Interdisciplinary
67 theses under this subject heading
Resim sanatı bağlamında disiplin aşırılığın bir göstergesi olarak mekan
20. yüzyılda bilimsel ve kültürel gelişmelerle yaşanan değişimlerin etkisiyle, sanat disiplinleri arasında yeni durumlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu yeni durumlar 'disiplinlerarası', 'multidisipliner' ve 'disiplinaşırı' gibi terimler ile tanımlanmaktadır. 20. yüzyılda sanat pratiklerinin birbirleriyle olan ilişkileri, disiplinlerarası yapılara zemin hazırlamış ve multidisipliner üretme biçimlerinin oluşmasını sağlamıştır. Bu ortamlararası yapılar birçok akımın ve hareketin etkileşimleri sonucunda ortaya çıktığı görülür. Disiplinlerarası yapıda sanatçı birçok disiplinden yararlanarak tek bir sanatçı odaklı çalışırken, multidisipliner yapıda farklı disiplinden kişilerin iş odaklı üretimi ve etkileşimi söz konusudur. Bugün üretilen her şey, kendi disiplininin sınırını aşan bir noktada olup, başka alanların olanağını içinde barındıran ve pratiğinde uygulayan yapıya sahiptir. Disiplinaşırılık, bir disiplin odağında diğer disiplinlerin o odak içerisinde ya da sürecinde doğrudan gösterimine dayanır. Sürekli yeni medyumların eklenmesiyle birlikte resim sanatının bir disiplin olarak varlığı, çeşitli disiplinlerin medyum olarak katılımı ile disiplinaşırı bağlamlara uğramakta ve günümüz sanatında disiplinlerin ortaya koyduğu işler, disiplinaşırı olarak bakmayı zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, yapısal bir araştırma olarak; resim sanatı ile mekân kavramı arasındaki yapısal ilişkiyi, disiplinaşırılık kavramı üzerinden bir bağlam kurulmaya çalışılacaktır. Araştırmada mekân kavramı resim sanatı bağlamında ele alınacak, disiplinaşırılığın bir göstergesi olarak varlık tabakaları ortaya konmaya çalışılacaktır. Bu araştırma bağlamında mekân kavramı, resim sanatı bağlamında incelenecek olan çalışmanın paradigması olacaktır. Günümüzde artık sanatçı (ressam), resim temelli yola çıkarak bir mimarinin, sesin ya da dijital teknolojilerin olanağında resimsel üretimler yapabilmektedir. Farklı algı aralığında yer alan medyumlar artık resmin içinde bir yer işgal etmeye başlamaktadır. Bu konuda çeşitli disiplinlerin çoklu algı ve çoklu zekâ gibi kavramlarla, bu duruma kendi perspektiflerinden baktıkları görülmektedir. Sanatçı artık nesnel dünyanın sunduklarına eşit bir uzaklıkta yer alır. Kendi pratiğinin öz nitelikleri dolayımında bir mekânı ya da bir metni kendi pratiğinden bakışla kurabilir. Resim pratiğinden mekâna bakıldığında hala resimden söz edilebilir noktada olunduğu görülmektedir. Bu araştırmada, mekân olgusunu resim sanatı bağlamında bir disiplinaşırılık olarak ele almak ve resim disiplini olanağında mekânı bir aşırılık olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu aşırılık, sanatçının kendi algı aralığının olanağı olan medyumun aşılması anlamına da gelmektedir. "Resim Sanatı Bağlamında Disiplinaşırılığın Bir Göstergesi Olarak Mekân" başlıklı çalışmada, resim sanatı çerçevesinden, mekân: disiplinaşırılık olarak yanılsama mekân, reel mekân ve sanal mekân olmak üzere üç aksta incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Disiplinaşırılık, Mekân, Yanılsama mekân, Reel mekân, Sanal mekân
Sanat ve grafik tasarımda disiplinlerarası etkileşim, fotoğraf ve resimleme etkileşimi ve uygulamaları
Tarihsel süreçte, tıpkı insanlığın geçirdiği evreler gibi, sanat, sürekli gelişim ve dönüşüm içerisindedir. Hızla gelişen makineleşme süreci ile, sosyal, ekonomik dönüşümler sanatçıya yeni açılımlar sağlanmıştır. Fotoğraf, fotomekanik baskı işlemleri gibi icatların bulunması, Kübistlerin deneysel arayışları sayesinde kolaj ve asamblaj tekniğinin bulunması, Dada, Pop, Kavramsal Sanat gibi akımların doğmasına, sanatçının kendi yeteneğini daha belirgin bir biçimde ifade etmesini sağlamıştır. Bu süreçle birlikte sanatta deneysel arayışlar ve disiplinlerarası etkileşimler söz konusu olmaya başlamıştır. Sanatta disiplinlerarası etkileşim fotoğraf ve resim sanatında da görülmüştür. Bu çerçevede fotomontaj, fotokolaj, kolaj ve asamblaj gibi tekniklerle fotoğraf ve resim sanatının disiplinlerarası etkileşimine dayanan yapıtlar ortaya çıkmıştır. Fotoğraf ve resimleme tekniği birlikte kullanıldığında anlatım açısından yeni bir etki ve boyut kazanmaktadır. Diğer sanat dallarında görülen disiplinlerarası etkileşim grafik tasarımda da ortaya çıkmış, fotoğraf ve resimleme (illüstrasyon) arasında da söz konusu olmuştur. Bu araştırmada, fotoğraf ve resimleme sanatının etkileşimi çerçevesinde yeni deneysel arayışlara gidilmiş; uygulanan resimlemelerde, kâğıt, çıta, kumaş, iplik gibi malzemeler kullanılarak anlatıma yeni bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu malzemelerle yaratılan üç boyutlu etki ile çeşitli duyu ve duygulara hitap ederek beslenme, barınma ve sevgi gibi hayvan hakları konusunda farkındalık yaratılmak hedeflenmiştir.
Disiplinlerarasılık, coğrafi kavramlar ve sanatsal bir edim olarak yürümek
Disiplinlerarasılık, 1960'lardan bu yana, çağdaş sanatta kullanılan üretim yöntemlerinin başında yer almaktadır. Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Sanat alanında bu bağlamda sıkı bir geçişlilik söz konusudur. Örneğin sosyal bilimlerdeki bir ilerleme, sanatın bir parçası haline gelebilmektedir. Bilimsel araştırmalarda izlenen yöntemlerden biri, önce ilgili alanda yaşanan problemin her yönüyle tespit edilmesi, daha sonra da bu problemin çözümüne giden yolların test edilerek sonuca ulaşılmasıdır. Diğer bir araştırma ve geliştirme yöntemiyse farklı bir disiplinde ortaya konulmuş olan bir yeniliğin, başka bir bilim alanındaki araştırmacı ve akademisyenler tarafından yorumlanarak, yeni kullanım alanlarının ortaya konulmasıyla gerçekleşmektedir. "Disiplinlerarasılık, Coğrafi Kavramlar ve Sanatsal Bir Edim Olarak Yürümek" başlığıyla yapılan bu tez çalışması da gündelik hayatın rutin bir olgusu olarak görülen yürümenin çağdaş sanat alanındaki kullanımına yönelik bir tarihçeyi ve bunun günümüze dair yorumunu içermektedir.
Masaldan romana kahramanın serüveni: Yere Düşen Dualar ve Yerkuşağı'na eko feminist bir yaklaşım
Masallar insanlar var olduğundan beri çeşitli coğrafyalara köklerini salarak yayılan bir sarmaşık gibidir. Aynı tohumdan üreyen masalların kökleri farklı kültürlerden beslenerek büyümeye ve o kültürün yapı taşlarına göre şekil almaya devam etmektedir. Fakat bu masal toprağı o kadar bereketlidir ki sadece farklı kültürlerin bünyesinde nesilden nesile aktarılmakla kalmaz aynı zamanda da farklı disiplinlerin dallanıp budaklanmasınakatkı sağlamaktadır. Edebiyat da bu disiplinlerden biridir. Masalların sembol yüklü dili ve eğretilmeli anlatımı günümüz çağdaş edebiyatında da çeşitli amaçlarla kullanılmaya devam etmektedir. İnsanlığın gezegenimize etkisinin ciddi seviyelere ulaşmasıyla karşılaşılan ekolojik krizin ardından edebiyat da birçok bilim gibi çalışmalarında bu konuya dikkat çekmektedir. Ataerkil düşünce sisteminin bir sonucu olan kadının ve doğanın tahakküme maruz bırakılması günümüzde tartışılan en önemli konulardan biri haline gelmiştir. Ataerkil sistemin, kadını ve doğayı görme şekli ve insan ve insan olmayan arasındaki ilişkilenme biçimleri üzerine eleştiriler getirilmektedir. Bizde bu çalışma ile disiplinlerarasılık ilkesine dayanarak Sema Kaygusuz'un Yere Düşen Dualar ve Deniz Gezgin'in Yerkuşağı romalarını masal unsurları bağlamında ekofeminist yöntem ile karşılaştıracağız. Yapılacak olan tez çalışması ile amaçlanan, folklor ve metinlerarasılık ilişkisini masal ve roman bağlamında incelemek ve söz konusu ilişkiyi eko-feminist yöntem ile ele alarak güncel toplumsal bir mesele haline gelen kadın ve doğanın ataerkil yapı tarafından kontrol altına alınmasının edebiyata yansımalarını tartışmaktır. İnsanın hem karşı cins ile hem de doğa ile olan ilişkilenme biçimlerini çağdaş edebiyat metinleri üzerinden göstermeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: masal, postmodern edebiyat, ekofeminizm, disiplinlerarasılık, karşılaştırmalı edebiyat.
