Impulsive behavior
67 theses under this subject heading
Depresyon tanılı hastaların çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi, dürtüsellik ve intihar olasılığı arasındaki ilişki
Bu araştırma depresyon tanılı hastaların çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi, dürtüsellik ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, 01 Kasım 2021- 02 Mayıs 2022 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Servisinde yatan ve ayaktan tedavi edilmek üzere başvuran 149 depresyon hastasıyla yapılmıştır. Araştırma verileri 'Kişisel Bilgi Formu', 'Beck Depresyon Envanteri(BDE), 'Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(ÇÇTÖ)', 'Perth Aleksitimi Ölçeği(PAÖ)', 'İntihar Olasılığı Ölçeği(İOÖ)' ve 'Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11(BDÖ)' ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin analizi bilgisayar ortamında İstatistik Programı SPSS 22.0 ile yapılmıştır. Çalışmaya katılan depresyon tanılı hastaların %69.8'inin kadın, %30.2'sinin erkek olduğu, yaş ortalamalarının 41.49 ± 13.16(18-69 yaş arası), %32.21'inin lise mezunu, %57.05'inin evli, %47.65'inin ev hanımı, %38.26'sının özkıyım girişimi olduğu belirlenmiştir. Hastaların Beck Depresyon Envanteri toplam puan ortalamasının 31.3 ± 9.25, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği toplam puan ortalamasının 72.11 ± 24.33, İntihar Olasılığı Ölçeği toplam puan ortalamasının 82.03 ± 10.71 , Perth Aleksitimi Ölçeği toplam puan ortalamasının 97.08 ± 36.96, Barratt Dürtüsellik Ölçeği toplam puan ortalaması 66.91 ± 9.81 olduğu saptandı. BDE ile ÇÇTÖ, PAÖ, İOÖ ve BDÖ arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlendi (p<0,05). PAÖ ile ÇÇTÖ arasında ve İOÖ ile BDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0,05). ÇÇTÖ, İOÖ ve BDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Hastaların depresyon belirtilerinin, çocukluk çağı travmalarının, intihar olasılıklarının yüksek düzeyde, dürtüselliklerinin orta düzeyde ve aleksitimiye eğilimli oldukları belirlendi. Çocukluk çağı travması yaşayan depresyon hastalarının aleksitimi, intihar olasılığı ve dürtüsellik yönünden psikiyatri hemşireleri tarafından değerlendirilmesi ve psikoeğitim ve psikoterapi programları ile başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesi önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde kumar bağımlılığı ve dürtüsellik ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmayla, üniversite öğrencilerinde giderek yaygınlaşmaya başlayan kumar bağımlılığının dürtüsellikle olan ilişkisi incelenmek istenmiş ve bu doğrultuda Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'ndeki 489 öğrencinin katılımıyla çalışma yürütülmüştür. Ankette öğrencilerin demografik bilgileri için hazırlanmış bir form, patolojik kumar oynama davranışını ölçmek için South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) ve dürtüsellik ilişkisini incelemek için Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11-KF) kullanılmıştır. Toplanılan veriler IBM SPSS 22 paket programıyla analiz edilmiş ve bulgular bu doğrultuda tartışılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre kumar bağımlılığı ile dürtüsellik arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür (r=.26, p<.001). Aynı zamanda üniversite öğrencilerinde dürtüselliğin, kumar bağımlılığı üzerinde anlamlı, pozitif yönde ve zayıf düzeyde etkisi olduğu saptanmıştır (R=,265; R2: ,070; p<,05). Bu doğrultuda "muhtemel patolojik kumarbaz" düzeyinde puan alan (Ort.=2.31, SS.=.67) üniversite öğrencilerinin, kumar puanı daha düşük ve normal olan (Ort.=1.91, SS.=.44) öğrencilere göre dürtüsellikleri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Psikiyatri hemşiresi olarak, kumar bağımlılığı açısından risk grubunda olan dürtüselliği yüksek bireylere psikososyal eğitimler ve danışmanlık hizmeti verilerek koruyucu önlemler alınması önerilir.
Yaşlı hastalarda dürtü kontrol bozukluklarının özellikleri
Amaç: Bu çalışma yaşlı hastalarda Dürtü Kontrol Bozukluklarının sıklığı, klinik ve demografik özelliklerinin belirlenmesi ve diğer psikiyatrik hastalıklar üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır.Gereç ve Yöntem: Polikliniğimize bir yıllık süre boyunca ayaktan başvuran 60 yaş ve üzeri 90 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik Veri Formu, Psikiyatrik Hastalıkların Tanı ve Sınıflandırılması El Kitabı-IV'e göre Eksen I bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik görüşme Ölçeği, dürtü kontrol bozukluklarını saptamak için Minnesota Dürtü Kontrol Bozukluğu Görüşme Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca Ruhsal Belirti Tarama Listesi, Barratt Dürtüsellik Ölçeği- 11 ve Standardize Mini Mental Test uygulanmıştır.Bulgular: Bir yıllık bir süreçte polikliniğimize ayaktan başvuran 60 yaş ve üzeri hastaların % 17'sinde yaşam boyu en az bir dürtü kontrol bozukluğu ek tanısı saptanmıştır. Başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozuklukları dâhil edildiğinde hastaların % 22,4'ünde dürtü kontrol bozukluğu ek tanısı saptanmıştır. En sık saptanan Aralıklı Patlayıcı Bozukluk (% 15,8), ikinci sırada Patolojik Kumar Oynama (% 9,2)dır. Çalışmaya katılan tüm hastaların sosyodemografik özellikleri ele alındığında grubun çoğunluğunun erkek (%54), evli (%80), ortaöğretim ve üstü düzeyde eğitim aldığı (%51), orta düzeyde sosyoekonomik düzeye sahip oldukları (%79), tamamının çalışmadığı (ev hanımı dahil) veya emekli olduğu saptanmıştır.Çalışmamızda Dürtü kontrol Bozukluğu olan ve olmayan hasta grupları arasında sosyodemografik özelliklerden sadece cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Yaşlı hasta grubunda erkeklerin %34,1'i yaşam boyu en az bir Dürtü Kontrol Bozukluğu tanısı konmuşken, kadınların %8,6'sı Dürtü Kontrol Bozukluğu tanısı almıştır. Çocukluk çağı dönemine ait hastalıklardan Davranım Bozukluğu, Dürtü Kontrol Bozukluğu olan grupta anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. İntihar girişimi, fiziksel hastalık öyküsü ve ailede psikiyatrik hastalık öyküsü açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır Alkol/madde kullanım bozukluğu Dürtü Kontrol Bozukluğu olan grupta %17,6 oranında saptanmışken, olmayan grupta hiçbir olguya rastlanmamıştır.Sonuç: Bu çalışma sonuçları bir yıllık süreçte polikliniğimize başvuran 60 yaş ve üzeri hastalarının yaklaşık beşte birinde yaşam boyu en az bir dürtü kontrol bozukluğu eştanısı aldıklarını göstermektedir. Dürtü kontrol bozukluklarının yaşam boyu oldukça sık oranda görüldüğü ve yaş ilerledikçe sıklığının azaldığı belirlenmiştir.
