Doktorlar-aile
Bu konu başlığı altında 102 tez
Trakya Üniversitesi Tıp fakültesi intörn doktorlarının prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi ve tutumları
Prekonsepsiyonel bakım gebelik, anne ve çocuk sağlığı için risk oluşturabilecek faktörlerin gebelik öncesi dönemde tespit edilip en aza indirilmesi için uygun müdahalelerin sağlanmasıdır. Prekonsepsiyonel bakım koruyucu sağlık hizmetlerinin bir parçasıdır. Hekimlere bu bakımın sağlanmasında büyük görev düşmektedir. Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmanın evrenini 01.05.2023 – 01.08.2023 tarihleri arasındaki intörn doktorlar oluşturmaktadır. Belirtilen sürede dönem 6'da 238 öğrenci mevcuttur. Çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden ve çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan 186 öğrenci çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan ilk bölümünde katılımcıların sosyodemografik bilgilerini sorgulayan, ikinci bölümünde ise prekonsepsiyonel bakım hakkında soruların olduğu bir anket çözdürüldü. Katılımcıların 85'i (%45,7) erkek, 101'i (%54,3) kadındı. Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 24,4±1,3 olup yaş ortalaması kadınlarda 24,3±1,2 erkeklerde 24,5±1,3 olarak saptanmıştır. Prekonsepsiyonel bakım ve danışmanlık kavramını daha önce duyup duymadıkları sorgulandığında 125 (%67,2) katılımcı evet, 61 (%32,8) katılımcı ise hayır cevabını vermiştir. Prekonsepsiyonel bakım kavramını duyanların %58'i fakülte derslerinde duyduğunu belirtmiştir. Düzenli egzersiz yapan katılımcıların doğru cevap sayısı, düzenli egzersiz yapmayan katılımcılara oranla anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. En çok yanlış yapılan sorular beslenmeyle ilgili sorular olmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre intörn hekimlerin prekonsepsiyonel danışmanlık bilgi düzeyleri oldukça düşüktür. İntörn hekimler olumsuz gebelik sonuçlarına neden olabilecek risk faktörlerini genel olarak biliyorlar fakat sadece gebelikte değil, gebelik öncesinde de önlem alınması gerektiği ve nasıl müdahale edilmesi gerektiği konusunda bilgi düzeylerinin arttırılmasına ihtiyaçları vardır. Anahtar kelimeler: Döllenme Öncesi Bakım, İntörnlük, Aile Hekimliği, Tutumlar
Trakya Üniversitesi Hastanesinde takipli erişkin Tip 2 Diyabetlilerde Akdeniz diyetine bağlılık durumu ve trigliserit-glikoz indeksi arasındaki ilişki
Diyabet yönetiminin en zorlu unsurlarından biri, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyumunu objektif olarak takip edebilmektir. Yaşam tarzı değişiklikleri içinde tıbbi beslenme tedavisine uyum başat roldedir. Bu çalışmanın amacı, Trigliserit-Glikoz (TyG) indeksinin, Tip 2 Diyabetli hastalarda Akdeniz diyetine bağlılık durumuyla olan ilişkisidir. Kesitsel tasarımlı bu çalışma, Kasım 2024 – Nisan 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniği'nde takip edilen 252 Tip 2 Diyabetli hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların beslenme düzeni Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile puanlanmış, metabolik durumları ise hastane yönetim bilgi sisteminde son altı ay içindeki en güncel laboratuvar verileriyle hesaplanan TyG indeksi ile analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede diyet bileşenlerinin etkisi adımsal regresyon, indeksin ayırt etme gücü ise ROC analizi ile incelenmiştir. Çalışma grubunda, MEDAS toplam puanı ile TyG indeksi arasında çok güçlü bir ters orantı saptanmıştır (r = -0.765; p <0.001). Regresyon analizleri, TyG indeksini düşürmede en etkili beslenme alışkanlıklarının şekerli/gazlı içecek kısıtlaması, ana yağ olarak zeytinyağı kullanımı ve kuruyemiş tüketimi olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, TyG değeri 8,97'nin altında olan bireylerin Akdeniz diyetine güçlü bir bağlılık gösterdiğinin (MEDAS ≥9) %85,7 duyarlılık ve %85 özgüllük oranıyla tahmin edilebilmesidir. Ayrıca bu çalışmada düzenli fiziksel aktivite ve bu aktivitenin sıklığının hem diyet uyumunda hem de insülin direnci üzerindeki etkililiği gösterilmiştir. TyG indeksi, Tip 2 Diyabetli hastalarda sadece insülin direncini değil, aynı zamanda hastanın beslenme disiplinini de yansıtan güvenilir bir biyobelirteçtir. Çalışmamız, bu indeksin 8,97 değerinin altına çekilmesinin, hastaların metabolik profilini diyabet öncesi risk seviyelerine döndürebileceğini (metabolik reset) göstermektedir. Aile hekimleri, maliyetli testlere gerek duymadan TyG indeksini kullanarak hastalarının diyet uyumunu objektif olarak izleyebilir.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi acil servis sağlık hizmetlerine başvuran hastaların birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanma durumlarının belirlenmesi
Ülkemizdeki acil servislerin yoğun olmasının en önemli nedeni acil servise çeşitli nedenlerle başvuran acil olmayan hastalardır. Acil servislerin uygunsuz kullanımı genel olarak "kazasız veya yaralanmasız gelişen, acil servis ihtiyacı olmayan ve birinci basamakta tedavi edilebilen sağlık sorunları için acil servislerin kullanılması" olarak tanımlanabilir. Bazı hastalar şiddetli semptomlarla bile herhangi bir sağlık hizmetine başvurmazken, bazıları hafif semptomlar için ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini ve acil servislerini tercih etmektedir. Bu da sağlık hizmetlerinin uygunsuz kullanımına yol açmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetinin merkezinde yer alan aile hekimlerine, acil servislere başvuru nedenlerini ve sıklıklarını azaltmada önemli görevler düşmektedir. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Acil Servis yeşil alanda 01.11.2021-01.04.2022 tarihleri arasında başvuran 250 birinci basamak sağlık hizmetlerinin kullanımını sorgulamak amacıyla yapıldı. 189 hastanın (%75,6) acile başvurmadan önce aile hekimine gitmediği, 143'ünün (%57,2) aile hekimine mesai dışında başvurmayı istediği, 217'sinin (%86,8) aile hekiminden memnun olduğu, acile şikayet olarak en sık üst ÜSYE sebebiyle (%24,4) başvuruldu görülmüştür. Aile hekimi tanıyanların ağırlıklı olarak >40 yaş grubunda olduğu, aile hekimine daha sık başvuranların kadınlar olduğunu belirledik. Eğitim düzeyi arttıkça, acil öncesi aile hekimine gitme oranının azaldığı görülmüştür. Literatür taramasında da benzer sonuçlar olduğunu görmekteyiz. Acilden önce aile hekimine giden 34 kişinin (%55,8) aile hekimi önerdiği için acile gittiği, acil için aile hekimine gitmeyen 90 kişinin (%47,6) kendisinin durumun acil olduğunu hissettiği için acil servisi tercih ettiği belirlenmiştir. Sonuç olarak hastalara verilecek birinci basamak hizmetleri ile ilgili eğitim, hastaların mevcut klinikleri hakkında aydınlatılması, mesai saatlerinin dışında da hizmet verebilmesinin düzenlenmesi, birinci basamaktaki hekime olan güveninin artırılması ve birinci basamakta görüntüleme ve tetkiklerin genişletilmesi ile acil servislerdeki yeşil alan başvurusunun azaltılabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Birinci Basamak, Acil Servis, Aile Hekimi
Tekirdağ ilinde görev yapan hekimlerin hekim sorumluluğu, malpraktis ve defansif tıp konuları hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Malpraktis ve defansif tıp son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde sıkça anılan kavramlardır. Bu çalışmada, Tekirdağ İl Merkezinde görev yapan hekimlerin defansif tıp konusundaki tutumları ve malpraktis konusundaki bilgi düzeylerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümündekatılımcıların çeşitli konularda fikirlerinin alındığı form, ikinci bölümde "Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği", üçüncü bölümde ise "Malpraktis Bilgi Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya Tekirdağ İl Merkezinde görev yapan çeşitli unvan ve branşlardan 216 hekim katılmıştır. İlk bölümünde katılımcıların malpraktis davalarında artış olduğunu ve malpraktis davasıyla karşılaşma risklerinin yüksek olduğunu düşündüğü, hekimlerin %13,4'üne dava açıldığı, %99,5'inin tıbbi hata yapmaktan korktuğu, büyük çoğunluğununTıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaptırdığı ancak kendisini güvende hissetmediği, birçoğunun bilirkişi kanaatlerine güvenmediği, malpraktis bilgi kaynakları arasında en önemli yeri meslektaşlar ve sosyal medyanın tuttuğu, hekimlerin hem pozitif hem de negatif defansif tıp tutumu sergiledikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde katılımcıların ortalama tıbbi hata tutum puanının 3,6 olduğu, dolayısıyla araştırmaya katılan hekimlerin, tıbbi hataların ve hata bildiriminin önemi hususunda ortalamanın üzerinde bir tutum sergilediği saptanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde hekimlerin %62,5'inin malpraktis düzeyi bilgi düzeyi açısından yeterli olduğu, 16-20 yıl hekimlik yapanların bilgi konusunda yeterli olma oranlarının en yüksek, 0-5 yıl yapanların ise en düşük olduğu, hakkında bir kez dava açılan hekimlerin hiç dava açılmayan hekimlere göre bilgi konusunda daha yeterli olduğu, saptanmıştır. Yapılan çalışmanın sonuçları ele alındığında malpraktis ve defansif tıp konularına tıp eğitiminde daha fazla yer verilmesi gerektiği, hizmet içi eğitimlere ağırlık verilmesi gerektiği, hekimlerin görev yaparken kendilerini güvende hissedebileceği yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarının ve fiziksel aktivite düzeylerinin obeziteyi önlemedeki etkisi