Ahmet Hamdi Tanpınar'da kent ve mekân poetikası
Ahmet Hamdi Tanpınar'ı Kent Sosyolojisi zaviyesinden inceleyen bu tez, mekân ve kentin Tanpınar'ın eserlerinde nasıl yer ettiğini soruşturmaktadır. Bu soruşturmada birçok disiplinden faydalanılmıştır. Tez bu anlamda disiplinler arası bir çalışmadır. Kent ve mekân düşünceyi, dili, kültürü, yaşam biçimini belirleyen özgül içerikleri olan iki kavramdır. Mekân toplumsaldır, toplum tarafından belirlenir ve toplumu biçimlendirir. Medeniyetin vuku bulduğu yer olarak adlandırılan kent ise bireyin ve toplumun gündelik hayatını belirleyen ve biçimlendiren bir yapıya sahiptir. Mekânın ve kentin incelenmesi Tanpınar tarafından kent planlaması yahut kentolog zaviyesinde ele alınmamıştır. Muharrir ve şair olarak Tanpınar mekânı ve kenti poetik biçimde ele almıştır. Poetika muhayyile, temaşa, tasavvur etme, mekânı edebi dil üzerinden yeniden üretmekle ilgilidir. Bu incelemeye mekânın poetik biçimde ele alınışının fenomenolojisini gösteren Gaston Bachealard'ın Mekânın Poetikası kitabı kılavuz olmuştur. Bir mekânda yaşamanın ontolojik, toplumsal, poetik boyutu Tanpınar metinleri üzerinden gösterilmeye çalışılmıştır. Yöntem olarak içerik analizi ve eleştirel içli-dışlılık benimsenmiştir. Tezin amacı, insanın ontolojik olarak tecrübe ettiği mekânın elimine edilmesi, izinin silinmesi ve yeni tecrübelere girildiği modern zamanlarda kentte yaşamanın poetik biçimde ne demek olduğunu göstermektir. Özet olarak tezde, disiplinler arası kontekste Tanpınar'ın eserlerinde mekânın toplumsallığı ve ilişkiselliği; kentin gündelik hayat ve medeniyet üzerindeki etkisi gösterilmiştir.
Mimarlık-bilgisayar etkileşiminde işbirliği kavramı
sbirligi insanoglunun varolusundan bugüne, iletisim varoldukça süregelen bir olgudur. Yasamın her alanında isbirligi aktiviteleri ile karsılasmaktayız. Farklı meslek alanlarında da isbirligine rastlamaktayız ki bu alanlardan en yaygın olanı da mimarlık alanıdır. Mimarlar bir yapıyı tasarlarken kendi baslarına hareket edemezler; gerek kendi disiplinleri gerekse farklı disiplinlerden uzmanlar, insaat mühendisleri, elektrik mühendisleri, makine mühendisleri, jeoloji mühendileri, akustik uzmanlar, malzeme uzmanları gibi, fikir ve bilgi alısverisinde bulunurlar. Bu meslek grupları ile iletisim ve isbirligi neticesinde yeni ürünler en iyi sekilde ortaya çıkmaktadır. nsanlar arası iletisimde iletisim araçlarının gelisimi nasıl büyük bir çag atlanmasını sagladıysa, mimarlık alanında da iletisim araçlarının, teknolojinin gelisimi ile birlikte pek çok yeni imkan ortaya çıkmıstır. Ortak dokümanların paylasımı, tartısmalar, bilgi alısverisi için bu süreçte basrolü bilgisayarlar üstlenmeye baslamıstır. Farklı programların yazılımı, sanal ortamlar ile birlikte teknolojinin ucu açık imkanları dogrultusunda da insanlar arası iletisimde oldugu gibi meslekler arası koordinasyonda da sınırsız imkanlara ulasılmıstır. Bu çalısmada öncelikle isbirligi kavramı tüm yönleriyle ele alınmıstır. sbirligi nedir, kavram olarak diger terimlerden ayrımı, avantaj ve dezavantajları, anahtar elemanları, modelleri ile genis bir bakıs açısıyla degerlendirilmistir. sbirligini genel anlamda inceledikten sonra alt baslıkları olan; tezin esas vurgulamak istedigi mimarlık alanında, mimarlık egitiminde, mimari ofislerde ve diger disiplinlerle mimarlık arasında isbirligi aktiviteleri incelenmistir. Bu iliskilerde ana prensipler, olması gerekenler ve mevcut örnekler karsılastırmalı bir sekilde sunulmustur. Öncelikle genel anlamda mimarlık ve isbirligi degerlendirilmis, sonra mimarlıga ilk adım mimarlık egitiminde bu aktivitelere verilen önem; güncel yurtiçi ve yurtdısı örneklerle vurgulanmıstır. Mimarlık egitiminden bir sonraki asama mimari ofislerde isbirligi açısından durum degerlendirilmesi yapılmıs, günümüz kosullarındaki sistemler isbirligi aktiviteleri dogrultusunda degerlendirilmistir. Son olaraksa isbirligi aktivitelerine en yogun sahne olan disiplinler arası çalısmalarda isbirligi irdelenmis, güncel proje örnekleri karsılastırılmalı olarak ifade edilmistir. Mimarlık alanındaki bu isbirligi aktiviteleri tartısılır ve örneklendirilirken hep mimarlıkbilgisayar etkilesimi gözönünde bulundurulmus, mimarlıkta isbirligi aktivitelerinde bilgisayarın rolü güncel örnek ve saptamalarla somut hale getirilmistir. Tezin sonuç bölümünde ise tüm bu kavramlar dogrultusunda seçilen örnekler üzerinden, karsılastırmalı sonuç ve degerlendirmelere gidilmis, isbirligi-mimarlık ve bilgisayar teknolojisinin gelecekteki durusuna dair öngörüler yeralmıstır. Anahtar Kelimeler: Mimarlık, isbirligi, bilgisayar destekli mimarlık, bilgisayar destekli isbirligi, isbirliksel mimari, isbirliksel mimari tasarım ortamı, disiplinler arası tasarım, disiplinler arası bilgisayar destekli tasarım.
Sanatlararası bağlamda moda tasarımına müziğin yansıması
İlişkilendirilecek sınırsız disiplin içerisinde "moda ve müzik" etkileşimleri, konu bağlamında temeli teşkil eden bir sınırlılıkla çalışmanın temel niteliğini oluşturmaktadır. Bu bağlamda ortak yaratım pratiğiyle moda müzikten beslenirken yeni tasarımlara nasıl aktarıldığı; biçim, içerik, malzeme olarak nasıl dönüştürüldüğü, kavramsal bilgilerle desteklenerek ele alınmıştır. Aynı zamanda müziğin, kişinin üzerinde oluşturduğu ruhsal bağlantıyla şekillenen duygulara yönelik somut ve soyut kavramların, çeşitli materyaller aracılığıyla diğer sanat dallarına ve giysi tasarımlarına aktarımı örneklendirilerek açıklanmıştır. Müzik ve giysi tasarımının melezleşmesi sonucunda ortaya çıkarılan bu eserler, daha da özele indirgenerek L. V. Beethoven ve 9. Senfoni'nin giyilebilir sanata dönüştürülebilen uygulama çalışmalarıyla ortaya konulmuştur. Bu bağlamda çalışma altı ana bölümden oluşmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde disiplinlerarasılık anlayışıyla özdeş ya da benzeşik bakış açılarına sahip kavramların, anlam karmaşası yaratmaması adına açıklaması yapılmış; sanatta sözü geçen disiplinlerarasılık terimlerinden kısaca söz edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde müziğin disiplinlerarasılık bağlamında diğer sanatlarla olan ilişkisi irdelenmiştir. Bu bilgilerin ardından çalışmanın ana konusu olan müzik ve moda tasarım ilişkisi, belirli kategoriler ve örnekler eşliğinde açıklanmaya çalışılmıştır. Burada, müzik ve moda tasarımının etkileşimine dair ilk akla gelen altkültür gruplarından ziyade (kısa bir örnekle açıklanmıştır), eserlerin sanatsal yaratım ile var edilmesi noktasındaki sorgulamalara rastlanılacaktır. Bir sonraki bölümde çalışmanın yöntemi açıklanmış ve sıradaki bölümde ise L. V. Beethoven ve 9. Senfonisi'nden esinlenilerek yeni malzeme ve formlarla farklı fikirlerin doğmasına olanak sağlayacağı ve sanatlararası anlayıştan var olan eserlerin diğer sanatçılarda temel bir esin kaynağı oluşturacağı temennisi ile oluşturulmuş beş adet tekstil yüzey ve giysi tasarımlarıyla çalışmanın sonuç bölümüne varılmıştır.