Bipolar bozuklukta özkıyım davranışının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Bipolar Bozukluk Biriminde düzenli olarak Bipolar Bozukluk tanısıyla izlenen hastalarda özkıyım davranışının, hastaların sosyodemografik ve klinik özellikleri, dürtüsellikleri ve çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi araştırılmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 2011 yılında Bipolar Bozukluk Biriminde Bipolar Bozukluk tanısıyla izlenen rastgele yöntemle seçilmiş 91 hasta alınmıştır. Çalışma verileri tarafımızca geliştirilen ?Duygudurum Bozuklukları Hasta Kayıt Formu?, SCID- I-II, Young Mani Değerlendirme Ölçeği, Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği, Özkıyım davranışı ölçeği, Çocukluk çağı travmaları ölçeği ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Formlar hasta ve hasta yakınları ile görüşülerek ve poliklinik kayıtları incelenerek doldurulmuştur.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 52'si kadın, 39'u erkek'ti. Çalışmamızda 91 bipolar bozukluk hastasının 40'ında özkıyım girişimi öyküsü vardı. Özkıyım girişiminde bulunan grupta hastalık sürecinin daha çok depresif ve karma ataklarla seyrettiği, ataklar arası dönemde işlevselliğin kısmi etkilenmiş olduğunu ve psikotik özellikli daha ağır atak sıklığının daha fazla olduğunu bulduk. Bunun yanında iki grup arasında çocukluk çağı travmaları ve dürtüsellik için istatiksel olarak anlamlı ilişki bulamadık.Sonuç: Bipolar Bozukluk yaşam boyu süren ve işlevselliği büyük oranda bozan bir hastalıktır. Bipolar bozukluk yüksek oranlarda özkıyım girişimi ve tamamlanmış özkıyım ile ilişkilidir. Bu açıdan özkıyım davranışında bulunan hastalarla bulunmayan hastalar arasındaki sosyodemografik, klinik ve diğer değişkenlerin araştırılması ve olası risk faktörlerinin tespiti hastalarda gelişebilecek olası özkıyım davranışını önleme de etkili olacaktır.Anahtar Sözcükler: Bipolar bozukluk, özkıyım davranışı, çocukluk çağı travmaları, dürtüsellik.
Psikiyatrik hastalarda aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığı ve klinik özellikleri
Psikiyatrik Hastalarda Aralıklı Patlayıcı Bozukluk Sıklığı ve Klinik Özellikleri Amaç: Aralıklı patlayıcı bozukluk sözel ve/veya fiziksel agresyon ile sonuçlanan, yineleyici biçimde saldırganlık dürtülerine karşı koyamama atakları ile tanımlanan bir bozukluktur. Klinik psikiyatri pratiğinde sıkça rastlanabilecek önemli bir psikiyatrik bozukluk olmasına rağmen bu konuda literatürde az sayıda veri bulunmaktadır. Bu çalışmada aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığının ve bu bozuklukla ilişkili sosyodemografik ve klinik özelliklerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kliniğimize 2015 yılında ilk altı aylık periodda ilk kez başvuran 406 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Eksen I ve Eksen II bozukluklarının tanısı DSM-IV ve DSM-5 tanı ölçütlerine göre konulmuştur. Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısı için DSM-IV ve ayrıca DSM-5 tanı ölçütleri kullanılmıştır. Tanı koyma sürecinde; Eksen I bozuklukları için DSM-IV'e göre Yapılandırılmış Klinik Görüşme Kılavuzu (SCID I), Eksen II bozuklukları için DSM-IV'e göre Yapılandırılmış Klinik Görüşme Kılavuzu (SCID II), Belirti Tarama Listesi (SCL-90), Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanı ve değerlendirme envanteri, araştırmacının yaptığı klinik görüşme ve sosyodemografik veri formundan edinilen bilgiler kullanılmıştır. Bunlara ek olarak dürtüsellik ve agresyonun değerlendirilmesi amacıyla katılımcılara Barratt Dürtüsellik Ölçeği 11 ve Buss-Perry Agresyon Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Aralıklı patlayıcı bozukluğun DSM-5'e göre yaşam boyu ve 12 aylık sıklığı sırasıyla % 16,7 ve % 11,3 olarak saptanmıştır. Bozukluğun ortalama başlangıç yaşı 16,4 yıl olarak hesaplanmıştır. Aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığı erkeklerde kadınlara göre 3,8 kat (%95 GA= 1,9-7,5), kırsal kesimde yaşayanlarda şehir merkezinde yaşayanlara göre 2 kat (%95 GA=1,1-3,7), yaşam boyu özkıyım girişimi olanlarda olmayanlara göre 2,7 kat (%95 GA=1,3-5,6), yaşam boyu self mutilatif davranışı olanlarda olmayanlara göre 4,5 kat (%95 GA=2,3-8,7) ve ailede öfke sorunu bildirenlerde bildirmeyenlere göre 3 kat (%95 GA=1,5-5,9) fazladır. Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısı alan grupta çocukluk çağı Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Davranım Bozukluğu ve Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma katılımcıların yaklaşık altıda birinin DSM-5 tanı ölçütlerine göre yaşam boyu Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısını karşıladığını ortaya koymaktadır. Aralıklı patlayıcı bozuklukla istatistiksel olarak anlamlı ilişkisi gösterilen sosyodemografik özellikler arasında cinsiyet, yaşanılan yer, yaşam boyu özkıyım girişimi, self mutilatif davranış öyküsü ve ailede öfke sorunu öyküsü bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Aralıklı Patlayıcı Bozukluk, Agresyon, Dürtüsellik, Öfke.
