Cancer patients
360 theses under this subject heading
Kemoterapi alan hastalarda tat alma değişikliği ve malnütrisyon riski
Bu çalışmayla; kemoterapi alan hastalarda tat alma değişikliği ve malnütrisyon riskinin incelenmesi amaçlandı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Kliniği ve Günübirlik Kemoterapi Ünitesi'ne Aralık 2016-Temmuz 2017 tarihleri arasında başvuran ve kemoterapi alan hastalar arasından, çalışmaya katılmaya gönüllü olanlar çalışmanın örneklemini (n=200) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kemoterapi Alan Hasta Tanıtımı Formu", "Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeği (K-TADÖ)" ve "Malnütrisyon Evrensel Tarama Aracı (MUST)" kullanıldı. Formlar yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde KolmogorovSmirnov dağılım testi, Pearson Ki-Kare testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan hastaların %59'unun erkek, yaş ortalamasının 58,22±12,63 olduğu saptandı. En sık karşılaşılan kanserler arasında ilk sırada akciğer (%23) kanserinin olduğu bulundu. Çalışmaya katılan hastalarda kullanılan kemoterapi protokollerinin %17'sinin sisplatin/karboplatin, %15'inin eloxatin, 5 Fu, folinik asid ve %12'sinin paklitaksel/doxetakselden oluştuğu saptandı. Hastaların K-TADÖ alt boyutlarına göre karşılaştırıldığında; yaş, cinsiyet, tanı grupları, kemoterapi protokolleri, kilo kaybı ve ağız kuruluğunda anlamlı fark bulundu (p<0,05). K-TADÖ alt boyutlarından "Fantoguzi ve paraguzi" ve "Genal tat alma değişiklikleri" alt boyutları ile MUST arasında anlamlı fark olduğu görüldü. Tat alma değişikliği yaşayan hastaların malnütrisyon riskinin yüksek olduğu sonucuna varıldı. Araştırma sonuçları doğrultusunda, tat alma değişikliği ve malnütrisyon riskinin yönetiminde; tat değişikliğine gerekli önemin verilmesi, bu konu üzerine daha geniş çalışmaların yapılması ve diyet danışmanlığı planlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kanser, kemoterapi, malnütrisyon, tat alma değişikliği
Solid ve hematolojik neoplazilerde doğal öldürücü (NK) hücre aktivitesinin değerlendirilmesi
Son yıllarda yapılan çalışmalarda immünoterapik ajanların güncel kanser tedavilerinde kullanımları umut verici bir yöntem olmuştur. İmmün sistem kansere karşı etkinliğini bir bütün olarak gösterse de kanser hücrelerinin değişik mekanizmalarla yok edilmesinde, bazı immün sistem hücreleri ön plana çıkmaktadır. Bu hücrelerden biri olan doğal öldürücü (NK) hücreler virüs ile enfekte olmuş hücreleri ve tümör hücrelerini direkt olarak öldürebilme yeteneğine sahiptir. Kanser hastalarında yapılan çalışmalarda NK hücrelerinin fonksiyonlarında değişimlerin olabileceğini göstermiştir. NK hücrelerinin fonksiyonlarındaki bu değişimler bu hücrelerinin değişik kanser tiplerinin prognozunda ve tedavi yanıtlarında önemli olduğunu düşündürmektedir. Bu bilgilerden yola çıkarak çalışmamızda NK hücre aktivitesinin kanser tipleri ve evresi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda; akciğer kanseri, meme kanseri, hematolojik neoplazmlı hastalar (multiple myelom) ve sağlıklı gönüllüler olmak üzere üç hasta bir kontrol grubu oluşturuldu. Hastalardan ve sağlıklı deneklerden ortalama 5 ml kan heparinli tüplere alındı. Alınan kan örneklerinde immünfeneotipleme ve NK hücre aktivitesi ölçümü yapıldı. İmmünfenotiplemede CD3-FITC, CD16-PE CD56-PC5 ve CD45-KO'dan oluşan monoklonal antikorlar kullanıldı. NK aktivitesi ölçümü için alınan kan örneklerinden ficoll-hypaque yöntemi ile periferik kan mononükleer hücreler (PBMC) elde edildi. İki ayrı yöntemle NK hücre aktivitesi ölçüldü. Birinci yöntemde NK hücrelerini K562 lösemi hücrelerini öldürme yüzdesi (Dio-PI yöntemi), ikinci yöntemde uyarılan NK hücrelerinin üzerindeki CD107a ekspresyonu ölçüldü. Çalışmamızda kanser türleri arasında ve kanser türleri ile sağlıklı kontroller arasında NK hücre yüzdesi ve iki ayrı yöntem ile bakılan NK hücre aktivitesi acısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilememiştir. Ancak özellikle CD107a ekspresyonu ile değerlendirilen NK hücre aktivitesi akciğer kanserli hastalarda oldukça yüksek tespit edildi. NK hücre yüzdesi multiple myelomlu hastalarda diğer gruplara göre yüksek olmasına rağmen diğer iki kanser grubuna göre aktiviteleri daha düşük saptandı. Gruplara arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaması gruplardaki denek sayısının azlığı ve dağılımın heterojen oluşu ile ilişkili olduğu düşünüldü.
Mesane kanserinde nardilisin-1 düzeyinin araştırılması
Mesane kanseri (MK), mortalite ve morbidite ile ilişkili bir genitoüriner sistem hastalığıdır. MK taramasında sistoskopi sıklığını azaltmak için ideal bir tümör belirteci henüz bulunamamıştır. Son yıllarda nardilisin meme, mide ve özofagus gibi kanser hücrelerinde yüksek oranda eksprese edildiği ve hücre büyümesini desteklediği gösterilmiştir. Bu çalışmada amacımız mesane kanseri tanı ve takibinde serum nardilisin düzeylerinin rolünü araştırmaktır. Çalışma 49 mesane kanserli hasta ve 34 sağlıklı kontrolden oluşturuldu. MK'li hastalarda serum nardilisin-1 düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0.000). Aynı zamanda serum nardilisin-1 düzeyleri risk değerlendirmesi ve patolojik evresi yüksek olan hastalarda anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0.032 p=0.044 sırasıyla). Çoklu tümör varlığında ve tümör büyüklüğü >3 cm olan hastalarda da anlamlı olarak artış gösterdi (p=0.040 p=0.013 sırasıyla). ROC analizinde eğri altında kalan alan nardilisin-1 için 0,748 (p=0,000) bulundu. MK'de sistematik inflamasyon belirteçleri (CRP, NLO ve SII) anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,000, p=0.000, p=0.000 sırasıyla). Aynı zamanda nardilisin-1 düzeyleri ile CRP ve CAO oranı arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0,315 p<0.05 r=0,291 p<0.05). Sonuç olarak serum nardilisin-1 düzeyi mesane kanseri tanısında ve progresyonun izlenmesinde kullanılabilecek potansiyel bir biyobelirteç olabileceğini göstermektedir.
