Religious buildings
67 theses under this subject heading
Diyarbakır Şeyh Safa (İparlı) Camii yapı topluluğu
Safa (İparlı) Cami Yapı Topluluğu, Diyarbakır Sur içinde, Diyarbakır Ulu Camiinin batısında Melek Ahmet Mahallesinde Kara Cami Sokağındadır. Diyarbakır, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Toros Dağları ve Yukarı Dicle Havzası'nda konumlanır. Tarih boyunca önemini koruyan kent birçok medeniyetin egemenlik kurduğu ender şehirlerden biridir. Roma ve Bizans egemenliğinde kalan Diyarbakır, İslam döneminde valiler tarafından yönetilmiştir. Akkoyunlu Devletine başkentlik yapmasının yanında Osmanlı döneminde de önemini koruyarak askeri ve ticari açıdan önemli bir merkez olmuştur. 1401-1507 yılları arasında Akkoyunlu egemenliğinde kalan Diyarbakır'da özellikle Uzun Hasan döneminden kalan birçok eser bulunmaktadır. Uzun Hasan döneminden kalan önemli yapılardan biri de Safa Camii'dir. Diyarbakır'ın Sur ilçesinde Melek Ahmet caddesinde, Diyarbakır Ulu Camii'nin batısında bulunan Safa Cami yapı topluluğu cami, medrese, türbe yapılarından oluşur. Yapım kitabeleri bulunmaması sebebiyle cami, medrese ve türbe binalarının kesin yapım tarihi bilinmez. Birçok kez onarım geçiren yapılar orijinallikleriyle ilgili fikir verebilmektedir. Tez çalışmasında; Safa Camii, Muslihiddin Lari Medresesi ve Şeyh Abdülcelil Türbesi plan, mimari, süsleme açısından ele alınarak Diyarbakır'daki Akkoyunlu ve Osmanlı dönemi yapılarıyla karşılaştırılıp değerlendirilmeye çalışılmıştır. Günümüze sağlam bir şekilde ulaşan yapının genel anlamda Akkoyunlu üslup özelliklerini yansıttığı, üslup ve süsleme açısından Diyarbakır'daki Osmanlı dönemi mimarisine model olduğu öngörülebilir.
İslam medeniyetinde bir sembol olarak cami: Günümüzdeki camiler etrafında dini, siyasi ve estetik tartışmalar
İslam medeniyetinde bir sembol olarak cami: Günümüzdeki camiler etrafında dini, siyasi ve estetik tartışmalar isimli bu çalışma; İslam mimari ve toplumsal tarihi açısından taşıdığı önemin yanında küreselleşen dünya ve değişen algılarla bugün tartışmalı bir şekilde ulusal ve uluslararası düzeyde ele alınan camileri incelemektedir. İslam medeniyetinin bir sembolü olarak caminin anlamı nasıl bir değişim göstermiştir? Bu bağlamda günümüzdeki camiler etrafında dini, siyasi ve estetik tartışmalar nelerdir? Sorusu irdelenmektir. İslam medeniyetinde merkezi bir öneme sahip olan cami, hem estetik hem de sosyal önemi açısından klasik ve güncel örnekler ile incelenmekte, medeniyetin değişim ve dönüşüm süreci bu güçlü sembol üzerinden okunmaya çalışılmaktadır. Yakın tarihte İstanbul'da inşa edilmiş; Şakirin Camii, Ataşehir Mimar Sinan Camii, Çamlıca Camii bu çalışmanı ana örneklerini oluştururken toplumsal tartışmalara konu olmuş farklı örnekler olan Köln Merkez Camii ve Roxbury Camii ve Kocatepe Camii de incelenen camiler arasında yer almıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Medeniyeti; Sembol; Cami; Estetik; Mimari
Restoration project of the tomb of rumi mehmed pasha and cistern-public kitchen building
RESTORATION PROJECT ON RUMI MEHMED PASHA TOMB AND CISTERN-PUBLIC KITCHEN BUILDING SUMMARY The Rumi Mehmed Pasha mosque is located on a high terrace facing the Bosphorus strait. The tomb devoted to Rumi Mehmed Pasha is situated on the south of it, behind the Kible facing wall. The tomb is in the cemetery that occupies the back yard of the mosque. The cemetery is surrounded by a garden wall and is situated on a higher level than the mosque. In the building with an octagonal plan there is a single room. The entrance is through a door on the north of the tomb. There is an arched window on an upper-level over the entrance door. Each façade of the octagonal masonry building has a lower window with metal bars and an upper level arched window. The domed roof is covered with lead sheets. The finial (alem) is missing. At the entrance into the building, the cist of Rumi Mehmed Pasha is standing in the center. The paving is cladded with square brick tiles and corresponds to the octagonal plan of the tomb. There are some traces of fresco over plaster that is visible mainly in the dome. The lower-level windows' wooden frames and shutters are present in the interior. However, there are only a few upper-level glazed windows in the interior. Rumi Mehmed Pasha was Andreas Palaiologos, the Constantinople royalty, when Ottomans conquered the city. He converted to Islam and took the name Rumi Mehmed (Runciman, 2005). Later, he was accepted to the Palace of the Ottoman Empire and gained the status of Pasha. He he seved as the Grand Vizier for several years and took part in tax reforms and the migration policy. The political activities of Rumi Mehmed Pasha reflected on him negatively and consequently were the reason of his execution. He was executed and his head was buried partially in Üsküdar and his body was buried in Tire. The Grand Vizier of the Ottoman Empire Rumi Mehmed Pasha endowed a mosque complex the Üsküdar district. The complex played a positive role in the development of the district both economically and culturally. The complex used to consist of a xxiv mosque, a madrasa, a tomb devoted to Rumi Mehmed Pasha, a hamam, a well and a water-tank with a fountain. There was a waterway that provided water to the complex. Yet, since the flume lost its function due to abandonment, the water was provided through the Atik Valide flume of Nur-Banu Sultan. There is a building in ruins on the north corner of the mosque walls. According to some sources, it is believed to be part of the Şerefâbâd Kiosk. Others mention it as a cistern and the public kitchen of Rumi Mehmed Pasha mosque complex (Ayverdi, 1953; Konyali,1976 ; Haskan, 1995). Ayverdi (1953) writes that it was constructed with rubble stons of the original public kitchen. The tomb suffers from lack of maintenance. Also, the previous inappropriate interventions made a negative impact. The present day situation reveals that the building suffers from various material deterioration types and structural instability. A series of interventions methods were selected in order to restore the building. Firstly, a method to gain the stability was chosen. Later, it was advices to consolidate on level of a single element and a detailed description of application was given. Following that, a finishing advice on improving visitors' experience with improvement regarding lightning and educational information was given with the aim to cover the environment of the monument.
