Disabled persons
276 theses under this subject heading
Engellilerin yasa önünde eşit tanınma hakkı çerçevesinde vesayet hükümlerinin değerlendirilmesi
Türk Medeni Hukukuna göre, vesayet kurumu; kanunda sayılmış sebeplerden herhangi biri nedeniyle kısıtlanarak hukuki işlem ehliyetinden yoksun kalmış "korunmaya ve yardıma muhtaç olan" kişileri korumak amacıyla düzenlemiştir. Bu bakış açısı; engelli bireylerin, merhamet ya da şefkat uyandıran ve yetersizliklerini telafi etmek için toplumsal korumaya ve desteğe ihtiyacı olan bağımlı bireyler olarak algılanmasının sonucudur. Engelli bireylerin, insan haklarının yasal özneleri olmaktan ziyade, çoğunlukla birer hasta ya da bakım nesnesi olarak görülmesi çağımızın çok gerisinde kalmıştır. İrademizin yasalar önünde geçerliliğinin olması; kendi yaşamımızı kontrol edebilmemizi ve diğer bireylerle birlikte sosyal yaşama dâhil olabilmemizi sağlayan en temel araçlardan biridir. BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme; engellilere dair bir paradigma değişikliği simgelemektedir. Bu sözleşme ile birlikte, engelli bireyler hayırseverliğin, sosyal korumanın nesneleri değil, toplumun aktif mensupları olan, haklarını arayabilen ve özgürce karar alabilen haklarla donatılmış özneler olarak tanınmışlardır. Engelli bireylerin insanlık onuruna saygı gösterilmesi ve kendi kararlarını alabilmelerine dair bireysel özerkliklerinin ve özgürlüklerinin tanınması sözleşmenin temel prensiplerindendir. Sözleşmenin 12. maddesi engelli bireylerin yasa önünde eşit tanınmaları konusunu düzenlemektedir. Madde; Taraf Devletleri "engellilerin hukuki ehliyetlerini kullanırken gereksinim duyabilecekleri desteği alabilmeleri için uygun tedbirleri" almakla ve "hukuki ehliyetinin kullanılmasına ilişkin tüm tedbirlerin, uluslararası insan hakları hukukuna uygun şekilde istismarı önleyici uygun ve etkili güvenceler sağlamasını garanti etmekle" yükümlü kılmıştır. Taraf Devletlerin hukuki ehliyet konusunda neler yapması gerektiğini açıklayan Sözleşmenin 12 nci maddesinin incelenmesi ve taraf devletlerden biri olarak Türkiye açısından da değerlendirilmesi çok önemlidir. Anahtar Kelimeler: Vesayet, Yasa Önünde Eşit Tanınma, Hukuki Ehliyet
Bakım ve rehabilitasyon merkezinde çalışan bakım elemanlarının ruhsal durumlarının incelenmesi
Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup bakım ve rehabilitasyon merkezinde çalışan bakım elemanlarının ruhsal durumlarının incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma Ankara Saray Engelsiz Yaşam Bakım Rehabilitasyon Merkezi'nde Ocak 2015 - Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Merkezde çalışan 445 bakım elemanı çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler ve hesaplamalar için SPSS 21 paket programı, grafik çizimi için MS-Excel 2013 programları kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken istatistiksel metotlar sayı, yüzde, ortanca, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis, Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, bakım elemanlarının çalışma şeklinin sosyal yaşama etkisi, meslekte sorun yaşanan alan, son bir yılda yaşanan stres ve daha önce ruhsal sorun yaşama durumları ile KSE ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Eğitim durumları ve gelir algısı ile sadece paranoid düşünce alt boyutu, yaşanan mesleki problemlere geliştirdikleri davranış ile obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, paranoid düşünce alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Bakım elemanlarının cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk sayısı, çalışma süresi, çalışma şekli, sosyal olanakların varlığı, aktivite durumu gibi bireysel özelliklerin KSE puan ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda bakım elamanlarının yaşanan problemlere bağlı olarak oluşan ruhsal sorunların belirlenmesi ve bireylerin gereksinimlerinin giderilmesine yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bakım ve rehabilitasyon merkezi, Bakım elemanı, Kısa semptom envanteri, Ruhsal durum,
Zihinsel engelli çocukların kaynaştırma eğitiminde karşılaştıkları sorunların ve aile gereksinimlerinin sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi
Bu araştırma, hafif dereceli zihinsel engelli çocukların kaynaştırma eğitimi sürecinde karşılaştıkları sorunlar ve aile gereksinimlerinin belirlenerek sosyal hizmet perspektifinden değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler, Ankara'da en az 10 yıldır hizmet veren ve sosyal hizmet uzmanları tarafından işletilen 11 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden 96 hafif dereceli zihinsel engelli çocuğun anne ve babaları ile 2 Mart – 23 Mayıs 2015 tarihleri arasında görüşerek toplanmıştır. Araştırma kapsamında görüşülen anne babaların çoğunluğu ilk ve orta dereceli okul mezunudur. Annelerin tamamına yakını ev hanımıdır. Babaların büyük çoğunluğu da işçi ve memur olarak çalışmaktadır. Bu nedenle sosyal yardımlardan yararlanan ailelerin sayısı oldukça düşüktür. Araştırmada, anne babaların çoğunluğunun kaynaştırma eğitimi ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadıkları saptanmıştır. Kaynaştırmaya devam eden çocukların sadece %60.4'üne bireyselleştirilmiş eğitim programı (BEP) hazırlanırken ailelerin yarıya yakınının bu sürece katılmadıkları belirlenmiştir. Araştırmada, ailelerin yarıdan fazlasının, çocuklarının tedavisi, özel eğitimi ve bakımı için maddi yardıma gereksinim duydukları bulunmuştur. Ebeveynlerin yaş, çocuğun eğitim haklarıyla ilgili bilgilendirilme, okul öncesi dönemde eğitim alma, çocuğa BEP hazırlanma, ailenin BEP sürecine katılımı, çocuğun BEP'den yararlanması ve sınıf öğretmeniyle işbirliği yapılması gibi değişkenler ile anne babaların bilgi gereksinimi alt ölçeği puan ortalamaları arasında da anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Sonuç olarak, özel gereksinimli çocukların ve ailelerinin psikososyal sorunlarının ekip çalışması anlayışıyla daha iyi ele alınabilmesi için özel eğitim kurumlarında ve okullarda sosyal hizmet uzmanlarının istihdam edilmesinin yararlı olacağı önerilebilir.
