Diffusion magnetic resonance imaging
92 theses under this subject heading
Manyetik rezonans görüntülemeden elde edilen radyomiks parametrelerinin kafa tabanı osteomyeliti ve nazofarinks karsinomunu ayırt edebilme başarısının araştırılması
Kafa tabanı osteomyeliti (KTO) nekrotizan eksternal otit spektrumunun en ciddi formunu temsil eden infeksiyöz bir durum olup kafa tabanı kemikleri ile paraklival ve parafaringeyal yumuşak dokularda geniş tutulum varlığında veya öncesinde bilinen ekternal otit kliniğinin yokluğunda nazofarinks karsinomu (NFKa) ile radyolojik olarak karışabilmektedir. Terapötik gelişmelere rağmen mortal seyredebilen KTO'nun erken tanısı ve hızlı tedavisi klinik sonuçları iyileştirebilir. Bu nedenle erken tanıda önemli bir araç olan görüntüleme yöntemlerinin tanısal başarısını artırmak için çeşitli yöntemler araştırılmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız manyetik rezonans görüntülemeden (MRG) elde edilen radyomiks değişkenlerinin KTO'yu NFKa'dan ayırt etmedeki rolünü incelemektir. Üç farklı merkezden alınan toplam 93 hasta (50 NFKa ve 43 KTO) ~7:3 oranında eğitim (32 NFKa ve 31 KTO) ve dış doğrulama (18 NFKa ve 12 KTO) kohortlarına ayrılmıştır. Üç farklı sekansta (kontrast öncesi yağ baskısız T1-ağırlıklı, yağ baskılı T2-ağırlıklı ve kontrast sonrası yağ baskılı T1-ağırlıklı) lezyonların üç boyutlu segmentasyonu ile çıkarılan toplamda 2553 radyomiks özelliğinden, sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC)<0.9 ve Least Absolute Shrinkage and Selection Operator (LASSO) regresyon analizi ile katsayısı sıfır olan özellikler elenmiştir. Geriye kalan 11 radyomiks özelliği ile lineer çekirdekli (kernel) Support Vector Machine (SVM) kullanılarak radyomiks modeli oluşturulmuştur. İncelenen semantik (konvansiyonel) MRG bulgularından iki grup arasında anlamlı farklılık bulunan (p<.05), eğitim setinde alt grup analizlerinde sıfır değeri bulunmayan ve tek değişkenli analizler sonucunda iki grup arasında anlamlı ilişki saptanan (p<.05) doku düzlemlerinde distorsiyon, lateral uzanım, kontrastlanma derecesi, dural kalınlaşma ve lenfadenopati değişkenleri ile semantik SVM modeli oluşturulmuştur. Ayrıca, kistik-nekrotik alanlar dışlanarak üç farklı ilgi bölgesi (ROI) belirlenmiş ve elde edilen ADC değerlerinin aritmetik ortalaması alınarak ADCortalama değerleri hesaplanmıştır. ADCortalama değerlerinin spinal kordun tüm aksiyel kesitini içine alan ROI'den elde edilen referans ADC değerlerine bölünmesi ile nADC değerleri elde edilmiştir. Bu parametrelerden eğitim kümesinde elde edilen optimal kestirim değerlerinin eğitim ve test veri kümelerindeki performanslarına bakılmıştır. Bunun yanında eğitim kümesindeki ADCortalama değerleri ile SVM sınıflayıcısı eğitilerek test kümesindeki performansı ayrıca değerlendirilmiştir. Oluşturulan SVM modellerinin tahmin performansları Reciever Operating Curve (ROC) eğrileri ve eğri altında kalan alan (AUC) değerleri ile incelenmiştir. Bağımsız test veri kümesinde radyomiks modeli 0.972 AUC değeri ile semantik model (AUC: 0.902) ve ADC modelini (AUC: 0.681) geride bırakmıştır. Eğitim kümesinde hesaplanan kestirim değerleri ADCortalama için 0.954 x 10-3 mm2/s ve nADC için 1.133 olup bu değerlerin sınıflandırma başarısı (AUC) eğitim kümesinde sırasıyla 0.849 ve 0.897; bağımsız test veri kümesinde sırasıyla 0.688 ve 0.705 olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, radyomiks değişkenleri iki hastalığın ayırt edilmesinde iyi bir tanısal başarı göstermiştir. ADC parametreleri önerilen normalizasyon yöntemine karşın veri kümesine hassastır ve genellenebilir değildir. Ancak, her merkezin kendi kestirim değerlerini belirlemesi durumunda ADC değerleri iki hastalığın ayrılmasında önemli rol oynayabilir.
Benign ve malign kas-iskelet sistemi tümörlerinin ayrımında monoeksponansiyel difüzyon ağırlıklı görüntüleme, intravoxel incoherentmotion ve difüzyon kurtozis modellerinin kullanıldığı multiparametrik yaklaşım
Arslan Sarıkaya S, Benign ve malign kas-iskelet sistemi tümörlerinin ayrımında monoeksponansiyel difüzyon ağırlıklı görüntüleme, intravoxel incoherent motion ve difüzyon kurtozis modellerinin kullanıldığı multiparametrik yaklaşım, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2021. Bu çalışmada benign ve malign kas-iskelet sistemi tümörlerinin ayrımında monoeksponansiyel DAG, IVIM ve DK yöntemlerinin birlikte kullanıldığı multiparametrik yöntemin etkinliği araştırılmıştır. Prospektif olarak, Ağustos 2019-Kasım 2020 tarihleri arasında kemik ve yumuşak doku tümörü olan 50 olgu (ortalama yaş 32.80, yaş aralığı: 5-82 yaş) çalışmaya dahil edilmiştir. Toplam 28 olguda malign (13 kadın, 15 erkek, ortalama yaş: 30.36, yaş aralığı: 5-70 yaş), toplam 22 olguda benign (12 kadın, 10 erkek, ortalama yaş: 35.90, yaş aralığı: 7-82 yaş) kas-iskelet sistemi tümörü (kemik tümörleri benign/malign: 8/19, yumuşak doku tümörleri benign/malign: 14/9) saptanmıştır. Tüm olgularda DAG (ADC), IVIM (D, D* ve f) ve DK (D ve K) parametrelerinin volümetrik ve minimum değerlerinin malign ve benign tümör ayrımındaki rolü değerlendirilmiştir. Bu parametreler non-miksoid non-kondroid (benign/malign: 12/20) ve miksoid ve kondroid tümörler (benign/malign: 10/8) için ayrıca değerlendirilmiştir. Tüm tümörler birlikte değerlendirildiğinde malign ve benign tümörlerin D*vol, Kvol, Kmin, ADCmin ve DIVIM-min değerlerinin istatistiksel anlamlı fark gösterdiği (P sırasıyla; 0.045, 0.002, 0.001, 0.026 ve 0.015), malign tümörlerde D*vol, Kvol ve Kmin değerlerinin daha yüksek; ADCmin ve DIVIM-min değerlerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Tüm tümörlerde malign ve benign ayrımında en yüksek hassasiyeti %75 ile D*vol değeri, en yüksek tanısal performansı Kmin değeri (EAA: 0.760) göstermiştir. Non-miksoid non-kondroid tümörler ayrı değerlendirildiğinde malign ve benign tümörlerin D*vol, Kvol, Kmin, ADCmin, DIVIM-min ve Dkurtozis-min değerlerinin istatistiksel anlamlı fark gösterdiği (P sırasıyla; 0.013, 0.035, 0.002, 0.005, 0.002 ve 0.025), malign tümörlerde D*vol, Kvol ve Kmin değerlerinin daha yüksek; ADCmin, DIVIM-min ve Dkurtozis-min değerlerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. Non-miksoid non-kondroid tümör alt grubunda malign ve benign tümör ayrımında en yüksek hassasiyeti %95 ile D*vol ve DIVIM-min değerleri, en yüksek tanısal performansı ise Kmin değeri (EAA: 0.825) göstermiştir. ROC analizinde tüm tümörler ve non-miksoid non-kondroid tümör grubunda malign ve benign tümör ayrımında istatistiksel anlamlı farklılık gösteren D*vol, Kvol, Kmin, ADCmin, DIVIM-min ve Dkurtozis-min kesim değerleri sırasıyla 7.07/7.033x10-3 mm2/sn, 0.725/0.719, 0.931/0.793, 1.027/1.027x10-3 mm2/sn, 0.999/0.999x10-3 mm2/sn, 1.132/1.132x10-3 mm2/sn bulunmuştur. Miksoid ve kondroid tümörlerde benign ve malign tümörlerin DAG, IVIM ve DK parametrelerinin volümetrik ve minimum değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır. Malign ve benign tümörlerin ayrılmasında DAG, IVIM ve DK yöntemlerinin tek başına tanısal performansları arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır (P>0.05). Tüm tümörler için malign ve benign ayrımında en yüksek tanısal performansı gösteren Kmin değeri ile bu değerden daha yüksek tanısal performans gösteren üç model (1.model: Kmin+DIVIM-min, EAA: 0.783; 2.model: Kmin+ADCmin, EAA: 0.801; 3.model: Kmin+ADCmin+DIVIM-min, EAA: 0.801) karşılaştırıldığında, EAA değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmamıştır (P>0.05). Anahtar Kelimeler: Kas-iskelet sistemi tümörleri; Difüzyon ağırlıklı görüntüleme; 'Intravoxel incoherent motion'; Difüzyon kurtozis; Multiparametrik