Dördüncü sınıf sosyal bilgiler dersinde kavramsal anlama becerilerinin geliştirilmesinde bağlamsal öğrenme yaklaşımına dayalı disiplinler arası öğretim uygulamaları: bir durum çalışması
Araştırmada veriler araştırmacı tarafından geliştirilen Kavramsal Anlama Başarı Testi (KABT), Kavramsal Anlama İki Aşamalı Teşhis Testi (KAİATT), öğrenci çalışma yaprakları, yapılandırılmamış gözlem (kamera kayıtları), yarı yapılandırılmış görüşme ve araştırmacı günlüğü aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen nitel veriler betimsel ve içerik analiziyle, nicel veriler ise Yinelenmiş Ölçümler için ANOVA ve Eşli Gruplar T Testi aracılığıyla analiz edilmiştir. Nicel analizden elde edilen veriler için anlamlılık düzeyi p≤ .05 olarak alınmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, kavramın özelliğini bulma, tanıma ulaşma ve neden açıklama kavramsal anlama alt becerileri için yapılan beş farklı ölçümün aritmetik ortalamaları arasında anlamlı farklılığın olduğunu; ilişki kurma ve örnek üzerinde özellik gösterme kavramsal anlama alt becerileri için yapılan beş farklı ölçümün aritmetik ortalamaları arasında anlamlı farklılığın olmadığını ortaya çıkarmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular öğrenci performanslarında kavramsal anlama açısından bir değişikliğin olup olmadığını belirlemek amacıyla uygulama öncesi ve sonrası olmak üzere iki defa uygulanan Kavramsal Anlama Başarı Testi (KABT) ve Kavramsal Anlama İki Aşamalı Teşhis Testi (KAİATT) sonuçları arasında uygulama sonrası lehine bir farklılığın olduğunu göstermektedir. Araştırmadan elde edilen bulgulardan öğrencilerin kavramın özelliklerini bulma ve tanım yapma etkinliklerini farklı buldukları ve sevdikleri tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar öğrencilerin uygulamada zor ve karmaşık görülmesi nedenleriyle bağımsızlık, egemenlik ve devlet kavramlarını beğenmediklerini; eğlenceli görülmesi nedeniyle de ekonomi ve demokrasi kavramlarını beğendiklerini göstermektedir. Ayrıca aynı bulgular uygulamalardaki kavramlardan yönetim biçimi nedeniyle demokrasiyi, ailenin geçim kaynağını içermesi ve tasarruflu olmayı kapsaması nedeniyle de ekonomi kavramlarını gerçek yaşamla ilgili gördüğünü ortaya çıkarmaktadır. Araştırmada kavramsal anlama alt becerilerinin gelişimini destekleyen olumlu ve olumsuz faktörlerin saptanması amacıyla yapılan analizlerden yeterli muhakeme seviyesinin, ön bilginin ve deneyimin, güdülenmenin, ilgili disiplinlere ilişkin ilgi ve yeterliliğin, ipucunun, derse katılımın, etkinliklerin sevilmesinin, bazı uygulamalardaki kavramların özellik sayısının az olmasının olumlu etki yarattığı anlaşılmaktadır. Ayrıca yapılan analizler muhakeme seviyesinin yetersiz olmasının, ilgili disiplinlere ilişkin ilgi ve yeterliliğin düşük olmasının, bazı etkinliklerdeki veri yükünün (soru sayısının fazlalığı), ya da kavramlardaki özellik sayısının fazla olmasının, derse aktif olarak katılım göstermemenin, ilgili kavramların sevilmemesinin, sınıf atmosferindeki gürültünün, uygulamalar arasındaki zaman farkının olumsuz etki yarattığı bulgularını ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak, bağlamsal öğrenme yaklaşımına dayalı disiplinler arası öğretim uygulamalarının ön test ve son test kavramsal anlama başarı testi sonuçlarına göre son test lehine anlamlı bir farklılık yarattığını göstermektedir. Bu durumda, uygulamanın kavramsal anlamayı sağladığı anlaşılmaktadır. Aynı bulgulardan farklı disiplinlerin bilgileriyle kurulmuş analojilerin kavramın özelliklerini bulma sürecinin gelişimini olumlu etkilediğini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, tercih edilen yaklaşımın tanıma ulaşma ve neden açıklama kavramsal anlama alt becerilerinin gelişimini desteklediğini ancak ilişki kurma ve örnek üzerinde özellik gösterme davranışlarının gelişiminde anlamlı bir farklılık yaratmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal bilgiler öğretimi, bağlamsal öğrenme ve öğretim yaklaşımı, disiplinler arası öğretim yaklaşımı, analoji, kavramsal anlama, durum çalışması.
Kavram temelli disiplinler arası yaklaşıma göre tasarlanan ünitenin otantik değerlendirmesine yönelik bir eylem araştırması
Bu çalışmada, sosyal bilgiler dersinde kavram temelli disiplinler arası yaklaşım kullanılarak tasarlanan ünitenin uygulama ve otantik değerlendirme süreci incelenmiştir. Bu amaçla ilk olarak sınıfta kavram öğretimi, disiplinler arası yaklaşım ve otantik değerlendirmeye ilişkin mevcut durum ortaya konmuştur. Araştırmada genel amaç doğrultusunda, tasarlanan ünitenin uygulamasında karşılan sorunlar ve bu sorunların çözüm önerileri, uygulamanın öğrenme öğretme sürecine etkisi, öğrencilerin otantik değerlendirme sürecine yönelik algıları ve uygulamaların kavramların kazanılmasına etkisi de araştırılmıştır. Kavram temelli disiplinler arası yaklaşım kullanılarak tasarlanan ünitenin uygulama ve otantik değerlendirme sürecinin incelendiği bu araştırma eylem araştırması olarak yürütülmüştür. Araştırma 2013-2014 eğitim-öğretim yılı güz ve bahar döneminde bir devlet okulunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma gurubunu amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilmiş 12'si erkek, yedisi kız toplam 19 dördüncü sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırma verileri, yarı yapılandırılmış görüşme, yapılandırılmamış gözlem (kamera kayıtları), otantik değerlendirme araçları (rubrikler ve düzey belirleme kontrol listeleri), öğrenci çalışma örnekleri, araştırmacı ve öğrenci günlükleri ve kavram testi ile toplanmıştır. Uygulama öncesinde uygulama yapılan sınıftaki mevcut durumu ortaya koymak için, bir ünite süresince gözlem ve öğrencilerle ön görüşme yapılmıştır. Uygulama aşamasında Jacobs'ın (1989) ve (2004) önerdiği disiplinler arası program tasarım modeli temel alınarak tasarlanan Çevre ünitesi 32 ders saatinde uygulanmıştır. Uygulamada eylem araştırması süreci döngülere dayalı olarak yürütülmüştür. Her döngüde araştırma öncesi her kavram için hazırlanan ders planının uygulama aşaması izlenmiş, ortaya çıkan sorunları çözmek için eylem planları geliştirilmiş ve sorun çözüldükten sonra bir sonraki döngüye geçilmiştir. Öğrencilerin derslerin kazanımlarını elde edip etmediklerini belirlemek için uygulanan otantik değerlendirme etkinlikleri, rubrikler ve düzey belirleme kontrol listeleri yardımıyla incelenmiştir. Araştırma sürecini değerlendirmek için öğrencilerle süreç görüşmeleri yapılmıştır. Uygulamadaki sekiz döngü tamamlandıktan sonra öğrencilere kavram testi uygulanmış ve öğrencilerle görüşme yapılmıştır. Araştırmada toplanan nitel veriler içerik analizi yapılarak çözümlenmiştir. Güvenirliği sağlamak için veriler ikinci kodlayıcı tarafından kodlanmıştır. Uygulama sürecinde her döngüde ders planının uygulamasından sonra süreç kendi içinde incelenmiştir. Uygulama süreci tamamlandıktan sonra tüm veriler bütün olarak değerlendirilip çözümlenmiştir. Araştırmada Kavram testi ile nicel veriler toplanmıştır. Çoktan seçmeli 25 sorudan meydana gelen testte her sorudan sonra öğrenciler verdikleri cevabın nedenini yazılı olarak ifade etmiştir. Test puanlanırken, doğru cevabı bulma 1, nedeni doğru açıklama ise 3 puan ile