Consulting
98 theses under this subject heading
Önder Çiftçi Danışmalık Derneği modelinin analizi
Önder Çiftçi Danışmanlık Derneği; tarım konusunda faaliyet gösteren işletmelerin karşılaştıkları çeşitli sorunların çözümü konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarıdır. Derneğin geliri, dernek üyelerinden sağlanan aidatlar ve bağışlardan oluşmaktadır. Kendi kendine yardım ilkesi çerçevesinde çalışan bu tüzel kuruluşlar özellikle Trakya bölgesinde tarımsal üretimde verimliliğin artmasına önemli katkılar sağlamıştır. Özellikle, bitkisel üretimde kimyasal gübre kullanımı konusunda toprak tahlili yapılmasının önemini vurgulayan eğitimler verilmiştir. Ayrıca aşırı girdi kullanımı yerine yeterli girdi kullanımı için çiftçiler eğitilerek kimyasal gübre ve ilaç kullanımı konusunda üreticilerin bilinçlenmesi sağlanmıştır. Ayrıca bölgede tarımsal mekanizasyonun yaygınlaşması birim alandan alınan ürün verimini artırmıştır. Bunun yanında bölgede ayçiçeği-buğday münavebesine kanola'da eklenmiştir. Özellikle buğday, arpa ve ayçiçeğinde kullanılan kimyasal ilaçların aşırı ve bilinçsiz kullanımının önüne geçilmiş olup bölgede sürdürülebilir tarım altyapısının sağlanması konusunda üreticiler daha bilinçli hale gelmiştir. Son yıllarda sulu tarım konusunda da üreticilerin ihtiyaç duyduğu bilgiler uzmanlar tarafından sağlanmaktadır. Buna bağlı olarak mısır, fiğ ve yonca üretiminde de gelişmeler sağlanmıştır. Bu bitkiler hayvancılıkta yem bitkisi olarak kullanıldığı için hayvancılık faaliyetindeki yem maliyetinin düşmesine katkı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Çiftçi, Ziraat Mühendisi, Danışmanlık, Tarım
Ostomili hastaların bilgi gereksinimlerinin ve ostomiye uyumlarının belirlenmesi
Bu çalışma; Ostomisi olan hastaların ostomiye uyumlarını belirlemek ve hastaların gereksinimlerine göre danışmanlık vermek amacıyla yapıldı. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi genel cerrahi servisinde yatan 61 ostomili hastadan veriler Hasta Tanılama ve Değerlendirme Formu, Ostomisi Olan Bireylerin Bilgi-Davranış-Tutumlarını Değerlendirme Formu, Ostomi Bölgesini Değerlendirme Formu ve Ostomili Bireylere Yönelik Uyum Ölçeği kullanılarak toplandı. Gerekli yasal izinler ve hasta onamı alındı. Hastaların % 52.5 (n:32)'i kadın, yaş ortalamaları 53,65±13,55 yıl olduğu gözlenirken erkek (54,79 yıl) hastaların kadın (52,62 yıl) hastaların yaş ortalamalarından daha yüksek olduğu ancak aralarındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı belirlendi. Çalışmada kullanılan ostomili bireylere yönelik uyum ölçeği; Kabul etme, Kaygı/Endişe, Sosyal Uyum, Öfke olmak üzere dört farklı alt grupta incelendi. Hastaların en çok ostomi bakımı, kişisel bakım, beslenme, cinsellik konusunda bilgi gereksinimlerine ihtiyaç duydukları belirlendi ve bu doğrultuda hastalara bakım ve danışmanlık hizmeti verildi.
Bireysel finansal planlama danışmanlığının finansal tüketiciler açısından ele alınması ve uygulama çalışması
Türkiye'de bireysel finans alanında son yıllarda önemli adımlar atmaktadır. Birey ve aileler için finansal okuryazarlık ve bireysel finansal planlamanın önemini ortaya koyan önemli adımlardan biri, 5 Haziran 2014 tarihli bir Başbakanlık Genelgesi ile ortaya konulan Finansal Erişim, Finansal Eğitim, Finansal Tüketicinin Korunması Stratejisi ve Eylem Planlarıdır. Bu çalışmanın da bireysel finans alanına katkı sağlama hedefine yönelik olarak iki amacı bulunmaktadır. Bu amaçlardan birincisi, tam kapsamlı bireysel finansal planlama danışmanlığının FÜTZ analiz yöntemi ile değerlendirilmesi sonucunda içsel ve dışsal faktörlerden meydana gelen olumsuzlukların çözümü konusunda önerilerde bulunmaktır. Bu amaca yönelik olarak nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ortaya konan öneriler arasında yer alan en önemli bulgu, bireysel finans alanı ve bireysel finansal planlamacılar için ayrıntılı bir mevzuatın ve yasal düzenlemelerin gerekliliği olmuştur. Araştırmanın ikinci amacı, Türkiye'de tüketici profillerinin finansal ihtiyaçlarının, danışmanlık tercihlerinin ve bireysel finansal planlama danışmanlığına olan algı düzeylerinin belirlenmesidir. Bu amaca yönelik olarak araştırmacı tarafından geliştirilen anket çalışması yapılmıştır. Google Forms platformu kullanılarak Online olarak gerçekleştirilen anket çalışması 1.000 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Demografik özellikler, finansal bilgi formu ve bireysel finansal planlama danışmanlığı ölçeği olmak üzere 50 sorudan ve üç bölümden oluşmuştur. Anket çalışmasından elde edilen bulgular, tüketicilerin bireysel finansal planlama danışmanları ile çalışma ihtiyacını ortaya koymuştur. Tüketicilerin bireysel finansal danışmanlık tercihlerinin modüler danışmanlık yaklaşımından ziyade kapsamlı bir yaklaşım tercih ettiklerini göstermiştir. Tüketicilerin bireysel finansal planlamaya olan algılarının ise orta düzeyin üzerinde olduğu saptanarak pozitif eğilimde olduklarını göstermiştir.