Yoğun bakımdaki onkoloji hastalarında NLR, MPV ve PLR değerlerinin sepsisin erken tanınması, mortaliteyi öngörmedeki değeri ve diğer sepsis belirteçleri ile karşılaştırılması
Sepsis, konağın enfeksiyona karşı disregüle yanıtı sonucu oluşan yüksek mortaliteye sahip, hayatı tehdit eden multiorgan disfonksiyonudur. Kanser hastaları daha önceki birçok çalışmada gösterildiği gibi sepsis için yüksek riskli grupta yer almaktadır. Bu nedenle kanser hastalarında sepsisin tanınması ve yönetimi önemlidir. Maligniteye bağlı kronik inflamasyon nedeniyle klinik uygulamada sık kullanılan biyobelirteçler kanser hastalarında enfeksiyonu teşhis etmede yetersiz kalabilir. Bu nedenle sepsis tanı ve takibinde kullanılabilecek ucuz, kolay ulaşılabilir, duyarlılığı ve özgüllüğü yüksek, inflamatuar belirteçler belirlenmesi önem kazanmıştır. Retrospektif ve tek merkezli olarak yürüttüğümüz bu çalışmada The Third International Consensus Definitions for Sepsis and Septic Shock (Sepsis-3) kriterleri göz önünde bulundurularak sepsis tanısı almış çalışmaya dahil edilme kriterlerini taşıyan 120 hasta ve sepsis dışı sebeplerle takip edilen 120 kontrol bireyi "metastazı olan" ve metastazı olmayan" şeklinde iki ayrı alt gruba ayrıldı. Sepsis belirteci olarak NLR, MPV, PLR değerlerinin kanser hastalarında sepsisi predikte eden cut off değerleri , CRP, prokalsitonin ve SOFA skoru gibi diğer sepsis belirteçleri ile kıyaslanarak aralarında ilişki olup olmadığı araştırıldı. Çalışmamızda CRP, NLR VE PLR değerinin sepsis ve metastatik grupta istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu saptandı. Sepsis grubunda laboratuvar parametrelerinden CRP, PCT, NLR, MPV, PLR, PLT, Bilirübin ve kreatininin zamana göre değişimi ise istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Sepsis süresince NLR bazal değerlerindeki değişimlerin mortaliteye yatkınlığı arttırdığı saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda çalışmamız bu parametrelerin malignite hastalarında sepsisi belirlemede ve prognoz takibinde kullanılabilicek parametreler olduğunu desteklemektedir. Ayrıca kanser tanılı hastalarda cut-off değerlerinin normal popülasyondan yüksek olduğunun bilinmesi önemlidir. Enfeksiyona ait klinik bulguları olmayan solid organ kanserli hastalarda sadece inflamatuar belirteçlerin yüksekliği nedeniyle gereksiz antibiyoterapi tedavi planı yapılmamalıdır.
Dünya'da ve ülkemizde kanser hastalarının palyatif bakım hizmetlerinin incelenmesi
Gözlemsel nitelikli bu çalışmada; dünyada ve ülkemizde kanser hastalarının ve ailelerinin "tedavi sırasında ve sonrasında" hastanın yaşamını zorlaştıran fiziksel psikolojik ve manevi problemlerinin değerlendirilmesi ve hastaların yaşam kalitelerini yükseltmek için palyatif bakımın öneminin anlatılması amaçlamaktadır. Araştırma için NKÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Sağlık Yönetimi Ana Bilim Dalı'nda ve NKÜ Kütüphanesi'nde bulunan araç ve gereçler kullanılmıştır. Araştırma esnasında Literatür taraması yapılmış, palyatif bakım ihtiyacı olan kanser hastaları, aileleri ve hizmet veren sağlık personeli ile yüz yüze görüşülerek bulgular değerlendirilmiştir. DSÖ; 2040 yılında 28.4 milyon yeni kanser vakasının meydana geleceğini tahmin etmektedir. 2020 yılı için tespit edilen küresel kanser prevelansına göre günümüzde palyatif bakım hizmetlerine ihtiyaç duyan toplam 19.3 milyon kanser hastası sayısının önümüzdeki 30 yılda %47 oranında artması beklenmektedir. Palyatif bakımın alanı sadece kanser hastaları değildir. Dünyada kanser hastaları dışında yaşamı tehdit eden; kardiyovasküler hastalıklar, son dönem organ yetmezlikleri, progresif nörolojik hastalıklar ve AIDS gibi hastalıklarda palyatif bakımın hizmet alanındadır. Bu çerçeveden bakıldığında dünyada her yıl yaklaşık 100 milyon insan palyatif bakım hizmetlerine ihtiyaç duymaktadır. Dünyada ve ülkemizde kanser hastalarının palyatif bakım hizmetlerine erişimindeki eksikliklerin tespiti ile bunların çözümlenerek giderilmesi önümüzdeki yıllarda hem ülkemizin sağlık giderlerinin azaltılmasını hem de hastaların yaşam kalitelerinin artmasını sağlayacaktır.
Orta ve yüksek riskli kasa invaze olmayan mesane kanseri hastalarında intravezikal BCG yanıtını öngörebilecek klinik, patolojik ve inflamatuar faktörler
BCG (Bacillus Calmette Guerin) yalnızca rekürrensi değil aynı zamanda progresyon oranlarını azaltarak günümüzde kasa invaze olmayan mesane kanserinde (KİOMK) altın standart tedavi seçeneğidir. Ancak BCG cevabı birçok faktöre bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Çalışmamızda klinikopatolojik faktörlerin yanında; SII (Sistemik immün-inflamasyon indeksi), NLR (Nötrofil lenfosit oranı), PLR (Trombosit lenfosit oranı) ve LMR (Lenfosit monosit oranı) değerlerinin BCG cevabını öngörmedeki yeri incelendi. Ocak 2010 – Mart 2023 tarihleri arasında kliniğimizce takibi yapılmış 163 KİOMK hastası çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik, klinik, patolojik verileri, EAU risk grubu, Tur-m öncesi NLR, PLR, LMR ve SII değerleri incelendi. Hastalar BCG duyarlı ve cevapsız (refrakter) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplar arasında klinikopatolojik ve inflamatuar faktörler karşılaştırıldı. Ayrıca nüks ve progresyon durumuna göre ayrı ayrı gruplandırılarak inflamatuar parametreler karşılaştırıldı. Gruplar arasında cinsiyet, tümör evre ve derecesi, multifokalite, prostatik üretra ve mesane boynu tutulumu, histolojik alt tip ve primer/rekürren hastalık açısından anlamlı fark yoktu. Yaşlı hastalarda (>65), Üst üriner sistem tümörü (ÜÜST) hikayesi olanlarda, solid morfolojiye sahip ve CIS eşlik eden tümörlerde, re-TURm'da yüksek dereceli tümör olanlarda ve EAU yüksek risk grubundaki hastalarda daha yüksek oranda BCG cevapsızlığı izlendi. BCG cevapsız grupta SII, NLR ve PLR değerleri BCG duyarlı hastalara göre daha yüksekti. SII cut off değeri 561,9 olarak belirlendi. CIS, ÜÜST hikayesi, solid tümör morfoloji, re-TURm'da yüksek dereceli tümör varlığı, yüksek SII, NLR ve PLR değerleri BCG cevabı, nüks ve progresyonu öngörebilir. Bu hasta gruplarında intravezikal BCG tedavisi yerine radikal küratif tedavi seçenekleri daha çok tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Mesane Kanseri, BCG Cevabı, İnflamatuar Faktörler, BCG Refraktör
Arum dioscoridis var. dioscoridis (araceae)'in geleneksel fermente formu ile metanol ekstraktının pankreas kanseri hücre hattı panc-1 üzerine sitotoksik etkisinin karşılaştırmalı analizi
Kanser, günümüzde kardiyovasküler hastalıklardan sonra en çok ölümle sonuçlanan hastalıklardan birisidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre bulaşıcı olmayan hastalık kaynaklı ölümlerin başında gelmektedir. Kötü prognoza sahip bir kanser türü olan pankreas kanseri ise pek çok kanser türüne kıyasla yüksek ölüm oranına sahip bir kanser türüdür. Günümüzde pankreas kanserinin tedavisinde cerrahi ve kemoterapi sıklıkla kullanılmaktadır. Fakat kemoterapinin yan etkileri sonucu sağlıklı hücreler de zarar görmektedir. Pankreas kanseri tedavisi genellikle hastanın yaşam kalitesini arttırmaya yönelik olmaktadır. Ülkemizde kanserli hastalar için tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemi olarak fitoterapi de kullanılmaktadır. Arum L. türleri, çeşitli rahatsızlıklar üzerinde tedavi edici etkiye sahip olan ve halk arasında kullanılan ve bu nedenle daha fazla araştırmaya değer bitkilerdir. Bu çalışmada Adana yöresinde halk tarafından fermente olarak sıkça tüketilen Arum dioscoridis var. dioscoridis (Araceae) bitkisine ait yaprak metanol ekstraktı ve geleneksel olarak halk arasında kullanılan fermente formu olan Tirşik çorbasının pankreas kanseri hücre hattı olan PANC-1 üzerinde sitotoksik etkisinin karşılaştırmalı olarak araştırılması amaçlanmıştır. Bitki ekstraktı ve çorbanın PANC-1 kanser hücre hattına karşı sitotoksik etkisi MTT metodu ile yapılmıştır. Dört farklı dozun (10, 5, 2.5, 1.25 mg/mL ) 24, 48 ve 72 saatlerindeki sitotoksik etkisi değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, 24 ve 48 saatlik inkübasyon periyotlarında belirgin bir sitotoksik etki gözlenmezken, 72 saatlik inkübasyon periyodunda doza bağlı sitotoksisite gözlenerek en etkili doz ve inkübasyon periyodu belirlenmiştir. 72 saatlik periyot sonuçları incelendiğinde ise hücre canlılığının %50'nin altına düştüğü doz 10 mg/mL olarak tespit edilmiştir. Ayrıca yaprak metanol ekstraktının 72. saatindeki sitotoksisitesi fermente çorbaya göre daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma Arum dioscoridis var. dioscoridis bitki ekstraktı pankreas kanserine karşı alternatif bir terapötik ajan keşfine yönelik veriler sunmuştur.