Farklı yaşam dönemlerindeki bireylerin zihinsel engelli bireylere ilişkin sosyal kabulleri
Bu araştırma farklı yaşam dönemlerindeki bireylerin zihinsel engelli bireylere yönelik sosyal kabullerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden tarama araştırması kullanılarak dizayn edilmiş, kesitsel ve ilişkisel bir araştırmadır. Çalışma grubunu Ankara ilinde yaşayan 11-60 yaş aralığında olan 660 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada 11-18 yaş aralığındaki katılımcı grubuna Ergen Kişisel Bilgi Formu ve Sosyal Kabul Ölçeği; 19-60 yaş aralığındaki katılımcı grubuna Yetişkin Kişisel Bilgi Formu ve Sosyal Mesafe Ölçeği uygulanmıştır. Sosyal Mesafe Ölçeği, Arkar'ın ruhsal rahatsızlığı olan bireylere yönelik geliştirdiği ölçek baz alınarak araştırmacı tarafından zihinsel engelli bireylere uygun olarak geliştirilmiştir. Verilerin analizi için SPSS 22.0 programı, Sosyal Mesafe Ölçeğinin geliştirilmesinde doğrulayıcı faktör analizi için LISREL programı kullanılmıştır. Araştırma bulguları ergenler ve yetişkinler için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Yetişkinlere uygulanan Sosyal Mesafe Ölçeği sonuçlarına göre katılımcıların zihinsel engelli bir yakına veya arkadaşa sahip olmalarının ve zihinsel engellilik hakkında bilgi sahibi olmalarının sosyal kabulü artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ergenlere uygulanan Sosyal Kabul Ölçeği sonuçlarına göre ergenlerin zihinsel engelli yakına sahip olmaları ve zihinsel engellilik hakkında bilgi sahibi olmaları sosyal kabulü artırmaktadır. Ancak halen devam ettiği sınıfta zihinsel engelli arkadaşı olduğunda ergenlerin sosyal kabulünün azaldığı görülmüştür. Ergenlik döneminde olan katılımcılarda erkek katılımcıların sosyal kabulünün daha düşük olduğu saptanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre yetişkinlerin ve ergenlerin zihinsel engelli bireylere yönelik sosyal kabulü yüksek olarak ifade edilebilir. Bu çalışma zihinsel engelli bireylere yönelik sosyal kabulü etkileyen değişkenlerin belirlenmesi açısından önemlidir. Araştırma bulgularının sosyal kabulü artırmak amacıyla yapılacak politika ve programlar geliştirilirken dikkate alınması önerilmektedir.
Engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı ile algılanan aile işlevselliği arasındaki ilişki
Aile üyeleri arasındaki etkileşimin kalitesine işaret eden aile işlevselliği, ailenin duygusal bağlılığı ve değişime karşı uyumu gibi birçok yapıyı içine alır. Aile işlevselliğini tehdit eden hastalık, ölüm, yoksulluk vb. birçok değişken bulunmaktadır. Engelli bir üyenin bulunması halinde de aile işlevselliği risk altındadır ve aile üyeleri yeni koşullara uyum sağlamak zorunda kalabilir. Sağlıklı bir aile işleyişi ise, değişen koşullara uyum sağlayabilme yeteneği olarak tanımlanabilen psikolojik dayanıklılık üzerinde önemli bir rol oynar ve aile üyelerinin psikolojik dayanıklılık geliştirmelerine yardımcı olabilir. Bu çalışmanın amacı engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı ile algılanan aile işlevselliği arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın evrenini Ankara'da yaşayan ve ailesinde engelli bir üye bulunan yetişkinler oluşturmaktadır. Evren içinden amaçsal örnekleme yöntemi ile seçilen 141 yetişkin ise araştırmanın örneklemi oluşturmaktadır. Katılımcıların algılanan aile işlevselliğini ölçmek amacıyla Aile Değerlendirme Ölçeği, katılımcıların psikolojik dayanıklılığını ölçmek için ise Yetişkin Yılmazlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni psikolojik dayanıklılık, bağımsız değişkeni algılanan aile işlevselliğidir. Aile işlevselliğinin psikolojik dayanıklılık üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla aşamalı regresyon analizi kullanılmıştır. Aşamalı regresyon analizi sonuçlarına göre, iletişim ve genel işlevler alt boyutları, psikolojik dayanıklılığın anlamlı bir yordayıcısı olarak bulunmuştur. Dolayısıyla engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı artırılmak isteniyorsa, aile faktörünü göz ardı etmemek gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile İşlevselliği, Engellilik, Sosyal Hizmet, Psikolojik Dayanıklılık.
Cezaevlerinde bir dezavantajlı grup olarak engelli mahkumlar ve yaşadıkları sorunlar
Dünyada ve Türkiye'de engellilerin sayıları azımsanmayacak kadar çoktur. Cezaevlerinde de var olan engellilerin engelli olmayan mahkumlara göre farklı ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu ihtiyaçlar belirlenerek gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Mahkumların gerek sağlıklarını gerekse psikolojilerini kötü yönde etkileyecek koşullarda tutulmaları ve ihtiyaç duydukları şeylere erişememeleri ağır mağduriyetlere yol açmaktadır. Söz konusu olan veya olabilecek mağduriyetlerin önüne geçebilmek için gerekli kurum ve kuruluşların sorumlulukları dahilinde gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışma ile, engelli mahkumların ceza infaz kurumları içerisinde yaşamış oldukları fiziksel, sağlık, sosyal, eğitim ve ekonomik sorunları belirleyerek, konuyla ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat ve yasalar incelenerek bu sorunların çözülmesinde yol gösterici olması amaçlanmıştır. Mevcut akademik literatür, Türkiye'de konuyla ilgili çeşitli kurumlar tarafından hazırlanan raporlar ve istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırmanın temel veri kaynağı ikincil veri kaynakları ve raporlar olduğu için nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi deseni ile yürütülmüştür.
Zihin yetersizliği olan ortaokul öğrencilerinin bulunduğu bir sınıfta öğretim etkinliklerinin teknoloji desteği ile geliştirilmesi: Bir eylem araştırması