Akciğer kanserli olgularda kitle ve lenf noduna ait F-18 FDG PET/BT ve diffüzyon ağırlıklı MRG parametreleri arasındaki korelasyonun değerlendirilmesi
GİRİŞ-AMAÇ: Akciğer kanserleri;Difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemede (DA-MRG) difüzyon kısıtlanmasına ve pozitron emisyon tomografide (PET/BT) artmış FDG tutulumuna neden olabilmektedir.Çalışmamızda akciğer kanserlerinde PET/BT ve DA-MRG bulgularının birbirleri ile ilişkisi ve evreleme etkinliği araştırılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda Kasım 2017 ve Mart 2019 tarihleri arasında 1.5 Tesla Amira Siemens MR ve PET/BT Siemens cihazında onam formu imzalatılmış ve bilgilendirilmiş 34 akciğer maligniteli olguya ait ;kitle ve lenf nodları LEONARDO,SYNGO,SECTRA ve GE iş istasyonları kullanılarak retrospektif olarak değerlendirilip parametre ölçümleri yapılmıştır.Ayrıca olguların yaş,cinsiyet,sigara öyküsü,operasyon öyküsü,metastaz varlığı,kitle boyutu ve lenfadenopati boyutu,patolojik materyal örneklemeleri ve sonuçları,HU değeri ve SI değeri,amfizem oranı gibi bilgileri kaydedilmiştir.Evreleme amacıyla elde olundan görüntülerdeki ölçülen değerler SPSS 23.0 programı kullanılarak Spearman korelasyon testi ve Kruskal Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya 34 hasta katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 64,95 ± 7,31'dir. Katılımcıların %97,1'i erkektir. Hastaların 21'inde (%61,7) lenfadenopati,15'inde (%44,1) ise sistemik metastaz vardır. Kitleye ait PET metabolik parametreler ve ADC değerleri arasında İstatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmasa da bu her iki gruba ait parametreler arasında negatif korelasyon mevcut idi.Kabul edilebilir düzeydeki sonuçlar TLG ile ADCmaks arasında (r= -0,311 (0,20- 0,40) ve p=0,057 (p>0,05))bulunmuştur.Yakın bir değere sahip diğer ikili ise SUVmaks ile ADCmin arasında benzer (r= -0,281 (0,21-0,40) ve p=0,088 (p>0,05)) olarak bulunmuştur.Ayrıca matematiksel olarak beklenmesi muhtemel en yüksek oran ise MTV ve TLG arasında (r=0,935 ve p=0) çıkmıştır(TLG=MTV x SUVort). Ayrıca çalışma grubumuzdaki 21 lenfadenopatiye ait istatistiki korelasyon değerlendirmesinde en yüksek sonuç;SUVort ile ADCort arasında (r= -0,495 (0,41-0,60) ve p=0,023 (p<0,05)) bulunmuştur.Benzer orana sahip diğer ikili ise SUVmaks ve ADCort arasında (r= -0,458 (0,41-0,60) ve p= -0,037 (p<0,05)) saptanmıştır. Çalışmamızda sistemik metastazlara ait (visseral organ,santral sinir sistemi,kemik vs.) parametre tayini-korelasyon değerlendirilmesi yapılmamıştır. SONUÇ: Akciğer kanserli olgularda SUV ve ADC parametreleri arasında kitleye ait istatistiki olarak anlamlı olmayan lenfadenopatilerde ise anlamlı olan negatif korelasyon mevcuttur.Histopatolojik tanı çeşitliliği ve daha fazla sayıda hasta içeren çalışmalar ile ADC değerlerinin Akciğer kanserli olgularda özellikle T ve N evrelemede noninvaziv marker olabileceğini düşünmekteyiz.
Radyoterapi gören baş ve boyun tümörlü olgularda PET/BT ve difüzyon ağırlıklı MRG'nın korelasyonu
Amaç: Baş ve boyun kanserleri, difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntülemede (DA MRG) difüzyon kısıtlanmasına ve pozitron emisyon tomografide (PET/BT) artmış FDG tutulumuna neden olabilmektedir. Çalışmamızda baş ve boyun kanserlerinde DA-MRG ve PET/BT bulgularının birbirleri ile ilişkisi ve tedavi sürecindeki değişimi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza dahil edilen 36 baş - boyun kanserli hastanın DA-MRG ve FDG PET/BT parametreleri retrospektif olarak değerlendirildi. Radyoterapi yanıtı olan ve olmayan baş-boyun tümörlerinin ADC ve SUV değerleri Kruskal Wallis tek yönlü ANOVA ve Mann-Whitney U testi kullanılarak karşılaştırıldı ve tedavi sürecindeki değişimi incelendi. Bulgular: Baş-boyun karsinomlarda ortalama ADCmin, ADCmean ve ADCmin/mean değerleri sırasıyla 0,68 ± 0.17 × 10−3 mm2/s; 0,82 ± 0.17 x 10−3 mm2/s ve 0,83 ± 0.10 mm² /s idi. Ortalama SUVmean ve SUVlbm değerleri sırasıyla 14.65 ± 5.5 ve 10.96 ± 5.1idi. Spearman korelasyon katsayısı analizinde ADC ile SUV değerlerinin arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmadı. Anlamlı korelasyon bulunmasa da, baş-boyun tümörlerinin SUV değerlerinde artış ile birlikte ADC değerlerinde düşüş izlendi. İstatistiksel anlamlı korelasyon bulunmasa da tedavi sürecinde RT'ye yanıt vermeyen tümörlerde ADC ve SUV değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç: Baş ve boyun tümörlerinde ADC ve SUV değerlerinin birbirinden bağımsız biyomarkerler olduğu sonucuna varıldı.
Öz düzenleyici haritalar ile difüzyon tensör yolak takibi
The diffusion tensor imaging (DTI) is unique in its ability to estimate the white matter (WM) fiber tracts in vivo noninvasively. The post-processing of DT images needs proper image analysis and visualization tools. However, accurate WM anatomical maps should be provided to clarify the multiple orientational fiber paths within uncertainty regions. These regions with intersecting trajectories generate a critical tractography issue in DTI literature. WM fiber tractography needs a standardization, a generally accepted fiber tract atlas which is the main concern of the various research groups in the field. In this thesis, the special class of artificial neural networks (ANN) namely Kohonen's self organizing feature maps (SOFMs) is proposed for the analysis of DT images. This SOM based tractography approach called SOFMAT (Self-Organizing Feature Mapping Tractography) relies on unsupervised learning method for the mapping of high dimensional data into a 1D, 2D, or higher dimensional data space depending on the topological ordering constraint. The unsupervised approach enables SOFMAT to order the principal diffusivity of the fibers in the DTI into neural pathways. A major advantage of the topological maps produced by SOFMAT is that it retains the underlying structure of the input space, while the dimensionality of the input space is reduced. As a result, an artificial neuronal map is obtained with weights encoding the stationary probability density function of the input pattern vectors. Building fiber tracking maps based on the diffusion tensor information which learn through self organization in a neurobiologically aspect is the aim of the study. SOFMAT has been tested to reveal uncertainties in fiber tracking. A well known artificial dataset called PISTE was used to access the capabilities of SOFMAT. After identifying an affective configuration, SOFMAT was employed for human tractography.