Psikolojik danışmanlık merkezine başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik bağlanma biçimi ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan araştırmanın temel amacı çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve kliniğe başvuran kadınların demografik özelliklerine göre çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin farklılık gösterip göstermediklerinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemi Psikolojik Danışmanlık Merkezinde kliniğe başvuran 114 kadından oluşmaktadır. Araştırmanın verilerini incelemek için; Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ); Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II); Toronto Aleksitimi Ölçeği - TAÖ-20 (Toronto Alexithymia Scale (TAS-20); ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın analizinde IBM SPSS 23 programı kullanılmıştır. Değişkenler arasında ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerine göre çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla iki kategorili değişkenler için bağımsız örneklem t testi ve üç ve daha fazla kategorili değişkenler için tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Buna göre kliniğe başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeyleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi ölçeklerinin alt boyutlarının da kendi aralarında ilişkisi olduğu görülmektedir. Kliniğe başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeyleri önceden almış oldukları psikiyatrik tanılarına göre farklılık göstermektedir. Kadınların yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimlerinin eğitim durumlarına göre farklılık gösterdiği sonucu elde edilmiştir. Bununla birlikte aleksitimi düzeylerinde de çalışma durumlarına göre farklılık olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, Yetişkin bağlanma biçimi, Aleksitimi
Yetişkinlerde ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyinin ve ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engellerin incelenmesi
Bu çalışma; yetişkin bireylerin ruh sağlığı okuryazarlığı seviyelerini belirlemek, ruh sağlığı danışmanlığı almasının önündeki engelleri saptamak ve birbiriyle ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlandı ve gerçekleştirildi. Çalışma, 16.12.2022-30.05.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi ve çalışmanın verileri etik kurul iznini takiben 2 Ocak 2023 – 31 Mart 2023 ayları arasında Türkiye genelinde Google Formlar aracılığıyla Facebook, Instagram, Whatsapp gibi çevrimiçi platformlar üzerinden bireylere kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılarak toplandı. Örneklem büyüklüğü hesabı için G*Power 3.1.9.4 paket programı kullanılarak hesaplandı ve çalışmanın örnekleminin 320 kişi olması planlanmış olup 348 kişinin katılımı ile veri toplama süreci tamamlanmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği, Ruh Sağlığı Danışmanlığı Aramanın Önündeki Engeller Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizi IBM SPSS İstatistik 26 versiyonu ile gerçekleştirildi. Bu çalışmada, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOYÖ) puan ortalamasının (12,37±3,14) orta düzeyde olduğu, Ruh Sağlığı Danışmanlığı Aramanın Önündeki Engeller (RSDAÖE) puan ortalamasının (70,46±20,94) ise ortalamanın altında olduğu görülmüştür. Çalışmada; kadınların RSOYÖ ve alt boyut puanlarının anlamlı derece yüksek olduğu ancak İnanç Odaklı alt boyutunda erkeklerin anlamlı derecede yüksek olduğu (p=0,000), RSDAÖE ve alt boyutlarında ise erkeklerin puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür. Ruh sağlığı okuryazarlığı ile ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller arasında negatif yönde anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Ruh sağlığı okuyazarlığı düzeyi çocuk sahibi olanlarda, lisans ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip olanlarda, ailesinde ruhsal problem olan bireylerde, ruh sağlığı okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi olanlarda ve ruhsal bir problem yaşandığında başvuru kaynağı olarak psikolog ve doktoru tercih eden bireylerde yüksek bulunmuştur. Ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller arasında ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyini etkileyen en önemli faktörler bilgi eksikliği, erişim eksikliği, olumsuz algılanan değer, duygulardan rahatsızlık ve kültürel engeller olarak görülmüştür. Ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller ve bireylerin etkilendikleri faktörleri daha kapsamlı şekilde belirleyecek çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Danışmanlık arama, engeller, ruh sağlığı, okuryazarlık
Beslenme ve diyet danışmanlığına başvuran bireylerin duygusal yeme davranışı, depresyon durumu ve antropometrik ölçümleri arasındaki ilişki
Bu çalışma, İstanbul'da özel bir beslenme ve diyet danışmanlığına başvuran 18 – 65 yaş arası 62 kadın, 18 erkek olmak üzere toplam 80 yetişkin katılımcının duygusal yeme davranışı, depresyon durumu ve antropometrik ölçümleri arasındaki ilişkinin saptaması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Katılımcıların, demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçüm bilgilerini içeren anket formu, Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-R21), Duygusal İştah Anketi, Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kayıtları değerlendirilmiştir. Anketler yüz yüze görüşme yöntemi ile yapılmıştır. Yaş ortalaması 35,10±12,37 yıldır. Beden kütle indeksi (BKİ) dağılımına göre kadınların %27,4'ü obez kategorinde yer alırken, erkeklerin ise %44,4'ü obez kategorisinde yer almaktadır. TFEQ-R21 puanı ile antropometrik ölçümler arasındaki ilişkiye bakıldığında, ağırlık, bel çevresi, bel kalça oranı (BKO), BKİ ve vücut yağ miktarı ile arasında anlamlı bir ilişkinin bulunduğu saptanmıştır. Besin tüketimi ile TFEQ-R21ilişkisinde erkeklerin enerji alımları ile duygusal yeme puanları arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur(p<0,05). Cinsiyet ile depresyon arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur(p<0,05). Kadınların erkeklere oranla depresyon puanlarının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcılardan uykusu düzensiz olanların olmayanlara göre depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Besin tüketimi ve BDE arasındaki ilişkiye bakıldığında, erkeklerde karbonhidrat miktar (g) ve oranı (%) ile; kadınlarda ise sukroz miktarı (g) ile pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir(p<0,05). Yapılan analizler sonucunda, BDE ile duygusal iştah anketi arasında anlamlı ilişkiler bulunmuyorken, Üç Faktörlü Yeme Ölçeği'nin duygusal yeme boyutu ile BDE arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sonuç olarak duygusal yeme ile depresyon arasında pozitif yönde bir korelasyon saptanmış olup, bilişsel kısıtlama puanı arttıkça bireylerin BKİ değerlerinin arttığı gösterilmiştir. Bu konuda daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.
Danışmanlık hizmetinin etkilerinin vestibüler rehabilitasyon programına devam eden yaşlı bireylerde araştırılması
Bu çalışmada, yaşa bağlı dengesizlik hikayesi olan yaşlı bireylerde vestibüler rehabilitasyonla birlikte verilen Vestibüler Denge Rehabilitasyon danışmanlık hizmetinin etkileri incelendi. Kriterleri sağlayan gönüllü 21 yaşlı birey çalışmaya dahil edildi. Denge Bilgisayarlı Dinamik Postürografi ile Duyu Organizasyon Testi, MiniBEST Test, Tinetti Denge ve Yürüme Ölçeği ile, günlük yaşam aktiviteleri Vestibüler Bozukluklarda GYA ile, yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi- Yaşlı Modülü değerlendirildi. Yaşlı bireylere vestibüler rehabilitasyon protokolü öncesi ortalama 45 dakika sürecek şekilde danışmanlık hizmeti verildi. Vestibüler rehabilitasyon eğitimi bilgisayarlı dinamik postürografide 8 hafta süreyle haftada 2 kez uygulandı. Eğitim sonrası, denge ve yürüme, günlük yaşam aktiviteleri, yaşam kalitesinin geliştiği görüldü (p<0.05). Bu sonuçlara göre VDR danışmanlık hizmetiyle birlikte verilen vestibüler rehabilitasyonun yaşlı bireylerin rehabilitasyon programında yer almasının denge, yürüme, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesinin gelişmesinde yararlı olabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Yaşlı; Danışmanlık; Denge; Yürüme; Yaşam Kalitesi