Van Gevaş – Bitlis Hizan ilçelerinde bulunan Gargar /Karkar bölgesi kiliseleri
Van'ın Gevaş İlçesi'ne bağlı Anaköy, Daldere, Töreli Köyleri ile bu köylere bağlı Tatlıca, Beşadım ve Doruklu mezraları ile Bitlis'in Hizan İlçesi'ne bağlı Güngörmez Köyü'ne bağlı Erdoğan ve Baltacı mezralarında çalışılmıştır. Bölge; Osmanlı İmparatorluğu döneminde Van Sancağı'na bağlı Gargar / Karkar isimleriyle anılan idari bir bölgeydi. Gargar'da on iki kilise tespit edilmiştir. Bu yapılardan on tanesi incelene bilmiştir. İki tanesi ise günümüze gelememiştir. Bu çalışma bölgede yer alan kiliselerin tamamının Sanat Tarihi metodolojisi açısında ilk defa ele alınarak, gerek mimari gerekse süsleme açısından bilim dünyasına tanıtılması noktasında önem taşımaktadır. Kiliselerin günümüzdeki son durumları saha çalışmaları ile tespit edilmiş, plan çizimleri gerçekleştirilerek görsel malzeme ile desteklenmiştir. Bu temellendirmeden sonra kiliselerin tanıtımı yapılmıştır. Öncelikle Ermeni mimarisindeki yerlerine değinilmiştir. Değerlendirme kısmında ise tek nefli kiliselerin plan tipi ve mimarisine ağırlık verilmiştir. Saha çalışmaları sırasında gerek arazi şartları gerekse güvenlik sorunları nedeniyle zaman zaman sıkıntılı anlar da yaşanmıştır. Ancak bölgede yer alan kiliseler hakkında bilimsel çalışmanın olmaması, bu alanda yer alan kiliselerin bilimsel metotlar ile araştırılmasına önem kazandırmıştır. Yapılan tespitler Gargar / Karkar'da yer alan kiliselerin plan tipolojisinin belirlenmesi açısından değerlidir. Bölge kiliselerinin tamamı tek nefli plan şemasında inşa edilmiştir. Boyut açısından farklılık gösteren kiliselerin, naos bölümleri doğu – batı doğrultusunda dikdörtgen bir alana oturtulup üstü beşik tonoz ile kapatılmıştır. Yapılar bu halleriyle oldukça mütevazi boyutlardadır ve anıtsallık yoktur. 1904 tarihli tamir kitabesi olan Anaköy Noreşan Surp Sarkis Kilisesi hariç diğer yapıların hiçbirinde tarihlendirmeye yardımcı olacak inşa kitabesi tespit edilememiştir. Bu açıdan bakıldığında yukarıda belirtiğimiz kiliselerin plan ve mimari özellikleri tarihlendirmede de önemlidir. Yapıların hiç birisinin üst örtüsünde kubbe kullanılmamıştır. Günümüze ulaşabilen yapıların tamamında farklı sayılarda duvar nişlerine yer verilmiştir. Bu duvar nişleri kiliselerin iç kısımda yer almaktadır. Dış cephelerde hareketliliği sağlayacak herhangi bir duvar niş veya yırtmaç niş bulunmamaktadır. Cephelerde hareketliliği sağlayan tek unsur girişler ve pencere açıklıklarıdır. Kiliselerin tamamında ana taşıyıcı unsuru beden duvarlarıdır. Beden duvarlarının yanında; duvar payeleri ve kemer atılımları da kullanılmıştır. İncelenen yapılar süsleme açısından oldukça sadedir. Ancak devşirme malzeme olarak kullanıldığını düşündüğümüz beden duvarlarındaki haç işlemeli taşlarda süsleme bulunmaktadır. Yapı malzemesi olarak ağırlıklı şekilde moloz taş ve kaba yonu taşın yanı sıra üst örtüde kayaç taş (şist) - yaprak taş kullanılmıştır. Sadece üç yapıda lokal yerlerde azda olsa tuğla malzeme kullanılmıştır. Tüm bu veriler yapıların gösterişten uzak işlevsel amaçlı yapıldıklarını göstermektedir. Bu durum lokal bir bölgede inşa edilen kiliseleri yapanların ekonomik anlamada da gücünün yetersiz olduğunu göstermektedir.
Midyat süryani dini mimarisinde süsleme
En eski inançların, büyük dinlerin ve kültürlerin buluşup kaynaştığı Tur Abdin Bölgesi; Kadim halklardan biri olan Süryanilerin dini inançlarına, mimarilerine ve kültürlerine ev sahipliği yapmaktadır. Araştırmamıza konu olan manastır ve kiliseler, Tur Abdin Bölgesi'nde yer alan Midyat merkez ve köylerindeki Süryani dini mimarisinin önemli yapılarını içermektedir. Midyat'taki yapılar, Erken Hristiyan mimarisi örnekleri olmalarının yanı sıra çeşitli kültürel miraslarla beslenmiş özel bir mimari yapılanmanın ürünleri olarak değerlendirilmektedir. Bölgedeki anıtsal mimarlık örnekleri bugüne kadar belli başlı konularda incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Ancak, Midyat, Süryani dini mimarisinin incelendiği bilimsel çalışmalarda süslemeye yeterince yer verilmediği, yazılan kaynakların daha çok bölgedeki mimari eserlerin yapısını ele aldığı görülmektedir. Bu bağlamda "Midyat Süryani Dini Mimarisinde Süsleme" adlı tezimizin amacı; Süryani dini mimarisinde süslemeyi en iyi şekilde ifade eden yirmi iki adet manastır ve kilise örneğinin süsleme dokuları tek tek incelenerek, dönemin Süryani süsleme sanatı açıklanmaya çalışılmaktadır. Yapılan çalışma neticesinde, araştırma konumuzu oluşturan yapılarda yoğun bir şekilde geometrik motif ve kompozisyonlar (basit geometrik bezemeler, geometrik geçmeler, düğümler), bitkisel motif ve kompozisyonlar (yoğunlukla palmet motifi, asma yaprakları), figürlü bezemeler (kuş motifleri, ikonalar), yazılı bezemeler ve haç motifleri görülmektedir. Söz konusu yapıların süsleme anlayışının, özgün bir üslupta ve mahalli etkiler taşıdığı, komşu sanat çevrelerini de etkiler nitelikte olduğu sonucuna varılmaktadır.