Akut iskemik inmede diffuzyon MR hacimleri, damar okluzyonu ve HIHSS skoru(National Institues of Healt Stroke Scales Scores) ile tutulan hemisfer arasındaki ilişki
AMAÇ: Ulusal İnme Sağlık Ölçeği Skalası (NIHSS) akut iskemik inmenin şiddetini belirlemede kullanılır. Yüksek NIHSS skoru genellikle intrakranyal arter okluzyonu ile ilişkilidir, ancak tutulan hemisferin damar okluzyonunu ön gördüren NIHSS skoruna etkisi bilinmemektedir. Çalışmamızda inmenin ilk 12 saatinde başvuran hastaların NIHSS skoru ve arteriyel okluzyon varlığı değerlendirildi. Bu çalışmanın amacı akut intrakranyal MR anjiografi ile belirlenen damar okluzyonunun, NIHSS skoru ile ilişkisinin sağ ve sol taraflı inmeli hastalar arasında farklı olup olmadığının araştırmaktır. Çalışmanın diğer bir amacı NIHSS skoru ile DWI lezyon hacmi arasındaki ilişkinin sağ ve sol taraflı inmesi olan hastalarda farklı olduğunu teyit etmektir.METOD: Bu çalışma, 2006-2009 yılları arasında Florence Nigtingale İnme Merkezi'ne inme başlangıcından 12 saat içinde başvuran ve DWI/PWI MR ve İntrakranyal MR anjiografi yapılmış olan 139 hastanın (Sağ hemisfer:59,Sol hemisfer:80) verilerinden retrospektif olarak yapıldı. Çalışmaya izole MCA enfarktı olan hastalar alındı.SONUÇ: Mean (± SD) NIHSS skoru 9,7 ± 6,7 idi. ROC Eğrisi ile arter tıkanıklığını ön gördüren NIHSS Cut-Off değeri sağ ve sol taraflı inme arasında hastalarda benzerdi. Sol taraf inmeli hastalarda damar okluzyonunu ön gördüren Cut-off noktası 8 (duyarlılık % 83, özgüllük % 84) idi. Sağ taraf inmeli hastalarda damar okluzyonunu ön gördüren Cut-off noktası 9 (Duyarlılık % 72, özgüllük % 72) idi .Akut NIHSS skoru ve akut DWI lezyon hacimleri (r = 0.44 sağ, r = 0.68 sol) arasında anlamlı bir ilişki bulundu. %50 üzerinde semptomatik damar darlığı olan hasta alt grubunda Cut-off NIHSS skoru her iki hemisfer için de 8 olarak saptandı. NIHSS skorları 0 ile 5 arasında olan hastalar için, sağ serebral lezyonların DWI hacmi, sol taraf inmeli hastalara (P = 0.002 hacmi,mean DWI hacmi solda 2,8 cm3, sağda 13,2 cm3 idi) göre daha fazlaydı.TARTIŞMA: Saptanmış olan Cut-Off NIHSS skorlarının damar oklüzyonunu ve %50'nin üzerinde damar darlığınıön gördürmesi nedeniyle, anjiyografik değerlendirme yapılamayan merkezlerde trombolitik tedaviye yönlendirme açısından destekleyici bir bulgu olarak kullanılabilir. Ancak bu Cut-Off NIHSS değerinin klinik kullanımda yer edinebilmesi için daha fazla sayıda hasta içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.
Akut iskemik inmenin ilk 12 saatinde saptanan difüzyon-perfüzyon MR'daki mismatch varlığının giriş kan şekeri ve kan basıncı değerleri üzerindeki etkisi
Acil servise başvuran akut inme hastalarının yaklaşık %20-50'sinde hiperglisemi saptanmaktadır (1,2) ve bu hastaların çoğunda bilinen diyabetes mellitus (DM) hikâyesi yoktur (3). Acile girişte potansiyel kurtarılacak penumbral beyin dokusu olan hastalarda kan şekeri daha yüksek olabilir. Bu hastalara uygulanan insülin tedavisinin güvenli olup olmadığı tartışmalıdır. Benzer olarak acil servise başvuran %75 (4) ila %81 (5) akut inme hastasının kan basıncı yüksek saptanmaktadır ve yaklaşık %50'sinde hipertansiyon (HT) hikâyesi yoktur (5). Akut inmede saptanan yüksek kan basıncının nedeni tam olarak bilinmemektedir. Acile girişte potansiyel kurtarılacak penumbral beyin dokusu olan hastalarda daha yüksek kan basınçları ortaya çıkıyor olabilir. Bu nedenle de bu hastalara uygulanacak anti-hipertansif tedavi stratejisi belirsizdir.Bu çalışmada inmenin hiperakut dönemi olan ilk 12 saatinde başvurmuş hastaların giriş kranyal MR'ında saptanan DWI/PWI mismatch varlığı ile acilde ilk ölçülen giriş kan basıncı ve kan şekeri değerleri arasındaki ilişki araştırıldı.2006-2009 yılları arasında Florence Nightingale İnme Merkezi Veri Bankasına ardışık ve prospektif olarak kaydedilmiş hastaların verileri incelenerek istatistiksel analize alındı. Gözle karşılaştırılan difüzyon ve perfüzyon incelemelerindeki uyumsuzluk %20'den fazla olduğu takdirde mismatch varlığı olarak kabul edildi. Giriş kan şekeri düzeyi >140 mg/dl ve ?140 mg/dl; giriş kan basıncı düzeyi >140/90 mm Hg ve ?140/90 mm Hg olmak üzere kategorize edildi. Mismatch ile giriş kan şekeri ve kan basıncı arasındaki ilişki multivaryat lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. Yaş, cinsiyet, DM hikayesi, HT hikayesi, Hba1c düzeyi, DM tedavisi, anti-hipertansif kullanımı, giriş proksimal damar oklüzyonu gibi özellikler ile kan şekeri ve kan basıncıyla ilişkili olabilen diğer özellikler (acile giriş dakikası, NIH skoru, bilinç bozukluğu, inme tipi ve etyolojisi) analize alındı.Toplam 192 hastanın 87'si kadın, 105'i erkekti, yaş ortalaması 70 (SD:13) idi. Ortalama giriş kan şekeri değeri 137 mg/dl (SD:44), ortalama giriş sistolik kan basıncı 149 mm Hg (SD:29), diastolik kan basıncı 84 mm Hg (SD:14) idi. Yüz altı hastanın (%55) mismatch'i, 121 (%63) hastanın proksimal damar oklüzyonu vardı.Mismatch varlığının bütün grupta yüksek giriş kan şekeri düzeyini tahmin etme olasılığını gösteren odds oranı 2,507 (p=0,050, 95%Cl 0 1,000-6,286) idi. Stres hiperglisemisinin araştırıldığı, DM hastası içermeyen grupta ise odds oranı 3,801 (n: 132, %68) (p= 0,033, 95%Cl 1,110-13,015) idi. Bilinç bozukluğu (p ?0,0001), kardiyoembolik inme (p=0,037), bilinen AF (p=0,030), posterior sirkülasyon enfarkti (p=0,026) ve Hba1c (p =0,007) yüksekliği girişteki yüksek kan şekeri ile ilişkiliydi. İskemik inmenin ilk 12 saatinde başvuran hastalarda mismatch varlığının giriş kan basıncı değeri üzerinde anlamlı etkisi saptanmadı. Kadın cinsiyet (p=0,046) ve klinik sendromlardan total anterior sirkülasyon infarktı (TACİ) (p=0,010) akut kan basıncı yüksekliği ile ilişkiliydi.Çalışmamızda saptanan bulgular ?difüzyon/perfüzyon mismatch?, yani penumbral doku varlığı olan hiperakut iskemik inme hastalarının başvurularında hiperglisemi olma eğilimi olduğunu göstermektedir. Parenteral insülin tedavisinin güvenli olup olmadığı bu hasta popülasyonunda araştırılmalıdır. Girişteki kan basıncı yüksekliğinin mismatch varlığı ile ilişkili bulunmamış olması aynı bağlamda beklenin aksine şaşırtıcı bulunmuştur.
İdiyopatik epilepsili köpeklerde limbik sistemin ileri manyetik rezonans görüntüleme analizleri ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı idiyopatik epilepsili köpeklerde limbik sistem yapılarının ileri manyetik rezonans analizi ile değerlendirilmesidir. Çalışmada toplam 20 adet köpek kullanıldı. Bunlardan 10 adet köpek idiyopatik epilepsi tanısı doğrulandıktan sonra çalışmaya dahil edildi ve çalışmanın deney grubunu oluşturdu. Geriye kalan 10 köpek ise nöroloji kliniğine çeşitli şikayetlerle başvuran ancak epilepsi almamış ve çalışmanın kontrol grubunu oluşturdu. Çalışmada köpekleri çalışmaya dahil etmek amacıyla öncelikle hastaların genel muayeneleri ve nörolojik muayaneleri yapıldı. Bunun ardından, tam kan ve biyokimya analizleri yapıldı. Hasta grubunu oluşturan köpeklerin öncelikle epilepsi tanılarını doğrulamak amacıyla EEG kayıtları alındı. EEG analizlerinde diken ve diken dalga komplekslerinin belirlenmesi sonucunda epilepsi tanıları doğrulandı. Devamında bütün hastalara öncelikle konvansiyonel manyetik rezonans kayıtları 3T Siemens cihaz ile kaydedildi. Eğer beyinde yapısal değişiklikler belirlenmediyse, çalışmaya devam edilerek difüzyon ağırlıklı görüntüler elde edildi. Bu aşamaya kadar herhangi patoloji belirlenen hastalar çalışmadan çıkarıldı. Elde edilen bütün veriler daha sonrasında analiz yapılması amacıyla kaydedildi. Öncelikle hastaların voksel tabanlı görüntü analizleri yapıldı. Bu amaçla OsisriX analiz programı kullanıldı. Elde edilen veriler değerlendirilerek kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Elde edilen analiz sonuçlarına göre hasta gurubu ile kontrol gurubu arasında anlamlı bir fark belirlendi. Elde edilen difüzyon görüntüleme analizleri kontrol grubu ile değerlendirdi. Bu amaçla FSL yazılım programı kullanıldı. FSL programı ile görüntülerin fraksiyonel anizotropi (FA) analizleri yapıldı. Analiz sonucunda özellikle limbik sistem yapılarında p<0.05 olacak şekilde anlamlı olarak kontrol grubuna göre farklılık belirlendi. Yapılan bu çalışma ile özellikle ilaç dirençli epilepsilerde ilerleyen dönemlerde preoperatif değerlendirme anlamında faydalı olacağı ve bu çalışmaların artması gerektiği sonucuna varıldı.