değerlendirilmiştir. Kavram testi puanlanmasının güvenirliği için ikinci kodlayıcı olarak konu alanı uzmanından yardım alınmıştır. Sonuçta genel olarak, eylem araştırmasının bir öğretim yaklaşımını uygulamak ve değerlendirmek için uygun bir araştırma yöntemi olduğu, bu yöntem ile öğretimin niteliğinin arttırıldığı ve araştırmacının kendi deneyimlerini arttırdığı söylenebilir. Öğrencilerin kavram temelli disiplinler arası yaklaşıma göre hazırlanan etkinlikleri önceki etkinliklerden farklı bulmuşlardır. Bu etkinlikler farklı disiplin bilgilerini aynı anda öğrenmeyi, derinlemesine öğrenmeyi, yeni bilgiler öğrenmeyi, derse yönelik olumlu tutum geliştirmeyi, akademik başarıyı arttırmayı, zamandan tasarruf yapmayı ve konu tekrarı yapmayı sağlamakta, öğrencilere araştırma yapma, gözlem yapma ve bilgisayar kullanma becerisi ve gerçek hayatta kullanılabilecek bilgiler de kazandırmaktır. Bu etkinlikler öğrencilerin derse yönelik ilgilerini arttırmış ve olumlu tutum geliştirmeye, işbirliği içinde çalışmaya, karar verme ve eleştirel düşünme becerisine katkı sağlamıştır. Öğrenciler bu etkinlikleri beğenmiş, severek, isteyerek katılmış ve etkinlikleri zevkle yapmışlardır. Uygulanan etkinliklerde sosyal bilgiler dersinde matematik, fen bilimleri, Türkçe, görsel sanatlar, müzik ve İngilizce dersi ile disiplinler arası bağlantılar kurulmuştur. Öğrenci görüşlerine göre en çok fen bilimleri ve matematik, en az müzik ve İngilizce dersleriyle, gözlem bulgularına göre ise en çok Türkçe dersi, en az da İngilizce ve müzik dersleri ile disiplinler arası bağlantılar kurulmuştur. İlk döngülerde disiplinler arası bağlantıları araştırmacı vurgularken, döngüler ilerledikçe öğrencilerin disiplinler arası bağlantıları kendi kendilerine fark etmeye başladıkları ve yeni bağlantılar kurdukları araştırma sonuçları arasındadır. Öğrenciler değerlendirme sürecinde kullanılan otantik değerlendirme etkinliklerini, öğrenme sürecine yönelik olması, öğrenci merkezli olması, yürütücü biliş stratejilerini ve farklı disiplinlere ait bilgileri kullanmayı gerektirmesi açısından önceki etkinliklerden farklı bulmuş, bu etkinliklere istekli olarak katılmış ve bu etkinliklerde eğlenmişlerdir. Öğrenciler değerlendirme etkinliklerini sürece yönelik ve öğrenci merkezli olduğunu, farklı disiplinlere ait bilgilerin de kullanılmasını gerektirdiğini algılamışlar, uygulama ve değerlendirme sürecinde disiplinler arası bağlantıları fark etmişlerdir. Değerlendirme sürecinde bazı etkinliklerde zorlandıklarını dile getiren öğrenciler olmasına rağmen, sonuçta öğrenciler bu etkinliklerin daha eğlenceli, daha öğretici olduğu ve diğer derslerde de kullanılmasını istediklerini belirtmişlerdir. Ayrıca kavram temelli disiplinler arası yaklaşıma göre hazırlanan, uygulanan ve otantik olarak değerlendirilen ünitenin kavramların kazandırılmasına olumlu yönde katkı sağladığı da sonuçlar arasındadır. Anahtar kelimeler: Disiplinler arası yaklaşım, kavram temelli öğretim, otantik değerlendirme, eylem araştırması.
Çokkültürlü eğitime dayalı olarak geliştirilen disiplinlerarası öğretim programı aracılığıyla öğrencilerde hoşgörü değerinin ve eleştirel düşünme becerisinin geliştirilme sürecinin incelenmesi: Bir durum çalışması
Bu araştırmanın genel amacı, çokkültürlü eğitime dayalı olarak geliştirilen disiplinlerarası öğretim programı aracılığıyla öğrencilerde hoşgörü değerinin ve eleştirel düşünme becerisinin geliştirilme sürecini incelemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden biri olan durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Elazığ ili Karakoçan ilçesinde bulunan bir ilkokulun dördüncü sınıfında öğrenim görmekte olan 30 öğrenci ile 10 veli oluşturmaktadır. Araştırmada, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme ve maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Öğrenciler belirlenirken ölçüt örnekleme yöntemi, veliler belirlenirken maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada çokkültürlü eğitime dayalı olarak geliştirilen disiplinlerarası öğretim programı uygulanarak öğrencilerin hoşgörü değeri ve eleştirel düşünme becerileri geliştirilmeye çalışılmıştır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak; kişisel bilgiler formu, görüşme formu, gözlem formu, öğrenci günlüğü, araştırmacı günlüğü, hoşgörü tutum ölçeği, hikâye testleri, eleştirel düşünme becerisi ve hoşgörü değeri dereceli puanlama anahtarları kullanılmıştır. Araştırma, 2015-2016 eğitim-öğretim yılının güz döneminde 05/Ekim/2015-08/Ocak/2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, nicel ve nitel verilerin analizi olmak üzere iki şekilde veriler çözümlenmiştir. Nitel verilerin analizinde betimsel ve içerik analizleri, nicel verilerin analizinde betimsel istatistik ile bağımlı örneklemler t testi kullanılmıştır. Araştırmada geçerlik ve güvenirliğin sağlanması için inandırıcılık, aktarılabilirlik, tutarlılık ve teyit edilebilirlik yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin cinsiyetlerine, etnik kimliklerine ve inançlarına göre hoşgörüyü daha çok yardımsever olma olarak algıladıkları görülmüştür. Kadın velilerin çoğu tarafından hoşgörü, karşısındaki kişiyi olduğu gibi kabullenme olarak; erkek velilerin çoğu tarafından ise hoşgörü insanlarla iyi geçinme olarak algılanmaktadır. İnançlarına göre veliler hoşgörüyü anlayışlı olma olarak algılamaktadırlar. İlkokul ve lise mezunu veliler tarafından hoşgörü anlayışlı olma olarak algılanmaktadır. Çalışma grubuna ait eleştirel düşünme becerisi ve hoşgörü dereceli puanlama anahtarı ile hoşgörü tutum ölçeği öntest-sontest puan ortalamaları arasında sontest lehine anlamlı bir fark saptanmıştır. Araştırmacı günlüğü incelendiğinde disiplin, sınıf ortamı, veli, öğretmen, okul yönetimi, etkinlik ve araç-gereç; öğrenci günlükleri incelendiğinde etkinlikler, disiplin sorunu, zaman, değerler, araç gereç ve sorun yok; video kayıtları incelendiğinde sınıf, öğrenci, etkinlik, disiplin sorunu, değerler, araç-gereç ve zaman yetersizliği temalarında sorunlarla karşılaşıldığı görülmüştür. Uygulama sonrasında kadın öğrenciler hoşgörüyü daha çok anlayışlı olma olarak; erkek öğrenciler ise hoşgörüyü daha çok iyilik yapma olarak algılamaktadırlar. Öğrencilerin çoğu uygulanan etkinlikler sayesinde yeni bilgiler öğrendiklerini, uygulanan etkinliklerde en çok hoşgörü değerini kazandıklarını, uygulanan etkinlikler sayesinde günlük hayatlarında engelli bireylere yardım etmeye başladıklarını, kadına şiddet ile ilgili dramayı severek yaptıklarını, grup çalışması yaparken zorlandıklarını, uygulanan etkinlikler sonrasında günlük hayatlarında farklı kültürel özellikteki bireylere saygı duyacaklarını ve çevrelerindeki engelli bireylere yardım edeceklerini, farklı kültürel özelliklere sahip bireylere karşı hoşgörülü olacaklarını ve uygulanan etkinlikler sonrasında öğrendiklerini sosyal bilgiler dersinde kullanabileceklerini belirtmişlerdir. Velilerin çoğu uygulanan etkinliklerin öğrencilerin farkındalıklarını arttırdığını, öğrencilerin hoşgörü değerini kazandıklarını, hoşgörü değerlerine katkı sağladığı, günlük hayatlarında daha çok kardeşleriyle iyi geçinmelerini sağladığını ve farklı kültürel özelliklere sahip bireylere karşı yardımcı olduklarını belirtmişlerdir.
