Doktorlar-aile
81 theses under this subject heading
Aile hekimlerinin HIV/AIDS hastalığı ve hastaları konusunda bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi
HIV ile enfekte birey sayısı dünyada ve ülkemizde her geçen yıl giderek artmaya devam etmektedir. Bu bireylerin tanı almaması ya da tanıda gecikme olması halinde AIDS gelişimi bu hastalar için kaçınılmaz bir son olmaktadır. Bu bireylerin birçoğu non-spesifik semptom ve bulgularla ilk olarak birinci basamakta görev alan aile hekimlerine başvurmaktadır. Bu konuda aile hekimlerine de önemli bir görev düşmektedir. Biz de bu çalışmamızda Eskişehir'de görev yapan aile hekimlerinin HIV/AIDS hastalığı ve hastaları hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmeyi amaçladık. Araştırma kesitsel tanımlayıcı bir anket çalışması olarak planlandı. Eskişehir'de görev yapan 115 pratisyen aile hekimi, 39 aile hekimliği uzmanı ve 72 aile hekimliği araştırma görevlisi çalışmaya dahil edildi. Veri toplamak için kullanılan anket formu sosyodemografik özellikler, HIV/AIDS hastalığı hakkında bilgi soruları, bu hastalara karşı tutum ve davranışları irdeleyen sorular içermektedir. İstatiksel analizler için SPSS 25.0 versiyonu kullanılarak güven aralığı %95, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Anketimize katılan katılımcıların 121'i (%53,5) kadın, 105'i (%45,6) erkekti. Bilgi puanları değerlendirildiğinde ortalama bilgi, tutum ve davranış puanları sırasıyla 21±2,2; 29±4,9; 39,1±7,3 olarak tespit edildi. Katılımcıların verdiği cevaplar analiz edildiğinde aile hekimliği uzmanlarının pratisyen ve araştırma görevlisi aile hekimlerine göre anlamlı olarak daha bilgiliydi. Tutum ve davranışı unvanlara göre analiz ettiğimizde ise üç grup arasında anlamlı bir fark izlenmedi. Sonuç olarak hastalıkla ilgili olarak temel bilgilerin katılımcıların çoğu tarafından yeterli düzeyde bilindiğini ortaya koysa da halen bazı hekimlerin bilgilerinin yeterli olmadığı izlenmiştir. Bu durum bizlere HIV/AIDS hastalığına yönelik eğitimlerin sık aralıklarla yapılması gerektiğini düşündürmüştür.
Birinci basamak hekimlerinin diabetes mellitus hastalığında akılcı tetkik isteme ve güncel tedavi kılavuzlarını takip etme konularındaki tutumları
Birinci Basamak Hekimlerinin Diabetes Mellitus Hastalığında Akılcı Tetkik İsteme Ve Güncel Tedavi Kılavuzlarını Takip Etme Konularındaki Tutumları Amaç: Ülkemizde ve dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan diabetes mellitus ile ilgili daha sıkı bir mücadele yürütülmesi komplikasyonları azaltacaktır. Bunlara ek olarak ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarının iş yükü azaltılabilecektir.Bu çalışmada amaç birinci basamakta çalışan hekimlerin diabetes mellitus hastalığının tanı, tedavi ve takibinde akılcı tetkik isteme ve güncel tedavi kılavuzları takip etme konularındaki tutumlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 1 Haziran 2018 – 01 Aralık 2018 arasında Çorum ili merkez sınırları içerisinde yer alan 32 adet Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve Çorum'a bağlı 13 tane ilçede 43 adet ASM'de görev yapmakta olan hekimlerin katılımıyla yürütülmüştür. Bu çalışma kesitsel tipte bir çalışma olup, 78'i erkek (%75,7), 25'i kadın (%24,3) toplam 103 hekim ile yüz yüze görüşülmüş hekimlerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre oluşturulan gruplar arasında "diabetes mellitus (DM) tanı ve takibindeki bilgi ve tutumlarının değerlendirildiği anketten" aldıkları alt bölüm ve total puanlar karşılaştırılmıştır. Bulgular: Bu çalışmaya katılan hekimlerin %90,3'ü aile hekimi, %9.7'si aile hekimliği uzmanıdır. Çalışmaya katılan hekimlerin yaşa göre dağılımları incelendiğinde %52'sinin 40-49 yaş arasında, %24'ünün 30-39 yaş arasında olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların tüm bölümlere ve alt bölümlere verdiği doğru cevaplar üzerinde yapılan karşılaştırmalar sonucunda kadın aile hekimlerinin total verdiği cevap sayısı ve puanı (p=0,008), aile hekimliği uzmanlarının tanı kriterlerini bilme puanları (p=0,019), güncel DM rehberlerini takip eden hekimlerin güncel rehber dışındakileri takip edenlere oranla tanı kriterlerini bilme puanları (p=0,001), HbA1c takibi puanları (p=0,045) ve toplam puanları (p=0,005) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç: Dünyada en sık görülen kronik hastalıklardan biri olan DM'de aile hekimlerinin tutum ve bilgi düzeyleri artırılmalıdır. Mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimler verilerek güncel rehberlerin hekimlerle paylaşılması DM hastalığı ve komplikasyonları ile ilgili daha etkili bir mücadele sürdürülmesini sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Diabetes Mellitus, Aile Hekimliği, Farkındalık
Gaziantep ilinde çalışan aile hekimlerinin yenidoğan tarama programları hakkında bilgi düzeyleri ve uygulamaları
Tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bu çalışmada; aile hekimlerinin yenidoğan taramaları ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamalarının saptanması amaçlandı. Aile hekimlerine ait demografik özelliklerin, yenidoğan tarama programı kapsamında muayene yapma durumunun ve yapılan muayenelerin, aile hekimlerine ve ailelere eğitim verilme ihtiyacının sorgulandığı anket formu 01 Kasım 2020 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Şahinbey, Şehitkamil ve Oğuzeli ilçesinde çalışan 462 aile hekimine (evrene ulaşım oranı %87) uygulandı, Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerle beraber Ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayenesi yapma oranı %77,1, gelişimsel kalça displazisi değerlendirme oranı %67,1 olarak saptandı. Aile hekimlerinin görme değerlendirme muayenesi yapma (%45) ve işitme değerlendirme muayenesi yapma oranları (%32,3) düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayene sayısı ortalaması 2,13 olarak saptandı. Kontrol muayenesi yapmama nedeni olarak en sık nedenler; pediatrist tarafından ilgili muayene yapıldığı için başvuru olmaması(%61,3), gelişimsel kalça displazisi değerlendirme için ilgili muayenenin ortopedist/radyoloji uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%70,3), görme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin göz hastalıkları uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%71,4), işitme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%64) olarak saptandı. Genel olarak tüm muayenelerde aile hekimlerinin bilgi düzeyleri düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin %89,4'ü ailelere tarama programı hakkında eğitim verilmesi gerektiğini belirtti. Sonuç olarak aile hekimleri tarafından yenidoğan tarama programı kapsamında yapılması gereken muayeneler yeterli oranda yapılmayıp, uzman hekim muayeneleri tercih edilmektedir. Tarama programı hakkında bilgi eksikliğinden dolayı aile hekimlerine eğitim verilmesi gerekmektedir.
Aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışları: Bir eğitim programının etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili yapılandırılmış bir eğitim programının, aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışlarına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı asistanlarına (n=26), sekiz hafta boyunca, haftada bir saat stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili psikoeğitim verildi. Başlangıçta, eğitimin bitiminde (ikinci ay) ve izlem döneminde (altıncı ay) olmak üzere toplam üç kez 1) Algılanan Stres Ölçeği, 2) Maslach Tükenmişlik Envanteri (duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı), 3) Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği- II (beslenme, fiziksel aktivite, stres yönetimi, kişilerarası ilişkiler, tinsellik, sağlık sorumluluğu) ve 4) Sosyal Sorun Çözme Envanteri (yönelim, çözüm, toplam) uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 29,81±3,09 olan katılımcıların %65,4'ü kadındı. Eğitim sonrası (ikinci ay) algılanan stres, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma ölçek puanları dışındaki tüm ölçek puan ortalamalarının anlamlı değişim gösterdiği bulundu (p<0,05). İzlemde (altıncı ay), beslenme, stres yönetimi, kişilerarası ilişkiler, tinsellik, yönelim, sağlıklı yaşam davranışları toplam ve sorun çözme toplam puanlarındaki değişimin anlamlı farklılığının devam ettiği saptandı. Katılımcılar eğitim programının genel olarak yararlı olduğunu (4,58±0,57), bu eğitimin asistan eğitim programında yer alması gerektiğini (4,85±0,36) bildirdiler ve eğitimin daha sık, daha uzun süreli, öğle arası yerine daha geniş zaman dilimlerinde yapılmasını önerdiler. Sonuç: Stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili bir psikoeğitim programının, aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışlarını kısa ve uzun dönemde olumlu etkilediği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, asistan, stres, sosya problem çözme, sağlık davranışları
Tip 2 diyabet hastalarında hastanın güçlendirilmesinin değerlendirilmesi
Amaç: Hastanın güçlendirilmesi, hastalara sağlık bakımlarının yönetiminde, bilgi, güven ve beceri geliştirmeleri için fırsatlar ve ortamlar sağlamak anlamına gelmektedir. Böylece hastalar kendi sağlık bakımlarında pasif olmaktan çıkarak aktif rol almaktadırlar. Hastanın güçlendirmesi, sağlık bakımında uluslararası önem kazanmaktadır ancak tanım ve ölçmedeki belirsizlikler devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, tip 2 diyabet hastalarında hastanın güçlendirilmesini etkileyen faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne başvuran 125 hasta çalışmaya alındı. Hastalara sosyodemografik veri anketi ve Diyabet Güçlendirme Anketi (DES) uygulandı. Hastaların ilaç tedavisine, diyabet beslenmesine, egzersiz ve diyabet ile ilgili konsültasyonlara uyumu sorgulandı. DES puanları ile değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak için istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Hastalar 25 ile 77 yaşları arasında olup ortalama yaş 55,1±9,7 yıl idi. Hastaların %24,8'i erkek, %81,6'sı evli ve %93,6'sının lise/üniversite diploma seviyesinde eğitimleri vardı. Ortalama hastalık süreleri 9,56±7,98 yıl idi. DES ölçeğinin üç alt grubu (diyabetin psikososyal yönleri, memnuniyetsizliğin değerlendirilmesi ve değişme hazırlık, diyabet ile ilgili hedeflerin belirlenmesi ve hedefe ulaşma) her hasta için ölçüldü. Her grup için sırasıyla ortalama değer 23,6±3,8, 24,4±3,7 ve 34,4±6,1 olarak bulundu. Yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyoekonomik durum, diyet durumu, hastalık ile ilgili eğitim almış olma durumu ve diyabet tanısından sonra geçen zamanın uzunluğunun diyabet ile ilgili hastalık algısını etkilediği görüldü. Güçlendirme ile glisemik kontrol veya diyabet yönetimi ile ilgili diğer değişkenler arasında korelasyon saptanmadı. (HbA1c, p=0,229; HDL, p=0,492; LDL, p=0,977; TC, p=0,873; triglycerides, p=0,893). Lojistik regresyon analizi, güçlendirmenin, glisemik kontrol belirteçleri için önemli bir prediktör olmadığını gösterdi. Hastaların DES toplam puanı ortalama 82,4±11,4 olarak hesaplandı. Bu da hastaların diyabet özyönetiminde orta-yüksek beceriye sahip olduklarını gösterdi. Sonuç: Aile Hekimliği yaklaşımını kültürel komponent ile birleştirmek, diyabetli kişilerde bilgi, beceri, tutum, algı ve özbakım uygulamalarını ve işbirliğini geliştirebilir. Hastaların güçlendirilmesi, bireylerin sağlık ve iyilik hallerine saygı gösterilerek toplumun, sağlık profesyonellerinin, politikacıların ve diğer tüm sivil toplum örgütlerinin etkileşimini sağlar. Her ne kadar hasta güçlendirme programlarının hasta yararlarını yakalamak için mevcut olan sonuç ölçütleri sorgulansa da bu programların ruh sağlığını, doktor-hasta iletişimini, sağlıklı beslenmeyi ve hasta özyeterliliğini geliştirdiği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Hastanın güçlendirilmesi, tip 2 diyabet, birinci basamak, aile hekimliği
Adana il merkezinde aile hekimleri ve hastalarının hasta merkezli bakım algıları
Amaç: Bu çalışmanın amacı; aile hekimleri ve hastalarının, hasta merkezli bakım algılarının belirlenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Adana İl Merkezi'nde görevli 64 aile hekimi ve bu hekimlere başvuran 352 kişi dahil edilmiştir. Veriler, sosyodemografik anket ve konuyla ilgili ölçeklerden oluşan bilgi formu ile (hekimlerde kendi kendine değerlendirme, hastalarda yüz yüze görüşme yöntemiyle) toplanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan hekimlerin; %64,1'i erkek, %35,9'u kadın olup, yaş ortalaması 47,8 ± 5,2 idi. Çalışmamızda, görüşme yapılan toplam kişilerin; %24,7'si erkek, %75,3'ü kadın olup, yaş ortalaması 38,2 ± 14,5 idi. Hastalarla İletişimde Kendi Kendini Değerlendirme ve Geri Bildirim-Hasta ve Hekim Değerlendirmesi Ölçekleri puan ortalaması sırası ile 3,2 ± 0,6 ve 3,1 ± 0,5 olarak bulunmuştur. Görüşülen kişilerden ölçek sorularına en yüksek değerli puanı verenlerin yüzde değerlerinde; en büyük yüzde (%97,2), ana başvuru sorunlarının konuşulma derecesi (1. Soru), en düşük yüzde (%7,4), hastanın sağlığını etkileyebilecek kişisel meselelerin ve aile meselelerinin tartışılması (9. Soru) konularında ortaya çıkmıştır. Ölçek sorularına en yüksek değerli puanı veren hekim yüzdelerinde; en büyük yüzde (%62,2), hekimlerin hastalarını dinleme dereceleri (3. Soru); en düşük yüzde (%13,1), hastanın sağlığını etkileyebilecek kişisel meselelerin ve aile meselelerinin tartışılması (9. Soru) konularında ortaya çıkmıştır. Görüşülen kişiler ve hekimlerin ölçek soruları ile ilgili değerlendirmede uyum durumlarında; değerlendirme konusunda en yüksek oranda fikir birliğine (%61,4) vardıkları konu, hastaların hekimleri tarafından dinlenme dereceleri (3. Soru); en düşük oranda fikir birliğine (%32,7) vardıkları konu, hastalar için uygun ve sürdürülebilir bir tedavinin belirlenmesi konusunun gerektiği gibi tartışılması (7. Soru) olarak ortaya çıkmıştır. Sonuç: Hasta merkezli bakımın geliştirilmesi için, hasta merkezli klinik yöntemin bileşenleri doğrultusunda; hastanın bir ortak olarak kabul edilerek sürece dahil edilmesi, hasta için uygun ve sürdürülebilir tedavilerin belirlenmesi, sağlık sorunları ile ilgili kişisel ve aile meselelerinin tartışılması ile hastanın bağlamının anlaşılması gibi konularda hekimlerin yaklaşımlarını geliştirmelerinin uygun olabileceği düşünülmektedir.
Adana ilinde ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında çalışan araştırma görevlisi hekimlerin farmakovijilans ve advers etki bildirimi hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Farmakovijilans, ilaç uygulamasında karşılaşılan sorunların takibi, sorumlu nedenlerin saptanması, tanınması, kaydedilmesi, duyurulması, gerekli önlemlerin alınması ile ilgili bilimsel çalışmalar bütünüdür. Advers etkilerin ve yol açtığı durumların önemi çok açık iken, Dünya Sağlık Örgütü ve ulusal ilaç güvenliliği ile ilgili otoriteler bu konuda yapılan çalışmaları ve düzenlemeleri arttırmaya çalışırken; toplumun ve sağlık çalışanlarının bu konudaki farkındalığı ve ilgisi çok düşük düzeydedir. Tüm bu nedenlerden dolayı; hekimlerde farmakovijilans ve advers etki bildirimi hakkındaki bilgi, tutum ve davranışların değerlendirilmesi ayrıca çalışmamızdan elde edeceğimiz veriler ışığında eksikliklerin ve bu eksikliklerin nedenlerinin tespit edilmesi ve bundan yola çıkarak da bu konuda neler yapılabileceğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Adana'da bulunan, asistan eğitimi veren, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi, Başkent Üniversitesi Adana Uygulama Merkezi, Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi olmak üzere toplamda üç sağlık kuruluşunda çalışan ve eğitim almakta olan araştırma görevlisi hekimlerin farmakovijilans ve advers etki bildirimi hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi için, bu üç sağlık kuruluşunda çalışan ve reçete yazılan çeşitli branşlardaki 213 hekime yüz yüze görüşme yoluyla anket uygulanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS ver. 20 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan hekimlerin % 93,9'ünün 33 yaş altı olduğu, % 52,1'inin erkek olduğu, % 71,4'ünün üniversite hastanelerinde çalışmakta olduğu görüldü. Hekimlerin günlük hasta sayısı ortalama 63,6±76,292 bulunurken, bir günde yazdıkları ortalama reçete sayısı 35,2±54,214, bir reçetede yazdıkları ortalama kalem sayısı ise ortalama 3,0±0,899 kalem ilaç bulunmuştur. Hekimlerin % 21,6'sının akılcı ilaç kullanma kriterlerini doğru sıraladığı, reçete yazarken en fazla (% 67,6) kıdemli asistan veya uzmana danıştığı, % 25,8'inin farmakovijilansı bildiği, % 15,5'inin farmakovijilans konusunda eğitim aldığı, % 53,5'inin son bir yıl içerisinde advers etki ile karşılaştığını belirtmiş olduğu görüldü. Advers etkiye neden olan ilaç grupları sıralandığında; ilk sırada % 20,7 ile antibiyotiklerin geldiği, hekimlerin % 54,1'inin advers etki bildirim formu olduğunu bildiğini belirttiği görülürken, % 13,1'inin advers etkinin hangi merkeze bildirilmesi gerektiği ile ilgili cevapları doğru kabul edildi. Hekimlerin yalnızca % 2,3'ü TÜFAM'dan haberdardı. Hekimler tarafından belirtilen bildirim yapılmama nedenleri sıralandığında, ilk sırada % 67,1 ile zaman yetersizliği gelmekteydi. Çalışmamızda katılımcıların % 23'ünün hastalara bitkisel ilaç önerdiğini belirttiği görülmüş olup; bitkisel ilaç önerdikleri hastalık grupları sıralandığında, ilk sırada % 5,6 ile gastrointestinal sistem hastalıkları gelirken, bitkisel tedavi öneren hekimlerin 4'ü bitkisel ürün kullanımına bağlı advers etkiye rastladığını bildirmiştir. Sonuç: Çalışmamız araştırma görevlisi hekimlerin farmakovijilans ve advers etki bildirimi hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi üzerine yapılmış olan ilk ve pilot çalışmadır. Farmakovijilans ile ilgili özellikle de advers etki bildirimindeki eksikliklerin nedenleri hakkında çalışmalar mutlaka yapılmalı, Tıp eğitimleri sırasında farmakovijilans dersleri verilmeli ve raporlama kültürü oluşturulmalıdır. Akılcı ilaç kullanımı ve farmakovijilans için özellikle hekimler olmak üzere sağlık mensuplarının eğitim kaliteleri artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Farmakovijilans, advers etki, araştırma görevlisi hekim, anket, ilaç.