Bu araştırmanın genel amacı, zihin yetersizliği olan ortaokul öğrencilerinin bulunduğu bir sınıfta Fen ve Teknoloji dersinin maddeyi tanıyalım isimli ünitesine ilişkin teknoloji destekli öğretim etkinliklerinin geliştirilmesi ve uygulanmasıdır. Araştırmanın katılımcıları, resmi bir özel eğitim ortaokulunda eğitim alan altıncı sınıf hafif düzeyde zihin yetersizliği olan 11 öğrenci, öğrencilerin aileleri, iki zihin engelliler sınıf öğretmeni, geçerlik komitesi üyeleri, tez izleme komitesi üyeleri ile araştırmacıdır. Eylem araştırması olarak desenlenen araştırma, "Durum Saptama", "Uygulama" ve "İzleme" olmak üzere üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Durum saptama sürecinde, öğrenci özellikleri ve gereksinimleri, öğretmenlerin ders etkinliklerindeki teknoloji kullanımları ile teknoloji kullanımında karşılaşılan sorunlar betimlenmiştir. Elde edilen bu veriler doğrultusunda uygulama sürecinde Fen ve Teknoloji dersine teknoloji entegrasyonu sağlanarak, öğretim etkinlikleri planlanmış ve uygulanmıştır. İzleme sürecinde ise, öğretmenlerin ve öğrencilerin uygulama sonrasındaki öğretim etkinlikleri gözlenmiştir. Araştırma verileri, görüntü kayıtları, saha notları, araştırmacı günlüğü, günlük ders planları, geçerlik komitesi toplantı kararları, öğretmenler ile yapılan yansıtma ve birlikte planlama toplantısı kararları, yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış görüşmeler, süreç ürünleri, ölçüt bağımlı test, kontrol listeleri ve resmi belgelerden elde edilmiştir. Veriler, araştırma sürecinde ve sonunda elde edilerek nitel veri analizi teknikleri ile analiz edilmiştir. Elde edilen veriler; geçerlik komitesi tarafından düzenli olarak incelenmiş, gerçekleştirilen analizler sonucunda oluşturulan temalar yine geçerlik komitesi tarafından irdelenmiştir. Uygulamada, Fen ve Teknoloji dersinin maddeyi tanıyalım ünitesi ele alınarak teknolojinin entegrasyon süreci incelenmiş, bu süreçte karşılaşılan sorunlar ve çözüm yolları betimlenmiştir. Entegrasyon sürecinde sınıfa etkileşimli tahta yerleştirilmiş ve her öğrenciye tablet sağlanmıştır. Bu süreçte, zihin yetersizliği olan öğrencilerin kullanabileceği, evrensel tasarım ilkelerine uygun içeriklerin olmaması karşılaşılan en önemli sorun olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda zihin yetersizliği olan öğrencilerin diz üstü bilgisayar, tablet bilgisayar ve etkileşimli tahta gibi birçok araçta kullanabilecekleri web tabanlı bir yazılım geliştirilmiştir. Teknoloji destekli öğretim etkinliklerinde, olumlu sınıf iklimini yaratmanın teknoloji entegrasyonunda önemli bir aşama olduğu belirlenmiştir. Farklı düzeylerde öğrencilerin yer aldığı sınıfta, teknolojinin öğretim etkinliklerinin öğrenci düzeylerine göre planlanmasına ve sınıfta uygulanmasına fırsatlar yarattığı, bir başka ifade ile teknolojinin farklılaştırılmış öğretim etkinliklerinin gerçekleştirilmesine olanak sağladığı görülmüştür. Teknoloji aracılığıyla sunulan öğretimin öğrencilerin konuyu öğrenmelerinde olumlu katkılar sağladığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, öğrencilerin öğrenilen bilgileri genellemesinde ve günlük yaşama aktarmasında gelişmeler kaydettiği görülmüştür. Teknoloji destekli öğretim etkinliklerinin öğrencilerin motivasyonunu ve derse katılımlarını artırdığı, akranları ile işbirliğini geliştirdiği belirlenmiştir. Teknolojinin zihin yetersizliği olan öğrencilerin yalnızca akademik becerilerine katkılarının olmadığı, olumlu davranışlar kazanmalarına da katkılar sağladığı görülmüştür. Uygulamadan sonra yapılan izlemede öğrencilerin öğretmenlerinin yönelttiği soruları yanıtlayabildikleri, uygulamada öğretimi yapılan konuların kalıcı olduğu gözlenmiştir. Öğretmenler, araştırmanın kendileri için çok faydalı olduğunu belirterek, sınıfa yerleştirilen teknolojik araçların hangi etkinlikte, nasıl kullanılacağını öğrendiklerini ifade etmişlerdir. Aileler, çocuklarının araştırma kapsamında öğrendikleri bilgileri günlük yaşama aktardıklarını ve çocuklarının bu performanslarının kendilerini hem şaşırttığını hem de mutlu ettiğini ifade etmişlerdir. Sonuç olarak bu araştırmada, teknoloji destekli öğretim etkinliklerinin öğrencilerin akademik başarılarına önemli katkılar sağladığı görülmektedir. Bunun yanısıra yapılan görüşmelerde, öğretmenler ve aileler tarafından teknoloji destekli öğretim etkinliklerinin öğrencilerin sosyal becerilerine ve bağımsız yaşam becerilerine katkılarının da olduğu belirtilmektedir. Anahtar Kelimeler: Zihin yetersizliği, öğretim teknolojisi, yardımcı teknoloji, öğrenmede evrensel tasarım, zihin yetersizliği olan öğrencilere fen eğitimi
Gelişimsel yetersizliği olan öğrencilere para kullanarak ürün satın alma becerisinin öğretiminde sonraki lira stratejisinin etkililiği
Bu çalışmanın amacı; gelişimsel yetersizliği olan öğrencilere para kullanarak ürün satın alma becerisinin öğretiminde sonraki lira stratejisinin etkililiğini araştırmaktır. Bu amacın yanı sıra, eşzamanlı ipucuyla öğretimin ortam, araç-gereçler ve kişiler arası genelleme etkisi, öğretim sona erdikten bir ve üç hafta sonraki izleme etkisi ve sosyal geçerliği incelenmiştir. Çalışma, sekiz-on üç yaş aralığında, gelişimsel yetersizliği olan dört öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, tek denekli araştırma modellerinden yoklama evreli denekler arası çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkeni, çocukların çalışmada öğretimi gerçekleştirilen ürünü satın alma becerilerine ilişkin doğru tepki düzeyleridir. Bağımsız değişkeni ise satın alma becerilerinin öğretiminde sonraki lira stratejisiyle sunulan eşzamanlı ipucu ile öğretimdir. Çalışma; başlama düzeyi, öğretim, günlük yoklama, toplu yoklama, izleme ve genelleme oturumlarından oluşmaktadır. Çalışmanın tüm oturumları her bir öğrenci ile birebir gerçekleştirilmiştir. Çalışmada hem gözlemciler arası güvenirliğe hem de uygulama güvenirliğine ilişkin veri toplanmıştır. Sonraki lira stratejisi ile sunulan eşzamanlı ipucuyla öğretimin etkililiği grafiksel analiz kullanılarak belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, sonraki lira stratejisiyle sunulan eşzamanlı ipucuyla öğretimin, gelişimsel yetersizliği olan tüm öğrencilerde para kullanarak ürün satın alma becerilerinin öğretiminde etkili olduğu görülmüştür. Çalışmada öğrencilerin öğretimi tamamlandıktan sonra bir ve üç hafta sonra becerilerin kalıcılığını korudukları, öğrendikleri becerileri farklı ortam, farklı kişi ve farklı araç gereçler arasında genelleyebildikleri görülmüştür. Ayrıca, özel eğitim öğretmenleri satın alma becerilerinin öğretiminde sonraki stratejiyle sunulan eşzamanlı ipucuyla öğretimin gelişimsel yetersizliği olan öğrencilere kolaylıkla kullanılabileceğini belirtmişlerdir. nahtar Sözcükler: Sonraki lira stratejisi, eĢzamanlı ipucuyla öğretim, geliĢimsel yetersizliği olan öğrenciler, para kullanma becerileri, ürün satın alma becerisi.