Erzincan'daki Hristiyan dini mimarisi
Doğu Anadolu Bölgesi'nin önemli bir kenti konumunda olan Erzincan'daki araştırma alanı il ve ilçeleri kapsayacak bir şekilde belirlenip çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışmalar yapılırken Sanat Tarihi metotlarına bağlılık esas olarak alınıp, yapılar hakkındaki araştırmalar buna göre sonuçlandırılmıştır. Dini yapıların saha çalışmaları yapılırken çeşitli sorunlarla karşılaşılmış olunmasına rağmen on üç eser tespit edilmiştir. Bu yapıların güncel halleri gerek mimari gerek süsleme açısından ele alınmıştır. Bu on üç eserin dördü manastır, dokuzu kilise yapısından oluşmaktadır. Bu çalışma, mimari eserlerin güncel durumlarının bilim dünyasına kazandırılması açısından önem arz etmektedir. Çalışılan bu yapıların dışında tespit edilen iki manastır yapısına güvenlik nedeniyle gidilememiştir. Üç kilise yapısının da günümüze sağlam bir biçimde gelemediği görülmüştür. Yapıların günümüzdeki mevcut durumları saha çalışmaları ile birlikte ortaya konup, plan çizimleri yapılarak desteklenmiş ve bu temellendirme sayesinde dini eserlerin tanıtımı yapılmıştır. Ayrıca manastır ve kiliselerin Ermeni mimarisindeki yerlerine öncelikli olarak değinilmiştir. Değerlendirme kısmında yapıların plan tipi ve mimari dokularına yer verilmiştir. Erzincan ili ve ilçelerini kapsayan bu çalışma da yapıların plan tipleri açısından oldukça zengin olduğu görülmektedir. Altı farklı plan şeması esas alınarak dini yapılar meydana getirilmiştir. Bu bağlamda eserlerin dört bazilikal planlı, dört tek nefli, iki serbest haç planlı, iki trikonkhos (üç yonca yaprağı) planlı, bir tetrakonkhos (dört yonca yaprağı) planlı ve bir de kapalı haç planına göre yapıldıkları görülmüştür. Ele alınan bu dini yapıların hiçbirinde tarihlendirme yapılabilecek inşa kitabelerinin olmayışı yapılar hakkında kesin bir tarihlendirme yapılabilmesinin önüne geçmiştir. Bu nedenle incelenen eserler plan ve mimari özelliklerine bakılarak tarihlendirme işlemi yapılmaya çalışılmıştır. Mimari yapıların çoğunda farklı sayılarda olan duvar nişlerine yer verilmiş ve bu duvar nişlerinin yapıların iç kısımlarında kendilerine yer bulması dikkat çekicidir. Ayrıca kilise cephelerinin hareketliliği girişler, pencere açıklıkları ve birkaç yapıda da haç motifi ile sağlanmıştır. İncelenen dini yapıların tamamında taşıyıcı unsur beden duvarlarıdır. Bunun yanında sütun, duvar payeleri ve kemerlerde kullanılmıştır. Ayrıntılı bir biçimde verilmeye çalışılan yapıların birkaç istisnai durum dışında süsleme açısından sade bir şekilde inşa edildikleri görülür. Tüm Hristiyan Sanatı'nda olduğu gibi Ermeni Sanatı'nda da önemli bir yere sahip olan haç motifinin kullanımına sıklıkla yer verilmiştir. Yapılarda kullanılan malzemeye bakıldığında ağırlıklı olarak kaba yonu taş, moloz taş malzeme karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yer yer düzgün kesme taş ile çok az da olsa tuğla kullanımı söz konusudur. Bütün veriler göz önüne alındığında yapıların gösterişten uzak bir anlayışla meydana getirildikleri, işlevsel amaç doğrultusunda kullanıldığı gözlemlenmiştir. Buna sebep olarak ekonomik şartların etkili olduğu düşünülebilir. Birçok doğal afet veya belki de savaşlara maruz kalınmasına rağmen günümüze ulaşan bu eserlerin ülkemizdeki kültürel miras içinde değerlendirilmesi gerekir.
Ahi Çelebi'nin hayatı ve eserleri
Anadolu'nun sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı içinde zamanla güçlü bir müesseseye dönüşen Ahilik ile ilgili tarihi bilgiler, Türklerin buradaki mevcudiyetleriyle yakından alakalıdır. XI. yüzyıldan itibaren ağırlıklı olarak Anadolu'ya yerleşen Türkler arasında, ilerleyen dönemlerde iktisadi bir yapıya bürünen ve esnaf örgütlenmesine dönüşen Ahilik kurumunun, aslında kökleri daha önceki yüzyıllara giden fütüvvet geleneğinden büyük çapta beslendiği anlaşılmaktadır. Anadolu'da Ahiliğin kurucusu oluşunun yanında debbağ esnafının da piri olarak bilinen Şeyh Nasîruddin Mahmûd Ahi Evran bin Abbas (ö. 1262), kısaca Ahi Evran (Evren) ismiyle anılmıştır. Tarihi bir hüviyete sahip bulunmasına rağmen gerçek kişiliği menkıbeler içinde kaybolmuştur. Kurucusu olarak Ahi Evran'ın gösterildiği bu kurum, yüzyıllar boyunca bütün esnaf ve sanatlara yön vermiş, onların işleyişini düzenlemiştir. Zamanla ahiler önemli devlet görevlerine de gelmişlerdir. Bunlar içerisinde Ahi Çelebi; Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde yaşamış üç kez hekimbaşılık yapmış Türk tabibi, hekimi ve cerrahıdır. Ahi Çelebi birçok tıp kitabı yazmıştır. Bunlar içerisinde en çok bilinen eseri böbrek taşları üzerine yazmış olduğu eseridir. Ahi Çelebi'nin diğer eserleri ile ilgili bir çalışma yapılmamış olup araştırılmaya muhtaçtır. Hayır işlemeyi seven bir insan olan Ahi Çelebi'nin camisi, çeşmesi, hamamı, mektebi, rüştiyesi, medresesi gibi pek çok vâkıf eseri vardır. Ahi Çelebi Cami'si İstanbul Eminönü'nde bulunmaktadır. Evliya Çelebi'nin meşhur rüya'yı gördüğü cami olması hasebiyle tanınmaktadır. Birçok doğal afete maruz kalmış ve mimari özelliği kaybolmuştur. Ahi Çelebi çeşmesi caminin köşesindedir. Ahi Çelebi hamamı, mektebi, rüştiyesi ve medresesi Edirne'de bulunmaktadır. Ahi Çelebi İstanbul'daki cami ve Edirne'deki eğitim kurumları için birçok dükkân, mahzen, oda, hamam ve dükkân deposunun gelirlerini vakfetmiştir. Ahi Çelebi vakfından ücret alan görevlilere baktığımızda görev çeşitliliğinden vakfın çalışma alanının ne kadar geniş olduğunu anlamaktayız. Ayrıca Ahi Çelebi adına kurulmuş mahalle, kaza, yer isimleri ile zaviyeler de bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ahilik, Fütüvvet, Hekimbaşı, Tıp, Vâkıf, Zaviye