Sosyal bilgiler dersi kazanımları ile ders ve çalışma kitapları etkinliklerinin matematik dersi kazanımları açısından incelenmesi
Günümüzde çağın gereksinimleri karşısında eğitim kurumlarından toplumsal beklentinin oluşturduğu birey profili yaratıcı, üretken, öğrenmekten zevk alan, eleştirel düşünebilen, olaylar arasında bağ kurabilen şeklinde açıklanabilir. Nitekim farklı disiplinlerin bilgi ve becerilerini dikkate alan ve öğrencinin motivasyonunun artmasına katkı sağlayan disiplinler arası yaklaşım çağdaş eğitim sistemi içerisinde oldukça önemsenmektedir. İlkokul 4. sınıf sosyal bilgiler dersi kazanımlarının, sosyal bilgiler ders ve çalışma kitabının matematiksel yetkinlikler açısından incelenmesi amaçlanan bu çalışmada, 2018 yılı 4. sınıf sosyal bilgiler dersi öğretim programında bulunan kazanımlarının, 4. sınıf sosyal bilgiler ders ve çalışma kitabının ilkokul 1-4. sınıflar matematik dersi kazanımları ile ilişkili olup olmama durumları incelenmiştir. Bu amaçla çalışmada nitel araştırma paradigmalarından doküman incelemesi işe koşulmuştur. Araştırma verileri ise doküman analizi yoluyla elde edilmiş olup çalışma doküman analizi adımlarına uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma verilerini Millî Eğitim Bakanlığı'nca yayınlanan 2018 yılı ilkokul sosyal bilgiler dersi öğretim programı, 2018 yılı ilkokul matematik dersi öğretim programı, 4. sınıf sosyal bilgiler ders kitabı ve 4. sınıf sosyal bilgiler çalışma kitabı oluşturmuştur. Sosyal bilgiler dersi kazanımlarının öğretiminde öğrencilerin ihtiyaç duyduğu matematiksel yetkinlikler sosyal bilgiler dersi kazanımları ve öğrenme alanları boyutları ile ilişkilendirilerek incelenmiştir. Bu bağlamda 2018 sosyal bilgiler öğretim programındaki kazanımlar matematiksel yetkinlikler açısından incelendiğinde birey ve toplum öğrenme alanında 25, kültür ve miras öğrenme alanında 33, insanlar, yerler ve çevreler öğrenme alanında 84, bilim, teknoloji ve toplum öğrenme alanında 44, üretim, dağıtım ve tüketim öğrenme alanında 113, etkin vatandaşlık öğrenme alanında 39, küresel bağlantılar öğrenme alanında ise 34 matematik dersi kazanımlarının ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkarak 2018 yılı 4. sınıf sosyal bilgiler dersi öğretim programı öğrenme alanları incelendiğinde; en fazla matematik kazanımları ile ilişkili olan öğrenme alanının 113 kazanım ile üretim, dağıtım ve tüketim öğrenme alanı, en az ilişkili olan öğrenme alanı ise 25 kazanım ile birey ve toplum öğrenme alanının olduğu tespit edilmiştir. 4. sınıf sosyal bilgiler ders kitabında bulunan etkinliklerin en çok ilkokul 1. sınıf, en az ise 2. sınıf seviyesi ilkokul matematik dersi kazanımlarıyla ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 4. sınıf sosyal bilgiler çalışma kitabında bulunan etkinlikler en çok ilkokul 1. sınıf seviyesi, en az ise 4. sınıf seviyesi ilkokul matematik dersi kazanımlarıyla ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Disiplinler arası yaklaşım, matematik dersi, öğretim programı, sosyal bilgiler dersi.
Fen bilimleri dersi öğretim programının matematik, bilişim, teknoloji ve sanat dersleri ile disiplinler arası entegrasyonuna yönelik çalışmaların incelenmesi
Bu araştırmada, Fen Bilimleri dersi öğretim programının; matematik, bilişim, teknoloji ve sanat derslerine yönelik öğretim programlarıyla disiplinler arası entegrasyonunun yapıldığı çalışmaların incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda ülkemizde gerçekleştirilen disiplinler arası entegrasyon ile ilgili çalışmalarda, 3-8. sınıf fen bilimleri dersi öğretim programı kazanımları ile ilişkilendirilmiş diğer disiplinlere yönelik kazanımlar ya da konular tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme yoluyla toplanarak betimsel ve içerik analizi uygulanmıştır. Veri toplama sürecinde öncelikle Google Akademik, ULAKBIM, Dergipark, YÖK tez vb. veri tabanları; "disiplinler arası entegrasyon", "STEM", "FeTeMM", STEM eğitimi", "STEM öğretimi", "STEM uygulamaları" vb. anahtar kelimeler kullanılarak alan yazın taranmıştır. Alan yazın taraması sonucunda elde edilen ulusal yayınlar (kitap, makale, tez ve raporlar) incelenmiş ve içerisinde ilköğretim 3-8 düzeyinde fen kazanımları ile matematik, bilişim, teknoloji ve sanat alanlarına yönelik derslerden en az biriyle ilişkilendirmenin yapıldığı toplam 110 yayın araştırma kapsamına alınmıştır. Elde edilen yayınlar, ilgili ilişkilendirmelere ait sınıf seviyesi, yayın yılı, konu alanı/ünite adı, disiplinler ve yayın türüne göre detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Elde edilen veriler tablo ve grafiklerle ortaya konmuştur. Tüm yayın türlerinde fen konularıyla ilişkilendirmenin en çok yapıldığı sınıf düzeylerinin 6. ve 7. sınıf, derslerin ise Matematik ile Teknoloji ve Tasarım dersleri olduğu görülmektedir. Fende en fazla ilişkilendirme "fiziksel olaylar", en az ise "dünya ve evren" konu alanları ile yapılmıştır. Matematik dersinden en çok "geometri ve ölçme", "geometri" ve "sayılar", Teknoloji ve Tasarım dersinden "mühendislik ve tasarım", "ürün tasarlama" ve "inovatif düşüncenin geliştirilmesi ve fikirlerin korunması", Görsel Sanatlar dersinden "görsel iletişim ve biçimlendirme", Bilişim Teknolojileri ve Yazılım dersinden ise "bilişim teknolojileri", "ürün oluşturma", "programlama", "kodlama" ve "yazılım" konularında ilişkilendirmeler yapıldığı tespit edilmiştir. Bu araştırma bulgularının, ülkemizde disiplinler arası entegrasyona yönelik çalışmaları ve bugüne kadar fen bilimleri dersi ile yapılmış ilişkilendirmeleri özetlemesi, program ile ilgili düzenleme çalışmaları yapılması, bu konuda çalışma yapmak isteyecek araştırmacılara yol göstermesi, etkinlik hazırlamak isteyen öğretmenlere destek olması, alandaki eksikliklerin belirlenmesi ve tartışılması konusunda önemli katkı sağlayacağı düşünülmekte ve yeni araştırmalara ışık tutması beklenmektedir.
Sanat malzemesi olarak denimin iki ve çok boyutlu deneysel tasarımlarda kullanımı
"Sanat Malzemesi Olarak Denimin İki ve Çok Boyutlu Deneysel Tasarımlarda Kullanımı" başlıklı çalışmada tekstil malzemelerinin arasında yaygın olarak kullanılan malzeme türlerinden biri olan denim kumaşı ele alınmıştır. Fiziksel ve kimyasal yapısı gereği diğer kumaşlardan farkı incelenip, sanat objesi oluşturma aşamasında tek başına ya da destekleyici malzemeler ile birlikte sanatçıya sağlayacağı kazanımları araştırmak adına, deneyler yapılarak hangi işlemler ile nasıl sonuç alınacağı tespit edilip raporlanmıştır. Bu deneyler sonucunda elde edilen verilerden yararlanarak, denim kumaşı ana malzeme olacak şekilde, deneysel tasarımlar oluşturulması hedeflenmiştir. Tez, altı ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan giriş bölümünde tezin problemi, amacı ve sınırlılıklarından söz edilmiştir. Uygarlık tarihinde insanlığın temel gereksinimlerine bakıldığında ilk sırada yiyecek ikinci sırada örtünme gelmektedir. Her iki ihtiyacı karşılamak için doğadan yararlanılmıştır. İnsanoğlu avcı toplayıcı dönemde yiyecek olarak tükettiği hayvanların postlarını örtünme amacıyla kullanmış ve daha sonra doğadaki bitkilerden ipler ve yüzeyler oluşturulmasıyla tekstil yüzeyi, insanlık tarihinde yerini almaya başlamıştır. Tezin ikinci bölümünde, tekstil malzemelerinin insanlık tarihindeki yeri ve önemi konusunda yapılan araştırmalar sonucunda, yabancı kaynaklardan doğadaki elyaf oluşumu ve ipliğe dönüşümü, tunç çağının başlangıcı ile tekstil liflerini boyayan ilk boyarmaddelerin keşfi gibi bilgilere rastlanmıştır. Bu bilgiler ışığında çeviri yapılarak literatüre kazandırılmak üzere ikinci bölümde kısaca yer verilmiştir. Deneysel tasarımları oluştururken tekstil yüzey oluşturma ya da biçimlendirme tekniklerinden yararlanılacağı için, geleneksel tekstil biçimlendirme teknikleri ayrı başlıklar altında incelenmiş ve tekstile hammadde yönünden bakılarak elyaf türlerine değinilmiştir. Bu başlıklar altında indigo boyarmaddesinin