Lösemi ve lenfoma hastalarının düşme riskinin belirlenmesinde iki farklı ölçeğin karşılaştırılması
Bu araştırma, lösemi ve lenfoma hastalarının düşme riskini İtaki Düşme Riski Ölçeği ve Delmarva Vakfı Tarafından Geliştirilen Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirerek, elde edilen verileri karşılaştırmak ve uygun önerilerde bulunmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan çalışmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Servisinde yatan lösemi ve lenfoma tanısı alan 84 hasta oluşturmuştur. Mart 2021 – Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş olan bu çalışmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, İtaki Düşme Riski Ölçeği ve Delmarva Vakfı Tarafından Geliştirilen Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler Ki-kare, Fisher exact, Shapiro Wilk, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile değerlendirilmiştir, p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Yardımsız düşme korkusu yaşama durumunda; İtaki Düşme Riski Ölçeğinin duyarlılığının daha yüksek olduğu, ancak her iki düşme riski ölçeğine göre, cinsiyet, medeni durum, psikiyatrik tanı varlığı, hastalık evresi ve refakatçi varlığı ile ölçek puanları arasında bir ilişki olmadığı, yaş, yorgunluk ve ağrı puanları arttıkça düşme riskinin arttığı, yardımsız düşme korkusu yaşama durumunun da düşme riskini arttırdığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; özellikle eğitim durumu düşük, yardımsız düşme korkusu yaşayan, tedavi ve bakımında ekipman kullanılan, riskli ilaç verilen, yorgunluk ve ağrı puanları yüksek olan hastaların düşme riski açısından periyodik aralıklarla değerlendirilmesi, lösemi ve lenfoma hastalarına özel ve etkinliği kanıtlanmış düşme riski ölçeklerinin geliştirilerek bu hasta gruplarına uygulanması önerilebilir.
Kapsamlı palyatif bakım servisine yatışı yapılan hastaların analizi- 1 yıllık deneyimimiz
Amaç: Palyatif Bakım Servisleri (PBS) hızlı bir gelişim sürecindedir. Palyatif bakım (PB) her ne kadar yatağa bakımlı kalmış veya kendi kendine yetemeyen her hastaya hitap etse de esas ilgi alanı kanser hastaları ve yakınlarıdır. Bu çalışmada, aile hekimliği kliniğince yürütülmeye başlandığı zamandan itibaren Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi (SEAH), Kapsamlı PBS'ne yatan hastaları değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel, retrospektif dizayndaki çalışmanın evrenini SEAH Kapsamlı PBS'ne 01 Aralık 2019 - 01 Aralık 2020 tarihlerinde yatışı yapılan tüm PB hastaları oluşturmuştur. Hastaların özel bilgileri paylaşılmadan, cinsiyet, yaş, meslek, kan grubu, tanı, tarafımıza nereden konsulte edildiği, kaç gün servis hizmeti aldığı, kaç kez yatış yapıldığı, vefat eden sayısı, yatış nedeni, görüntüleme yöntemleri istemleri, özellikli girişimsel işlemler, hangi şehirden, ilçelerden yattığı bilgileri otomasyon sistemi yardımı ile toplanıp, SPSS paket programında analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınanların yaşları ortalaması 76,3±12,9 yıl olup kadın cinsiyet oranı %51,3'tür. Kişilerin kan gruplarının büyük çoğunluğu %36,9 ile A Rh+ olduğu saptanmıştır. Kişilerin ortalama yatış süreleri 12,0±10,4 gün olup % 46.7 ile en çok kış aylarında yatış yapıldığı saptanmıştır. Kişilerin %62,8'i hastaneden taburcu olmuşken, %21,7'sinin vefat ettiği saptanmıştır. Kişilerin büyük çoğunluğunun Samsun ilinde ikamet ettiği (%93,1), Samsun ilinde ikamet edenlerin %72,4'ünün de merkez ilçelerde yaşadığı saptanmıştır. Kişilerin yarısına yakının yatış sebebi beslenme eksikliği yer aldığı saptanmıştır. Kişilerin ilk 3 sıradaki primer tanı dağılımları sırayla Akciğer kanseri (%15,8), SVO (%14,8) ve Alzheimer (%14,1) olduğu saptandı. Sonuç: Aile hekimliği kliniğince yürütülmeye başlanan servisin yatan hastalar özelinde ilk düzenli sonuçları çıkarılmış olmuş, primer tanılar, yatış tanıları, kabul şekilleri, yatış yapılan klinikler, özellikli girimsel işlemler yapılıp yapılmadığı, konsultasyon alma-isteme oranları değerlendirip aile hekimliği bakış açısıyla yürütülen serviste gerçek palyatif bakım hastalarına hizmet verilmiştir. Samsun ilinden ve merkez ilçelerden daha fazla yatış yapıldığı, acil departmanı ve yoğun bakım departmanlarından daha fazla konsultasyon istendiği, görüntüleme ihtiyacı olarak direkt grafi istenen hastaların daha fazla vefat ettiği saptanmıştır.