Asil vekil ve kaynak tabanlı görünüm teorileri açısından yönetim danışmanlığının "Algılanan" başarısının analizi
Yönetim danışmanlığı büyüyen ve gelişen bir sektördür. Yönetim danışmanlığı şirketlerle sözleşme temelli olarak, uzun vadeli iş birliğini içermektedir. Bu iş birliğinin sürdürülebilirliği yönetim danışmanlarının başarısına bağlıdır. Yönetim danışmanlığı başarısında; bütçe ve zaman uyumu, hedeflere ulaşma derecesi, karlılık, büyüme ve genişleme faktörleri dikkate alınmaktadır. Literatür incelendiğinde, yönetim danışmanlarının pek çoğunun yürüttüğü projelerde arzulanan amaçlara ulaşamadığı bu nedenle başarısız oldukları görülmektedir. Bu bağlamda yönetim danışmanlığı başarısını etkileyen faktörlerin incelenmesi önem arz etmektedir. Araştırmada yönetim danışmanlığını etkileyen faktörler olarak, asil-vekil teorisi ve kaynak tabanlı görünüm teorisi ele alınmıştır. Araştırmanın amacı, asil-vekil ve kaynak tabanlı görünüm teorilerinin yönetim danışmanlığı başarısına etkisini incelemektir. Araştırmanın evrenini, Türkiye Yönetim Danışmanları Derneği, Ege Yönetim Danışmanları Derneği, Akdeniz Yönetim Danışmanları Derneği üyeleri oluşturmaktadır. Bu nedenle derneklerle ile iletişime geçilmiş, derneğe üye olan 449 yönetim danışmanına, dernekler tarafından çevrimiçi anket formu gönderilmiştir. İlk gönderimden sonra 102 danışmandan geri dönüş alınmıştır. Geri dönüş yapmayan danışmanlara hatırlatma maili atılmıştır. Ayrıca geri dönüş yapan danışmanlara diğer danışman arkadaşlarıyla anket formunun paylaşılması istenmiştir. Dolayısıyla araştırmada kolayda örnekleme yönteminin yanı sıra kartopu örnekleme yöntemi kullanılmış olup, 6 aylık süre sonunda 226 katılımcıdan geri dönüş sağlanmıştır. Geri dönüşler üzerinden yapılan incelemede 9 anketin formunda yer alan ifadelerin tamamının aynı düzeyde görüş bildirildiği tespit edilmiş olup, analizden çıkarılmıştır. Sonuç olarak 217 katılımcıdan elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda yönetim danışmanları ve müşteri arasında karşılıklı vizyon paylaşımı ve karşılıklı güvenin sağlanması ile projenin belirlenen zamanda ve bütçe sınırları dahilinde tamamlanması gerçekleşeceği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca proje sonrasında firmanın büyüme ve genişlemesinde de yönetim danışmanı ve firmanın ortak vizyon sahibi olması önemli olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca projede görev alan danışmanın uzmanlık seviyesi, firmanın projede gerekli kaynakları sağlaması ve firma yönetiminin projeyi sahiplenmesi ile proje başarısı hedeflenen sonuçlara ulaşacaktır. Bu bağlamda firma ile ilişkilerde ortak vizyonunun oluşturulması, karşılıklı güven ve iş birliği ortamını geliştirilirken, yönetim danışmanlarının uzmanlık düzeyinin yüksek olması, yönetimin projedeki gerekli olan kaynakları sağlaması ve yönetimin projeyi sahiplenip desteklemesi yönetim danışmanlığı başarısının artmasını sağladığı görülmüştür.
Ailevi hiperkolesterolemili hastalarda teori temelli bireysel danışmanlık girişiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Ailevi hiperkolesterolemili hastalarda "Transteoretik Model"in değişim aşamaları temelinde geliştirilen "Bireysel Danışmanlık Girişimi"nin yaşam şekli değişikliklerini sağlamada, hastalık yönetiminde ve klinik parametreler üzerinde etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak planlanan araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Lipid Polikliniği'nde takibi yapılan hastalar oluşturmuştur. Hastalar eğitim durumu ve koroner arter hastalığı varlığına göre gruplandırıldıktan sonra basit rastgele randomizasyon yapılarak girişim ve kontrol grupları belirlenmiş ve araştırmaya dahil edilme ölçütlerine uyan 120 hasta (60 girişim, 60 kontrol) araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma verileri; "Hasta Tanıtım Formu", "Beslenme Alışkanlıkları ve Günlük Besin Tüketim Sıklığı Tanılama Formu", "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, Modifiye Morisky Uyum Ölçeği", "Davranış Değişim Aşaması Tanılama Kısa Soru Formu", "MacNew Yaşam Kalitesi Ölçeği", "Öz Etkililik-Yeterlilik Ölçeği", "Yapılandırılmış Telefon Görüşme Formu" kullanılarak toplanmış ve girişim grubundaki hastalara Ailevi Hiperkolesterolemi Bilgilendirme Kitapçığı verilmiştir. Veriler; ilk izlem (0. hafta), ara izlem (12. hafta) ve son izlem (24. hafta) olmak üzere üç aşamada toplanmıştır. Araştırma kapsamında girişim grubu ile yapılan altı bireysel danışmanlık görüşmesinden iki tanesi yüz yüze görüşme, dört tanesi de telefon görüşmesi şeklinde yapılmıştır. Telefon izlemlerinde; davranış değişiminin hedeflendiği beslenme, fiziksel aktivite ve tedavi uyumu alanlarına yönelik sorular sorulmuştur. İstendik davranış değişikliklerini sağlamak ve motivasyonu arttırmak amacıyla belirlenen zamanlarda (altı kez) araştırmacı tarafından sms/e-posta ile hatırlatıcı mesajlar gönderilmiştir. Verilerin analizi SPSS 21.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar %95 güven aralığında ve anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların %93.3'ünü, kontrol grubunun ise %92.5'ini heterozigot hastalar oluşturmuştur. Gruplararası homojen bir dağılım sağlanmıştır. İlk izlemde girişim grubunda tam tahıllı ekmek tüketen hasta oranı, ara izlem ve son izlem süreçlerinde artış göstermiş ve izlem zamanları arasında oluşan fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Girişim grubundaki hastaların yumurta ve doymuş yağ (katı/hayvansal) tüketim sıklıkları izlem verileri ve girişim-kontrol grubu hastaların son izlem verileri arasındaki farklar, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Girişim grubu hastalarının fiziksel aktivite ve tedavi uyum düzeyleri izlem zamanlarına göre değerlendirildiğinde; gruplararası son izlem verilerinin karşılaştırılmasında ve davranış değişimi aşamalarında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları açısından her iki grubun son izlem verileri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmamıştır. Ancak girişim grubunda yaşam kalitesinin fiziksel, duygusal ve sosyal alt boyut puan ortalamalarında bazı izlem zamanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Girişim grubundaki hastaların öz etkililik-yeterlilik ölçeği alt boyutlarından "engellerle mücadele" dışındaki alt boyutlarda puan ortalamaları açısından izlem zamanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Hastaların sigara kullanım durumunda ilk izlem-son izlem ve ara izlem-son izlem süreçlerindeki fark istatistiksel açıdan anlamlı saptanmıştır. Girişim ve kontrol grubundaki hastaların son izlem klinik parametreleri arasındaki farkın karşılaştırılmasında; girişim grubunda BKİ, total kolesterol, LDL-K ve trigliserid düzeyleri daha düşük bulunmuş olup, iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır. Son izlem kan basıncı değerlerinin gruplararası karşılaştırılmasında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç: Transteoretik Model'in değişim aşamaları temelinde gerçekleştirilen bireysel danışmanlık girişiminin ailevi hiperkolesterolemili hastalarda yaşam şekli değişikliklerini sağlamada (beslenme ve fiziksel aktivite), tedavi uyumunda ve hastalık için önem taşıyan klinik parametrelerin (BKİ, total kolesterol, LDL-K ve kan basıncı) kontrolünde etkin olduğu belirlenmiştir.