Human muscle structure-function relation in-vivo using magnetic resonance imaging modalities
Non-uniform muscle deformation has become a frequent finding in biomechanics research, using imaging modalities operating at different resolution levels from sarcomeres to fascicles. Mainly due to technical limitations, interpretations of these findings are detached from a theoretical foundation that considers the muscle with mechanical links to its surrounding. To enable this vital consideration, this thesis aims at developing and testing the validity of a multimodal MRI method that bridges the understanding between non-uniform mechanical deformations and their myofascial origins, in-vivo. 1) Supplemented with DTI tractography, registration-based fiber direction deformations and principal strains on NVTs characterized the myofascial loads in relation to the strain heterogeneity pattern in active muscle (proximally shortened (up to 22%), distally lengthened (up to 108%) fascicles). Inter-subject deviations from the general pattern were in agreement with subject specific anatomy. 2) A multiverse analysis was performed on the tuning parameters of the demons registration algorithm to assess the validity of strain distribution pattern against algorithmic choices. Results showed that the overall deformation pattern was immune to such perturbations, yet the strains amplitudes underwent significant changes. 3) To add orthogonal information to the myofascial origin assessment and validation of strain distributions, quantitative and velocimetry MRI were used. T1 mapping showed promising results in associating microstructural content with the strain distribution pattern. SR patterns from 2D VEPC showed weak similarities with registration-based principal strains, whereas those from compressed sensing 4D-PC showed much better agreement. Collectively, these studies show a way forward for the understanding of in-vivo muscle structure function relationship with implications for muscle physiology in health and disease.
Kadın pelvik kitlelerinin benign-malign ayırımında difüzyon ağırlıklı MRG bulgularının farklı `b' değerleri kullanılarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, jinekolojik pelvik kitle ön tanısı almış kadın hastalarda kitlelerin farklı `b' değerleri kullanarak difüzyon ağırlıklı MRG bulgularının tanıya katkısını araştırmaktır.Çalışmaya Ekim 2009 ile Kasım 2010'da, Radyoloji Anabilim Dalı MR Ünitesi'ne pelvik kitle ön tanısıyla pelvik MR tetkiki istenen 15?82 (ort: 43) yaş aralığında 167 malign ve benign lezyon içeren 154 olgu dahil edildi. Bu hastalardan DAG ile sırasıyla b250, b500, b750, b1000 gradient değerlerinde difüzyon ağırlıklı EPI görüntüler alındı. Pelvik kitle saptanan olgularda lezyonlardan ADC değerleri ölçüldü.Malign lezyon saptanan 47 olgunun ortalama ADC değerleri (b250, b500, b750, b1000) (1.19x10?3, 1.12x10?3, 1.05x10?3, 0.94x10?3 sn/mm2), benign lezyon saptanan 120 olgunun ortalama ADC değerlerinden (b250, b500, b750, b1000) (2.17x10?3, 2.04x10?3, 1.97x10?3, 1.94x10?3 sn/mm2) düşük ölçüldü ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Çalışmamız farklı b değerlerinde planlanmış olup tüm değerlerde malign ve benign kitleler arasında anlamlı istatistiksel farklar bulundu. Ancak b 500 altı değerlerde görüntü rezolüsyonu azaldığını ve lezyonların saptanmasının güçleştiğini saptadık. Pelvik bölge değerlendirmelerinde b 500 ile b 1000 arası değerlerin kullanılmasının daha uygun olacağının kanaatindeyiz.Sonuç olarak DAG'ın, konvansiyonel görüntüleme yöntemlerine eklenerek rutin kullanıma girmesinin pelvik kitlelerin malign ve benign ayırıcı tanısında önemli katkılar sağlayacağını düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), difüzyon ağırlıklı görüntüleme (DAG), ADC, pelvik kitle.
Pediatrik hastalarda solid abdominopelvik kitlelerin difüzyon ağırlıklı ve kontrastlı manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; pediatrik yaş grubunda görülen solid malign ve benign abdominopelvik kitlelerin manyetik rezonans görüntülemele-rinde diffüzyon ve kontrastlanma özelliklerinin kantitatif olarak değerlendirilmesinin etkinliğinin araştırılmasıdır. Bu amaçla Haziran 2015- Eylül 2022 tarihleri arasında MRG incelemesi gerçekleştirilmiş solid abdominopelvik kitlesi bulunan 49 pediatrik hasta çalışmaya dahil edildi. 49 kitlenin 32'si malign 17'si benigndi. Hastaların MRG görüntüleri 4 ve 15 yıllık deneyimleri bulunan gözlemciler tarafından retrospektif ola-rak değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 59,7±54 (1-198) ay, medyan değeri ise 41 (13,5;93,5) ay idi. Ölçümler tümörün kalitatif olarak en çok kontrastlanan yerine karşılık gelen alanlara ROI yerleştirilerek gerçekleştirildi. Hasta yaş ve cinsiyeti ile lezyon karakteri arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Boyut arttıkça kitlenin malign olma olasılığı anlamlı olarak artmakta idi (p=0,018). Minimum, ortalama, maksimum ve normalize ADC değerleri malign kitlelerde benign kitlelerden anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,001). ROC analizlerine göre malign ve benign solid kitleleri ayırt et-mede en yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahip olan veri normalize ADC bulundu ve ≤1,398 olarak hesaplandı. Kitlenin tek faz incelemede gösterdiği kontrastlanma oranı kitle türünü öngörmede anlamlı bulunmadı. Pediatrik hastalarda görece daha sık olarak saptanan malignitelerden Wilms tümörü ile nöroblastoma ait veriler arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak pediatrik yaş grubunda görülen abdominopelvik kitlelerin MRG ile değerlendirilmesinde difüzyon ağırlıklı görüntülerin ve ADC hari-talarının konvansiyonel sekanslara eklenmesi kitle türünü saptamada oldukça yararlı bilgiler vermektedir. Normalize ADC verileri ile yapılacak çalışmalar literatüre faydalı bilgiler sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: ADC, DAG, pediatrik abdomen, MRG
Acil serviste dinamik bilgisayarlı tomografi ile pulmoner emboli tanısı konulan hastaların manyetik rezonans görüntüleme bulgularının değerlendrilmesi
ÖZETGiriş ve Amaç: PE hayatı tehdit eden acil servislerde hekimlerin sık karşılaştığı birhastalıktır. Erken tanı tedavisi kadar önemlidir. Toraks BT, PE tanısında en sık kullanılangörüntüleme yöntemidir. Gebelerde, kontrast alerjisi ya da böbrek yetmezliği olanhastalarda toraks BT kontrendikedir. MR tetkiki son yıllarda kullanımı artan radyasyoniçermemesi nedeniyle önemli bir görüntüleme yöntemidir. Bu çalışmanın amacı; PEdüşünülen ancak böbrek yetmezliği, kontrast madde alerjisi, gebeliği olan hastalar ilegörüntülemenin hızlı yapılması gereken hastalarda, toraks difüzyon MR görüntülemetekniğinin kullanabilirliğini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışma 5 Aralık 2010 ? 31 Kasım 2011 tarihleri arasındahastanemiz Acil Servisine başvuran dinamik kontraslı BT ile PE tanısı konulmuş 29 hastayıkapsamaktadır. Dinamik kontrastlı toraks BT ile PE tanısı konulmuş bu hastalara toraksdifüzyon MR görüntüleme yöntemi uygulandı.Bulgular: PE tanısı konulan 29 hastada, dispne ve göğüs ağrısının en sık başvuru nedeniolduğu tespit edildi. Ortalama ADC değeri tüm hastalar için 2.39x10-³±4.6 mm²/sn olarakbulundu. Enfarktların ortalama ADC değeri 1,98x10-³±4,5 mm²/sn olarak bulundu.Atelektazi alanları için ortalama ADC değeri 2,57x10-³±3,3 mm²/sn olarak bulundu.Atelektazi 20 (%59,1) hastada, enfarkt 9 (%30,9) hastada gözlendi. ADC değeri açısındanatelektazi ve enfarkt arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.0001).Sonuç: PE tanısının konulmasında ve PE'nin periferik lezyonlarının değerlendilmesindetoraks difüzyon MR tetkiki alternatif bir görüntüleme yöntemi olabilir. Özellikle gebelerde,kontrast madde alerjisi olanlarda, böbrek yetmezliği olan olgularda ve hızlı görüntülemeningerektiği durumlarda, PE tanısında ve PE'nin periferik lezyonlarının değerlendilmesindetoraksın difüzyon ağırlıklı görüntüleme tetkiki yararlı sonuçlar verebilir. Difüzyon toraksMR görüntüleme tetkikinin PE tanısında kullanılabilmesi için daha erken dönemdeuygulanmış daha çok vaka ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.nahtar kelimeler: Pulmoner emboli, toraks difüzyon manyetik rezonans görüntüleme,toraks bilgisayarlı tomografi
Meme solid lezyonlarında ileri MR uygulamaları; difüzyon ağırlıklı görüntüleme
Amaç: Dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntüleme malign ve benign meme lezyonlarının karakterizasyonunda yüksek sensitiviteye fakat düşük spesiviteye sahiptir. Difüzyon ağırlıklı görüntüleme lezyon karakterizasyonunda dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntülemenin spesivitesini artırabilir. Bu çalışmadaki amacımız solidmalign ve benign meme lezyonlarının tanısında difüzyon ağırlıklı görüntülemenin dinamik kontrastlı manyetik rezonans görüntülemeye katkısını araştırmaktır. Yöntem ve Bulgular:Çalışmamızda 82 kadın hastaya(91solid lezyon) dinamik kontrastlı ve difüzyon ağırlıklı görüntüleri içeren meme MRG uygulandı. Histopatolojik olarak 91 lezyonun 44?ü benign, 47?si maligndi. Lezyonların dinamik kontrastlıMRG?deki bulgularına göre morfolojik ve kinetik analizleri ile BI-RADS sınıflaması yapıldı ve BI-RADS2-3 lezyonlar benign, BI-RADS 4-5 lezyonlar malign kabul edilerek histopatolojileri ile karşılaştırıldı. Daha sonra lezyonlardan ve normal fibroglandüler dokudan ADC ölçümleri alınarak karşılaştırma yapıldı.Histopatolojik olarak malign lezyonların ortalama ADC değerlerini (0.80x10-3mm2/sn±0.39), benign lezyonların ortalama ADC değerlerinden (1.35x10-3mm2/sn±0.31) ve normal fibroglandüler dokunun ADC değerlerinden (1.27x10-3mm2/sn ±0.30) anlamlı şekilde düşük bulduk.DAG?de yaptığımız ölçümlerle ADC için saptanan sınır değer 1.00 x10-3mm2/sn olarak alındığında memenin malign ve benign lezyonlarının ayırımında DAG?nin duyarlılığı %89.3, seçiciliği %88.6 olarak hesaplandı. Sonuç: Dinamik kontrastlı MRG meme kitlelerinin benign- malign ayırımını yüksek doğruluk oranıyla yapabilir. Malign ve benign lezyonların ADC değerlerine göre bulgularımız literatürle uyumlu olarak bulundu. MRG?ye ek olarak ADC değerlerinin kullanılması benign-malign ayrımında ek bilgiler sağlayabilir.