1455 tahririne göre İstanbul tarihi yarımadasının mahalleleri ve dini yapıları
Bu tez çalışmasının esas amacı, 29 Mayıs 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmed (1444-1446, 1451-1481) tarafından fethedilen Doğu Roma İmparatorluğu'nun (Fransız, Alman tarihçilerinin isimlendirmesi [yakıştırması] ile Bizans İmparatorluğu) başkenti Konstantinopolis'in, şehir sınırları içerisinde yer alan anıtları, yapıları ve şehir teşekkülünü, sistematik olarak gerçekleştirilmiş ve fetih tarihine en yakın olan 1455 tarihli tahrir defteri ve içerisinde yer alan kayıtları, en erkeni 1471/1472 tarihli olan Fatih ve Ayasofya Vakfiyeleri'nde geçen bilgiler ile kıyaslayarak incelemektir. Osmanlıların daha sonraları İstanbul olarak anacağı bu şehri üç kadılık merkezine (Galata, Eyüp, Üsküdar) bölerek yönettikleri, bu sisteme "Bilâd-ı Selâse" şeklinde bir ilmiye terimini verdikleri ve bu terimi kullandıkları ve bunun da 19. yüzyıla kadar kullanımının sürdürüldüğü bilinmektedir. 1455 Tahriri, 2012 yılında merhum hoca ve "Tarihçilerin Kutbu" olarak anılan Profesör Doktor Halil İnalcık tarafından, Osmanlıca hazırlanmış belge İngilizceye çevrilmiş ve yayınlanmıştır. Halil İnalcık'ın üzerinde çalıştığı bu belgede şehrin iki (2) bölüme ayrılarak sınırlanmış olduğu ve sınırlar içinde kalan mülklerin kayıtlarının tutulmuş olduğu görülen bir belgedir. Bizim çalışmamız bugün Tarihi Yarımada ya da Suriçi olarak adlandırılan ve 1455 tarihli belgede de "şehr-i Kostantiniyye" şeklinde geçtiğini gördüğümüz ve II. Theodosius (408-450) tarafından inşa ettirilmiş olan kara surlarının içerisinde kalan ve Sarayburnu'na kadar uzanan bir alan ile sınırlandırılmıştır. Fetihten iki yıl sonra gerçekleştirilen bu belge, "Târîh-i Ebü'l-Feth" adlı eseri ile bilinen Tursun/Dursun/Tur Sina Bey tarafından hazırlanmış ve belgede geçen her kayıt tek tek incelenmiştir. Konutlar, abideler ve diğer mülkler niceliklerine göre sınıflandırılmış ve listelenmiştir. Aynı çalışma Fatih Vakfiyeleri için de gerçekleştirilmiş olup, ayrıca fetihten önceki ve sonraki yüzyıllarda şehre gelen gezginlerin ürettikleri çalışmalar ve belgeler de (anılar, gravür, harita v.b.) incelenmiş ve çapraz bir okuma yapılmaya çalışılarak Bizans Konstantinopolisi'nden bakiye kalan yapı anlaşılmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler İstanbul, Mahalle, Tahrir, Vakıf, Vakfiye, Konut, Abide, Kent.
Kitab-ı Mukaddes'in Mormon Kitabı üzerindeki yansımaları
Mormonluk veya diğer adıyla Mormonizm, Mesih İsa'nın Son Gün Azizleri Kilisesi (The Church of Jesus Christ of Later-day Saints) mensuplarınca peygamber olarak kabul edilen Joseph Smith (ö. 1844) tarafından oluşturulmuş yeni dini hareketlerden birisidir. Bu hareketin mensupları Smith tarafından kendilerine tercüme edilerek verilmiş olan Mormon Kitabını kutsal kitap kabul ettikleri için tarihsel süreç içerisinde Mormonlar olarak adlandırılmışlardır. Mormonizm hareketi 19. yüzyılda Amerika'da ortaya çıktığında pek çok köktenci Hristiyan grup bu harekete muhalif olmuş ve bu araştırmada da incelendiği üzere bu hareketin gelişimi çalkantılı süreçlerden geçmiştir. Kendilerini gerçek Hristiyanlığı ihya eden bir hareket olarak tanımlayan Mormonlara göre Hristiyanlığın bütün ekolleri yanlış yoldadır. Tüm ekoller yanlış yolda olduğu için Hristiyanlığın ihyası gerekmektedir. Bu amaçla seçilmiş olan Joseph Smith, Tanrı tarafından görevlendirilmiştir. Gerçek Hristiyanlığın tesis edilmesi için Tanrı, Smith'e Mormon Kitabı'nı bir melek aracılığıyla göndermiştir. Mormon Kitabı ve Kitab-ı Mukaddes takip edildiğinde gerçek Hristiyanlık yeniden tesis edilecek ve kurtuluş mümkün olacaktır. Mormonların kendilerini bir ihya hareketi olarak görmeleri, onları Hristiyanlığın kutsal kitabına karşı cephe almalarını değil, aksine kendi kutsal kitaplarıyla aynı derecede kutsal saymalarını gerektirmiştir. Bu önemli husus çalışmamıza konu olmuş ve bu iki kitap arasındaki ilişki irdelenmiştir. Araştırmanın temel konusu Mormon Kitabı ve Kitab-ı Mukaddes arasındaki ilişikidir. Her iki kutsal kitap arasındaki ilişkiden yola çıkılarak Mormon Kitabı'nın geçirdiği değişim sürecinin izlerini saptamayı amaçlayan bu çalışma ile bu kitabın doğuşuna ilham olan kaynaklar araştırılırken diğer taraftan da 19. yüzyılda Protestan Amerika'nın yeni dini hareketlere neden olan sosyolojik zemini açıklanmaya çalışılmıştır. Bu anlamda özelde Mormon Kitabı'na esin olduğu düşünülen Kitab-ı Mukaddes ve dönemin diğer eserleri açıklanırken daha genelde Mormonizmin ve buna benzer dini hareketlerin sosyokültürel arka planı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Buna göre araştırmamızın ana problemi Mormon Kitabı ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki ilişkidir. Araştırmanın temel amacı ise Mormon Kitabı'nın kökenlerinin neler olduğunu tespit etmektir. Böylece 19. Yüzyıl Amerikasında neşet eden yeni dini hareketlerin Kitab-ı Mukaddes ile ilişkisini tartışmaya açmaktır. Bu çerçevede araştırma boyunca öncelikle Mormon Kitabı'nın esin kaynağı olduğu düşünülen bazı edebi eserlerle ilişkisi irdelenmiştir. Ardından Kitab-ı Mukaddes'in Mormon Kitabı üzerindeki yansımaları ele alınmıştır. Bu anlamda araştırmanın sınırlarını Mormon Kitabı'nın esinlenmiş olduğu iddia edilen edebi eserler ve özellikle Kitab-ı Mukaddes belirlemektedir.