Aile hekimlerinin geriatrik hastaya yaklaşımı
Giriş ve Amaç: Geriatrik hasta tıbbi, sosyal, psikolojik ve etik öğeleri içeren tamamlayıcı bir yaklaşımı gerektirir. Ayrıca koruyucu hekim uygulamasının da büyük önemi vardır. Teknolojinin de gelişmesi ile birlikte, 'kaliteli yaşlanma' gündeme gelmektedir. 65 yaş üzeri hastaların tanısı, tedavisi, kişilerin sağlığının korunması, toplumdan soyutlanmadan yaşamlarını sürdürmeleri, koruyucu hekimlik uygulamalarının ve çok yönlü değerlendirmenin multidisipliner bir şekilde gerçekleşebilmesi için birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan hekimlerimizin eğitimi çok önemlidir. Çalışmamızda birinci basamak sağlık hizmetinde görevli hekimlerin geriatrik hasta değerlendirilmesinin önemini vurgulamak istemekteyiz. Gereç ve Yöntem: Bu tez projesi öncelikle Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu tarafından Mart 2017'de bilimsel ve etik açıdan uygun görülüp kabul edilmiş, daha sonra Gaziantep İl Halk Sağlığı Müdürlüğü'nden çalışmanın yürütülebilmesi için gereken izinler alınmış ve sonrasında araştırma başlatılmıştır. Çalışmaya Mayıs 2017 ile Ağustos 2017 tarihleri arasında Gaziantep İl merkezinde çalışan, gönüllü 214 Aile Hekimi katılmıştır. Katılımcılardan kendi demografik durumları ve geriatrik hastalara yaklaşımları ile ilgili bir anket formu doldurmaları istenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22.0 istatiksel veri programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılan 214 kişi, 24-65 yaş (medyan yaş 41) arasında olup, kişiler 50 yaş altı ve üzeri olarak 2 gruba ayrılmıştır. 50 yaş ve üzeri hekimlerin oranı %52.3'tür. Katılan hekimlerin %69'u erkektir. Demografik özelliklerinde göre; 165'i evli, 42'si bekar, 7'si de duldur. %70,5'inin çocuğu vardır. Beraberinde 65 yaş ve üstü birey ile birlikte yaşayan kişi sayısı ise 33 olup bu kişilerin %57,6'sı Geriatri bölümünün olduğu bir merkeze hasta yönlendirmektedir. Geriatri eğitimi alanların oranı %31 iken 50 yaş altı hekimlerde bu oran %62,6'ya çıkmaktadır. Geriatri eğitimi almış olmanın, polifarmasinin sorgulanması ve özellikle ilaç azaltmada ve geriatri bölümünün olduğu bir merkeze hasta yönlendirmede daha etkili olduğu görülmüştür. Evli ve çocuğu olan hekimlerin, yaşlı bireylerin aşılamasında daha duyarlı olduğu görülmüştür (sırası ile %78,2, %79,5). Sonuç: Çalışmamıza göre; 50 yaş üzeri ve kadın hekimler koruyucu hekimlik uygulamalarının birçoğunda daha duyarlı ve istekli bulunmuştur. Yaşlı sağlığına birinci basamak uygulamalar ile gereken önemin verilmesi, koruyucu hekimlik uygulamalarının başarıyla yürütülmesi, geriatrik yaş grubunun hastalıklara bağlı morbiditesinin azalmasına, böylece hospitalizasyon ihtiyacı azalacak ayrıca sağlık giderlerinin de azalmasını sağlayacaktır. Bu konuda birinci basamakta görev yapan hekimlerin almış oldukları geriatri eğitiminin önemi büyüktür. Anahtar Kelimeler: Geriatri Eğitimi, Aile Hekimliği, Birinci Basamak Koruyucu Hekimleri
Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinin periyodik sağlık muayenesi algıları, bilgi düzeyleri ve periyodik sağlık muayenesi yaptırma durumları
Amaç: Amacımız, Çukurova Üniversitesi akademisyenlerdeki periyodik sağlık muayenesi bilgi düzeylerini, algılarını belirlemek ve yaptırma durumlarını sorgulamak ve sosyodemografik faktörlerin ve sağlıkla ilgili bazı davranışların sağlık taraması yaptırma davranışlarına etkilerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp ve Ziraat Fakültesi öğretim üyeleri oluşturmaktadır. Dokuz sorudan oluşan sosyodemografik bilgi formu, 19 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi bilgi düzeyi, 27 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi algısı, 24 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi yaptırma durumları anketi uygulanarak toplanan veriler kodlanarak bilgisayara girilmiş ve SPSS istatistiksel analiz programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya Tıp Fakültesi'nden 143 (% 69,8), Ziraat Fakültesi'nden 62 (% 30,2) olmak üzere toplam 205 kişi katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 49,5 ±9,2 yıl idi (min:30 max:80) ve % 56,4'ü (n=116) erkek, % 43,4'ü (n=89) kadındı. Katılımcıların % 25,3'ü (52) düzenli egzersiz yaptığını, % 38,7'si (n=24) düzenli beslendiğini belirtti. Katılımcıların % 59,5'i (n=122) tarama testi yaptırmak için istekliydi. Sağlık durumlarını 'orta' olarak değerlendirenler tarama testi yaptırmaya daha istekliydi. Katılımcıların % 76,0'sı (n=156) beden kitle endeksi, % 82,4'ü (n=169) kan lipit profili, % 94,1'i (n=193) kan basıncı ölçümü yaptırmıştı. Katılımcılar artan yaşlarıyla beraber daha sık kan basıncı ölçtürmekteydi. Kadın katılımcıların pap-smear yaptırma oranı % 52,3 (n=46), mamografi yaptırma oranları % 48,9'du (n=43). Elli yaş ve üzeri katılımcıların % 16,5'i (n=17) son 10 yılda kolonoskopi, % 19,4'ü (n=20) son bir yılda gaitada gizli kan testi yaptırmıştı. Sonuç: Periyodik sağlık muayeneleri bilgi düzeyi ve yaptırma durumu yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum ve mevcut sağlık durumundan etkilenmektedir. Anahtar sözcükler: Aile hekimliği, akademisyenler, Çukurova Üniversitesi, periyodik sağlık muayenesi.