Böbrek üstü bezinde adenom-metastaz ayırıcı tanısında Difüzyon Tensor Görüntülemenin etkinliği
Amaç:Adrenal glandlardaki kitlesel lezyonların değerlendirilmesinde Manyetik RezonansGörüntüleme (MRG), multiplanar görüntüleme yapabilmesi, doku karakterizasyonunumümkün kılabilmesi, yüksek doku kontrastı sağlaması nedeniyle değerlidir. MRG ile adrenalglandlardaki lezyonların içeriği gösterilebildiğinden hastalıkların ayırıcı tanısı yapılabilir.Son dönemlerde konvansiyonel MRG'ye ek olarak geliştirilen Diffüzyon AğırlıklıGörüntüleme (DAG) ve Diffüzyon Tensor Görüntüleme (DTG), beyin tümörlerinin ayırıcıtanısındaki etkinliği üzerinde en fazla araştırma yapılan konular arasında gelmektedir. DTGnin, çeşitli abdominal lezyonların değerlendirilmesinde de diagnostik teknik olarakkullanılabileceği yönünde araştırmalar vardır. Bu teknikte yerel su diffüzyonu her vokselinkendisine atanan bir tensörü tarafından tanımlanır. Diffüzyon tensorün geometrik yapısıkemik, kas, beyin ak maddesi gibi farklı dokuların yapılarının tespitini niceliksel olarakmümkün kılar. Apparent diffusion coefficient (ADC) değerinin benign lezyonlardan malignlezyonları ayırd etmede anlamlı olduğuna yönelik yayınlar mevcuttur. Ancak DTG'ninadrenal gland lezyonlarının ayırıcı tanısına yönelik literatürde bir araştırma bulunmamaktadır.Bu nedenle biz çalışmamızda bu tetkikin ayırıcı tanıdaki etkinliğini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem:Çalışmamızda, adrenal glandda lezyonu olduğu düşünülen ve MRG çekimi için yönlendirilenolgular çalışmaya dahil edildi. Yaşları 18-80 arası değişen (ortalama 59), 27'si erkek, 6'sıkadın, toplam 33 hastadaki 33 adrenal kitlesi MRG ve DTG ile prospektif olarakdeğerlendirildi. Çalışma grubu 19 adenom, 14 metastaz kesin tanısı alan hastalardanoluşmaktaydı. 3 Tesla MRG cihazı ile abdominal MRG'ye ek olarak 6 dakika süren DifüzyonTensör Görüntüleme (DTG) sekansı ek olarak uygulandı. Bu işlem Radyoloji bölülümüzde 3Tesla MRG sisteminde, yüzeyel vücut sarmalı kullanılarak yapıldı. Toplam görüntülemesüresi yaklaşık olarak 25-30 dakika sürdü. Herbir olguya klinik bilgileri bizde saklı kalmaküzere bir numerik bir kod verildi. Elde edilen veriler özel bir yazılım ile incelenerek renkkodlu FA (Fraksiyone Anizotropi) ve ADC (Appearent Diffusion Coefficient) haritalarıoluşturuldu. Bu haritalardan FA ve ADC değerleri istatistiksel olarak hesaplandı ve budeğerlerin ayırıcı tanıya katkısı değerlendirildi.Y. IŞIK, 2010 65Bulgular:Adenomlardan ölçülen medyan ADC değeri 1.44 iken, metastazlardan ölçülen medyan ADCdeğeri 1.29 bulunmuştur. Metastazdan ölçülen ADC değerleri, adenom ile karşılaştırıldığındaistatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.008).Adrenal gland yerleşimli adenomlardan ölçülen medyan FA değeri 0.52 iken, metastazlardanölçülen medyan FA değeri 0.35 bulunmuştur. Metastazdan ölçülen FA değerleri, adenom ilekarşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde düşük bulunmuştur (p<0.008).Sonuç:Bu çalışma 3 Tesla MRG sistemi ile adrenal glanda yönelik DTG'nin yapılabileceğinigöstermiştir. Adrenal adenomlardan metastazların ayrımında ADC ölçümleri istatistikselolarak anlamlı bulunmazken, FA değerleri adrenal metastazlarda adenomlarla kıyaslandığındaistatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde düşük bulunmuştur.