Erişkin tip dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu'nun kronotip özellikleri ve eşlik eden ek psikiyatrik tanıların araştırılması
Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu çocukluk çağında başlayan, ergenlik ve erişkin yaşamı boyunca da devam edebilen nörogelişimsel bir bozukluktur. İnsanlar biyolojik ve davranışsal açıdan sabahçılık ve akşamcılık şeklinde farklı kronotiplere sahiptirler. Psikiyatrik bozuklukların kronotip farklılıklarıyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu' nun kronotip özellikleri ve eşlik eden ek psikiyatrik tanıların araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi' nde yürütülmüş kesitsel bir çalışmadır. DEHB tanılı 33 olgu üzerinde yürütülmüştür. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerini taramak ve klinik görüşmeye alınacak olguları belirlemek amacıyla Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği ve Erişkin DEHB Tanı ve Değerlendirme Envanteri kullanılmıştır. Klinik görüşmeye alınan olgulara Erişkinlerde DEHB için Tanısal Görüşme, Sabahçılık Akşamcılık Anketi, DSM-IV Eksen 1-2 Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme uygulanmıştır. Bütün olgularda DSM-5 tanı kriterlerine göre değerlendirme yapılmıştır. Bulgular: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu' nun psikiyatri polikliniğine ilk kez başvuran olgularda görülme sıklığı % 18,3 bulunmuştur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı olgularda akşamcılık görülme oranı klinik popülasyona ve kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksek bulunmuştur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı olgulara yüksek oranda komorbid psikiyatrik tanının eşlik ettiği saptanmıştır. Sonuç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, erişkin psikiyatri polikliniklerinde genel popülasyona göre daha sık görülmektedir. Bu bozukluğa sahip bireylerin biyolojik ve davranışsal ritimlerdeki farklılıklar ve eşlik eden komorbid psikiyatrik tanılar açısından da sorgulanması gerekmektedir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nun kronobiyolojik yönü ile ilgili daha fazla sayıda çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar sözcükler: erişkin, dikkatsizlik, hiperaktivite, dürtüsellik, kronotip
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı alan çocukların ebeveynlerinde internet kullanım özellikleri ve dürtüsellik
Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında en sık görülen nöropsikiyatrik bozukluklardan biridir. Literatürde DEHB tanılı çocuğu olan ebeveynlerde çeşitli psikiyatrik hastalıkların araştırıldığı çok sayıda çalışma olmasına rağmen, dürtüsel davranışlar ve internet kullanım özelliklerinin araştırıldığı çalışmalar nadirdir. Bu çalışmada DEHB tanısı ile takip edilen çocukların ebeveynlerinde dürtüsellik, internet kullanım özellikleri ve bunlar arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma örneklemi olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Balcalı Hastanesinde Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda DEHB tanılı çocukların ebeveynleri ve kontrol grubu seçilmiştir. 65 DEHB tanılı çocuk ebeveyni ve bu bireylerle yaş, cinsiyet, eğitim durumu gibi değişkenler açısından uyumlu olan, çocuklarında DEHB tanısı olmayan 64 gönüllü ebeveyn çalışmanın örneklem grubunu oluşturacaktır. Her 2 gruba tarafımızca oluşturulan sosyodemografik veri formu ve internet kullanım özellikleri veri formu dolduruldu. Wender Utah Ölçegi, Dürtü Denetim bozukluğu Ölçeği, Barrat Dürtüsellik Ölçeği kısa form, Young İnternet bağımlılığı Ölçeği kısa form, Akıllı Telefon Bağımlılıgı Ölçeği kısa form, İnternet oyun oynama bozukluğu Ölçeği ve Kompulsif Çevrimiçi Satın Alma Ölçeği uygulandı. Bulgular: Çalışmamızda her iki grupta DEHB ve diğer psikiyatrik hastalıkların komorbiditesi açısından fark bulunamamıştır. Her iki grup ölçekler açısından karşılaştırıldığında ise İOOB ölçeğinde DEHB-TÇE grubu ile kontrol grubu arasında Duygudurum düzenleme, Çatışma, Nüks, Çekilme alt grupları ve İOOB toplam skorlarında arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (sırasıyla Duygudurum düzenleme p=0.02; Çatışma p=0.03; Nüks p=0.03; Çekilme p=0.03; Toplam p=0.02). KÇSA puanına göre iki grup arasında anlamlı farklılık vardır (p=0.03). DEHB-TÇE ruhsal hastalığı olan ve olmayan olarak karşılaştırıldığında ise, ruhsal hastalığı olanlarda KÇSA, İOOB_Toplam, İOOB Belirginlik, İOOB_Çekilme, İOOB_Nüks, İOOB Duygudurum düzenleme, İOOB_Çatışma alt grupları, anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (sırasıyla KÇSA p<0.001, Toplam p=0.002, Belirginlik p=0.004, Çekilme p=0.001, Nüks p=0.005, Duygudurum düzenleme p=0.003, Çatışma p=0.002). DEHB-TÇE ve kontrol grupların ruhsal hastalığı olmayanları karşılaştırıldığında kontrol grubunda KÇSA anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.02), ruhsal hastalığı olanları karşılaştırıldığında DEHB-TÇE grubunda Tolerans_Belirginlik, Duygudurum düzenleme, Çatışma, Çekilme alt grupları ve İOOB toplam skorlarında arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (sırasıyla Tolerans_Belirginlik p=0.01; Duygudurum düzenleme p= 0.01, Çatışma p=0.003; Çekilme p=0.003; Toplam p=0.01). Gruplar çalışıp çalışmama ya da cinsiyete göre karşılaştırıldığında ise dürtüsellik ve internet kullanımı açısından anlamlı fark saptanmamıştır. DEHB-TÇE gruplarının UPPS_Sebatsızlık ortalamaları kontrol grubundan daha fazladır (p=0.03). DEHB-TÇE ve kontrol grupların ruhsal hastalığı olmayanları karşılaştırıldığında DEHB-TÇE grubunda BD_Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış_Sıkışıklık ve Sebatsızlık alt ölçekleri anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (sırasıyla BDÖ p= 0.03, Sıkışıklık p=0.02, Sebatsızlık p=0.03). Ruhsal hastalığı olan ve olmayan arasında kontrol grubunda UPPSDürtüsel Davranış Sıkışıklık alt grubunda Ruhsal hastalık olanlarda daha yüksek saptanmıştır (p<0.001), Tasarlama eksikliği alt gruplarında ise ruhsal hastalığı olmayanlarda daha yüksek saptanmıştır (p=0.04). Sonuç: Çalışmamızda dürtüsellik açısından DEHB-TÇE ve kontrol gruplar arasında bağlantı saptanamamıştır. DEHB-TÇE ve kontrol gruplar arasında, İOOB nin, Toplam, Duygudurum düzenleme, Çatışma, Nüks Çekilme alt ölçeklerin DEHB-TÇE grubunda anlamlı derecede yüksek olduğu, kontrol grubunda KÇSA ölçeğinin yüksek olduğu görülmüştür. Bununla ilgili diğer çeşitli ilişkileri açığa çıkarmak için daha geniş DEHB-TÇE grupları ile çalışmak faydalı olacaktır. Anahtar Sözcükler: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, İnternet kullanım İnternette Oyun Oynama Bozukluğu, dürtüsellik
