Doğal çevre
Bu konu başlığı altında 65 tez
Kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları çalışanlarının afetlere dirençli kent algısı: Edirne ili örneği
Dünyada ve Türkiye'de artan risk faktörleri kentlerin dirençli olmasını öne çıkarmaktadır. Bu tez çalışmasında Edirne İli bağlamında kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarında çalışanların afetlere dirençli kent algısını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Araştırma amacı doğrultusunda nitel araştırma yöntemine dayalı olarak yarı yapılandırılmış görüşmeler yolu ile maksimum çeşitlilik örnekleme doğrultusunda seçilen 36 kuruluşta çalışan 42 katılımcıyla görüşme gerçekleştirilmiş; toplanan veriler MAXQDA24 programı ile nitel veri analizine tabi tutulmuştur. Araştırmada ortaya çıkan temel bulgular arasında; afetlere dirençli kent algısı genel kriterler kapsamında olası afetler, afetlerin etkileri, öncelikli etkilenecek alanlar, yardım sağlayacak kuruluşlar ve afette yapılması gerekenler açısından tespitlerde bulunulmuştur. Bunun yanında araştırmada afetlere dirençli kent algısı; idari çerçevede yapılması gereken çalışmalar, bütçe, çok boyutlu tehlike analizi, altyapıyı koruma, kritik hizmetleri korumak, arazi kullanımında dikkat edilmesi gerekenler, eğitim planları, çevre koruma ile ekosistemlerin güçlendirilmesine yönelik faaliyetler, acil durum yönetim merkeziyle iletişim süreci, afetten etkilenen nüfusun ihtiyaçlarında yeniden inşa faaliyetleri konusunda katılımcıların algıları ortaya konmuştur. Kamu, özel ve sivil toplum kuruluşları çalışanlarının yaşadıkları kente ilişkin olarak afetlere dirençli kent algıları kapsamında farkındalık düzeyi bilinç olarak bulunmasına rağmen uygulamaya aktarma noktasında koordinasyon eksikliğinin giderilmesinin afetlere dirençli kentlere ulaşma noktasında önemli bir adım olacağı görülmüştür.
Finansal yeniliklerin yeşil ürünlere etkileri üzerine bir inceleme
Çevre duyarlılığının artmasıyla birlikte yeşil ürün kavramı gündeme gelmiş ve bu kavram zamanla yenilikçi finans sektöründe somut ürünlere dönüşmüştür. Çalışmanın ilk bölümünde yeşil ürün kavramı, geleneksel ürünlerden farkları, türleri, sınıflandırmaları ve yenilenebilir enerji ile ilişkisi ele alınmış; AB Yeşil Mutabakatı, Paris Anlaşması ve çevresel etiketleme sistemleri gibi uluslararası düzenlemelerin etkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca, yeşil inovasyon ve çevresel Ar-Ge yatırımlarının sürdürülebilirliğe katkısı incelenmiştir. İkinci bölümde, yeşil finans kavramı ve finansal yenilikler kapsamında yeşil dönüşümün finansal altyapısı analiz edilmiş; yeşil krediler, tahviller ve çevre dostu dijital finans araçları ile çevresel vergilendirme ve karbon fiyatlandırma mekanizmaları değerlendirilmiştir. Uygulama kısmında, Malmquist Data Envelopment Analysis (DEA) ve Total Factor Productivity (TFP) yöntemleri ile AB'ye üye 22 ülke ve Türkiye'nin çevre dostu teknoloji verimliliği incelenmiştir. İlk modelde çevre dostu teknolojiler çıktı, finansal gelişmişlik, GSYH, çevre vergileri ve enerji tüketimi girdi olarak alınırken; ikinci modelde karbon emisyonları istenmeyen çıktı olarak eklenmiştir. Sonuçlar, ülkeler arası etkinlik farklarını ve finansal gelişmişliğin bu verimlilik üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, yeşil ürünlerin finansal sistemle ilişkisini teorik ve ampirik yönleriyle inceleyerek sürdürülebilir ekonomi politikalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Büyük Akdeniz Havzasında kum ve tozfırtınalarının incelenmesi ve Türkiye'yi etkileyentoz kaynak bölgelerinin belirlenmesi
Mineral tozlar, atmosferdeki en baskın aerosol çeşitlerinden bir tanesi olarak bilinmekle birlikte, Dünya ekosistemi için büyük önem taşımaktadır. Toz taşınımının ana nedeni, kuraklık ve çölleşme olarak belirtilmektedir. Dünyadan atmosfere her yıl salınan toz miktarının yaklaşık olarak 2 milyar ton olduğu hesaplanmaktadır. Sahra bölgesinden atmosfere salınan yıllık toz miktarı, dünya üzerindeki tüm kaynaklardan salınan toz miktarının yaklaşık yarısı kadardır. Sahra'dan sonra gelen önemli toz kaynak alanları sırasıyla Ortadoğu ile Orta ve Güney Asya'dır. Afrika ve Ortadoğu Bölgelerinden kaynaklanan tozlar birlikte değerlendirildiğinde, küresel yıllık toz salımlarının yaklaşık olarak % 70'ini oluşturmaktadır. Çöllerden kalkan tozlar, atmosferin üst tabakalarına yükselerek uzun mesafeler kat etmektedir. Göreceli olarak daha büyük olan toz parçacıkları, kaynak alanlarının yakınlarında çökerken, küçük olan parçacıklar ise binlerce kilometre yol kat edebilmektedir. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla dünyadaki en önemli iki toz kaynağı olan Afrika ve Ortadoğu kaynaklı çöl tozlarının etkisi altında bulunmaktadır. Suriye ve Irak sınırına yakın bölgelerimiz ile Konya-Karaman havzası toz taşınımından en fazla etkilenen yörelerimizdir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) güncel iklim öngörülerine göre, kuraklık hadisesinin sıklığı ve şiddetinin artmasıyla birlikte, kum ve toz fırtınalarının daha yoğun yaşanması beklenmektedir. ii Bu çalışmada, Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğunun tamamını kapsayan Büyük Akdeniz Havzası için 2003-2017 yılları arasındaki dönemde çöl tozlarının alansal ve zamansal değişimleri incelenmiştir. Çalışmada, uluslararası yayına giren 296 adet sinoptik meteoroloji istasyonuna ait rasatlar ile aynı döneme karşılık gelen Aerosol Optik Derinliği (AOD) uydu gözlem verileri kullanılmıştır. Ayrıca NCEPNCAR tarafından üretilen analiz verilerinden yararlanılmıştır. Yapılan çalışmalarda, atmosferdeki aerosollerin ve mineral tozların son yıllarda küresel olarak önemli bir değişiklik göstermemesine, bölgesel ölçekte önemli azalış ve artışlar tespit edilmiştir. Toz miktarlarındaki önemli artışlar genellikle, Arap Yarımadası ile Bengal Körfezi ve Asya'nın doğu kıyılarında hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamalarda, uydu Aerosol Optik Derinliği (AOD) verileri ile sinoptik meteoroloji istasyonlarına ait rasatlar arasında, özellikle toz kaynak alanları ve yakın bölgelerinde % 95 güven aralığında çok yüksek korelasyonlar bulunmuştur. Hem uydu AOD verileri, hem de sinoptik meteoroloji rasatlarına göre, 2003-2017 yılları arasında Kuzey Afrika atmosferinde önemli bir değişiklik yaşanmazken, Orta Doğu üzerinde 2007 yılından itibaren başlayan artış eğiliminin 2012 yılında son bulduğu ve 2013 yılından itibaren azalma eğiliminin olduğu bulunmuştur. Avrupa'nın güneyinde ise atmosferdeki aerosollerin yıllar bazında anlamlı bir azalma eğiliminde olduğu bulunmuştur. Kum ve Toz Fırtınası gün sayıları ve AOD ortalamalarının Orta Doğu Havzasında artış gösterdiği dönemde (2008-2012), Büyük Akdeniz Havzasının büyük bölümünde basınç değerlerinin azaldığı tespit edilmiştir. Azalan basınç değerleri, bu dönemde alçak basınç merkezlerinin daha etkin olduğunu göstermektedir. Aynı dönem (2008-2012) için hesaplanan nisbi nem ve toprak nemi ortalamaları da, uzun yıllar ortalamalarının altında hesaplanmıştır.