Hemşirelerin ve hekimlerin tıbbi eylemlerinde vicdanın rolü: Bir tutum araştırmasıyla birlikte
Vicdan, farklı disiplinler tarafından incelenen temel bir kavramdır ve doğru ve yanlış duygusu" olarak tanımlanmaktadır. Sağlık çalışanları etik çatışma durumlarında, doğruyu yanlıştan ayırt etmelerini sağlayarak kendilerini doğru eylemde bulunmaya yönelten vicdan duygusuna başvurabilmekte ve vicdanı bir rehber olarak kabul edebilmektedir. Tıbbi uygulamalar sırasında sağlık hizmetlerine ilişkin yetersiz kaynaklar, artmış iş yükü, hastaların acı çekmesine tanıklık etme gibi nedenlerle hemşirelerin ve hekimlerin etik sorunlarından kaynaklanan değer çatışmalarıyla karşı karşıya kalması ve sağlık çalışanlarının vicdana ilişkin kimi deneyimler yaşaması söz konusu olmaktadır. Sağlık çalışanları, vicdanlarına uygun biçimde davranarak ahlaki bütünlüklerini korumaya çabalamaktadır. Tez kapsamında yer alan araştırma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde görev yapmakta olan hemşire ve hekimlerin katılımıyla ve vicdan kavramını nasıl algıladıklarını ve gruplar arasında bir fark olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Örneklem grubu yaşları 20 ile 48 arasında değişen 152 hemşire ile 114 hekimden oluşmaktadır. Veriler vicdana ilişkin 6'lı Likert tipinde ifadelerin bulunduğu bir anket yardımıyla toplanmış, verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmamızın sonuçlarına göre her iki meslek grubunun vicdanlarına önem verdiği belirlenmiştir. Yaş ve hizmet süresi arttıkça her iki meslek grubunda da vicdana verilen önem artmaktadır. Hemşireler "vicdanımız bizi kendimize zarar vermememiz için uyarır" ve "istediğim gibi davranamazsam vicdan azabı çekerim" ifadelerini, hekimlerde "vicdanım katıdır" ifadesini daha çok benimsemiştir gruplar arasında vicdan algılamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Hekim ve hemşireler etik kararlar için vicdanlarını rehber olarak görmektedir. Vicdanlarına aykırı davrandıklarında stres yaşamaktadır. Sağlık çalışanlarının vicdanlarını nasıl algıladıkları ve hangi durumlarda vicdana dayanan stres yaşadıklarının belirlenmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Vicdan, Etik Karar Verme, Sağlık Çalışanları, Tıp Etiği
Tip 2 diyabet hastalarında benlik saygısı ve kronik hastalık bakımını değerlendirme düzeyi
Tip 2 Diyabet Hastalarında Benlik Saygısı ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Düzeyi ÖZET Amaç: Günümüzde, yaşam tarzındaki değişim ile birlikte diyabet prevalansı hızla yükselmiş ve önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. International Diabetes Federation verilerine göre 2015 yılı itibari ile dünyada diyabetli hasta sayısı 415 milyon iken bu sayının 2040 yılında 642 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye de ne yazık ki diyabet sıklığındaki artışın en fazla olduğu ülkelerden biri olmuş ve 1998 yılında %7,2 olan diyabet prevalansı 12 yılda tüm tahminlerin ötesinde artışla %13,7'ye yükselmiştir. Uzun süreli ve karmaşık tedavi ve takip protokolleri gerektirebilen, tehdit edici komplikasyonlara yol açabilen ve bireylerin yaşamlarında önemli değişikliklere neden olabilen diyabetin, hastaların, fiziksel ve ruhsal iyilik hallerini, aile, iş ve sosyal yaşamlarını, kişiler arası ilişkilerini ve yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada, tip 2 diyabetli hastaların benlik saygıları ile kendilerine sunulan kronik hastalık bakımını değerlendirme düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Endokrinoloji Polikliniği'ne 01.03.2016- 30.04.2016 tarihleri arasında başvuran ve en az altı aydır tip 2 diyabet tanısı ile takip edilen 105 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik veri anketi, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-Hasta Formu yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veriler SPSS 20.0 istatistik programı aracılığıyla ile analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların %40'ı (n=42) erkek, genel yaş ortalaması 54,2±7,5 yıl, %84,8'i (n=89) evliydi, %45,7'si gelir getiren bir işte çalışmıyordu. Hastaların ortalama diyabet süreleri 10,9±7,6 yıldı. Hastaların %12.4'ü diyabet ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştı. Hastaların benlik saygısı yükseldikçe sağlık durumu algısı iyileşmekteydi (p=0,007). Diyabet süresi ile koroner arter hastalığı varlığı arasında anlamlı ilişki vardı (p=0,001).Gelir getiren bir işte çalışan hastaların benlik saygıları ve düzenli ilaç kullanım durumları, çalışmayanlara kıyasla, anlamlı olarak daha yüksek ve daha iyi bulundu (sırasıyla, p=0,035 ve p=0,040). Hastalara ait Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 3,0±0,9 idi.. Alt ölçek ortalama puanları incelendiğinde en yüksek puanın karar verme alt ölçeğinde alındığı, en düşük puanın ise izlem koordinasyon alt ölçeğinde alındığı belirlendi. Hastaların kronik hastalık bakımını değerlendirme ölçeği toplam puanları ile Rosenberg benlik saygısı ölçeği toplam puanları arasında anlamlı bir korelasyon saptanamadı(p>0,05). Sonuç: Hastalarımızın benlik saygısı düzeylerinin yüksek ancak kronik hastalık bakımını değerlendirme durumlarının düşük düzeyde olması, hem hastaların hem de sağlık çalışanlarının bu konuya daha fazla önem vermesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler:Tip 2 Diabetes Mellitus, Benlik Saygısı, Kronik Hastalık Bakımı, Aile Hekimi
Adana İl merkezinde aile hekimleri ve gebelerde prekonsepsiyonel bakımın değerlendirilmesi
Amaç: Sahada görev yapmakta olan aile hekimlerinin prekonsepsiyonel bakım konusundaki farkındalıkları ve verdikleri önemi ortaya koymak, aynı zamanda gebelerin bu konudaki farkındalıklarını saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Adana ili merkez ilçelerinde görev yapmakta olan 48 aile hekimi ve takibinde olan 250 gebe oluşturdu. Veriler; tarafımızca oluşturulan, her hekime genel tutum ve davranışlarını, farkındalığını incelemek amacıyla 22 sorudan oluşan bir anket ve her gebe için yapılan spesifik uygulamaları incelemek amacıyla 19 sorudan oluşan ikinci bir anket, gebelere ise ayrıca yüz yüze yapılan bir anket aracılığı ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya 250 gebe ve 48 hekim katıldı. Katılan gebeleri yaş ortalaması 27,8±5,6 yıldı. Yaş grubu olarak baktığımızda % 2,8'i 18 yaş ve altı, % 12,8'i 35 yaş ve üzeri olup riskli gruba girmekteydi. Gebelerin % 89,2'sinin gebeliği planlıydı. Gebe kalmadan önce danışmanlık hizmeti aldığını belirten gebelerden; % 35,4'ü aile hekiminden, % 29,5'i kadın doğum uzmanından, % 18,5'i ebeden, % 9'u hemşireden, % 7,6'sı da diğer sağlık çalışanlarından danışmanlık aldığını belirtmişti. Hekimlerin % 60,4'ü üreme çağındaki hastalarına gebelik planı olup olmadığını sorduğunu, tamamı gebelik düşündüğünü söyleyen hastalara gebelik öncesi danışmanlık verdiğini belirtti. Sonuç: Sahada görev yapmakta olan aile hekimleri gebelik öncesi bakımı kısmen uyguluyor olsalar da bu konuda standart bir uygulama bulunmamaktadır. Gebelerin de gebelik öncesi bakım hakkındaki farkındalıkları düşük bulunmuştur. Gebelik öncesi bakım ile ilgili standart bir taslak oluşturulup uygulamaya konulması önerilir. Anahtar Kelimeler: Prekonsepsiyonel bakım, gebelik öncesi bakım, farkındalık
Ak-tek sağlıkta sosyal medya kullanımı ölçeğinin geliştirilmesi ve aile hekimlerinin sosyal medya kullanımlarının kişisel ve mesleki gelişimlerine etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ülkemizde çalışan aile hekimlerinin sosyal medya kullanım durumlarını, kişisel ve mesleki gelişimlerine katkısını ve tıpta sosyal medya kullanımına yönelik tutumlarını değerlendirmek ve "AK-TEK Sağlıkta Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği" geliştirmektir. Yöntem: Ölçek hazırlanırken öncelikle konuyla ilgili literatür taraması yapılarak bu alanda ülkemizde daha önceden geliştirilen bir ölçek olmadığı belirlenmiştir. Araştırmacılarca hazırlanan anket soruları geçerlik ve güvenirlik çalışması yapmak ve ölçeğe son halini vermek amacıyla online anket veri tabanına yüklenerek belirlenen kongrelerde açılan stantlarda ve illerdeki aile hekimleri dernekleri ile anabilim dallarına eposta veya sosyal medya platformları ile ulaşılıp linkin paylaşılması ile aile hekimleri, aile hekimliği uzmanları, aile hekimliği asistanları ve uygulanmıştır. Bulgular: Ölçeğin geliştirilmesi sürecinde elde edilen bulgulara göre ölçek geliştirilirken temel alınan kuramsal yapıyla tutarlı olarak beş faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Bu faktörlerin açıkladığı temel varyans % 60,38'dir. Ölçeğin Cronbach's Alfa iç tutarlılık katsayısı .78 olarak bulunmuştur. Yapılan test tekrar test analizleri sonucunda kararlılık katsayısı her bir alt faktör için p < 0,01 olarak bulunmuştur. Tüm ölçek değerlendirildiğinde test tekrar test değeri 0,74 olarak bulunmuştur. Bu değer ölçeğin belli zaman aralıkları içerisinde uygulanması durumunda kararlılık göstereceği anlamına gelmektedir. Tartışma ve Sonuç: Ölçeği oluşturan birinci faktörden oluşan gruba "mesleki kullanım", ikinci faktörden oluşan gruba "sosyal medya bağımlılığı", üçüncü faktörden oluşan gruba "bireysel kullanım", dördüncü faktörden oluşan gruba "sosyal medya mitleri" ve beşinci faktörden oluşan gruba "teletıp" ismi verilmiştir. AK-TEK için madde toplam korelasyonları, iç tutarlılık katsayılarının yeterli düzeyde olduğu görülmüştür.