tarihçesi ve boyama tekniği, tezin ana konusu olan denimle birinci derecede yakınlığı nedeniyle, incelenip aktarılmıştır. Sanat objeleri oluşturma aşamasında ana malzeme denim kumaşıdır. Denimin yapısal ve kimyasal özelliği, tarihsel ve gelişimsel süreci, bu süreçteki işçi giysisi, askeri giysi ve günlük giysi biçiminde modaya yansıması evrelerine geniş yer verilmiştir. Denim kumaşının bu aşamalarda moda piramidinde devrimsel nitelik taşıyan bir özelliği bulunmaktadır. Moda piramidinde yerleşik olan işleyişte; moda ikonu dediğimiz kavram; nesne, giysi, tasarımcı ya da kişi olabilmektedir. Bu kavram ilk ortaya çıktığında moda piramidinin sosyo-ekonomik açıdan en güçlü kesimin bulunduğu tepe noktasında tüketime hazır bir şekilde yerini alır ve zamanla toplumun alt kesimlerinin bulunduğu piramidin en alt katmanlarına doğru yayılarak moda olma özelliğini sürdürmektedir. Sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel olarak toplumun alt tabakasından oluşan kitlenin bulunduğu piramidin tabanına indiğinde artık güncelliğini ve değerini yitirmiş olup yok olma evresine geçer. Ancak denim; kumaş olarak, piramidin en alt tabakasında 16.yüzyılda branda bezi olarak kullanılmaya başlanmış olup, daha sonra 1850'li yıllarda işçi giysisi olarak toplumda yerini almıştır. Daha ileri yıllarda piramidin en tepe noktasına kadar tırmanıp haute-couture defilelerde de yerini almış ve 2021 yılında dahi güncelliğini ve moda olma özelliğini koruyan ilk ve tek tekstil ürünü olmuştur. Bu özelliğinden dolayı denimin tekstil ve moda tarihinde devrimsel bir özelliği bulunmaktadır. Kumaş olarak diğer tekstil ürünlerinden farkını, sanatçılar arasında da gösteren denim, dünyanın farklı noktalarında birkaç sanatçının ana malzemesi durumuna gelmiş ve sergi salonlarında yerini almıştır. Bu bağlamda denimin plastik sanat alanındaki yerini incelemek üzere ikinci bölüm oluşturulmuştur. Üçüncü bölüme, plastik sanatlar, tekstil sanatı ve denim başlığı ile başlanmıştır. Tekstil malzemesi olarak denimin, plastik sanatlardaki yeri araştırılırken iki farklı disiplinler olan tekstil sanatları ve plastik sanatlar tarihten günümüze kronolojik olarak incelenmiştir. Modern sanat ile başlayan, post modern sanat anlayışı ile 2021 yılına kadar sanatçıların farklı malzeme ve anlatım arayışlarını kapsayan, tekstilin plastik sanatlarda kullanılmaya başlanması ile ilgili önemli dönemler, sanat hareketleri, akımları ve sanatçılarına değinilmiştir. Disiplinler arası etkileşime örnek olan sanatçıların eser görselleri ile desteklenerek, tekstilin plastik sanatlardaki yeri ve önemi incelenmiştir. Bu araştırmalar sırasında denimi malzeme olarak kullanan sanatçıların özgeçmiş ve eser görsellerine değinilmiştir. Dördüncü bölümde denim kumaşı ele alınarak; yapıştırıcı ve diğer kimyasallar kullanılarak denime; hacim kazandırmak ve dikim- kalıp tekniklerni kullanarak iki ve üç boyut kazandırmak ayrıca iki boyutlu denim yüzeyinde renk denemeleri ile denim malzemesinin tek başına ve yardımcı malzemeler ile form ve yüzey şekillendirme deneyleri rapor biçiminde sunulmuştur. Beşinci bölümde elde edilen bulgular ve yapılan araştırmalardan ilham alınarak, denim kumaşının ana malzeme olarak kullanıldığı deneysel tasarımlara yer verilmiştir. Altıncı ve son bölümde tüm çalışmaları kapsayan sonuç ve öneriler bölümü yer almaktadır. Öneriler kısmında, oluşturulan tasarımların değişik boyutlarda değişik mekânlardaki varsayımsal sunumları dijital ortamda oluşturulmuş görseller şeklinde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tekstil, denim, indigo, lif sanatı, disiplinler arası sanat.
Seramik torna formlarında disiplinler arası etkileşimlerin yansımaları
Geleneksel seramik sanatında oldukça önemli bir yere sahip olan seramik torna formlar, günümüzün sanat anlayışı içinde disiplinler arası çalışmalar olarak çağdaş seramik sanatında zengin ifade olanakları yaratmaktadır. Bu çalışmanın amacı, seramik torna formlarına disiplinler arası sanat etkileşimlerin yansımalarını betimlemektir. Bu bağlamda araştırmanın kavramsal çerçevesini: seramik sanatı, seramik sanatına disiplinler arası etkileşimlerin yansımaları, seramik sanatında torna, ,tornada şekillendirilmiş seramik formlara disiplinler arası etkileşimlerin yansımaları başlıklarıyla oluşturulmuştur. Çağın sanat anlayışını oluşturan disiplinler arası etkileşimlerin seramik torna formlara yansımalarını: Klasik-modern sentezleyici yönelimin seramik torna formlara yansımaları, Seramik-heykel yöneliminin seramik torna formla yansımaları, Soyut-özgün form yöneliminin seramik torna formlara yansımaları başlıklarıyla sınıflandırılarak seramik torna formlar da disiplinler arası etkileşimlerin yansımalarını içeren sanat eserleriyle örnekler verilmiştir.Bu araştırmanın son bölümünde, konuyla ilgili yapılan araştırmaların ışığı altında uygulanan seramik çalışmalarının görselleri yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Seramik torna formlar, disiplinler arası seramik sanatı, çanak-çömlek
Temel eğitimde disiplinlerarası yaklaşıma dayalı çevre eğitimi programının öğretmenlerin mesleki gelişimine etkisi
Bir ülkenin refah seviyesini yükseltecek doğru bilgi iyi bir eğitim sistemi ile toplumdaki bireylere aktarılacaktır. Bu noktada eğitim sisteminin kalitesini artırmanın yolu, değişime her alanda olduğu gibi eğitim noktasında da gereken önemin verilmesinden geçmektedir. Hızla değişen dünyada eğitim sistemi içerisinde en fazla öneme sahip olduğu düşünülen alan ise öğretmen eğitimidir. Bu sebeple çalışmada disiplinlerarası çevre eğitimine yönelik hazırlanan mesleki gelişim programının temel eğitim düzeyinde görev alan okul öncesi ve sınıf öğretmenlerinin mesleki gelişimlerine etkisi araştırılmıştır. Öğretmenlerin mesleki gelişimleri çevre öğretimi ile ilgili bilgileri, disiplinlerarası yaklaşım ile ilgili bilgileri, sınıf içi çevre öğretimi uygulamaları, çevre öğretiminde sınıf içi iletişimleri açısından incelenmiştir. Disiplinlerarası Çevre Eğitimi Programının (DÇEP) etkilerini derinlemesine ortaya koymak amacıyla çalışma nitel araştırmaların durum deseni ile yürütülmüştür. Çalışma grubuna aynı okulda görev yapan okul öncesi ve sınıf öğretmeni olmak üzere toplamda 4 öğretmen katılmıştır. Disiplinlerarası Çevre Eğitim Programında (DÇEP) öncelikli olarak öğretmenlerin 7 hafta boyunca çalıştaylara katılımı sağlanmıştır. Öğretmen çalıştayları teorik olarak bilgilendirme ve örnek uygulamalar şeklinde yürütülmüştür. Çalıştayların tamamlanmasından 3 hafta sonra sınıf içi öğretmen uygulamalarına geçilmiştir. DÇEP sınıf içi uygulamalarında etkinliklerin ilk 2'si araştırmacı desteğiyle öğretmen tarafından, diğer 3 etkinlik ise araştırmacı desteği olmadan öğretmen tarafından uygulanmıştır. Sınıf içi uygulanan etkinliklerden son etkinlik öğretmen tarafından tasarlanmıştır. DÇEP'nin sınıf içi uygulama süreci her bir öğretmen için toplamda 5 hafta sürmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu, araştırmacı gözlem notları ve sınıf içi video kayıtları kullanılmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi ve betimsel analiz yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmanın bulgularında öğretmenlerin çevre öğretimi bilgilerinde, disiplinlerarası yaklaşım ile ilgili bilgilerinde, sınıf içi çevre öğretimi uygulamalarında, çevre öğretimindeki sınıf içi iletişimlerinde gelişme olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucuna göre genel olarak öğretmenlere uygulanan mesleki gelişim programlarının yalnızca seminerlerle sınırlı kalmaması aynı zamanda sınıf içi uygulama sürecinin olması ve iş başı destekle öğretmenlerin gelişimlerinin izlenmesi önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER:Mesleki gelişim, disiplinlerarası yaklaşım, temel eğitim, okul öncesi eğitimi, sınıf eğitimi
Disiplinlerarası yaklaşım olarak çağdaş sanatta portre algısı