Sucul sistemlerde ekolojik okuryazarlığa eko-stem yaklaşım
Çevre sorunlarını etkileyen pek çok etmen olmasına rağmen, önümüzdeki on yılda daha da hızlanması beklenen insan nüfusundaki fazla artış en önemli faktördür. Hızlı nüfus artışı gezegenimizin doğal kaynaklarını azaltmakta ve yaşanabilir ekosistemleri bozmaktadır. Tehlikede olan doğal kaynakların başında su gelmektedir. Türkiye'nin yıllık 450 milyar m3'lük yıllık yağış miktarı vardır. Bunun 69 milyar m3'ü yer altı sularını beslemekte ve sadece 28 milyar m3'ü dünyaya tatlı su kaynağı oluşturmak üzere dönmektedir. Yer altı sularının bir kısmı çatlaklardan sızarak buharlaşmakta ve ziyan olmaktadır. Günümüzde pek çok metot sızıntı sularını depolamak için kullanılmakta, toplanan suyun büyük bir kısmı da depoya ulaşmadan tekrar kaybolabilmektedir. Bu çalışmanın konusu , Payas Çınarlık Platosu'nda (yer: 36° 45'18,4 "N 36° 16'01,8" E) bir sızıntı suyun kullanılabilir hale getirilmesidir. Bu çalışma öğrencilerin Eko-STEM yaklaşım ile katılımı ve Payas Belediyesi imkanları ile gerçekleştirilmiştir. Eko-STEM; bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik disiplinlerinin günlük yaşam problemlerinin çözümünde kullanılırken ekolojinin de hassasiyetle gözetilmesi yaklaşımıdır. Adı geçen sızıntı suları toplama ve yerinde kullanılabilir hale getirmede kullanılan yöntem oldukça olumlu sonuç verdi ve saniyede ortalama 280 ml tatlı su elde edildi. Bu projenin gerçekleşmesi sırasında projeye katılan 159 öğrenciye "ekolojik okuryazarlık" eğitimi verilerek bilinçlendirme yapıldı. Ayrıca sızıntı suyun kazanılması ve çevresinin rehabilitasyonunun planlanması da Eko-STEM yaklaşım ile öğrenciler tarafından yapıldı. Daha yaşanabilir bir dünya için insanları eğitmeli ve önlemler almalıyız. Ekolojik okur yazar bir nesil yetiştirmeye ihtiyacımız var. Bu çalışmaları eğitim faaliyetleri içerisinde ele almak daha etkili olacaktır. AnahtarKelimeler : Ekolojik okuryazarlık, STEM, Eko-STEM yaklaşım , Sızıntı sular, Sürdürülebilirlik SayfaAdedi : 70 Danışman : Prof. Dr. Şükran ÇAKIR ARICA
Türkiye'de özel çevre koruma bölgelerinde doğal alanların etkin korunması ve planlanması için bir sistem önerisi: Datça-Bozburun örneği
Dünya genelinde doğa koruma alanları, biyolojik çeşitliliğin korunmasında etkin bir araç olarak uygulanmaktadır. Ancak, koruma statüsü kazandırılan bölgeler sayı ve alansal olarak artış göstermesine rağmen, biyolojik çeşitlilik kaybı da tarihte görülmemiş bir hızla artmaya devam etmektedir. Doğa koruma alanlarının artmasına rağmen, biyolojik çeşitlilik kaybının artan bir hızla devam etmesi, bir alana koruma statüsü kazandırmanın sorunların çözümünde tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Doğa koruma alanları daha büyük ekosistemlerin parçası olabilmektedir ve korunan alanların dışında meydana gelen arazi kullanım değişikliği, ekolojik süreçleri etkileyerek biyolojik çeşitliliği tehdit etmektedir. Mevcut doğa koruma ve yönetim stratejilerinin, arazi kullanım değişikliklerinin doğa koruma alanlarını çevresinden izole edilmiş kara parçaları haline getirmesine engel olmada yetersiz olduğunun anlaşılmasıyla uluslararası düzeyde bütüncül yaklaşımlar benimsenmeye başlanmıştır. Dünya genelinde doğa korumada bütüncül yaklaşımlar benimsenirken, Türkiye'de doğa koruma çalışmaları 19. yüzyılda başlamıştır. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle kıta özelliği gösteren yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip olmasına rağmen, bu zenginliğini korumada yetersiz kalmaktadır. Türkiye'de biyolojik çeşitliliğe yönelik başlıca tehditlerin arazi kullanımı ile ilgili olması da Türkiye'de mekânsal planlamanın doğa korumadaki önemini ortaya koymaktadır. Ancak, mekânsal planlar, doğa koruma alanları üzerindeki insan kaynaklı baskıların engellenmesinde yeterli olamamaktadır. Bu nedenle, Türkiye'de hem mekansal planlamaya ekolojik bakış açısı kazandıracak hem de arazi kullanım değişikliğine yönelik kararları doğa koruma ile bütünleştirecek ekosistem tabanlı mekansal planlama sistemine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu doğrultuda, çalışmada Türkiye'deki doğa koruma alanlarının, mevcut planlama sisteminde, arazi kullanımı değişikliklerinden kaynaklanan baskı ve tehditlere karşı korunamaması sorununa odaklanılmaktadır. Araştırmanın hipotezi, "Doğa koruma alanlarındaki planların hazırlık ve uygulama aşamalarının etkinliğinin sağlanmasında ekosistem tabanlı döngüsel mekânsal planlama bir çözüm aracıdır" olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda, araştırmanın temel soruları, "Doğa koruma alanlarının sürdürülebilir yaşam doğrultusunda korunabilmesini sağlayacak etkin planlama sistemi hangi mekanizma ve araçlarla, nasıl tanımlanabilir? Bu amaçla hazırlanacak/tanımlanacak ekosistem tabanlı mekânsal planlama sistemi doğa koruma alanlarının sürdürülebilir korunmasında çözüm olabilir mi?" olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda araştırmanın amacı, doğa koruma alanlarının, etkin korunması ve planlanmasına yönelik ekosistem tabanlı mekânsal planlamanın tanımlanması olarak belirlenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde, mevcut durum ile ulaşılmak istenen durumu betimlemek amacıyla, ulusal ve uluslararası akademik çalışmalar üzerinden kaynak araştırması ile araştırmanın temel konu alanını oluşturan bileşenlerin tanımlandığı ve irdelendiği kuramsal ve kavramsal altyapı sunulmaktadır. Bu bölümde cevaplanması hedeflenen araştırma soruları kapsamında; doğa koruma sürecini etkileyen faktörlerin neler olduğu ve sürdürülebilirlik yaklaşımının doğa koruma ve planlama anlayışına nasıl katkı sunduğu araştırılmaktadır. Ekonomik kalkınmayı ön planda tutan anlayışın sonuçlarından, sadece doğal çevrenin değil insanların da olumsuz yönde etkilendiğinin anlaşılması ile mevcut üretim biçimlerini sorgulayan ve bunun değiştirilmesi gerektiğini dile getiren düşünceler ortaya konmaya başlanmış ve sürdürülebilir kalkınma kavramı gelişmiştir. Sürdürülebilir kalkınmanın da etkisiyle, doğa koruma yaklaşımlarının sadece tür ve alan korumayı kapsayan yaklaşımlardan, bütüncül, insan-doğa etkileşimini içeren yaklaşımlara doğru geliştirilmesi, biyolojik çeşitlilik bağlamında türler ve bireylerin birbirleri ile etkileşimini esas alan mekansal düzenlemelerin önemini artırmıştır. Bu durum da doğa koruma alanlarının, peyzaj ölçeğinde mekansal planlama ile entegre edilmesini gündeme getirmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde, doğa koruma alanlarında etkin planlama sisteminin temel ilkeleri ve gerekliliğini belirlemek amacıyla, doğa koruma alanında örnek olarak kabul edilen İngiltere, Avustralya ve Kanada'da doğa koruma sistemleri Türkiye ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilerek İngiltere, Avustralya ve Kanada'ya kıyasla, Türkiye'deki doğa koruma sisteminin temel eksiklikleri ortaya konmaktadır. İngiltere, Avustralya ve Kanada'daki doğa koruma sistemlerinde uluslararası ölçekte kabul görmüş koruma statüleri kullanılmakta, politika ve stratejik çerçeve merkezde belirlenmekte, uygulamaya yönelik yasal zemin ve kararların belirlenmesinde yerel yönetimler aktif rol oynamaktadır. Türkiye'deki doğa koruma yaklaşımının temel eksikliklerinin; korunan alanlar ağı oluşturulmasına yönelik sistematik yaklaşımların benimsenmemesi, mekânsal planlamanın merkezi bir yapıya dönüştürülmesi ve yerel yönetimlerin planlama yetkisinin daraltılması, doğa koruma alanlarından iki farklı bakanlığın sorumlu olması ve bu bakanlıklar tarafından yapılan doğa koruma ve planlama çalışmalarının birbirleri ile bütünleştirilmesini sağlayacak stratejik çerçevenin olmaması, doğa koruma ile ilgili çerçeve mevzuatın bulunmaması ve doğa koruma alanlarındaki planlar ile üst ölçekli mekânsal planlar ve sektörel plan programların bütünleştirilmemesi olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın dördüncü bölümünde, doğa koruma alanlarının etkin planlanması için önerilen sistem tanımlanmaktadır. Bu bölümde, doğa koruma