Sağlık profesyonellerinin sağlıklı yaşam davranışları ve sağlık denetim odağı ile ilişkisi
Sağlık Profesyonellerinin Sağlıklı Yaşam Davranışları ve Sağlık Denetim Odağı ile İlişkisi Amaç: Bu çalışmada sağlık profesyonellerinin sağlıklı yaşam davranışlarını uygulama ve hastalarına önerme durumlarının ve bunların sağlık denetim odağıyla ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte planlanan çalışmanın araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesindeki doktor ve hemşireler oluşturdu. Sistematik örnekleme ile 244 doktor ve 267 hemşire çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, sağlıklı yaşam davranışlarını uygulama (sigara içmemek, günlük en az beş porsiyon sebze-meyve tüketmek, günlük en az 10 dakika stresle baş edebilmek için bir girişimde bulunmak, beden kitle indeksini 30'un altında tutmaya çalışmak ve haftada toplam en az 150 dakika tempolu yürüyüşe eşdeğerde egzersiz yapmak) ve bu davranışları hastalarına önerme durumlarını sorgulayan bir anket formu ile Multidimensional Health Locus of Control Scale (Çok Yönlü Sağlık Denetim Odağı Ölçeği) Form A kullanıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 33,88±9,24 olan katılımcıların, % 68,5'i kadın, % 56,6'sı evli, % 48,1'i doktor, % 64,6'sı dahili bilimlerde görevliydi. Katılımcıların en çok sigara içmemeyi, sonra sırasıyla stresle baş etmek için bir girişimde bulunmayı, egzersiz yapmayı, ideal kiloda kalmaya çalışmayı ve günde 5 porsiyon sebze-meyve tüketmeyi uyguladıkları ve aynı sıralamayla hastalarına öneride bulundukları saptandı. Katılımcıların sağlıklı yaşam davranışlarını uygulamaları ile hastalarına önermeleri arasında pozitif yönde zayıf-iyi derecelerde ilişkiler saptandı. Katılımcıların % 70,2'sinin sağlık denetim odağının içsel olduğu bulundu. İçsel odaklı katılımcıların sebze meyve tüketimi ve egzersiz puanları ile stres yönetimi hariç dört davranışı önerme puanları yüksek bulundu (p <0,05). Sonuç: Sağlık profesyonellerinin sağlıklı yaşam uygulamaları ile hastalarına önerme durumları hem birbirleriyle hem de sağlık denetim odağı ile ilişkilidir. Bu konuda farkındalığı arttıracak girişimlerin planlanması önerilir. Anahtar kelimeler: Sağlıklı yaşam davranışları, sağlık denetim odağı, hekim, hemşire
Sağlıklı orta yaş mühendis ve mimarlarda vücut kitle indeksi ile kognitif fonksiyonların ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, orta yaş sağlıklı mühendis ve mimarlarda ( 30-60 yaş herhangi bilinen kronik hastalığı olmayan) sosyodemografik özelliklerin, yaşam tarzının ve vücut kitle indeksinin kognitif fonksiyonlara (görsel-motor kavramsal tarama, motor hız, planlama, soyut düşünme, anlık bellek, hatırda tutma, geri çağırma gibi) etkisi olup olmadığının araştırılmasıdır. VKİ ile kognitif fonksiyonlar arasındaki ilişkinin daha önce bu şekilde araştırılmamış olması ve bu araştırma sonucunda elde ettiğimiz verilerle sağlıklı beslenme davranışları, sağlıklı yaşam tarzının benimsenmesi ve ideal kiloda olmanın kognitif fonksiyonları olumlu yönde etkileyecek olması hakkında farkındalık yaratmak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Adana ilinde çalışmakta olan sağlıklı orta yaş mühendis ve mimarların sosyodemografik veri anketi, boy, kilo, VKİ, yaşam tarzı ve kognitif fonksiyon arasındaki ilişkiyi tanımlamak için Cangöz, Karakoç ve Selekler (2009) tarafından Türkçeye uyarlanıp geçerlilik güvenilirliği yapılan iz sürme testi, mini mental test ve DSST (sembol rakam eşleştirme testi) uygulanarak bu testleri tamamlama puanları ve tamamlama süreleri ile ilişki araştırılmıştır. Adana ve çevre illerde yaşayan ve aktif olarak çalışmaya devam eden Adana Mühendis ve Mimarlar Odası'na kayıtlı tüm mühendislik grubu ve mimar bireylerden 142'sine ulaşılmıştır. Araştırmanın örneklemini, gerekli izinlerin alınması, randevu alınmasını takiben katılımcıların onamını aldıktan sonra çalışmamıza katılmak isteyen sağlıklı mühendis ve mimarlar oluşturmuştur. Bulgular: Araştırmaya alınan 142 mühendis ve mimarın yaş ortalaması 39,82 (±8,24) yıldı. 80'i (% 56) erkek, 62'si (% 44) kadındır. Meslek grupları incelendiğinde, 7'si (% 5) gıda mühendisi, 19'u (% 13) mimar, 30'u (% 21) inşaat mühendisi, 22'si (% 15) makine mühendisi, 28'i (% 20) ziraat mühendisi, 12'si (% 8) maden mühendisi, 7'si (% 5) kimya mühendisi ve 17'si (% 12) elektrik-elektronik mühendisiydi. VKİ ortalamaları 25,41 (±4,64) Kg/m2 bulundu. Çalışmamızda, VKİ artışı ile hatırlama ve lisan puanı haricindeki tüm kognitif aktivite belirteci testlerde daha düşük skor/sonuç alınmıştır (p<0,001). Sonuç: VKİ yüksekliğinin kognitif fonksiyonlara etki etmesi, bireyin özgüven kaybının yanında çalışma performansını ve verimliliğini etkilemektedir. Bu nedenle bu çalışmamızda özellikle ideal kiloda olmanın, sağlıklı yaşam tarzının benimsenmesinin önemi konusunda farkındalık yaratılmıştır. Çalışmamız aile hekimlerinin hastalarına sağlıklı yaşam ve beslenme konusunda verilecek önerileri için faydalanacağı bilimsel gerçeklere bir yenisini daha eklemiş, böylece toplum olarak üretkenliği artırmak konusunda aile hekimlerinin mesleki sorumluluklarına olumlu etki edilmiştir. Anahtar kelimeler: Beden Kitle İndeksi, Kognitif Fonksiyon, Aile Hekimi, Sağlıklı Yaşam Tarzı.
