Delivery

409 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkisi: Kırklareli ili örneği

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kırklareli ilindeki gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızın tipi, Kırklareli İlindeki gebe sınıflarında ve okullarında düzenlenen eğitimlere katılan gebelere verilen eğitimin bilgi ve tutumlarına etkisini belirlemeye yönelik müdahale çalışmasıdır. Araştırma Kırklareli İlindeki tüm gebe sınıflarında ve okullarında 7 Kasım 2022 –14 Nisan 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde eğitime katılan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler ile çalışılması hedeflenmiş, örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya 120 gönüllü gebe katılmış ve evren olarak alınmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında 34 adet sosyodemografik özellikleri (yaş, gelir, eğitim durumu, sosyal güvence vb.), gebelik öncesi, doğum ve doğum sonrası döneme soruları da kapsayan ait birey tanıtım formu, gebelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı ile ilgili 30 adet soru kısımlarını içeren eğitim öncesi gebelerin bilgi düzeyini ölçen anket yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında gebe sınıflarında/okullarında verilen eğitim sonrasında eğitimini tamamlayan gebelere eğitim öncesinde cevapladıkları 30 adet bilgi düzey anketi, eğitim sonrası tekrar uygulanmıştır. Gebe sınıflarından ve okullarından memnuniyeti ölçmek için ayrıca eğitimini tamamlayan gebelere 15 soruluk bir memnuniyet anketi de düzenlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları 28,73 ± 4,14 yaş (minimum:19 maksimum:46 ) olup, katılımcıların 64,2 %'si ilçelerde ikamet etmektedir. Gebelerin % 70'inin eğitim durumu lisans ve üstüdür. Araştırma grubumuzdaki gebelerin ortalama aylık geliri incelendiğinde, 17.830 TL ± 8.221 Türk Lirası (TL) (minimum: 6.000 TL maksimum: 60.000 TL) olarak bulunmuştur. Gebelerin % 97,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu görülmektedir. Gebeler içinde 90 kişi birinci gebeliği olduğunu belirtirken, 23 kişi ikinci gebeliği olduğunu belirtmiştir. Bir önceki gebeliğinin sonlanma şekli ile ilgili soruya verilen yanıtlar incelendiğinde; % 32,0'si sezaryen yöntemi ile doğum yaparken, % 28,0'i normal doğum yaptıklarını belirtmişlerdir. Doğumun normal fizyolojik bir olay olduğu önermesine, eğitim öncesinde yedi kişi (% 5,8) yanlış yanıt verirken, eğitim sonunda katılımcıların %99,2'si doğru şekilde yanıtlamıştır. Eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında bilgi düzeyleri arasındaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,016). ''İlk 6 ay yalnızca anne sütü bebeğin beslenmesinde yeterlidir." önermesine eğitim öncesinde katılımcılar içinden 110 kişi ( % 91,7) doğru yanıt verirken, eğitim sonunda doğru yanıt verenlerin sayısı 119 ( % 99,2) olmuştur. Aradaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,004). Araştırmaya katılan gebelerin tamamı eğitimden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir. Sonuç: Araştırmamıza katılan gebelerin hane halkının refah düzeyi eğitim seviyesinin yükselmesi ile artmaktadır. Gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında gebelik döneminde verilen eğitim ile normal doğum oranları ile alakalı genel görüş bu eğitim ile anne adaylarının doğum hakkında sahip olduğu olumsuz düşüncelerini değiştirdiği, doğum korkularını azalttığı, bununla beraber doğumla baş etmelerinin kolaylaştığı ve doğum sürecine aktif katılımlarının sağlandığı yönündedir. Bu eğitimlerde doğumun fizyolojik bir olay olduğu anlatılarak gebeler normal doğuma teşvik edilmekte ve elektif sezaryen tercihlerinin azalması hedeflenmektedir. Eğitim ile birlikte gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında eğitici ile anne adayı arasında güven veren bir iletişim kurulmalı, eğitim alan anne adaylarının özgüvenleri yükseltilerek sadece doğum öncesi ve doğuma değil, doğumdan sonraki sürece hazırlanmaları sağlanmalıdır.

DoğumEğitimGebelik+1
Aylin Can
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kliniğimizdeki oral glukoz tolerans testi (OGTT) bozukluğı olan gebelerde doğum ağırlığı ve doğum şekli arasındaki ilişki

Bu çalışma Namık Kemal Üniversitesi Girişimsel olmayan klinik araştırmalar Etik Kurulunun 28.06.2022 tarihli ve 2022.118.06.08 protokol numaralı kararından sonra Helsinki deklorasyonu kuralları gözetilerek yapılmıştır. Ocak2018-Mart 2022 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama m ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Gebe Polikliniğe gelen 24. ve 28. Gebelik haftalarındaki Oral Glükoz Tolerans Testi yapılması için başvuran toplam 128 hastadan OGTT yüksek olarak değerlendirilmiş 64 hasta ve Oral Glükoz Tolerans Testi normal gelmiş kontrol grupta olan 64 hasta dahil edilerek doğum şekli ve doğum ağırlığı arasında ilişkinin araştırılması için retrospektif yapılmış bir çalışmadır. Yapılmış çalışmada OGTT normal gelen grubun yaş ortalaması daha düşük iken, OGTT yüksek gelen grubun yaş ortalaması, daha yüksek olarak görüldü. Normal grubun doğum ağırlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır.Araştırmamızda OGTT yüksek gelmiş hastalarımızın uygun tedavi alıp-almamaları sorulmadığı için bu verilerin gelecekte yapılacak olan araştırmalarda tartışılması gerekmektedir.Normal grubun doğum haftaları ortalaması 38,37±2,74 hf iken, OGTT grubun ortalaması 37,24±2,75 hf olarak izledik. Gruplara göre doğum haftaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,022; p<0,05). OGTT grubun doğum haftaları, normal gruptan daha düşük olduğu izlendi.Ayrıntılı olarak incelendiğinde; doğum haftalarındaki 1 birimlik artış, OGTT riskini 1,132 katına düşürmekte olduğunu gördük.Gruplara göre doğum şekilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadığı izlendi..Doğum haftası ile doğum ağırlığı arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı iyi düzeyde ilişki saptandığı görüldü. (r=0,782; p<0,01)..Doğum ağırlığı ve doğum haftası ölçümleri OGTT varlığı için bağımsız risk faktörüdür..Gruplara göre doğum ağırlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Anahtar kelimeler:GDM,OGTT,Makrozomi

Diabet-gebelik sırasındaDoğumDoğum ağırlığı+3
Sevil Bayramzade
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğum şeklinin, okul çağı çocuklarında obezite ve alerjik hastalıklar üzerine etkisi

Doğum şeklinin obezite ve alerjik hastalıklar üzerindeki etkisini araştıran epidemiyolojik çalışmalar, hijyen hipotezine dayanarak aşırı kilolu ve alerjik hastalıkların sezaryen doğum ile ilişkisini araştırmaktadır. Sezaryen doğumun anne üzerindeki etkileri iyi aydınlatılmış ve geniş çapta literatürde tartışılmış ancak uzun vadeli pediatrik sonuçları hala araştırma ve bilimsel tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Çalışmamızda Tekirdağ il merkezi Süleymanpaşa'da bulunan ilk-orta okul çağındaki çocukların doğum şeklini (normal doğum/sezaryen doğum) ve bunun aşırı kilo (obezite) ve alerjik hastalıklar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesini amaçladık. Çalışmaya 5-15 yaş arası 1002 öğrenci dahil edildi. Çocukların doğum bilgileri, güncel antropometrik özellikleri, anne sütü ve ek gıda alma özellikleri, egzersiz yapma sıklığı ve ailenin sosyoekonomik özelliklerinin sorulduğu anket formu ebeveynler tarafından dolduruldu. Çalışmaya dahil edilen çocukların 501'i (%50) kız, 501'i (%50) erkek olup yaş ortalaması 9,5±2,2 (min=5,5-maks=15) yıldı. Doğum şeklinin çocuklardaki obezite ilişkisi istatiksel olarak anlamlıydı (p:<0,001). Sezaryen ile doğan çocuklarda obezite oranı daha yüksekti. Alerji öyküsü ile doğum şekli ilişkisi istatiksel olarak anlamlı bulundu. Fakat doğum şeklinin spesifik bir alerjik hastalık ile ilişkisi saptanmadı. Sezaryen ile doğan bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü alma oranı anlamlı düzeyde düşüktü (p:0,002). Anne sütü almayan çocuklarda obezite oranı düzeyde yüksekti (p:0,17). Gebelikte sigara kullanan annelerin çocuklarında anlamlı şekilde obezite artışı tespit edildi (p:0,040). Gebelikte antibiyotik kullanımının çocuklardaki alerji ile anlamlı ilişkisi saptandı. Sonuç olarak sezaryenle doğan bebeklerin ilerleyen dönemlerde sağlıklı beslenmesi ve gelişimi etkilenmektedir. Sezaryenle doğan bebeklerin beslenmesi ve gelişimi daha yakından izlenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum şekli, Sezaryen doğum, Obezite, Alerji