alanlardaki etkin planlama kriterlerinin neler olduğu, planların doğa korumadaki etkinliğinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek performans göstergelerinin neler olduğu ve Türkiye'de doğa koruma alanları için planlama sisteminin nasıl olması gerektiği soruları cevaplanmaktadır. Doğa koruma alanları etkin planlama sisteminin tanımlanmasında gerekli araçları sağlayacak yaklaşımlar olarak literatür araştırması ile, Sistematik Koruma Planlaması, Kanıta Dayalı Koruma Planlaması, Biyobölgesel Planlama ve Doğa Koruma Alanları için Ulusal Sistem Planlaması doğa koruma alanları etkin planlama yöntemleri olarak incelenmekte ve sistemin hedefleri; doğa koruma alanlarına yönelik tehditlerin önlenmesi ve azaltılması, kritik habitatların korunması, yerel toplulukların ve ilgili paydaşların katılımının sağlanması, biyolojik çeşitliliğin korunması, habitat parçalanmasına engel olunması, doğa koruma alanlarının çevresi ile bütünleştirilmesi, ulusal ve bölgesel düzeyde doğa koruma alanlarının belirlenmesi ve güçlendirilmesi, insan aktivitelerine karşı kırılgan ve zarar görmüş ekosistemlerin korunması olarak önerilmektedir. Bu hedefler doğrultusunda, doğa koruma alanları etkin planlama sistemi kriter ve göstergeleri, doğa koruma alanlarının yönetim etkinliğinin ölçülmesinde değerlendirilen unsurlar ile sürdürülebilirliğin ölçülmesinde kullanılan performans göstergeleri doğrultusunda belirlenmektedir. Etkin planlama sisteminin tanımlanmasında son olarak, sürecin aşamaları planlama alanının sınırının belirlenmesi, mevcut durum değerlendirmesi, misyon ve vizyonun belirlenmesi, amaç ve koruma hedeflerinin belirlenmesi, ekosistem tabanlı analizlerin yapılması, plan kararlarının geliştirilmesi, taslak planın oluşturulması, planın onaylanması, planın uygulanması ve izleme ve değerlendirme olarak belirlenerek kriterler ve göstergeler ilgili aşamalar ile eşleştirilmektedir. Doğa koruma alanları etkin planlama sistemi aynı zamanda karar vericiler için, mevcut planların doğa korumadaki etkinliğinin değerlendirilerek iyileştirilmesine yönelik bir araç olarak da önerilmektedir. Mevcut planların değerlendirilmesi ve iyileştirilmesi gereken noktaların tespitinde, analitik hiyerarşi prosesine dayanan karma bir yöntem önerilmektedir. Bu yöntemde, öncelikle analitik hiyerarşi prosesi ile göstergelerin ağırlıkları belirlenmekte, daha sonra göstergeler değerlendirilen plana göre ölçütlendirilmektedir. Son olarak da göstergelerin ağırlıkları, ölçütlendirilen değer ile çarpılarak, önerilen etkin koruma ve planlama sistemi ile farkı belirlenmektedir. Beşinci bölümde ise, Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi'ndeki planlama ve uygulama süreçlerinin, korumada etkinliğinin belirlenmesi amacıyla, dördüncü bölümde önerilen değerlendirme yöntemi, doğa koruma alanları etkin planlama sistemi çerçevesinde uygulanmaktadır. Bu bölümde ilk olarak, Türkiye'deki Özel Çevre Koruma Bölgeleri ve bu bölgelere yönelik üst ölçekli mekansal plan kararları irdelenmekte ve alan çalışması için, Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesinin mevcut planı değerlendirilmektedir. Bölgenin Özel Çevre Koruma Bölgesi olması ve farklı koruma statülerine sahip alanları barındırması ile turizm amaçlı yapılaşma baskısı, alan seçiminde etkili kriterler olmuştur. İkinci olarak, dördüncü bölümde önerilen etkin koruma ve planlama sistemi doğrultusunda planlama çalışmalarının yapılması durumunda alandaki mevcut planlama çalışmalarından farkı tespit edilmektedir. 1/25.000 ölçekli Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi Çevre Düzeni Planı doğa koruma alanları etkin planlama sistemi doğrultusunda değerlendirildiğinde; mevcut planın bölgedeki endemik ve tehlike altındaki türlerin birbirleriyle ve mekânsal ilişkilerini tespit etmediği, bölgedeki biyolojik çeşitlilik, endemik türler ve yaşam alanlarına yönelik yapılan sentezlerin ise arazi kullanım kararlarının geliştirilmesinde kullanılmadığı, katılımın sağlanmadığı ve izleme ve değerlendirmenin hangi koşullarda ve hangi göstergeler doğrultusunda uygulanacağının belirsiz olduğu görülmektedir. Ayrıca, bölgeye yönelik üst ölçekli plan olan 1/100.000 ölçekli Aydın Muğla Denizli Çevre Düzeni planında, bölge özelinde karar alınmış, kararlar alt ölçekli plana bırakılmıştır. 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise, planlama alanında bütüncül değerlendirmeler yapmadan, bölgenin doğal yapısı ile uygun olmayan plan kararları geliştirilmiştir. Sonuç olarak, doğa koruma alanlarının sürdürülebilirliği bağlamında, doğa koruma alanlarına yönelik mekansal planlama sisteminin nasıl olması gerektiğini ortaya koyan, bütüncül, hedef odaklı bir sistem olan doğa koruma alanları etkin planlama sistemi, doğa koruma alanlarının, etkin planlanmasındaki mekanizma ve süreçleri tanımlamakta ve ayrıca mevcut planların etkinliğinin değerlendirilmesi için de bir araç sunmaktadır.
Hatay yemek kültürü ve üzerinde etkili olan coğrafi faktörler
Beslenme insanların en temel ihtiyaçlarından biridir. Bu temel ihtiyaç toplumdan topluma değişen yemek kültürünün oluşmasına olanak sağlamıştır. Yemek kültürünün şekillenmesinde coğrafi, toplumsal, tarihî, dinî, kültürel birçok faktör etkili olmaktadır. Bu yüzden yemek kültürü birçok bilim dalının inceleme konusu olmaktadır. Yemek kültürü konusu Beşeri Coğrafyanın alt araştırma alanı olan kültür coğrafyasının alanına girmektedir. Kültür coğrafyası; coğrafyacılar tarafından bir kültürün hem beşeri hem de çevresel etkilerini mekânsal olarak gözlemleyerek ve yorumlayarak ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Bu çalışmada yemek kültürünü etkileyen faktörler, yemek kültürünün mekân ve zaman içindeki değişimi coğrafyanın ilkeleri esas alınarak incelenmektedir. Bu çalışmada Hatay yöresinin yemek kültürü, fiziki ve beşeri coğrafyanın bakış açısıyla incelenecek ve elde edilen bulgular ortaya konulmuştur. Hatay tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu ve Suriye kültürünün kesiştiği noktada yer almaktadır. Bulunduğu coğrafi konum itibariyle de İpek Yolu'nun Akdeniz ile birleştiği noktada bulunmaktadır. Günümüzde hâlâ birçok kültürü içinde barındıran Hatay ili kendine has yemek kültürü ile UNESCO tarafından dünyada 26 tane bulunan Gastronomi şehirleri arasına alınmıştır. Bu yemek kültürünün ortaya çıkmasında coğrafyanın etkilerini görebilmek adına bu çalışma hazırlanmaktadır. Hatay'da yaşayan etnik toplulukların kendine has yemekleri, birbirinden farklı olarak yapılan yemekler ve Hatay yemekleri olarak hepsinin ortak yaptıkları geleneksel yemeklerin coğrafi şartlarla ilişkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca bir dinler mozaiği olan Hatay'da farklı dinlerin ve mezheplerin yaptıkları yemekleri ve bu yemeklerin Hatay yemek kültürüne etkileri ele alınmıştır. Çalışmada yöre halkı ile bire bir görüşme, çalışma sahasında gözlem ve incelemeler yapılmıştır. Arazi gezisi sırasında gerçekleştirilen görüşmelerle beraber ses ve kamera kayıtları alınmış ve fotoğraflar çekilmiştir. Elde edilen bulgulara göre yörenin yemek kültüründe doğal şartların önemli bir yeri bulunmaktadır. Yöre insanı doğanın sunmuş olduğu zenginliklerden faydalandığı için doğal şartların etkisi mutfak kültüründe önemli bir yer edinmiştir. Yörenin kışları yağışlı yazları sıcak iklimi yörede Akdeniz iklim elemanlarının oluşmasına sebep olmuştur. Birçok endemik bitki barındıran bölgede bu durum yemek kültürüne de etki etmiştir. Bölgenin Anadolu ve Arap yarımadası arasında yer alması her iki kültürün de yemeklerine ev sahipliği yapmasına neden olmuştur. Yeryüzü şekillerinin farklılık göstermesi Hatay yemeklerinin ana malzemelerinin temin edildiği tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yapılmasına olanak sağlamıştır. Hatay'da yemek kültürü zamanla değişikliklere uğrasa da coğrafi özelliklerin fazla değişmemesinden dolayı hâlâ önemini korumaktadır. Yemek kültürünün geleceğe aktarılması için hem doğal ortam şartlarının hem de beşeri özelliklerin korunması gerekmektedir.