İntrakranial glial tümörlerde TRPM8 iyon kanalının ekspresyonunun histopatolojik incelenmesi ve difüzyon MRG'de adc ölçümleri ile korelasyonu
Transient Reseptör Potansiyal Melastatin (TRPM) iyon kanalları plazma zarında görevli katyon kanallarıdır. Glial kitlelerde TRPM iyon kanallarının ekspresyonu ve etkileri net bilinmemektedir. Glial kitlelerin tanısında sıklıkla tercih edilen görüntüleme yöntemi Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) dir. Çalışmamızda glial kitlelerde TRPM8 düzeyleri bakılıp, Beyin Difüzyon MR'da tümör, tümör çevresi ve simetrik beyin dokusundaki Aşikar Difüzyon Katsayısı (ADC) sinyal farklılıkları değerlendirildi. Cerrahi uyguladığımız İntrakranial glial kitle tanısı alan 30 hasta ile 2 grup oluşturuldu. Grup A'da; düşük dereceli glial kitleli 15, Grup B'de; yüksek dereceli glial kitleli 15 hasta vardı. Daha önce beyin kanaması gibi başka nedenlerle ameliyat edilen 10 hastadan alınan beyin dokularından da kontrol grubu, Grup C oluşturuldu. Dokularda immunuhistokimyasal olarak TRPM8 incelendi. A ve B grubu hastaların Difüzyon MR'larında kitle içi, kitle çevresi ve simetrik beyin dokusunda ADC ölçümleri yapıldı. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programın da analiz edildi. Grup C ile karşılaştırıldığında Grup A ve B'de TRPM8 immünreaktivitesinde anlamlı artış izlendi. Grup A ile karşılaştırıldığında Grup B' de TRPM8'de anlamlı artış izlendi (p=0,005). Grup B'de kitle üzerindeki ölçümlerde ADC değerleri Grup A'ya kıyasla düşüktü. Kitle çevresi değerleri Grup B'de Grup A'ya kıyasla yüksekti. Simetrik beyin dokusu ölçümlerinde anlamlı farklılık yoktu. Yüksek dereceli glial kitlelerde yani daha malign ve hipersellüler glial kitlelerde TRPM8 ekspresyonu yani iyon transport aktivasyonu daha belirgindi. Tümör evresi arttıkça kitle ADC değerlerinin düşmesi yani difüzyonun azalması hipersellülarite ile ilişkilendirildi. Kitle çevresinde ise tümör derecesi arttıça ADC değerlerinin artması, peritümöral ödemin artması ile ilişkilendirildi. Anahtar Kelimeler: Trpm8, İntrakranial Glial Tümör, Aşikar Difüzyon Katsayısı, Difüzyon Mr
Benign ve malign vertebral çökme fraktürü tanısında multiparametrik spinal MR görüntülemenin etkinliğinin retrospektif değerlendirilmesi
Vertebral çökme fraktürleri özellikle yaşlı hastalarda sık görülen, etyolojisinde travma – osteoporoz benzeri benign veya primer tümör – metastaz – multipl myelom benzeri malign süreçlerin yer alabileceği bir hastalıktır. Manyetik rezonans (MR) incelemesi; benign veya malign çökme ayrımında kullanılabilen bir görüntüleme yöntemidir. Genellikle konvansiyonel sekanslar (T1, T2, yağ baskılı teknikler) tanı açısından kullanılmakla birlikte diffüzyon MR, dinamik kontrastlı perfüzyon MR gibi ileri teknikler de son yıllarda ayrım açısından tercih edilmeye başlanmıştır. Buna karşın, malignite şüphesi giderilmeyen olgularda patolojik verifikasyon gerekebilmektedir. Bu çalışmada difüzyon, perfüzyon MR ve konvansiyonel teknikler kullanılarak yapılan multiparametrik spinal MR'ın vertebral çökme fraktürlerinin benign-malign ayrımındaki etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya, vertebra çökme fraktürü olan, vertebra biyopsisi ve vertebral biyopsi öncesinde multiparametrik MR incelemesi yapılmış 42 hasta dahil edildi. T1-T2 sekanslardaki bulgular, kantitatif diffüzyon ve perfüzyon MR bulguları ve perfüzyon MR eğri tipleri kullanılarak tümöral, multipl myelom, benign ve malign çökme kategorisindeki lezyonların ayrımındaki başarı değerlendirildi. Tümöral, myelom ve benign çökme grupları arasında ve benign – non-benign çökme grupları arasında perfüzyon MR eğri tipi, Ktrans, Kep ve ADC parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,000-0,02). ROC analizinde benign ve malign çökme ayrımında en yüksek sensitivite ve spesifisite değerleri Ktrans için %73,9 ve %77,8, Kep için %88 ve %77,8, ADC için %63 ve %87, saptanan ADC, Ktrans ve Kep cut off değerlerine göre yapılan multiparametrik değerlendirmede ise %91,30 ve %96,29 olarak bulundu. Kantitatif ADC, Kep ve Ktrans analizine ait kombine bilgiler multiparametrik spinal MR ile benign – malign çökme ayrımı yüksek tanısal doğruluk ile yapılabilir. İçerisinde yer alan her bir tekniğin birlikte kullanımı ile vertebral çökmelerin etyolojisinde rol oynayabilecek maligniteler daha yüksek doğrulukla saptanabilir ve sadece tanı amaçlı yapılacak invaziv işlemlere gereksinim azalabilir. Anahtar Kelimeler: Vertebra çökme fraktürü, MR perfüzyon, ADC, Kep, Ktrans
Malign meme kitlelerinde 3.0 tesla MRG'de difüzyon ağırlıklı görüntüleme bulguları ile moleküler biyobelirteçler arasındaki ilişkinin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı meme kanserinde 3.0 Tesla manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile elde edilen diffüzyon ağırlıklı görüntülemede (DAG) görünen difüzyon katsayısı (ADC-apperent diffusion coefficent) değerinin tanıya katkısını ve prognostik faktörler ile ADC arasındaki ilişkiyi değerlendirilmekti. Mayıs 2018 - Ocak 2020 tarihleri arasında departmanımızda dinamik meme MRG ve DAG uygulanan ve operasyon sonrası patolojisi invaziv meme karsinomu ile uyumlu 62 hasta çalışmaya alındı. Hastaların DAG bulgularından minimum ADC, ortalama ADC ve lezyon/normal meme ortalama ADC oranı; kitlelerin klasik histopatolojik özellikleri ve moleküler prognostik biyobelirteçleri açısından değerlendirildi. Ayrıca diğer dinamik meme MRG bulguları ile histopatolojik bulgular karşılaştırıldı. Minimum ADC ve lezyon/normal meme ortalama ADC oranı ile grade arasında negatif, ortalama ADC ile boyut arasında pozitif korelasyon saptandı (p< 0.05). ADC değerleri ile moleküler biyobelirteçler (ER/PR durumu, Her2Neu ve Ki-67 gibi histopatolojik prognostik faktörler) ve tümörlerin moleküler alt tipleri başta olmak üzere diğer histopatolojik özellikler arasında ise anlamlı ilişki saptanmadı (p> 0.05). Multifokalite, multisentrisite ve kitlesiz boyanma durumu ile yüksek ADC değerleri arasında anlamlı ilişki izlendi (p< 0.05). Alıcı çalışma karakteristikleri (ROC-receiver operating characteristic) eğrisi analizinde; ≤ 1.03 10-3 mm2/saniye ortalama ADC eşik değerinin malign lezyonları normal meme dokusunda saptamada yüksek sensitivite, spesifite ve eğri altındaki alan (AUC-area under the ROC curve) değerine sahip olduğu saptandı. Her-2 Zengin moleküler alt tipe sahip, aksiller lenf nodu (LN) tutulumunun eşlik ettiği, ER/PR negatif ve Her2Neu pozitif tümörlerin daha büyük boyuta sahip olduğu izlendi. Ayrıca Her2Neu pozitif tümörlerde daha yüksek oranda multifokal ve kitlesiz boyanma özellikleri saptandı. Multifokal, multisentrik ya da kitlesiz boyanmaya sahip tümörlerde yaygın in situ komponent; multifokal tümörlerde aksiller LN tutulumu daha sık izlendi. Tip 1 boyanma gösteren kitlelerin tamamında hafif düzeyde peritümoral lenfositik infiltrasyon saptandı. Sonuç olarak DAG bulguları ve ADC değerlerinin meme kanseri prognozunu saptamada rol alabileceği düşünülmektedir.
Primer meme karsinomunda histolojik tümör boyutunun mamografi ve manyetik rezonans görüntülemedeki tümör boyutları ile karşılaştırılması