Kanser hastalarında febril nötropeni riskinin ve febril nötropeni yönetiminin değerlendirilmesi
Febril nötropeni (FN), kanser hastalarının yaklaşık %19'unda görülen, kemoterapinin en önemli doz sınırlayıcı yan etkisidir. Bu çalışma ile kanser hastalarının FN gelişimi açısından risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve klinik eczacının multidisipliner ekibe aktif katılımı ile FN profilaksi ve tedavi süreçlerinin uluslararası kılavuza uygunluğunun değerlendirilmesi, ilaç ilişkili sorunların (İLİS) tespit edilerek önlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde, retrospektif (Ocak 2020- Aralık 2020) ve prospektif dönemi (Şubat 2021 – Şubat 2022) olan kesitsel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Retrospektif dönem için 991, prospektif dönem için 521 hasta değerlendirilmiştir. Riskli olarak kabul edilen hastaların prospektif dönemde 131 (%94,9)'inin, retrospektif dönemde 187 (%89,5)'sinin primer profilaksi amacıyla granulosit koloni stimüle edici faktör (G-CSF) kullandığı görülmüştür (p=0,072). Riskli kategoride olmamasına rağmen retrospektif dönemde 22 (%15,5) ve prospektif dönemde ise 3 hastada (%0,3) G-CSF kullanımı saptanmıştır (p<0,001). Antibakteriyel profilaksi uygunluğu her iki dönem için değerlendirildiğinde; tedavinin uygun zamanda başlanması (p=0,04) ve uygun sürede kullanılması (p<0,001) açısından prospektif dönemde anlamlı bir artış gözlenmiştir. Antibakteriyel profilaksinin kılavuza uygunluğunu değerlendiren 4 kritere genel uyum; retrospektif dönemde %72,72 iken, prospektif dönemde %90,90 olarak bulunmuştur (p<0,001). Antifungal profilaksi için belirlenen 4 kritere genel uyum; retrospektif dönemde %71 iken, prospektif dönemde %93,5 olarak bulunmuştur (p<0,001). Prospektif dönemde çalışmaya dahil edilen 323 hastada takip süresi boyunca 346 İLİS tespit edilmiştir (1,07 İLİS/hasta). Multidisipliner bir ekip tarafından, hastanın her kemoterapi siklusunda FN riski açısından değerlendirilmesi, hem optimum profilaktik antimikrobiyal kullanımına hem de FN epizodunda optimum antimikrobiyal yönetimine katkı sağlayacaktır.
Prostat kanserli hastalarda genişletilmiş prostat kanseri karma endeksi semptom ölçeğinin Türkiye'de geçerliğinin ve güvenirliğinin gösterilmesi
Prostat kanseri erkelerde en sık görülen kanser olup özellikle lokalize hastalıkta uzun yaşam süreleri beklenmektedir. Tedavi sonrası süreçte tedaviye bağlı yan etkiler görülebilmekte, bu durum hastaların yaşam kalitesi (YK)'ni etkileyebilmektedir. Genişletilmiş Prostat Kanseri Karma Endeksi Semptom Ölçeği (Expanded Prostate Cancer Index Composite – EPIC), 2000 yılında geliştirilen ve prostat kanserli hastalarda YK'ni ölçen bir semptom ölçeğidir. Birçok farklı dile çevrilen ve validasyon çalışmaları yapılan bu ölçek global olarak günlük pratikte sıkça kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında EPIC ölçeğinin Türkçe'ye çevirisinin yapılması ve sonrasında ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılarak Türkçe validasyonunun sağlanması amaçlanmıştır. Çevirisi yapılan Türkçe EPIC, EORTCQLQ C30 ve PR25 ölçekleri ile birlikte beş ayrı zamanda hastalara uygulanmıştır. Çalışmaya prostat kanseri tanısı alan ve bölümümüzde definitif veya postoperatif RT uygulanan 105 hasta dahil edilmiştir. Ölçeğin güvenirlik analizlerinde tüm ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.866, ana ölçeklerin Cronbach alfa değerleri ise 0.654 - 0.969 arasında ölçülmüş olup ölçeğin iç tutarlılığının son derece iyi olduğu ortaya konulmuştur. Test-tekrar test analizlerinde ana ölçeklerin korelasyon değerleri 0.413-0.861 arasında ölçülmüş olup ölçeğin tekrarlanabilirliği kanıtlanmıştır. 20 hasta ile yapılan pilot çalışma başarıyla tamamlanmış, böylece görünüş geçerliği sağlanmıştır. Değişime duyarlılık analizi, ölçekler arası korelasyon, kriter geçerliği ve açıklayıcı faktör analizleri yapılmış olup analizlerin tamamında ölçeğin geçerliğini kanıtlayan sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç olarak Türkçe EPIC ölçeğinin geçerliği ve güvenirliği kanıtlanmış, ölçeğin Türkçe'ye validasyonu sağlanmıştır.
Kanser hastalarında akut böbrek hasarı sonrası yapılan hemodiyalizin morbidite ve sağkalıma etkisinin belirlenmesi
Akut böbrek hasarı (ABH), serum kreatinin düzeyinde artış ve idrar çıkışındaki azalmayla ile seyreden, sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesinde bozulmaya yol açan ani böbrek fonksiyon kaybıdır. Kanser sürecinde karşılaşılan en yaygın renal patoloji olan ABH, hastalar için önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Tanı ve tedavi sürecindeki yenilikler ve palyatif bakım hizmetlerindeki gelişmeler sayesinde kanser hastalarının sağkalım süreleri ve yaşam kaliteleri artmıştır. Uzayan yaşam süresi, ABH gibi komplikasyonların görülme olasılığını da arttırmıştır. Kanser hastalarında karşılaşılan ABH'ın tedavisinde eskiye kıyasla hemodiyalize daha çok başvurulmaktadır. Fakat hemodiyalize karar verme aşamasında yol gösterecek belirlenmiş bir ölçüt bulunmamaktadır. Bu çalışmaya Ocak 2014 ve Nisan 2023 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi yataklı servislerinde yatan, kanser tanılı ve akut böbrek hasarı nedeniyle hemodiyalize alınan 139 hasta dahil edildi. Hastalara ait demografik veriler, yatış verileri, komorbiditeler, kanser ile ilgili veriler, laboratuvar değerleri, akut böbrek hasarının nedeni ve evreleri, hemodiyaliz süreci ve sağkalım verileri değerlendirildi. Hastalar, 30 gün içinde ölenler ve 30 günden daha uzun yaşayan hastalar olarak gruplandı. Tek değişkenli analizde albümin değerinin 2,5 g/dl'den az olması (p=0.002), sepsis varlığı (p<0.001), ABH'ın prerenal-renal sebeplerle gerçekleşmesi (p=0.005), hemodiyalize yoğun bakımda alınma (p=0.02), ABH'ın hastanede gelişmesi (p=0.016) ve tanı konulduğu andaki ABH evresinin düşük oluşu (p=0.003) ilk 30 gündeki mortalite ile ilişkili bulundu. Çok değişkenli analizde ise albümin değerinin 2,5 g/dl'den az olmasının (OR: 3.14 (%95 GA; 1.23-8.04), p=0.017), sepsis varlığının (OR: 3.50 (%95 GA; 1.34-9.10), p=0.010), ABH'ın prerenal-renal sebeplerle gerçekleşmesinin (OR: 6.06 (%95 GA; 1.38-26.56), p=0.017) 30 gün içinde ölen hastalar ile ilişkisi bulundu. Bu değişkenler ile mortaliteyi predikte edecek bir puanlama sistemi oluşturuldu. Elde edilen toplam skorlar ile belirlenen iki grup karşılaştırıldığında, yüksek puan alan hastaların ilk 30 günlük mortalite oranı daha yüksek olarak tespit edildi. Sonuç olarak, bu çalışma özelikle onkoloji ve nefroloji uzmanlarının hasta ve hasta yakınlarına öngörülebilir bir bilgi vermesini kolaylaştıran bir ortak karar verme aşamasında, hangi hastaları hemodiyalize alması gerektiği, bu hastaların prognozu ve mortalitesinin ne olacağını belirlemede katkıda bulunabilir.