Depresif bozukluk tanısı olan ergenlerde intihar davranışı ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışmada intihar davranışı olan depresif bozukluk tanılı ergenler, intihar davranışı olmayan depresif bozukluk tanılı ergenler ve sağlıklı kontrollerin karşılaştırılarak; intihar davranışının klinik özellikler, depresyon şiddeti, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, problem çözme becerisi, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma, Kasım 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'nde yapılmıştır. Yapılan görüşme sonucu depresif bozukluk tanısı konan ve son 1 ay içinde intihar davranışı olan 12-18 yaş aralığındaki 39 ergen ilk olgu grubunu, depresif bozukluk tanısı konan ve yaşam boyu intihar davranışı olmayan 12-18 yaş aralığındaki 40 ergen ikinci olgu grubunu, bu ergenlerle yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 39 sağlıklı gönüllü ergen sağlıklı kontrol grubunu oluşturmuştur. Tüm katılımcılara ÇDGŞG- ŞY-DSM-5 (Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu-DSM-5) uygulanmış, katılımcıların sosyodemografik ve klinik özellikleri; araştırmacı tarafından hazırlanan formla değerlendirilerek kaydedilmiştir. Katılımcılara DSM-5 düzey 2 depresyon ölçeği çocuk formu, intihar olasılığı ölçeği, çocukluk örselenme yaşantıları ölçeği, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği-kısa form, Barratt impulsivite ölçeği, problem çözme envanteri, Rosenberg benlik saygısı ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, çocuk ve genç psikolojik sağlamlık ölçeği verilerek doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Sosyodemografik ve klinik özellikleri açısından; intihar davranışı olan depresyon grubunun okul başarısı ve arkadaş ilişkilerini en düşük oranda iyi olarak değerlendiği, sağlıklı kontrol grubunun en yüksek oranda iyi olarak değerlendirdiği, olgu gruplarının kendilerinde ve ailelerinde daha çok psikiyatrik hastalık öyküsü olduğu saptanmıştır. İntihar davranışı olan depresyon grubunun daha yüksek oranda sigara ve alkol kullandığı, daha çok KZVD bulunduğu, melankolik özellikli depresyon belirleyicisi ve yıkıcı davranış bozuklukları komorbiditesinin daha yüksek oranda görüldüğü belirlenmiştir. İntihar davranışı olmayan depresyon grubunda sağlıklı kontrollere oranla daha yüksek oranda bedensel hastalık görülmüş, ebeveynlerinin daha yüksek oranda ayrı olduğu saptanmıştır. Gruplar arasında intihar davranışı olan depresyon grubunun en yüksek depresyon şiddeti, intihar olasılığı, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik düzeyine sahip olduğu görülürken, bu grupta problem çözme becerileri, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık en düşük olarak saptanmıştır. İntihar davranışı olan depresyon grubunda yer alan intihar girişimi olan ergenlerde, intihar düşüncesi olup girişimi olmayanlara oranla daha yüksek yıkıcı davranış bozukluğu komorbiditesi, daha düşük baba eğitim düzeyi, daha fazla duygu düzenleme güçlüğü ve daha yüksek motor ve toplam dürtüsellik düzeyleri bulunmuştur. Tüm örneklemde ve olgu gruplarında yapılan değerlendirmede; düzey 2 depresyon ölçeği, çocukluk örselenme yaşantıları ölçeği, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği-kısa form, Barratt impulsivite ölçeği, problem çözme envanteri, Rosenberg benlik saygısı ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, çocuk ve genç psikolojik sağlamlık ölçeği olmak üzere çalışmamızda kullanılan tüm ölçeklerin, intihar olasılığı ölçeği ile korele olduğu saptanmıştır. Sonuç : İntihar davranışı olan depresyonu grubu, intihar davranışı olmayan depresyon grubu ve sağlıklı kontrol grubunun depresyon şiddeti, intihar olasılığı, çocukluk örselenme yaşantıları, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, problem çözme becerisi, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin anlamlı olarak farklı olduğu saptanmıştır. Depresyon şiddeti, çocukluk örselenme yaşantılarına maruziyet, duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, yetersiz problem çözme becerileri, benlik saygısı düşüklüğü, algılanan sosyal destek eksikliği ve psikolojik sağlamlığın yeterli olmamasının, intihar olasılığını arttırabileceği düşünülmüştür. İntihar olasılığının tespit edilebilmesi ve intiharın önlenebilmesi için ergen yaş grubunda bu değişkenlerle ilgili yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Hasta ve hemşire gözünden agresyon: Psikiyatri kliniklerinde agresyonun değerlendirilmesine yönelik bütünleşik çalışma
Psikiyatri kliniklerinde görev yapan hemşirelere agresyon ve BVC (Broset Şiddet Kontrol Listesi) kullanımı konularında verilen eğitiminin, hemşirelerin agresyon algıları ve videolarda izletilen hastalara yönelik değerlendirdikleri BVC kullanımının uzman görüşü ile belirlenen BVC ile uyumu üzerine etkisini değerlendirmeyi ve sonrasında kliniklerden seçilen hemşirelerin, görev yaptıkları kliniklerde tedavi gören hastaları gözlemlemelerine dayalı değerlendirdikleri şiddet risk düzeyleri ile hastaların agresyon ve dürtüsellikleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesini amaçlayan 2 aşamadan oluşan araştırma, randomize kontrollü ve tanımlayıcı desende planlanmıştır. Araştırma Adana Doktor Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde Temmuz 2021- Nisan 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya psikiyatri kliniklerinde görev yapan 47'si eğitim 50'si karşılaştırma grubunda olmak üzere toplam 97 hemşire katılmıştır. Hemşirelere ön test uygulanmış ve randomize edilerek eğitim grubunda olan hemşirelere agresyon ve BVC kullanımını içeren eğitim verilmiştir. Eğitimden sonra tüm hemşirelere son test uygulanmıştır. Daha sonra hasta kliniklerinden her kliniğin eğitim ve karşılaştırma grubunda bulunan hemşirelerinden randomizasyon yöntemi ile birer hemşire seçilmiş, seçilen hemşirelerden kliniklerinde tedavi gören hastalardan (n=132) saldırganlık ve dürtüsellik ölçeği ile verilerinin toplandığı mesai saatlerinde hastaların BVC kullanılarak şiddet riski değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda eğitim ve karşılaştırma grubunda bulunan hemşirelerin homojen dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Hemşirelere agresyon ve BVC kullanımı konularında verilen eğitimin, hemşirelerin agresyon algıları üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda eğitimin, hemşirelerin videolarda izletilen hastalara yönelik değerlendirdiği BVC'nin, uzman görüşü ile belirlenen BVC değerlendirmesiyle uyumu üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hastaların öz bildirimine bağlı saldırganlık ve dürtüsellikleri ile eğitim grubunda bulunan hemşirelerin hastalara yönelik değerlendirdiği şiddet risk düzeyinin pozitif yönde anlamlı bir ilişkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır (F= 9,141 p= 0,001). Anahtar Sözcükler: Agresyon Algısı, Dürtüsellik, Psikiyatri Kliniklerinde Agresyon, Saldırganlık, Şiddet Risk Düzeyi