Engelli çocuğu olan anne-babaların kaygı düzeyi ve başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi
Araştırma engelli çocuğa sahip anne babaların kaygı düzeylerini belirlemek ve bu kaygı ile başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmanın evrenini Malatya ili merkezinde Milli Eğitime bağlı 15 rehabilitasyon merkezine kayıtlı olan 1163 engelli çocuğun ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada 405 engelli çocuğa sahip ebeveyne ulaşılmıştır.Verilerin toplanmasında Tanıtıcı bilgi formu, Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri ve Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği (BÇSÖ) ölçeği kullanılmıştır. Veriler Eylül 2011- Aralık 2011 tarihlerinde toplanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede SPSS 18 paket programı, verilerin analizinde sayı, yüzdelik, ortalama, ki-kare, t testi ve ANOVA varyans analizi testleri kullanılmıştır.Araştırmaya alınanların %78.5 anne, %21.5 babalar oluşturmaktadır. Ebeveynlerin yaş ortalaması 38.00±9.1 olup en düşük 18, en yüksek 65 yaşında oldukları belirlendi. Araştırmaya alınan ebeveynlerin engelli çocuklarının %42.2'sinin 7-14 yaş grubunda, %55.3'ünün erkek, engellilerin %57'sinin zihinsel engelli türündedir. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin %70.1'i çocuğunun engelli olmasından dolayı hiç kimseyi suçlamadığı, %23'ünün çevresi tarafından suçlandığı, %24.2'sinin yaşadıkları sıkıntılarla baş etmek için psikiyatrik destek aldığı saptandı.Bu sonuçlara göre engelli çocuğa sahip ebeveynlerin demografik verileri ile kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarının çevre tarafından kabul görme, psikiyatrik destek alma, sıkıntılarını paylaşma durumu ile kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde önemli bir ilişki saptanmıştır.Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin; yaş, ekonomik durum, ebeveyn cinsiyeti ile başa çıkma stratejileri arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki saptanmıştır.Araştırmada engelli çocuğa sahip ebeveynlerin kaygı düzeyleri ile kaçınma stratejisi arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre; engelli çocuğa sahip ebeveynlerde psikolojik ve sosyal destek alan bireylerin kaygıları ile baş etme düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Engelli bireylerde motor beceri
Günümüze kadar yapılan çalışmalar incelendiğinde engelli bireylerde motor beceri üzerine çalışma sayısı yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir. Bu nedenle engelli bireylerde motor beceri üzerindeki bilimsel olarak açıklanamamıştır. Engelli bireylerde motor beceri üzerine yapılmış çalışmalar incelendiğinde sistematik bir derlemeye rastlanmamıştır. Bu çalışma, engelli bireylerde motor becerinin etkisi ve önemini konusu üzerine yayınlanmış bilimsel çalışmaların sistematik derlemesidir. Konuyla ilgili olarak sistematik derleme yapılırken güncel bilimsel çalışmaların taraması yapılmıştır. Bu tez, sistematik derleme, PRISMA (Preferred Reporting Items for Systematic review and Meta-Analysis) bildirgesine uyarak ortaya konmuştur. Bedensel, Görme, Zihinsel ve İşitme Engelliler gruplarının dışında kalan engel grupları çalışmaya dahil edilmemiştir. PubMed veri tabanında '(motor skill) AND (disabled)" anahtar kelimeleri ile yapılan aramada toplam 3,116 yayın tespit edildi. "Ücretsiz tam metin" sınırlaması yapıldığında sayı 2100'e düşmüş "Randomize-Kontrollü çalışma" ve ''Deneysel Araştırma'' "Review" sınırlamaları eklendikten sonra yapılan aramada toplam 256 sonuç elde edilmiştir. İnsan üzerinde yapılan çalışmalar ve yaş kriteri de dahil edildiğinde sayı 110' a düştü. Bunlardan 90 tane bilimsel çalışma konu dışı olması sebebiyle dışarıda bırakıldı. Geri kalan 20 yayın çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma sonuçlarına bakıldığında; engelli bireylerde gelişim sürecinin ilk üç yılında motor gelişimin bilişsel gelişim ile ilişki içinde olduğu görülmektedir. Spora katılan ve katılmayan engelli ilkokul çocuklarında motor performans ölçümü sonucunda ve spora katılan çocukların, katılmayan çocuklara kıyasla daha iyi motor performansı gösterdikleri görülmektedir. Engelli bireylerde motor beceri gelişiminin erken tanısının konulması ve motor becerilerde geriliği tespit edilen engelli bireylerde erken eğitim ve egzersiz müdahalelerinin önemli olduğu çalışmamız sonucunda önerilebilir.
Bazı ab ülkelerinde uygulanan engelli spor politikalarının ekonomik, sosyal ve proje bazlı olarak türkiye ile karşılaştırması
Bu çalışmanın amacı AB engelli spor politikaları ile Türkiye karşılaştırmasının yapılmasıdır. Engelli sporlarının, Avrupa'da hümanist akımların gelişimi sayesinde oluşan bakış açısının etkileri ile başladığı bilinmektedir. Engelli oyunlarının Dünya genelinde doğuşu ve gelişimi Avrupa ülkeleri tarafından organize edilen oyunlarla başlamıştır. Bu nedenle Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi engelli sporlarının başlangıcından itibaren oyunlara katılım sağlayan ve AB'nde kurucu ülke statüsünde ki ülkelerden örneklem oluşturulmuştur. Bazı AB ülkeleri ile Türkiye'nin engelli spor politikalarının ekonomik, sosyal ve proje bazlı karşılaştırmasını yaptığımız araştırma, doküman analizi metodu kullanılarak nitel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Engelli sporlarının gün geçtikçe önem kazanması ve engelli bireylerin yaşamlarının önemli bir parçası haline gelmesi nedeniyle, ülkemizdeki gelişimin boyutlarını belirlemek amacıyla AB ülkeleri ile karşılaştırma yapılmıştır. AB'nin engellilik ve spor ile ilgili dokümanlar, AB istatistik kurumu olan Eurostat ve Avrupa Komisyon raporlarından alınmıştır. Ayrıca ülkelerin engelli spor federasyonlarının web sayfalarından güncel veriler elde edilmiştir. Ülkelerin Paralimpik Oyunlara katılım durumları ve başarılarıyla ilgili veriler IPC'nin tarihsel arşivinden sağlanmıştır. Araştırma sonucuna göre Avrupa'daki engelli sporları başarı ve katılımcı nitelikleri açısından ülkemizden oldukça ilerdedir. Fakat, 2017 yılında yapılan oyunlarda özellikle Deafolimpik Oyunlarında, ampute futbol ve atletizm dallarınada alınan başarılar ülkemizin alanda gelişim gösterdiğinin göstergesidir. Türkiye'nin engelli spor politika uygulamaları ile Avrupa ülkelerinde ki uygulamalar pek çok alanda benzerlik göstermektedir. Fakat uygulamaya geçirilme konusunda pek çok alanda eksiklikler tespit edilmiştir.
Spor yapan bedensel engelliler ile spor yapmayan bedensel engellilerin yaşam doyum düzeylerinin karşılaştırılması.