Obezite, olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili, multifaktöriyel bir hastalıktır. Hatalı beslenme ve fiziksel aktivite azlığının sebep olması, önlenebilir olduğunu düşündürmektedir. Polikliniğimize başvuranların sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgi ve tutumları ile fiziksel aktivite düzeylerini belirleyerek obeziteyle ilişkisini ortaya çıkarmayı hedefledik. Nisan - Eylül 2022 tarihlerinde 176 kadın, 125 erkek toplam 301 gönüllüye sosyodemografik bilgiler, beslenme ve fiziksel aktivite özelliklerini sorgulayan anket sorularına ilaveten Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form'u kullanılarak toplam 63 soruluk anket yüz yüze uygulanmıştır. Katılımcıların %20,3'ü obezdir. Katılımcılarımızın %33,9'unun inaktif ve %19,3'ünün ise çok aktif olduğu gözlenmiştir. SBİTÖ toplam puan ortalaması 77,8±11,6 olup, yüksek düzeydedir. Fiziksel aktivite seviyesi yüksek olanların daha düşük BKİ ve bel çevresine sahip olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda, obezlerin normal kilolulara göre daha olumlu beslendikleri bulunmuştur. BKİ arttıkça beslenme bilgisi azalmış ve SBİTÖ puanlarının artmıştır. Özetle, çalışmamızda obez bireylerin daha olumlu beslendiklerini, ve fiziksel aktivite seviyelerinin düşük olduğunu tespit ettik. Aile hekimleri, fiziksel aktivite ve beslenme davranışları açısından konusunda önemli bir konumdadırlar. Aile hekimliğinde, nüfusumuzun sağlığının geliştirilmesinde bu konumumuzu güncel bilgiler ışığında, beceri ve deneyimlerimizi kullanabilmekteyiz. Fiziksel aktivite ve beslenme danışmanlığı sadece obeziteden korunma ve tedavisinde değil, sağlıklı kişilerin iyilik halinin sürdürülmesinde oldukça önemli ve maliyet etkin bir uygulamadır. Anahtar kelimeler: Obezite, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite
Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi
Akne vulgaris; psikolojik sorunlara neden olabilen, tanı ve tedavisi birinci basamakta yapılabilen kronik bir deri hastalığıdır. Çalışmamız, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ölçülmesi ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra AYKÖ ve GADS uygulandı. Çalışmamıza 01.12.2021 ile 01.04.2022 tarihleri arasında dermatoloji polikliniğine başvuran AV tanılı 221 hasta katılmıştır. Hastaların %29,0'u akne nedeniyle dermatologdan önce aile hekimine başvurmuştur. Hastaların %4,5'i sevk ile dermatoloji polikliniğine gelmiştir. Çalışmamızda GADS skoru ile AYKÖ puanı arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kadın hastaların AYKÖ puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Akne sebebiyle AH başvurusu yapan hastaların AYKÖ puanları, aile hekimine başvurmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Çalışmamızda hastaların aile hekimine gitmeden dermatoloğa başvurduğu tespit edilmiştir. Hastalar bütüncül yaklaşımla biyopsikososyal açıdan değerlendirilmelidir. Akne tedavisinin aile hekimi tarafından başlanıp gerekli olduğunda dermatoloğa sevk edilmesinin hastaların yaşam kalitesini artıracağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Akne Vulgaris, Yaşam Kalitesi, Aile Hekimi
Samsun ilindeki aile hekimliği asistanlarının periyodik sağlık muayeneleri hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Sağlığın korunması ve iyileştirilmesi olarak özetlenebilecek koruyucu sağlık hizmetlerinin, periyodik sağlık muayeneleri ile geliştirilmesi amaçlanmıştır. Periyodik sağlık muayenesi (PSM); kişileri, yaşadıkları toplumdaki mortalite ve morbiditeyi en çok etkileyen rahatsızlıkların risk faktörlerine yönelik, kişinin cinsiyet ve yaş gruplarına göre kanıta dayalı olarak muayene ve tarama testlerinin gerçekleştirilmesi, danışmanlık ve hasta eğitimi faaliyetleri ile bağışıklamayı da kapsayan hizmet sunumudur. Çalışmamızın amacı Samsun ilinde görev yapan ve ileride birinci basamak sağlık hizmetlerini yürütecek olan aile hekimliği asistanlarının, Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" rehberine yönelik bilgi düzeylerini belirlemek ve bu konunun toplum sağlığı açısından önemini ve gerekliliğini vurgulamaktır. Gereç Yöntem: Analitik, kesitsel nitelikte planlanmıştır. Çalışmamızın evrenini Samsun ilinde çalışan 114 tam zamanlı aile hekimliği uzmanlığı (AHU), 23 sözleşmeli aile hekimliği uzmanlığı (SAHU) olmak üzere toplam 137 aile hekimliği asistanı oluşturmaktadır. Veriler, 2015 yılında yayınlanan Sağlık Bakanlığının "Aile hekimliği uygulamasında önerilen periyodik sağlık muayeneleri ve tarama testleri" adlı kılavuzdaki öneriler doğrultusunda, bu çalışmanın araştırıcıları tarafından literatürden yararlanılarak hazırlanmış olan veri toplama formundan elde edilmiştir. Veri toplama formumuzda ilk 14 soru, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ilgili olup devamındaki 65 soru PSM hakkındadır. Çalışmada veri analizi için SPSS (Statistical Packet for The Social Science) 25.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Kolmogorov-Smirnov testi, Spearman korelasyon analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Games-Howell Post-Hoc testi, chi square test kullanılmıştır. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 137 kişilik evrende; 97 AHU, 21 SAHU asistanı olmak üzere toplamda 118 kişiye ulaştık. Katılımcıların %82,2'si (n= 97) AHU asistanı olup %17,8'i (n= 21) SAHU asistanıdır. Hekimlerimizin yaş ortalaması 30,58'dir. Hekimlerin %55,9'u (n= 66) kadın %44,1'i (n= 52) erkektir. Hekimlerin %41,5'i (n= 49) aile sağlığı merkezinde (ASM) çalışmış olup %58,5'i (n= 69) hiç ASM'de çalışmamıştır. PSM toplam bilgi puanında hekimlerin ortalaması 65 puan üzerinden 51,72±6,11'dir. PSM toplam bilgi puanı ile AHU asistanlarının aile hekimliği asistanlığında geçirdikleri yıl arasında düşük düzey pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (rho= 0,243 p= 0,016). Yaşı 40 yaş üstü olan hekimlerin (n= 9) diğer gruplara kıyasla PSM toplam bilgi puanı daha yüksek bulunmuştur (p= 0,047). Çalışmamızda hekimlerin, hekimlik yaptıkları yıl ile PSM toplam bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p= 0,032). PSM toplam bilgi puanı ile ilgili rehberi okuma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (KW= 9,341 p= 0,025). ASM'de çalışma deneyimi daha fazla olan (6 yıl ve üzeri) hekimlerin PSM toplam bilgi puanı diğer gruplara göre yüksek bulunmuştur (p= 0,015). Asistanlık tipi SAHU olanların (n= 21) AHU olanlara (n= 97) kıyasla PSM toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (Z= -2,481 p= 0,013). Sonuç: Aile hekimlerinin PSM hakkındaki bilgi düzeylerinin yeterliliği, koruyucu sağlık hizmetleri adına önem arz eder. İlgili rehberi okuma durumunun, meslekteki tecrübe ve pratiğin, ASM'de çalışma deneyiminin, AHU asistanlığında geçirilen sürenin PSM bilgi düzeyi üzerinde olumlu etkisi olduğunu saptadık. PSM'nin sahada standardize edilmesi adına bulgularımızın, aile hekimliği asistan eğitiminin gelecekteki güncellemelerinde ve eğitim içeriğindeki önceliklendirmede pay sahibi olmasını diliyoruz. Anahtar kelimeler: Periyodik sağlık muayenesi, Aile hekimliği, Koruyucu sağlık hizmetleri, Bilgi düzeyi
Aile sağlığı merkezlerine kayıtlı hastaların proton pompa inhibitörü kullanımlarının akılcı ilaç kullanımı açısından değerlendirilmesi
Amaç: PPİ ilaçlar, mide asidini bloke ederek etki gösteren, dünyada ve ülkemizde 1980'lerden bugüne en sık reçete edilen ilaçlardandır. Her yaş grubunda kullanılabilmekte olup, tedavisi mide asit inhibisyonu yolu ile seyreden hastalıklarda elimizdeki en potent ilaç grubudur. PPİ ilaçlar, endikasyon dışında ve uzun sürelerde kullanılabilen ilaçlardır. Literatür verileri PPİ kullanım oranlarının ülkemizde 2022 yılında yaklaşık %40 olduğu göstermektedir. Bu çalışma ile Samsun İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile sağlığı merkezlerine başvuran hastaların PPİ kullanım prevalansını, uygunsuz PPİ kullanım sıklığını, hastaların PPİ kullanım davranışlarını ve bilgi düzeylerini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, kesitsel ve prospektif olarak dizayn edilmiştir. Çalışma 01.12.22- 01.03.2023 tarihleri arasındaki 3 aylık süreçte gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Samsun İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile sağlığı merkezlerine (ASM) kayıtlı kişiler oluşturmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri, mide koruyucu ilaçlar ile ilgili bilgi düzeyleri ve kullanım alışkanlıkları ile ilgili 35 soruluk veri toplama formu yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS (version 25.0. SPSS Inc.. Chicago. IL. USA) programı kullanılmıştır. P değeri için p<0,05 olan değerler anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %38,1'inin piyasadaki mide koruyucu ilaç isimlerini bilmediği saptanmıştır. Mide koruyucu ilaç isimleri bilenlerin en çok bildiği ilacın Lansoprazol olduğu bulunmuştur. Katılımcıların %86,7'si mide koruyucu ilaçların doktor önerisi ile kullanılması gerektiğini düşündüğü tespit edilmiştir. Katılımcıların %33,1'i çevresindekilere ilaç tavsiyesinde bulunduğunu belirtmiştir. Çevresindekilere ilaç tavsiyesinde bulunma durumunun eğitim düzeyiyle ilişkili olduğu bulunmuştur (p=0,002). Mide koruyucu ilaçların en sık reçete edildiği branşın (%37,8) Aile Hekimliği olduğu bulunmuştur. En sık uygunsuz PPİ kullanımının (8 haftadan uzun süre) olduğu branşın ise (%34,7) İç hastalıkları olduğu bulunmuştur. Çalışmaya katılan hastaların %39,2'sinin daha önce hiç mide koruyucu ilaç kullanmadığı saptanmıştır. Sonuç: Katılımcıların çeyreğinden fazlası mide koruyucu ilaç isimlerini bilmemektedir. Katılımcılar arasında en sık görülen sindirim sistemi hastalığı GÖRH'dir. Katılımcıların yarısından fazlası mide koruyucu ilaç fiyatlarını bilmemektedir. Katılımcıların mide koruyucu ilaç yan etkileri hakkında bilgi düzeyinin düşük olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaçların aç karnına kullanılması gerektiğini bilmektedir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaç tedavisine hekim önerisi ile başlanması gerektiğini düşünmektedir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaçlarını reçeteli tedarik etmektedir. Günümüzde kontrolsüz PPİ kullanımı küresel bir halk sorunu haline gelmiştir. Bu sorunu aşmak için toplumun, eczacıların ve hekimlerin bilinçlendirme çalışmaları arttırılmalıdır. Anahtar kelimeler: Akılcı ilaç kullanımı, proton pompa inhibitörleri, uzun süre kullanım, aile hekimliği.