Karabük şehri ve çevresinde doğal ortam ile insan arasındaki ilişkiler
Çalışma sahası, Karabük Merkez ilçesi ve yakın çevresi, Karadeniz Bölgesinin Batı Karadeniz Bölümünde, Filyos çayı havzası içinde yer alır. Alan yapısal bakımdan oldukça karmaşık ve jeomorfolojik açıdan da farklı reliefleri bir arada bulundurmaktadır. Ortalama 1000 km²'lik bir alanı kapsayan çalışma sahanın ana jeomorfolojik birimlerini; Dağlık sahalar, Platoluk sahalar, Vadi tabanları, Dik yamaçlar meydana getirmektedir. Araştırma sahasında, 1300 – 1700 metreler arasında zirve düzlükleri, 950 – 1300 metreler arasında yüksek düzlükler, 650 – 950 metreler arasında yüksek platoluk alanlar, 300 – 650 metreler arasında alçak platoluk alanlardan oluşmaktadır. Karabük Merkez ilçesi ve yakın çevresi Alt Kretase'den Kuaterner'e kadar süren yapısal oluşum faaliyetleri meydana gelmiştir. Çalışma sahası Alp Orojenik kuşağı içinde yer alan, Üst Eosen – Alt Miyosen arasındaki dönemde Türkiye orojenik kuşağının sıkışması ile Tetis denizi çekilmiş ve Pontid – Anatolid kuşağı yükselerek kara haline gelmiştir. Sahada buna bağlı farklı jeolojik yaşlarda litolojik birimler oluşmuştur. Araştırma alanında, farklı arazi kullanım kabiliyet sınıflarına ait araziler bulunmaktadır. Bu sahaların büyük çoğunluğunu orman ve fundalık araziler oluştururken, yer yer kuru tarım, bahçe tarımı, çayır ve mera arazileri de yer almaktadır. Karabük Merkez ilçesi zengin bitki örtüsüne sahip arazilerden oluşmaktadır. Hayvancılık faaliyetleri yönünden de uygun sahalar mevcuttur. Arazinin geneli dağlık ve engebeli olması sebebiyle tarımsal faaliyetler kısıtlı bir sahada yapılmaktadır. Doğal ortamın meydana getirdiği zenginlik, turizm faaliyetlerini de desteklemektedir. Mevcut akarsuların vadi tabanları ve alçak plato sahaları dar bir alanı kapsamaktadır. Araştırma sahasını oluşturan bölgede yanlış ve amaç dışı arazi kullanımı sahanın verim potansiyelinin düşmesine, ortadan kalkmasına ya da daralmasına neden olmaktadır. Böylece arazide tahribatlar, kirlilik ve bozulmalar ortaya çıkmaktadır. Akarsu vadi tabalarının oluşturduğu kısıtlı sulu tarım alanlarının yerleşme ve ticari sahalar olarak kullanılması, büyük bir sorun teşkil etmektedir. İnceleme alanı içerisinde yapılan beşeri faaliyetler, genel olarak sahanın fiziki şartlarına bağlı kalınarak gelişme ve ilerleme göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Jeomorfoloji, Doğal Ortam – İnsan İlişkileri, Filyos Çayı, Havza, Karabük
Latife Tekin'in romanlarına ekoeleştirel bir yaklaşım
Doğal çevre, bir canlının yaşaması ve neslini devam ettirebilmesi için gerekli olan uygun ortamdır. Bu doğal çevrenin sakinlerinden biri olan insan, içerisinde bulunduğu çevreyi sürekli olarak değiştirme ve dönüştürme çabası içerisindedir. Bu nedenle, doğa ve insan arasındaki zorunlu birliktelik tarihsel süreç içerisinde birçok farklı evreden geçerek yeniden şekillenmektedir. Bu değişim ve dönüşüm sürecinde insanın doğal çevre üzerinde olumsuz etkiler bıraktığı da açıktır. Geliştirilen insan merkezli düşünce sistemleri neticesinde ekolojik sorunlar, küresel anlamda günden güne etkisini arttıran başat problemlerden biri haline gelmektedir. Bu kötü gidişatın durdurulabilmesi için günümüzde çeşitli girişimler söz konusudur. Neredeyse bütün alanlarda görülebilen bu girişimler, kurgusal düzlemde de çevre hassasiyeti ön planda olan yazarlar tarafından dillendirilmektedir. Ekolojik sorunları kurgusal düzleme taşımayı amaçlayan ekoeleştirel yaklaşım, bu doğrultuda edebi eserlere belli sorumluluklar yüklemektedir. Türk edebiyatında 1980 sonrasında eser vermeye başlayan Latife Tekin, bu minvalde dikkat çeken yazarlardan biridir. Latife Tekin, kaleme aldığı romanlarında insanın doğa karşısındaki benmerkezci tutumunu ifşa etmekte ve doğadan yana tavır koyan düşünce biçimlerinin özünü kurgusal evrene taşımaktadır. Çevre hassasiyetini özellikle feminist ve sosyalist dünya görüşüyle birleştiren Latife Tekin, ekoeleştirel anlamda birer protesto özelliği taşıyan eserleriyle Türk yazın geleneğinde bir dönüm noktasıdır. Latife Tekin'in Türkiye toplumunun folklorik unsurlarıyla harmanladığı romanları, insanoğlunun tarihi süreç içerisinde değişen doğa algısını ortaya koyması açısından önemlidir. Bu çalışmada insanın doğa karşısındaki benmerkezci tutumuna karşı geliştirilen ekoeleştirel düşüncenin kuramsal çerçevesi çizilmiş ve bunun Latife Tekin'in romanlarındaki yansımalarına odaklanılmıştır. Ayrıca ekoeleştirel düşüncenin etkileşimde olduğu temel disiplinler ve ideolojiler olan Derin Ekoloji, Toplumsal Ekoloji, Ekososyalizm, Ekofeminizm, Ekofaşizm ve Ekopsikoloji'nin de yazarın eserlerindeki takibi yapılmıştır.
Kentsel ve kırsal alanda yaşayan ilkokul öğrencilerinin çevre algılarının incelenmesi
Bu nitel çalışmanın amacı kırsal ve kentsel bölgelerde yaşayan ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin çevre, çevre kirliliği ve insanın çevreye olan etkisine ilişkin algılarını ortaya koymaktır. Öğrenciler arasındaki kentsel ve kırsal farklılığı ortaya koyabilmek için Kütahya il merkezi ve il merkez 2, bir ilçesi, bir kasabası ve köyünden birer okul olmak üzere toplam 5 ilkokul çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya, Kütahya ilinden belirlenen bu okullardan seçilen toplam 100 dördüncü sınıf öğrencisi ile katılmıştır. Veri kaynağı olarak, öğrencilerin zihin haritaları, çevre tanımlamaları, kompozisyonları ve çevre kirliliği ile ilgili resimleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler nitel araştırma tekniklerinden içerik analizi ve betimsel analiz teknikleri yardımıyla analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda, •Öğrencilerin çevre ile ilgili 131 farklı kavram ürettiği ve bu kavramlarda daha çok çevrenin canlı ve cansız unsurlara atıf yaptıkları; •Çevre kavramına yönelik olarak yaptıkları tanımlamalarda canlı – cansız unsurlar ve/veya doğal – yapay unsurlara yer verdikleri; •İnsanların çevreye olan etkilerini olumlu ve olumsuz olmak üzere iki grupta inceledikleri ve •Çevre kirliliğine ilişkin çizdikleri resimlerde toplam 45 farklı öğenin olduğu ve kirlilik olarak en çok toprak kirliliğine (yere atılan çöpler) atıf yaptıkları gözlemlenmiştir.