İlaçla intihar girişimde bulunan kişilerde psikolojik dayanıklılık ve aleksitimi düzeylerinin depresyon, anksiyete ve dürtüsellikle ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada ilaçla intihar girişimde bulunan hastalarda psikolojik dayanıklılık, aleksitimi, depresyon, anksiyete ve dürtüsellik ilişkisinin araştırılması ayrıca psikolojik dayanıklılık ve aleksitiminin diğer ölçeklerle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya ilaçla intihar girişimde bulunan hasta grubu (n=66) ile herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunmayan kontrol grubu (n=66) dahil edilmiştir. Çalışmada sosyodemografik veri formu, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAO-20), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Beck Anksiyete Envanteri (BAE), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ-11) kullanılmıştır. Bulgular: İlaçla intihar girişimde bulunan grupta BDE, BAE, TAO-1, TAO-2 BDÖ-11 kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (her biri p<0,001). Kontrol grubunda PDÖ kendini adama ve meydan okuma anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0,039 ve p=0,003). Gruplar arasında PDÖ ile diğer ölçeklerin korelasyon katsayılarının karşılaştırılmasında ilaçla intihar girişimde bulunan grupta PDÖ ile BDE, BAE, TAO-1 ve BDÖ-11 plansızlık dürtüselliği arasında farklılık saptanmıştır (sırasıyla p<0,001, p=0,033, p=0,006 ve p<0,001). Gruplar arasında TAO-20 ile diğer ölçeklerin korelasyon katsayılarının karşılaştırılmasında ilaçla intihar girişimde bulunan grupta BDE, BAE, BDÖ-11 arasında farklılık saptanmıştır (her biri p<0,001) Sonuç: İlaçla intihar girişimde bulunan hastaların psikolojik dayanıklılık düzeylerinin düşük olduğu, aleksitimi düzeylerinin yüksek olduğu, daha depresif ve daha anksiyöz oldukları ve daha dürtüsel oldukları görülmüştür. Anahtar sözcükler: intihar girişimi, psikolojik dayanıklılık, aleksitimi, depresyon, anksiyete, dürtüsellik
Obez hastaların obsesif-kompulsif belirtileri ile yeme tutumları ve dürtüsellik arasındaki ilişkinin araştırılması
. Bu araştırmada obez bireylerin yeme tutumu, obsesif -kompulsif belirtileri, dürtüsellik özelliklerinin ve DEHB tanısı ile I. ve II. Eksen özelliklerinin belirlenmesi ve tanımlanan böyle bir alt grubun varlığının tespiti amaçlanmıştır. Bu çalışmaya 110 obez (VKİ? 30kg/m²), 80 kilolu (VKİ=29,9-25 kg/m²) ve 105 normal kilolu ( VKİ= 18,5-24,9 kg/m²) bireyler alınmıştır. Bireylere sosyodemografik veri formu, SCIDI ve SCIDII, Yeme Tutumu Testi, Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, Barrat Dürtüsellik Ölçeği-11, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi ve SCL90 uygulanmıştır. Sonuç olarak bu çalışmada obez bireylerin kontrollere göre daha fazla psikiyatrik eş tanı aldıkları, daha fazla psikiyatrik belirtiler gösterdikleri, daha fazla bozulmuş yeme davranışı ve dürtüsellik sergiledikleri saptanmıştır. Tedavi arayışında olan obez grupta da daha fazla dürtüsellik ve yeme tutumunda bozukluk, daha sık eksen I ve II tanıları mevcuttur. Çalışmayla bireylerde dürtüsellik, anormal yeme davranışı, DEHB benzeri belirtilerinin artan VKİ ile olan pozitif ilişkisi gösterilmiştir. Obez hastalarda tüm bu özellikleri daha fazla gösteren bir alt grubun varlığı belirlenmiştir fakat bu grubun OKSB içinde yer alan bir grup olduğunu söyleyebilmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
İntihar nedeniyle Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kliniği'ne başvuran adolesanlarda intihara yönelten etmenlerin incelenmesi
İntihar adolesanlarda önemli bir halk sağlığı sorunudur. İntihar girişimini engellemenin ilk ve en önemli basamağı, intihara yönelten faktörlerin tespit edilmesidir. Çalışmamızda ergenlerde intihar girişimine yönelten sosyoekonomik durum, psikolojik faktörler, dürtüsellik gibi durumların saptanması ve koruyucu yaklaşımlarda bulunmak amaçlanmıştır. Çalışmamıza Haziran 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kliniği‟ne son 1 hafta içinde intihar girişiminde bulunmuş 10-18 yaş aralığında hastalar alındı. Ciddi muhakeme ve mental anlamda sorun yaşayan, anket sırasında alkol veya uyuşturucu etkisinde kalan, eğitim ve dil problemi olan çocuklar çalışmaya katılmadı. Çalışma Sosyodemografik veri formu, Barratt dürtüsellik ölçeği, intihar niyetini ölçen sorularla değerlendirildi. Anket çalışmamıza, çalışmamızı kabul etmiş, formları eksiksiz dolduran 52 çocuk katıldı. İntihar girişiminde bulunan bu çocukların okullarına devam ettiği, fakat %63,5‟nun okul derslerinde başarısız olduğu saptandı. Okul derslerinde başarısızlık intihar riskini artırmaktaydı. İntihar girişiminde bulunan ergenlerin %94,1‟nin yüksek doz ilaç kullanma yöntemini kullandığı, %65,4‟nün girişimden pişman olduğu tespit edildi. Psikiyatrik hastalık, özellikle depresyon öyküsünün olması intihar riskini artırmaktadır. Çalışmamızda literatürle uyumlu olarak psikiyatrik hastalık öyküsü olanlar %28,8 civarındaydı. Çalışmamızın dürtüsellik kısmında intihar girişimi daha fazla olan %25‟lik kesim, dikkati daha çabuk dağılan, daha aceleci, daha dürtüsel hareket eden kişilerden oluşmaktaydı. Dürtüsellik intihar girişimi için önemli risklerden biriydi. Çalışmamızda depresyon, dürtüsellik, okul derslerinde başarısızlık, anne baba ve aile fertleri arasındaki uyuşmazlık, yakınların vefatı önemli risk faktörleri olarak tespit edilmiştir. Ergenlerin bu faktörler ışığı altında intihar girişimlerinin ve niyetlerinin sorgulanması, intihar girişiminin önlenmesi açısından yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: İntihar, Ergen, Dürtüsellik, Barratt dürtüsellik ölçeği, Sosyodemografi
Sosyal fobi, agorafobi ve özgül fobi hastalarının dürtüsellik, anksiyete duyarlılığı ve kendine zarar verme davranışı özelliklerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada Anksiyete Bozuklukları kategorisinde yer alan Sosyal Fobi, Agorafobi ve Özgül Fobi hastalarında dürtüsellik, anksiyete duyarlılığı ve kendine zarar verme davranışı (KZVD) özelliklerinin ve bu özellikler arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2016 – Aralık 2016 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalına başvuran poliklinik hastalarından DSM-5 tanı kriterleri'ne göre; Sosyal Fobi veya Agorafobi veya Özgül Fobi tanılarından yalnızca birini alan hastalar (n=108) ve herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunmayan kontrol grubu (n=52) dahil edilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak; sosyo-demografik form, Barrat Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ-11), Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE), Anksiyete Duyarlılığı İndeksi (ADI-3) ve Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği (LSFBÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Sosyal Fobi ve Agorafobi gruplarında BDÖ-11 ortalama toplam puanları ve her üç fobi grubunda ADI-3 ortalama puanları sağlıklı kontrollerden yüksek bulunmuştur (sırasıyla; p=0.002 ve p=0.001). KZVDDE toplam işlev puanı Sosyal Fobi grubunda diğer gruplardan yüksektir (p=0.025). Ayrıca Agorafobi ve Özgül Fobi gruplarında KZVDDE işlev puanları ile bilişsel anksiyete duyarlılığı arasında pozitif korelasyon vardır (sırasıyla; r=0.784, p=0.037 ve r=0.617, p=0.014 ). Sonuç: Sosyal Fobi ve Agorafobi gruplarının dürtüsellik özellikleri Özgül Fobi ve kontrol gruplarından daha yüksektir. Farklı fobi türlerinde farklı anksiyete duyarlılığı ve KZVD özellikleri gözlenebilir. Ayrıca anksiyete duyarlılığının fobi hastalarının dürtüsellik ve KZVD'leri arasında düzenleyici bir rolü bulunabilir.