AMAÇ: Meme kanserlerinde tümör boyutunun ana prognostik gösterge olduğunu dikkate aldığımızda, cerrahi tedaviyi planlamak için belirleyici faktördür. Tümör boyutu ölçümünde radyolojk tümör boyutu ile histolojik boyut arasındaki korelasyon bu çalışmamızdaki amacımızdır. GEREÇ ve YÖNTEM: Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara Şehir Hastanesi Radyoloji bölümünde 01.01.2014-31.10.2020 tarihleri arasında preoperatif olarak mamografi ve meme manyetik rezonans incelemesi gerçekleştirilmiş, operasyon öncesi neo-adjuvan kemoterapi tedavisi almayan, total veya modifiye radikal mastektomi ameliyatı geçiren 65 hasta retrospetif olarak taranmıştır. Ayrıca bu hastaların sistem üzerinden patoloji sonuçları değerlendirilmiştir. Seçilen populasyondan yetersiz incelemeler, pediatrik hastalar ve patoloji sonucu olmayanlar çalışmamızdan çıkarılmıştır. Primer meme kanseri tanısı almış hastalara ait mamografi ve meme manyetik rezonans görüntüleri üzerinden malign karakterdeki, kitle lezyonlarının en büyük boyutu verilerek ölçüm yapıldı. Ölçümler birbirinden bağımsız iki radyolog tarafından yapılmıştır. Patolojik incelemeler ve radyolojik bulgular birbirinden bağımsız ve bağımlı olarak değerlendirilerek görüntüleme yöntemleri ile belirlenen kitle boyutlarının patolojik spesmendeki tümör boyutları ile farkı, kanser subtipi, hasta yaş aralığı ilişki istatiksel olarak karşılaştırılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı uygun istatiksel formatlar kullanılarak değerlendirildi. BULGULAR: 65 kadın hastanın yaş ortalaması 52.01±9.97 dir. Minimum hasta yaşı 31 ve maksimum hasta yaşı 75'tir. Meme MRİ ve mamografik incelemede meme parankim paternleri 9 hastanın ACR tip A, 21 hastanın ACR tip B, 24 hastanın ACR tip C ve 11 hastanın ACR tip D dir. Yüzdeler olarak hastaların %13,8'i ACR tip A, %32,3 ACR tip B, %36,9'u ACR tip C ve %16,9'u ACR tip D'dir. Meme kanserli olgularda gerçekleştirilen meme MRI görüntüleme yöntemlerinde 21 hasta BIRADS 4, 37 hasta BIRADS 5 ve 7 hasta BIRADS 6 olarak değerlendirilmiştir. Patolojik olarak 40 hastada (%61,5) invazif duktal karsinom, 3 hastada (%4,6) invazif lobüler karsinom, 5 hastada (%7,7) duktal karsinom in situ, 1 hasta (%1,5) lobüler karsinom in situ, 12 hasta ise (%18,5) lobüler ve duktal karsinom in situ mikst tiptedir. SONUÇ: Patolojik tümör boyutunu göstermede dinamik kontrastlı meme MRİ inceleme diğer görüntüleme yöntemlerine göre daha güvenilir ve üstün bulunmuştur. Tekrarlanabilirlik açısından dinamik meme MRİ inceleme diğer yöntemlere göre daha güvenilir bulunmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: DWI, ADC, meme, kanser, subtip, grade, ER, PR, Ki67, Her-2, malign, benign, MRG,
Kronik süpüratif otitis medialı hastalarda kolesteatomun görüntülenmesinde ekoplanar difüzyon ağırlıklı magnetik rezonansın yeri
Amaç: Kolesteatomlu kronik otit şüphesiyle operasyona giden hastalarda, preoperatif kolesteatomun görüntülenmesinde Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansın değerini araştırdık.Materyal ve Metod: Nisan 2009 ile Eylül 2010 tarihleri arasında primer kazanılmış kolesteatomlu kronik otitis media şüphesiyle opere edilen toplam 58 hasta çalışmaya dahil edildi. . Hastaların 34'ü erkek, 24'ü bayandı. Yaş aralığı 9 ile 67 arasında olup, ortalama yaş 22'ydi. Bütün hastalardan patolojik tanı için doku örneği alındı. Bütün hastalara preoperatif 2 ile 14 gün arasında Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans ile birlikte T2 ağırlıklı konvansiyonel magnetik rezonans çekildi. Bütün Magnetik Rezonans görüntüleri baş-boyun radyolojisinde deneyimli tek bir radyolog tarafından değerlendirildi. T2 ağırlıklı görüntülerde lezyonun lokalizasyonun tariflendiği yerde, Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda aynı lokalizasyonda beyin dokusu ile karşılaştırıldığında yüksek yoğunluklu sinyal tutulumu varsa radyolojik olarak kolesteatom diye değerlendirildi. Operasyon bulguları ve patoloji sonuçları ile Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans bulguları karşılaştırıldı.Bulgular: Operasyonda hastaların 37'sinde kolesteatom saptandı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda hastaların 50'sine doğru tanı konuldu. Bunların 31'i doğru pozitif, 19'u doğru negatif tanıydı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda yanlış negatif tanı konulan 6 hastanın 2'sinde kuru içi boş retraksiyon cepleri vardı. 3 hastada kolesteatom boyutu 5mm'den küçüktü. 1 hastada yanlış negatiflik kafa tabanındaki hava-kemik artefaktına bağlandı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansda 2 hastaya yanlış pozitif tanı konuldu. Yanlış pozitiflik 1 hastada hareket artefaktına bağlandı. Diğer hastada ise operasyonda yaygın timpanoskleroz vardı. Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonansın sensivitesi, spesifitesi, pozitif prediktif ve negatif prediktif değeri sırasıyla %83, %90, %93 ve%76 bulundu.Sonuç: Ekoplanar Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans özellikle 5mm'nin üzerindeki kolesteatomların görüntülenmesinde yüksek sensitivite ve spesifitesiyle, değerli bir görüntüleme yöntemidir.Anahtar Kelimeler:Kronik Otitis Media, Kolesteatom, Difüzyon Ağırlıklı Magnetik Rezonans
Glial tümör-metastatik tümör ayırıcı tanısında ileri manyetik rezonans görüntülemenin rolü
Amaç: Çalışmadaki amacımız primer glial tümör derecelendirmesinde ve beyin metastazı ile ayrımında ileri MRG bulgularının etkinliğini araştırmak ve literatüre katkı sağlamaktır. Gereç ve yöntem: Çalışma merkezimizde Ocak 2012-Ocak 2024 tarihleri arasında glial beyin tümörü ve beyin metastazı patolojik tanısı alan, preoperatif MR görüntülemesi merkezimizde yapılan ve DAG, MRS, MRP ileri incelemelerinden en az ikisini içeren toplam 131 hasta ile yürütüldü. Hastaların yaş, cinsiyet, patolojik tanı ve beyin metastazı grubu için primer malignite tanısı, IDH mutasyonu ve Ki-67 proliferasyon indeksi oranı bilgileri hasta dosyasından kaydedildi. Konvansiyonel MRG'de tümör kontrastlanma derecesi, T2/FLAIR mismatch bulgusunun varlığı, DAG'de minimum ADC (10^-3mm2/sn) değeri ve ADC oranı, DSC perfüzyonda rCBV değeri, DCE perfüzyonda Ktrans ve Ve değerleri, MRS'de LL, MI düzeyleri ve Ch/NAA, Ch/Cr oranları değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında difüzyon ağırlıklı görüntülemede tümöral ve peritümöral ADC değerleri ve oranlarında, DSC perfüzyonda tümöral ve peritümöral rCBV değerlerinde, DCE perfüzyonda Ktrans ve Ve değerlerinde, MR spektroskopide kısa TE (35 ms)'de Ch/Cr, LL ve MI değerlerinde, orta TE (144 ms)'de LL ve Ch/Cr değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Glial tümör olgularında Ki 67 proliferasyon indeksi ile tümör minimum ADC değeri arasında negatif yönde, Ki 67 proliferasyon indeksi ile tümör rCBV (sentrum semiovale) değeri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyli ilişki tespit edildi. Sonuç: Beyin tümörlerinin değerlendirilmesinde konvansiyonel MRG bulgularının difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR spektroskopi görüntüleme bulgularıyla birlikte değerlendirilmesi lezyon ayırıcı tanısında tanısal doğruluğu artırmaktadır. Daha geniş olgu gruplarıyla prospektif yapılacak çalışmalarla preoperatif ileri MRG görüntülemenin tanıya katkısı daha iyi anlaşılacaktır. Anahtar kelimeler: Beyin tümörü, glial tümör, beyin metastazı, difüzyon ağırlıklı MRG, perfüzyon MRG, MR spektroskopi görüntüleme
Polikistik over sendromu ile uyumlu görüntüleme bulguları olan hastalarda diffüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme
Amaç ve Kapsam Bu çalışmada radyolojik olarak normal over bulguları olan hastalar ile PKOS bulgularına sahip hastalarda Diffüzyon manyetik rezonans görüntüleme ADC değerlerinde farklılıklarının olup olmadığını belirlemeyi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem Retrospektif dosya taraması şeklinde yapılan araştırma 01/2013-02/2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Pelvik MR ve Diffüzyon MR tetkiki yapılmış 18 yaş üstü PKOS ile uyumlu görüntüleme bulguları olan 50 kadın hasta seçilmiştir. PKOS ile uyumlu görüntüleme bulguları mevcut hastada ek bir jinekolojik hastalık olması ise dışlama kriteri sayılmıştır. Kontrol grubu ise Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Pelvik MR ve Diffüzyon MR tetkiki yapılmış 18 yaş üstü MR görüntülerinde normal over görüntüleme bulguları olan 50 kadın hasta olmuştur. Normal olmayan over görümüne sahip hastalar ve ek bir jinekolojik hastalık olması dışlama kriteri sayılmıştır. Bulgular Çalışmaya katılan hastaların demografik özellikleri ve Over hacim ve over ADC değerleri incelemiştir. Çalışmaya katılan hastaların ortalama yaşı 27,1±6,0 yıl, ortalama sağ hacim 7,5±1,6 cm3, ortalama sol hacim 7,1±1,3 cm3'tür. Ortalama Sağ ADC stroma değeri 1,5±0,3, Sağ Over ADC değeri 1,7±0,4, Sol ADC stroma değeri 1,6±0,3, Sol Over ADC değeri 1,7±0,3'dir Çalışmaya katılan hastaların gruplara göre demografik özellikleri ve Over hacim ve over ADC değerleri incelenmiş, aralarında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Çalışmaya katılan kişilerde, hastalarda ve kontrol grubunda yaş, sağ ve sol Over ADC arasındaki korelasyon incelenmiş, anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Polikistik over sendromu kestiriminde Over hacim ve over ADC değerleri için istatistiksel olarak anlamlı bir eşik değer saptanamamıştır. Sonuç Sonuç olarak DAG, PKOS tanısında umut verici bir yöntem olarak görülebilir. Çalışmamızın sonuçlarını destekleyecek, DAG'nin hastalığın tanısı dışında ciddiyetinin değerlendirilmesinde ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde ki rolünü araştıran daha büyük örneklem ve popülasyon ile yapılmış ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Teknolojideki yeni gelişmelerle Difüzyon Ağırlıklı görüntülemenin uzaysal çözünürlüğünün olası artışı tetkike ayrılacağı sürenin azalması bu görüntüle tekniğinin etkinliğini artıracağı kesindir. Anahtar Kelimeler Polikistik Over Sendromu, Diffüzyon Manyetik Rezonans Görüntüleme, Görünen Difüzyon Katsayısı (ADC)