Kuzeybatı Karadeniz'de Bizans Dönemi dini eserler
Kuzeybatı Karadeniz Bölgesi tarihte Pontos, Bithynia ve Paphlagonia arasında birçok defa sınır değiştirmiştir. Bu bölge güneydeki yerleşim alanlarını kuzeyde Karadeniz'e ulaştırmasının yanında Orta Karadeniz ve İstanbul arasında ulaşımı sağlamaktadır (Konukçu, 1988: 213). Erken Bizans döneminde bölgenin batısı Honorius, doğusu ise Paphlagonia olarak ayrılmıştır. Honorias, batıda Sakarya Nehri ile Bithynia'dan, Bartın Nehri ile doğuda Paphlagonia'dan ayrılmaktadır. İlk dönemde beş piskoposluk merkezinin görüldüğü Honorias'ta piskoposluk sayısı artarak (Bolu, Karadeniz Ereğlisi, Konuralp-Üskübü, Filyos, Gerede ve Eskipazar) altı olmuştur (Bingham, 1840: 100, Feissel, 2006: 139-142). Çalışmada 13. yüzyılın sonuna kadar önemini koruyan, dini gücünü kaybetmeyen Kuzeybatı Karadeniz'deki Karadeniz Ereğlisi, Alaplı, Filyos ve Amasra'daki dini eserler incelenmiştir. Kuzeybatı Karadeniz'de Zonguldak; Alaplı Göktepe'deki (Kilisecik) Kilise (AGKMK), Karadeniz Ereğlisi; Orhan Gazi Camii (OGC), Karadeniz Ereğlisi Akheron Vadisi'ndeki Kayaya Oyma Yapılar (KEKOY I-IV), Zonguldak Çaycuma'da Filyos Kilise A Yapısı (TAKAY), Amasra'da Fatih Camii (FC), Kilise Mescidi (KM), Doğu Burç Kilisesi (DBK), Boztepe Kalesi Ağlayan Ağaç Mevki Kilise (AAMK) (I. ve II. Evre), Amasra Büyükada (Tavşanadası) Kapalı Yunan haçı Planlı Kilise (ABAMKYHPK) ve güneyindeki Manastır ile Boztepe Kalesi Karanlıkyer Kapısı'ndaki Niş (AKYKN) doktora tez çalışmasının konusunu oluşturmaktadır . Anahtar Sözcükler Kuzeybatı Karadeniz, Herakleia Pontike, Karadeniz Ereğlisi, Tios, Amasra, Kilise, Dini Yapı.
Niğde Gümüşler Manastırı ve çevresi Bizans mimarisi
Niğde Gümüşler Manastırı dini yaymada önemli bir yere sahip olup, bu kaya oyma mekânlardan dikkat çeken bir tanesidir. Kasabada Bizans döneminde kullanılan adlar değişmekle beraber, günümüzdeki ismini kasaba yakınında çıkarılan gümüşler madeninden aldığı bilinmektedir. Kasaba hem günümüzde hem de antik çağda ekonomik bir kavşak noktasında yer almaktadır. Kasaba il merkezinin güneydoğusunda 8 km. uzaklıkta bir vadide kurulmuştur. Manastır ise yer altı odaları, kilisesi, avlusu ile kendine has özellikleriyle ön plana çıkar. Gümüşler manastırında her hangi bir kitabenin bulunmaması, buranın hakkında kesin bir tarih verme olasılığını yok etmiş olsa da, manastır özelliklerine ve Kapadokya bölgesi benzer manastırlara baktığımızda, buranın M.S. 7 – 8. yüzyıllarda yapılmış olduğu ve kilise içerisindeki fresklerin de daha geç bir dönemde 10 - 11. yüzyıllarda yapılmış olduğu düşünülmektedir. Tarihlendirme araştırmamızın sonunda değerlendirilecek olup bir sonuca varılacaktır. Manastır açık avlulu manastırlardan olup, avlunun ortasında 4 sütun üzerine oturan kare bir alan bulunmaktadır. Manastırda, yemekhane, müştemilat, depolama alanları, keşiş odaları, mutfak, su deposu, odalar vb. pek çok oda bulunmaktadır. 2 katlı yapılmış olan manastır oldukça büyük boyutta ve ihtişamlıdır. Kilisesi dört serbest destekli kapalı Yunan haçı planındadır. Naosun batısında beşik tonoz ile örtülmüş iki giriş mekânı bulunmakta olup, kilisenin kuzey haç kolunun kuzeyinde iki mezar nişi yer alır. Kilisenin 4 ayağı da geometrik motiflerle bezenmiş olup, duvarlardaki sahneler; Tahtta İsa, sağında iki melek, İncil yazarlarının sembolleri, Deisis, Meryem ve havariler, İsa'nın doğumu ve tapınağa takdimi konuları ve Kayserili Büyük Basileios, Nysa'lı Gregorios, Nazians'lı Gregorios gibi kilise babalarının resimleridir. Manastırın en çok tartışılan ve gündem olan freskosu ise Gülen Meryem Ana freskosudur. Gülen bir Meryem figürünün dünyada hiçbir benzerinin bulunmaması, manastırı bu açıdan önemli kılan bir faktördür, fakat bu fresk gerçekten böyle mi yapılmıştır, yoksa bu M. Gough'un 1965 yılında tüm duvar resimlerine yaptığı restorasyon sırasında mı olmuştur, bu tartışmalıdır.