Kanser hastalarında ilaç tedavisi karmaşıklığının değerlendirilmesi
Kansere özgü tedaviler ve komorbiditelere yönelik diğer tedaviler nedeniyle artan ilaç sayısı, hastaların ilaç tedavilerini karmaşık hale getirmekte ve bu karmaşıklık ilaçla ilgili sorunlara yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, medikal onkoloji servisinde yatışı olan kanser hastalarında ilaç tedavisi karmaşıklığını İlaç Tedavisi Karmaşıklık Ölçeği (İTKÖ) aracılığıyla değerlendirmek, karmaşıklığın hastaların uyuncuna ve algıladıkları ilaç yükü üzerine olan etkisini belirlemek ve ilaçla ilgili sorunları tespit ederek önlemektir. Üniversite Onkoloji Hastanesi medikal onkoloji bölümünde prospektif, kesitsel (Haziran 2022 – Nisan 2023) olarak yürütülen çalışmaya 147 hasta dahil edilmiştir. Hastaların taburculuk anındaki İTKÖ puanı [ortanca (çeyrekler arası açıklık): 15,0 (11,0 – 22,0)], yatış anındaki İTKÖ puanından [ortanca (çeyrekler arası açıklık): 11,0 (7,0 – 15,0)] yüksek bulunmuştur (p<0,001). Klinik eczacının yer aldığı multidisipliner ekip tarafından taburculuk öncesi verilen hasta eğitimi sonucunda hastaların tedavi uyunçlarında istatistiksel açıdan anlamlı artış görülmüştür (p=0,003). İlaç tedavileri hakkında daha fazla olumsuz algıya sahip hastaların, günlük yaşamının ilaç tedavilerinden belirgin ölçüde etkilendiğini ifade eden hastaların ve ilaç kullanımına yönelik karmaşık talimatların belirgin olduğu durumlarda daha belirgin yük algısına sahip hastaların ilaç karmaşıklıkları daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). İlaçla ilgili toplam 149 sorun tespit edilmiş; sorunlara yönelik 144 öneri teklif edilmiş, bu önerilerin %83,3'ü kabul edilmiştir. Kanser hastalarında klinik eczacılar tarafından hasta izlemi sağlandığında ilaçla ilgili sorunların net olarak tespit edilip, hastaların tedavisinin optimize edilebildiği ve hasta uyuncunun artabildiği görülmektedir. Sonuç olarak, kanser hastalarının tedavi izleminde ilaç karmaşıklığınının göz önünde bulundurulması ve ilaç tedavilerinin oluşturduğu karmaşıklığın hasta perspektifinden değerlendirilmesi, multidisipliner sunulan sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunabilecektir.
Kanserden sağ kalan bireylere uygulanan randomize kontrollü psikososyal müdahalelerin psikolojik sağlamlık, travma sonrası büyüme ve anlam bulma düzeyi üzerine etkisi: Bir sistematik derleme ve meta-analiz çalışması
Bu sistematik derleme ve meta-analiz araştırması, kanserden sağ kalan bireylere uygulanan randomize kontrollü psikososyal müdahalelerin, psikolojik sağlamlık, travma sonrası büyüme ve anlam bulma üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. CINAHL Plus with Full Text (EBSCOhost), CENTRAL, Pubmed ve WOS Core Collection veri tabanlarında yayın tarihi ve dil kısıtlaması konulmadan tarama yapılmıştır. Çalışma seçimi aşamasında yayın dili İngilizce olmayan çalışmalar derlemeden dışlanmıştır. Derlemeye 1801 katılımcıyı içeren 14 randomize kontrollü deneysel çalışma dahil edilmiştir. Travma sonrası büyüme ve anlam bulma sonuç çıktılarını raporlayan 10 çalışma aynı zamanda nicel analiz sürecinde de yer almıştır. Psikososyal müdahalelerin psikolojik sağlamlık üzerindeki etkileri dahil edilen sınırlı sayıda çalışma olması sebebi ile istatistiksel olarak birleştirilememiştir. Çalışma seçimi, veri çekme, yanlılık riski ve kanıt kesinliği değerlendirme süreçleri "Cochrane Müdahalelerin Sistematik Derlemeleri için El Kitabı"nda önerilen standart yöntemler doğrultusunda yürütülmüştür. Bir çalışma dışında diğer tüm çalışmaların genel yanlılık riski "şüpheli" ve "yüksek" olarak belirlenmiştir. Anlam bulma düzeyine yönelik müdahale öncesi ve müdahale sonrası değişim etkisi kapsamında birleştirilmiş bulgular psikososyal müdahale lehinde küçük düzeyde yararlı bir etki olduğunu göstermiştir (Cohen'in d'si = -0,298, %95 GA: -0,518 . -0,077; p = 0.008; I2 = %0; düşük düzey kanıt kesinliği). Bununla birlikte, anlam bulma düzeyine ilişkin müdahale öncesi ve en son ölçüm değişim etkisini içeren meta-analiz, bu etkinin sürdürülmediğini ortaya koymuştur. Meta-analiz ayrıca psikososyal müdahaleler ile rutin bakım arasında travma sonrası büyüme düzeyi açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir. Bulgular, kanıt kesinliğinin "düşük" ile "çok düşük" düzey arasında değişmesi sebebi ile psikososyal müdahalelerin tüm sonuç çıktıları üzerindeki etkilerinin belirsiz olduğunu ve ek kanıtlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Psikososyal müdahalelerin kanserden sağ kalan bireylere yönelik güçlü etkilerini saptamak için gelecekte yürütülecek yüksek metodolojik kaliteye sahip randomize kontrollü deneysel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Kanser hastalarına bakımverenlerin psikososyal sorunları ve başetme becerilerinin incelenmesi
Kanser, teşhis, tedavi, bakım ve sürekli kontrol işlemleri ile hastayı bakım ve desteğe bağımlı kılan zorlu bir süreçtir. Kişi bu süreçleri yaşarken eş, çocuk, birinci ve ikinci derece yakınlarının bakım ve desteğini almak zorundadır. Bu bakımverenler hastanın yaşadığı sorunların nesnel ve duygusal yüküne doğrudan maruz kalmaları nedeniyle birçok fiziksel, ekonomik ve psikososyal sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu araştırmanın amacı; kanser hastalarına bakımverenlerin sorunlarının tespit edilmesi ve bu sorunlarla başetmek için kullandıkları mekanizmalar hakkında bilgi edinilerek sosyal hizmet müdahalelerinin planlanmasına bilgi oluşturmaktır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada bakımverenlere yönelik genel bir kanıya ulaşmak için "genel tarama yöntemi" kullanılmıştır. Araştırmada bakımverenlerin yaşadığı sorunları ve başaçıkma tarzlarını etkileyen çok sayıdaki değişkenlerin varlığını ve derecesini tespit etmek için "ilişkisel tarama metodu" kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynağını Ankara'da Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastaların bakımverenleri oluşturmaktadır. Veriler, Hacettepe Üniversitesi Etik Komisyon onayından sonra, bakımverenlere yönelik hazırlanan Görüşme Formu, Beck Depresyon Envanteri ve Stresle Başaçıkma Ölçeği aracılığıyla toplam 322 bakımverenden toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda; bakımverenin sosyo-demografik özellikleri ile hasta ve hastalık sürecine ilişkin faktörlerin bakımverenin depresyon düzeyine ve stresle farklı başaçıkma tarzlarının benimsenmesinde etkili olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında bakımverenlerin kurumsal olarak hizmet odağına alınması, ekonomik, psikolojik ve sosyal olarak desteklenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar kapsamında farklı ölçeklerde önerilerde bulunulmuştur.