Uterus leiomyomlarının tanısında difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme
Amaç: Leiomyomlar kadın pelvik tümörlerinin en sık görüleni olup çalışmamızda DAG ile ADC ölçümleri yapılarak leiomyomların tipik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif çalışmamızda histopatolojik leiomyom tanısı almış ve kliniğimizde GE Signa HDx 1.5 T cihazı ile rutin pelvik MRG tetkiki yapılan 38 hastada toplam 69 adet leiomyom değerlendirilmiştir. Pelvik MRG'de sagital T2A, aksiyel T2A, yağ baskılamalı aksiyel T1A, difüzyon b 800 sekansları kullanıldı. ADC haritaları oluşturulup leiomyomların kistik, kalsifik ve hemorajik olmayan kısımlardan uygun ROI aralığı ile ADC değerleri ölçülmüştür. Bulgular: 69 leiomyomdan 54'ü tipik,5'i dejenere,10'u sellüler leiomyom olarak değerlendirildi. Hastalarımızın yaş ortalaması 43,78±8,39'du.Leiomyomların boyutları 2-18 cm arasında değişmekte ve ortalaması 5,37+- 3,40 cm'di. Leiomyomların 53 tanesi intramural, 12 tanesi subserozal ve 4 tanesi submukozal yerleşimli idi. DAG'da sellüler leiomyomların tamamı (%100), dejenere leiomyomların %20'si, tipik leiomyomların %5,6'sı parlak olarak izlenmiştir. Tipik leiomyomların ortalama ADC değeri 1,29 x10-3 , dejenere leiomyomların ortalama ADC değeri 1,86 x10-3 , sellüler leiomyomların ortalama ADC değeri 1,11 x10-3 olarak hesaplanmıştır. ADC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Ayrıca tipik
Intrakranial kitlelerde ileri görüntüleme yöntemlerinin evrelemeye katkısı
İntrakranial kitlelerin görüntülenmesinde MRG beynin anatomik detayını göstermede en duyarlı görüntüleme yöntemidir. Kontrastlı MRG beyin tümörlerinin tanı, lokal evreleme ve tedavi sonrası izlem için tercih edilecek radyolojik yöntemdir. Beyin tümörlerinin tedavi öncesi evrelemesinde kontrastlı MRG verileri her zaman yeterli olmamaktadır. Nöroradyolojide son yıllardaki çalışmalar konvansiyonel MRG tetkikinde elde edilen anatomik detayın yanında fizyolojik haritalar çıkarılabilmesine olanak sağlamıştır. Bu ileri görüntüleme yöntemleri arasında; difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR spektroskopi yer almaktadır. Glial tümörlerde histopatolojik dereceleme ile tümörün biyolojik davranışı hakkında önemli bilgiler elde edilir. Tümörün saptanan histopatolojik derecesi ile paralel olarak uygulanacak tedavi protokolleri belirlenir. Bu çalışmamızda ileri görüntüleme metodlarının glial tümörlerde derecelemeye katkısını incelemeyi amaçladık. Histopatolojik olarak tanı almış olgularda ileri görüntüleme metodlarının bulguları ile karşılaştırma yaparak bu metodların birbirlerine göre katkı ve sınırlılıklarını tanımlamaya çalıştık. Gereç ve Yöntem Çalışmamıza Ocak 2010-Haziran 2013 tarihleri arasında intrakranial kitle ön tanısı ile başvuran 36 olguya GE Signa HD 1,5 Tesla MRG cihazı ile kranial MRG, difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR Spektroskopi yapılmştır. Hastaların tümü radyoterapi veya kemoterapi almamış primer olgulardan seçildi. Rutin çekim parametreleri olarak sagital T1 FLAIR ASSET, aksiyal T2 FRFSE, aksiyal T2 FLAIR, aksiyal T1A SE, b 1000 değerlerinde DAG, koronal T2 FRFSE, aksiyal T2 FRFSE, 3D BRAVO MASK, MV (2D) TE:144, MV (2D) TE:35, aksiyal GRE Perfüzyon, aksiyal T1 Kontrastlı SE MEMP MASK, koronal T1 SE MEMP kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (Ortalama, Standart sapma v.b.) yanısıra bağımlı ve bağımsız değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin dağılımlarının homojen olup olmamalarına göre ANOVA Post Hoc Test, Kruskall Wallis Test, NPar Test, Mann-Whitney Test ve T Test kullanılarak değerlendirilmiştir Bulgular İstatistiksel analiz sonucu difüzyon MRG yöntemi ile ölçülen ADC değerlerinin derece 2 tümörler ile derece 4 tümörlerin ayrımında anlamlı olarak saptandı. Perfüzyon MRG incelemesinde lezyon/ sağlam doku rCBV değerleri derece 2 ve derece 4 tümörlerin ayrımında anlamlı bulundu. Kısa TE değerlerinde LL derece 2 - derece 4 ve derece 3 - derece 4 tümör ayrımında anlamlı bulundu. Sonuç Perfüzyon MRG, difüzyon MRG ve MR spektroskopik inceleme ile elde edilen veriler, histopatolojik tanılarla yapılan verifikasyonla birlikte değerlendirildiğinde literatürle uyumlu olarak bulunmuştur. Anahtar sözcükler: İntrakranial kitle, MRG, difüzyon MRG, perfüzyon MRG, MR spektroskopi
Akut apandisit tanısında difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme
Bu çalışmanın amacı akut apandisit tanısında tek başına Diffüzyon Ağırlıklı Manyetik Rezonans Görüntülemenin (DA-MRG) katkısını ve ADC değerlerinin kantitatif ölçüm etkinliğini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak yapılan çalışmamızda klinik olarak ve görüntüleme bulgularıyla akut apandisit tanısı almış hasta grubu olarak kabul edilmiş tümüne US, bir kısmına BT yapılmış 35 olgu ve hastaneye acil bir şikayetle başvurmayan ve değerlendirmesinde patoloji saptanmayan normal kabul edilen kontrol grubu olarak kabul edilen 20 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta grubu ve kontrol grubu olarak kabul edilen olgulara GE Signa HDxt 1.5 Tesla MRG cihazı ile EPI sekans (TR:4000msn, TE:76,5 msn, FOV:44 cm, matrix: 320x256, kesit kalınlığı:7 mm, kesit aralığı: 1 mm b:800 mm²/sn) kullanılarakı alt batın MRG DAG tetkikleri yapılmıştır. Hasta grubunda DA görüntülerde b0 sekansta sağ alt kadranda çekum tabanından başlayıp kör uçla sonlanan tubuler yapının varlığı ve b800 sekansta ise bu görünümün sinyal intensitesi kaydedilmiştir. ADC haritaları oluşturulup bu görünüme denk gelen lokalizasyondan sınırları taşmayacak şekilde sirküler ROI ile ADC değerleri ölçülmüştür. DA Görüntülemenin uzaysal çözünürlüğünün düşük olması nedeniyle kontrol grubunda normal apendiks göstermek mümkün olmadığından bunun yerine histolojik özellikleri aynı olan çekum duvarından ADC değerleri ölçülmüştür. Bulgular: 35 hasta olgudan 1 olguda US ve histopatolojik olarak apandisit olmadığı gösterildi. Klinik olarak ve görüntüleme bulgularıyla apandisit olarak değerlendirilen 25 olgu opere edilmiş ve histopatolojik olarak apandisit tanısı almıştır. Diğer 9 olgu opere edilmeden klinik ve görüntüleme bulgularıyla takip edilmiş bulgularda gerileme olması nedeniyle gerileyen apandisit tansı aldı. Çalışmamızda US'nin apandisitteki sensitivitesi duyarlılık (sensitivitesi) %84 olarak, BT nin akut apandisit tanısı için sensitivitesi %100 olarak belirlendi. Akut apandisitte DA görüntülemede %97 olguda hiperintens, %3 olguda hiper-izointens izlendi. Klinik, görüntüleme ve/veya histopatolojik olarak apandisit tanısı almış olgularda ADC değerleri 0,8x10-3 mm2/sn ile 2,2 x10-3 mm2/sn arasında değişmektedir. Ortalama ADC değeri 1,28x10-3 mm2/sn'dir. Kontrol grubunda DA görüntülemede tüm olgularda apendiks hiperintens izlenmedi. ADC haritalamada ADC değerleri 1,4x10-3 mm2/sn ile 2,4 x10-3 mm2/sn arasında değişmektedir. Ortalama ADC değeri 1,84 x10-3 mm2/sn'dir. Çalışmaya dahil hasta ve kontrol grubu üzerinden ölçülen ADC değerleri ile ROC eğrisi analizi yapılmıştır. Cutt off değeri 1.45 x10-3 mm2/sn belirlendiğinde akut apandisit tanısında sensitivitesi %90, spesifitesi %68, 1,55 x10-3 mm2/sn belirlendiriğinde sensitivitesi %81, spesifitesi %76 dır. Sonuç: Tek başına yapılcak Difüzyon ağırlıklı görüntülemedeki akut apandisit için tipik özelliklerinin bilinmesinin rutinde kullanılan diğer görüntüleme tetkikleriyle birlikte veya bu görüntüleme tetkiklerinde kontrendikasyon varlığı durumunda yanlış tanı veya geç tanının neden olabileceği komplikasyonları önlemek ve tedavi yaklaşımını belirlemede yararlı olabileceği ilgili literatür eşliğinde düşünülmüştür.