Sanat alanında yapılan tüm üretimler sanatçının öznel dünyasını ve yaşamsal gerçeğini ifade etmektedir. Bu ifade etme durumunda sanatsal bir söylem olarak portre, sanatçı ve izleyici açısından da oldukça önemli bir konuma sahiptir. Portre kısaca sanatsal üretime konu olan ve "özne" konumunda olan bireylerin kişilik, karakter, duygusal hali gibi birçok fiziksel ve ruhsal alanda bilgi verebilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde portre bir sanatsal üretim olmasının yanı sıra yapıldığı ana ve onun özel koşullarına sanatçı/izleyici için şahitlik eder. Üretim olanaklarının sanayi devrimiyle artışı ve yaşanan toplumsal değişimlerin sonucunda hayatın her alanında olduğu gibi sanatın her alanında da farklılıklar gözlenmeye başlamıştır. Bu durum 1960 sonrası sanat bağlamında da öznel ve özgür bir yapı kazanmıştır. Özellikle 20. yüzyılda inanılmaz bir ivme ile artış kazanan ve günümüze kadar da devam eden bilimsel ve teknolojik alanlarda yaşanan baş döndürücü yenilikler dikkat çekicidir. Bu dönemde yaşanan değişimler ve gelişmeler toplumu etkilediği kadar sanatçıları ve onların üretimlerini de doğrudan etkilemiştir. Bu çalışmada dünya sanat tarihi içinde etkili bir yere sahip olan portreler ve sanatçıları hakkında üretimleri üzerinden bilgilendirmelerde/yorumlamalarda bulunulmuştur. Ayrıca sanatçıların portreye ilişkin toplumsal ve bireysel yaklaşımlarının yanı sıra ifade biçimleri üzerinde de durularak günümüz sanatına etkileri incelenmiştir. Özellikle teknolojik gelişmelere paralel olarak malzeme çeşitliliği ve kavramsal boyutta konu zenginliği ile yeni bir ifade olanağı kazanan portre uygulamaları çağdaş sanat dinamikleri açısından değerlendirildiğinde farklı deneyimlere olanak tanımıştır. Sanat alanında özellikle 1960 sonrası yıllara tarihlenen yeni ifade arayışları portre sanatına da kavramsal bir anlam kazandırmıştır. Portre uygulamaları disiplinlerarası süreç bağlamında sanatçının ifade aracı olarak deneysel bir süreç olarak ortaya çıkmıştır. Bu araştırmanın ana teması özellikle deneyime dayanan sanatsal üretimlerde portre ana temasına odaklanarak güncel örneklerin araştırılması/incelenmesi olarak değerlendirilebilinir. ANAHTAR KELİMELER:Sanat, Çağdaş Sanat, Disiplinlerarası Sanat, Portre, Otoportre
Çağdaş sanat pratiği olarak yazı
Sanat eserlerinin dönemin toplumsal gerçeklerinden bağımsız değerlendirilemeyeceği ve dönemin koşullarından etkilendiği bilinmektedir. Fakat sanat eserlerinin diğer ifadesiyle sanatçının eserinde bahsettiği gerçekliğin ya da vermek istediği mesajın insanlar tarafından anlaşılması belirli bir bilgi ve birikim gerektirmektedir. Bu durum sanatı sadece bir sınıf ile sınırlı tutmuş ve sanatçı ile insanlar arasında derin uçurum meydana getirmiştir. Yaşanan bu sorun sanatçıları yeni metodoloji arayışına itmiştir. Tarihsizliği ifade eden çağdaş sanatta yazının sanatsal bir anlatım dili olarak kullanılmasına yol açan pratikler, yepyeni bir okuma metodolojisi geliştirmiştir. Çağdaş sanatın hareketlendirdiği yazılı dinamiklerin çok sesli/çokkatmanlı yapılanması, genellikle algıyı zorlaştırmakta ve yapıtlar çözümlenmesi gereken bir söyleme dönüşmektedir. İzleyicinin algısına gereksinim duyan bir çözümleme modelinde yazıyı bir araç olarak kullanan sanatçılar, yapıtın değişik öznelerce alımlanması ve istenilen yöne doğru bir ipucu vermesi için yazıdan yararlanmaktadır. Bu bağlamda sanatçının iletmek istediği mesaj üzerinde sanatçı ve alımlayan özne mutabık kalırsa alımlama gerçekleşmiş olur. Bu çalışma, eski gramer ile algılanamayan yazının konumunu belirli kategorizasyonlarla anlamaya çalışan bir pratik için yola çıkmakta ve bir düşünce süreci oluşturmayı amaçlamaktadır. Yazının kronolojik tarihi ve sanat pratiklerindeki yerinin kuramsal boyutuna genel bir bakış sunan bu çalışmada, göstergebilim yöntemi kullanılarak yazının çağdaş sanatçı işleri üzerindeki bileşenlerine ilişkin bir dizi saptama yapmaktadır. Çalışmada ortaya çıkan düşünce düzlemi psikoloji, sosyoloji, felsefe gibi disiplin alanlarına yaslanmakta ve çağdaş sanat pratiği olarak yazı ilişkisinin ontolojik saptamaları incelenmektedir.
Disiplinlerarası yaklaşımın görsel sanatlar dersinde uygulanmasının etkililiği
Bu çalışmanın amacı, ilköğretim 4. sınıf Görsel Sanatlar Dersinde disiplinlerarası yaklaşımın uygulanmasının, öğrencilerin derse yönelik tutumlarına, eleştirel düşünme (analiz, değerlendirme, çıkarım, yorumlama, açıklama, öz düzenleme boyutları) becerilerine, öğrenci ürünlerine ve öğrencilerin öğrenme-öğretme sürecine yönelik görüşlerine etkisini ortaya koymaktır.Araştırmanın çalışma grubunu, Ankara ili Çankaya ilçesinde bulunan özel bir İlköğretim Okulu'nun 4. sınıfında öğrenim gören toplam 44 öğrenci oluşturmaktadır. Sınıflardan biri deney (n=21) diğeri kontrol grubu (n=23) intact olarak atanmıştır. Araştırmada, nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yönteme bağlı kalınarak, ?öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen? kullanılmıştır.Araştırmada veri toplamak amacıyla; deney ve kontrol grubunda ?Tutum Ölçeği?, ?Eleştirel Düşünme Ölçeği?, ?Öğrenci Ürünlerini Değerlendirme Formu (Holistik Rubric)? kullanılmış, ayrıca deney grubu öğrencilerinin öğretim sürecine yönelik görüşleri ?Görüş Formu? ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın nicel alt amaçlarının çözümlenmesinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama ile tek faktör üzerinde tekrarlı ölçümler için iki faktörlü ANOVA ve Mann Whitney U- testleri yapılmıştır. Araştırmanın nitel alt amacının çözümlenmesinde ise betimsel analizden yararlanılmıştır.Araştırma sonucunda, öğrencilerin Görsel Sanatlar Dersine ilişkin tutumlarında deney ve kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, eleştirel düşünme becerileri ve öğrencilerin oluşturdukları ürünler arasında istatistiki açıdan deney grubu lehine anlamlı bir farkın olduğu belirlenmiştir. Deney grubu öğrencilerinin öğrenme-öğretme sürecine yönelik; en çok hoşlarına giden durumlar, öğretmenden yardım alma konusundaki görüşleri, etkinlik ile ilgili önerileri, çalışma ile ilgili duyguları, hoşlarına gitmeyen şeyler, öğrendikleri farklı ve yeni şeyler, etkinlik ile ilgili önerileri, bilgilerinden yararlandıkları dersler yönünden olumlu görüşlere sahip oldukları görülmüştür.Araştırmadan elde edilen sonuçlar ışığında bazı önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Disiplinlerarası Yaklaşım, Görsel Sanatlar Eğitimi, Eleştirel Düşünme, Tutum
Günümüzde fotoğraf-resim ilişkisine düşünsel yaklaşımlar ve görsel çözümlemeler
Resim sanatının fotoğrafla ilişkisi, ilkel görüntü elde etme aracı olarak bilinen camera obscura'nın bulunuşuyla başlamıştır. İlk fotoğraf makinesinin 1839'da icat edilmiş ve ilk yıllarda uzun süreli pozlar gerektiği için manzaralar çekilmişti. Daha sonra birçok fotoğraf işliği açılmış ve fotoğrafa özellikle de vesikalık fotoğrafa ilgi artmıştır. Böyle olunca da doğaya sadık çalışan ressamlar portre yerine başka konular bulmaya yönelmişlerdir. Çalışma konularını genişletmişler, yorumlama yeteneklerini açığa çıkarmışlardır. Bunda fotoğrafın payı büyüktür, çünkü resim fotoğraf sayesinde kendine yüklenen betimleme işlevinden sıyrılmış, daha özgür düşünebileceği bir ortama kavuşmuştur. Bundan böyle fotoğraf ressam için yardımcı bir araç olmuştur.Fotoğrafçıların sanat yapmaya başladıkları zaman ise resmin gelişim sürecini önlerinde hazır bulmaları onlar için hem bir avantaj hem de dezavantaj olmuştur. Fotoğrafın resim sanatının özelliklerini taklit etmesi, kendi kimliğini yakalamasını ve sanat olarak kabul görmesini geciktirmiştir. Bunun yanında resmin dilinden beslenmeleri fotoğrafın gelişim sürecini hızlandırmıştır.Fotoğrafın sanat içinde kullanımına gelince özellikle modernist dönemde fotoğraf yerini karma uygulamaların ön plana çıktığı farklı bir yerde bulmaktadır. Disiplinlerarasılığın önemini vurgulayan Postmodernizmde ise fotoğrafın sanat içinde kullanımı çeşitlenmekte farklı boyutlara taşınmaktadır.