Alerji ve immünolojiBesin alerjisiDoğum+7
Kamuran Can
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Primiparlarda doğum korkusu ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Primiparlarda Doğum Korkusu ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı (Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği), Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu araştırma ilk kez doğum yapan gebelerde doğum korkusu ve etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı nitelikte olup, evrenini SANKO Üniversitesi Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinin Kadın Doğum Polikliniğine başvuran 18-34 yaş aralığında, gebeliğinin 20-40. haftaları arasında, ilk doğumunu yapacak olan kadınlar oluşturmuştur. Araştırma 277 gebe ile tamamlanmıştır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Kadınların doğum korkusu alanlarından aldığı, doğum korkusu genel puan ortalaması 6,55±1,27, güçlü hissettikleri alanlardan aldıkları güçlü hissetme genel puan ortalaması 7,92±0,71, güçsüz hissettikleri alanlardan aldıkları güçsüz hissetme genel puan ortalaması 4,68±1,529 olarak bulunmuştur. Araştırma verileri, kadınların güçlü hissettikleri alanlarla, doğum korkusu arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki (p>0,05), güçsüz hissettikleri alanlarla ise pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğunu göstermiştir (p<0,01). İkinci ve üçüncü trimestirde olan kadınların doğum korkusu genel puan ortalamaları karşılaştırıldığında aralarındaki farkın önemli olduğu bulunmuştur (p<0,05). Doğum korkusu ile yaş, eğitim durumu ve evlenme yaşı karşılaştırıldığında farkın anlamlı olmadığı görülmüş (p>0,05), doktorun sezaryen önerdiği, gelir durumu düşük olan, geniş ailede yaşayan ve çalışmayan kadınlarla karşılaştırıldığında ise farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Araştırmanın sonunda gelir düzeyi düşük olan ve geniş ailede yaşayan kadınların korku düzeyleri diğerlerine göre daha yüksek bulunmuştur. Kadınların doğum korkusu ile güçlü hissettikleri alanlar karşılaştırıldığında; güçlü hissedilen alanların doğum korkusunu azaltma yönünde zayıf bir etkiye sahip olduğu, güçsüz hissettikleri alanların ise doğum korkusunu arttırma yönünde orta düzeyde etkiye sahip olduğu görülmüştür. Çalışmayan kadınların çalışanlara oranla daha fazla korktuğu, korku düzeyi yüksek kadınların doktor muayene sıklığının arttığı saptanmıştır. Kadınların doğum korkusunun belirlendiği bu çalışmada, hemşirelerin doğum korkusunu en aza indirmek amacı ile etkili iletişim becerileri kullanarak, kadınların bireysel özelliklerine uygun, yeterli eğitim ve desteği vermesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Doğum; Korku; Doğum Korkusu; Primipar.

AnksiyeteAnnelerDoğum+2
Sevim Keklikçi
Sanko University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Babaların doğum sonu güvenlik hislerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma babaların doğum sonu güvenlik hislerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırma Gaziantep'te bulunan SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniklerine başvuran lohusaların eşleri üzerinde yapılmıştır. Araştırma Eylül 2019- Ağustos 2020 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın verileri Ekim 2019- Mart 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 330 lohusanın eşleri oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Babaların Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 23 paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri ile, aritmetik ortalama, standart sapma, t-testi ve tek yönlü ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan babaların yaklaşık %42.4'ünün 35 yaş ve üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Babaların %49.4'ünün üniversite ve üzerinde bir eğitime sahip olduğu görülmüştür. Babaların güvenlik hislerinin ortanın biraz üzerinde olduğu saptanmıştır. Babaların eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi ve mesleklerinin doğum sonrası güvenlik hislerini etkilediği belirlenmiştir. Üniversite ve üzeri eğitim alan, çalışan, geliri giderinden fazla olan ve mesleği işçilik olan babaların doğum sonrası güvenlik hislerinin diğerlerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmayan, eğitim ve gelir düzeyi düşük olan ve mesleği esnaf olan babalar başta olmak üzere, tüm babalara doğum sonu güvenlik hislerinin arttırılması konusunda eğitim verilmesi önerilmiştir.

BabalarDoğumGüvenlik+2
Zeynep Gül
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum sonu dönemde anne bebek bağlanma düzeyinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma doğum sonu dönemde anne bebek bağlanma düzeyinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırma Gaziantep ilinde bulunan SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum (Jinekoloji) Polikliniği ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine başvuran anneler üzerinde yapılmıştır. Bu araştırma Ekim 2020- Ekim 2021 tarihleri arasında yürütülmüş olup araştırmanın verileri Ekim 2020-Mart 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemine belirtilen tarihler arasında ilgili polikliniklere başvuran ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 300 anne alınmıştır. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Anne- Bebek Bağlanma Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri, aritmetik ortalama, standart sapma, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi (tek yönlü ANOVA), Mann - Whitney U testi ve Kruskal- Wallis testi kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmada; annelerin anne- bebek bağlanma düzeyinin iyi olduğu belirlenmiştir. Annenin yaşının, anne ve eşinin eğitim düzeyinin, eşin mesleğinin, sağlık güvencesinin, gelir durumunun, yaşayan çocuk sayısının, doğum şeklinin, doğum eyleminin gerçekleştiği gebelik haftasının, gebeliğin planlı olma durumunun, bebeğin doğum kilosunun, bebeğin cinsiyetinin ve bebeği doğumdan sonra ilk kez emzirme zamanının anne- bebek bağlanma düzeyini etkilediği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda bazı öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğum Sonu Dönem; Bağlanma; Anne-Bebek Bağlanması.

Ana-babaya bağlanmaBağlanmaDoğum+2
Melike Kurnaz
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Primipar gebelerde trimesterlere göre doğum korkusu düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma primipar gebelerde doğum korkusunu belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırma Şanlıurfa'da bulunan Şanlıurfa Eyyübiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran pirimipar gebeler üzerinde Ekim 2021 - Temmuz 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın verileri Ekim 2021 - Mart 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini ilgili polikliniğe başvuran 321 primipar gebe oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A Versiyonu" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri ile aritmetik ortalama, standart sapma, t-testi, tek yönlü ANOVA testi, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin yaklaşık %75,7'sinin 25 yaşın altında olduğu, %48,0' ının ortaokul ve lise düzeyinde bir eğitime sahip olduğu tespit edilmiştir. Gebelerin doğum korkusu düzeylerinin orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Gebelerin doğum ağrısının üstesinden gelme durumu ile aylık gelir durumunun doğum korkusunu etkilediği belirlenmiştir. Geliri giderden az olan ve doğum ağrısının üstesinden gelip gelemeyeceğini bilmeyen gebelerin doğum korkusunun diğerlerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Gelir düzeyi düşük olan gebeler öncelikli olmak üzere, tüm gebelere doğum eylemi hakkında eğitim verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Primipar Gebe; Trimester; Doğum Korkusu; Hemşirelik.

DoğumDoğum korkusuGebelik+3
Semihe Bulut
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğum sonu dönemdeki annelere yönelik geliştirilen hemşire navigasyon programının annelerin öz bakım gücü, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon riskleri ile fiziksel semptom şiddeti üzerine etkisi