Çalışmanın amacı spor yapan ve spor yapmayan 15-29 yaş arası Bedensel engelli bireylerin yaşam doyumu düzeylerinin araştırılmasıdır. Araştırmanının evrenini Türkiye genelinde ki bedensel engelliler oluşturmaktadır. Araştırmnaın örneklem grubunu ise Konya, Ankara, Gaziantep, Antalya illerinde spor yapan 122 engelli ve Uşak, Kütahya, Afyon illerinde spor yapmayan 95 engelli olmak üzere toplam 217 engelli birey oluşturmaktadır. Araştırmada betimsel nitelikte ilişkisel tarama modeli kullanılmış ve veri toplama aracı olarak anket tekniği uygulanmıştır. Yaşam doyumuna ilişkin veriler elde etmek için Diener, Emmons, Larsen ve Griffin tarafından 1985 yılında geliştirilen yaşam doyumu ölçeğinden (The Satisfaction With Life Scale) yararlanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 paket programı kullanılmıştır. Tüm analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi %5 olarak değerlendirilmiştir. Spor yapan ve yapmayan, cinsiyet gibi iki düzeyli değişkenlerin düzeyleri arasında yaşam doyum değişkeni bakımndan anlamlı farklılıkğın olup olmadığını belirlemek amacıyla "bağımsız iki örnek t testi" kullanılmıştır. İkiden fazla düzeye sahip değişkenlerin düzeyleri arasındaki farklılık için "Tek yönlü varyans analizi (ANOVA)" den faydalanılmıştır. Varyans analizi sonucunda anlamlı farklılık bulunması durumunda farklılığın kaynağını belirlemek amacıyla " Tukey" çoklu karşılaştırma test istatistiğinin sonucu değerlendirmeye alınmıştır. Ayrıca varyansların homojenliği ve normallik gibi varyasımların sağlanmaması durumunda tek yönlü varyans analizi yerine Kruskall-Wallis test istatistiği kullanılmıştır. İstatistiksel analziler sonucunda, yaşam doyumu düzeyleri incelendiğinde spor yapan engelli bireyler ile spor yapmayanlar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Yaşam doyumu düzeyleri incelendiğinde spor yapan kadınlar ile yapmayanlar ve spor yapan erkekler ile spor yapmayan erkekler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Yaşam doyumu düzeyleri incelendiğinde katılımcılardan 0-999TL arası aylık geliri olan bireylerde ve 1000-1999 TL arsı aylık geliri olan spor yapan bireylerin yaşam doyum puan ortalamaları ile Spor yapmayan katılımcıların yaşam doyum puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur(p<0.05). Katılımcılardan Aylık geliri 2000-3000TL ve üzeri olan bireylerde spor yapan ile yapmayanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0.05). Genel olarak yapılan varyans analizi sonucuna göre yaşam doyum değişkeni bakımından spor düzeyleri arasında istatistiki olarak çok anlamlı düzeyde bir farklılık bulunmuştur (p=0.000). Genel olarak yapılan Kruskall-Wallis test istatistiği sonucuna göre yaşam doyum değişkeni bakımından spor yapma sıklıkları arasında istatistiki olarak çok anlamlı düzeyde bir farklılık bulunmuştur (p=0.000).Genel olarak yapılan Kruskall-Wallis test istatistiği sonucuna göre yaşam doyum değişkeni bakımından spor yapma amaçları arasında istatistiki olarak çok anlamlı düzeyde bir farklılık bulunmuştur (p=0.001). Yaşam doyumu düzeyleri incelendiğinde katılımcılardan 15-19 yaş arasındaki bireylerde spor yapan ile yapmayanlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. (p>0.05). Yaşam doyumu düzeyleri incelendiğinde katılımcılardan evli bireylerde spor yapan ile yapmayanlar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0.05). Çalışmamızın sonuçları spora katılımın engelli bireyin yaşam kalitesini etkileyen bir faktör olduğunu ortaya koymuştur. Sporun bedensel engelli bireylerin yaşantısındaki olumlu etkisi düşünülerek ülkemizde bedensel engelli bireylerin özellikleri ve spor yaşantısı ile ilgili daha detaylı çalışmaların yapılmasına ve spora katılımlarını arttırıcı stratejilerin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Spor, Bedensel Engelli, Yaşam kalitesi.
Sporun işitme engellilerin sosyalleşmesi üzerine etkisi
Yapılan bu araştırmanın amacı, sporun, işitme engelli öğrencilerin sosyalleşmesi üzerinde etkisinin ne yönde olduğunu ortaya koymaktır.İşitme engellilik ve bu kişilerin sosyalleşme süreçleri, günümüzde oldukça ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle yapılan bu araştırmada, spor yapan ve spor yapmayan işitme engellilerin sosyalleşme düzeyleri incelenerek, sporun işitme engelli kişilerin sosyalleşmesi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırma kapsamında, Afyon Karahisar İşitme Engelliler İlköğretim Okulu (n=30), Kütahya İşitme Engelliler İlköğretim Okulu (n=30) ve Eskişehir Ahmet Yesevi İşitme Engelliler İlköğretim Okulunda (n=40) okuyan, yaşları 10 ila 17 arasında değişen, 47'si spor yapan ve 53'ü spor yapmayan olmak üzere toplam (n=100) işitme engelli öğrenci üzerinde anket yapıldı.Anket verilerine, SPSS 17.0 for Windows paket programı ile frekans, crosstabulation ve ? =0.05 anlamlılık düzeyinde Ki-kare analizi uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre spor yapan işitme engelli öğrencilerle spor yapmayan işitme engelli öğrencilerin sosyalleşme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Yine araştırma sonuçlarına göre spor yapan işitme engelli öğrencilerle spor yapmayan işitme engelli öğrencilerin sporla sosyalleşme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonuçlarına göre işitme engelli kişilerin sosyalleşmesinde spor etkili bir sosyalleşme aracı olarak kullanılabilir.
Üniversitede okuyan engelli öğrencilerin fiziksel aktivite düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; 2012-2013 eğitim öğretim yılında farklı üniversitelerde okuyan engelli öğrencilerin fiziksel aktivite düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada 2012-2013 eğitim öğretim yılında farklı üniversitelerde okuyan engelli öğrenciler araştırma evreni olarak kabul edildi. Araştırma örneklemine ise farklı üniversitelerde okuyan 173 erkek 142 kadın toplam 318 öğrenci kabul edildi. Araştırma kapsamında örneklem grubu öğrencilerine öğrencilerin kişisel bilgileri ile sosyo-ekonomik düzeylerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen ve uzman görüşü alınarak düzenlenmiş anket formu ile öğrencilerin fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek amacıyla IPAQ Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Micheal Booth tarafından (Sidney ? Avustralya) 1996?da tasarlamış bundan bir yıl sonra da Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Grubu bu ankete dayanarak IPAQ?ı geliştirmiş. Anket Hacettepe üniversitesi spor bilimleri ve teknolojisi yüksek okulu tarafından 2007 yılında geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılmış olan IPAQ kısa formu uygulandı. Örneklem grubundan elde edilen verilerin istatistiksel olarak değerlendirilmesinde SPSS 20.0 paket programından faydalanıldı. Verilerin normal dağılım uygunluğu Shapiro-Wilk testiyle incelendi normal dağılım göstermemesi nedeni ile parametrik olmayan istatistiksel testlerle analizler yapıldı. Guruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney testi kullanıldı. Nonparametrik istatistiksel testler kullanılması nedeni ile Betimleyici değerler medyan (minimum- maksimum) olarak verildi. Anlamlılık düzeyi olarak ? =0.05 alındı. Araştırma sonucunda farklı üniversitelerde okuyan engelli öğrencilerin cinsiyetlerine göre kadın öğrencilerin orta şiddetli fiziksel aktivite, erkek öğrencilerin yüksek şiddetli aktivite yaptıkları, yaşa göre 23-25 yaş gurubunun diğer yaş gurubuna oranla yüksek şiddetli fiziksel aktivite yaptığı, fiziksel engelli öğrencilerin yüksek şiddetli aktiviteye daha çok katıldıkları, engelli öğrencilerin gelir düzeyi yüksek olanların yüksek şiddette aktivite yaptıkları, 4. sınıf öğrencilerinin daha yüksek şiddette fiziksel aktiviteye katıldıkları öğrencilerin takım sporlarını yapanlara da Met değerinin daha yüksek olduğu ve spor yapmama nedeni olarak ulaşım, boş zaman bulamayışı ve diğer etkenlerin neden olduğu tespit edilmiştir.