Babadağ (Fethiye) çevresinde doğal ortam ve insan ilişkileri
Babadağ, Güneybatı Anadolu'da Muğla ilinin Fethiye ve Seydikemer ilçeleri sınırları içerisinde, Fethiye ilçesinin güneydoğusunda, Seydikemer ilçesinin ise güneybatısında yer almaktadır. 1969 m rakımı ile Fethiye'nin en yüksek dağıdır. Yamaç paraşütü için dünyadaki en elverişli alanlardan biri olan Babadağ'ın kuzeyinde Çamköy ve Karaçulha, doğusunda Alaçat, Girmeler ve Güneşli, güneyinde Akdeniz, batısında ise Ölüdeniz ve Kayaköy bulunmaktadır. Babadağ kuzeyinde Mendos (Arı) Dağı, Nohutlu Tepe, Halilbaba Tepe, Yarış Tepe, Pervane Tepe, güneydoğusunda Aksivri Tepe, güneyinde Akovacık Tepe, batısında ise Geymene Dağı, Karumca Dağı, Zeytin Dağı, Küllüsarnıç Tepesi ve Kayaköy Polyesi bulunmaktadır. Babadağ Fethiye'nin en yüksek dağıdır ve KB-GD yönünde uzanmaktadır. Babadağ'ın zirve noktasının Fethiye merkezine uzaklığı yaklaşık 26 km'dir. Babadağ çevresi, çok farklı litolojiler ve karmaşık bir yapı üzerinde gelişmiş, oldukça engebeli dağlık bir alan ve hemen gerisindeki bir ova ünitesinden müteşekkil bir sahadır. Böyle bir alan üzerindeki yapıyı etkileyen şekillendirici etken ve süreçler ile etkileme oranları ve sürelerinin ortak sonucu olarak birbirlerinden az çok farklı morfolojik bölümler oluşturmuştur. Babadağ çevresinde yükselti, bakı, eğim ve drenaj özellikleri farklı doğal ortamların meydana gelmesini sağlamıştır. Babadağ çevresinde yer şekilleri; ulaşımı, yerleşmeyi, nüfusu, tarımı ve diğer tüm sosyal ve iktisadi faaliyetlerin yapısını belirleyen esas faktördür. Fethiye ovası tabanından hemen 2000 m civarına ulaşan yükselti ulaşımı sınırlayan en önemli özelliktir. Bu özellik o kadar belirgindir ki Fethiye'den kuşuçuşu 2-3 km lik mesafede yer alan Babadağ'ına ulaşım ancak 26 km'lik bir yoldan mümkün olmaktadır. Babadağ'ın yüksek ve sarp bir topoğrafyaya sahip olmasından dolayı karayolları gelişememiştir. Ölüdeniz, Kayaköy, Faralya, Asarcık, Gökben, Esenköy, Gemiler, Hisarönü çevresinde kara yolu yoğun olarak kullanılır. Burada yolların düzenli olmasında ve gelişmiş olmasında ana faktör nüfusun fazla olması ve turizm varlığıdır. Faralya, Ölüdeniz, Gemiler, Kayaköy, Asarcık, Domuz Ovası etrafında falezli kıyı tipinin varlığı, Sarp ve yüksek topoğrafya kara yollarının yapımını güçleştirdiği gibi yol yapım masrafların da artmasına neden olmaktadır. Yapılan çok eğimli ve virajlı dar yollar, Babadağ ve yakın çevresindeki yerleşmelere ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Yolların eğimli, dar ve virajlı olması ulaşım masraflarına etki etmektedir. Babadağ çevresinde ulaşım masraflı ve zordur. Mevcut yükselti ve eğim şartları yörede yerli halkın arazi şartlarına uygun araçlar almasına neden olmaktadır. (Köylerde eski tip motorsikletler, eski tip altı yüksek nispeten daha sağlam araçlar) ekonomik durumu iyi olan vatandaşlar ise yeni nesil arazi araçlarına sahip olmayı tercih etmektedir. Babadağ-Dokuzgöl arasındaki stabilize yol günümüzde kullanılmayan eski yerleşmelere baktığımızda bunların genellikle yüksek kesimlerdeki antik kentler olduğu görülecektir. Geçmişteki güvenlik sorunları çözüldüğünden insanlar artık buralarda yaşamamaktadırlar. Buna karşılık insanlar günümüzde bu yüksek yerleri kullanmasa da hemen yakınlarındaki polye tabanları gibi depresyonların olduğu düzlüklere inerek buralara yerleşmeye başlamışlardır ve bu düzlüklerde daha çok tahıl tarımı yapılmaktadır. Sidyma Antik Kenti, Ge Mahallesi gibi örnekler bunu göstermektedir. Antik dönemde özellikle insanlar yerleşmek için yamaçları (özellikle güney) tercih ederek hem gün ışığından daha çok faydalanmış, hem denizden gelecek tehlikeleri önceden görmüşlerdir. Bunun yanında ova tabanlarını tarımsal amaçlarla kullanmışlardır. Günümüzde ise bu durum tamamen tersine dönmüştür; öyle ki yamaçlar tamamen terk edilip verimli tarım arazilerinden oluşan ovalara büsbütün yerleşilerek işgal edilmiştir. Fethiye, Kayaköy, Hisarönü ovaları bugün tarım alanları yerine insanların ev yaptığı yerler halindedir. Bu çalışma Muğla ili, Fethiye ve Seydikemer ilçe sınırı içerisinde yer alan Babadağ çevresini kapsamaktadır. Çalışma alanı olan Babadağ çevresinin ülkemizin önemli turizm merkezlerinden birisidir. Henüz tam olarak bozulmamış doğal güzellikleri, ekolojik yapısı ve tarihten gelen kültürel zenginliği, iklim şartları ile turizm sektörü için önemli bir alan olmasının yanında, yer altı zenginlikleri, balıkçılık, tarım gibi ekonomik kaynakları ile de ülke açısından önemli bir alandır. Babadağ, ülkemizin önemli turizm alanlarını içinde barındırmaktadır. Özellikle Ölüdeniz dünyanın en güzel koylarından birisi olup her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlamaktadır. Ölüdeniz kumsalı Türkiye'nin en güzel kumsallarından biridir. Ayrıca Babadağ, dünyanın en önemli yamaç paraşüt pistlerinden birisi olup ünü dünyaca bilinmektedir 1969 m yükseltisi olan Babadağ'da genel olarak Akdeniz iklimi etkili olmaktadır. Ancak yükseltisinin etkisi ile sıcaklık farkları Fethiye'ye göre değişiklik göstermektedir.
Sille Çayı Havzası'nda doğal ortam-insan ilişkileri, sorunlar ve çözüm önerileri
Coğrafyanın temel konularından olan doğa-insan etkileşimi Sille Çayı Havzası etrafındaki eski yerleşimler için uyarlandığında insan ve doğanın birbirlerini karşılıklı olarak nasıl etkilediklerine yer verilir. Sille genelinde insan-doğa etkileşimini mercek altına alan bir çalışmaya ait literatür bilgisine rastlanamamıştır. Bu durum bölgede böyle bir çalışma ihtiyacı doğurmuştur. Bu çalışmanın temel amacı Sille Çayı Havzası'nın doğal ortam özelliklerinin tespit edilmesi ve turizm potansiyelinin ortaya konulmasıdır. Zira araştırma sahası ile ilgili birçok beşeri ve fiziki coğrafya çalışmaları ayrı ayrı yapılmış olmasına rağmen doğal ortam ve insan etkileşimini bir bütün olarak ele alan spesifik bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada ilk olarak sahanın yer şekilleri, iklim, toprak ve bitki örtüsü özellikleri tespit edilmiştir. Daha sonra havza içerisindeki beşeri unsurlar ortaya konulmuştur. Ardından havzada yer alan Sille Gölet'i ve çevresindeki doğal güzelliklere değinilmiş ve Sille Baraj Gölet'ini tehdit eden unsurlardan erozyon ve doğal peyzaja zarar veren durumlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sahasında doğal çekiciliklerin yanında tarihi ve turistik çekiciliklerde mevcuttur. Araştırmada bunların turizm olanaklarının ortaya konulması, yeni öneriler geliştirilmesi ve tehdit unsurlarının saptanmasına çalışılmıştır. Son kısımda ise bölgeye zarar veren etkilerin düzeltilmesi ve Sille'ye daha çok turist çekilmesi için önerilerde bulunulmuştur. Buna göre Sille'de turizm potansiyelinin geliştirilmesi için, Sille Himmet Ölçmen Barajının çevresindeki yamaçların ağaçlandırılarak erozyon etkisinden kurtarılması gerekir. Dahası Himmet Ölçmen Barajına ulaşan akarsuların üzerlerine setler yapılarak gölete sediment gelişinin engellenmesi mümkün. En çok sedimentin geldiği Söğütlü, Tatköy, İğdeli ve Soğuk dereler üzerinde setler yapılabilir. Böylece barajın ömrü uzatılmış olacaktır. Zira Sille Himmet Ölçmen Barajı mesire alanı özellikle Konya halkı için çok önemli bir rekreasyon alanıdır. Sille Çayı vadisi boyunca da ağaçlandırmalar yapılabilir. Bölgede yaklaşık olarak yıllık 370 mm kadar yağış düştüğü için ağaçlandırma da su ihtiyacı düşük olan bitkiler tercih edilmelidir. Araştırma sahasında mera alanının yoğun olması küçükbaş hayvancılık yapılmasına olanak sağlamıştır. Özellikle Tatköy sınırları içerisinde 40 civarı ağıl ve ahır yer almaktadır. Bu bölgenin Konya şehir merkezine yakın olması hayvansal ürünlerin Konya içine taze bir şekilde nakline imkân sağlamaktadır. Bu nedenle bölgedeki koyun yetiştiriciliği desteklenmelidir. Ancak bölgedeki en önemli sorunun ağaçlandırma eksikliği olması nedeniyle keçi yetiştiriciliğinin kısıtlanması gerekir. Araştırma sahasındaki önemli merkezlerden bir tanesi olan Sille'de mübadeleden sonra zayıflayan el sanatları ve ticaret kolları canlandırılabilir. Havzadaki önemli kültürel değerlerden Mevlana'nın ziyaret ettiği Ak Manastırın turizme açılması, Mevlana Kültür merkezine gelen turistlerin turlarla Sille'ye getirilmesi hatta Sille'yi ziyaret eden turistlerin de turla Sille'den Tatköy yakınındaki eski ören yerlerine getirilerek buraların gezdirilmesi oldukça önemli kültür turizmi aktivitelerinden olacaktır. Yine Sille'de bulunan kaya mağaralarının koruma altına alınması, Sille baraj park alanında doğal görüntü ile uyumsuz yapıların kaldırılması da kültür turizmi ve görsellik açıdan önem arz etmektedir. Sille Çayı Havzası ve yakın çevresinde önemli problemlerden bir diğeri de bölgede kirlilik oluşturan taş ocaklarının kontrol altına alınmasıdır. Bölgede Paleozoyik ve Mesozoyik yaşlı kireç taşlarının varlığı taş ocakları açılması için cazibe merkezi oluşturmakta ancak her geçen gün çok büyük bir çevresel kirlilik oluşturmaktadır. Çözüm olarak bu alanlardaki ocakların ruhsatlarının iptal edilerek merkezden uzak alanlara da sınırlı olarak ruhsat sahası oluşturulmalıdır. Sille'nin tarihi ve turistik yönlerinin başta Konya ve çevre illerinden başlamak üzere kademeli olarak tüm dünyaya tanıtılması gerekmektedir. Bu çalışma ile bu tanıtıma katkı sağlanmış olunacaktır.