Çalışma, doğum sonu dönemdeki annelere yönelik geliştirilen hemşire navigasyon programının annelerin öz bakım gücü, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon riskleri ile fiziksel semptom şiddeti üzerine etkisini belirlemek amacıyla tekrarlı ölçümlü, iki gruplu paralel randomize kontrollü deneysel çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya bir Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin gebe polikliniğine gelen, 36 hafta ve üzeri gebelik haftasında olan, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve gönüllü olan primipar 64 kadın (M:32, K:32) alınmıştır. Müdahale ve kontrol gruplarına atama tabakalı blok randomizasyon yöntemi ile yapılmıştır. Müdahale grubundan bir, kontrol grubunda iki kadının araştırmadan ayrılması nedeniyle çalışma 61 kadınla (M:31, K:30) tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri; 31 Mayıs- 30 Aralık 2021 tarihleri arasında, "Tanıtıcı Özelliklere İlişkin Veri Toplama Formu", "Doğum Sonu Anne ve Yenidoğanı Değerlendirme ve Tanılama Formu", "Anne ve Yenidoğanın Doğum Sonu Dönemde Yaşadıkları Sorunları Değerlendirme Formu", "Doğum Sonu Dönemde Anne ve Bebek İzlemlerini Değerlendirme Formu", 'Öz Bakım Gücü Ölçeği', 'Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'Postpartum Spesifik Anksiyete Ölçeği', 'Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği've 'Fiziksel Semptom Şiddeti Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Müdahale grubu, rutin hastane bakımının yanında, üç ev ziyareti, dört telefon görüşmesi ve beş farklı zamanda kısa telefon mesajı gönderimini kapsayan navigasyon programı temelli hemşirelik bakımı almıştır. Kontrol grubu standart doğum sonu bakım uygulamalarını almış ve izlemine devam etmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, frekans, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler, Kikare testi, Fisher'in Kesin testi, Bağımsız gruplarda t testi, Tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, Friedman testi, Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Müdahale grubunda doğum sonu komplikasyon görülme sıklığı, kontrol grubuna göre daha düşük; doğum sonu izlemlerini yaptırma sıklığı ise kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Müdahale grubunda yer alan kadınların kontrol grubuyla karşılaştırıldığında öz bakım gücü ve doğum sonu yaşam kalitesi puan ortalamalarının arttığı, depresyon ve anksiyete puan ortalamalarının azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Primipar annelere verilen hemşire navigasyon programı temelli bakım programının anne sağlığını iyileştirmede etkili olduğu belirlenmiştir. Program, mevcut sağlık sistemine entegre edilerek anne sağlığını geliştirmede kullanılabilir.

AnksiyeteAnnelerDepresyon-postpartum+7
Pınar Uzunkaya Öztoprak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sezaryen ile doğum yapan kadınlara uygulanan progresif gevşeme egzersizleri ve transkütan elektriksel sinir stimülasyonunun akut ağrı, emzirme davranışı ve konfor düzeyine etkisi; Randomize kontrollü çalışma

Dünyada ve ülkemizde uygulama sıklığı giderek artan sezaryen ile doğum, doğum sonu yaşanabilecek bir çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Sezaryen sonrası yaşanabilecek sorunlar arasında ağrı, emzirme sorunları ve konforda azalma önemli yer tutmaktadır. Sezaryen sonrası yaşanılan sorunların azaltılmasında farmakolojik yöntemlerin yetersiz kalması ve bir çok yan etkiye sahip olması nonfarmakolojik yöntemlere yönelimi arttırmaktadır. Bu araştırma sezaryen ile doğum yapan kadınlara uygulanan progresif gevşeme egzersizleri ve Transkütan Elektriksel Sinir Stimülasyonun akut ağrı, emzirme davranışı ve konfor düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü çalışma olarak yapılmıştır. Örneklem sayısı PASS 11 programı ile hesaplanmış ve örnekleme alınan kadınlar gruplara randomizasyon planına göre atanmıştır. TENS grubunda 30, progresif gevşeme egzersizleri grubunda 30, TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte uygulandığı grupta 30 ve kontrol grubunda 30 olmak üzere örneklem seçim kriterlerine uygun 120 kadın araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırma, 20 Ağustos 2018-15 Nisan 2019 tarihleri arasında, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırma verileri; Veri Toplama Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, LATCH Emzirme Tanılama Aracı, Emzirme Öz-Yeterlilik Kısa Form Ölçeği (Postnatal Şekli), Doğum Sonu Konfor Ölçeği ve Anne İzlem Formu aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde ve ki-kare testleri; sürekli değişkenler için ortanca, "Wilcoxon İşaret testi", "Kruskall-Wallis H testi" uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre üç müdahale grubunda da (TENS uygulanan grup, progresif gevşeme egzersizleri uygulanan grup ve TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte uygulandığı grup) kontrol grubuna göre sezaryen sonrası ağrının anlamlı düzeyde azaldığı, emzirme özyeterliliği ve konforun arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Emzirme davranışı ile ilgili olarak TENS uygulanan grupta emzirme davranışı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik olmamakla birlikte progresif gevşeme egzersizleri grubunda ve TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte uygulandığı grupta emzirme davranışının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha iyi olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak sezaryen sonrası ağrı, emzirme sorunlarının giderilerek konforun arttırılmasında TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte uygulanması en etkili yöntem olmakla birlikte TENS; ağrı, emzirme özyeterlilik ve konfor üzerinde, progresif gevşeme egzersizleri ise ağrı, emzirme davranışı, emzirme özyeterlilik ve konfor üzerinde etkilidir. Araştırma sonuçlarımıza göre sezaryen sonrası TENS ve progresif gevşeme egzersizlerinin birlikte ya da ayrı ayrı uygulanmasının ağrı yönetiminde, emzirme sorunlarının giderilmesinde ve konforun arttırılmasında güvenli birer nonfarmakolojik yöntemler olarak kullanılması önerilmektedir.

AğrıDoğumEgzersiz+7
Derya Öztürk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of online food delivery applications on brand awareness of local pizza brands: A study in Karachi Pakistan

In the era of advanced marketing, brand awareness is considered to be the most essential part of marketing. Every marketer almost tries to put an image of their brand at the top of their targeted customers' mind. Mostly, Organizations are prone to use different tactics, online promotional food delivery related applications for mobiles to create brand awareness. This particular study is targeted towards the research of how food delivery application leaves an impact in the market i.e. e-marketing, sales promotion, and mobile marketing are being thoroughly studied to measure how far they can go to establish brand awareness of local pizza brands which are located in the localities of Karachi. This study has hinted us to find out the most accurate and effective mean of creating brand awareness using online food delivery application and reaching out to those segments and targets which are influential towards the effective tactic in Karachi, Pakistan. Used Likert scale questionnaire to establish a survey and gathered the primary data, whereas secondary data was collected from the resources which are relevant to the topic, such as articles and research papers. The reliability test and validity of the questionnaire has also been taken into consideration, it was measured and ensured. To study about those who are particularly fond of fast food and specially pizza, it was focused to keep the age group in between 18 – 35 years, but as researches are not certain so there was a fraction of people who were above 46. Gathered data is analyzed through using analytical tools like correlation and regression using SPSS Software. All the research output shows a strong bonding in between brand awareness and online food delivery application. The final analysis was compiled through the regression analysis which showed that brand awareness was influenced and triggered by online food delivery application effectively used by the owners of the different Pizza brands. As a tool of promotional communications, an effective role was analyzed about online food delivery application in creating brand awareness of the local pizza brands in Karachi, Pakistan.

Food serviceBrandPakistan-Karachi+2
Muhammad Hamza Laıq
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik doğum sırasının bireyci – toplulukçu - ilişkisel benlik tipi üzerine etkisi

Bu araştırmada psikolojik doğum sırasının (büyük çocuk, ortanca çocuk, küçük çocuk, tek çocuk) bireyci – toplulukçu - ilişkisel benlik tipi üzerine etkisi incelenmek istenmiştir. Araştırma 2014 - 2015 yılında İstanbul' da çalışmakta olan 200 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin psikolojik doğum sıralarını belirlemek amacıyla uyarlaması Kalkan (2005: 170) tarafından yapılan "White - Campbell Psikolojik Doğum Sırası Envanteri", ağırlıklı olarak hangi benlik yapısına ait olduklarını belirlemek amacıyla "Toplulukçu - İlişkisel - Bireyci Benlik Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde "Korelasyon, Mann Whitney U,Kruskall Wallis H, Kolmogorov Smirnov ve Anova" testlerinden yararlanılmıştır. Psikolojik doğum sırasına göre benlik ölçeği düzeyleri incelendiğinde; bireycilik benlik ölçeği düzeyinde en büyük yüzde 39.60 ile dikkatle bakılan/üzerine titrenilen (tek çocuk), ilişkisellik benlik ölçeği düzeyinde en büyük yüzde 37.21 ile dikkatle bakılan/üzerine titrenilen (tek çocuk), toplulukçuluk benlik ölçeği düzeyinde en büyük yüzde 40.95 ile sevimli/ikna edici(küçük çocuk) olarak bulunmuştur. Erkeklerde psikolojik doğum sırasına göre benlik ölçeği düzeyleri incelendiğinde; ilişkisellik benlik tipi ile memnun edici/düzenleyici (büyük çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde, toplulukçuluk benlik tipi ile sevimli/ikna edici (küçük çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde, toplulukçuluk benlik tipi ile dikkatle bakılan/üzerine titrenilen (tek çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kadınlarda psikolojik doğum sırasına göre benlik ölçeği düzeyleri incelendiğinde; bireycilik benlik tipi ile memnun edici/düzenleyici (büyük çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İlişkisellik benlik tipi ile dışlanmış/ihmal edilmiş (ortanca çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İlişkisellik benlik tipi ile dikkatle bakılan/üzerine titrenilen (tek çocuk) doğum sırası arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Toplulukçuluk benlik tipi ile dışlanmış/ihmal edilmiş (ortanca çocuk) ve sevimli/ikna edici (küçük çocuk) doğum sırası arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Erkeklerde yaşadıkları aile tipine göre psikolojik doğum sırası incelendiğinde; anlamlı bir sonuca ulaşılamamıştır. Kadınlar yaşadıkları aile tipine göre psikolojik doğum sırası incelemesine alınamamıştır. Bunun nedeni kadın örneklemin hepsinin çekirdek aile içinde yaşamış/yaşıyor olmasıdır. Geniş aile içinde yaşayan kadın örneklem sayısı yoktur. Psikolojik ve gerçek doğum sıralarına göre benlik ölçeği düzeyleri incelendiğinde; büyük çocuk - ortanca çocuk – küçük çocuk - tek çocuk ile bireycilik – ilişkisellik - toplulukçuluk benlik ölçeği düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Doğum Sırası, Gerçek Doğum Sırası, Benlik, Toplulukçu Benlik, İlişkisel Benlik, Bireyci Benlik.