Ankara Altındağ ilçesindeki 12-19.yy arası cami ve mescidlerdeki yazılar
Ankara, tarihte çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir. 1071 Malazgirt Zaferi'nden iki yıl sonra 1073'te Selçukluların hâkimiyetine geçen şehir, mescit ve camilerle İslam şehrine dönüşmüştür. Eski dönemlerin izlerini taşıyan yapıların Ankara'da, özellikle Altındağ bölgesinde, kale ve çevresinde yoğun olduğu görülmektedir. Buralarda Roma dönemi yapıları, Anadolu Selçuklu Devleti ve Osmanlı Dönemi yapılarına sıkça rastlanmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin başkenti olan ve ilkçağlardan bugüne farklı uygarlıkların yaşadığı Ankara kentinin Altındağ ilçesinde 12-19. yüzyıllarda inşa edilmiş cami ve mescitler ele alınmıştır. Dinî yapıların tezyinatında Hat Sanatı önemli bir yere sahiptir, bu durum göz önüne alınarak bu çalışmamızdaki cami ve mescitlerin hat sanatı açısından incelemesi yapılmıştır. Bu çalışmamızla söz konusu cami ve mescitlerin günümüzdeki durumları tespit edilerek, özellikle bu yapılarda yer alan mihrap, minber, kitabelerdeki yazıların detaylı olarak ele alınması amaçlanmıştır. Bu cami ve mescitlerin tezyinatında farklı alanlarda kullanılmış olan yazılar da inceleme kapsamındadır. Bu yazıların genel özelliklerinden bahsedilerek, fotoğraf ve çizimlerle desteklenerek yazıların içeriğine dair malumat verilmiştir. Bu çalışmada arşiv belgeleri, güncel kaynaklar, fotoğraf ve çizimler kullanılmıştır.
Cami iç mekan tasarımı üzerine bir inceleme: Karacaahmet Şakirin Camisi
Ülkemizde günümüz cami mimarisi ile ilgili özgün bir tipolojinin oluşturulamaması üzerine, cami tasarımı hakkında farklı öznelerin algılama, değerlendirme ve taleplerindeki ayrımları araştırmak için bir vaka çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada, tasarımcılar ile kullanıcılar arasındaki yorum farklılıklarının eleştirel bir bakış açısıyla çözümlenmesi ile cami iç mimarisinin niteliğinin arttırılması bağlamında, cami tasarım süreçlerinde yer alacak mimarlar ve iç mimarlara yeni sorgu eksenleri açılması amaçlanmıştır. Şakirin Camisi kullanıcılarına ve tasarımcılara yapılan tasarımcı anketi olmak üzere iki ayrı katılımcı gruba anket çalışması yapılmıştır. Her iki anket çalışması da, cami iç mekânının nitelikleri, renk ve ışık, biçim, doku-malzeme, mimari eleman, ölçek-oran üst başlıkları altında incelenmiştir.
Mahperi Huand Hatun ve yaptırdığı yapılar
Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alâeddin Keykubad'ın eşi Mahperi Huand Hatun'un kimliği, yaşamı ve yaptırdığı yapılar bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Dönem kaynaklarında kendisine çok az yer verildiğinden, yaşam öyküsü ancak genel hatlarıyla belirlenebilen Mahperi Huand Hatun, cami, hamam, türbe, zaviye ve han türünde pek çok yapı yaptırmıştır. Kitabeli yapılarının tümü, oğlu Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde inşa edilmiştir. Tarihi ve siyasi koşullar, diğer yapılarının da aynı dönem içinde inşa edildiklerine işaret etmektedir. Bu çalışmada, mimari ve süslemeleriyle irdelenerek karşılaştırmalı değerlendirmelere tabi tutulan yapıların, Anadolu Selçuklu mimarisi içerisindeki yerlerinin tespitine çalışılmıştır. Plan ve mekan olarak yeni denemelerin gerçekleştirildiği Kayseri Mahperi Huand Hatun Camii, kuzeybatı iç köşesine yerleştirilen bani türbesiyle Anadolu Selçuklu mimarisinin özgün örneklerindendir. Mahperi Huand Hatun Türbesi, cami ibadet alanı içinde yer alan konumu, benzer örneğine Anadolu veya yakın coğrafyada rastlanmayan mukarnaslı yüksek kaidesi ve her biri farklı süsleme kompozisyonuna sahip cephe düzeniyle özgün özelliklere sahiptir. Caminin yakınındaki kadınlar için yaptırılan hamam yapısının soyunmalık bölümü duvarlarının özgününde Kubadabad Sarayı çinileri tarzında çinilerle kaplandığı anlaşılmıştır. Yapının çini kaplamaları dışında Anadolu Selçuklu hamam mimarisini devam ettirdiği görülmektedir. Kayseri Şeyh Turesan Zaviyesi, kapalı bir sofanın iki yanına sıralanan mekanları ve daha sonra çok sayıda kişinin defnedilmesiyle türbeye dönüştürülen büyük ölçekli konaklama (han) birimiyle öne çıkar. Tümü, uluslararası deniz aşırı kuzey-güney ticaret yolları üzerinde inşa edilen han yapıları, Anadolu Selçuklu hanlarının plan şemalarını tekrarlamışlardır. Bu çalışmada Mahperi Huand Hatun'un yaptırdığı yapıların önemli bazı yeniliklere getirmekle birlikte genel olarak Anadolu Selçuklu mimari teknik ve uygulamalarını tekrarladıkları, gelenek içinde kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır.
Olympos Antik Kenti Erken Bizans Dönemi dini yapılarında malzeme ve teknik
Bu çalışmada Olympos Antik Kenti'nde yer alan Erken Bizans dönemi dini yapılarında kullanılan malzeme ve inşa teknikleri konu edilmiştir. Tez çalışması kent içerisindeki Erken Bizans Dönemi dini yapılarından altısını kapsamaktadır. Bu yapılardan üçü kentin kuzey bölümünde yer alan Nekropol Kilisesi ve aynı kompleks (Episkopeion) içerisinde bulunan Piskoposluk Kilisesi ve Vaftizhanesidir. Diğer üçü ise kentin güney bölümünde yer alan Liman Bazilikası, Yamaç Yerleşimi Aşağı Kilise ve Yamaç Yerleşimi Yukarı Kilisedir. Çalışma kapsamında bu dini yapıların mimari tasvirleriyle birlikte kendi araştırma ve gözlemlerimize dayanarak, yapıların duvar örgüsü ve diğer mimari elemanlarda kullanılan malzeme türleri ve yapım teknikleri ayrıntılarıyla tanıtılmıştır. Aynı zamanda kentsel dönüşüm süreci içerisinde kentteki dini yapılarda görülen malzeme-teknik farklılıklar ortaya koyulmuştur. Ayrıca söz konusu dini yapıların malzeme-teknik özellikleri kent içerisindeki ve Likya bölgesindeki benzer örnekleriyle karşılaştırılarak tarihlendirme sorunlarına çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Olympos, Likya, Bizans, Kilise, Malzeme, Teknik.