Engelli çocuklara sahip ailelerin sosyal dışlanma problemi üzerine bir araştırma: Çorum örneği
Bu çalışmada, engelli çocuklara sahip olan ailelerin toplumsal yaşama katılımlarını etkileyen ve/veya engelleyen sosyal dışlanma problemi başta olmak üzere sorunlarını tespit etmek, ayrıca engel tipinin engelli ailesinin sosyal yaşam üzerindeki etkisini ve engel tipleri arasında ailelerin toplumsal yaşama katılımları açısından farklılık olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Aynı zamanda çalışmada, engelli bireylere sahip olan ailelerin kurumsal, sosyo-ekonomik ve psikososyal açıdan yaşadıkları sosyal dışlanma ve toplumda var olagelmiş bu dışlanmanın zaman içindeki değişimi ve ailelerin geleceğe yönelik beklentileri de incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümde kavramsal çerçevede engellilik olgusu, engellilik türleri ve sosyal dışlanma kavramları üzerinde durulmuş olup, ikinci bölümde ise engelli birey ve ailelerin içinde bulundukları durumu anlamlandırmada toplumsal bilinç ve eğitimin rolü üzerinde çalışılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiş olup, dördüncü bölüm bulgular kısmından oluşmaktadır. Çalışma, Çorum il merkezinde bulunan İlk Arzum Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitimine devam eden engelli öğrencilerin ebeveynleri ile yapılmıştır. Araştırmada veriler derinlemesine görüşme formu uygulanarak toplanmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde engelli bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşama katılımlarında değişik biçimlerde sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Engelli Birey ve Aile, Sosyal Dışlanma
Engelli STK'larda gönüllü olarak çalışan kişilerin gönüllülük niyetlerinin genişletilmiş planlı davranış teorisi çerçevesinde incelenmesi
İnsanların nasıl hiçbir karşılık beklemeden yardıma ihtiyacı olan başka insanlara para, zaman ve emek hatta bazen vücutlarından bir parça verebilecek kadar özgecil oldukları merak konusu olmuştur. Bu nedenle çalışma konusu olarak insanların gönüllü olarak özgecil değerleri yansıtan niyetlerinin şekillenme sebepleri araştırılmıştır. Bu bağlamda araştırmanın amacı Engelli STK'larda gönüllü olarak çalışanların gönüllülük niyetinin genişletilmiş Planlı Davranış Teorisi (PDT) kapsamında incelenmesidir. Çalışmanın kapsamı Türkiye özelinde Engelli STK'larda gönüllü olarak çalışan kişilerin gönüllülük niyetlerinin araştırılmasıdır. Klasik teoriye dâhil edilen kavramlar "davranışsal norm, başkalarına yardım tutumu, Engelli STK tutumu ve özgecilik" olmuştur. Araştırmanın örneklemi Türkiye özelinde ulaşılabilen Engelli STK'larda gönüllü olarak çalışan kişilerdir. Online olarak ulaşılabilen ve elden teslim edilen anketlerden toplamda 420 adet anket toplanmıştır. Bu anketlerden 52 adedi geçersiz kalırken 368 adet anket kullanılabilir durumdadır. Çalışmanın geçerlilik (Açıklayıcı Faktör) ve iç tutarlılık (Cronbach's Alpha) analizleri yapıldıktan sonra çalışmada istatistiksel yöntem olarak korelasyon ve regresyon yöntemleri uygulanmıştır. Uygulanan istatistiksel yöntemler sonucunda çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Bu sonuçların en çarpıcılarından biri, Engelli STK'larda gönüllü olarak çalışan kişileri bu kurumlarda çalışmaya iten gücün onların öz motivasyonları olmasıdır. Araştırma kapsamında geliştirilen model Engelli STK tutumu haricinde doğrulanmıştır.
İslam'ın engelliye bakışı ve engelli aileleri Ankara, Çubuk örneği
Bu araştırmanın temel amacı engelli çocukları olan ebeveynlerin dindarlık düzeyleriyle çocuklarının engellilik durumlarına yönelik tutumlarının araştırılmasıdır. Bu amaçla Ankara'nın Çubuk ilçesinde ikamet eden engelli aileleri örneklem olarak seçilmiş ve 160 ebeveyne anket uygulaması yapılmıştır. Katılımcıların dindarlık düzeylerini ve engelliliğe yönelik tutumlarını ölçmek için "temel dini inanç ölçeği", "dini davranış ölçeği" ve engelliliğe yönelik tutum soruları sorulmuştur. Yapılan açımlayıcı faktör analizi sonucunda tutumların iki faktörde toplandığı görülmüştür. Bunlardan birinci faktör "imtihan" ikinci faktöre ise "emanet" olarak adlandırılmıştır. Ebeveynlerin temel dini inanç, dini davranış ve engelliliğe yönelik tutum düzeylerinin ölçülmesi için betimsel analiz yapılmıştır. Analiz sonucunda temel dini inanç, dini davranış ve engelliliğe yönelik tutum düzeylerinin oldukça yüksek olduğu sonucu çıkmıştır. Guruplar arasında fark olup olmadığını görmek için bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü anova varyans analizleri yapılmıştır. Engelliğe yönelik tutumlar üzerindeki etkiyi ölçmek için yapılan çoklu hiyerarşik regresyon analizi sonucunda temel dini inanç ve dini davranışların "imtihan" ve "emanet" tutumlarında etkili olduğu, demografik değişkenlerin ise etkili olmadığı sonucu çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Engelli, İslam, Engelli Ailesi, Dini Düşünce
Ayaş kentinin engelli bireyler bağlamında değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı öncelikle Ayaş ilçesinin engelli bireyler açısından değerlendirilmesidir. Dolayısıyla çalışma kentsel alan özelinde değerlendirilmiştir. Araştırmada Ayaş ilçesinin kent kalitesine yönelik kuramsal çerçeveleri sorgulanmış, ardından engelli hakları bağlamında irdelenmiştir. Ayrıca kentsel alandaki engelli bireylere yönelik sosyal politikalar, uygulamalar ve kurumsal yapılar, Ayaş örneği üzerinden sivil toplum örgütleri, kent yönetimleri ile engelli bireyler bağlamında saha araştırması ile sorgulanmıştır. Sonuç olarak farklı şehirlerin deneyimlerinden ve saha araştırması bulgularından yararlanılarak kentsel alana yönelik daha iyi bir katılım modeli geliştirilmeye çalışılmıştır. Engelli bireyin izolasyona maruz kalmaması, özel alanla sınırlı bir dünyada yaşamaması için gerçekleştirilen çeşitli faaliyetlerin istenen düzeye ulaşması açısından kentsel mekânın özellikleri değerlendirilmiştir. Çalışma kentsel alanda engelli birey olmayı anlama teşebbüsüdür. Bir başka ifadeyle çalışma engelli bireyler açısından kamusal ve özel alandaki ihtiyaç durumunun, erişilebilirlik problemlerinin belirlenmesini merkeze alarak engelli bireyler bağlamında kent kalitesinin irdelenmesini amaçlamaktadır.