Benlik gelişimiBenlik kavramıBenlik tipleri+7
Ezgi Dede
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Doğuma hazırlık eğitimi almış primipar gebelerin doğum şekli tercihleri

Doğuma hazırlık eğitimleri, primipar kadınlarda sık görülen doğum korkusunu azaltarak, anne ve yenidoğanın doğum sonuçlarını olumlu yönde etkileyebilmektedir. Bu çalışma, doğuma hazırlık eğitimlerinin gebelerin doğum korkusunu ve doğum şekli tercihlerine etkisinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 01 Ocak 2019-31 Temmuz 2019 tarihleri arasında ''SBÜ İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde'' kadın doğum kliniğine başvurmuş 220 primipar gebeden en az bir kez Doğuma Hazırlık eğitimi almış 110 gebe ile doğuma hazırlık eğitimi almamış 110 gebe oluşturmaktadır. Araştırma, yarı-deneysel ve ileriye dönük tiptedir. Eğitim alan grup en az bir kez doğuma hazırlık eğitimine katılmış olup, eğitim almayan gruba herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Çalışmanın verileri gebeler ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin toplanmasında ''Kişisel bilgi formu'', ''Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği Versiyon A'', '' Özyeterlilik Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik, Anova, Mann-Whitney U, Ki-Kare, T-testi, Kruskal Wallis, sayısal sürekli değişken analizinde Pearson kolerasyon analiz testleri, gruplar arası fark Scheffe testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Eğitim alan ve eğitim almayan gruptaki kadınların tümü evli, 18 yaş üzeri ve primipar gebelerden oluşmuştur. Eğitim alan gruptaki kadınların çoğunluğu üniversite mezunu olup, yaş ortalamasının 28,91, eğitim almayan grupta ise 24,25 olduğu belirlenmiştir. Eğitim alan grup 52,61'orta şiddette'doğum korkusuna sahipken eğitim almayan grupta bu puan 57,04 çıkmış olup her iki grubunda 'doğum korkusu seviyesi (W-DEQ-A puanı 38-65 arasında olanlar') orta düzeyde çıkmıştır. Eğitim almış ve eğitim almamış olan primipar gebelerin doğum tercihi birbirine benzer çıkmış olup eğitim alan grubun %95,9'u, eğitim almayan grubun ise %87,3'ü normal vajinal doğum planlamışlardır. Doğum sonu görüşülen eğitim almış primipar gebelerin %49,4'ü sezaryen, %50,7'sinin normal vajinal doğum gerçekleştirmiştir. Sezaryen oranının planlanandan çok yüksek çıkma sebebinin %95,5 oranında tıbbi endikasyonlar olduğu belirlenmiştir. Çalışmamız sonucunda doğuma hazırlık eğitimi almanın doğum yöntemi olarak normal vajinal doğum tercihini artırdığı (p<0,05), fakat gerçekleşen doğum şeklinde sezaryen oranlarının yüksek çıktığı saptanmıştır. Doğum öncesi bakım alma ve doğuma hazırlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.

DoğumDoğum korkusuGebelik+2
Songül Yıldırım
İstanbul Arel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Postpartum depresyonun gelişimindeki risk faktörleri ve koruyucu faktörler

Postpartum depresyon, doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde en sık rastlanan duygudurum bozuklarındandır ve annenin, bebeğin ve eşin üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, postpartum depresyonunun sıklığını, postpartum depresyonun gelişimindeki risk faktörlerini ve koruyucu faktörleri tespit etmektir. Araştırma kapsamında, İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesine başvuru yapmış, bebeği 1 ila 12 ay arasında değişen, 168 anneye ulaşılmıştır. Katılımcılara, Edinburgh Postnatal Depresyon Ölçeği (EPDÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RSES), Genel Öz Yetkinlik İnancı Ölçeği (GSE), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS) ve Doğum Memnuniyeti Ölçeği (DMÖ) uygulanmıştır. Katılımcıların %35'inde postpartum depresyon geliştirme riski olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda daha önce depresyon geçirmenin, ilk defa gebe olmanın ve son doğumu dışında yaşayan çocuğa sahip olmamanın postpartum depresyon geliştirme riskini yükselttiği bulunmuştur. Ayrıca ailenin gelir durumunun gider durumundan fazla olmasının ve hamilelikte çalışmış olmanın postpartum depresyon geliştirme riskini azalttığı bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, öz saygı, genel öz yetkinlik inancı, aileden, arkadaştan, özel insandan algılanan sosyal destek ve toplam algılanan sosyal destek, bakım hizmetinin kalitesi, kadınların kişisel özellikleri, doğum sırasında yaşanan stres ve toplam doğum memnuniyeti arttıkça postpartum depresyon belirtilerinin azaldığı bulunmuştur. Yapılan lojistik regresyon analizleri sonucunda, psikolojik özelliklerden depresyon geçmişine sahip olmanın postpartum depresyon geliştirme riskini yükselten bir risk faktörü olduğu, yüzsek öz saygıya sahip olmanın ise postpartum depresyon geliştirme riskini düşüren bir koruyucu faktör olduğu tespit edilmiştir. Sosyoekonomik özelliklerden hamilelikte çalışma ve ailenin gelir durumunun gider durumundan fazla olmasının; gebelik süreçleri ve psikolojik özelliklerden gebeliğin planlı olmasının, doğum sırasında yaşanan stresin az olmasının, genel öz yetkinlik inancının yüksek olmasının ve aileden gelen sosyal desteğin yüksek olarak algılamasının postpartum depresyon geliştirme riskini düşüren koruyucu faktörler olduğu tespit edilmiştir. Postpartum depresyon gelişimini arttıran risk faktörleri ve azaltan koruyucu faktörleri tespit etmek, postpartum depresyona isabetli müdahale stratejilerini geliştirebilmek için ilk adım olduğu düşünülmektedir.

Affektif bozukluklarAlgılanan sosyal destekBenlik saygısı+7
Feyzanur Taştekne
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin bağlanma biçimlerinin doğum sonrası depresyon ve anksiyete üzerindeki etkisi ve sosyal desteğin bu ilişkideki moderatör rolü

Problemin Tanımı: Bu araştırmanın amacı, erişkin bağlanma biçimlerinin doğum sonrası görülen depresyon ve anksiyete ile ilişkisinde sosyal desteğin moderatör rolünün incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, aile sağlığı merkezlerine başvuran ve gönüllü olarak araştırmaya katılmak isteyen post-partum dönemdeki 76 kadın ile yürütülmüştür. Katılımcılara; bilgilendirilmiş gönüllü olur formu, sosyo-demografik ve tıbbi bilgilerin yer aldığı veri formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği, Erişkin Bağlanma Biçimleri Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Science) for Windows 22.00 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Betimsel istatistik analizi, Pearson korelasyon analizi, ANOVA ve post-hoc analizi, bağımsız t testi, çoklu regresyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır ve p değerinin 0,05'den küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma verilerinin korelasyon analizleri sonucunda, erişkin bağlanma biçimlerinden kaygılı/kararsız bağlanma biçimi ve güvenli bağlanma biçimi ile doğum sonrası depresyon ve anksiyete belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kaygılı/kararsız bağlanma biçimi ile doğum sonrası depresyon ve anksiyete belirtileri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunurken, güvenli bağlanma biçimi ile doğum sonrası depresyon ve anksiyete belirtileri arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Sosyal destek ile kaygılı/kararsız bağlanma biçimi, güvenli bağlanma biçimi, depresyon belirtileri ve anksiyete belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyal destek ile anksiyete, depresyon, kaygılı/kararsız bağlanma biçimi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunurken, sosyal destek ile güvenli bağlanma biçimi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Regresyon analizleri sonucunda, erişkin bağlanma biçimlerinden güvenli bağlanma ve kaygılı kararsız bağlanmanın depresyonu yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Güvenli bağlanma düşük depresyon puanlarını yordarken, kaygılı/kararsız bağlanma yüksek depresyon puanlarını yordamaktadır. Depresyonun güvenli bağlanma ve kaygılı/kararsız bağlanmayla ilişkisinde sosyal desteğin moderatör rol oynadığı bulunmuştur. Sonuç: Erişkin bağlanma biçimlerinin, depresyon şiddeti ile ilişkili olabileceği ve sosyal desteğin bu ilişkide moderatör rol oynayabileceği bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Doğum sonrası depresyon, anksiyete, güvenli bağlanma, kaçıngan bağlanma, kaygılı/kararsız bağlanma, sosyal destek.

