinde yer almasının önemli olduğu görüldü. Rehabilitasyon programına ikili görev egzersizlerinin eklenmesinin görev otomatikliğinin artmasından dolayı alanda çalışan profesyonellere farklı bir bakış açısı sunacağı düşünülmektedir.
Keman çalan müzisyenlerde kinesiotape uygulamasının fonksiyonellik, performans, kas gücü ve ağrı üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı; genç ve erişkin keman çalan müzisyenlerde kinesiotape uygulamasının fonksiyonellik, performans, kas gücü ve ağrı üzerindeki etkilerini belirlemektir. En az 2 yıldır keman çalan 117 olgu çalışmaya dâhil edildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası, 1 hafta sonra performans öncesi ve 1 hafta sonra performans sonrasında uygulandı. Grup 1'e Kinesiotape uygulaması, Grup 2'ye plasebo bantlama ve Grup 3'e kontrol uygulamaları yapıldı. Fonksiyonellik Kol-Omuz-El Sakatlık Anketi (DASH), Jebsen Taylor Fonksiyon Testi (JTFT) ve Purdue Pegboard Testi ile kas gücü Jamar El Dinamometresi ve Pinçmetre ile ve ağrı Vizüel Analog Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda, kinesiotape uygulamasında fonksiyonellik, kas gücü ve ağrı düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). DASH fonksiyonel değerlendirmesinde kinesiotape grubu grup içinde ve gruplar arasında olumlu yönde artmış bulundu. JTEFT, yazı yazma, kart çevirme, küçük nesneler ve beslenme stimülasyonu parametrelerinde kinesiotape grubunda sonuçlar plasebo ve kontrol grubuna göre olumlu yönde artış bulundu (p<0,05). Diğer parametrelerde anlamlı farklılık saptanmadı. Purdue-Pegboard fonksiyon testinde, sol üst ekstremite kas gücü değerlendirmelerimizde, sol el lateral kavrama 1 hafta sonra performans sonrası değerlendirmesinde, ağrı (VAS) değerlendirmesinde ve duyu (diskriminatör, monofilament ve vibrasyon) değerlendirmelerinde kinesiotape grubunda plasebo ve kontrol grubuna göre olumlu yönde artış bulundu (p<0,05). Sol el diğer el kavrama ve moover sonuçlarında ise anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Bu çalışmanın sonucunda, bireylerde kinesiotape uygulamasının bantlama öncesi, bantlama sonrası, 1 hafta sonra performans öncesi ve 1 hafta sonra performans sonrası değerlendirmeleri sonucunda fonksiyon, kas gücü ve ağrı üzerinde plasebo ve kontrol gruplarına göre daha üstün olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Müzisyen, kinesiotape, fonksiyonellik, kas gücü, ağrı.
Geriatrik bireylerde motor-motor ve motor-kognitif çift görev egzersizlerinin düşme üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı; geriatrik bireylerde hem motor-motor hem de motor-kognitif çift görev egzersizlerinin düşme üzerine etkinliğini belirlemektir. 60 yaş üzeri, gönüllü 50 geriatrik birey çalışmaya dahil edildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası uygulandı. Grup 1'e motor-kognitif çift görev egzersizleri, Grup 2'ye motor-motor çift görev egzersizleri uygulandı. Değerlendirmelerde Uluslararası Düşme Etkinlik Ölçeği (UDEÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Zamanlı Ayağa Kalk Yürü Testi (ZAKY), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) kullanıldı. Antigravite kas gücü ölçümü hand-held dinamometre ile, plantar duyu ölçümü monofilament (SWMT) ve diskriminatör ile yapıldı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalamaları 67,72±7,33 idi. Her iki grupta da tedavi öncesi ile sonrası karşılaştırıldığında Berg Denge Ölçeği üzerinde olumlu gelişme gözlendi (p<0,05); ancak gruplar arası anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.07). Hem grup içinde hem de gruplar arasında Uluslar arası Düşme Etkinlik Ölçeği ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği üzerinde anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Zamanlı Ayağa Kalk Yürü Testi'nde gruplar arası fark motor-kognitif grup lehine istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Kas gücü, plantar duyu ve iki nokta diskriminasyon değerlerinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızda, geriatrik bireylerde her iki çift görev egzersizlerinin de düşme üzerine olumlu etkileri bulunmuştur; ancak motor-kognitif çift görev egzersizlerinin zamanlı ayağa kalk ve yürü testine olan olumlu etkisi nedeniyle, geriatrik bireylerde bu egzersizlere öncelik verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Çift görev, düşme, geriatri, zamanlı kalk ve yürü testi, kognitif.
Diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın denge ve fonksiyonellik üzerine etkinliğinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı; 40-65 yaş arası diz osteoartritli hastalarda dizlik ve bantlamanın, fonksiyonellik, denge ve ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya diz osteoartrit tanısı alan 34 hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı ve tedaviye alındı. İlk gruba patellar destekli dizlik (6hafta) uygulandı, ikinci gruba ise bantlama (kinesiotape, haftada 2 kere, 6hafta) yapıldı. Ayrıca her iki gruba da 6 hafta boyunca egzersizler verildi. Hastalar tedavi öncesi ve sonrasında, denge, fonksiyonellik, propriyosepsiyon, ağrı, kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı bakımından değerlendirildi. Denge için Berg Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi ağrı için Visual Analog Skalası (VAS), fonksiyonellik için WOMAC (Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri) Skorlaması ve Zamanlı Ayağa Kalk ve Yürü Testi (ZAKYT), EHA ve pozisyon hissi dijital gonyometre ile, kas kuvveti "Hand-held" dinomometre (Lafeyette Instrument®, Lafayette, IN) kullanıldı. Grup içi değerlendirmede, Grup-1 ve Grup-2'de denge, fonksiyonellik, ağrı, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti, propriosepsiyonda iyileşme bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmede ise; denge ve fonksiyonellikte bantlama grubu lehine anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda diz osteoartritli bireylerde egzersize ek olarak uygulanan bantlamanın denge ve fonksiyonellikte dizlik grubuna göre daha etkin olduğu bulundu. Ayrıca her iki grupta ağrı, eklem hareket açıklığı ve kas kuvvetinde anlamlı bir iyileşme görüldüğü için kliniklerde tedavi seçeneği olarak dizlik veya bantlama tercih edilebilir. Anahtar Sözcükler: Osteoartrit, kinesiotape, fonksiyon, ağrı, denge
Lomber disk protrüzyonu olan hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Lomber Disk Protrüzyonu tedavisindeki güncel yaklaşım seçenekleri hastanın günlük yaşam fonksiyonlarının iyileştirilmesini hedeflemektedir. Tedavisinde birçok fiziksel tıp yönteminin kullanıldığı Lomber Disk Protrüzyonunda fizik tedavi modaliteleri ve son dönemlerde kinezyolojik bantlama yöntemleri de popülerlik kazanmıştır. Bu amaçla fizik tedavi modaliteleri ve birçok farklı kinezyolojik bantlama yöntemi mevcuttur. Bu çalışma Lomber Disk Protrüzyonu olan Hastalarda fizik tedavi modaliteleri uygulamaları ve kinezyolojik bantlamanın ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40 hasta dahil edildi. Hastalar çalışma kriterlerine göre iki gruba ayrılarak randomize edildi. İlk gruptaki 20 hastaya sadece fizik tedavi modaliteleri (sıcak ve soğuk uygulama, ultrason, tens) diğer gruptaki 20 hastaya ise alan düzeltme tekniği yöntemi ile kinezyolojik bantlama uygulandı. Hastaların demografik özellikleri alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Ağrı Skalası ve Oswestry Ağrı Skalası ile değerlendirildi. Hastalar tedaviye başlamadan önce değerlendirildi. Toplam iki hafta boyunca hastalar tedaviye alındı. Birinci gruptaki hastalara fizik tedavi modaliteleri 2 hafta boyunca, haftada 5 seans, her seansta 45 dakika süreyle uygulandı. İkinci gruptaki hastalara 2 hafta boyunca toplamda 3 defa kinezyolojik bant uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası yapılan değerlendirilmede birinci grupta istatistiksel olarak anlamlı düzelme görüldü. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre fizik tedavi modalitelerinin Lomber Disk Protrüzyonu olan hastalarda ağrıyı kinezyolojik bantlama uygulamasına göre daha çok azalttığı ancak bu konuda daha ileri çalışmalara gereksinim olduğu düşünüldü.