Silah ruhsatı almak için hastaneye başvuranlarda dürtüsellik, agresyon, aleksitimi ve kişilik özelliklerinin değerlendirilmesi
Günümüzde bireysel silahlanma artışı hem toplumumuz hem de dünya genelinde büyük bir sorun teşkil etmektedir. Silahlanmadaki artış ve evde silah bulundurma intiharları, kazaları ve aile içi şiddet oranlarını arttırmaktadır. Türkiye'de toplumun genel olarak ateşli silahlara karşı eğilimi olduğu bilinmektedir. Türkiye'de silah bulundurma ya da taşıma talebi olan her bireyin silah ruhsatı alması gerekir. Kişilik, bireyin bilişsel ve duygusal değerlendirmelerine dayanarak iç ve dış dünyaya uyum için geliştirmiş olduğu duyuş, düşünüş ve davranış örüntülerinden meydana gelir. Kişilik bozukluğu kişinin içinde yaşadığı kültürün beklentilerinden belirgin olarak sapan, süreklilik gösteren, bilişsel, duygulanım ve davranış örüntüsü olarak tanımlanmaktadır. Kişilik bozuklukları ilk olarak DSM-III'te ayrı bir eksende yer almıştır. Sunduğumuz tez çalışmasında 132 vaka ve 69 sağlıklı kontrol karşılaştırıldı. Vaka grubumuz silah ruhsatı almak, silahlı özel güvenlik ve koruculuk yapmak için başvuranlardan oluşmaktadır. Tüm katılımcılar sosyodemografik ve klinik özellikleri açısıdan değerlendirildi. Her iki grup karşılaştırıldığında Barratt toplam puanı, bilişsel düzensizlik, sabırsızlık, oto-kontrol, dikkatsel dürtüsellik ve plansız dürtüsellik alt ölçek puanları bakımından anlamlı farklılıklar bulundu. Buss Perry ölçek puanları karşılaştırıldığında kontrol grubunun öfke puanı vaka grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. MMPI profilleri değerlendirildiğinde erkeklik-kadınlık indeksi kontrol grubunda vaka grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti. Aleksitimi ölçeği puanlarında iki grup arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Katılımcı sayısının az olması, vaka ve kontrol grubunun sayısının eşit olmaması, erkek kadın oranlarının eşit olmaması çalışmamızın kısıtlılıklarıdır. Katılımcı sayısının daha fazla olduğu çalışmalarla sunduğumuz verilerin daha iyi ortaya konacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Silah ruhsatı, Kişilik Bozuklukları, Şiddet, Özel güvenlik
Borderline kişilik bozukluğu tanılı hastalarda impulsivite ve agresyonun serum ghrelin, D vitamini ve lipit düzeyleri ile ilişkisi
Borderline kişilik bozukluğu (BKB) genç erişkinlik döneminde başlayan, bireyler arası münasebetlerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık gösteren, belirgin dürtüselliğin eşlik ettiği bir hastalıktır. Bu çalışmada BKB tanılı hastalarda impulsivite ve agresyonun serum ghrelin, D vitamini ve lipit düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Ruh sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine başvuru yapan veya yatarak tedavi gören, herhangi bir organik hastalık öyküsü ve psikotik bozukluk tanısı olmayan BKB tanısı alan toplamda 30 kadın hasta alınmıştır. Çalışma şartlarını sağlayan, hasta gruplarıyla yaş ve cinsiyet bakımından eşleştirilmiş 30 sağlıklı kişiden kontrol grubu oluşturulmuştur. Vaka grubunun Borderline Kişilik Envanteri (BKE), Beck Anksiyete Envanteri (BAE) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) puan ortalamaları kontrol grubunun puan ortalamalarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Vaka grubunun ghrelin, kolesterol ve trigliserid seviyeleri kontrol grubunun değerlerinden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Vaka grubunun Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11) ve Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ) toplam puanları ve onların alt boyutlarında aldıkları puanlar kontrol grubunun puanlarından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Ghrelin ile BIS-11 toplam puanı ve alt boyutları (dikkat, motor, plansızlık) arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. D vitamini ile BPSÖ alt boyutu olan öfke puanı arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Trigliserid ile BPSÖ alt boyutu olan sözel saldırganlık puanı arasında negatif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak BKB olanların anksiyete, depresyon skorları, ghrelin, kolesterol ve trigliserid seviyelerinin kontrol grubundan yüksek olduğu bulunmuştur. Bundan dolayı BKB olan hastaların yönetiminde ve tedavisinde bu değişkenlerin dikkate alınması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Borderline kişilik bozukluğu, ghrelin, D vitamini, lipit, agresyon
Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde dürtüsellik ve karmaşık dikkat işlevlerinin incelenmesi -Adıyaman ili örneği-