20. yüzyıl Sivas tarihi ve günümüz inanç coğrafyası
20. yüzyıl Hatay tarihi ve günümüz inanç coğrafyası
Mecitözü ilçe merkezi ve çevresinde dini ziyaret yerleri
Kutsal olduğuna inanılan ziyaret yerlerinden yararlanmak amacıyla, hatırı sayılır sayıda ziyaretçi bu alanlara yönelmektedir.Başvurulan ziyaret yerleri toplum için önemli işlevlere sahiptir.Belirli yerler; ağaçlar, mezarlar, sular vb. şeyler insanlar tarafından kutsal kabul edilmektedir. Bu yerlerin ziyaret edilmesi din sosyolojisi açısından karşımıza çıkan önemli bir araştırma konusudur.İnsanlar çeşitli maddi ve manevi sebeplerden bu yerleri belli zamanlarda ziyaret ederler.Buralarda çeşitli Uygulamalar yapılır ve dualar edilir. Bu uygulamalarda, İslam öncesi Türk inanç ve kültürünün izleri görülmektedir. Ziyaret fenomeni, İslami motiflerle karışık halk dindarlığının, inanışlarının ve uygulamalarının yansımaları olarak görülmektedir. Ziyaretin sebebi genellikle çaresiz ve ruhi bunalımda olan insanlar için psikolojik tatmin merkezi olmakla birlikte, sahip olunmak istenen çeşitli şeylerin elde edilmesinde burada yatan kişilerin manevi güçlerinden faydalanmak amacıda taşımaktadır. Hastalıklardan muzdarip olanların, maddi zorluk çekenlerin, dileklerine ulaşmak isteyenlerin müracaat yeri bu Mekânlardır. Mecitözü İlçe Merkezi ve Çevresinde Dini Ziyaret Yerleri adlı bu çalışma ziyaret fenomenini açıklayarak, bu bölgedeki ziyaret yerlerini, yöre halkının buralarla ilgili bilgi, düşünce ve uygulamalarını aktarmaktadır. Din sosyolojisinin yöntemleri ile halk inanışlarının önemli bir bölümünü oluşturan ziyaret olgusu ve bu bölgedeki yansımaları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Ziyaret, Kutsal, Türbe, Mecitözü, Çorum
Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerleri
Coğrafi konumu ve tarihi yönüyle Amasya; birçok kültürün, milletin yaşam alanı olarak seçtiği, Osmanlı Devleti zamanında da Osmanlı şehzadelerin yetiştirildiği önemli kültürel zenginliklere sahip bir yer olmuştur. Çalışmamız; giriş kısmı, dört bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında; araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıklarından bahsediliştir. Ve sonunda tanımlar kısmına yer verilmiştir. Birinci bölümde; kısaca Amasya tarihi ve coğrafi durumu/sosyo-kültürel yapısına yer verilmiştir. İkinci bölümde; dini ziyaret; sosyolojik bir anlama ve dini ziyaret yerleri ve ziyaret ediliş amaçları ele alınıştır. Üçüncü bölümde; Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerlerine gidilerek yapılan incelemeler, mülakatlar ve bunun neticesindeki nesnel yorumlara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde; Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerleri sosyolojik bir yaklaşım ile değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgilerin sonuç ve değerlendirilmesi yapılmıştır. İncelenen sahanın genişliği de dikkate alınarak, araştırmamız Amasya şehir merkezi ile sınırlı tutulmuştur. Çalışmamız kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda birçok türbe, mezar, kuyu, ağaç, taş, toprak vb. dini ziyaret yeri tespit edilmiştir. Bu yerlerden bazıları yoğun bir şekilde ziyaret edilmekte olup çeşitli ritüellerin gerçekleştirildiği yerlerdir bazıları ise günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur. Ziyaret yerlerinin bir kısmında zamanın meşhur Veli, Pir, Şeyh'lerinden olan zatlar metfun bulunmaktadır. Bir kısmında ise Şehzade, Paşa veya devlet büyüklerinden olan kişiler metfun bulunmaktadır. Ziyaret yerleri, tezimizin ana başlığı kapsamında ele alınıp araştırmalarımızda çıkarılan yorumlar objektif bir şekilde aktarılmaya çalışılmıştır.
Dersim inanç sembolizmi
Bu tez çalışması, Dersim'de varlığını devam ettiren, Rê/Raa olarak adlandırılan ve Yol anlamına gelen bir inancın sembolleri ve mitik öykülerinin analitik olarak incelenmesidir. Dersim, geçmişte daha geniş bir bölgenin adı olup, günümüzdeki haliyle 1936'dan beri Tunceli olarak isimlendirilen daraltılmış bir bölgenin adıdır. Bu analitik çalışmada, esas olarak Rê/Raa denen inancın içeriği, toplumsal kurumlarla bağlantıları ve bunların toplamından oluşan bütünün ne olduğu ele alınmıştır. Buna destek olacak metinler olarak ele alınan mitik öykülerin yapıbozuma (deconstruction) uğratılarak analiz ve bunların üzerinden bölgenin antropolojisi, özellikle kimlik ve kişiliğin şekillenmesindeki etkileri tartışılmıştır. Bu çerçevede tek tanrılı dinlerden farklılık taşıyan bu inancın, günümüze kadar direnmesinin sebepleri ve bunun Dersimlilerin kimlik ve kişilikleri üzerindeki etkileri ve sonuçları ele alınarak, bölgenin sosyo-ekonomik süreçleri, bu süreçlerdeki çatışmalar ve sonuçlarının izleri aranmış ve tartışılmıştır.