Beton dünya
Araştırmanın temeli ülkemizde meydana gelen belediye yönetimine, kayyumlar atanmasıyla birlikte belediye binalarının güvenliğini sağlamak amacıyla belediye önlerine yerleştirilen beton bariyerlerdir. İçinde yaşadığımız kentlerdeki ''beton yığınların'' durumu ortadayken söz konusu beton bariyerlerin de suni bitkilerle süslenmesi sorunun daha da görünür olmasını sağladı. Araştırma neticesinde sermayenin yapılaşma ile ilişkisinin tarım devrine kadar uzanması o dönemdeki ketlerin günümüz kent anlayışının da temelini oluşturmaktadır. Özelikle de günümüz kentlerin sermaye artırımı adına yapılan sabit sermaye, yine aynı doğrultuda ekonomik krizlerin önüne geçme adına yapılan doğal katliamlardır. Üretim aşamasında gerekli olan doğal olmayan enerji kaynaklarının kullanımı doğal felaketlerin temelini oluşturmaktadır. Doğal çevre üzerinde gerçekleşen bu yıkımın nasıl ve ne doğrultuda gerçekleştiği tezin varlık nedenini ortaya koymaktadır.
Tarımsal bazlı biyometan üretimi hesap ve ekonomik fizibilite aracı geliştirilmesi
Anaerobik çürütme, organik içeriği yüksek ham maddelerin oksijensiz koşullarda farklı türdeki mikroorganizmalar ile fermante olması olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda gelişen teknoloji ve artan enerji ihtiyacın nedeni ile bu süreç sonunda ortaya çıkan biyogaz ve biyogaz kompostu yatırımcıların ilgi odağı haline gelmiştir. Bu çıktılarda biyogaz, büyük miktarının metan ve karbondioksitten oluşan kalorifik değeri oldukça yüksek bir gaz karışımıdır. Diğer yanda, biyogaz kompostu, gerçekleşen fermantasyon sonucunda içerisindeki patojenite değerleri düşürülmüş ve yapısındaki yüksek mineral kompozisyonu sayesinde bitki büyüme düzenleyici olarak kullanılabilecek değerli bir kaynaktır. Yüksek çıktı değerine sahip bu sistemlerin tasarımında yatırımcıyı doğru yönlendirmek ve ülkemiz şartlarındaki atıkların değerlendirilmesi anlamında Microsoft Excel tabanlı bir hesap aracının geliştirilmesi hedeflenmiştir. Söz konusu hesap aracı tasarımı düşünülen biyogaz sistemine beslenecek olan atık miktarı girilmesi ile elde edilecek gaz miktarını, sistem kurulu gücünü, yıllara göre nakit akışını ve kaba bir akış şemasını kullanıcıya sunmaktadır.
Sportif Rekreasyon Faaliyeti olarak doğa ve macera sporları yapan bireylerin akış deneyimleri ve risk alma eğilimlerinin incelenmesi
Bu tez, doğa ve macera temelli rekreasyon aktivitelerine katılan bireylerin akış deneyimleri ve risk alma eğilimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Modern yaşamın getirdiği stres ve monotonluktan kaçış arayışında olan bireyler için doğa ve macera sporları önemli bir kaçış yolu sunmaktadır. Bu sporlar, katılımcıların fiziksel, zihinsel ve duygusal sınırlarını zorlamalarına olanak tanırken, aynı zamanda doğayla iç içe olma fırsatı vermektedir. Araştırmanın temel amacı, doğa ve macera sporlarına katılan bireylerin akış deneyimleri ile risk alma eğilimleri arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Akış deneyimi, bireylerin belirli bir etkinlik sırasında zamanın nasıl geçtiğini fark etmemesi, kendilerini tamamen etkinliğe kaptırmaları ve bu süreçten büyük bir haz almaları olarak tanımlanmaktadır. Risk alma eğilimi ise bireylerin belirli bir risk düzeyini göze alarak yeni ve zorlu deneyimlere katılma eğilimlerini ifade etmektedir. Araştırma, Türkiye'nin farklı bölgelerinde ikamet eden ve doğa sporlarına aktif olarak katılan bireylerle gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, Facebook, Instagram ve WhatsApp gibi sosyal medya platformlarında doğa sporları ile ilgili gruplara dahil olan bireyler arasından seçilmiştir. Veriler, online anket yöntemiyle toplanmış ve katılımcılara kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Toplamda 269 katılımcıdan elde edilen veriler, demografik dağılım, akış deneyimi ve risk alma eğilimleri açısından analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçekler arasında Rekreasyonel Akış Deneyimi Ölçeği ve Risk Alma Ölçeği bulunmaktadır. Verilerin analizinde frekans analizi, bağımsız gruplar t-testi, ANOVA ve korelasyon analizleri gibi istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Bulgular, akış deneyimi ile risk alma eğilimi arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu bulgu, akış deneyimi yaşayan katılımcıların genel risk alma eğilimlerinin de yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Yaş grupları ve cinsiyet açısından yapılan analizler, akış deneyimi ve risk alma eğilimlerinde anlamlı farklılıklar olduğunu göstermektedir. Genç katılımcıların sosyal ve etik risk alma konusunda daha eğilimli oldukları ve yaş ilerledikçe bu eğilimlerin azaldığı görülmüştür. Cinsiyet açısından ise, erkekler ve kadınlar arasında akış deneyimi ve risk alma eğilimlerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu tez, doğa ve macera temelli rekreasyon aktivitelerine katılan bireylerin akış deneyimleri ve risk alma eğilimlerini daha iyi anlamamıza yardımcı olmakta ve bu aktivitelerin planlanması ve yönetimi konusunda önemli bilgiler sunmaktadır. Ayrıca, doğa ve macera sporlarının bireylerin psikolojik ve duygusal durumları üzerindeki olumlu etkilerini vurgulayarak, bu tür aktivitelerin teşvik edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: serbest zaman; rekreasyon; doğa temelli rekreasyon; akış deneyimi; risk alma davranışı
Çevre eğitimi konulu STEM etkinliklerinin ortaokul öğrencilerinin çevre sorunlarına yönelik tutumları, STEM algıları ve öğrenme sorumluluklarına etkisi ile bilişsel yapıları ve görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırmada, çevre eğitimi konusunda uygulanan STEM etkinliklerinin ortaokul öğrencilerinin çevre sorunlarına yönelik tutumları, öğrenme sorumlulukları ve STEM algılarına etkisini belirleyip öğrencilerin STEM'e yönelik bilişsel yapılarındaki değişimin ve etkinliklere yönelik görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, tasarım temelli öğrenme yaklaşımına göre planlanan çevre konulu beş STEM etkinliği, 2023–2024 eğitim öğretim yılı birinci yarıyılında Türkiye'nin batısında yer alan bir köy ortaokulunda öğrenim gören 12 yedinci sınıf öğrencisine uygulanmıştır. Araştırma, karma araştırma desenlerinden eş zamanlı çeşitleme desenine göre yürütülmüştür. Araştırmanın nicel verileri, ön test ve son test şeklinde uygulanan "Çevre Sorunlarına Yönelik Tutum Ölçeği", "STEM Algı Testi" ve "Öğrenmeye Yönelik Sorumluluk Ölçeği" ile toplanırken nitel verileri ise "Kelime İlişkilendirme Testi" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" yardımıyla toplanmıştır. Elde edilen nicel veriler SPSS 22.0 programı aracılığıyla, ilişkili örneklemler için t-testi ile karşılaştırılırken, nitel verilerin analizi betimsel analiz ve içerik analizi yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre yapılan etkinlikler sonucunda öğrencilerin çevre sorunlarına yönelik tutumlarında, STEM algılarında ve öğrenme sorumluluklarında olumlu yönde anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Ayrıca, uygulanan etkinliklerin öğrencilerin STEM'e yönelik bilişsel yapılarını geliştirdiği tespit edilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda ise öğrencilerin doğaya karşı farkındalıklarının arttığı, öğrencilerin eğlenerek çeşitli bilgi ve beceriler kazandıkları belirlenmiştir. Gelecekte, çevre konusunda güncel sorunlara ilişkin benzer etkinlikler tasarlanarak bu etkinliklerin uygulamasının farklı sınıf seviyelerindeki öğrenciler ile gerçekleştirilmesi önerilmektedir.