Samsun ili Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan aile hekimlerinin Human Papilloma Virüs (HPV) aşısı ile ilgili bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Human Papilloma Virüs (HPV); epitel bölgeye tropizma gösterip benign cilt lezyonlarından anogenital bölge ve baş-boyun bölgesi kanserlerine kadar değişen spektrumda hastalıklara neden olabilmektedir. Bu hastalıklar içinde önemli olarak en sık karşımıza çıkan serviks kanseridir. Ülkemizde serviks kanseri kadınlarda görülen en sık dokuzuncu kanser olup jinekolojik kanserler içinde ise üçüncü en sık görülen kanserdir. HPV enfeksiyonunu önlemek için üretilen içindeki HPV genotiplerine göre değişen üç tip aşı bulunmaktadır. Bu çalışmada Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) görev yapan aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve çıkan verilerin literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Çalışma, 01.12.22-31.12.22 tarihleri arasında Samsun'da Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan aile hekimleri ile yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, HPV ile ilgili bilgi soruları, serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi soruları, HPV aşıları ile ilgili bilgi soruları ve HPV aşısı tutum ve davranışları ile ilgili sorular içeren 56 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veri analizi SPSS 26.0 paket programı ile yapılmış olup, istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma toplam 230 aile hekimi ile tamamlanmıştır. Hekimlerin %68,7'si erkek, %83'ü evli ve %35,2'sinin 15 yılın üzerinde aile hekimi olduğu saptanmıştır. HPV ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %69,5 olarak bulunmuş olup hekimlerin sosyodemografik özellikleri ile ilişki olmadığı görülmüştür. Serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %67,2 olarak bulunmuş olup cinsiyet ve yaş ile istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. 56 yaşın üzerindeki hekimlerin doğru cevap sayılarının azaldığı görülmüştür (p=0,027). Kadın hekimlerin doğru cevap ortalaması erkek hekimlere göre yüksek bulunmuştur (p=0,03). HPV aşıları ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %71,7 olarak bulunmuş olup 35 yaşın altındaki hekimlerin, 10 yılın altında hekimlik yapanların, 5 yıl ve altında aile hekimliği yapanların, hastalarına aşıyı önerenlerin doğru cevap sayılarının arttığı görülmüştür (sırayla p=0,001, p<0,001, p=0,03). Aşıyı öneren aile hekimlerinin önermeyen aile hekimlerine göre HPV aşısı ile ilgili bölüme verdiği doğru cevap sayı ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür (p=0,044). HPV aşısı olan %1,7 aile hekimi olup hepsi kadındır. Aile hekimlerinin %17,4'ü aşı ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu söylemiş,%83,9'u aşının rutin programa alınmasını istemiş, %68,3'ü aşıyı önermiştir. Aile hekimlerinin en sık HPV aşısını önermeme nedeni %79,5 ile aşının Sağlık Bakanlığı ulusal bağışıklama programında olmaması ve %63 ile aşının maliyeti olarak saptanmıştır. Bunları takip eden en önemli neden %53,4 ile aile hekimlerinin kendilerini aşı ile ilgili yeterli bilgi ve tecrübeye sahip görmemesidir. Sonuç: Aşılama oranlarının artmasında en önemli faktörlerden biri olarak hekim önerileri bulunmaktadır. Ülkemizde birincil koruma kapsamında olan aşılama hizmetleri birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında aile hekimleri tarafından verilmektedir. Aşı önermeyi etkileyen en önemli faktörler aşının rutin programda olmaması, aşının maliyeti ve aile hekimlerinin bilgi ve tecrübe eksikliğidir. Aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi eksikliklerinin giderilmesi için hizmet içi eğitimler verilmeli aşının rutin aşılama programına girmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi; Human Papilloma Virüs; HPV Aşıları; Tutum
Kamu yönetimindeki son düzenlemelere bağlı olarak aile hekimliğindeki gelişmeler
Dünyada değişen kamu yönetimi politikaları ile devletler birçok alanda çağın şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun reformlar yapmışlardır. Türkiye'de de bu Yeni Kamu Yönetimi (YKY) anlayışının yansımaları görülmüş ve dönemler halinde YKY anlayışına geçiş çalışmaları yürütülmeye başlanmıştır. Türkiye'nin son zamanlarda bu alanda yaptığı en köklü reformlar sağlık alanında olmuştur. Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) ile sağlık bakanlığı idari yapısı, merkez ve taşra teşkilatlanması, personel yapısı, finansal kaynaklar, sosyal güvenlik kurumu, birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumları teşkilatlanmaları yeniden yapılandırılmıştır. Sağlıktaki en kapsamlı değişikliklerden biri olan 'Aile Hekimliği' sistemi uygulamaya konularak birinci basamak sağlık hizmetleri tamamen çağdaş, YKY anlayışına uygun bir şekilde revize edilmiştir. Bu çalışmanın amacı kamu yönetimindeki gelişmelere bağlı olarak kamu yönetimi ve aile hekimliği sistemi hakkında bilgi vermek, sistemdeki yenilikler ve sağlık politikalarını değerlendirmektir. Anahtar Kelime: Kamu yönetimi, Aile hekimliği, Sağlıkta dönüĢüm programı
Van ili aile sağlığı merkezlerinde ve toplum sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının kanser tarama testleri hakkındaki bilgi düzeylerinin ve farkındalık durumlarının araştırılması
ÖZET Amaç: Çalışmamızın amacı birinci basamakta hizmet veren sağlık çalışanlarının kanser tarama testleri (KTT) hakkındaki bilgi seviyelerini ölçmek, risk grubundaki sağlık çalışanlarının KTT yaptırma durumlarını belirlemek, farkındalık oluşturarak gerek sağlık çalışanlarımızın gerekse halkımızın KTT'ye katılımının arttırılması ve KTT'ye katılımın arttırılması için sağlık çalışanlarının önerileri belirlenerek önlem alınmasını sağlamaktır. Materyal metod: Çalışmamız Van İli Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde (TSM) çalışan 301 sağlık çalışanı üzerinde anket yöntemiyle yapıldı. Anketimiz 32 sorudan oluşmaktadır. Cevaplar çoktan seçmeli ve boşluk doldurma şeklinde hazırlanmıştır. Anketler yüz yüze görüşme metodu ile doldurularak yapıldı. Sağlık çalışanlarının sosyodemografik özellikleri, kanserler hakkında bilgi seviyeleri, KTT hakkında ne derece bilgi sahibi oldukları, KTT yaptırma durumları, KTT yaptırmamışlarsa KTT yaptırmama sebeplerinin araştırılması ve KTT katılımını arttırmak için önerileri araştırılmıştır. Verilerin istatistiki incelenmesinde Statistical Package for the Social Sciences (SPSS 13) paket programı ve Ki-Kare testi uygulandı. Bulgular: Katılımcıların %3,3'ü (n:10) uzman aile hekimi, %36,5'i (n:110) pratisyen aile hekimi, %36,9'u (n:111) ebe, %20,6'sı (n:62) hemşire, %2,7'si (n:8) ebe ve hemşire harici aile sağlığı elemanı (acil tıp teknisyeni (ATT), paramedik, laborant) olarak çalışmaktaydı. Bireylerin %36,2'si (n:109) erkek, %63,8'i (n:192) kadın sağlık çalışanları olduklarını, %37,5 'i (n:113) bekar, %61,1'i (n:184) evli, %1,3'ü (n:4) boşanmış olduklarını belirttiler. Katılımcıların tamamı KTT'nin gerekli olduğunu düşünüyorken, %31,6'sı (n:95) KTT yaptırdığını bildirmiştir. KTT yaptıran sağlık çalışanlarının %37,8'i (n:36) ebe, %29,4'ü (n:28) pratisyen aile hekimi %25,3'ü (n:24) hemşire, %4,2'si (n:4) uzman aile hekimi ve %3,2'si (n:3) ebe ve hemşire harici aile sağlığı elemanı (ASE) olarak bulunmuş ve aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Katılımcılardan %25,9'u (n:78) serviks kanseri taramaları için uygun yaş aralığında bulunmaktaydı. Bunlardan %55,1'i (n:43) KTT yaptırdıklarını, %44,9'u (n:35) KTT yaptırmadıklarını bildirdiler. KTT yaptırmayanların %34,2'si (n:12) KTT yaptırmama sebeplerini belirtmezken %20'si (n:7) risk grubunda olmadıklarını düşünmekteydi. Katılımcıların %2,9'u (n:9) meme kanseri taramaları için uygun yaş aralığında bulunmaktaydı. Bunlardan %66,7'si (n:6) KTT yaptırdıklarını, %33,3'ü (n.3) KTT yaptırmadıklarını bildirdiler. KTT yaptırmayanların tamamı, KTT yaptırmama sebeplerini belirtmediler. Katılımcıların %78,1'i (n:235) KTT eğitimi aldıklarını, %74'ü (n:222) verilen eğitimlerin yeterli olmadığını, %92,7'si (n:279) halkın KTT'ye katılımının yeterli olmadığını bildirmişlerdir. 40 yaş ve üzeri sağlık çalışanlarının %27,8'i verilen KTT eğitimlerinin yeterli olduğunu düşünürken, 26-30 yaş grubu sağlık çalışanlarının %15,3'ü verilen KTT eğitimlerinin yetersiz olduğunu belirtmişlerdir. Aradaki fark istatstiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,004). Sağlık çalışanlarının KTT'ye katılımını arttırmak için katılımcıların sunduğu önerilerde; ilk üç sırada %29,5 (n:89) "Eğitim verilmeli.", %21 (n:63) "Eğitimin sıklığı arttırılmalı.", %12,6 (n:38) "Uygulamalı eğitim verilmeli." yer alırken, halkın KTT'ye katılımı için katılımcıların sunduğu önerilerde ilk üç sırada %40,8 (n:123) "Halkın eğitilmesi.", %32,5 (n:98) "Kamu spotu ile KTT tanıtılsın.", %14,2 (n:43) "Mobil KTT arttırılsın." yer almaktadır. Bireylerin %51,5'i (n:155) ülkemizde taramaları yapılan kanserleri, %75,4'ü (n:227) ücretsiz olarak uygulanan KTT'leri, %55,8'i (n:168) KTT'lerin ortak özelliklerini (ucuz olması, kolay uygulanabilir olması, yalancı negatifliğin düşük olması, yanlış pozitifliğin düşük olması, geniş kitlelere uygulanabiliyor olması), %33,9'u (n:102) KTT'den hangi kurumların sorumlu olduğunu doğru olarak bilmektedir. Sağlık çalışanlarının %51,2'si (n:154) ülkemizde en sık ölümlere yol açan iki hastalık grubunu, %83,1'i (n:250) en sık ölümlere yol açan kanser türünü doğru olarak cevaplamışlardır. En sık ölümlere yol açan kanser türü sorulduğunda pratisyen aile hekimlerinin %94,5'i (n:104), uzman aile hekimlerinin %90'ı (n:9), hemşirelerin %79'u (n:49), ebelerin %73,9'u (n:82), ebe ve hemşire harici ASE'lerin %75'i (n:6) doğru olarak cevap vermişler ve aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Katılımcıların %36,9'u (n:111) ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türünü doğru cevaplamışlardır. Kadınlarda en sık olarak görülen kanser türünü en yüksek oranda pratisyen aile hekimleri %75,5 (n:83) doğru cevap verirken, uzman aile hekimleri %70 (n:7) oranında doğru cevap vermişlerdir. En düşük oranda ise ebeler %46,8'i (n:52) doğru olarak cevaplamışlar ve aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Erkeklerde en sık görülen kanser türü sorulduğunda, katılımcıların %28,9'u doğru cevap vermişlerdir. Uzman aile hekimleri ve ebe, hemşire harici ASE'lerin %50'si (n:9) doğru cevap verirken, pratisyen aile hekimlerinin %39,1'i (n:43), en düşük olarakta ebelerin %18'i (n:20) doğru cevap vermişlerdir. Aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,002). Ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser sorusuna, 40 yaş ve üzeri sağlık çalışanları %50 (n:9) oranında doğru cevap verirken, 18-25 yaş grubu sağlık çalışanlarında %14,3 (n:6) oranında doğru cevap verilmiştir ve aradaki fark istatistiki açıdan anlamlı bulunmuştur (p:0,01). Katılımcıların %74,1'i (n:223) meme kanseri taramasının kaç yılda bir yapılması gerektiğini, %21,6'sı (n:65) meme kanseri taramalarında uygun yaş aralığını, %67,4'ü (n:203) meme kanseri taramalarında kullanılan testleri doğru olarak cevaplamışlardır. Meme kanseri taramalarında kullanılan testler sorgulandığında, pratisyen aile hekimlerinin %82,7'si (n:91) en yüksek oranda doğru cevap verirken, uzman aile hekimlerinin %80'i (n:8) ebelerin ise %54'ü (n:60) en düşük oranda doğru cevaplamışlardır. Aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Bu soruya verilen yanlış cevaplara bakıldığında, yanlış cevap verenlerin %68,3'ünün (n:67) USG'yi meme KTT'de kullanılıyor olarak bilmekte olduğu görülmüştür. Bu oran en yüksek ebelerde %31,5 (n:35) bulunurken, uzman aile hekimlerinde %10 (n:1) pratisyen aile hekimlerinde %.12,7 (n:14) olarak belirlenmiştir (p:0,006). Katılımcıların %53,2'si (n:160) serviks kanseri taramaları için uygun yaş aralığını, %86'sı (n:259) serviks kanseri taramalarında kullanılan testleri, %8'i (n:24) serviks kanseri tanısı konmuş hastalardaki Human Papilloma Virüs-Deoksiribo Nükleik Asit (HPV-DNA) pozitifliği oranını, %78,4'ü (n:236) serviks kanseri taramalarının kaç yılda bir tekrarlanması gerektiğini doğru olarak bilmektedirler. Serviks kanseri taramalarında uygulanan testler sorusuna ebeler %91 (n:101) doğru cevap oranı ile ilk sıradadır. Kolorektal kanser (KRK) risk grubunda katılımcı olmadığı için katılımcılardaki uygulanma oranı ile ilgili verimiz yoktur. Katılımcıların %89,7'sinin KRK taramalarında kullanılan yöntemleri doğru olarak bildikleri saptanmıştır. Çalışmamıza katılan bireylerin %28,6'sı (n:86) birinci derece akrabalarında KRK hikayesi olanların gaytada gizli kan (GGT) tarama testine kaç yaşında başlanması gerektiğini doğru olarak cevaplamışlardır. Birinci derece akrabalarında KRK olan kişilerde KRK taraması kaç yaşında başlanmalıdır sorusuna ebe ve hemşire harici ASE'lerin %37,5'i (n:3) doğru cevap verirken, uzman aile hekimlerinin %10'u (n:1), pratisyen aile hekimlerinin %36,4'ü (n:40) doğru olarak cevap vermişlerdir ve bu fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,002). Sonuç: Çalışmamızda birinci basamak sağlık çalışanlarının kanserler ve KTT'ler hakkında yeterince bilgiye sahip olmadıkları, bu konulardaki bazı bilgilerinin de yanlış olduğu saptanmıştır. Topluma bu anlamda danışmanlık yapan ve aynı zamanda rol model olan başta aile hekimleri olmak üzere sağlık çalışanlarımızdan kanserler için risk grubunda olanlarına bakıldığında kendilerine KTT yaptırma oranlarının son derece düşük olduğu belirlenmiştir. Hem sağlık çalışanlarının kendi sağlığı, hem de toplumdaki tüm bireylerin sağlığı açısından, sağlık çalışanı yetiştiren ya da çalıştıran tüm kurumlarda KTT'lere yönelik eğitimlere daha çok zaman ayrılarak sağlık çalışanlarının ve toplumun bu konuya dikkatinin çekilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Bazı aile hekimlerinin influenza aşısı hakkında bilgi, tutum ve uygulamaları
Bu çalışma Türkiye'de bazı aile hekimlerinin influenza aşıları ile ilgili tutumlarını, bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek, tutumlarının demografik özellikleri ile ilişkisini ve ayrıca aşı önerisi üzerine olan etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmaya Türkiye'nin farklı bölgelerinde birinci basamakta fiilen görev yapan ve gönüllülük esasıyla çalışmaya katılmayı kabul eden aile hekimleri dahil edilmiştir. Veri toplama formu internet üzerinden aile hekimlerine mail yolu ile ulaştırılmıştır. Form, sosyodemografik özellikler, deneyim ve iş yükü, aşı ve aşı ile önlenebilir hastalıklar ile ilgili deneyimler, influenza aşılama davranışlarına yönelik sorulardan ve Türkiye'ye adapte edilmiş "Gripten Korunmaya Yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (GKYSİMÖ)"nden oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde 388 aile hekimine ulaşılmış, 377 aile hekimi analizlere dahil edilmiştir. % 53'ü batı bölgesinden olmak üzere Türkiye 5 Bölge sınıflandırmasına göre tüm coğrafi bölgelerden katılım sağlanmıştır. Araştırmaya katılan aile hekimlerinin % 57,1'i erkek ve yaş ortalaması 44,5±9,1'dir; %63,5'inin son beş yıl içinde aşı ile önlenebilir hastalığı öyküsü olan, %14,6'sının ise öyküsünde influenza ile ilişkili olabilecek ciddi rahatsızlığı olan hastaları olmuştur. Araştırmaya katılan hekimlerin %41,5'i son 5 senedir grip aşısını düzenli olarak her sezon yaptırmıştır. Araştırmaya katılanların %42,7'si risk grubundaki hastalarına influenza aşısını mutlaka önermekte ve isteksiz hastalarını ikna etmek için zaman ayırmaktadır. Son 5 yıldır düzenli olarak grip aşısı yaptıran aile hekimlerinin GKYSİMÖ tüm alt gruplarda ve genel ölçek puanında daha yüksektir ve bu hekimler hastalarına influenza aşısını daha güçlü önermektedir, ailelerindeki bireylerin de düzenli olarak grip aşısı olmasını sağlamaktadır. Hekimlerin bireysel tecrübeleri grip aşısı olma kararını ve gripten korunmaya yönelik sağlık inancını etkilemektedir. Aile hekimlerin grip aşısı olma davranışını bilgiden çok sağlık inançları etkilemektedir.
Ankara merkez ilçelerde çalışmakta olan aile hekimlerinin çocukluk çağı rutin aşı uygulamaları ve aşı tereddütüne sahip ebeveyne yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Giriş: Aşı, bulaşıcı hastalıklardan korunma açısından önemini hala korumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre her yıl 3 milyon kişi aşılanarak aşı ile önlenebilir hastalıklardan korunmaktadır. Buna rağmen, dünyada artan bir aşı tereddütü durumu söz konusudur. Aşı tereddütü, sürekli izleme gerektiren karmaşık bir küresel sorundur. Aşı yüzdeleri yüksek Amerika Birleşik Devletleri'nde bile sağlık çalışanlarının %85'inin her yıl en az bir ailede aşı tereddütü olma durumu ile karşılaştığı belirtilmektedir. Aşı tereddütünün çok faktörlü ve karmaşık nedenlerinin olması birey, aşı tedarikçisi, sağlık sistemi olmak üzere ulusal seviyelerde geniş bir yaklaşım yelpazesi gerektirmektedir. Ortaya çıkan tereddüt karşısında, sağlık çalışanları en güvenilir danışman olmakta ve ailenin çocuğunun aşılama kararlarında etkili olmaya devam etmektedir. Birinci basamak hizmetinde çocukluk çağı aşılanmasında en büyük sorumluluk aile hekimlerine düşmektedir. Sağlık çalışanlarının aile ile aşı hakkındaki iletişimi, aşılama yaklaşımı, aşı tereddütü varlığındaki yaklaşımları hakkında çalışma çok sınırlıdır. Bu nedenle, Ankara ili merkez ilçelerdeki aile hekimlerini temsil eden bir grupta, hekimlerin rutin çocuk aşıları uygulama yaklaşımları ve aşı tereddütü durumunda nasıl bir yol izlediklerini değerlendirmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Yöntem: Ankara ili merkez ilçelerinde çalışmakta olup araştırmaya dahil edilecek aile hekimleri tabakalı rastgele olarak belirlenmiştir. Araştırma kesitsel tipte bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırma sonunda 598 kişi çalışmaya katılmayı kabul etmiştir (örneklemin %90'ı). Araştırmada başlıca ilçe, aile hekimliği uzmanlığının olma durumu, aile hekimi olduğu süre, aile hekimine kayıtlı nüfus, kayıtlı 0-24 ay çocuk sayısı, aşı eğitimine katılma durumu, aşı tereddütü eğitimine katılma durumu, bilgi, tutum ve davranış puanının; aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu (5li likert olarak sorular sorulmuş olup tamamlama durumu için her zaman yapılması 5 puan, hiçbir zaman yapılması 1 puan olarak kodlanmıştır) üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Analizlerde ki-kare, student t testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon testi ve bu analizlerde anlamlı gelen literatürle de uyumlu olan değişkenlerin aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu puanları üzerindeki etkisini değerlendirmek için çoklu lineer regresyon modeli kullanılmıştır. Sonuç: Aşı tereddütü ile karşılaşma her ilçede varken (%58) son yaşanan aşı tereddütünün olma durumu en fazla Pursaklar'da (%94,1), en az Çankaya'da (%42,9) olmuştur. Lineer regresyon modeline göre aileye sorulabilecek soru tamamlama durumu, rutin aşı uygulamasında yapılabileceklerin tamamlanma durumu, aşı tereddütü ile karşılaşma durumunda yapılabilecekleri tamamlama durumu puanları üzerinde cinsiyet, yaş, aile hekiminin uzman olma durumu, kayıtlı nüfus ve 0-24 ay çocuk sayısının etkisi bulunmamaktadır. Davranış puanı her üç puana da etki etmekte ve davranış puanı artamasıyla bakılan puanlar da artmaktadır (sırasıyla β=0,285;0,346;0,361). Yüksek eğitim seviyesine sahip ilçelerde (Çankaya, Etimesgut, Yenimahalle) çalışan aile hekimlerinin aileye sorulabilecek soru ve aşı tereddütü ile karşılaşmada yapılabileceklerin uygulanma sıklığından aldığı puanlar daha düşük olmakta ancak tereddütle kaşılaşmada alınan puana etki etme durumunda istatiksel anlamlılık bulunmamaktadır. Aile hekiminin bulunduğu ilçedeki ailelerin özellikleri ve aile hekiminin davranışı rutin aşı uygulama ve aşı tereddütü yaklaşımlarında etkili olabilir. Bu konuda ilçeye özgü müdahalelerin yapılması ve aile hekimine aşı yaklaşımı konusunda eğitim verilmesi uygun olabilir.