Eş şiddeti mağduru kadınlara uygulanan teorilerüstü model temelli eğitim ve danışmanlık programının etkinliğinin belirlenmesi
Bu araştırma, şiddet mağduru kadınlara yönelik geliştirilen "Teorilerüstü Model" temelli eğitim ve danışmanlık programının, kadınların ilişki değişim aşamalarına, karar verme dengelerine, öz-yeterliliklerine olan etkisini incelemek amacıyla tek grup ön-test son-test yarı deneysel desende yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir adliyenin Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddet Suçları Soruşturma Bürosu'na Mart-Eylül 2018 başvuran, çalışmanın dahil edilme ve araştırma dışında bırakma ölçütlerine uyan eş şiddeti mağduru 40 kadın oluşturmuştur. Şiddet mağduru kadınlardan, Adalet Baknlığı'ndan, yerel etik kuruldan ve ölçeklerin sahibinden yazılı onamlar alınmıştır. Teoriler üstü modele dayandırılan eğitim ve danışmanlık programı öncesinde; veriler birey tanıtım formu, eş şiddeti türünü belirleme aracı, şiddet mağduru kadının değişim aşamaları ölçeği (ŞMKDA), telefon görüşme formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. ŞMKDA ölçeğinin, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmaları Uysal Toraman ve Yıldırım (2018) tarafından yürütülmüştür. Şiddet mağduru kadınlara dört oturum ve her oturum 45 dk olacak şekilde, şiddete yönelik bilgilendirici ve haklarını öğretici eğitimler verilmiştir. Eğitimlerden sonra 1.ay, 3. Ay ve 6.ay izlemler yapılmıştır. Bununla birlikte eğitim programından sonraki 4.ay ve 5.aylarda kadınları güçlendirmeye yönelik eğitim sonrası araştırmacı tarafından telefon ile motivasyonel görüşmeler yapılmıştır. Teorilerüstü modelin kullanıldığı çalışmalarda girişimin etkisinin en az altı ay sonra ortaya çıktığı gerçeğinden yola çıkarak, 6. ayda son izlem yapılmıştır. Programın başlangıcında, 1.ay, 3. ay sonunda altıncı ayda yapılan son izlemde kadınların değişim aşamaları, karar dengesi ve özyeterlilikleri değerlendirilmiştir. Altıncı ayın sonunda eğitim ve danışmanlık programına katılan sekiz şiddet mağduru kadınla odak grup görüşmesi yapılmış ve program hakkındaki görüşler nitel veri olarak toplanmıştır. Şiddet mağduru kadınların girişim öncesi (ön izlem) ve sonrası 2. İzlem (1.ay), 3. İzlem (3.ay) ve 4. İzlem (6.ay) (son izlem)' de belirlenen dört farklı zamanda yapılan izlemlerde, belirlenen değişim aşamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Şiddet mağduru kadınların hiçbirinde değişim aşamasında gerileme olmamıştır, %97.1'inde değişim aşamasında ilerleme saptanmış ve %2.9'unda aşama değişimi olmamıştır. Girişim öncesi izlem ile altıncı ay izlem arasındaki aşama değişimlerinin, istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.01). Şiddet mağduru kadınların eğitim ve danışmanlık programı öncesi ve sonrasında "ilişkide artılar" ve "ilişkide eksiler" alt ölçeğinin program öncesi ve sonrası puan ortalamaları arasındaki farkı anlamlı bulunmuş ayrıca "İlişkide Çekici Gelen Durumlar" ve "İlişkide Çekici Gelen Durumlarda Kendine Güven" ölçeğinin program öncesi ve sonrası puan ortalamaları arasındaki farkında anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.01). Sonuç olarak bu çalışma şiddet mağduru kadınların şiddete yönelik korunma davranışlarını, ilişki değişim aşamalarını, karar dengesi algısını ve özyeterliliklerini geliştirmiştir. Şiddet mağdurlarının başvurduğu kurumlarda hemşireler örnek eğitim ve danışmanlık modelini kullanabilirler. Anahtar sözcükler: Teorilerüstü model; eş şiddeti; hemşire; eğitim; danışmanlık
İnfertil kadınlara değişim aşamaları modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisi
Amaç: İnfertil kadınlarda Değişim Aşaması Modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Danışmanlık ve İzlem Aşaması olmak üzere iki aşamadan oluşan çalışmanın evreni, 01.01.2018-01.01.2019 tarihleri arasında İzmir Tepecik Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne tedavi amacıyla başvuran 600 kadın oluşturmuştur. Kliniğe 04.01.2019-22.03.2019 tarihleri arasında başvuran 146 infertil kadın belirlenmiştir. Çalışma girişim grubu 51, kontrol grubu 53 olmak üzere araştırma dahil edilme kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmaya gönüllü 104 infertil kadın tamamlanmıştır. Girişim grubuna değişim modeli aşamaları modeline dayalı bireysel danışmanlık program uygulanmış, kontrol grubuna rutin izlem yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubu infertil kadınların ön izleme göre son izlem antropometrik değerlerinde azalma göstermiş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmada girişim grubu infertil kadınların ön izleme kıyasla son izlemde günlük süt grubu, sebze ve meyve grubu tüketiminde artış olmuş, et grubu, şeker grubu, yağ grubu, tahıl grubu ve ekmek grubu tüketiminde ve günlük kalori azalma olmuş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmadaki girişim grubundaki infertil kadınların ön izlem yürüme fiziksel aktivite puanı, orta şiddetli fiziksel aktivite puanı ve toplam fiziksel aktivite puanı son izlemde belirgin düzeyde artış göstermiş, ön izlem oturma süresi ise son izlemde anlamlı olarak azalmıştır (p=0.000). Girişim ve kontrol grubu infertil kadınların fiziksel aktivite ve beslenme davranışları ön izlem değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamışken (p>0.05), ara izlem ve son izlemde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Kilo yönetimine ilişkin Değişim Aşamaları Modeline dayalı verilen bireysel danışmanlık girişimi infertil kadınlarda fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarında sağlıklı davranış değişimine sebep olmuş; antropometrik ölçümlerin olumlu değişimleri, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, sağlıklı ve yeterli beslenme davranışları kazandırmıştır.