Bu araştırmada; bir grup madde kullanım bozukluğu olan bireylerin dürtüsellik ve karmaşık dikkat işlevleri, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırmanın deseni, vaka kontrol bir araştırma olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini, Adıyaman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran madde kullanım bozukluğu olan hastalar oluşturmaktadır. Bu hastalardan çalışmaya katılmayı kabul eden 18-65 yaş grubunda olan 33'ü (%94,3) erkek, 2'si kadın toplam 35 kişi ise çalışma örneklemini oluşturmaktadır. Cinsiyet ve yaş bakımından benzer olan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen madde kullanım bozukluğu olmayan 23'ü (%92,0) erkek, 2'si kadın toplam 25 kişiden kontrol grubu oluşturulmuştur. Araştırmada, Barratt Dürtüsellik Ölçeği ve İz Sürme Testi ölçme araçları olarak kullanılmıştır.Çalışmada elde edilen bulgular; madde kullanım bozukluğu olanların düşüncelerin yarışması, konsantrasyon, hazzı erteleme, uygun karar verme, ve tepki engellemede zorlandıkları bulunmuştur. Çalışmada elde edilen diğer önemli bulgu ise; madde kullanım bozukluğu olanların karmaşık dikkat işlevlerinde bozulmalar daha fazladır. Bu sonuca göre madde kullanım bozukluğu olanların; uyarıcı setleri arasında kurulumu değiştirebilme, ardışıklığı takip edebilme ve zihinsel esneklik gibi görevlerde bozulmalar daha fazla görülmektedir. Madde kullanımı ile dürtüsellik ve karmaşık dikkati içeren yürütücü işlevler arasındaki karşılıklı ilişkilerin daha iyi anlaşılması için uzun süreli takip çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Madde kullanım bozukluğu, dürtüsellik, karmaşık dikkat
Evli ve boşanmış ebeveynlerin çocuklarında barrat dütüsellik ölçeği puanlarının sosyodemografik verilerle birlikte değerlendirilmesi
Ergenliğin bir karar çatışması, kimlik bulma çabası, riskli ve tehlikeli davranışların kazanıldığı, aileden uzaklaşma isteğinin arttığı dönem olarak değerlendirildiğinde, bu dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılmasında ebeveynlerin birlikteliğinin etkisi tartışılmaktadır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, gelişim dönemi açısından kritik bir öneme sahip olan ergenlik dönemindeki dürtü denetim sorunlarının evli ve boşanmış çiftlerin ergen yaştaki çocuklarında karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Örneklem: Çalışma 12 – 17 yaş aralığındaki ailesi boşanmış 50 kız 50 erkek ve ailesi boşanmamış 50 kız 50 erkek ergenin katılımıyla toplam 200 ergenle birlikte çalışılarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma kesitsel bir çalışmadır ve örneklem grubu rastgele seçilmiştir. Metod: Dürtü kontrol seviyeleri Barrat Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirmiştir. Ebeveynlerin eğitim durumu, ergenin cinsiyeti, yaşı, kardeş sayısı, ergenin hangi ebeveynde kaldığı, boşanma üzerinden geçen sürenin dürtü kontrol düzeyine etkisi incelenmiştir. Bulgular: BDÖ toplam puanı evli ailelerin çocuklarında 61,4±12,8 iken boşanmış ailelerin çocuklarında puan ortalaması benzerdir (61,6±13,0) (p=0,743). BDÖ toplam puanı ve tüm alt ölçek puanları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermemiştir. Annenin ve babanın eğitim düzeyi ve çocuğun cinsiyetine göre fark saptanmazken, yaş grubu, ayrılık süresi ve kardeş sayısına göre dürtü denetim düzeyleri farklılık göstermektedir. Sonuç: Ebeveyn ayrılığının-boşanmasının ergenlerin dürtü denetim puan seviyelerini belirleyen bağımsız bir faktör olmadığı saptanmıştır. Dürtü denetiminin farklı etkenler ile birlikte incelenmesinde yarar vardır.
Dürtüsel satın alma eğilimiyle yürütücü işlevler, dürtüsellik ve kişilik arasındaki ilişkinin yapısal eşitlik modeli ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı dürtüsel satın alma ile kurulumu değiştirme, inhibisyon, seçici dikkat, çalışma belleği, dürtüsellik, kişilik ve duygudurum arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmaya 33 kadın, 34 erkek olmak üzere 67 kişi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 21,61 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların kurulumu değiştirme ve problem çözme becerilerini ölçmek amacıyla Wisconsin Kart Eşleme Testi, seçici dikkati ölçmek amacıyla Stroop Testi TBAG Formu, inhibisyon ve dikkati sürdürmeyi ölçmek amacıyla Londra Kulesi Testi, çalışma belleğini ölçmek için Wechsler Bellek Ölçeği-III Harf-Sayı Dizisi Alt Testi kullanılmıştır. Ayrıca dürtüsel satın alma eğilimini ölçmek amacıyla Dürtüsel Satın Alma Ölçeği, pozitif ve negatif duygudurumunu ölçmek amacıyla Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği, dürtüselliği ölçmek amacıyla Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu ve kişilik boyutunu ölçmek amacıyla Davranışsal İnhibisyon Sistemi / Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verilerine Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı, bağımsız gruplar t-testi, ılımlaştırıcı analiz ve yapısal eşitlik modeli (YEM) analizleri uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; Dürtüsel Satın Alma Ölçeği ile Stroop Testi TBAG Formu'nun 5.Bölüm Düzeltme puanı; LKDX Testi'nin Zaman İhlali, Yürütme Zamanı ve Toplam Zaman puanları; Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu'nun Dikkat Dürtüselliği alt boyutu ile anlamlı korelasyon ilişkisi bulunmuştur. YEM analizi sonuçlarına göre; inhibisyon gizil değişkeninin dürtüsel satın alma bağımlı değişkenini anlamlı olarak yordadığı görülmüştür. Ayrıca Dürtüsellik gizil değişkeni dürtüsel satın almayı anlamlı olarak yordamaktadır. Kadın katılımcılar ile yapılan YEM'de kurulumu değiştirme ve inhibisyon; erkek katılımcılarda ise Stroop Testi TBAG Formu 5.Bölüm Düzeltme puanının dürtüsel satın almayı gizil değişkenlerinin dürtüsel satın almayı yordamaktadır. Çalışma belleği, kişilik ve duygudurum bağımsız değişkenlerinin dürtüsel satın almaya anlamlı katkısı bulunamamıştır.