Adana il merkezi aile hekimliği birimlerinde görev yapan doktorların çocuk istismarı ve ihmali hakkında bilgi, farkındalık ve tutumlarının belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Çocuk istismarı ve ihmali (ÇİVEİ) nedenleri ve sonuçları açısından tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psikososyal temeller kapsamında incelenen, çocuğu yalnız içinde bulunduğu dönemde değil gelecek yaşamında da olumsuz etkileyen, tanı konmadığı ve önlem alınmadığı taktirde tekrar ve hatta ölüm riski olan bir halk sağlığı sorundur. Bu çalışma Adana İl Merkezi Aile Hekimliği Birimlerinde 1. basamak sağlık hizmeti sunucusu olarak görev yapan doktorların, çocuk istismarı ve ihmalinin belirtileri ve riskleri konusundaki bilgi düzeylerini saptamak, bu konudaki farkındalıklarını ve tutumlarını ortaya koymak, istismar konusunda aldıkları eğitim ve mesleki deneyimlerinin bu bilgi düzeylerine etkisini ve etkileyen diğer faktörleri ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Gereç Yöntem: Bu çalışma Adana İli 4 merkez ilçe sınırları içerisinde birinci basamak sağlık hizmeti sunan 113 aile sağlığı merkezinde çalışan 485 aile hekimine yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Adana merkez ilçelerinde 113 aile sağlığı merkezi (ASM), 485 aile hekimi bulunmaktadır. Bunların ilçelere göre dağılımı, Seyhan; 53 ASM 233 aile hekimi, Çukurova 20 ASM 97 aile hekimi, Yüreğir 25 ASM 116 aile hekimi, Sarıçam 15 ASM 39 aile hekimi şeklindedir. Çalışmada ASM'lerde çalışan hekimler için örneklem seçilmeyip tüm evrene (ön anket çalışması uygulanan 10 hekim araştırmaya dahil edilmemiş olup araştırma evrenini 475 aile hekimi oluşturmuştur) ulaşılması hedeflenmiştir. ASM'ler çoğu zaman birden fazla kez ziyaret edilerek 439 (% 92,4) hekime ulaşılmış ve 375 (ulaşılan aile hekimlerinin % 85,4'ü) hekime araştırmacı tarafından yüz yüze görüşerek anket uygulanmıştır. Ulaşılan hekimlerin 64'ü (% 14,6) çalışmaya katılmak istemediği için 375 hekimle çalışma tamamlanmıştır. Aile hekimlerinden yazılı aydınlatılmış onam formu alınmıştır. Çalışma kapsamında hekimlerin sosyodemografik özellikleri, eğitim durumları, çalışma süreleri, olguyla karşılaşma durumları, olguya müdahale özelliklerini içeren 17 soruluk kişisel bilgi formu ve hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla Aynur Uysal tarafından geliştirilen ''Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu'' kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 19 for Windows paket programı yardımıyla, istatistiksel analiz olarak ki-kare testi, t testi, ANOVA testi, korelasyon testi kullanılmış ve p<0,05 olması anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan aile hekimlerinin yaşları 24 ile 68 arasında değişmekte olup yaş ortalamaları 47,46'dır. Aile hekimlerinin % 66,7'sini erkek, % 33,3'ünü kadın hekimler oluşturmaktadır. Hekimlerin % 91,5'i pratisyen hekim, %2,7'si aile hekimliği asistanı, % 5,9'u aile hekimi uzmanıdır. Hekimlerin % 39,7'si çocuk istismarı ve ihmaline yönelik eğitim almamıştır. Hekimlerin % 39,2'si çocuk istismarı ve ihmali vakası ile karşılaşmıştır. İstismara yönelik eğitim alanların istismar yakalama oranı daha yüksektir. ÇİVEİ vakası ile karşılaşan hekimlerin % 44,2'si adli vaka olarak bildirimde bulunduğunu bildirmiştir. Karşılaşılan olguyu doğrudan veya dolaylı yoldan adli mercilere bildirmeyen hekimlerin % 27'si bildirim konusunda bilgisinin yetersiz olduğunu, bu yüzden bildirim yapmadığını belirtirken, % 21,6'sı bildirimden sonra çocuğun hayatının olumsuz etkileneceğini düşündüğü için bildirim yapmadığını, % 21,6'sı ÇİVEİ'den yeterince şüphelenmediği için bildirmediğini belirtmiştir. Hekimlerin % 23,5'i çalıştıkları kurumda ÇİVEİ'ye yönelik talimat ve prosedürün vardır, % 76,5 oranında hekim ise konuya yönelik kurumda talimat ve prosedür yoktur demiştir. Hekimler çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerinin tanılanmasına yönelik ölçek puan ortalaması 3,90'dır. Aile hekimlerinin ÇİİBRTYÖ genel ölçek ve alt ölçeklerden aldıkları puanlar medeni durum, ÇİVEİ eğitimi alma durumları, çalıştıkları ilçeler ve uzmanlık durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Meslek yaşamları boyunca çocuk istismarı ve ihmali vakası ile karşılaşan hekimlerin puan ortalaması olgu ile karşılaşmayanların puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Uyguladığımız ölçek sayesinde aile hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali bilgi ve farkındalık düzeyleri incelenmiş, elde ettiğimiz bulgular ışığında aile hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi ve farkındalık eksikliklerinin olduğu, eğitim faaliyetlerinin yetersiz olduğu ve yapılandırılarak arttırılması gerektiği belirlenmiştir.
Okul öncesi çocukların cinsel gelişimi ve eğitimi: Aile hekimliği ve pediatri araştırma görevlilerinin bilgi ve tutumları
Amaç: Bu çalışmanın amacı aile hekimliği ve pediatri araştırma görevlilerinin okul öncesi çocukların cinsel gelişimi-eğitimi konusundaki bilgi düzeyleri ile tutumlarının değerlendirilmesi ve eğitim ihtiyaçlarının ortaya konulmasıdır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipteki çalışmanın evrenini Aralık 2019 – Ocak 2020 tarihlerinde Adana ilinde iki farklı kurumda uzmanlık eğitimi almakta olan aile hekimliği (n=106) ve pediatri (n=104) araştırma görevlileri oluşturdu. Verilerin toplanmasında tarafımızca literatür taranarak oluşturulan 52 soruluk anket formu kullanıldı. Bilgi için çocukların cinsel gelişimi/eğitimi ile ilişkili doğru/yanlış/fikrim yok şeklinde cevaplandırılan 30 ifadeye, tutum için çocuklarda karşılaşılan bazı cinsel davranışlarla ilişkili nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini sorgulayan beş seçenekli 12 duruma verilen yanıtlar değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 29,7±4,8 (23-54) olan katılımcıların (n=199) %63,8'i kadındı. Katılımcıların %69,8'i çocuklarda cinsel eğitimle ilgili eğitim almadığını, %87,9'u bu konuda eğitim ihtiyacı hissettiğini bildirdi. Katılımcıların %88,4'ü çocuklarda cinsel gelişimle ilgili sorularla karşılaştığını, %25,6'sı hasta görüşmelerinde çocuklarda cinsel gelişim konusunu kendisinin hiç açmadığını belirtti. Katılımcıların çocuklarda cinsel gelişim ile ilgili bilgiyi değerlendiren ifadelere verdikleri doğru yanıt ortalaması orta düzeyin üzerinde, tutumu değerlendiren ifadelere verdikleri doğru yanıt ortalaması ise orta düzeyin altında olarak belirlendi. Bilgiyi değerlendiren bölümde bu konuda eğitim aldığını bildirenlerin doğru yanıt ortalamaları yüksek bulunurken (p=0,042) tutumu değerlendiren bölümde eğitim alanlar ve almayanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Doğru yanıt ortalamaları açısından bölümler ve çalışılan kurumlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Aile hekimliği ve pediatri uzmanlık öğrencilerinin okul öncesi çocukların cinsel gelişimi/eğitimi konusunda eğitim gereksinimleri bulunmaktadır. Müfredat komisyonlarının ve program yöneticilerinin bu durumun farkında olmaları ve planlanacak eğitimlerde çocuklarda normal/sorunlu cinsel davranışların yönetimine yönelik girişimlerde bulunmaları önerilir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Cinsel eğitim, Pediatri, Psikoseksüel gelişim
Sağlık Bakanlığı rutin programında bulunmayan aşılar ile ilgili hekimlerin uygulamaları
Giriş ve Amaç: Çocuk sağlığını koruma ve enfeksiyon hastalıklarını önlemede aşılama en etkili yöntemdir. Her ülkenin kendi ulusal bağışıklama programı mevcuttur. Ülkemizde sağlık bakanlığı ulusal aşı takvimi dışında opsiyonel aşılar da bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; hekimlerin opsiyonel aşılar hakkındaki bilgi düzeyleri, aşıları önerme ve kendi çocuklarına yaptırma durumunu tanımlamaktır. Materyal/Metot: Bu araştırma 3 Haziran 2020 ve 1 Nisan 2021 arasında Manisa ve çevresinde görev yapan pediatri hekimi ve aile hekimlerine yönelik hazırlanan bilgi formu yüz yüze veya telefonla doldurulularak yapıldı. Tüm istatistiksel analizler SPSS 20.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza Manisa ili ve çevresinde çalışmakta olan 124 pediatri ve 117 aile hekimi, toplam 241 hekim katıldı. Bilgi formlarında verilerin yetersiz olması nedeniyle 14 hekim çalışmadan çıkarıldı. Formların doldurulma oranı %76 idi. Çalışmamızda hekimlerin %51'i opsiyonel aşılar hakkında bilgilerinin yeterli olduğunu belirtirken pediatri hekimlerinde bu oran %64, aile hekimlerindeyse %37 olarak bulundu (p=0.000). Hekimlerin %40.1'i daima opsiyonel aşılarla ilgli bilgilendirme yapmakta iken %39.2'si aile bilgi talep ederse bilgilendirdiğini belirtti. Bilgilendirme konsunda aksaklıkların nedenini %51.8 poliklinik hasta sayısının fazla olması, %24.1 opsiyonel aşılarla ilgili bilgi verilmesini unutması, %7,3 Sağlık Bakanlığı aşı takvimini yeterli bulması olarak belirtmektedir. Çalışmaya katılan hekimlerin %99.1'i opsiyonel aşılardan en az bir tanesini önermektedirler. Bu aşılar arasından en sık önerilen (%96.9) ve kendi çocuklarına yaptırmayı en çok tercih ettikleri (%85) aşı rotavirüs aşısıdır. Opsiyonel aşıların önerilmesi açısından pediatri ve aile hekimleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Sağlık bakanlığı ulusal bağışıklama programına alınması önerilen opsiyonel aşılar sırasıyla meningokok B (%84), rotavirüs (%83), meningokok ACWY (%81), HPV (%62), influenza (%34) olarak belirtilmiştir. Ancak aile hekimleri (%70) pediatristlere (%53) göre HPV aşısının programa alınmasını daha fazla önermişlerdir (P=0.010). Ayrıca çocuk sahibi olan ve olmayan hekimler kıysalandığında çocuk sahibi olmayan hekimler opsiyonel aşılar hakkında bilgi düzeylerinin yetersiz olduğunu daha fazla belirtmektedirler (p=0.000). Sonuç: Çalışmamızda hekimler opsiyonel aşı bilgi düzeylerinin yetersiz olduğunu düşünmekte olup aile hekimleri pediatri hekimlerine göre bilgilerinin daha yetersiz olduğunu bildirmektedirler. Rotavirüs en çok önerilen aşıdır. Öneriler: Pediatri ve aile hekimlerinin opsiyonel aşılarla ilgili bilgilerinin arttırılması amacıyla bu aşılara yönelik rehberler hazırlanmasına ve eğitimlerin planlanmasına ihtiyaç vardır. Opsiyonel aşıların Sağlık Bakanlığı Ulusal Aşılama Programına alınabilmesi açısından ülkemiz için maliyet etkinlik çalışmaları yapılması gerekmektedir.