Teorilerüstü modele dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve kısa mesaj gönderiminin gebelerde sigarayı bırakma davranışı üzerine etkisi
Bu araştırma, ön test-son test, randomize kontrollü, yarı deneysel bir müdahale araştırmasıdır ve Teorilerüstü Model'e dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve değişim aşamalarına göre hazırlanmış kısa mesajların cep telefonuna gönderiminin gebe kadınlarda sigarayı bırakma davranışı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 01 Haziran 2018-30 Nisan 2019 tarihleri arasında Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 60 gebe kadın oluşturmuştur. Araştırmada örnekleme alınması gereken en az birey sayısı hesaplanmış ve effect size:0.39 olarak saptanmıştır. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesi için güç analizi yapılmış (Gpower 3.1.9.2 ile effect size:0.39, alfa:0.05 power:0.90 ve df:1) ve örnekleme alınması gereken en az birey sayısının 40 olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kayıp yaşama olasılığına karşın 30 gebenin girişim grubuna, 30 gebenin kontrol grubuna alınması planlanmıştır. Girişim grubuna ayrılan dört gebe izlemlere devam etmemiş, bir gebe de düşük yaptığı için analiz dışı kalmıştır. Kontrol grubunda bulunan iki gebenin adres ve telefon bilgileri değiştiği için katılımcılara ulaşılamamış, iki gebe erken doğum, bir gebe düşük yaptığı için analiz dışı kalmıştır. Girişim grubunda 25 gebe, kontrol grubunda 25 gebe toplam 50 gebe ile çalışma yürütülmüştür. Girişim grubuna teori temelli motivasyonel bireysel danışmanlık girişimi uygulanmış ve cep telefonlarına görüşmelere destek olması amacıyla haftada üç gün değişim aşamalarına uygun olarak WhatsApp kısa mesajı gönderilmiştir. Bu araştırmanın verilerinin analizi SPSS 21 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Girişim grubu gebe kadınların görüşmelerde belirlenen değişim aşamaları karşılaştırılmış ve değişim aşamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0.05). Doğum sonrası izlem karşılaştırmasında girişim ve kontrol grupları arasında Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalamaları açısından anlamlı farklılığın olduğu ve kontrol grubunda Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalamalarındaki yüksekliğin istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir IV (p<0.05). Girişim grubundaki gebe kadınların son izlemde sigara içme davranış değişimleri ile Karar Verme Dengesi Ölçeği toplam puanları arasında yüksek dereceli, negatif ve anlamlı bir ilişki görülmüştür (r=-0.73; p<0.05). Gebe kadınların ön izlem, son izleme göre karbonmonoksit (CO) ölçüm ortalamaları girişim grubunda 1.9±2.1 ile anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur (p<0.05). Girişim grubundaki gebe kadınların hepsi "İkiniz İçin Bırakın" mesaj programını sigara içen ve bırakmak isteyen arkadaşlarına tavsiye edeceklerini ve bu tip kısa mesaj programı hizmetlerinin aile sağlığı merkezleri ve hastaneler tarafından verilmesini istediklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları gebe kadınlarda sigara bırakmada Teorilerüstü Model'e dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve değişim aşamalarına göre hazırlanmış kısa mesajların cep telefonuna gönderiminin gebe kadınların Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanlarını ve CO düzeylerini düşürdüğü, davranış değişiminde olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler; Gebe Kadın; Teorilerüstü Model; Motivasyonel Görüşme; Kısa Mesaj; Sigara Bırakma
Hipnoemzirme felsefesine dayalı eğitim ve danışmanlığının anne sütü ile besleme durumu, emzirme özyeterliliği ve emzirme motivasyonuna etkisi
Bu araştırma, antenatal dönemde verilen hipnoemzirme felsefesine dayalı eğitim ve danışmanlığının sadece anne sütü ile besleme durumu, emzirme özyeterliliği ve emzirme motivasyonu üzerine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri Mayıs 2021-Temmuz 2022 tarihleri arasında online eğitime katılan 95 kadından toplanmıştır. Araştırmacı tarafından gebeliğinin 28-34. haftasında olan 55 gebe kadına hipnoemzirme felsefesine dayalı emzirme eğitimi dört ayrı oturumda, 40 gebe kadına ise standart emzirme eğitimi tek oturum da verilmiştir. Araştırmanın verileri, eğitim öncesinde, eğitim sonunda ve postpartum 1. ve 8. haftada olmak üzere dört ayrı zamanda online olarak toplanmıştır. Araştırmayı hipnoemzirme eğitim grubunda 40, standart eğitim grubunda 36 kadın tamamlamıştır. Araştırmada Tanıtıcı Bilgi Formu, Emzirme Özyeterlilik Ölçeği-Kısa Formu, Emzirme Motivasyon Ölçeği ve Emzirme Süreçleri Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler için frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, Ki-kare, Kolmogorav-Smirnov, Paired Sample t-test, tek yönlü ANOVA ve çift yönlü ANOVA kullanılmıştır. Hipnoemzirme eğitim grubunda standart emzirme eğitim grubuna göre emzirme özyeterlilik puan ortalamasındaki artışın istatistiksel olarak daha fazla arttığı, postpartum 1. ve 8. hafta da emzirme motivasyonunun bütünleşmiş düzenleme, içsel motivasyon ve özdeşleşmiş düzenleme puan ortalamasının daha yüksek olduğu, postpartum 8. Haftada ek olarak ise dışsal düzenleme-ek yarar puan ortalamasının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<.05). Emzirme motivasyonunun gruplararasında içe yansıtılmış düzenleme-toplumsal baskı ve içe yansıtılmış düzenleme-toplumsal onaylama puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, hipnoemzirme felsefesine dayalı emzirme eğitiminin standart emzirme eğitimine göre kadınların emzirme özyeterliliğini ve otonom motivasyonlarını yükselttiği belirlenmiştir. Hipnoemzirme felsefesinin emzirme eğitim ve danışmanlık programlarına entegre edilmesi önerilmektedir.
Prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeyleri ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumları üzerine etkisi
Araştırma, prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeyleri ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumları üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla prospektif randomize kontrollü deneysel araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmaya, Eylül-Aralık 2022 tarihleri arasında Adana Şehir Hastanesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Polikliniğine başvuran 33 deney 33 kontrol olmak üzere toplam 66 gebe dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri; "Tanıtıcı Özellikler Formu", Spielberg Durumluk Kaygı Envanteri", ve "Prenatal Tarama ve Tanı Testi Tutum Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama araçları, Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Polikliniğinde yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Araştırmada deney grubundaki 33 gebeye prenatal genetik danışmanlık verilmeden önce ve sonra veri toplama formu uygulanmıştır. Kontrol grubuna alınan 33 gebeye hekim tarafından standart klinik bilgilendirme yapılmıştır. Deney ve kontrol grubuna aynı zaman dilimlerinde ön test ve son test yapılmıştır. Elde edilen veriler; "Independent Sample-t" test, "Mann-Whitney U" test, "Wilcoxon" test yöntemleri, kategorik değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Pearson ki-kare test istatistiği ve Bonferroni düzeltmesi yöntemleri kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler olarak sayı ve yüzde değerleri kullanılmıştır.İstatistiksel anlamlılık olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda deney grubundaki gebelerin son testte Spielberg Durumluk Kaygı Envanterinden aldıkları puan ortalamalarının kontrol grubuna göre azaldığı saptanmıştır (tüm p değerleri <0.001). Deney grubunun son testte Prenatal Tarama ve Tanı Testi Tutum Değerlendirme Ölçeği'nden aldıkları puanların ise kontrol grubuna göre arttığı bulunmuştur (tüm p değerleri <0.001). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, prenatal genetik danışmanlık hizmetinin gebelerin kaygı düzeylerini azalttığı ve prenatal tanı testlerine ilişkin tutumlarını olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Kadın sağlığı hemşirelerinin gebelerin prenatal dönemde yaşadıkları kaygı ile baş etmelerine destek olabilmek için prenatal genetik danışmanlığa ilişkin genetik bilgileri hemşirelik uygulamalarına dahil etmeleri önerilmektedir. Hemşirelik uygulamalarının daha iyi kanıt düzeylerine dayandırılması için prenatal genetik danışmanlık hizmeti ile ilgili daha kapsamlı randomize çalışmaların yapılması önem arz etmektedir.