AnksiyeteBağlanmaBağlanma stilleri+5
Zülal Vatansever
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal desteğin ve kaygının doğum sonrası depresyon ile ilişkisi

Bu çalışma, sosyal desteğin ve kaygının doğum sonrası depresyon ile ilişkisini öğrenmek amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, bir yıl içerisinde doğum yapmış, 0-12 aylık bebeği olan İstanbul'da yaşayan kadınlar oluşturmaktadır. Evren son bir yıl içerisinde doğum yapmış ve 0-12 aylık bebeği olan kadınlardır. Örneklem belirleme sürecinde uygunda örneklem yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriteri, 0-12 aylık bebeği olan kişilerdir. Çalışmada dışlama kriteri sadece doğum sonrası 12 ayı geçen kadınlardır. Çalışma sürecinde veriler çevrimiçi ortamda Google Forms aracılığıyla toplanmıştır. Örneklem sayısı belirlenirken %95 güven aralığı ve %5 hata payına bakılarak 385 örneklem sayısı olarak belirlenmiştir. Çalışmaya 10 Eylül 2022 tarihinde başlanıp, veri toplama sürecine 20 Ekim 2022 tarihinde başlanıp, 20 Aralık 2022 tarihinde veri toplama süreci bitirilmiştir. Veri toplanırken üç ayrı ölçek ve bir tanede demografik bilgi formu kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler; Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSDÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDE) ve Beck Anksiyete Ölçeği'dir. Araştırma verilerinin dağılımının normal olduğu belirlenmiştir. Bu bakımdan analizlerde bağımsız örneklem t testi ve ANOVA testinden faydalanılmıştır. Ayrıca katılımcıların anksiyete düzeyi ve doğum sonrası depresyon düzeyinin sosyal destek algısına etkisi regresyon analizi ile test edilmiştir. Katılımcıların önemli bir kısmının doğum korkusu olduğu ve sezaryen doğum yaptığı belirlenmiştir. Katılımcıların yaklaşık %45'i orta ve şiddetli düzeyde anksiyete düzeyine sahiptir. Gelir düzeyi giderinden daha düşük olan katılımcıların sosyal destek algısının daha düşük olduğu ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu, buna karşılık doğum sonrası depresyon düzeylerinde farklılık meydana gelmediği belirlenmiştir. Katılımcıların anksiyete düzeyi artarken depresyon düzeyi de artmaktadır. Ayrıca araştırmada anksiyete ve depresyon düzeylerinin sosyal destek algısı üzerinden negatif yönlü etkiye sahip olduğu ve olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır

DepresyonDepresyon-postpartumDoğum+3
Ezgi Cığırlı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerde doğum beklentisi ve doğum yöntemi tercih nedenlerinin depresyon ve anksiyete ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, gebelerin, doğum yöntemlerinden olan normal doğum veya sezeryan ile doğum tercih nedenlerinin depresyon ve anksiyete ile ilşkisini tespit etmek ve varsa bu konuda gebelerin sorunlarının giderilerek, sağlık çalışanları ve toplumda bilinç ve farkındalık yaratarak bunun sonucunda anne ve bebeğinin daha sağlıklı olmasını sağlamak, aynı zamanda gereksiz sezeryan yapılmasını önleyerek ülke ekonomisine katkıda bulunmaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Van YYÜ Tıp Fakültesi Kadın Doğum Polikliniğine 1 Ekim 2018- 1 Ocak 2019 tarihleri arasında başvuran gebelerin, doğum beklentisi ve doğum yöntemi tercihlerinin depresyon ve anksiyete ile ilişkisini belirlemeye yönelik kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmamızın evreni, Van YYÜ Tıp Fakültesi gebe polikliniğine başvuran 18-49 yaş aralığında olan daha önce sezeryan ile doğum yapmayan gebelerden oluşmaktadır. Görüşmeye katılmak istemeyen gebeler değerlendirilmeye alınmamıştır. Veriler, değerlendirilmeye alınan gebelerle anket formu doldurularak yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Bu anketler Sosyodemografik ölçek, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyim Ölçeği, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete ölçeği olmak üzere toplam 4 anketten oluşmaktadır. Veriler IBM SPSS İstatistik 18 programı kullanılarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, en küçük, en büyük şeklinde değerlendirilmiş, istatistiksel analiz yapılırken ki-kare testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan gebelerin ortalama yaşı 26.9±5.9 olup gebelerin %50.3'ü(n=100) 18-25 yaş, %42.7'si(n=85) 26-35 yaş, %7'si(n=14) 36-49 yaş aralığındadır. 18-25 yaş aralığındaki gebelerin ortalama Wijma Doğum Beklentisi ve Deneyim Ölçeği(WDBDÖ) puanı 60.4, 26-35 yaş aralığındaki gebelerin ortalama WDBDÖ puanı 57.9, 36-49 yaş aralığındaki gebelerin ortalama WDBDÖ puanı 61.7 olup tüm yaş gruplarının doğum korkuları orta düzeyde bulunmuştur. Gebelerin yaş aralığına göre ortalama Beck Depresyon Puanı: 18-25 yaş 16.8 puan ile orta düzeye III yakın depresyon, 26-35 yaş 12.7 puan ile hafif düzeyde depresyon, 36-49 yaş için ise 22.6 puan ile orta düzeyde depresyon olduğu görülmüştür. Gebelerin yaş aralığına göre ortalama Beck Anksiyete Puanı: 18-25 yaş 19.1 puan ile orta düzeyde anksiyete, 26-35 yaş 15.6 puan ile hafif düzeyde anksiyete, 36-49 yaş 20.6 puan ile orta düzeyde anksiyete bulgularına sahiptir. Araştırmaya katılan gebelerin doğum tercih yöntemlerine göre, sezeryan ile doğumu tercih edenlerin doğum korkularının(WDBDÖ puanı:77.45), depresyon durumlarının(Beck depresyon puanı:22.01) ve anksiyete durumlarının(Beck anksiyete puanı:22.5), normal doğum yapmak isteyen gebelere göre daha yüksek bulunmuştur(WDBDÖ puanı:54.9, Beck depresyon puanı:12.1, Beck anksiyete puanı:16.5). Araştırmamıza katılan gebelerin WDBDÖ düzeyi düşük olan gebelerin(n=34), %61.8(n=21)'i minimal depresyon, %20.6(n=7)'sı hafif depresyon, %17.6(n=6)'sı orta düzey depresyon bulgularına sahipken bu grupta şiddetli depresyon bulgusuna sahip gebe görülmemiştir. Araştırmamızda WDBDÖ düzeyi orta olan gebelerin(n=84), %33.3(n=28)'ü minimal depresyon, %34.5(n=29)'i hafif depresyon, %21.4(n=18)'ü orta depresyon, %10.7(n=9)'si şiddetli depresyon, WDBDÖ düzeyi ağır olan gebelerin(n=57), %24.6(n=14)'sı minimal depresyon, %33.3(n=19)'ü hafif depresyon, %26.3(n=15)'ü orta depresyon, %15.8(n=9)'i şiddetli düzey depresyon bulgularına sahip olduğu görülmüştür. Aynı zamanda araştırmaya katılan gebelerin anksiyete durumlarının WDBDÖ düzeyine göre kıyaslaması şu şekildedir: WDBDÖ düzeyi düşük olan gebelerin(n=34), %32.4(n=11)'ü minimal, %47.1(n=16)'i hafif, %17.6(n=6)'sı orta, %2.9(n=1)'u şiddetli anksiyete bulgularına sahiptir. WDBDÖ düzeyi orta olan gebelerin(n=84), %14.3(n=12)'ü minimal, %33.3(n=28)'ü hafif, %34.5(n=29)'i orta, %17.9(n=15)'u şiddetli anksiyete bulgularına sahiptir. WDBDÖ düzeyi ağır olan gebelerin(n=57), %5.3(n=3)'ü minimal, %33.3(n=19)'ü hafif, %38.6(n=22)'sı orta, %22.8(n=13)'i şiddetli anksiyete bulgusuna sahiptir. WDBDÖ düzeyi klinik derecede ağır olan gebelerin(n=24), %4.2(n=1)'si minimal, %16.7(n=4)'si hafif, %25.0(n=6)'i orta, %54.2(n=13)'si şiddetli düzeyde anksiyete bulgularına sahiptir. Bu durum, gebelerde genel olarak depresyon ve anksiyete düzeyi arttıkça, doğum korkusunun da arttığını göstermektedir. Sonuçlar: Dünyada ve ülkemizde sezeryan oranlarının olması gerekenden daha fazla olması önemli bir sorun haline gelmiştir. Kadınların sezeryan ile doğuma yönelme nedenlerini ortaya çıkarıp bunun için gerekli önlemleri almak bu problemi büyük ölçüde IV azaltacaktır. Araştırmamızda kadınların doğum tercihinde depresyon ve anksiyetenin etkili olup olmadığını inceledik ve çalışmamız gösterdi ki, gebelerde depresyon ve anksiyetenin yüksek olması, doğum korkusunu artırmaktadır. Doğum korkusu yüksek olan gebeler, sezeryan ile doğumu normal doğuma göre daha fazla tercih etmektedir. Bu nedenle her gebeye depresyon, anksiyete ve doğum korkusuna yönelik inceleme yapılmalı, buna yönelik gerekli tıbbi destek sağlanmalıdır. Bunun sonucunda doğum korkusu, depresyon ve anksiyetesi azalan gebelerin endikasyon dışı sezeryan eğilimleri azalacaktır. Ayrıca sezeryanı tercih ettiğini belirten gebelerde altta yatan bir depresyon mutlaka incelenmeli ve gerekli tıbbi bakım ve destek sağlanmalıdır.