Kemoterapi alan kanser tanılı çocuklarda, tedavi sonrası aşı serolojik yanıtlarının ve aşılama programının değerlendirilmesi
Amaç: Çocuklarda kanser tanısı çocukluk çağı aşı programının tamamlanamamasına ve immünsüpresif tedavilere bağlı aşı ile kazanılmış bağışıklığın zayıflaması/kaybına neden olmaktadır. Bu durum, kanser tedavisi tamamlanan çocukları aşı ile önlenebilen hastalıklara karşı savunmasız hale getirmektedir. Kanser tedavisi alan çocukların tedavi sonrası aşı yanıtlarının da değişkenlik gösterdiği bilinmektedir. Kanser tedavisi sonrası çocuklarda aşı uygulaması ile ilgili uluslararası ortak rehber bulunmamaktadır. Bu çalışmada kanser tedavisi sonrası serum antikor durumları, uygulanan aşılar ve aşı yanıtlarının incelenmesi planlandı. Hastalar ve yöntem: Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Sosyal Pediatri Polikliniğine 1 Ocak 2015-31 Aralık 2020 yılları arasında başvurmuş, lenfoma ve solid organ tümörleri tanısı ile kemoterapi almış, hastalıkları remisyonda olan, aşılama planı ve takibi için başvuran çocuk ve ergenler değerlendirildi. Kanser tedavi tamamlandıktan sonra uygulanan aşılar ve hepatit A (HAV), hepatit B (HBV), varisella zoster (VZV), kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) serum antikor düzeyleri ve aşı yanıtları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 533 hastanın, 304'ü (%57) erkek, 229'u (%43) kız (E/K: 1,3), tanı yaşı ortalaması (±SD) 5 yıl 10 ay (±57 ay) idi. En sık saptanan tanılar Non-Hodgkin lenfoma (NHL) (%15,4), santral sinir sistemi (SSS) tümörleri (%13,1) ve Hodgkin lenfoma (HL) (%12) idi. Tedavi sonrası en az bir doz aşı uygulanan hasta sayısı 508 (%95,3) idi. Hastaların %52,9'unun tanı yaşı 0-59 ay olup çocukluk çağı aşıları eksik, %26,8'inin tanı yaşı 0-24 ay olup süt çocukluğu aşıları eksikti. Tedavi sonrası yapılan aşılar en çok konjuge pnömokok aşısı (KPA) (%85,4), KKK (%80,7) ve HBV (%66,8) idi. Tedavi sonrası hastaların HAV, HBV, VZV, kızamık-kızamıkçık-kabakulak seronegatifliği sırası ile; %64, %48,5, %43,3, %83,5, %28 ve %60,1'inde olduğu saptandı. Tedavi öncesi ve sonrası antikor düzeyi bilinen hastaların, HAV, HBV, VZV, kızamık- kızamıkçık-kabakulak antikor kaybı sırası ile; %31,9, %31,4, %21,7, %47,1, %11,4 ve %28,6'sında olduğu saptandı. Hastaların bir doz HAV, HBV, VZV, kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısına sırası ile %83,6, %81,4 %63,5, %33,3 %82,9 ve %45,4'ü serokonversiyon geliştirdiği saptandı. Hastaların iki doz HAV, HBV, VZV, kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısına sırası ile %98,8, %80 %84,6, %32,2, %80 ve %36,2'sinin serokonversiyon geliştirdiği saptandı. Sonuç: Aşı ile bağışıklama, enfeksiyon hastalıklarına karşı geliştirilmiş en etkili yöntemdir. Çocukluk çağı kanserleri ve immünsüpresif tedaviler aşı ile korunabilen hastalıklara karşı antikor kaybına neden olmaktadır. Kemoterapinin bağışıklık sistemi üzerine uzun süren yan etkileri, hastaların tedavi sonrası aşı yanıtlarının değişkenlik göstermesine neden olmaktadır. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı kanserleri, kemoterapi, aşılama, antikor yanıtı
Türkiye'de ileri evre böbrek kanserinde pazopanib ve sunitinib tedavilerinin maliyet etkililik analizi
Renal hücre karsinomu (RCC) dünya genelinde böbrek kanserinin en yaygın türü olup hastalığın etkin olarak yönetiminde tedavi yaklaşımlarının önemi üzerinde durulmaktadır. Literatürde yer alan çalışmalar pazopanib (PB) ve sunitinib (SB) tedavilerinin RCC hastaları için standart niteliğinde tedaviler olduğunu ortaya koymaktadır. Yabancı literatürde RCC hastaları için söz konusu tedavilerin ekonomik değerlendirmesini ele alan çalışmaların varlığına karşılık Türkiye'de ileri evre böbrek kanseri tedavisinde PB ve SB yöntemlerinin ekonomik değerlendirme araştırmasının yapılmadığı anlaşılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de ileri evre böbrek kanserinin birinci basamak tedavisinde PB ve SB etken maddelerinin ekonomik değerlendirme çalışmasını ödeyici kurum bakış açısı ile yapmaktır. Çalışmaya RCC teşhisi konup PB veya SB tedavilerinden birini almış 53 yetişkin hasta dâhil edilmiştir. Araştırmada progresyonsuz sağkalım, progresyonlu sağkalım ve ölüm durumundan oluşan hastalık/karar modeli kullanılmıştır. Sağlık durumları arasında geçişlerin modellenmesi için literatürden sağlanan farklı geçiş olasılıkları esas alınarak simülasyonlar iki aşamada tamamlanmıştır. Simülasyonlarda Markov model ve Monte Carlo yöntemleri kullanılmış olup Monte Carlo simülasyon yöntemi farklı kuramsal dağılımlar çerçevesinde ele alınmıştır. Ödeyici kurum üzerindeki maliyet yükünün belirlenmesi için RCC hastalığına ilişkin kaynak kullanım verisi ilgili hastanenin bilgi sistemi kullanılarak sağlanmıştır. Hastaların kemoterapi tedavisini ne uzunlukta aldıklarına ilişkin bilgiler ise hasta dosyaları ile elde edilmiştir. Etkililik ölçümü için EQ-5D yaşam kalitesi aracı kullanılarak hastalara ulaşılmış, Almanya ve İngiltere'nin katsayıları esas alınarak hasta başına ortalama kaliteye ayarlı yaşam yılı (QALY) belirlenmiştir. Maliyet ve sağlık sonuçlarının zaman değerini göz önünde bulundurmak amacıyla ekonomik değerlendirme sürecinde %3 indirgeme oranı uygulanmıştır. PB tedavisinde progresyonsuz sağkalım durumunda bulunan hastalar için aylık ortalama maliyet 10.088,89 TL iken progresyonlu sağkalım durumunda bulunan hastalar için 11.351,35 TL olarak elde edilmiştir. SB tedavisi için progresyonsuz sağkalım durumunda bulunan hastalar için aylık ortalama maliyet 10.240,73 TL iken progresyonlu sağkalım durumunda bulunan hastalar için ise 11.272,20 olarak belirlenmiştir. PB tedavisi için progresyonsuz sağkalım durumunda bulunan hastalara ilişkin ortalama QALY değeri 0,86 iken progresyonlu durumda bulunan hastalar için ise 0,42 olmuştur. SB tedavisi için ortalama QALY değeri progresyonsuz hastalar için 0,70 iken progresyonlu hastalar için ise 0,45 olarak belirlenmiştir. Temel maliyet-etkililik analizi bulguları, PB tedavisinin maliyet-etkili olmadığını; farklı geçiş olasılıkları kullanılarak üretilen maliyet-etkililik analizi bulguları ise ki-kare ve poisson dağılımları için PB tedavisinin maliyet-etkili olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, ileri evre böbrek kanseri (İEBK) hastalığının birinci basamak tedavisinde PB tedavi yönteminin SB tedavi yöntemine göre maliyet-etkili olup olmadığı simülasyon yöntemi, geçiş olasılıkları ve olasılık dağılımlarına göre değişim göstermektedir. RCC tedavisinde hangi yöntemin maliyet-etkili olduğunun değerlendirilebilmesi için daha fazla ekonomik değerlendirme çalışmasına ihtiyaç duyulduğu söylenebilir.