Kadında ovülasyon izlem yöntemlerine ilişkin bilgi ve uygulamaların değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Doğurganlık bilinci kapsamında fertil dönemlerin bilinmesi, istenmeyen gebeliklerin önlenmesi ya da gebe kalınması konusunda çiftlere yardımcı olur. Çiftlerin ovulasyon izlem yöntemlerini ne kadar ve nasıl bildikleri konusunda hemşirelerin/ ebelerin bilgi sahibi olması onların verdikleri danışmanlık ve eğitici rollerini kullanırlarken önemli bir kaynak olup bireylerin bu yöntemleri etkin kullanmalarını sağlayacaktır. Bu çalışma Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Doğum polikliniklerine başvuran kadınların ovülasyon izlem yöntemlerine ilişkin bilgi ve uygulama durumlarını saptamak amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya katılmayı kabul eden kadınlara araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan anket formu yüz-yüze görüşme tekniği ile uygulandı. Veri toplama öncesi kurum izinleri ve kadınlardan bilgilendirilmiş sözlü onam alındı. Veriler SPSS (20.0 versiyon) istatistik programı ile analiz edilmiştir. Bulgular ve Sonuç: Çalışmamızda ki kadınların yaş ortalaması, 28,1 ± 6,0 olup, %45,1 (n=333)' inin ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Kadınların %60,1 (n=445)'inin ovülasyon izlem yöntemlerne ilişkin bilgisinin olduğu belirlenmiş olup en fazla olarakta %44,1'inin (n=414) takvim yöntemini bildikleri saptandı. Araştırmaya dahil olan kadınların %48,2'si (n=357) ovulasyon izlem yöntemlerinden en az bir tanesini kullandıkları yine en fazla kullandıkları yöntemin takvim yöntemi %93,2 (n=333) olduğu belirlendi. Anahtar Sözcükler: Ovülasyon izlem yöntemleri, Doğurganlık bilinci, Fertil günler, Danışmanlık rolü, Hemşire
Hemşirelerin genetik danışmanlık rollerine ilişkin farkındalıkları ve yetkinliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma, hemşirelerin genetik danışmanlık rollerine ilişkin farkındalıkları ve yetkinliklerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, GATA Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan 600 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden ve ulaşılabilen 451 hemşire araştırma grubunu oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından literatür incelemesi sonrasında geliştirilen anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise frekans, yüzde, Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis testleri kullanılmıştır. Çalışmada anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan hemşirelerin yaş ortalaması 30.8±5.5'tir. Hemşirelerin %54.6'sıının bekar, %94.4'ünün lisans ve üzerinde eğitim aldığı, %87.1'inin servis hemşiresi olarak görev yaptığı belirlenmiştir. Hemşirelerin %57.7'sinin genetik konusunda bilgi aldıkları, %81.6'sının genetik bilimindeki gelişmeleri önemsediği, %32.6'sının ülkemizde genetik danışmanlık hizmetlerini yeterli bulmadığı tespit edilmiştir. Çalışmamızda hemşirelerin genetik bilgi testi puan ortalamalarının 8.25±2.65 (min=0, max=13) ve genetik hasatalıklar bilgi testi puan ortalamalarının ise 6.52±1.83 (min=0, max=10) olduğu belirlenmiştir. Yapılan analizlere göre, genetik bilimindeki gelişmeleri önemseyenlerin, hasta değerlendirme formunda genetik bilgileri kullananların, mevcut genetik danışmanlık hizmetlerini yeterli bulmayanların ve genetik danışmanlık yapmayı isteyenlerin genetik ve genetik hastalıklar bilgi puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bunun yanında lisans ve üzerinde eğitim alan hemşirelerde genetik hastalıklar bilgi puan ortalamasının, yoğun bakım deneyimi olan ve yönetici konumunda çalışan hemşirelerde ise genetik bilgi puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu araştırmada, hemşirelerin genetik danışmanlık rollerine ilişkin farkındalıkları ile yetkinliklerinin yeterli olmadığı saptanmıştır. Bu konuda mezuniyet öncesi ve sonrası eğitim programları ile hemşirelerin yetkin hale getirilmesi ve konuyla ilgili daha ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Web tabanlı uzaktan tarımsal mücadele ve danışmanlık uygulaması tasarlanması: Bir erken teşhis uyarı sistemi
Çalışmanın amacı, Tarım 4.0 yaklaşımı içerisinde tarım teknolojilerinin ve tarımda teknoloji kullanımının yaygınlaşması konusunda geliştirilen Web Tabanlı Uzaktan Tarımsal Mücadele ve Danışmanlık Uygulaması'nın alanında uzman teknik personelle görüşmeler yaparak, uygulama ile ilgili ne gibi iyileştirmeler yapılması gerektiğini ortaya koymaya çalışmaktır. Bu bağlamda Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'nde görev yapmakta olan teknik personeller uygulamayı değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Çalışma teori ve uygulama olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Teori kısmında literatür taramaları yapılmış olup, tarım danışmanlığı, akıllı tarım ve tarımda dijital teknolojilerin kullanımı ele alınmıştır. Araştırmanın evrenini Adana İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'nde görev yapmakta olan 10 teknik personel oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, demografik bilgileri ölçmeye yönelik 4 sorudan ve uzman görüşleri alınarak hazırlanmış olan, uygulama ile ilgili teknik personelin görüşlerini ölçmeye yönelik 7 ana başlıktan ve 28 alt başlıktan oluşan nitel sorudan oluşan form aracılığıyla toplanmıştır. Uygulama Python programlama dili ile geliştirilmiş ve veriler Nvivo 12 programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda web tabanlı tarımsal mücadele ve danışmanlık uygulamasının teknik personeller açısından geliştirilmesinin uygun olduğu, arayüz tasarımının iyileştirilmesi gerektiği, tarımda teknoloji kullanımının yaygınlaştırılması açısından pozitif katkı sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Cybercounseling from the perspective of cybercounselors:Opportunities and challenges
Since the beginning of the twenty-first century, the web has gradually become a media for reaching mental health services. Counselees demand counseling services through the internet and cybercounselors started to supply those services. The purpose of this qualitative study was to examine the opportunities and challenges of cybercounseling in terms of how cybercounselors experience them. Participants of the study were seven cybercounselors purposively selected and who pursue their practice in Turkey. For data collection, a semi-structured interview protocol was developed and implemented by the researcher. As a result of the thematic qualitative analysis, in-depth knowledge on the cybercounselors practices was reached. One of the major findings of the study is that there are opportunities for both counselors and counselees such as convenience, receiving counseling in one's mother tongue, and saving time. Cybercounseling also has some challenges such as technological insufficiencies and incompatibility for certain techniques and cases. However, the study revealed that counselors found strategies, such as developing a new perspective for counseling and establishing new rules to ensure ethical conduct, in order to overcome those challenges. There are some limitations in the study resulting from the nature of qualitative research sampling. The results are not generalizable; however in-depth understanding was achieved. The study has implications for cybercounselors, counseling educators, and policy-makers.