AnksiyeteBeklentilerDepresyon+4
Muhammed Kızılkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Van/Gevaş'ta geçiş dönemleri

Halk kültürü, bireyin topluma uyum sağlamasına ve bireyin toplumda belli bir düzen oluşturmasına katkıda bulunur. Bu kültürün oluşmasında toplumun tarihi, sosyal yapısı ve gelenek, görenekleri etkili olur. Tüm bunlar bireyi bireye, aileyi aileye yakınlaştırırken aynı zamanda toplumun da kaynaşmasına ve ortak noktalarda buluşmalarına da kaynaklık eder. Çalışma Van'ın Gevaş ilçesindeki geçiş dönemi inanmalarını ve uygulamalarını ele almaktadır. İnsan hayatının en önemli geçiş dönemleri; doğum, evlenme, askerlik ve ölümdür. Geçiş dönemlerinde birey, yeni hayatına uyum sağlaması için birtakım uygulama ve ritüellerden geçer. Bunların amacı bireyin yeni durumunu kutsamak ve onu korumaktır. Geçiş dönemleri sadece bireyi değil aynı zamanda toplumun devamını sağlamak, korumak ve kutsamak içindir. Bundan dolayı bireyin geçmiş ve gelecek arasında köprü kurmasını da sağlar. Araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın konusu ve önemi, araştırmanın yöntemi, araştırmanın amacı anlatılmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde kullanılan bazı kavramlar açıklanmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde araştırma alanı olarak seçilen Gevaş'ın tarihi, sosyal ve kültürel özellikleri hakkında bilgi verilmiş, böylelikle araştırma alanı tanıtılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde doğum, evlenme, askerlik ve ölüm başlıkları altında derlenen malzeme sunulmuş ve değerlendirmesi yapılmıştır. Malzeme sunulurken elde edilen bilgileri diğer Türk toplulukları ile benzerlikleri ve farklılıkları, mitoloji, din, gelenekle bağlantıları verilmeye çalışılmıştır. Bölümün ilk alt başlığı "doğum" olarak belirlenmiştir. Doğumla ilgili âdet ve inanmalar, doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası olarak ele alınmıştır. Bu dönemde birçok adet, gelenek, inanış ve ritüel vardır. Yeni duruma geçerken savunmasız olan bireyi korumak için de birtakım inanma ve pratikler vardır. Bölümün ikinci alt başlığı olarak belirlenen "evlenme" bölümünde düğün öncesi, düğün ve düğün sonrası olarak verilmiştir. Burada da yeni duruma geçişi kutsamak için birçok inanma, gelenek ve görenek vardır. Geçiş dönemlerinin üçüncü aşaması askerliktir. Askerlik öncesi, sonrası uygulamalar olarak ele alınmıştır. Diğer üç geçiş dönemine göre fazla uygulama ve inanış olmamakla beraber birtakım pratikleri ve inanmaları barından bir dönemdir. Geçiş dönemlerinin dördüncüsü olan "ölüm", dördüncü alt başlıkta ele alınmıştır. Ölümle ilgili âdet ve inanmalar, ölüm öncesi, ölüm sırası, ölüm sonrası sıralamasıyla anlatılmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında genel bir değerlendirme yapılarak tez konusu tamamlanmıştır. Kaynaklar sözlü kaynak ve yazılı kaynak olarak verilmiştir. Anahtar Kelimeler : Geçiş Dönemleri, Doğum, Evlenme, Askerlik, Ölüm. Sayfa Sayısı : XV+250 Danışman : Prof. Dr. Zeki TAŞTAN

DoğumEvlilikGelenekler+6
Nuran Kartal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Adölesan gebelerle erişkin gebelerin, gebelikte ve doğum sonrası fiziksel durum, yaşam kalitesi ve doğum sonuçlarının karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; adölesan gebelerle erişkin gebelerin gebelikte ve doğum sonrasında fiziksel durum, pelvik taban disfonksiyonu, yaşam kalitesi ve doğum sonuçları yönünden farklılıklarını ortaya çıkarmaktı. Dahil edilme kriterlerine uyan ve okuma yazma bilen adölesan gebeler (15-18 yaş arası) ile erişkin gebelerden (18-35 yaş arası) oluşturulan toplam 140 gebe bu karşılaştırmalı ve ileriye yönelik takipli çalışmayı tamamladı [Adölesan gebe (n=69), erişkin gebe (n=71)]. Değerlendirme parametreleri; bel ağrısı varlığı, diastazis recti abdominis, karın kası kuvveti, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formu: (UFAA-KF), Nottingham Sağlık Profili (NSP), Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği, Pelvik Taban Distres Envanteri-20 Ölçeği, APGAR skoru ve maternal ve neonatal sonuçlar olarak belirlendi. Her iki gebe grubu 2. trimester dönemi (16-28. haftalar arası), 3. trimester dönemi (29-36. haftalar arası) ve doğum sonrası 2. ayda değerlendirildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, adölesan gebelerin erişkin gebelere göre gebelik sürecindeki değerlendirmelerinde; daha zayıf karın kasına sahip oldukları (p<0.05), görülme sıklığı daha fazla olan bel ağrısı varlığı (p<0.05), daha fazla diastazis recti abdominis oluştuğu (p<0.05), gebelik boyunca daha fazla kilo aldıkları (p<0.05), 3. trimester döneminde daha depresif oldukları ve daha fazla pelvik taban disfonksiyonuna sahip oldukları bulundu (p<0.05). Doğum sonrası değerlendirmesine göre ise adölesanların daha fazla depresif olduğu, daha fazla pelvik taban disfonksiyonuna sahip oldukları ve bebeklerinin APGAR skorlarının daha düşük olduğu belirlendi (p<0.05). Bununla birlikte her iki grubun bel ağrısı varlığı, diastazis recti abdominis ölçümlerinin 2. trimester değerlerinin, gebelik süreci ve doğum sonu fiziksel aktivite seviyelerinin (inaktif), yaşam kalitesi düzeylerinin benzer olduğu saptandı (p>0.05). İnkontinans Şiddet İndeksi (İŞİ) değerlendirmesinde her iki grup için benzer sonuçlar ortaya çıktı (p>0.05). Doğumda gebelerin gestasyonel yaşı, bebeğin doğum ağırlığı, doğum şekli, normal doğum ile doğan bebeklerin eylem süreleri ve APGAR 5. dakika skorları açısından benzer olduğu bulundu (p>0.05). Bu çalışma sonuçlarının adölesan gebeler açısından fiziksel aktivite düzeyinin artırılması, pelvik taban disfonksiyonunun önlenmesi veya tedavi protokollerinin oluşturulması ve yaşam kalitelerinin arttırılması açısından planlanacak yeni araştırmalara ışık tutacağına inanıyoruz.