Aile hekimlerinin bir üniversite hastanesi astım polikliniğinden hizmet alan çocukların sağlık hizmetlerinin eşgüdümünü sağlayabilme düzeyi
Giriş ve Amaç: Birinci basamak sağlık hizmetlerinin temel fonksiyonlarından biri olan eşgüdüm; hastayla ilgili tüm bilgilerin birinci basamak tarafından bir araya getirilmesi ve hastanın bakımı sırasında kullanılmasıdır. Eşgüdüm sağlanması, kronik bir hastalık olan astımın yönetim sürecindeki en temel bileşenlerden biridir. Bu çalışmanın amacı; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Polikliniğinden hizmet alan astım tanılı 3-18 yaş grubu çocukların, aldıkları sağlık hizmetleri için aile hekimlerinin eşgüdüm işlevini gerçekleştirebilme düzeylerinin ve bu düzeyle ilişkili bağımsız değişkenlerin belirlenmesidir. Bunun yanında birinci basamağın ilk başvuru, erişilebilirlik, kapsayıcılık ve süreklilik fonksiyonlarının ne düzeyde gerçekleştirildiğinin saptanması, astım için aldıkları tüm sağlık hizmetlerinin tanımlanması ve aile hekimlerinin eşgüdüm işlevini gerçekleştirme düzeylerinin değerlendirilmesi için bir ölçek geliştirilmesi de amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel-analitik tasarım tipinde olan bu çalışma ölçek geliştirmeye yönelik metodolojik bir tasarım boyutu da içermektedir. Çalışmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Polikliniğinden hizmet alan astım tanılı çocuklar oluşturmaktadır. Evren 650, güven aralığı % 95, hata payı % 4 ve eşgüdüm işlevini gerçekleştirme prevalansı % 50 alınarak örneklem büyüklüğü 312 olarak hesaplanmıştır. Polikliniğe beş aylık veri toplama sürecinde başvuran 334 çocuğun dahil olma ve çıkarılma kriterlerine göre değerlendirilmesinden sonra, kalan 320 (% 96,6) çocuk çalışma grubunu oluşturmuştur. Çalışmanın bağımlı değişkeni, astım tanılı çocukların aldıkları tüm sağlık hizmetleri için aile hekiminin eşgüdüm işlevini gerçekleştirebilme düzeyidir. Bu düzeyin değerlendirilmesinde; dört aşamada geliştirilen "Çocukluk Astımının Yönetiminde Aile Hekimlerinin Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Temel Fonksiyonlarını Gerçekleştirebilme Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır. Bağımsız değişkenler ise; sosyo-demografik ve ekonomik, astım öyküsüne yönelik, astım hastalığının mevcut durumunu yansıtan ve aile hekimi ile ilgili değişkenler olmak üzere dört başlık altında gruplandırılmıştır. Değişkenleri içeren anket formundaki sorular; çocuğun sağlık sorunlarını ve astımla ilgili aldığı tüm hizmetleri bilen kişiye, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları ve Alerji Bilim Dalı Polikliniği toplantı salonunda, polikliniğe başvuru gününde araştırıcı tarafından yüz-yüze görüşülerek sorulmuştur. Toplanan verilerin istatistiksel analizinde, eşgüdüm düzeyini gösteren bir skor üretilmiştir. Eşgüdüm skoru ile ilişkili faktörlerin saptanmasında; Student T, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis testi, Spearman Korelasyon Analizi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Geliştirilen ölçeğin güvenilirliğinin belirlenmesinde Cronbach alfa katsayısı hesaplanmış, yarıya bölme ve madde ile toplam arasındaki korelasyonlar yöntemi kullanılmıştır. Yapı geçerliliğinin belirlenmesinde temel bileşenler analizi seçilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 11,84±3,82 olan çocukların; annelerinin % 63,7'si, babalarının ise % 73,2'si lise veya üzeri eğitim düzeyine sahiptir. Hanede kişi başına düşen aylık gelir, çocukların % 48,1'inde 500 TL'nin üzerindedir. Astım tanısı almadan önce şikayetleri başladığında, her yedi çocuktan birinin sağlık ocağı ya da aile hekimine başvurduğu, her üç çocuktan birine üniversite hastanesinde astım tanısının konulduğu, astım için sürekli hizmet kaynağı olan çocukların % 69,0'ında bu kurumun üniversite hastanesi olduğu belirlenmiştir. Çocukların yarısının son bir yılda aile hekimlerine hiç başvurmadıkları saptanmış ve herhangi bir sağlık sorunu için bir sağlık kurumuna başvuru ortalaması 5,12±2,58 olarak hesaplanmıştır. Çalışma grubunun % 16,9'u kayıtlı olunan aile hekiminin adını hatırlamadığını ifade etmiş ve her beş çocuktan birinin aile hekiminin astım tanısından haberdar olmadığı belirlenmiştir. Geliştirilen ölçeğin; "aile hekiminin erişilebilirlik, ilk başvuru ve süreklilik fonksiyonları", "sağlık hizmetlerinin eşgüdümü ve kapsayıcılığı", "koruyucu hizmetler", "ücretli aşılarla ilgili hizmetler" olmak üzere dört alt boyuttan ve 25 maddeden oluştuğu, açıkladığı toplam varyansın % 69,7 ve Cronbach alpha katsayısının 0,939 olduğu belirlenmiştir. Toplam skor ortalaması 2,33±0,70 olan ölçeğin, alt boyutlarına ait skor ortalamaları sırasıyla; 3,83±1,16, 1,57±0,72, 1,54±0,78 ve 1,70±0,97'dir. Aile hekimi tarafından eşgüdümün sağlanamaması olasılığı; babanın eğitim düzeyi lise ve üstünde olan çocuklarda 2,07 kat, annesi düzenli çalışan çocuklarda ise 2,18 kat daha yüksek bulunmuştur. Çocuğun kayıtlı olduğu aile hekiminin adının hatırlanmaması; eşgüdümsüz kalma olasılığını 4,11 kat arttırmaktadır. Aile hekimine başvuru sayısındaki her bir birimlik artış yetersiz eşgüdüm olasılığını % 47,7 oranında azaltmaktadır. Sonuç: Bu çalışmada; aile hekimlerinin oldukça sınırlı bir düzeyde eşgüdüm sağlayabildikleri gösterilmiştir. Annenin çalışmaması, babanın eğitim düzeyinin lise altında olması, aile hekiminin isminin bilinmesi ve aile hekimine başvuru sayısının fazla olması artan eşgüdüm düzeyi ile ilişkilidir. Ayrıca, geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir sonuçları bulunduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Birinci basamak sağlık hizmeti; Aile hekimi; Eşgüdüm; Çocuk; Astım; Geçerlilik; Güvenilirlik
Somatik belirti bozukluğu olan hastaların yönetimine ilişkin ikinci ve üçüncü basamak sağlık birimlerinde çalışan hekimlerin bilgi, beceri, tutum ve algılarının araştırılması
'Somatik belirti bozukluğu' geçmişten bu yana farklı şekillerde adlandırılmış semptomlar veya vakalar grubunu ifade etmektedir. Hastalık sınıflamasında bu semptom grubunu veya vakaları tanımlamak için zaman içinde 'tıbbi olarak açıklanamayan semptomlar', 'somatoform bozukluk', 'bedensel stres sendromu', 'psikosomatik bozukluk', 'somatik belirti bozukluğu' gibi terimler kullanılmıştır. Bu vakalarda semptomlar hafif ve kendi kendini sınırlayan durumlardan fonksiyon kaybına neden olabilen veya yaşam kalitesini ciddi şekilde bozan şiddetli semptomlara kadar uzanan bir aralıkta olabilir. Çalışmamızda son dönemde yaygın olarak kabul görmüş 'somatik belirti bozukluğu'(SBB) terimi kullanılmıştır. SBB vakaları ikinci ve üçüncü basamakta görev yapan uzman hekimlerin oldukça sık karşılaştıkları vakalardır. Bu bağlamda çalışmamızda SBB'ye ilişkin terminoloji, klasifikasyon, tanı ve tedavi yaklaşımlarının derlenmesi ve bölgemizdeki uzman hekimlerin SBB vakalarına ilişkin bilgi, beceri, tutum ve algılarının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız, ülkemizde, SBB hastaları da dahil, ikinci ve üçüncü basamakta büyük bir iş yükü olduğunu doğrulamaktadır. Katılımcıların %77,4'ü haftada 1-10 veya daha fazla sayıda SBB vakası ile karşılaştıklarını belirtmişlerdir. SBB vakasıyla karşılaştıklarında katılımcıların en sık hissettiği durumlar; tanıyı atlama korkusu(%34,2) ilgi/merak(%23,6) ve kayıtsızlık/umursamazlık(%12,5) şeklinde bulunmuştur. SBB vakalarına ilişkin katılımcıların en sık tercih ettiği yönetim stratejileri; 'hastayı dinlemek'(%54.3), 'bilgi vermek'(%15.9), 'güven ve destek sağlamak'(%11,5) şeklinde tespit edilmiştir. Çalışmamız, uzman hekimlerin SBB vakaları ile başa çıkmada yaşadıkları güçlükleri ve bu alandaki iş yüklerini ortaya koymuştur. Bu vakaların yönetimine ilişkin özellikle uzman hekimlere yönelik tanı, tedavi ve yönetim kılavuzlarının geliştirilmesi ve hekimlerin bu alana ilişkin eğitim eksiklerinin giderilmesi önemlidir.