Uşak ilinde ilk ve ortaöğretimde görev yapan öğretmenlerin korona virüs anksiyetesi, sağlık anksiyetesi ve kendi aile hekimleri hakkındaki görüşlerinin incelenmesi
Giriş: Anksiyete fizyolojik, psikolojik ve davranışsal örüntüleri bulunan, tanımı olmayan ve belirsiz tehdit ve tehlikelere karşı verilen tepki olarak tanımlanmaktadır ve insanın bütün sistem ve varlığını etkilemektedir. Pandemi döneminde COVID-19 hastalığı Sağlık anksiyetesi ise kişinin sağlığına karşı aşırı endişe duyması ya da vücudunda gerçekleşen değişimleri ciddi bir hastalığın habercisi gibi algılaması olarak ifade edilmektedir. Amaç: Bu çalışmada katılımcıların, sağlık anksiyete düzeyleri, koronavirus anksiyete düzeyleri ve kendi aile hekimleri hakkındaki görüşlerine ulaşmak ve bu değişkenler arasındaki ilişkinin saptanması amaçlanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %54,2'si kadın, %45,8'i ise erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 40,32 bulunmuştur. Katılımcıların kronik rahatsızlıkları incelendiğinde, toplam 323 katılımcının 15,17'si (n=49) kronik bir rahatsızlığa sahiptir. Cinsiyete göre öğretmenler, korona virüs anksiyetesi puanında anlamlı bir farklılığa sahiptir (P=0,032; P<0,05). Aritmetik ortalamalar dikkate alındığında kadın öğretmenlerin korona virüs anksiyetesine ilişkin puan ortalaması (x=3,15), erkek öğretmenlerin korona virüs anksiyetesine ilişkin puan ortalamasından (x=2,35) daha yüksektir. Herhangi bir psikolojik rahatsızlığa sahip olan katılımcıların korona virüs anksiyete puanı, herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olmayanlara göre çok daha yüksektir. Sağlık anksiyetesi ile aile hekimi hakkındaki pozitif algıları arasında (r=-0,178; p<0,01) negatif yönde, çok zayıf düzeyde, anlamlı bir ilişki vardır. Korona virüs anksiyetesi ile aile hekimi hakkındaki pozitif algıları arasında (r=-0,174; p<0,01) istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur. Sonuç: Kişinin sağlık anksiyetesine sahip oluşu koronavirüs anksiyetesine de sahip olması açısından öngördürücü olabilir. Hastanın motive edilmesinin, endişe ve korkularının giderilmesinin, hekimin hastanın güvenini kazanmasının, hasta hekim ilişkisinin psikolojik yönüne olumlu katkı sağlanmasının sağlık anksiyetesinin azalmasında payı olduğu düşünülebilir. Katılımcıların koronavirüs anksiyetesinin kendi aile hekimleri hakkındaki görüşten etkilenmemesinin sebebi ise katılımcıların COVID-19 pandemisinin aile hekimlerinin sağlık hizmeti verebilme becerilerini aşan bir sağlık sorunu olarak görmelerinden kaynaklanıyor olabilir.
Adana'daki aile hekimliği ve acil tıp araştırma görevlilerinin kadına yönelik eş şiddeti konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları
Amaç: Kadına yönelik şiddet önemli bir halk sağlığı problemidir. Sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddetini (KYEŞ) yönetebilmek için bilgili, yetkin ve uyanık olmaları gerekir. Bu kesitsel tanımlayıcı çalışmanın amacı, bölgemizdeki aile hekimliği ve acil tıp alanlarında uzmanlık eğitimi alan hekimlerin KYEŞ konusunda bilgi, tutum ve uygulamalarındaki mevcut durumun belirlenmesidir. Gereç ve yöntem: Veriler, sosyodemografik veri formu, Physician Readiness to Manage Intimate Partner Violence Survey (PREMIS) bilgi formu ve sağlık çalışanlarının KYEŞ konusunda tutum ve uygulamaları ölçeği kullanılarak online ve yazılı şekilde toplanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda, katılmayı kabul eden toplam 177 (%84,3) araştırma görevlisine ait veriler analiz edildi. Katılımcıların %78'si mezuniyet öncesi dönemde, %84,2'si uzmanlık eğitimi süresince KYEŞ ile alakalı eğitim almadığını belirtti. İş yaşamlarında, AT Arş.Gör.nin istatistiksel olarak anlamlı farkla daha çok olgu ile karşılaşıldığı (9,81±27,82, 1,45±2,88 p=0,001) ve KYEŞ konusunda bildirim yapma prosedürünü daha iyi bildiği saptandı (%48,3, %24,8 p=0,002). Katılımcıların %49,2'si iş yaşamları süresince KYEŞ olgusu veya şüphesi ile karşılaştığında en çok ruhsal muayene aşamasında zorlandığını belirtti. Hekimlerin KYEŞ'ni bildirme konusunda isteksiz olmalarının en yaygın nedeni, yasal süreçler hakkında bilgi sahibi olmamalarıydı (%64,4). AH Arş.Gör., AT Arş.Gör.den daha büyük bir oranda hem kendisi hem de mağdurun güvenliğinden endişe ettikleri için bildirim konusunda çekinik davrandığını belirtti (%53,0, %20,0 p=0,001). Her iki bölümün araştırma görevlileri arasında bilgi puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p=0,100). AT Arş.Gör.nin tutum puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı farkla AH Arş.Gör.den yüksek bulundu (2,81±0,42, 2,69±0,33 p=0,032). Sonuç: Bölgemizde aile hekimliği ve acil tıp asistanlarının bilgi ve tutum puanlarının beklenen düzeyde olmaması hem lisans hem de uzmanlık eğitiminde KYEŞ konusunda teorik ve uygulamalı eğitim programlarına ve erişilebilir kaynaklara ihtiyaç olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi, acil tıp, asistan, kadına yönelik şiddet, kadın, PREMIS, Sağlık Çalışanlarının KYEŞ Konusunda Tutum ve Uygulamaları Ölçeği.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde çalışan asistan hekimlerde sosyal medya bağımlılık düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki
Amaç: Çalışmamızın amacı, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde görev yapan asistan hekimlerde sosyal medya bağımlılık düzeyini saptamak ve bunun yaşam kalitesi ile ilişkisini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde çalışan ve gönüllü olan asistan hekimler ile Aralık 2021 – Nisan 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde çalışan 576 asistan hekim oluşturmaktadır. Araştırmaya 106 kadın, 96 erkek olmak üzere toplam 202 asistan hekim katılmıştır. Asistan hekimler, Sosyodemografik Veri Toplama Anketi, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Versiyonu'nu (WHOQOL-BREF-TR) online anket yöntemi ile doldurmuşlardır. Veriler, SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 23.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Asistan hekimlerden 95'i (% 47,0) erkek, 107'si (% 53,0) kadındı. Asistan hekimlerin yaş ortalamaları 29,4±5,2 yıl (min: 24 max: 50), boy ortalamaları 170,2±9,2 cm (min:150, max:197), vücut ağırlıkları ortalamaları 70,6±14,3 kg (min:47, max:130), Beden Kitle İndeksi (BKİ) ortalamaları ise 24,2±3,6 kg/m2 (min:17,7 max:38,7) olduğu tespit edildi. Asistan hekimlerin Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği puan ortalaması 16,8 olarak bulundu. Yaşam kalitesi ölçeğinin alt parametreleri olan genel sağlık 49,4±20,0, fiziksel sağlık 57,8±17,8, psikolojik sağlık 52,0±16,3, sosyal ilişkiler 55,1±17,8, çevre 53,5±13,8 şeklinde sıralandı Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ile yatarken son bir kez sosyal medya hesabını kontrol etme, sabah uyanır uyanmaz sosyal medya hesabını kontrol etme, çok yoğun olunsa bile sosyal medya hesabını kontrol etme davranışları arasında anlamlı ilişki bulundu. Yaşam kalitesi ölçeği ile medeni durum, cinsiyet, kimlerle yaşadığı, meslekte kıdem/yıl, nöbet tutma durumu, fiziksel aktivite yapma sıklığı, sosyal medya kullanımına bağlı olarak uyku düzeninin etkilenmesi arasında anlamlı ilişki bulundu. Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği toplam puanı ile fiziksel sağlık (p=0,01 r=-0,18), psikolojik sağlık (p=0.002 r=-0,22), çevre (p=0,02 r=-0,166) ve WHOQOL (p=0,01 r=-0,187) alt ölçek puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu tespit edildi. Sonuç: Asistan hekimlerin büyük çoğunluğu sosyal medyayı günlük hayatında kullanmaktadır. Sosyal medyanın aşırı kullanımı, bağımlılık benzeri davranışlara neden olabilmektedir. Çalışmamızda, sosyal medya bağımlılığı düzeyi ile yaşam kalitesi alt ölçek puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Asistan hekimlerin yaşam kalitesinin kötüleşmesi, verecekleri hizmeti etkileyeceğinden hekimlerin yaşam kalitelerinin olabilecek en iyi durumda olması sağlık hizmetlerinin kalitesini arttıracaktır. Bu nedenle hekimlerin yaşam kalitelerine yönelik çalışmaların yapılması önemlidir. Aile hekimleri son yıllarda ciddi oranda artan sosyal medya kullanımı, bağımlılığı ve bu bağımlılığın yaşam kalitesine etkileri hakkında bilgi sahibi olmalı, gerektiğinde disiplinin ilkeleri doğrultusunda uygun danışmanlık hizmeti verebilmelidirler. Anahtar Sözcükler: Asistan hekim, Sosyal medya, Bağımlılık, Yaşam kalitesi, Aile hekimliği.