Kanser hastalarında hasta merkezli iletişimin hasta katılımı, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi, hizmet kalitesi algısı ve hasta tatmini üzerine etkileri
Hasta merkezli iletişim, hizmet sunucu ile hasta arasında gerçekleşen ve hastaların ihtiyaçlarının, bakış açılarının, bireysel deneyimlerin dikkate alındığı, hastaların bakımlarına katılmaları için fırsatlar sağlandığı ayrıca iletişim ilişkisinin güçlendirilmesini içeren bir iletişim türüdür. Kanser tedavisinde hasta merkezli iletişim hastalara; zor haberleri alma ve yaşamı tehdit eden kanserin duygusal etkisini yönetme, karmaşık tıbbi bilgileri anlama, birden fazla sağlık uzmanıyla iletişim kurma, belirsizlikle başa çıkma, sağlığı hakkında karar verme ve sağlığı geliştirici davranışları benimseme gibi çeşitli şekillerde yardımcı olmaktadır. Hasta merkezli iletişimin sağlık sonuçları üzerinde etkilerinin olduğu ve çeşitli faktörlerden etkilendiği bilinmektedir. Bu çalışmada, hasta merkezli iletişimi etkileyebilecek sosyo-demografik, hastalıkla ilgili, kanser tedavisine erişim ile tedavinin kullanımı ve ilişki faktörlerinin incelenmesi ve hasta merkezli iletişimin, hasta katılımı, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi, hizmet kalitesi algısı ve hasta tatmini üzerindeki etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma, Diyarbakır'da Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir eğitim ve araştırma hastanesinde tedavi gören 312 kanser ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin analizi için SPSS 22.0 ve AMOS 22.0 programları kullanılmıştır. Araştırma kapsamında; cinsiyet, kanser türü, kanser evresi, tedavi süresi, fiziksel ve ruhsal sağlık statüsü, kuruma başvuru sıklığı, hizmet alım şekli, hekime güven ve iletişim süresi değişkenlerinin hasta merkezli iletişim ve alt boyutları ile ilişkili olduğu ayrıca hasta merkezli iletişimin hasta katılımı, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi, hizmet kalite algısı ve hasta tatminini olumlu yönde etkilediği istatistiksel olarak ortaya konulmuştur. Bu çalışmada hasta merkezli iletişimin çeşitli sağlık sonuçlarını olumlu yönde etkilediği vurgusu yapılmakta ve hizmet sunucu-hasta iletişimin geliştirilmesine yönelik öneriler sunulmaktadır.
Kanser sürecinde bireylerin üstbilişlerinin psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalık ile ilişkisi
Bu araştırma kanser sürecinde bireylerin üstbilişlerinin psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalık düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, Kansersiz Yaşam Derneği'ne üye veya Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi'nde aktif kanser tedavisi almakta olan araştırmaya katılmaya gönüllü 164 aktif kanser sürecindeki birey ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Googleforms olarak hazırlanan araştırma linkinin eposta yolu ile katılımcılarla paylaşılması yoluyla çevrimiçi anket olarak 2 Temmuz 2021- 1 Mayıs 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak tanıtıcı veri formu, Üstbiliş Ölçeği, Connor- Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile Pearson korelasyon katsayı analizi ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların Üstbiliş Ölçeği puanları ile Psikolojik Sağlamlık Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadığı görülmüştür (r=-0,093; p=0,235). Öte yandan, üstbilişler ölçeği ve alt boyutları ile psikolojik sağlamlık ölçeği alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Katılımcıların Üstbilişler Ölçeği puanları ile Bilinçli Farkındalık Ölçeği toplam puanları arasında ise, istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyde negatif yönlü ilişki bulunmaktadır (r=-0,314; p<0,001). Bu sonuçlar doğrultusunda, kanser sürecini deneyimleyen bireylerin bu süreçten kazanım sağlayabilmeleri açısından bakımda fonksiyonel üstbilişleri desteklemeye yönelik müdahalelere bilinçli farkındalık artırmaya ilişkin girişimlerin dahil edilmesi ve bu çalışmada doğrudan ilişkisi çıkmamış olsa da alt boyutları ile üstbilişlerle ilişkisi ortaya konulan psikolojik sağlamlığın planlamalara dâhil edilmesi önerilebilir. Ayrıca, kanser sürecindeki bireylerin üstbilişlerinin psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalık ile ilişkisinin daha ayrıntılı değerlendirilebileceği nitel ve nicel çalışmaların yapılması önerilebilir
Onkoloji hastalarında umudu yordamada algılanan sosyal destek ve spiritüel bakım gereksinimlerinin rolü
Bu tanımlayıcı kesitsel araştırma onkoloji hastalarında umudu yordamada algılanan sosyal destek ve spiritüel bakım gereksinimlerinin rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde onkoloji hastalarının takip ve tedavilerinin yapıldığı onkoloji ve dahili/cerrahi servisler ile kemoterapi-radyoterapi tedavi ünitelerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 134 onkoloji hastası dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Tanıtıcı Veri Formu", "Herth Umut Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Spiritüel Bakım Gereksinimleri Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, Pearson Korelasyon Analizi ve çoklu doğrusal adımsal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan onkoloji hastalarının umut ve algılanan sosyal destek puan ortalamalarının ölçekten alınabilecek orta puanın üzerinde, spiritüel bakım gereksinimleri puan ortalamalarının ise orta puanın altında olduğu belirlenmiştir. Umut ve algılanan sosyal destek arasında pozitif yönde; umut ve spiritüel bakım gereksinimleri arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Algılanan sosyal desteğin umudun %11,7'sini açıkladığı ve algılanan sosyal destek puanındaki bir birimlik artışın umut puanında ortalama 0,344 birimlik artışa sebep olduğu saptanmıştır. Spiritüel bakım gereksinimlerinin ise umudu yordamada anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, onkoloji hastalarında umudu artırmaya yönelik müdahalelerde sosyal destek algısının geliştirilmesi, sosyal destek kaynaklarının fark ettirilmesi ve dolaylı etkisi olabileceğinden spiritüel bakım gereksinimlerinin de planlamalara dâhil edilmesi önerilebilir.