Trabzon il merkezindeki pediatri kliniklerinde çalışan hekim ve hemşirelerin çocuk istismarı ve ihmali konusundaki bilgi ve farkındalık düzeyleri
Amaç: Çalışma, pediatri kliniklerinde çalışan hekim ve hemşirelerin çocuk istismarı ve ihmaline yönelik bilgi ve farkındalıklarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı tipte olup, gerekli izinler alındıktan sonra, Trabzon il merkezine bağlı hastanelerin pediatri kliniklerinde görev yapan ve araştırmaya katılmada gönüllü olan 53 hekim ve 180 hemşire ile Ocak–Aralık 2016 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hekimlerin %58.5'inin, hemşirelerin ise %97.2'sinin kadın olduğu, hekimlerin %58.5'inin 27-35 yaş arası, hemşirelerin ise tüm yaş gruplarında eşit dağıldığı ve çoğunluğun (hekim %66, hemşire %58.3) evli olduğu belirlenmiştir. Hekimlerin %43.4'ünün, hemşirelerin ise %25'inin çocuk istismar ve ihmali konusunda eğitim aldıkları ve eğitim alma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p=0.010). Hekimlerin çocuk istismar ve ihmalinin belirti ve risklerinin tanılanması formu genel puan ortalamasının (3.92±0.32) hemşirelere (3.63±0.34) oranla ve çocuk istismar ve ihmali konusunda eğitim alan katılımcıların ölçek puan ortalamalarının (hekim 4.05±0.33, hemşire 3.77±0.42) da eğitim almayanlara oranla anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Hekim ve hemşirelerin çocuk istismar ve ihmali konusunda bilgi ve farkındalıklarının orta düzeyde olduğu, çoğunun çocuk istismar ve ihmali konusunda daha önce eğitim almadığı, yasal yükümlülük ve bildirim yapma süreci ile ilgili bilgi eksikliklerinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: istismar, ihmal, farkındalık, hekim, hemşire, çocuk
Obstrüktif uyku apne sendromu hakkında Ankara ilinde birinci basamakta görev yapan pratisyen ve uzman aile hekimlerinin bilgi, tutum ve davranışları
Amaç: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, değişen yaşam ve yemek alışkanlıklarının ve artan obezitenin sonucu olarak dünyada giderek yaygınlaşmakta olan ve tüm toplumu etkileyen önemli bir sorundur. Bu çalışmanın amacı Ankara ilindeki aile sağlığı merkezlerinde görev yapan uzman ve pratisyen aile hekimlerinin Obstrüktif Uyku Apne Sendromu hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını ölçmek ve aile hekimlerinde OSAS ile ilgili farkındalık ve merak oluşturmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel bir çalışma olup Ankara'nın merkez ilçelerinde görev yapan uzman ve pratisyen aile hekimlerine 15.04.2023-30.07.2023 tarihleri arasında yüz yüze anket uygulaması yapılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın yürütülebilmesi için önce Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'ndan etik kurul onayı, daha sonra Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü'nden araştırma izin onayı alınmıştır. Çalışmamızda %20 temsiliyet oranı göz önünde bulundurularak ulaşılan 296 aile hekimine Obstrüktif Uyku Apne Sendromu'na yönelik 17 soruluk "sosyodemografik veri ve obstrüktif uyku apne sendromu tutum ve davranış anketi" ile 20 soruluk "obstrüktif uyku apne sendromu bilgi düzeyi ölçme anketi" uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 11.5 programı kullanılmıştır ve sonuçlar p<0,05 olduğunda istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza %78,4'ü (232) pratisyen, %21,6'sı (64) uzman olmak üzere toplam 296 aile hekimi katılmıştır. Katılımcıların %55,4'ü (164) kadın, %44,6'sı (132) erkek aile hekimlerinden oluşmakla birlikte yaş aralığı min. 24, max. 71'dir ve yaş ortalaması 48,84±9,89 olarak gerçekleşmiştir. Katılımcıların %63,5'i meslekte 21+ yıldır görev yapmaktadır. En fazla katılımcı olan ilçeler Keçiören (%17,6) ve Çankaya (%16,9) iken en az katılımcı Gölbaşı (%3) ve Pursaklar (%3) ilçelerinde olmuştur. Katılımcıların %55,4'ü çevrelerinde OSAS'lı bir birey olduğunu ifade ederken OSAS ile ilgili bir eğitim aldığını belirten katılımcıların oranı %23 düzeyinde gerçekleşmiştir. Katılımcılara OSAS hakkında tutum, davranış ve yeterliliklerini nasıl gördüklerine dair sorduğumuz beşli likert tipi anket sorularında, katılımcıların %47'si OSAS hakkındaki bilgi düzeyini "orta düzeyde" olarak cevaplamıştır. Katılımcılara OSAS'ı ne kadar önemli bir hastalık olarak gördükleri sorulduğunda ise katılımcıların %85,8'i "önemli" veya "çok önemli" bir hastalık olarak gördüklerini belirtmiştir. OSAS için risk altındaki bireyleri belirlemede kendilerine olan güvenlerinin sorulduğu soruya katılımcıların %42,9'u "orta düzeyde" yanıtını vermiştir. OSAS'lı hastaları doğru şekilde yönetebilmek ve yönlendirebilmek konusunda katılımcılar %36,1 ile en fazla "orta düzeyde" kendime güveniyorum yanıtını verirken bunu %32'8 ile "biraz güveniyorum" yanıtı takip etmiştir. Geceleri horlama ve gün içinde uyuklama tarif eden hastalarda hangi sıklıkla OSAS düşündüklerinin sorgulandığı soruya katılımcıların %60,1'i "çoğu zaman" veya "her zaman" yanıtını vermişlerdir. Bahsi geçen 5 soruda da uzman ve pratisyen aile hekimleri arasında anlamlı bir fark mevcuttur (p<0,05). Katılımcılar OSAS bilgi düzeyi ölçme anketimizdeki 20 soruya ortalama 11,64 (%58,2) doğru yanıt vermişlerdir. Cinsiyet, görev, meslekteki çalışma süresi, çalışılan ilçe, çevresinde OSAS'lı birey varlığı ve OSAS'la ilgili eğitim alma durumu ortalama doğru yanıt oranı açısından anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). Ancak katılımcıların OSAS'la ilgili kendi bilgi düzeylerini değerlendirme puanları ile bilgi düzeyi ölçme anketine verdikleri cevaplarda anlamlı farklılık mevcuttur (p<0,001). Kendi bilgi düzeylerini 1 puan olarak değerlendirenler bilgi düzeyi ölçme anketinde ortalama 8,65 (%43,25) soruya doğru yanıt verirken bu kendilerine 4 puan verenlerde 13,19 (%65,95), 5 puan verenlerde 12 (%60) olarak gerçekleşmiştir. Aynı şekilde katılımcıların OSAS için risk altındaki bireyleri belirlemek konusunda kendilerine olan güvenlerini puanlamaları ile bilgi düzeyi ölçme anketi sorularına verilen ortalama doğru yanıt sayıları karşılaştırıldığında da anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,001). OSAS için risk altındaki bireyleri belirlemede kendilerini 1 puan olarak değerlendirenler bilgi düzeyi ölçme anketinde ortalama 8,39 (%41,95) soruya doğru yanıt verirken bu kendilerine 4 puan verenlerde 13,06 (%65,33), 5 puan verenlerde 13,09 (%65,45) olarak gerçekleşmiştir. Sonuç: Araştırmamızda Ankara'da birinci basamakta görev yapan aile hekimleri tarafından OSAS'ın öneminin farkında olunduğu ancak bilgi düzeyinin benzer birçok çalışmaya göre daha düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. Uzman aile hekimlerinin pratisyen aile hekimlerine göre OSAS'la ilgili kendi bilgi düzeylerini değerlendirmeleri ve risk altındaki bireyleri belirlemede kendilerine olan güvenleri anlamlı şekilde farklı olması aile hekimliğinde uzmanlık eğitimi almanın önemini göstermektedir. Özellikle dünyada artan obezitenin de etkisiyle prevalansı yükselen OSAS'a yönelik eğitimler tıp fakültelerinde ve Sağlık Bakanlığı hizmet içi eğitimlerinde artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Apne, Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OSAS), Aile Hekimliği, Aile Hekimi, Birinci Basamak
Aile hekimliği araştırma görevlilerinin alkol ve madde kullanım bozuklukları konusunda bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Alkol ve madde kullanım bozuklukları ülkemiz gibi gelişmekte olan toplumları daha çok etkilemekle birlikte tüm dünyada önemli bir toplum sağlığı problemidir. Birinci basamakta riskli kullanıcıların belirlenmesi ve yapılacak kısa müdahalelerle bağımlılık büyük oranlarda engellenebilmektedir. Bu araştırma Ankara İl Merkezinde bulunan eğitim ve araştırma hastanelerinde görev alan aile hekimliği araştırma görevlilerinin alkol ve madde kullanım bozuklukları konusunda bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan 144 Aile Hekimliği Araştırma Görevlisi dâhil edilmiştir. Hekimlere alkol ve madde kullanım bozuklukları ile ilgili bilgi düzeyi ve tutumlarını değerlendirmek üzere 37 soruluk bir anket uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler SPSS for Windows 20,0 Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Niteliksel verilerde gruplar arası farklılıklar incelenirken Student T, One Way Anova, Mann Withney-U, Spearman korelasyon analiz, Pearson korelasyon analizi, Kruskal -Wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p< 0,05 alınmıştır. Bulgular: Araştırmamıza toplam 144 hekim katılmış olup, %38,9'sı (n=56) erkek, %61,1'i (n=88) kadındır. Araştırmamıza katılan hekimlerin %91,7'si (n=132) Aile Hekimliği Asistanı olmadan önce başka bir kurumda görev yapmış; %8,3'i (n=12) ise Aile Hekimliği Asistanı olmadan önce başka bir kurumda görev yapmamıştır. Araştırmamıza katılan Aile Hekimliği araştırma görevlilerinin %28,4'ü (n=41) günlük ortalama 21-40 hasta, %25,6'sı (n=37) günlük ortalama 41-60 hasta, %27,7'si (n=40) günlük ortalama 61-80 hasta baktıklarını ifade etmişlerdir. Araştırma anketimizi cevaplayan hekimlerin %12'si (n=17) daha önce bağımlılık merkezinde çalıştığını belirtmiştir. Araştırmamıza katılan hekimler alkol ve madde kullanım bozukluğu hastaları ile günlük pratiklerinde karşılaşma sıklıklarını %45,8'i (n=66) yılda 3-4 kez, %30,6'sı (n=44) ayda 3-4 kez olarak belirtmişlerdir. Hekimlerin %49'u (n=70) hastalarına günlük pratiklerinde muayene sırasında sigara kullanımlarını sıklıkla sorguladıklarını belirtirken bu oran alkol kullanımı için %26 (n=38), madde kullanımı için %17'dir (n=24). Araştırma anketimizin hekimlerin bilgi düzeyini ölçmeye yönelik olarak sorulan "ICD-10 tanı kriterlerine göre alkol ve madde kullanım bozukluğu tanıları koyabiliyor musunuz?" sorusuna %25'i (n=36) Evet, %75'i (n=108) Hayır cevabı vermiştir. Anketimize katılan 144 hekimin bilgi düzeyi sorularına verdiği doğru cevapların ortanca değeri 100 (yüz) üzerinden 50,00 (Min:6,25 Maks:81,25) olarak bulunmuştur. Çalışmamızda hekimlerin alkol ve madde kullanım bozuklukları ile ilgili bilgi düzeylerinin yaş gruplarına göre değerlendirilmiş olup, yaş grupları arasındaki alkol ve madde kullanım bozuklukları ile ilgili bilgi düzeyi farkı istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,04). 31-35 yaş aralığındaki hekimlerin 36-40 yaş aralığındaki hekimlere kıyasla alkol ve madde kullanım bozuklukları ile ilgili bilgi düzeyi açısından daha geride olduğu görülmüştür. Çalışmamızda bağımlılık merkezinde çalışmış olan hekimlerin, alkol ve madde kullanım bozuklukları açısından bağımlılık merkezinde çalışmayan hekimlerden daha bilgili olduğu görülmüştür. Sonuç: Aile hekimlerinin alkol ve madde bağımlılığı konusunda aktif rol alabilmeleri için öncelikle bu konuda bilgi donanımları yeterli düzeyde olmalıdır. Bunun sağlanabilmesi için Tıp Fakültesi müfredatında yeterli oranda, beceriye dayalı ve kapsamlı olarak alkol ve madde bağımlılığı üzerine eğitimler yer almalıdır. Bu eğitimler mezuniyet sonrası ve hizmet içi eğitimlerle desteklenerek sürekli hale getirilmelidir. Herhangi bir sebeple başvuruda alkol ve madde kullanım bozukluğu olan hastalar başvuru anında tespit edilmeli, riskli içicilik düzeyi belirlenmeli, ilgili organik bir patoloji tespit edildiyse tedavisi düzenlenmeli ya da ilgili bölümlere konsülte edilerek tedavisi düzenlenmelidir. Madde kullan yaklaşık her dört kişiden üçünün madde kullanımına yirmi yaş altında başladığı gösterilmiştir. Aile hekiminin madde kullanımı için risk kabul edilen ergenlik dönemindeki nüfusunu tanıması ve erken dönemde oluşabilecek değişiklikleri fark etmesi önem taşır. Aile hekimleri alkol ve madde bağımlılığı konusunda kendi nüfuslarına yönelik koruyucu hizmet sunabilecek bilgi ve beceriye sahip olmalıdırlar. Madde kullanımına yönelik anamnezi alıp tarama sorularını bilmeli, bağımlı hasta ve yakınları ile iletişim kurabilmeli, hastayı tedaviye yönlendirmeli ve takibini yapabilmelidir. , Anahtar Kelimeler: Alkol, Madde, Bağımlılık, Aile Hekimliği, Anket çalışması