Yenice ve Sarıkamış (Türkiye) bölgelerindeki bozayı ve vaşakların diyet alışkanlıklarının analizi
In this study, the dietary habits of brown bears (Ursus arctos arctos) living in Yenice and Sarıkamış regions and dietary habits of lynx (Lynx lynx dinniki) living in Sarıkamış were investigated by scat analysis, and using the DNA metabarcoding approach. Universal primers were used for plant, invertebrate and vertebrate detection. Diet compositions of bears in Yenice and Sarıkamış regions were analyzed and compared to determine the effect of garbage feeding, and diet compositions for the bear were consistent with literature. Shannon, Levin's, and Pianka indexes were used for comparison of different locations of the collected samples. The results did not confirm the hypothesis of low diet diversity and low niche width for garbage feeding. Vertebrate component of lynx diet was not identified, potentially due to biases introduced by the methods used. However, the lack of detection of vertebrates could be due to human pressure on habitats and decreased prey availability for lynx.
Çevre ve tarım politikaları bağlamında Büyük Menderes Havzasında sosyo-ekonomik değişim
İklim değişikliği ve küresel ısınmanın ekosistemlere, insan ve diğer canlıların yaşamına etkisi birçok alanda giderek hissedilmektedir. Ayrıca tarım ve hayvancılık gibi geleneksel üretim modellerinin, iklim değişikliği ve küresel ısınma ile önemli bir bağı bulunmaktadır. Günümüzde dünyanın her bölgesinde değişen iklimsel koşullara bağlı olarak tarımsal üretim ve hayvancılık yapan ve çeşitli sorunlar ile başa çıkmak zorunda kalan insan popülasyonu halihazırda zaten mevcutken, yakın ve uzak gelecekte de bu durumun artış göstereceği uzmanlar tarafından belirtilmektedir. İklim değişikliği ve diğer dış etkenlerin yol açtığı olumsuz şartlar nedeniyle tarım ve hayvancılık sektörlerinde faaliyet gösteren kişilerin, mevcut üretim ürünlerinden farklı üretim ürünleri üretmek zorunda kalıp kalmadıkları, tarım sektörünü terk ederek farklı iş alanlarına yönelme eğilimi içinde olup olmadıkları, yaşadıkları bölgelerden hangi şartlar altında göç ettiği ve/veya göç etmeye mecbur kalacakları sorunsalları küresel ısı ve iklim değişikliğinin yol açtığı problemlerden yalnızca bazılarıdır. Bu çalışmada, iklim değişikliği ve küresel ısınmadan etkilenen ve gelecekte daha yoğun şekilde etkileneceği belirtilen ve önemli bir tarımsal üretim bölgesi olan Büyük Menderes Havzası'nın, Aydın ili dahilinde kalan kısmı ele alınmıştır. Nazilli, Kuyucak, Söke, Çine ve Bozdoğan ilçelerinden 5 farklı köy tespit edilmiş ve burada kaynak kişilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, Büyük Menderes Havzasında bulunan Aydın ilinin kırsal yerleşim yerlerindeki sosyo-ekonomik değişimi; yaşanan sorunlar karşısında politika yapıcılarının ne tür önlemler alabileceğini; küresel ısınma, iklim değişikliği ve tarımsal üretim çerçevesinde değerlendirmektedir.
Turizm işletmelerinin doğal çevreye etkisi: Akyaka Kadın Azmağı örneği
Turizm işletmelerinin ürün veya hizmet üretmek için ihtiyaç duydukları kaynakların başında doğal çevre, doğal kaynaklar gelmektedir. Üretim için kaynağın tüketimi ve yeniden üretimi meselesi turizm için ele alındığında, etki edilen doğal çevrenin sürdürülebilirliğinin nasıl sağlanacağı önemlidir. Kendi işletme ömrünü etki ettiği doğal çevreye borçlu olan işletmelerin bu korumayı sağlayıp sağlamayacağını sorgulayan bu çalışma aynı zamanda turistik faaliyetin müşterisi durumundaki turistin de doğal çevrenin korunması hususundaki konumunu incelemektedir. Akyaka Kadın Azmağı ile ilgili incelemeler sonucunda bölgedeki işletmelerin doğaya olumsuz fiziki etkilerinin olduğu ancak doğa koruma yönünde ortak hareket eden bir yapının olmadığı anlaşılmıştır. Kadın Azmağı etrafında rekreasyonel etkinliklerde bulunan halkın da doğaya zarar verici hareketlerde bulundukları ve doğal alanın hassasiyetine özel davranış kültürü geliştiremedikleri anlaşılmıştır.
Ortaokul görsel sanatlar dersinde açık hava eğitim uygulamaları: Bir durum çalışması
Açık havada eğitim (AHE); çoklu-duyusal deneyimleri vurgulayan, doğa, toplum ve bireysel çevreyi kapsayarak bütünleştirilmiş öğrenme yaklaşımını kullanan bir öğrenme ve öğretme etkinliğidir. Açık havada eğitim etkinliklerinde (AHEE) açık alanların kullanımı yoluyla bireyin; fiziksel, duygusal, bilişsel, sosyal ve ruhsal düzeyini yükseltmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda AHEE, birçok farklı disiplin için uygulanabilir öğrenme ve öğretme alternatifleri sunmaktadır. Sanat eğitimi de amaç ve uygulamaları bakımından AHEE ile benzerlik içeren bu disiplinlerden biridir. Bu araştırmada, AHEE ile gerçekleştirilen Görsel Sanatlar Dersi'nin uygulama sonuçlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda görsel sanatlar öğretiminin temel öğrenme alanları olan görsel iletişim, görsel eleştiri ve kültürel bilinç bağlamında öğrenme süreci gözlemlenmiştir. Nitel araştırma yöntemi ile çalışılan araştırmada durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırma, 2015 – 2016 eğitim öğretim yılında ortaokul 5. sınıf öğrencileri ile Görsel Sanatlar Dersi'nde altı hafta süresince gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında sekizi odak olmak üzere toplam 21 öğrenci yer almıştır. Araştırmada veri toplama araçlarından odak öğrenciler ile yarı-yapılandırılmış görüşme, dış ve iç gözlemci alan notları, gözlemci yarı-yapılandırılmış gözlem formları, kamera kayıtları ile araştırmacı ve öğrenci günlüklerini içeren dokümanlar kullanılmıştır. Doküman, gözlem ve görüşme yoluyla toplanan veriler betimsel analiz yoluyla analiz edilmiştir. Veriler NVivo programı kullanılarak analiz edildikten sonra elde edilen bulgular, alanyazın ile ilişkilendirilerek yorumlanıp ve tartışılmıştır. Araştırmanın bulguları kapsamında elde edilen temalar: Görsel ifade, eleştirel ifade ve kültürel ifade olarak belirlenmiştir. Araştırma bulguları doğrultusunda elde edilen sonuçlara göre Görsel Sanatlar Dersi'nin açık havada eğitim etkinlikleri ile uygulanması sonucunda öğrenme alanları düzeyinde olumlu yansımaları tespit edilmiştir. Buna doğrultuda görsel ifade teması bağlamında, yaratıcı fikir geliştirme, iletişim kurma becerileri, bir bilgiyi başka bir durumun çözümünde kullanma, yansıtma yaparak sonuca ulaşma ve imgesel düşünme becerileri geliştirme yönünde anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Eleştirel ifade teması bağlamında, öz eleştiri yapma becerisi, farklı düşüncelere saygı duyma ve çözüm odaklı öneri sunma yönünde anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Son olarak kültürel ifade teması bağlamında, müze bilinci kazanma, Görsel Sanatlar Dersi dersine yönelik olumlu algı geliştirme ve çevre bilinci geliştirme yönünde anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu sonuçlar çerçevesinde Görsel Sanatlar Dersi için AHEE'nin kullanımının okul programları ve çevresel faktörler ile (öğretmen, veli, doğal alan) desteklenerek yaygın hale getirilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Görsel sanatlar öğretimi, Açık havada eğitim etkinliği, Aktif öğrenme.
Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencilerinin girişimcilik niyetleri ve çevresel tutumlarını ölçmeye yönelik bir araştırma
Doğaya saygılı davranmak, tüm insanların ve dolayısıyla insanların oluşturduğu her türlü yapılanmanın küresel vatandaşlık görevidir. Ancak bugün, doğal çevrenin geldiği nokta bu görevin pek de başarıyla gerçekleştirilemediğini gözler önüne sermektedir. Bu tabloda, üretim ve sunum faaliyetlerini gerçekleştiren girişimcilerin payı da oldukça büyüktür. Bu nedenle girişimcilerin çevreye karşı olumlu tutuma sahip olmaları ve çevre koruma ile ilgili düzenlemeleri gerekçeleriyle içselleştirip faaliyetlerine yansıtmaları gerekmektedir. Bu doğrultuda, bu araştırmada 1056 girişimci adayının girişimcilik niyetleri ile çevresel tutumları irdelenerek planladıkları girişimlerde bulunmadan önce potansiyel girişimcilerde çevresel farkındalık ve hassasiyet oluşturarak çevreye duyarlı girişimciler yaratılmasına nasıl katkı sağlanacağı ele alınmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Toplanan veriler, araştırma sorularına göre SPSS v23.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda öğrencilerin girişimcilik niyeti puanlarının yüksek, ancak çevresel tutum puanlarının düşük olduğu görülmüştür. Bu açığın eğitimle ve e-öğrenme olanaklarıyla nasıl kapatılacağına ilişkin bir rapor hazırlanarak kurum yöneticilerine aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşletme Fakültesi Öğrencileri, Girişimcilik Niyeti, Çevresel Tutum, Doğal Çevre.
Impact of sustainability in brand identity:Visual analysis of Ikea, Adidas, BMW, Bosch
In this thesis, the sustainable approaches in visual design are examined. Sustainability is one of the prominent subjects of today. It has managed taking place in education and in the missions of major companies in the business world. The reason underlying the importance of being sustainable is strong. It is one of the liabilities of the people to leave a clean world to the next generations and for paying this debt, it is clear that it is not only necessary to take personal measures such as avoiding throwing garbage on the streets, using less water in the products bought and in daily decisions and acting minimal in energy usage and waste production, but also companies, corporations and communities should take certain measures in their productions and processes. While the necessity of giving as little damage as possible to earth reaches people, it resulted in new terms emerging in design, marketing and shopping behaviours of people. At this point, we see that visual communication design is successful in creating changes in human behaviours. In this thesis, it is examined by which means visual communication design does to help people do sustainable choices, how it serves as a key for us to protect nature, what kind of sustainable measures the companies take in their processes, through the advertising campaigns or products of the most active companies.
Kentsel alanlarda çevresel kirlilik analizi: Gaziantep şehri örneği
Çevresel kirlilik tüm ekosistem için olduğu gibi günümüz kentleri için de en önemli sorunların başında gelmektedir. Kentsel alanlarda sanayi, kentleşme, nüfus artışı gibi farklı parametrelere bağlı olarak özellikle ağır metallerden kaynaklı çevresel kirlilik ortaya çıkmaktadır. Dünya genelindeki büyük kentlerde olduğu gibi Gaziantep şehrinde de sanayi, ulaşım, nüfus ve tüketime bağlı olarak çevresel kirlilik önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu duruma bağlı olarak, bu çalışmada da Gaziantep şehrindeki ağır metallerin yarattığı çevresel kirliliğinin güncel durumu toprak ve bitki örneklerinden alınan numunelerin analize tabi tutulmasıyla ortaya konulmuştur. Gaziantep şehri ve yakın çevresinde belirlenmiş 10 farklı lokasyondan, 4 farklı mevsimde alınmış toprak ve bitki örnekleri labaratuvar ortamında analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda özellikle Başpınar ve KÜSGET sanayi alanlarına yakın yerlerde çeşitli ağır metallerin yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Çamlıca, Mavikent gibi alanlardan alınan örneklerde de nüfusa bağlı olarak farklı ağır metallerin çevresel kirlilikte etkili olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla bu çalışma Gaziantep kentinin güncel kirlilik durumuna ön değerlendirme imkânı sunmuş ve gelecekte yapılacak olan farklı bilim dallarındaki çalışmalara ön ayak olmuştur.
Selülozik atıkların parçalama yöntemleri ile geri dönüştürülebilirliği
Son yıllarda hızlı nüfus artışı ve değişen çevre koşulları tüketicilerin ihtiyaçlarını arttırmıştır. Buna bağlı olarak, doğal kaynakların tüketimi ve oluşan atık miktarı artmıştır. Bu durum doğal kaynakların verimli kullanılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Bunun sonucunda çevre dostu, sürdürülebilir, geridönüşüm ürünlerinin önemi ortaya çıkmıştır. Yürütülen bu tez çalışmasında; mevsimsel döngülerden veya çeşitli çevresel faktörlerden kaynaklı oluşan selüloz içerikli bitkisel atıkların geri dönüştürülebilirliği tespit edilmiş, atık materyalden yeni çevre dostu ürünler üretilerek atık oluşumu azaltılmıştır. Bitkisel atıkların geri dönüştürülebilirliği işlemi için atık palmiye yaprak ve sapları kullanılmıştır. Bitkisel atığa çeşitli biyolojik, fiziksel ve kimyasal yöntemler uygulanmıştır. Selülozik atık havuzlama, alkali-asidik termal parçalama, ağartma gibi kimyasal işlemlerden geçirilmiş, lignin, hemiselüloz, pektin gibi yapı taşları sistemden uzaklaştırılmış ve selüloz içeriği yüksek çeşitli materyaller elde edilmiştir. Palmiye atıklarının hem yaprak hem de sap kısımları için ayrı ayrı biyolojik, fiziksel, kimyasal yöntemlerle, çeşitli dozlar uygulanarak farklı iplik formları, lif formları, pamuk formları ve kağıt formlarında ürünler üretilmiştir. Her form birbiriyle karşılaştırılmış, bu işlemler için uygun olan ve uygun olmayan kimyasallar tespit edilmiş, her işlem için optimum süre, sıcaklık gibi faktörler belirlenmiştir. Yapılan deneysel çalışmalarda genel olarak; uygun kimyasalların tespiti, çözelti sıcaklığı, bekleme süresi, çözelti pH' ı, sisteme beslenen atık kütlesi, çözelti konsantrasyonu gibi parametrelerin etkileri üzerine odaklanılmıştır. Üretilen selüloz içeriği yüksek materyallerin karakteristik özelliklerini tespit edebilmek için bu ürünler XRD (X-Ray Diffraction), selüloz tayini, SEM (Scanning Electron Microscope), su tutma kapasitesi, % su emiciliği gibi çeşitli analizlere tabi tutulmuştur. Deneysel çalışmaların sonucunda, üretilen farklı ürünlerin kendilerine özgü karakteristik özellikleri belirlenmiştir. Bu özellikleri doğrultusunda kullanılabileceği alanlar da tespit edilmiş ve sonuçlar kısmında listelenmiştir.
Doğa deneyimine dayalı çevre eğitimi programının okul öncesi dönem çocuklarının çevresel farkındalıklarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, geliştirilen doğa deneyimine dayalı çevre eğitimi programının okul öncesi dönem çocuklarının çevresel farkındalıklarına etkisini incelemektir. Araştırmada nitel ve nicel araştırma yöntemlerini içeren karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunu durum çalışması, nicel boyutunu ise ön test- son test tek grup deneysel desen oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Tokat ilindeki bir anaokula devam eden daha önce çevre eğitimi almamış olan, 60-72 aylık 4 kız 6 erkek olmak üzere 10 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada çalışma grubuna belirlenen ormanlık alanda 9 hafta süresince haftada bir günlük eğitim planı şeklinde doğa deneyimine dayalı çevre eğitimi programı etkinlikleri uygulanmıştır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu ve "Çocuklar İçin Çevre Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın nitel verileri içerik analiz yöntemi ile çözümlenmiştir. Ön test ve son test puanları arasındaki farklılaşma ise bağımlı örneklemeli t-testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda çocukların doğa deneyimine dayalı çevre eğitimi programı öncesi ve sonrası görüşleri karşılaştırıldığında çocukların çevre, çevre kirliği, çevrenin korunması, canlılar, geri dönüşüm kavramları ile ilgili bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının artış gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan deneysel çalışma sonrasında öğrencilerin son test puan ortalamalarının ön test puan ortalamalarından anlamlı olarak daha yüksek çıkmıştır. Bu sonuç doğa deneyimine dayalı çevre eğitimi programının okul öncesi dönem çocuklarının çevresel farkındalıkları üzerinde olumlu etkisi olduğuna işaret etmektedir. Elde edilen mevcut araştırma sonuçları ilgili alan yazın ışığında tartışılmış, öğretmenlere ve araştırmacılara öneriler sunulmuştur.