Adana ili Yüreğir ilçesi Havutlu beldesindeki özürlülük epidemiyolojisi
Giriş, AmaçÖzürlülük:?Kişinin fizyolojik, psikolojik, anatomik yapı ya da işlevlerindeki geçici yada kalıcı herhangi bir eksiklik yada anormalliktir. Özürlülüklerin bazılarından korunmak ve rehabilitasyon aldıkları taktirde bağımlı olmaları engellenebildiğinden özürlüler üzerine eğilinilmesi önem kazanmaktadır. Ülkemizde özürlü sayısı, özürlülük türü ve nedenleri konusunda yeterli bilimsel veriler mevcut değildir. Özürlülere yardım için alınacak önlemler ve uygulanacak tedavilerde öncelikleri saptamak amacıyla bu tür bilgilere gereksinim vardır. Çalışmamızda Havutlu'daki özürlü kişi sayısını bulmak, bu özürlerin nedenlerini belirlemek, özürlerin doğuştan mı kazanılmış mı olduğunu tespit etmek, özürlülerin rehabilitasyon alıp almadıklarını saptamak ve daha sonra özürlülerle ilgili yapılacak projelere ışık tutması amaçlanmıştır.Gereç, YöntemBu çalışma Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesi içinde özürlülük sıklığını, türlerini ve epidemiyolojik özelliklerini belirlemeyi amaçlayan kesitsel tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini Havutlu Aile Sağlığı Merkezi bölgesinde yaşayan kişiler oluşturmaktadır. 2008 Haziran Ev Halkı Tespit Fişi (ETF) kayıtlarına göre bölge nüfusu 3926 kişidir. Örnek büyüklüğü % 95 güvenilirlik ve % 2 standart hata payı ile 708 kişi olarak hesaplandı. Bu 708 kişi basit rastgele yöntemle ETF'lerinden seçildi. Araştırma verileri bilgisayar ortamında SPSS 11.5 paket programı kullanılarak değerlendirildi.BulgularAraştırmaya katılanların % 54,5'ini kadınlar, % 45,5'ini erkekler oluşturmaktadır. Araştırılan topluluğun % 23,3'ünün özürlü olduğu saptandı. Araştırmamızda okur yazar olmayan grupta özürlülük sıklığı diğer gruplara göre anlamlı olarak fazla görüldü (x2=116,4, SD=5, p<0,0001). En sık görülen özür türleri sırayla; İç organ (visseral) bozuklukları (% 51,6), iskelet sistemi bozuklukları (% 16,9), psikolojik bozukluklar (% 8,7), göz ve görme ile ilgili bozukluklar (% 7,9), işitme bozuklukları (% 5,1), lisan ve konuşma bozuklukları (% 4,7), entelektüel bozukluklar (% 3,1), şekil görünüm bozuklukları(%2) idi. İç organ (visseral) bozukluklardan ise sırasıyla hipertansiyon (% 42,7), diyabet (%29), kardiyovasküler sistem hastalıkları (% 19,1) ilk üç sırayı oluşturmaktadır. Ebeveynleri arasında akrabalık olanlarda özürlülük, akrabalık olmayanlara göre anlamlı olarak fazlaydı (x2=46,3, SD=1, p<0,0001). Araştırmada saptanan özürlülerin % 13,9'unda özürlerinin doğuştan olduğu,% 86,1'inde sonradan kazanılmış olduğu tespit edildi. Özürlülerin % 87,3'ü özrü ile ilgili rehabilitasyon aldığı, % 12,7'sinin rehabilitasyon almadığı saptandı.SonuçDüşük eğitimli grupta özürlü sıklığının fazla olduğu, bölgede kronik hastalıkların sık görüldüğü ve yine bölgenin önemli bir sorununun da akraba evlilikleri olduğu tespit edildi. Bu çalışma havutlu bölgesinde özürlülere eğitim verilmesine, bütün özürlülerin rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasına, bölge halkının kronik hastalıklar ve akraba evlilikleri konusunda bilinçlendirilmesine gereken önemi işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Özürlülük, Prevelans, Havutlu
İnmeli hastalarda demografik bulgular ile hastalık özelliklerinin fonksiyonel durum, günlük yaşam aktiviteleri ve özürlülük düzeyi ile ilişkisi
İnmeli Hastalarda Demografik Bulgular ile Hastalık Özelliklerinin Fonksiyonel Durum, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Özürlülük Düzeyi ile İlişkisiAmaç: Bu çalışmada inmeli olguların demografik özelliklerinin, inme etyolojisi, inme süresi ve etkilenen hemisferin hastaların fonksiyonel durumları, günlük yaşam aktiviteleri, ambulasyon, mobilite ve özürlülük düzeylerine olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: 126 inmeli hastanın demografik özellikleri, inme risk faktörleri kaydedildi. Hastalar etyolojilerine, etkilenen hemisfere, yaşa, cinsiyete ve başvuru sürelerine göre gruplara ayrıldı. Ambulasyonları, mobilite düzeyleri, günlük yaşam aktiviteleri ve özürlülük düzeyleri değerlendirildi.Bulgular: Çalışmaya katılan inmeli hastaların % 48'inin kadın, % 52'sinin erkek olduğu ve % 77'sinin iskemik, % 23'ünün hemorajik kaynaklı inme olduğu belirlendi. İskemik ve hemorajik inmeli olgularda her iki grupta da en sık karşılaşılan risk faktörü hipertansiyon olarak saptandı. Hastaların fonksiyonel durum ve disabilite düzeyleri karşılaştırıldığında yaş, cinsiyet, etkilenen hemisfer ve hastalık süresine göre anlamlı farklılık bulunamadı. Fonksiyonel Ambulasyon Skala skorları ile Rivermead Mobilite ve Modifiye Barhel İndeksi skorları arasında güçlü pozitif, Modifiye Rankın Skala skoru arasında güçlü negatif ilişki saptandı. Rivermead Mobilite İndeksi ile Modifiye Barhel İndeksi skoru arasında çok güçlü pozitif, Modifiye Rankın Skala skoru ile arasında güçlü negatif ilişki saptandı. Brunnstrom evreleri ile hastaların ambulasyonları, günlük yaşam aktiviteleri, mobilite ve disabilite düzeyleri arasında yüksek korelasyon bulundu.Sonuç: Hastalarda ambulasyon, günlük yaşam aktiviteleri, mobilite ve disabilite düzeyleri açısından yaş, cinsiyet, etkilenen hemisfer ve hastalık süresine göre anlamlı farklılık bulunamadı. Fonksiyonel Ambulasyon Skalası ile Rivermead Mobilite İndeksi ve Modifiye Barhel İndeksi skorları arasında güçlü pozitif, Modifiye Rankın Skala skoru arasında güçlü negatif, Rivermead Mobilite İndeksi ile Modifiye Barhel İndeksi skoru arasında çok güçlü pozitif, Modifiye Rankın Skala skoru arasında çok güçlü negatif ilişki olduğu saptandı.Anahtar sözcükler: İnme, risk faktörleri, günlük yaşam aktiviteleri, ambulasyon, mobilite, disabilite
Tükenmişlik ve iş yaşam dengesi: Engelli bakım merkezleri ve huzurevlerinde çalışan bakım personeline ilişkin bir araştırma
Bu çalışmada engelli bakım merkezinde ve huzurevinde çalışan bakım personelinin tükenmişlik ve iş-yaşam dengesi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın bir diğer amacı ise bakım personelinin sosyo-demografik değişkenlerine göre tükenmişlik ve iş-yaşam dengesi düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesidir. Araştırma, Kırşehir il merkezinde bulunan engelli bakım merkezleri ve huzurevlerinde görev yapan 241 bakım personeli üzerinde yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak tükenmişlik ölçeği ve iş yaşam dengesi ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerde frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmış, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis, korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmada; çalışılan kurum, cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, haftalık çalışma saati, vardiyalı çalışma ve kurumda çalışma süresine göre katılımcıların tükenmişlik ve iş yaşam dengesine ilişkin algıları anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Araştırmada tükenmişliğin iş yaşam dengesi üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda engelli bakım merkezi ve huzurevinde çalışan bakım personelinin iş-yaşam dengesinin sağlanması ve tükenmişliğin azaltılması için çalışma şartlarının, çalışan personelin, çalışma ortamının ve çevresel şartların bir bütün olarak değerlendirmesine ihtiyaç duyulduğu söylenebilir.