Expanding a counseling intake form and examining psychosocial problems of university students
This survey study attempted to determine the psychosocial problems of university students while updating an existing university counseling intake form. The updated form was expanded by adding some problem items and questions on student characteristics and prepared to be filled as an electronic form. The accessible population was students of a public university in İstanbul who were around 18-25 ages. The link to the survey form was shared to via e-mails and social media groups. The data were collected anonymously and analyzed cumulatively. Participants were 741 students, about two thirds being female. The problem areas that emerged as eight factors were career/future concerns, problems with affect, academic problems, relational issues, problems with culture, health concerns, addiction, and traumatic experiences, in order of prevalence. Females reported more problems in career/future, affect, culture, and health, while males reported more problems in addiction. English Preparatory students had less concerns about their career/future than undergraduate and graduate students. Involvement in extracurricular activities seemed to be protective factor for students' future/career, academic problems, and relational issues. Students who were interested to live abroad reported more problems with culture and addiction. Students with history of receiving psychological help, and suicidal thoughts and attempts reported more problems in most areas. The practical implication of the study was that university students had serious career/future, academic and counseling needs that await being addressed by university administrations and policy makers.
İşletmelerde yönetim danışmanlığı hizmetlerinin kullanımı ve Türkiye'deki uygulamasına yönelik araştırma
Yönetim danışmanlığı, dünyada 19. Yüzyılın sonunda ortaya çıkan, ülkemizde ise özellikle son yıllarda önem kazanan, işletmelere ve yöneticilere çeşitli nedenlerle oluşan problemlerin çözümünde yardımcı olan, işletmenin dışından alınan profesyonel bir hizmettir. Günümüzde özellikle sürekli değişen sosyal çevrenin ve arlan rekabetin getirdiği çeşitli problemlerin doğal sonucu olarak işletmelerin yönetim danışmanlığı hizmeti almaları kaçınılmaz olmuştur. Yönetim Danışmanlığı Hizmetlerinin çeşitli yönlerinin tanıtıldığı bu çalışmanın birinci bölümünde Yönetim Danışmanlığı ve Yönetim Danışmanı kavramları ele alınarak çeşitli özellikleriyle beraber tanımlanmıştır. İkinci bölümde Yönetim Danışmalığı Hizmetinin Dünyadaki ve Türkiye'deki gelişimi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Yönetim Danışmanlığı Hizmeti çeşitli yönleriyle ele alınmış, dördüncü bölümde Yönetim Danışmanlığı Süreci, aşamalarıyla beraber açıklanmıştır. Beşinci bölümde Yönetim Danışmanlığı Hizmetinin çeşitli alanlarda kullanımı ele alınırken, altıncı bölümde ise Yönetim Danışmanlığının Türkiye'deki Uygulaması ile ilgili olarak çeşitli Yönetim Danışmanları ve hizmet alan işletmelerle beraber yapılan bir uygulama çalışmasının sonuçları ve öneriler yer almaktadır.
Online eğitim ve danışmanlığın kadınların jinekolojik muayeneye ilişkin tutum ve anksiyete düzeylerine etkisi
Amaç: Bu araştırma online eğitim ve danışmanlığın kadınların jinekolojik muayeneye ilişkin tutum ve anksiyete düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Ön test-son test, randomize kontrollü deneysel olarak yapılan araştırma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Jinekoloji Polikliniği'ne başvuran 100 kadın (deney: 50 ve kontrol: 50) ile yürütüldü. Veriler, Haziran 2021-Eylül 2022 tarihleri arasında toplandı. Kadınlara ilk olarak ön test soru formu uygulandı. Deney grubuna sonraki ilk on gün içerisinde eğitim ve altı ay boyunca danışmanlık verildi. Katılımcılara ilk 3 ay içerisindeki son test soru formu yüzyüze ve 6. aydaki son test formu online doldurtuldu. Çalışma 68 katılımcıyla (deney: 37 ve kontrol: 31) tamamlandı. Veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan soru formu ve Durumluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeğiyle toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson ki-kare, Fisher kesin ki-kare, Student-t ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Eğitim ve danışmanlık öncesinde sosyodemografik, obstetrik ve jinekolojik öyküler, jinekolojik muayeneye ilişkin tutumlar ve durumluk ve sürekli anksiyete açısından deney ve kontrol grupları arasında anlamlı fark olmadığı görüldü. Eğitim ve danışmanlık sonrasında jinekolojik muayeneye ilişkin tutumlar incelendiğinde kontrol grubunun sadece şikâyeti olduğunda muayene gelme durumunun deney grubundan daha yüksek olduğu belirlendi. Deney grubunun çoğunun jinekolojik muayene pozisyonundan rahatsızlık duymadığı ve muayene sırasında canının yanacağını düşünmediği saptandı. Deney grubunun kullanılacak aletlerin gösterildiğinde rahat hissetme durumunun kontrol grubundan daha yüksek olduğu belirlendi. Eğitim ve danışmanlık öncesi her iki grubun durumluk anksiyete puanı orta düzeyde idi. Eğitim ve danışmanlık sonrası ilk 3 ayda yapılan analizde her iki grubun durumluk anksiyete puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulundu. Deney grubunun anksiyete puanının orta düzeyden hafif düzeye düştüğü görüldü. Eğitim ve danışmanlık sonrası (ilk 3 ay ve 6.ay) her iki grubun sürekli anksiyete puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Online eğitim ve danışmanlığın kadınların jinekolojik muayeneye ilişkin tutumları ve durumluk anksiyeteleri üzerinde anlamlı derecede etkili olduğu görüldü.
Sigara bırakma danışmanlığı alan içicilerde duygudurum bozukluklarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Sigara içenlerde yaşam boyu duygudurum bozukluğu, psikotik bozukluk, anksiyete bozukluğu, madde kötüye kullanımı ve kişilik bozukluğu gibi psikiyatrik bozuklukların görülme sıklıklarının daha fazla olduğu bilinmektedir. Sigara bırakma polikliniklerine başvuran hastaların sahip olduğu komorbid hastalıklar uygulanacak farmakolojik tedavinin belirlenmesinde ve hastanın izleminde önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran hastalarda ruhsal bozuklukların sıklığını ve bunların bırakma sürecinin yönetimine etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki çalışmaya Mayıs 2019 tarihinden 31 Aralık 2021 tarihine kadar anabilim dalımızın uygulama birimlerinden biri olan sigara bırakma polikliniğine başvuran tüm hastalar dahil edilmiştir. Hastalara ait bilgiler hastane kayıt sistemi ve poliklinik arşivindeki hasta dosyalarından geriye dönük olarak elde edilmiştir. İçicide ruhsal bozukluk varlığı danışmanlık hizmeti sunan hekimin ruhsal durum değerlendirmesi ve psikiyatri konsültasyonu sonuçları dikkate alınarak belirlenmiştir. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS program ile yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra alt gruplar arası karşılaştırmalarda ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan 803 sigara hastasının yaş ortalaması 40,6±13,5 ve üçte ikisi (%66,6) erkekti. Bunlardan 742'sinin (%92,4) dosyalarında danışmanın ruhsal durum değerlendirmesi ve/ya da psikiyatri konsültasyonu bilgisi bulunmaktaydı. Danışmanın ruhsal durum değerlendirmesine göre 691 hastanın 139'unda (%20,1) ruhsal bozukluk saptanmıştı. Psikiyatri konsültasyonu sonuçlarına göre 429 hastanın 150'sinde (%35,0) ruhsal patoloji rapor edilmişti. Sigara bırakma polikliniğinde ve/veya psikiyatri konsültasyonu sırasında psikopatoloji saptanan hastaların ruhsal durum değerlendirmesi patolojik olarak kabul edildi (%28,0; s=208/742). Ruhsal durumu olağan olanlara göre bir ruhsal patoloji saptananlarda bupropion (%15,9'a karşı %30,6 istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha sık kullanılmıştı (p<0,001). Ruhsal durumu olağan olanlara göre bir ruhsal patoloji saptananlarda vareniklin (%57,1'e karşı %22,2) istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha az kullanılmıştı (p<0,001). Hastaların ruhsal durumu sigarayı bırakma kararının verilmesi, izlem uyumu, farmakolojik tedavi verilmesi ve nikotin verilmesi üzerinde etkili değildi (p>0,05). Sonuç: Sigara kullanmaya genelde genç yaşlarda başlanmaktadır. Gençlerin sigara içmeye başlamasını önlemek ve başlayanların da bırakmasını teşvik etmek için çalışmalar yapılması önemlidir. Sigara içicilerinde ruhsal bozukluklar sık görülmekte o nedenle içicilerin değerlendirilmesi esnasında ruhsal durum muayenesi yapılması ve bu konudaki belirtilere karşı dikkatli olunması önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Ruhsal Bozukluk, Sigara Bağımlılığı, Sigara Bırakma.