Sağlık iletişimi: Kanser hastaları ile hekim ilişkisi
Sağlık iletişimi, hasta, hekim, sağlık çalışanı, sağlık kuruluşu ve bu süreci kapsayan, sınırlandırılması mümkün olmayan bir kavramdır. Günümüzde hasta ve hekim ilişkisinin önemi gittikçe artmaktadır. Hasta, hekimi ile kurduğu iletişimden memnun olduğunda, kendini tedaviye daha rahat açabilmektedir. Sağlıklı iletişim, hastanın sağlığında önemli rol oynamaktadır. Hekimin hastayı muayene ederken, tıbbi terminolojisi ile iletişim kurması dahi hastanın iletişimde zorluklar yaşamasına sebep olabilmektedir. Hekim açısından değerlendirildiğinde, hastasına yeteri kadar zaman ayıramaması dahilinde iletişimin kısıtlanması açısından sebebiyet vermektedir. Hastanın, tedavisi hakkında hekimi tarafından yeteri kadar bilgiye sahip olması gerekmektedir. Hasta, tedavisi hakkında yeteri kadar bilgiye sahip olmadığında, sosyal mecralardan veya başka yollardan hastalığı ile ilgili yanlış bilgiler edinebilmektedir. Bu durum hastanın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Hasta ve hastalık kavramlarında, hasta hakları kavramı ortaya çıkmaktadır. Hasta hakları kavramı, hem hastanın haklarını, hem de hekimi koruma altına almaktadır. Hasta hakları kavramı, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi açısından önem taşımaktadır. Hekim tarafından, hastaya yapılan tedavi ile birlikte aralarında bir iş birliği doğmaktadır. Hasta ve Hekim arasında oluşan bu iş birliği, hastanın tedavisinde iyileşme sağlamayı amaçlamaktadır. Hekim, hastaya uyguladığı müdahaleler esnasında, tedavi hakkında gerekli bilgilendirmeleri yaparak, hasta hakları ve hasta rızası kapsamında, hastanın rızasını almaktadır. Hasta, kendi tedavisi ile ilgili karar verme ve tedaviden çekilme haklarına yasal açıdan sahiptir. Hekim ve hasta ilişkisinde, etkin ve sağlıklı iletişimin oluşabilmesi, hekimin hastayı dinleyebilmesi, hastanın hekime güvenmesi ve hekimin empati yeteneğini geliştirebilmesi ile birlikte sağlanabilmektedir. Empati, hekimlerin hastaya karşı kullanması gereken ve iletişimde pozitif bildirimler sağlayan bir kavramdır. Hasta ve hekim arasındaki ilişkide, hekim tarafından, hastaya onun dünyasından baktığı anlamını veren ve aralarındaki iletişimde önem arz eden bir kavramdır. Hastasına karşı, empati uygulayabilen bir hekim, hastayı tamamen algılayabildiğinden, hasta ile iletişimde başarılı olmaktadır. Hekimin hastayı dinlemesi ise, hastayla karşılaştığı andan itibaren, hastanın söylediklerini bütünüyle algılayabilmesi ile mümkün olabilmektedir. Bu çalışma sonuç olarak, hasta ve hekim ilişkisindeki olması gereken iletişimi ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: sağlık iletişimi, hasta hekim ilişkisi, sağlıklı iletişim, hekim ve hasta iletişimi
Kanser hastası yakınlarının algıladığı sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, kanser hastası yakını olan kişilerin algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada; hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek (aile, arkadaş ve özel kişi desteği) ile umutsuzluk (geleceğe ilişkin duygu, motivasyon kaybı, beklenti) düzeyi arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini; İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ayaktan Kemoterapi Servisinde kemoterapi tedavisi alan 130 hastanın yakını oluşturmaktadır. Araştırmada kanser hastası yakınlarının sosyodemografik bilgilerini öğrenebilmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen " Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek düzeyi Zimet ve arkadaşlarının geliştirdiği, Eker ve Arkar'ın 1995'te Türkçeye uyarladığı " Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS)" ile ölçülmüştür. Hasta yakınlarının umutsuzluk düzeyi ise Seber'in 1991 yılında Türkçeye uyarladığı " Beck Umutsuzluk Ölçeği" ile değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuç; kanser hastası yakınlarının algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmasıdır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek arttıkça umutsuzluk düzeylerinin azaldığı yapılan istatistiksel analizlerle bulunmuştur. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler; kanser, sosyal destek, umutsuzluk, sağlık-hastalık, hasta-hasta yakını, aile
Meme kanseri hastalarında cerrahi müdahele öncesi ve sonrası evrede gestalt temas biçimlerinin başa çıkma biçimlerine etkisi
Meme kanseri hastalarında kullanılan Gestalt terapi, diğer hümanistik terapi türlerinde olduğu gibi yalnızca hastalık kavramı üzerinde yoğunlaşmak yerine bireyin sahip olduğu potansiyeli kullanarak sağlığı yani bedensel ve ruhsal iyilik halini ortaya çıkarmak ister. Çevre ile temasa geçerken ortaya çıkan ilişki çarpıtmaları veya temasın yön değiştirmesi temas engellemeleri olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmada, Gestalt temas biçimleri ve engelleri kapsamında meme kanseri tanısı almış kadınların, tedavi süreci boyunca üç farklı dönemde kullandıkları temas engellerine dair dönüşümlerinin saptanması amaçlanmıştır.
Pediatrik onkoloji hastalarının anne-babalarının stresle baş edebilme becerileri ile hastaların kardeşlerinin kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırmada pediatrik onkoloji hastalarının anne-babalarının stresle baş edebilme becerileri ile hastaların kardeşlerinin kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve İstanbul Üniversitesi Pediatrik Onkoloji ve hematoloji hastalarının anne-baba ve kardeşleri ile yürütüldü. Başlangıçta 34 aile ve 51 kardeş katılmıştır. Araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayamayan aileler çıkartıldıktan sonra 30 aile ve 40 kardeş ile devam edilmiştir. İlk önce katılımcılardan demografik bilgiler alınmıştır. Daha sonra anne ve babalara Cope Ölçeği, Beck Anksiyete ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Çocuklara ise Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Çocuklar için Durumluluk-Sürekli Kaygı Ölçekleri (Nasıl Hissediyorum-1, Nasıl Hissediyorum-2) uygulanmıştır. Uygulamalarının ardından rastlantısal olarak seçilmiş 20 çocuğun anne ve babasına stresle baş edebilme eğitimi verilmiştir. Eğitimden sonra ailelere öğretilen stresle baş edebilme tekniklerini ne kadar yapabildiklerini takip edebilmek amacı ile 10 günlük bir takip çizelgesi verilmiştir. Eğitimin 11. günü tamamlandıktan sonra çizelgeler ailelerden alınmıştır. Daha sonra araştırmaya katılan bütün çocuklara ve ailelere (eğitim ve kontrol grubundaki aile ve çocuklara) tekrardan Cope Ölçeği, Beck Anksiyete, Beck Depresyon Ölçeği, Çocuklar için Depresyon Ölçeği ve Çocuklar için Durumluluk- Sürekli Kaygı Ölçekleri uygulanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Çocuklara ve ailelere ön test ve son test yöntemiyle ölçekler uygulandıktan sonra analizler yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre grupların kendi içlerinde Ön test ve son testleri değerlendirildiğinde ailelerin stresle başedebilme düzeyleri ve anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Eğitim grubu için ailelerin depresyon düzeyleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. öntest ortalamaları (15,48± 10,39) ve Son test ortalamaları (10,97±7,90) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmıştır (t29=-3,479; ,001). Buna göre son test ortalamaları yaklaşık 4,5 puan düşmüştür. Kardeşlerin bulgularını değerlendirdiğimizde; grupların kendi içlerinde Ön test ve son testleri değerlendirildiğinde Çocuklar için Durumluluk Kaygı Ölçeği (t19=-1,112; 0,280), Sürekli Kaygı Ölçeği (t19=-2,080; 0,051) ve Depresyon Ölçeğine (t19=-0,367; 0,718) göre ön test ortalamaları ve son test ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark çıkmamıştır. Eğitim grubundaki kardeşler için yapılan analizlerde, Çocuklar için Depresyon Ölçeği (t19=2,669; 0,015) düzeylerine göre ön test ortalamaları (12,30±4,71) ve son test ortalamaları (8,15±5,31) arasında istatistiksel olarak fark bulunmuştur.Çalışmamızın sonuçlarına göre; vermiş olduğumuz stresle baş edebilme eğitiminin anne-baba ve kardeşlerin depresyon düzeylerinin düşmesi yönünde fayda sağladığını düşündürmektedir. Bu bağlamda Onkoloji servislerinde ailelere ve çocuklara gerektiğinde destek verilmesi için psikologların bulundurulması ve ailelere eğitim seminerlerinin verilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Pediatrik Onkoloji, Stres, Kaygı, Depresyon, Anne, Baba, Kardeş