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılık düzeylerinin belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Teknolojinin gelişmesi ile akıllı telefon kullanımı her geçen gün artmakta, üretilen yeni uygulamalarla hayatın her alanına girmekte ve insanları kendine bağımlı hale getirmektedir. Bağımlılığın tanısını koyabilmek ve insanların tedavilerini yapılabilmek için çalışmalar devam etmektedir. Mevcut ölçeklerle sadece bağımlılık düzeyi belirlenebilmekte; tanı konamamaktadır. Bu araştırma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin akıllı telefon bağımlılık düzeyi ile sosyodemografik veriler, internet ve sosyal paylaşım sitesi kullanımı ve diğer bağımlılık yapıcı maddeler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2015-2016 eğitim yılında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim gören 366 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilerin sosyodemografik özelliklerini sorgulayan bilgi formu ve Kwon M ve arkadaşları tarafından geliştirilen, 2014 yılında Demirci K ve arkadaşları tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılan akıllı telefon bağımlılık ölçeğini içeren anket uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler SPSS for Windows 20,0 Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Niteliksel verilerde gruplar arası farklılıklar incelenirken Ki kare, Student T, One Way Anova, Mann Withney-U, Spearman korelasyon analiz, Pearson korelasyon analizi, Kruskal -Wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p< 0,05 alınmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplamda 366 akıllı telefon kullanan öğrenci katılmıştır. Örneklem grubu 207 kız(%56,6), 159 erkek (%43,4) öğrenciden oluşmaktaydı. Akıllı telefon bağımlılığı ölçeği düzeyleri tüm öğrenciler, kız öğrenciler ve erkek öğrenciler için sırasıyla 80,96; 81,55 ve 80,18 idi. Kız öğrencilerin bağımlılık düzeyi sayısal olarak yüksek olsa da istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,57). Yaş ile bağımlılık skoru arasında negatif korelasyon mevcuttu; fakat, bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (Pearson korelasyon, P=0,529 r=-0,03).Cep telefonu kullanım amacı bakımından internette sörf yapmayı (p< 0,01), sosyal paylaşım sitesi kullanmayı (p= 0,01) ve fotoğraf çekmeyi (p=0,03) tercih edenlerin bağımlılık düzeyi istatistiksel olarak anlamlı şekilde ortalamanın üzerindeydi(anlamlılık düzeyleri sırasıyla <0,01;0,01 ve 0,03 idi). Sosyal paylaşım sitelerinden Twitter kullananların akıllı telefon bağımlılık düzeyleri sık kullanılan diğer iki siteden istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti (p=0,01). Sigara ve alkol kullanımı ile akıllı telefon bağımlılık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p= 0,407,p=0,559). İşletim sistemi olarak Windowsphone kullanan öğrencilerin bağımlılık düzeyi 64,19 idi; bu değer, istatistiksel olarak anlamlı şekilde ortalamanın altındaydı (p=0,003). Öğrencilerin ilk cep telefonu sahibi olma yaşı ile akıllı telefon bağımlılık düzeyi arasında düşük derecede negatif korelasyon olup anlamlı bir ilişki saptanamamıştı (r=-0,001, p=0,98). Sonuç: Mevcut akıllı telefon bağımlılığı ölçekleri ile tespit edilen değerler ülkelerin kullanım oranları ile değişiklik göstermektedir. Bu çalışma örneklemimiz için akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini göstermiştir; ancak, bağımlılık tanısı koyabilmek için ölçeğin belirli bir kesim noktası olması gerekir. Geniş katılımlı çalışmalarla bu ölçeklerin geliştirilmesi gerekmektedir. Akıllı telefon üzerinden internette sörf yapma ve sosyal ağ kullanımı konusunda anlamlı sonuçlar çıkması, akıllı telefon bağımlılığının internet bağımlılığı ile birlikte değerlendirebileceğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlarla beraber aile hekimleri, diğer sağlık çalışanları, sosyal ağ ve internet kuruluşları, GSM şirketleri, sivil toplum örgütleri ve gönüllü katılımcıların beraber çalışması ile insanların kurulan sanal ortamlardan çıkarak yüz yüze ilişkiler kurması sağlanarak bağımlılık mücadelesi yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon, Bağımlılık, Cep telefonu, Aile Hekimliği
Aile hekimlerinin ve çocuk sağlığı ve hastalıkları hekimlerinin, çocuklarda akran zorbalığı hakkındaki bilgi düzeylerinin araştırılması
Giriş ve amaç: Çocukların akran ilişkileri,sosyal tutumlarında, davranışlarında ve sosyal bir birey olarak topluma kazandırılmalarında en önemli rolü üstlenmektedir. Akran zorbalığı yeni karşılaşılan bir sorun olmamakla birlikte, akademisyenlerce dünyada 1970'lerde, ülkemizde ise ancak otuz yıllık bir gecikme ile 2000'li yıllarda incelenmeye başlanmıştır. Dünyanın her ülkesinde bu sorunla karşılaşılmakta olduğu için son yıllarda akran zorbalığı ile ilgili yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu çalışma aile hekimlerinin ve çocuk hekimlerinin akran zorbalığı konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot Çalışmaya Ankara ili genelinde rastgele seçilen aile sağlığı merkezlerinde ve aile hekimliği kliniklerinde çalışan aile hekimleri, özel veya devlet hastanesinde çalışan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları, çocuk sağlığı ve hastalıkları eğitimi veren kliniklerde çalışan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları ve asistanları olarak görev yapan 231 hekim dahil edildi. Çalışmamızdan elde edilen Veriler IBM SPSS Statistics 22 programına aktarılarak analizler tamamlanmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken, normal dağılım analizi için KolmogorovSmirnov testi kullanıldı ve normal dağılmayan veriler ortanca (min-maks) ile gösterildi. Veriler içersindeki sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler, kategorik değişkenler için ise frekans dağılımları verilmiştir. İki bağımsız grup arasında fark olup olmadığına Bağımsız Örneklem t testi ile bakılmıştır. İki kategorik grup arasındaki ilişkiye Ki-Kare testi, iki sayısal değişken arasındaki ilişkiye ise Pearson korelasyon yöntemi ile bakılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak; p< 0,05 alınmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 231 hekimin yaş ortanca değeri 32 iken meslek yılı ortancası ise 7'dir. Çalışmaya katılan hekimlerin %41,10'u erkek iken %58,90'ı ise kadındır. Hekimlerin %47,19'u Çocuk Hekimi iken %52,81'i ise Aile Hekimi'dir. Çalışmaya katılan hekimler tarafından %66.7 ile erkeklerin kızlardan daha fazla akran zorbalığına maruz kaldıkları düşünülmüştür. Çocuk Hekimleri'nin %94,50'si "fiziksel zorbalık" seçeneğine katılmakta iken %96,33'ü "sözel zorbalık" seçeneğine, %53,21'i "toplumsal manipülasyon" seçen kta iken %40,37'si "okul bahçesi" seçeneğine, %48,62'si "sınıf" seçeneğine, %10,09'u "okul kantini" seçeneğine ve %25,69'u ise "okul tuvaleti" seçeneğine katılmıştır. Akran zorbalığının tanımı sorusuna Çocuk Hekimleri'nin %76,15'i "yaşlar eşit" seçeneğine katılmakta iken %32,11'i "güçler orantılı" seçeneğine, %54,13'ü "süreklilik gerektirir" seçeneğine, %34,86'sı "bir amacı vardır" seçeneğine ve %58,72'si ise "tepkiseldir" seçeneğine katılmıştır. Sonuç: Akran zorbalığı ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında pek çok çalışmaya ulaşılabilmekte fakat hekimlerin bilgi düzeyi ve farkındalığını gösteren çalışmalara rastlanılmamaktadır. Ülkemizde "akran zorbalığı" alanında hekimlerin bilinçlenmesi ve bu konuyla ilgili çocukların yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, okulların disiplin yöntemleri ve uygulamaları gibi geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır, çocukların akran zorbalığı sonucunda ilk ergenlik yıllarında model alınan kişilik özellikleri ergenlerin davranışları açısından belirleyicidir. Anahtar kelimeler: Aile Hekimliği, Akran zorbalığı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Aile hekimliği asistanları, aile hekimleri ve uzman aile hekimlerinin online kılavuz kullanım tutum ve davranışları
Giriş ve Amaç: Bireysel tecrübe ile karar verme davranışını içeren geleneksel tıp; sağlık alanında çalışmaların artması, yeni bilgi takibinin zorlaşması nedeniyle yerini kanıta dayalı tıp (KDT) uygulamalarına bırakmıştır. Kanıta dayalı tıp; hekimlerin karar verme aşamasında, mevcut en iyi kanıtların, hekim tecrübeleri ve hastanın seçimleriyle birlikte entegre edilmesi için oluşturulmuş bir yaklaşımdır. Hastaları, en doğru ve güncel bilgi ile değerlendirmek gerektiği için doğru ve kaliteli bilgi arayışında olmak bir alışkanlık olmalıdır. Bu tür kanıtlara ulaşmanın da en hızlı ve kolay yolu teknolojinin de etkisiyle online kaynaklardır. Çalışmadaki amacımız, aile hekimlerinin online kılavuz tutum ve davranışlarının tespit ederek, mevcut durumu ve gerekli ihtiyaçları ortaya çıkarabilmektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya; Ankara merkez ilçelerinden olan Mamak, Çankaya ve Etimesgut'taki aile sağlığı merkezleri (ASM), Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve ortak mail grubu ile, aile hekimliği asistanları, aile hekimleri ve uzman aile hekimleri olmak üzere 102 kişi katıldı, formlardaki yanlış işaretleme nedeniyle 2 kişi çalışmadan çıkarılarak 100 kişi ile çalışmaya devam edildi. Katılımcılara hazırlamış olduğumuz 22 soruluk anket uygulandı ve veriler SPSS for Windows 20.0 programı ile analiz edildi. Gruplar arasındaki niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki kare testi kullanıldı. Değişkenlerden herhangi birisi ordinal veri olduğunda ya da parametrik koşulları taşımayan gruplardaki korelasyon analizleri için Spearman korelasyon analiz testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için tip-1 hata düzeyi p<0.05 olarak belirlendi. Çalışmamız Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 16.03.2016 tarih ve 95 sayılı kurul kararı ile etik ve bilimsel açıdan uygun bulundu. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu'ndan yazılı izin alındı. Bulgular: Çalışmamıza 100 hekim katılmış olup; %36'sı (n=36) erkek, %64'ü (n=64) kadındır. Günlük bakılan ortalama hasta sayısı olarak en fazla hekim sayısı ile (%37), 41-60 hasta baktıklarını belirtmişlerdir. Katılımcı hekimlerin %82'si online kılavuz kullandıklarını belirtmişlerdir. Online kılavuz kullanan hekimlerin kullanma sıklıkları %31.1'i ayda 1-2 kez olarak bulundu. Hekimlerin baktıkları günlük ortalama hasta sayısı ile online kılavuz kullanma sıklıkları arasında önemsiz derecede negatif korelasyon mevcuttu ve bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (r= -0.12 p=0.28). Hekimlerin meslekteki süreleri ile online kılavuz kullanma sıklıkları arasında önemsiz derecede negatif korelasyon olup, bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı değildi (r= -0.024 p=0.83). Çalışmamıza katılan katılımcılarda uzmanlık eğitimi alanlar ile almayanlar arasında kılavuz kullanım yönünden oluşan farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0.764). Hekimlerin %68.3 ile en sık bir hastayla ilgili problemle karşılaştıklarında online kılavuzları kullandıkları tespit edildi. Ulaşılan bilginin hastayla ilgili kararlarında değişiklik oluşturma durumuyla ilgili olarak; hekimlerin %74.4'ü (n=61) "bazen" olarak yanıt vermişlerdir. Hekimlerin en sık dahiliye, aile hekimliği ve pediatri konularında online kılavuz kullandıkları bulundu. Online kılavuz kullanmayan hekimlerin kullanmama nedeni olarak en fazla %66.7 ile mevcut basılı rehberleri kullandıkları bulundu. Katılımcı hekimlerin %36'sı; Türk Kardiyoloji Derneği Ulusal Kılavuzları, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği kılavuzları ve Türk Toraks Derneği kılavuzlarını bazen takip ettiklerini belirtti. Bu ulusal kılavuzların birinci basamak sağlık uygulamalarına uygunluğu sorusunu hekimlerin %60'ı(n=60) "Evet" olarak cevaplandırdı. Hekimlere Türkiye'de aile hekimliğine yönelik kullandıkları kılavuz durumu sorusuna; %89'u (n=89) "hayır" olarak cevap verdi. Anketimize katılan hekimlerden, kanıta dayalı tıp uygulamalarının klinik tecrübeyi göz ardı ettiği düşüncesi sorusuna; %63'ü (n=63) "hayır" şeklinde yanıtlandırdı. Çalışmamızda online kaynak olarak en sık Pubmed (%87) kullanıldığı bulundu. Sonuç: Hekimlerin; poliklinik şartlarında, tıbbi karar verme sürecinde hızlı, güvenilir ve erişimi kolay kaynak kullanmaları önemlidir. Bu yüzden de ülkemizde ihtiyaca uygun, güncellenen, ulaşımı kolay veri tabanlarının oluşturulması ve tanıtımının sağlanması; bu konudaki açığın giderilerek birinci basamakta çalışan hekimlere geçerli kaynaklar sunulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: kanıta dayalı tıp, online, veri tabanı
Aile hekimliği'nde reçete yazma kararını etkileyen faktörler: Hastaların beklentisi ve doktorların algılaması
Giriş ve Amaç: Aile hekimliğinde klinik karar verme, başvuran hastaların beklentileri dahil sosyal faktörlerden kuvvetle etkilenmektedir. Reçete talebinin ilaç harcamalarının önemli faktörlerinden biri olduğu kabul edilmektedir. Bu araştırma; hasta ve sağlık problemiyle ilişkili faktörler, hastaların reçete beklentisi ve doktorların hastanın beklentisini algılamasının doktorun reçete yazma kararını nasıl etkilediğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Ankara ilinde aile sağlığı merkezlerinde çalışan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 7 aile hekimi ve aile sağlığı merkezine başvuran 300 hasta dahil edilmiştir. Hastaların muayene öncesi cevaplayacağı, aile hekiminin muayene sonrasında tamamlayacağı toplam 21 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Hastaların sosyodemografik özellikleri, genel sağlık durumu, ana başvuru nedeni, reçete beklentileri ve doktorun hastanın beklentisini algılaması, baskı hissetmesi, reçete yazma davranışı değerlendirilmiştir. Araştırmamızda istatistiksel analizler ve hesaplamalar için IBM SPSS Statistics 21.0 ve MS-Excel 2007 programları kullanılmıştır. Araştırma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için dağılımlar (Sayı,%) verilmiştir. Araştırmada yer alan değişkenler arasında karşılaştırmalar yapılırken Pearson ki kare, Yates düzeltmeli ki kare, Fisher exact test, McNemar testi, tek değişkenli lojistik regresyon modeli sonuçları değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya 209 (%69.7) kadın, 91 (%30.3) erkek hasta katıldı. Hastaların yaş dağılımı incelendiğinde % 35.3' lük (n=106) oranla en yüksek 40–54 yaş aralığında oldukları belirlendi. Hastaların % 85,3' ü (n=256) sağlık problemiyle ilgili reçete beklentisi olduğunu belirtmektedir. Doktorlar başvuru sonucunda hastaların % 82,7' sine (n=248) reçete yazmışlardır. Reçete yazılmasını beklediğini belirten hastaların % 66.4' ünün reçete beklentisi olduğunu doktor algılamıştır. Başvurusunda reçete beklentisi olan hastaların % 91.4' üne doktorlar reçete yazmışlardır. Doktorlar reçete beklentisi olduğunu algıladığı hastaların % 97.2' sine reçete yazmışlardır. Doktorun baskı hissetmesi reçete yazma kararında etkili olabildiği belirlenmiştir. Hastanın yaşı, öğrenim durumu, mevcut sağlık problemi, süresi, daha önceden başvuru durumu, ilişkili kaygı düzeyinin hastanın reçete beklentisini, doktorun algısını ve reçete kararını etkilediği belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmamızda; hastanın beklentisinin, doktorun buna dair algılamasının ve baskı hissetmesinin reçete yazma kararında güçlü etkisi olabileceği gösterilmektedir. Ülkemizde aile hekimliğine başvuran hastaların reçete beklentisi yüksektir. Reçete yazma davranışını geliştirmeye yönelik önlemler, hastaların endişelerini, beklentilerini netleştirmeyi, tedavi seçeneklerinin tartışılmasını ve hasta-doktor arasındaki ilişkiyi kapsamaktadır. Aile hekimliği sisteminin daha etkin kullanabilmesi için bu konunun daha fazla araştırılmasına ve hasta-doktor beklenti ilişkisinin mekanizmasını ortaya çıkaracak çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
HPV aşısı hakkında aile hekimlerinin bilgi düzeyleri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Servikal kanser kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanserdir.Servikal kanserin primer etyolojik ajanı Human Papilloma Virüs'tür (HPV). HPV enfeksiyonuna karşı primer immunizasyon amaçlı üretilmiş aşılar bulunmaktadır. Çalışmamızın amacı Türkiye'deki aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri,tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Kesitsel,tanımlayıcı tipte olan araştırmamız 01.10.2017-01.04.2018 tarihleri arasında yürütülmüştür.Araştırmacılar tarafından geliştirilen anket formu sosyal medya ağları üzerinden 2530 aile hekimine gönderilmiştir.Çalışma zamamnında 247 yanıt toplanmıştır.anketin geri dönüş oranı %9'dur. Bulgular: Katılımcıların 203'ü (%82.2) kadın, 44'ü (%17.8) ise erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 34,29±6,91, hizmet sürelerinin ortalaması 8,81±7,47 olarak hesaplandı. Katılımcıların 143'ünü (%57.9) büyükşehirde çalışanlar oluştururken,129'unu (%52) ASM de çalışanlar oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan hekimlerin 207'si (%83.8) Sağlık Bakanlığı ulusal aşı takviminde olmayan özel aşılardan herhangi birini hastalarına önerdiğini bildirmiştir. Aile hekimlerine hastalarına hangi özel aşıları tavsiye ettiği sorulduğunda, 198'i (%80.2) Rota aşısını, 119'u (%48.2) meningokok aşısını, 137'i (%55.5) influenza aşısını, 11'i (%4) HPV aşısını ve 3'ü (%1) pnömokok aşısını önerdiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan hekimlerin HPV aşısı hakındaki bilgi düzeyleri sorgulandığında katılımcıların 181'i (%73) Türkiye'de 2 çeşit aşı olduğunu, 131'i (%53) aşının üç doz şeklinde uygulandığını, %63.2'si (156) aşının intramüsküler uygulandığını bilmekteydi. Katılımcıların yalnızca 105'i (%42.5) 9 yaşından sonra kız ve erkek çocuklarına yapılabileceğini bilmekteydi. Ancak 25'i (%10) aşının sadece cinsel aktif kadınlara uygulanabileceğini düşünmekteydi. Aşının virus tipine özgü koruyuculuğunun %100 olduğunu bilen hekim sayısı yalnızca 62 (%25) iken servikal kansere karşı koruyuculuğunun %70 olduğunu bilen 143'dür (%57.9). Tartışma ve Sonuç: Araştırmamız ülkemizde aile hekimleri üzerinde bu konuda yapılmış ilk çalışmadır. Verilerin hekim beyanına dayanmasına ragmen aile hekimlerinin HPV aşısı önerme oranları literatüre göre düşük düzeydedir.Aşı önermeyi etkileyen en önemli faktör hekimlerin bilgi ve tecrübe eksikliği ile ekonomik nedenlerdir. Aşının uygulanması ile yaygınlaşmasındaki engeller politikacılar tarafından incelenmeli ve bu konuda etkin adımlar atılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi, Human Papilloma Virüs, aşı
Aydın ilinde görev yapan aile hekimlerinin girişimsel radyoloji hakkındaki bilgi düzeyleri
Giriş ve Amaç: Girişimsel radyoloji (GR), çeşitli görüntüleme yöntemlerini kullanarak tanı ve tedavi amaçlı yapılan minimal invaziv uygulamaları içeren bir tıp disiplinidir. Özellikle son yıllarda oldukça hızlı bir gelişim göstermiştir. Aile hekimlerinin girişimsel radyoloji işlemleri konusunda hastalarını yönlendirmesi ve bilgilendirmesi gerekebilir. Bu danışmanlık hizmetini verirken aile hekimlerinin yeterli bilgi düzeyine sahip olması gereklidir. Çalışmamızın amacı, Aydın ilinde görev yapan aile hekimlerinin girişimsel radyoloji hakkındaki bilgi düzeyini belirleyerek bu durumu etkileyen faktörleri araştırmak ve bu konudaki farkındalığı arttırmaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı tipteki çalışmamıza 01.11.2023-31.10.2024 tarihleri arasında Aydın ilinde aktif olarak görev yapan tüm hekimler dahil edilmiştir. Çalışmamıza 208 hekim gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılardan veri toplamak amacı ile oluşturduğumuz anket formu 3 bölümden oluşmaktadır. Bölümlerde, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, tıbbi okur yazarlık durumlarını, girişimsel radyoloji hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeylerini ölçen açık ve kapalı uçlu sorular bulunmaktadır. İstatistiksel Değerlendirme SPSS 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Anketimize katılan 208 katılımcının %75,5'ini (s=157) erkekler oluşturmuştur. Katılımcıların %41,3'ünün (s=86) 30 yıldan uzun süredir hekimlik yaptığı, %67,8'inin (s=141) ayda ortalama 1-5 adet tıbbi araştırma-makale okuduğu, %56,7'sinin (s=118) mesleki gelişimlerine aylık ortalama 1-5 saat zaman ayırdıkları bulunmuştur. Katılımcıların %78,8'i (s=164) GR konusunda düşük bilgi seviyesine sahip olduklarını belirtmişlerdir. GR bilgi düzeyi toplam puanı 12 üzerinden 5,27 olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda bilgi düzeyi toplam puanlarının değerlendirilmesi yapıldığında, GR konusundaki bilgi düzeyi toplam puan ortalamasının benzer çalışmalarda olduğu gibi aile hekimleri arasında düşük olduğu tespit edilmiştir. Kadın cinsiyetin, aile hekimi uzmanlarının, tıp dergisi okuma alışkanlığı fazla olanların bilgi düzeyi toplam puanları daha yüksek olarak bulunmuştur. Hekimler arasında farkındalığın arttırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu konuda akademik eğitim boyunca ve mezuniyet sonrasında eğitim programları oluşturulabilir.