Sanatlararası etkileşim üzerine görsel önermeler
?Sanatlararası Etkileşim Üzerine Görsel Önermeler? adlı bu tez ile farklı sanatsal kategoriler arasında sağlanan etkileşimin sanatçının yaratma süreci üzerindeki rolünü gösterilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle tarih boyunca birbiriyle ilişkide olan sanatsal disiplinlerin konumu, birbirleriyle girdikleri etkileşim alanına bağlı olarak ortaya çıkan yaratma etkinlikleri üzerinden zamansal dizge gözetilerek irdelenmiştir.Dört ana bölüm olarak belirlenen bu çalışmanın ilk bölümünde sanatlar arasındaki etkileşimin oturduğu bağlamların ayırdı yapılmış, sanatların kendi başlarına bağımsız başlıklar olarak ayrışma ve tekrar kaynaşma süreci hatırlatılmıştır.Sanatların birbiriyle olan iletişim ve alışverişinin yoğun olarak başladığı modernist süreci kapsayan ikinci bölümde, yüzyılın başında belirgin biçimde diğer sanatları etkileyen müziğin resim sanatı ile olan diyaloğu, etkileşimin edebi alandaki ve sahne sanatlarındaki yansımaları ele alınmıştır.1960 sonrası sanatın araçlarının iyice genişlemesi sonucu ortaya çıkan görsel ve teknik geçirgenliğin etkinlik alanını daha da esnettiği etkileşim, postmodernizmde devam eden boyutu ile müzik, performans, mimari, tasarım, sinema gibi sanatlarda açıklanmaya devam edilmiştir.Üçüncü bölümde çağdaş sanatın sac ayaklarından biri olarak karşımıza çıkan kavramın günümüz sanat ortamındaki etkin rolüne işaret edilmiş, bu nedenle üretim biçimi olarak disiplinlerin biraradalığını benimseyen çağdaş sanatın konuyla ilişkili güncel örnekleri, araştırma süresince izlenerek tez kapsamına dahil edilmiştir.Konuyla bağlantılı olarak ortaya çıkan uygulama sürecinin anlatıldığı dördüncü bölümde ise farklı kategoriler içinde beliren etkileşim örnekleri sıralanmış, konuyla ilişkili üretilmiş olan uygulamaların konu kapsamındaki açıklamaları yapılmıştır.Anahtar Sözcükler: 1. Etkileşim, 2. Disiplinlerarasılık, 3. Fluxus, 4. Mitoloji, 5. Enstalasyon
Coğrafya öğretiminde disiplinler arası yaklaşıma dayalı GEMS uygulamaları: Trabzon BİLSEM örneği
Bu araştırma, Coğrafya öğretiminde disiplinler arası yaklaşıma dayalı GEMS tabanlı öğrenme etkinliklerine yönelik öğretmen ve öğrenci görüşlerini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yaklaşımı ile gerçekleştirilen bu araştırmada, özel durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen ders planları Trabzon BİLSEM' de uygulanmıştır. Uygulama sonrasında öğretmen ve öğrencilerin görüşleri yarı yapılandırılmış görüşme formu ile alınmıştır. Bu formlar içerik analizine tabi tutularak bulgular elde edilmiştir. Bu aşamada formda bulunan ifadeler kodlanmış ardından benzer ifadelerin ve kategorilerin tespiti yapılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını; Trabzon BİLSEM' de çalışan 6 öğretmen ve öğrenim gören 21 öğrenci oluşturmaktadır. 2015-2016 eğitim öğretim yılının bahar döneminde gerçekleştirilen uygulama 4 hafta sürmüştür. Araştırma sonunda elde edilen bulgulara bakıldığında GEMS uygulamalarının hem öğretmenler hem de öğrenciler üzerinde olumlu etki bıraktığı görülmüştür. Araştırma sonucunda öğretmenlerin etkinlikleri; kullanılabilir, seviyeye uygun, ilgi çekici, motivasyonu ve anlaşılabilirliği arttırıcı bulduğu söylenebilir. Öğrenciler ise süreci eğlenceli, kolaylaştırıcı, heyecan verici, deneme yanılmaya imkan veren, derse yönelik tutumu geliştirebilir nitelikte değerlendirmişlerdir. Bu sonuçlara dayalı olarak; Coğrafya öğretiminde ve BİLSEM' ler de GEMS tabanlı öğrenmenin etkili şekilde uygulanabileceği söylenebilir. Uygulayıcı olan öğretmenlerin GEMS ile ilgili farkındalığının arttırılması, bu tarz uygulamaların alan eğitimine transfer edilmesi ve yaygınlaştırılması önerilebilir
The use of prepositions in the ma theses written by the native speakers of English and the Turkish speakers of English in the interdisciplinary departments: A corpus-based study
Corpus-based studies had a long way through the history. However, for a big part of its lifetime, it was declined and kept in the background until technology came up with new advances that support corpus-based research heavily in many terms. The amount of the studies was increased with the development of technology. These studies had various point of views and narrowed their scope of focus down to very specific parts of the language. They attempted to look at different parts of the language by comparing different cultures or contexts, or types of speakers. In the current study, the aim was to focus specifically on prepositions and their natural usage in an acamedic writing environment and compare the frequencies of them in the abstract, the introduction, and the conclusion sections of these texts. The study also tried to investigate which sections used more prepositions and defended possible reasons for doing it. To fulfill the purpose of the study, academic texts were selected as MA theses written between 2008-2018 in the randomly selected interdisciplinary departments, such as Business Administration, History, International Relations, Psychology and Sociology. 50 theses written by the Turkish speakers (TSs) of English, and 50 theses written by the native speakers (NSs) of English were selected. This total of 100 theses formed the corpus data for this particular study. The frequency of the prepositions were analyzed through a software called Keyword In Context, which also provides concordance lists to help the researcher confirm the prepositional nature of the prepositions. Additionally, log-likelihood calculation was applied to find the overuse and underuse values by comparing two types of speakers. The results of the study indicated that the Turkish speakers (TSs) of English had a bigger corpus size. However, TSs showed a significant underuse of the prepositions in the abstract and the introduction sections, and a significant overuse in the conclusion sections when they were compared to the NSs. The possible reasons why specific parts had such results were also discussed. According to the results, it is observed that each section had its own specific reasons related to the nature of the section itself, and the interdisciplinary field of the study. Briefly, the abstract sections used the prepositions in less amount compared to the other sections due to its corpus size, and the most used prepositions were "about" to express the meaning of purpose, "between" to express the meaning of a comparison. The introduction parts had different corpus sizes depending on the interdisciplinary department. For instance, history theses had much bigger corpus size and used high amount of prepositions to express place and time many times while pyschology theses kept the section short and did not use a high population of prepositions. Eventually, for the conclusion part, it was observed that Psychology theses had the biggest corpus size with the most prepositions due to the necessity of giving detailed explanations and making comparisons, while all other sections had a similar population of words as prepositions and corpora size.
An interdisciplinary corpus-based gender analysis in the use of indefinite adjectives
This study had been carried out in order to compare the usage of the indefinite adjectives (INAs) of Turkish speakers (TSs) of English and native speakers (NSs) of English in between ELT and Psychology departments regarding gender. The study also aimed to obtain the results by limiting the comparison with the randomly selected MA theses' findings and the conclusion sections between the years 2016-2020. In order to provide equality in the determination of master's theses, there were 60 native and 60 Turkish writers, each consisting of 30 ELT and 30 Psychology departments, with three female writers and three male writers each year in both fields. A qualitative and descriptive analysis had been done to evaluate the results of the study. Key Word in Context (KWIC) Concordance programme had been used to analyze the collected data. INAs were analyzed in terms of percentages, frequencies per 1,000 words. The significant difference in the INAs usage was calculated by the log-likelihood (LL) value. According to the final results, although the corpus size was almost equal to each other in the findings section, the female writers in the ELT department demonstrated overuse compared to the Psychology department. On the other hand, the conclusion section results differed from the findings section. In the usage of the INAs, a significant difference in the Psychology department was observed. The general comment was that the gender analysis did not make a significant difference in either section.
An interdisciplinary corpus based analysis on the use of the first-person pronouns in the academic articles regarding gender
Within the scope of this study, the use of the first-person pronouns "I" and "We" in interdisciplinary academic articles by female writers (FWs) of English and male writers (MWs) of English was analyzed as a whole. The academic articles from social sciences were arbitrarily selected between 2016 and 2020. The purpose of this study was to determine the frequency of use of the first-person pronouns "I" and "We" in the interdisciplinary academic articles written in English by female writers (FWs) and male writers (MWs) in the departments of sociology, anthropology, psychology, and philosophy at universities in the United States of America. Additionally, it was restricted to the abstract, methodology, and conclusion parts of academic articles rather than the entire article owing to the reliability of the analysis as a whole. Furthermore, the study was limited to 50 academic articles written by female writers and 50 academic articles written by male writers. The frequency of the first-person pronouns was determined in this study using the Key Word in Context (KWIC) Concordance program, which was used to assess the usage of the pronouns in 1,000 words. Apart from the frequency analysis, log-likelihood (LL) calculation was employed for statistical analysis. At the conclusion of the study, it was determined that the LL frequency of the first-person pronouns demonstrated an overuse in the academic articles written by the female writers of English compared to the male writers of English between the years 2016 and 2019. However, it was revealed that first-person pronouns were underused in the academic articles written by the FWs of English compared to male writers in 2020. The findings were statistically significant in the academic articles written by the FWs of English and the MWs of English between 2019-2020.