Türkiye görme engelliler goalball sporcularının fiziksel uygunluk ve antropometrik özelliklerinin müsabaka başarıları ile karşılaştırılması
Bu çalışmada, görme engelli erkek sporcuların fiziksel uygunluk parametreleri ve antropometrik ölçümlerin, müsabaka başarıları ile arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya, Türkiye Görme Engelliler ilköğretim Okulları Arası Goalball Şampiyonası'na katılan değişik görme keskinliğine sahip ( B1, B2, B3) 59 erkek sporcu katılmıştır. Katılımcıların ortalama yaşı 14,95±1,28yıl, vücut ağırlığı 52,06±8,89 kg, boy 163,58±10,39 cm, spor yaşı 02,39±1,50 yıl olarak belirlenmiştir. Katılımcıların, fiziksel uygunluk parametrelerinden; vücut yağ yüzdeleri (holtain marka skinfold aleti), el kavrama (takei marka dinamometre) ve omurga hareketliliği (inklinometre aleti) ölçümleri alınmıştır. Antropometrik ölçümlerden üst extremite uzunlukları (kol, ön kol, el) ve alt extremite uzunlukları (bacak ve ayak) alınmıştır. Ayrıca, araştırmacı tarafından Sporcunun İsabetli Atış Performansı hesaplanmıştır. Çalışmada gerçekleştirilen tüm istatistiksel analizler SPSS 15.0 paket programı aracılığıyla yapılmıştır. Verilerin normal dağılış gösterip göstermediğini test etmek için Shapiro-Wilk testi sonucuna bakılmıştır. Analiz sonucunda p=,106 çıktığından verilerimiz normal dağılım göstermektedir. Bu nedenle üçlü karşılaştırmalarda One Way Anova, ikili karşılaştırmalarda ise Independent Sample t-test kullanılmıştır. Ayrıca tüm parametrelerin isabetli atış performansı ile ilişkisine bakmak için Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, ilk sekiz takım sporcularının görme keskinliği grubu değerlerine göre, isabetli atış performansları arasında az görenler lehine anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir (p=,025). Ayrıca ilk sekiz takım sporcularının antropometrik ve fiziksel uygunluk değerleri ile isabetli atış performansları istatistiksel olarak incelendiğinde; sağ el kavrama kuvveti ile isabetli atış performansı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür (pearson r =,374, p=,029). Ancak, diğer parametreler arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Sonuç olarak; görme keskinliğinin ve üst ekstremite kas kuvvetinin goalball sporunda büyük önem taşıdığı görülmektedir. Antrenmanlarda özellikle isabetli şut atımı için kas kuvvetine yönelik çalışmaların daha sık yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Goalball, Görme engelliler, Antropometrik ölçümler, Fiziksel uygunluk.
Ortopedik ve görme engelli bireylerin özgüven düzeylerinin beden algıları açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ortopedik ve görme engelli bireylerin cinsel özgüvenlerinin beden algıları ve demografik özelliklere göre incelemektir. Araştırmanın örneklemi farklı illerde yaşayan, google form ve mail yoluyla katılan 52 ortopedik ve 44 görme engelli toplam 96 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada kişisel bilgi formu, Çelik tarafından (2015) geliştirilen Cinsel Özgüven Ölçeği ve Secord ve Jourard tarafından (1953) geliştirilen ve Hovardaoğlu (1989) tarafından geçerlik çalışması tamamlanan Beden Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde parametrik yöntemlerden t testi ve değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacı ile regresyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Parametrik olmayan yöntemlerden ise; Mann Whitney U ve Kruskal Wallis analiz yöntemleri kullanılmıştır. Tüm veriler 0.05 anlamlılık düzeyinde test edilmiştir. Araştırma bulgularına göre beden algısı iki engel grubunda cinsel özgüvenini anlamlı düzeyde yordamaktadır. Görme engellilerin cinsel özgüven puanlarının ortopedik engellilerden daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Bu farkın da cinsel özgüven ölçeğinin kendini açığa vurma ve cinsel farkındalık alt boyutlarında görme engelliler lehine olduğu ortaya çıkmıştır. Görme engelli erkeklerin beden algıları görme engelli kadınlardan daha yüksek çıkmıştır.
Engelli bireylere bakım verenlerde algılanan bakım verme yükü ve fonksiyonellik parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, engelli bireylere bakım verenlerin bakım verme yüklerini fizyoterapi ve rehabilitasyona özgü değerlendirme yöntemleriyle incelemektir. Çalışmamız gözlemsel bir çalışma olarak planlanmıştır. Çalışmamızda T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı Kırşehir ili Engelsiz Yaşam Bakım Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezinde kalmakta olan engelli bireylere bakım veren bakım personelleri değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan çalışmada olguların sosyo-demografik bilgileri kaydedilmiştir, esneklikleri Otur-Uzan testi ile, enduransları Sorensen Testi (ST) ve Yan Lateral Köprü Testi (YLKT) ile, kas kuvvetleri el dinamometresi ile, sağlıkla ilgili yaşam kaliteleri Nottingham Sağlık Profili (NSP) ölçeği ile, depresyon düzeyleri BECK Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile, algılanan bakım verme yükü Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ) ile, mesleki doyumları Minnesota İş Doyumu Ölçeği (MİDÖ) ile, ağrıları Visüel Ağrı Skalası (VAS) ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya 70 bakım veren birey dâhil edilmiştir. Bunlardan 25'i kadın 45'i erkektir. Bakım veren bireyler haftalık 40 ile 56 saat arasında hizmet vermektedirler. Bakım verenlerin tamamının günlük hizmet verdiği engelli sayısı 12'dir. Çalışma kapsamında bakım verme yükü ile kas kuvveti, medeni durum, eğitim yılı, MİDÖ arasında yapılan istatistiksel analiz sonucunda anlamlı ilişkilerin çıkmadığı görülmüştür (p>0.05). Cinsiyet ile kas kuvveti, ST, YLKT, NSP ve VAS arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). Yaş ile VAS arasında pozitif yönde anlamlı derecede korelasyon olduğu görülmüştür (p<0.05). Bakım veren bireylerin bakım verme yılı ile VAS arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon tespit edilmiştir (p<0.05). Kas kuvveti ile NSP ve VAS arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur (p<0.05). NSP ile BDÖ ve BVYÖ arasında pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). BDÖ ile MİDÖ arasında negatif yönde anlamlı korelasyon bulunmuşken, BDÖ ile VAS arasında ise pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, bakım verme yüküne etki eden pek çok parametre olduğu, kişinin fiziksel kapasitesinin algılanan yüke etki ettiği sonucuna varılmıştır.