Aile hekimliği uzmanlık eğitiminde 6-24 ay çocuklarda tamamlayıcı beslenme eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada aile hekimliği asistanlarına 6-24 ay çocuklarda tamamlayıcı beslenme ile ilgili eğitim verilerek bu eğitimin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Öncesi-sonrası kontrol şeklinde bir müdahale çalışması özelliğinde olan çalışmamıza katılmayı kabul eden aile hekimliği asistanlarına, 4 ilde, yaklaşık 1 saatlik eğitim verildi. Eğitim öncesi ve sonrasında katılımcılara eğitim içeriğine yönelik 40 soruluk bir test uygulandı. Eğitimin değerlendirilmesi amacıyla katılımcılardan eğitim sonunda yazılı geribildirim alındı. Bulgular: Çalışmamıza %61,1'i kadın, %38,9'u erkek, toplam 113 hekim katıldı. Katılımcıların yaşları 24 ile 51 arasında olup, ortalama yaş 29,01±4,75 bulunmuştur. Katılımcıların %34,5'i evli; %43,5'i çocuk sahibiydi. Katılımcılar ortalama 4,06±4,61 (minimum=1; maksimum=27) yıldır hekimlik yapmaktaydılar. Katılımcıların %46,9'u şehir hastanesinde, %10,6'sı eğitim ve araştırma hastanesinde ve %42,5'i üniversite hastanesinde çalışmaktaydı; %17,7'si daha önceden tamamlayıcı beslenme ile ilgili eğitim almış, %82,3'ü almamıştı; %59,3'ü pediatri rotasyonunu tamamlamış, %27,4'ü henüz yapmamış ve %13,3'ü halen yapmaktaydı. Katılımcılar ön testten ortalama 26,75±4,88 sayıda doğru yaparken; son testten ortalama 37,19±2,74 sayıda doğru yaptılar. Katılımcıların eğitim sonrası doğru sayısının anlamlı arttığı görüldü (p<0,001). Verilen eğitim, katılımcılar tarafından 13 soruluk eğitimi değerlendirme formu ile 1'den 5'e kadar numaralandırılarak değerlendirildi. Ortalama memnuniyet 4,47± 0,69 bulundu. Sonuç: Verilen eğitim sonrası hekimlerin bilgi düzeyinin arttığı görülmüştür. Aile hekimliği asistanlarına 6-24 ay çocuklarda tamamlayıcı beslenme ile ilgili verilecek eğitimlerin belirli aralıklarla tekrar edilmesi, hekimlerin konuya yönelik bilgi ve farkındalıklarının arttırılması gerekir. Anahtar Kelimeler: Tamamlayıcı Beslenme, Emzirme, Sütten Kesme, Aile Hekimliği, Eğitim
D vitamini eksikliği ve osteomalazi hakkında aile hekimlerinin bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: D vitamini kemik sağlığında önemli rol oynamaktadır ve ayrıca vücutta birçok iskelet dışı hedef üzerinde de bir hormon görevi görmektedir. Osteomalazi yaygın kas ve kemik ağrısı ile seyreden ve hastaların birçoğunda D vitamini eksikliğine bağlı gelişen bir durumdur. Bu hastalarda D vitamini replasmanı şikayetlerinin gerilemesinde önemli bir role sahiptir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki aile hekimlerinin D vitamini eksikliği ve osteomalazi hakkındaki bilgilerini, tutumlarını ve tedavi yaklaşımlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Çalışmamızda, aile hekimliği uzmanları ve pratisyen aile hekimleri hedef nüfusu oluşturmuştur. Çalışmada veri toplamak amacıyla literatür taranarak Google Forms aracılığıyla hazırlanan anket formu kullanıldı. Anket toplam 37 soru içermekteydi. Bulgular: Çalışmaya katılan hekimlerin %95,5'i aile sağlığı merkezlerinde 25(OH)D seviyelerine bakamadığını belirtmiştir. Sağlıklı yetişkinlere D vitamini takviyesi öneren aile hekimliği uzmanları (%83,1) ile pratisyen aile hekimleri (%60,5) arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p=0.001). Katılımcıların 'Yaygın kemik ve eklem ağrısı, kemik hassasiyeti, kas güçsüzlüğü ve yürüme zorluğu olan bir hastada osteoporozdan daha çok osteomalazi akla gelmelidir' önermesine verilen cevapları incelendiğinde aile hekimliği uzmanları (%79,5) ile pratisyen aile hekimleri (%63,9) arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,044). Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlara göre; ülkemizde aile hekimi olarak çalışan uzman hekimler ve pratisyen hekimler arasında D vitamini eksikliği ve osteomalaziye yaklaşımlarında farklılıklar olduğunu ve standart bir yaklaşımın henüz yerleşmediğini düşünebiliriz. D vitamini hakkındaki bilgiler hızla geliştiği için, doktorların bilgisini tazelemek ve güncellemek adına hizmet içi eğitimler sürekli tıp eğitiminin vazgeçilmez bir parçası olmalıdır. Anahtar Kelimeler: D vitamini, Osteomalazi, Aile Hekimliği
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne başvuran hastaların yakınlarının acil serviste yaşanan şiddet olayları konusunda davranış-tutumları ve ilişkili faktörler
Amaç: Son yıllarda acil servislerde yaşanan şiddet olaylarında ciddi artış meydana gelmiştir. Bu çalışmada acil servislerde yaşanan şiddet olaylarının önüne geçilebilmesi için ihtiyaç duyulan düzenlemelerin tespit edilip gerekli önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma Mart 2015-Ağustos 2015 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisinde yapılmıştır. Acil servise başvuran 383 hastanın yakınlarından bilgilendirilmiş onam alındıktan sonra daha önceden hazırlanmış toplam 50 soruluk hastanın triyaj alan kodunu ve hasta yakınının sosyo-demografik özellikleri, şidddete maruziyeti, şiddet uygulama ve şiddet ile ilgili tutumunu sorgulayan anket yüz yüze görüşme yöntemi ile yapılmıştır. Bulgular: Acil serviste bir sağlık personeline şiddet uygulayanların oranı %20,6 iken, şiddet en fazla triyaj alanında, daha çok sözel şiddet (%93,7) olarak en sık doktorlara uygulanmıştı (%68,3). Katılımcıların üçte biri (33,1) acil servis çalışanlarının şiddeti hak ettiğini düşünürken, acil servis personeline şiddet uygulayan katılımcıların %98,8'i şiddet uygulama konusunda kendini haklı bulmaktaydı. Acil servislerde ki sorunların şiddetle çözülebileceğine inananların oranı %17,1, yaşanan şiddet olaylarının önlenemeyeceğini düşünenlerin oranı %39,1 idi. Acil servis çalışanları tarafından şiddete maruz bırakılma ile acil servis personeline şiddet uygulama arasında anlamlı pozitif ilişki tespit edilirken (r=0.541; p=0.0001), katılımcıların %15,1'i acilde bir hastanın kaybedilmesi durumunda acil servis personelinin öldürülmesini haklı görüyordu. Eğitim düzeyi arttıkça şiddet uygulama oranlarının oranı düşerken, hastanın triyaj alan kodu, katılımcının cinsiyeti, ruhsatlı silaha sahip olma durumu, hastaya yakınlık durumu ve psikiyatrik rahatsızlığının olup olmaması ile acil serviste sağlık personeline şiddet uygulama arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Tartışma ve Sonuç: Acil servislerde yaşanan şiddet olayları son yıllarda ciddi bir problem haline gelmiştir. Yaşanan olayların önüne geçilebilmesi için şiddetin genel bir toplumsal problem olduğunun kabul edilerek, toplumun her kesiminden katılımcıların bu problemin çözümü için bir araya gelmesi sağlanmalıdır.