DoğumDoğum ağrılarıErgenler+7
Berrin Aktan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin pandemi sürecinde doğum yapan kadınların bebek bakımı ile ilgili obsesif kompulsif davranışları üzerindeki etkileri

Dünya Sağlık Örgütü'nün pandemi olarak ilan ettiği Covid-19 enfeksiyonu iki yılı aşkın süredir tüm dünyada etkisini göstermektedir. Hızlı bulaşması, yüksek ölüm oranları, etkili tedavilerin olmaması ve büyük karantina önlemleri insanlarda korku, anksiyete, depresyon gibi psikolojik bozukluklara yol açmıştır. Özellikle doğum sonrası dönemdeki dinamik sürece uyum sağlamak zor iken, pandemiye bağlı yaşam koşullarının değişmesi postpartum süreçteki annelerin psikolojisini de olumsuz etkilemiştir. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) da bu sorunlar arasındadır. Pandemiden bağımsız olarak da perinatal dönem, OKB'nin başlangıcı ve alevlenmesi için risk faktörü olduğundan; Covid-19 pandemisinin pandemi sürecinde doğum yapan annelerin bebek bakımı ile ilgili obsesif kompulsif davranışları üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza Gülveren Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı, 11 Mart 2020 tarihinden sonra çocuk sahibi olan 103 kadın dahil edilmiştir. Veriler araştırmacının hazırladığı kişisel bilgi formu, postpartum bebek bakımına yönelik obsesif kompulsif davranış ölçeği, koronavirüs anksiyete ölçeği ve postpartum depresyon ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Araştırmada annelerin çoğunluğunun el yıkama sıklığını, süresini ve dezenfektan kullanımını artırdığı saptandı. Birden çok çocuğu olan katılımcıların çoğunluğunun pandemide doğan çocuğuna daha titiz veya aynı titizlikte davrandığı saptandı. Katılımcıların sosyodemografik-klinik özelliklerinin ve Covid-19 enfeksiyonu geçirme durumlarının postpartum dönemde bebek bakımına yönelik obsesif kompulsif davranış üzerinde etkili olmadığı saptandı. Sadece çocuğunun kronik hastalığı bulunmayan annelerin obsesif kompulsif ölçek puanları istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. Koronavirüs anksiyetesinin ve postpartum depresyonun bebek bakımına yönelik obsesif kompulsif davranışları etkilemediği tespit edildi. Bulgularımız literatür ile desteklenerek tartışılmış olup salgın döneminde OKB yaşama riski yüksek olan annelerin tespiti ve bu belirtilerin bebek bakımı üzerindeki etkisi konusunda klinisyenlere ışık tutmaktadır. Araştırmanın kısıtlılıkları göz önünde bulundurularak daha yüksek katılımcı sayısı ile yapılacak çalışmalara ve pandeminin etkisini kıyaslayabilmek için pandemi dışındaki çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bebek bakımıBebeklerCOVID 19+7
Zehra Nur Çağıl
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Otizm tanılı çocuklarda etiyolojik faktörlerin incelenmesi: Bir vaka kontrol araştırması

Giriş-Amaç: Nöro-gelişimsel bir bozukluk olan otizmin yaygınlığı son yıllarda giderek artmaktadır. Her 59 çocuktan biri otizm tanısı almakta ve tanı alanların yaklaşık dörtte üçü hayat boyu eğitsel ve sosyal desteğe ihtiyaç duymaktadır. Otizmin genetik temelleri olduğu gibi çevresel etkenlerden etkilendiği de bilinmektedir. Türkiye'de otizm ile ilgili sağlık alanında yapılan çalışmalar kısıtlı sayıdadır. Bu çalışma, otizm için olası etkenleri incelemek, otizmin erken tanısına ve çok paydaşlı çalışmaların planlanmasına katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışma eşleştirilmiş (1:2) vaka-kontrol tipi bir araştırmadır. Çalışmaya, Ankara İli Çankaya ve Mamak İlçelerinde eğitim alan 6-12 yaş aralığındaki otizm tanılı çocuklar dâhil edilmiştir. İncelenen farklı değişkenlere göre örnek büyüklüğü hesaplanmış, sonuçta otizm tanılı çocuğu olan 356 anne (vaka grubu), bu çocuklara benzer yaş ve cinsiyette sağlam çocuğu olan 356 akraba anne ve sağlam çocuğu olan ve akraba olmayan 356 anne olmak üzere toplam 1068 kişi ile görüşülmüştür. Olası değişkenleri belirlemek amacıyla aile özellikleri, gebelik öncesi dönem, gebelik ve doğum sürecine ait özellikler ile çocuklara ait özellikler öğrenilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 22.0 ve R istatistik programından yararlanılarak tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi ve lojistik regresyon testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Sonuç olarak vaka grubunda, her iki kontrol grubuna göre babada gebelik öncesi ruhsal hastalık tanısı, annede gebelik öncesi obezite, gebelikte sigara içme/pasif içicilik, gebelikte enfeksiyon geçirme ve/veya yüksek ateş, gebelikte stres yaratan üzücü/acı olay yaşama (stres faktörü), gebelikte sağlık sorunu yaşama (HT, DM gibi) ve ilk çocuk olma durumunun istatistiksel anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç-Öneri: Otizm oluşmasında anne ve babanın sağlık durumları ve davranışları, gebelik sırasındaki sağlık durumu ve davranışlarının kuvvetle olası faktörler arasında olduğu sonucuna erişilmiştir. Otizm halk sağlığı bakımından önemli bir sağlık problemi olup, anne ve baba adaylarının sağlığı geliştiren davranışları kazanmasının, sağlıklı ve güvenli gebelik yaşamasında rolü vardır. Sağlıklı aile ve çocuklar için tüm sağlık hizmetlerinde sağlık ilkesinin uygulanması önemlidir. Anahtar kelimeler: Otizm, Otizm Spektrum Bozukluğu, Anne Sağlığı, Baba Sağlığı, Gebelik Öyküsü, Doğum Öyküsü

Aile sağlığıAna-çocuk sağlığıBabalar+5
Asiye Uğraş Dikmen
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Modernleşme sürecinde doğum, sünnet, evlilik ve ölüm adetlerinde değişmeler Bingöl ili Solhan ilçesi örneği

Her toplumun kendine has kültürel adetleri vardır. Bu adetler birey ile toplum arasında aidiyet bağını oluşturmakta toplumun düzen ve dengesini sağlamaktadır. Bununla beraber toplumların, yaşam koşullarının değişmesi veya farklı kültürlerle temasları sonucunda, kültürel adetlerinde değişim kaçınılmaz olmuştur. Toplumdaki değişimleri anlayabilmek için hemen hemen her toplumda insan hayatı için önemli geçiş dönemlerine bakmakta fayda vardır. Bingöl İli Solhan İlçesi ve çevresinin, modernleşme sürecindeki toplumsal değişim, doğum, sünnet, evlilik ve ölüm adetleri üzerinden araştırılmıştır. Bu çalışma, son iki yüz yılda tüm dünyada olduğu gibi Bingöl İlinin Solhan İlçesinde kültürel adetlerde meydana gelen değişimi ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Sanayileşme ile birlikte Batı tipi modernleşmenin Türkiye'ye etkisine işaret edilerek, başta devletin sosyal politikaları olmak üzere eğitim, ulaşım, haberleşme ve iletişimdeki gelişmesinin değişime etkisi üzerinde durulmuştur. İkinci dünya savaşı sonrasından itibaren günümüze kadar meydana gelen gelişmelerin kültürel adetlerde oluşturduğu değişimler, üç kuşak üzerinden ortaya çıkarılmıştır. Katılımcılara sorulan sorular neticesinde, yaş, cinsiyet, eğitim ve meslek ve ikamet ettikleri yer değişkenleri göz önünde bulundurularak meydana gelen toplumsal değişim ortaya çıkarılmak istenmiştir. Alan verilerine dayalı çalışmamızda, Türkiye'nin modernleşme sürecinde toplumun doğum, sünnet, düğün ve ölüm adetlerinde önemli değişimlerin olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu bu değişimler üzerinde, başta eğitim-öğretim seviyesi, iletişim, haberleşme ve ulaşım araçları gibi pek çok değişkenin etkili olduğu söylenebilir. Özellikle, zaman ve mekân kullanımı ve ekonomik ilişkiler gibi konularda, üç yaş kuşağı arasında değişimin bariz bir farklılaşma yarattığı açıkça görülmektedir.