Konstantinopolis'te siyaset, din ve sanat ilişkisi bağlamında Ayasofya ve Hipodrom
Bizans, asırlar boyunca varlığını sürdürmeyi başarmış, tarihi geçmişi, siyasi olayları, kültür ve medeniyete etkisi sayesinde oldukça ilgi çekmiş, İmparatorluk içinde yaşanan entrikalar ve eğlence hayatı ile de kendisinden söz ettirmiş bir İmparatorluktur. Bizans'ın yönetim merkezi olan Konstantinopolis ise coğrafi ve siyasi önemi yanında sanat hareketlerinin en üst seviyede yaşandığı bir kent olarak tüm ihtişam ve görkemi ile incelenmeye değer bir şekilde karşımıza çıkmıştır. Konstantinopolis'in Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayan benzersiz coğrafyası sayesinde sahip olduğu aktif yapı, tarihin farklı dönemlerinde farklı biçimlerde topluma ait olan kültürü ve o ortamda gerçekleşen toplumsal yaşantının izlerini, uygarlık katmanları oluşturacak şekilde kente ve önemli mekânlara katmıştır. Bizans'ın siyasi ve dini yaşamını, kültür ve medeniyetini, bizlerin en iyi şekilde anlamasını sağlayacak özellikleri taşıyan Konstantinopolis şehrini daha iyi tanımak, buradaki siyasi ve din yapıyı mekân ilişkisi içinde inceleme gerekliliğini de ortaya çıkarmıştır. Çünkü devletler kendilerinin varlıklarını mekân üzerinden kalıcı kılmak istemişlerdir. Antik Çağdan Orta ve Yeni Çağ'a simgesel bir yapı kazanmış olan Konstantinopolis'te bulunan önemli siyasi ve dini olaylara tanıklık etmiş, mimarisi ve bezemeleri ile dünya sanat tarihinde kırılma noktası yaratmış bir mekân olarak büyük Ayasofya, bu değerlendirmede ilk sıralarda bulunmaktadır. Nitekim Doğuda Hristiyanlığın önem taşıyan merkezi Konstantinopolis'in simgesi, Hıristiyanlığın sembol mekânı Ayasofya Kilisesi, hem Hristiyan dünyası hem de Müslüman devletler için kutsal bir yapı şeklinde kabul görmüştür. Ayasofya, bulunduğu coğrafyayı aşacak kadar önemli ve farklı evrensel değerlere sahip kültürel bir mekândır. Konstantinopolis'in dinsel görünüm altında politik yapılı bir merkez durumuna gelmesi ile de bu düşüncenin mekâna yansımış hali olarak karşımıza Ayasofya çıkmaktadır. Medeniyet ve mekân arasındaki ilişkinin güçlü örneklerinden biri olan Ayasofya, daha sonraki dönemlerde ise imparatorların iktidarlarını meşrulaştırdıkları siyasi bir sembol olarak belirmiştir. Diğer yönden Bizans'ta bulunan Hipodrom, pek çok gösterinin sahnelendiği, eğlence ve spor aktivitelerinin ön plana çıktığı, önemli bir sosyalleşme mekânıdır. Konstantinopolis'in en büyük ve en değerli yapılarından bir tanesi olan Hipodrom ile toplumsal dinamikler aktif tutulmaya, halk daha mutlu ve siyasetle barışık hale getirilmeye çalışılmıştır. Bu durum da devletin ağır siyasi ve ekonomik şartlar altında dahi bin yıl ayakta kalmasını sağlayan etkenler arasında yer almıştır. Hipodrom IV. yüzyıldan VII. yüzyıla kadar yalnızca heyecan içeren en gözde atlı araba yarışlarının, gösterilerin yer aldığı bir mekân olmakla kalmayarak, askeri zaferlerin ihtişamlı gösteriler ile kutlandığı, imparatorların tahta oturtularak meşrutiyetlerini kazandığı, taçlarını giydikleri ve halkın imparatorlarının huzurunda isteklerini dile getirebildikleri, çok önem taşıyan bir kamu alanı olmuştur. Hipodrom hem kamusal hem de politik bir mekândır. Bu bağlamda çok uzun bir zaman Konstantinopolis'in ve dolayısı ile Bizans İmparatorluğu'nun yönetim ve törensel merkezi konumunda yer almıştır.
Anadolu'daki Korinth düzenli tapınaklar
Bu çalışmada, Anadolu coğrafyasında inşa edilmiş Korinth Düzenine sahip tapınaklar tespit edilmiş olup, bu yapılar çalışma içerisinde incelenip değerlendirilerek aktarılmıştır. Çalışmanın konusu ise iki ana başlık altında toplanmıştır. Birinci bölümde, her tapınak kendi içinde konum, plan-altyapı, oranlar, tarihleyici kriterler ve kültler bazında ele alınıp, önceden yapılmış çalışmalardan da yararlanılmış ve başka yapılarla benzeşen özellikler ön plana çıkarılıp, bu tapınaklar tanıtılıp tanımlanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünü oluşturan "Karşılaştırmalı Değerlendirme" kısmında ise, çalışmadaki bütün yapıların ortak özellik gösteren yönleri ve birbirlerinden ayrılan özellikleri, Anadolu dışındaki örnekler de göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Önceki bölümde elde edilen verilerin, ikinci kısımda yayılım alanları, konum, altyapı, plan, düzen, kullanılan malzemeler, inşa tarihleri ve kültler gibi çeşitli alt başlıklar altında yorumlanması ile bir takım sonuçlara ulaşılmış, bu sonuçlar ise çalışmanın daha sağlıklı kavranılması adına, istatistiki veriler halinde tablolar ve grafikler ile birlikte sunulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Anadolu, Korinth Düzeni, Tapınak, Mimari, Arkeoloji.
Doliche ışığında Anadolu Mithraeumları
İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana insanlar manevi boşlukları doldurmak ve yaratıcıyla iletişime geçebilmek için ya doğal ve heybetli bir alanı ibadet alanı yapmışlardır ya da mimari tekniklerle bir mabet inşa etmişlerdir. Anadolu, Hindistan, İran, Mezopotamya ve Roma sınırlarında eski çağlarda rağbet gören Mithraizm'de de tanrıyla iletişimin gerçekleşmesi için ibadet alanları inşa edilmiştir. Anadolu ve Roma sınırları hariç diğer coğrafyalarda tanrı Mithras'a dair bir tapınak olgusuna rastlanmamıştır. Özellikle Roma sınırlarında asker, tüccar ve kölelerin üyesi olduğu bu inanç, daha çok askeri geçişlerin olduğu noktalarda hizmet vermekteydi. Bu yüzden Mithras tapınakları Roma garnizonlarının sınırlarında inşa edilmekteydi. Çalışmamızda Anadolu'da varlığı kesin olarak kanıtlanan ve varlığı olasılık dahilinde olan Mithras tapınakları anlatılmıştır. Anadolu'da varlığı kesin olarak kanıtlanan Doliche ve Zerzevan mithraeumları odak noktası olup, tapınak varlığının söz konusu olduğu diğer bölgeler ise detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu ayrım dikkate alınarak daha önce böyle bir çalışma yapılmadığı ve literatürde boşluk olduğu için Anadolu'daki Mithras tapınakları tezimize konu olmuştur. Ayrıca çalışmamızda Anadolu dışında keşfedilen birkaç mithraeum da örnek gösterilerek karşılaştırma yoluna gidilmiştir.
Bursa Kestel Geyikli Baba (Baba Sultan) külliyesi
Orhan Gazi, gazi-derviş kimliği ile öne çıkan Geyikli Baba için İnegöl civarında Uludağ eteklerinde bir köy vakfeder ve O'nun adına cami, tekke, türbe ve hamam inşa ettirir. Bu araştırmada bahsi geçen külliye dini mimari özellikleriyle araştırmaya, dönemin benzer örnekleriyle ilişkilendirmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda külliye; malzeme, teknik özellikler, mimari elemanlar ve süsleme bakımından incelenmiştir. Ulaşılan literatür çalışması ve alan araştırmalarıyla külliyenin geçmişteki ve günümüzdeki durumları tespit edilmiş ve bir sonuca ulaşılmıştır.