Sınıf öğretmenliği eğitimi alanında lisansüstü akademik danışmanlığı konusunda beklentiler, yaşanılan sorunlar ve çözüm önerileri
Araştırma, sınıf öğretmenliği eğitimi alanındaki lisansüstü akademik danışmanlığının durumunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda akademisyenlerin ve lisansüstü öğrencilerinin; akademik danışmanlık olgusuna ilişkin algılarını, akademik danışmanlıktan beklentilerini, akademik danışmanlık sürecinde yaşadıkları problemleri ve bu problemlere ilişkin çözüm önerilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Belirtilen amaçlar doğrultusunda çalışmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiştir. Araştırmada model olarak ise nitel araştırma türlerinden biri olan olgubilim (fenomenoloji) kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Akdeniz Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nde bulunan Sınıf Öğretmenliği/Eğitimi lisansüstü eğitim programlarında eğitim alan tezli yüksek lisans öğrencileri, doktora öğrencileri ve yine aynı programda akademik danışmanlık yürüten akademisyenler oluşturmaktadır. Araştırmanın lisansüstü eğitim akademik danışmanlığı konusundaki algılara ilişkin bulgularına göre hem akademisyenlerin hem de lisansüstü öğrencilerinin akademik danışmanlık olgusuna ilişkin olumlu yönde algıya sahip oldukları görülmüştür. Yine hem akademisyenler hem de lisansüstü öğrencileri akademik danışmanlığı genel olarak bir yol gösterme süreci olarak tanımlamakta oldukları ortaya çıkmıştır. Lisansüstü eğitim akademik danışmanlığı konusundaki beklentilere ilişkin bulgulara göre hem akademisyenlerin hem de lisansüstü öğrencilerin akademik danışmanlık konusunda birbirlerinden çeşitli beklentilerinin olduğu görülmüştür. Bu beklentiler incelendiğinde danışmanların lisansüstü öğrencilerden en çok; lisansüstü eğitime belli bir hedefle başlamaları, lisansüstü eğitim sürecine ilişkin becerileri ders döneminde edinmiş olmaları ve birey olarak hem akademiye hem hayata ilişkin bazı konularda donanımlı olmalarını bekledikleri görülmüştür. Lisansüstü öğrencilerin ise akademik danışmanlardan en çok; epostalara ve çalışmalarla ilgili düzeltmelere zamanında geri dönüt sağlamalarını, öğrenciyle empati kurmalarını, ulaşılabilir olmalarını, zaman ayırmalarını ve bire bir uygulamalı çalışma yapmayı bekledikleri ortaya çıkmıştır. Lisansüstü eğitim akademik danışmanlığı konusunda yaşanan problemlere ilişkin bulgulara göre; akademisyenlerin akademik danışmanlık konusunda en çok tez aşamasında lisansüstü öğrencilerin hem bilimsel araştırma becerileri hem de bilimsel araştırma yöntemleri konusundaki eksiklikleri nedeniyle sorunlar yaşamakta oldukları ortaya çıkmıştır. Lisansüstü öğrencilerinin ise akademik danışmanlık sürecinde en çok; akademisyenlerin zamanında geri dönüt sağlamaması, araştırma yöntemleri konusunda yeterli yönlendirilmedikleri ve tercih etmediği bir danışmanla çalışması konularında problemler yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Ayrıca sınıf öğretmenliği alanında lisansüstü eğitimine devam eden öğrencilerin en önemli sorununun alan uzmanı akademisyen bulamamak ve bu doğrultuda sınıf eğitiminde istedikleri konu ve alanda çalışma yürütememek olduğu ortaya çıkmıştır. Lisansüstü eğitim akademik danışmanlığı konusunda yaşanan problemlere ilişkin çözüm önerileriyle ilgili bulgulara göre; akademisyenlerin çözüm önerileri arasında en çok üzerinde durulan iki konu vardır. Bunlardan ilki; özellikle yüksek lisans öğrencilerini bilimsel hazırlık gibi bir yıllık bir süreçten geçirerek yüksek lisans derslerine o şekilde başlamaları şeklindedir. İkincisi ise akademik danışmanlık yürütecek olan akademisyenlerin mutlaka "akademik danışmanlık" ile ilgili bir eğitimden geçmesi ve akademik danışmanlık için bir çerçeve çizilmesi gerektiği şeklindedir. Lisansüstü öğrencilerin çözüm önerileri görüşleri incelendiğinde; öğrencilerin çözüm önerisi olarak en sık görüş belirttiği konunun lisansüstü eğitimleri boyunca kendilerine danışmanlık edecek kişileri kendileri seçmek olduğu görülmüştür. Bunun ardından öğrencilerin çözüm önerisi olarak en sık görüş belirttiği konunun "akademik yazma" ve "analiz programları" konularında ayrıntılı eğitim almak olduğu ortaya çıkmıştır.
A descriptive study on the styles of supervisors in pre-observation conferences
The universality and importance of the practicum where student teachers have thechance to practice teaching in school settings cannot be underestimated. Supervisors are one ofthe key figures in the development of student teachers in this process. The interactions ofsupervisors and student teachers have always been a concern for researchers. This study aims atdetecting the styles of a novice and an experienced supervisor in pre-observation conferences,finding similarities and differences between their styles, the effect of styles on lesson plans andsupervisors? perceptions of their styles.The data were collected by audio-recording of pre-observation conferences of twosupervisors (each supervising 6 student teachers), by collecting lesson plans of student teachersand by carrying out a structured interview.Having analyzed the data, it was found that the novice and the experienced supervisormostly used behaviors such as clarifying, reflecting and directing. It was seen that the mostlyapplied styles were Directive Informational, Directive Control and Collaborative styles. Thedifferences included the length of the conferences, the variety of behaviors applied, thenumber of behaviors and the use of certain behaviors more than the other categories. Thelesson plans of student teachers revealed that the behavior that caused the change wasdirecting. The interview session showed that the perceptions of the supervisors on theirsupervisory behaviors were different from their actual behaviors in the conferences. Anumber of implications were drawn from the study for pre-service teacher education,teaching practicum and the training of supervisors in the final chapter.