Bingöl-SolhanDoğumEvlilik+5
Adil Öger
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye ve Kazakistan'da geçiş dönemlerinin (doğum-evlenme-ölüm) karşılaştırmalı incelemesi

Kültür, bir milletin hazinesidir. Bu kültürel hazineye halkın ne kadar bağlı olduğu ve gelecek kuşaklara ne kadar aktarabildiği önemli bir unsurdur. Bu açıdan sözlü kültür ürünlerinin derlenip yazıya geçirilmesi kültürel değerlerin kaybolmasını önlenmektedir. Tezin giriş bölümde, çalışmanın konusunu, amacını, sınırlılıklarını, çalışmada kullanılan yöntem ve tekniklerinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde Türkiye ve Kazakistan'daki geçiş dönemi çalışmalarından bahsedilmiştir. İkinci bölümde doğum geleneklerinden ve gerçekleştirilen ritüellerden örnekler verilmiştir. Doğum öncesi, sırası ve sonra yapılan ritüeller karşılaştırılmıştır. Üçüncü bölümde evlenme gelenekleri ritüelleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Son bölüm olan dördüncü bölümde geçiş dönemlerinin son safhası olan ölüm geleneği ritüelleri örnekler üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Tezin sonuç bölümünde genel bir değerlendirmeye yer verilmiştir. Bu değerlendirmede Türkiye ve Kazakistan'da geçiş dönemleri ritüellerinin uygulanmasında benzerlikler ve farklılıklar incelenmiş ve bunlardan da örnekler verilmiştir. Değişimlerin sosyo-kültürel, coğrafi, siyasi ve teknolojik gelişmeler bağlamında ilişkisi de göz önünde bulundurularak değerlendirmesi yapılmıştır. Sonuç kısmında ulaşılan durum ise farklılıktan çok benzerliklerin ve ortak kültürel düşünce dünyasının olduğudur. Bu çalışmada yazılı kaynaklardan ve saha çalışmalarından elde edilen bilgiler, sistemli ve düzenli bir şekilde sınıflandırıldıktan sonra karşılaştırılmalı halkbilimi yöntemleri çerçevesinde analiz edilmiş ve değerlendirmesi yapılmıştır. Yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen bilgiler, eski Türk inanç sistemlerinin izleri ve günümüze kadar gelerek değişmeleri bağlamında eldeki örnekler üzerinden bağlantısı kurularak değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu kültürel değer yargılarının Türk dünyası ile benzerlik ve farklılıklarının ortaya konulması ve ortak kültür birliğini ortaya koyması açısından Türk dünyası halklarının geçiş dönemi örneklerinden de yararlanılmıştır.

DoğumEvlilikGelenekler+7
Halil Çetin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstetrik anestezide; spinal anestezi eğitiminde ultrason kullanımının değerlendirilmesi

Obstetrik hastalar; nöroaksiyel blok girişimleri açısından, diğer hasta gruplarına göre, özellikli bir hasta grubudur. İşlem öncesi ultrasonografik görüntüleme; orta hattın belirlenmesi, optimal ara boşluk seviyesine karar verilmesi gibi, başarılı nöroaksiyal yerleşim için güvenilir ve doğru bilgiler sağlayarak; daha fazla doğruluk ve daha az iğne girişimleri sağlar. Bu çalışmada; obstetrik anestezide spinal anestezi eğitimi sırasında lomber ultrason (USG) kullanımının, eğitim programı içinde yer almasının, başarılı spinal anestezi uygulaması için eğitim açısından faydalarının değerlendirilmesini amaçladık. Bu randomize ve prospektif olarak planlanan çalışmaya; spinal anestezi altında elektif sezaryen ameliyatı yapılan, ASA II-III grubu, tekli gebeliğe sahip, 128 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya lomber USG eğitimi almış farklı kıdemde iki anestezi asistanı katılmıştır. Çalışmaya katılan hastalar; her iki katılımcı için ultrasonografi grubu (UG) ve palpasyon grubu (PG) olarak toplam 4 gruba ayrılmıştır. Bu gruplar; her iki yöntemin başarısı, uygulayıcı kıdeminin başarıya olan etkisi, palpasyon zorluk derecesi, giriş seviyesi, toplam giriş sayısı, iğne yönlendirme sayısı, iğne yerleştirme süresi, blok başarısı, Vizüel Analog Skala (VAS) zorluk derecesi, komplikasyon gelişimi ve hasta memnuniyet düzeyleri yönünden değerlendirilmiştir. Blok başarısını etkileyen en önemli faktörün; anestezi tecrübesi ve uygulanan yöntemden bağımsız olarak; artmış vücut ağırlığı ve vücut kitle indeksi olduğu saptanmıştır. Her iki yöntemde; giriş seviyesi, toplam giriş sayısı, iğne yönlendirme sayısı, iğne yerleştirme süresi, blok seviyesi, ek analjezik ihtiyacı, blok başarısı, komplikasyon gelişimi VAS zorluk skalası ve hasta memnuniyet düzeyleri yönünden, iki uygulayıcı arasında fark gözlenmemiştir. Yeterli eğitim ve deneyim ile palpasyon yönteminin USG ile uygulama kadar başarılı olduğu gösterilmiştir. Spinal USG eğitiminin; her kıdemdeki asistana uygulanabilirliğinin daha kesin kanıtlarla gösterilebilmesi için; daha fazla sayıda ve farklı kıdemdeki asistanların dahil olduğu eğitim çalışmaları planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Spinal anestezi, ultrason, sezaryen doğum, obstetrik anestezi

AnesteziAnestezi-spinalDoğum+3
Oya Kaybal
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Sezaryen ameliyatında farklı vücut bölgelerinin basınçlı hava ısıtma tekniği kullanılarak ısıtılmasının maternal hipotermi, titreme, termal konfor, yenidoğan apgar skoru ve emzirmeye etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Bu araştırma, sezaryen ameliyatında sadece alt ekstremitelerin, sadece üst ekstremitelerin ve tüm vücudun basınçlı hava ısıtma tekniği kullanılarak ısıtılmasının maternal hipotermi, titreme, termal konfor, yenidoğan APGAR skoru ve emzirme başarısına etkisini belirlemek amacıyla paralel grup randomize kontrollü çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 3 Mart-30 Nisan 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi doğumhanesine planlı sezaryen ile doğum yapmak üzere başvuran 76 gebe oluşturmuştur. Çalışma 4 grup ile yürütülmüştür: tüm vücudun ısıtıldığı grup (n=19), sadece üst ekstremitelerin ısıtıldığı grup (n=19), sadece alt ekstremitelerin ısıtıldığı grup (n=19) ve kontrol grubu (n=19). Müdahale gruplarındaki kadınlar, ameliyattan 30 dk öncesinde ısıtılmaya başlanmış olup, ameliyat sonrası 30 dk boyunca ısıtılmaya devam edilmiş ve her 15 dk'da bir vücut sıcaklıkları, titreme ve termal konfor düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırma verileri; Tanıtıcı Bilgiler Formu, Obstetrik ve Doğum Sonu Özellikler Formu, İzlem Formu, tez çalışması kapsamında geliştirilen Termal Konfor Ölçeği, Sıcaklık Konfor Algı Skalası, Titreme Düzeyi Tanılama Formu, LATCH Emzirme Tanılama ve Ölçüm Aracı ve Görsel Kıyaslama Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ameliyat başlangıcında sadece kontrol (%26,32) ve alt ekstremite ısıtma (%5,26) gruplarında hipotermi görülürken, üst ekstremite ısıtma grubunda ameliyatın 15. dk'sından itibaren (%10,53), tüm vucut ısıtma grubunda ise ameliyatın 60. dk'sından itibaren (%5,26) hipotermi görüldüğü saptanmıştır. Ameliyat sonrası kontrol grubundaki kadınların %31,60'ında titreme görülürken, müdahale gruplarında titreme görülmemiştir (p=0,001). Ameliyattan 30 dk öncesinde sıcaklık konfor algı puanları açısından gruplar arasında fark bulunmazken, daha sonraki ölçümlerde gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p=0,001). Bununla birlikte, termal konfor açısından müdahale ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yenidoğan 1. ve 5. dakika APGAR skorlarının tüm gruplarda 7 puanın üzerinde olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Tüm vücut ısıtma grubunun LATCH puanının (8) üst ekstremite ısıtma grubu (9) ve alt ekstremite ısıtma (10) gruplarının puanına göre daha düşük olduğu belirlenmiştir (p=0,009). Araştırmanın sonucunda; hemşirelerin basınçlı hava ısıtma tekniğini sezaryen ameliyatı olan kadınlarda hipotermi ve titremenin önlenmesi amacıyla kullanması önerilmektedir.

Ana-çocuk hemşireliğiApgar puanıDoğum+6
Cansu Akdağ Topal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00

Related subjects