Şiddet suçu öyküsü olan-olmayan şizofreni hastaları ve sağlıklı kontrollerin kognisyon, sosyal kognisyon, sonuca atlama yanlılığı ve dürtüsellik açısından karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Bazı şizofreni hastalarının şiddet ve suç teşkil eden davranışlarda bulunduğu gerçeği hastaları etiyolojik ve biyopsikososyal faktörler açısından inceleme ihtiyacını doğurmuştur. Çalışmamızda şiddet suçu işlemiş olan şizofreni hastaları ile şiddet suçu işlememiş olan şizofreni hastalarını ve sağlıklı gönüllüleri nörokognisyon, sosyal kognisyon, sonuca atlama yanlılığı, içgörü, dürtüsellik ve agresyon açısından karşılaştırmayı ve bu faktörlerin hangilerinin şiddet davranışı gösterme ile daha yakından ilişkili olduğunu incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bolu Abant İzzet Baysal Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Genel Psikiyatri polikliniğine ve Adli Psikiyatri polikliniğine Haziran 2020-Aralık 2020 tarihleri arasında psikiyatrik danışmanlık talebi ile ya da şiddet suçu işleme nedeniyle ayaktan başvuran veya psikiyatri servisinde yatarak tedavi edilen, DSM 5 tanı kriterlerine göre Şizofreni Spektrum Bozukluğu tanısı alan, 18-65 yaş arası şiddet suçu işlemiş 25 hasta (VS), işlememiş 25 hasta (NVS) dahil edilmiştir. Sağlıklı kontrol (SK) grubu olarak yaş, cinsiyet ve eğitimleri eşleştirilmiş sağlıklı 25 birey dahil edilmiştir. Tüm gruplara sosyodemografik veriler ve komorbid psikiyatrik tanıların değerlendirilmesi için SCID-1 (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis I Disorders) ölçeği ve işlevselliğin değerlendirilmesi için Global Değerlendirme Ölçeği, Wisconsin Kart Eşleme Testi, Stroop testi, İz Sürme Testi, Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ), Benton Yüz Tanıma Testi, Sonuca atlama yanlılığı testi (SAY), Buss-Perry saldırganlık ölçeği, Barratt dürtüsellik ölçekleri uygulandı. Ardından şizofreni hastalarına PANNS, İç görünün 3 bileşenini değerlendirme ölçeği ve işlenen suçlarını derecelendirmek için Taylor suç değerlendirme ölçeği uygulandı. Bulgular: VS hastaların işsizlik ve bekarlık oranlarının daha yüksek (p<0,001), madde kullanım öykülerinin (p=0,002) ve yatış öykülerinin daha fazla (p=0,009), pozitif psikopatolojilerinin ve hastalık şiddetlerinin daha yüksek olduğunu saptadık (p=0,018). Şizofreni hastalarının İz Sürme, Stroop, WCST, Benton Yüz Tanıma, Dezitö puanlarının SK grubundan daha düşük; SAY'larının daha fazla olduğunu saptadık (p<0,05). VS hastaların Stroop enterferans süreleri en yüksek, İz Sürme farkı en fazla, WCST nonperseveratif hata, kategori tamamlamada kullandıkları kart sayısı ve kurulumu sürdürmede başarısızlıkları en fazla, Dezitö puanı en düşük idi. SAY+ olan şizofreni hastalarının DEZİTÖ puanlarının daha düşük, WCST puanlarının daha kötü olduğunu belirledik. Korelasyon analizlerinde dürtüsellik arttıkça yatış sayısının artma eğiliminde olduğunu, hastalık süresi ve şiddeti arttıkça suç şiddetinin artma eğiliminde olduğunu, Stroop testinde tepki engelleme süresi uzadıkça hastaların daha çok suç işleyen grupta olma eğiliminde olduğunu, negatif psikopatolojinin İz Sürme ve Stroop test performanslarında kötüleşme ile, pozitif psikopatolojinin WCST ve DEZİTÖ performansında kötüleşme ile, yüz tanıma ve zihin teorisindeki bozulmaların hastalık şiddetinde artışla ilişkili olduğunu saptadık. WCST, DEZİTÖ ve Benton yüz tamıma performansı düştükçe SAY'nın artma eğiliminde olduğunu belirledik. Sonuç: Bu bulgular, şizofreni hastalarında ve sanrıları olan psikotik hastalarda nöropsikolojik fonksiyonların ve SAY'nın aynı faktör üzerine (sol prefrontal korteks disfonksiyonu) etkili olduğunu gösterebilir. Çalışmamız şiddet suçu işleyen ve işlemeyen şizofreni hastalarında SAY verilerini klinik verilerle ve diğer ölçeklerle değerlendiren ilk çalışmadır. Bulgularımız, Türk popülasyonda şiddet yaygınlığını potansiyel olarak azaltabilecek önleyici ve tedavi edici stratejilerin geliştirilmesi için çok önemli olan şizofreni hastalarında şiddet içeren suçları etkileyen faktörler hakkındaki mevcut verileri genişletmektedir. Anahtar Kelimeler: Şiddet Suçu, Şizofreni, Kognisyon, Sosyal Kognisyon, Sonuca Atlama Yanlılığı, Dürtüsellik
Adli psikiyatri polikliniğine şiddet suçu ile yönlendirilen psikotik özellikli hastaların dürtüsellik ve saldırganlık seviyelerinin çocukluk çağı travması, bağlanma biçimi, içgörü ve algılanan sosyal destek açılarından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada adli psikiyatri polikliniğine şiddet suçu ile yönlendirilen psikotik özellikli hastaların dürtüsellik ve saldırganlık seviyelerinin çocukluk çağı travması, bağlanma biçimi, iç görü ve algılanan sosyal destek açılarından psikotik bozukluğu olan hastalar ve sağlıklı kontrollerin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Buradan yola çıkılarak bu çalışmada aynı zamanda adli polikliniğe şiddet suçu ile başvuran psikotik özellikli hastalarda şiddet ile ilişkili etmenlerin araştırılması planlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır: 1. Adli psikiyatri polikliniğine başvuran şiddet suçu işlemiş psikotik özellikleri olan hastalarda dürtüsellik ve saldırganlık seviyeleri ile suç tekrarının fazla olup olmadığı, 2. Çocukluk çağı travmasının şiddeti arttıkça ve özellikle bazı türlerine (cinsel ve fiziksel istismar olması) maruz kalındığında kişilerin dürtüsellik ve saldırganlık seviyelerinin artıp artmadığı ve bu kişiler eğer şiddet suçu işlemişlerse suçun sayısı ve şiddetinin daha fazla olup olmadığı, 3. Çocukluk çağı travmasının şiddeti arttıkça ve özellikle bazı türlerine(cinsel ve fiziksel istismar olması) maruz kalındığında; güvensiz ve kaygılı bağlanmanın artıp artmadığı ve iç görünün azalıp azalmadığı, 4. Güvensiz ve kaygılı bağlanmanın, iç görünün az olmasının, aile ve arkadaş desteğinin az olmasının; artmış dürtüsellik ve saldırganlıkla ve aynı zamanda şiddet suçunda ve suç tekrarındaki artışla ilişkili olup olmadığı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Abant İzzet Baysal Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Adli Psikiyatri Polikliniği'ne şiddet suçu ile başvuran psikotik özellikleri olan 32 hasta ile 32 sağlıklı kontrol oluşturmaktadır. Psikotik özellikli hastalar, DSM-V tanı kriterlerine göre belirlenmiştir. Bunun yanında tüm katılımcılara Sosyodemografik veri formu, Geçmişe Dönük Açık Saldırganlık Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği uygulanmıştır. Taylor Suç Şiddet Değerlendirme Ölçeği ve İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Ölçeği ise sadece şiddet suçu işlemiş psikotik özellikli hastalara uygulanmıştır. Verilerin analizinde Kolmogorov – Smirnov testi, bağımsız gruplar t-test analizi, Mann-Whitney U testi, Spearman korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon yöntemleri uygun şekilde kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada yer alan şiddet suçu işlemiş psikotik özellikli hastaların, geçmişe yönelik şiddet düzeyleri, sağlıklı kontrollerden daha yüksek bulunmuştur. Hasta grubun dürtüsellik ve saldırganlık düzeyleri de sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak yüksektir. Çocukluk çağı travma ölçeği ortalamaları bakımından, psikotik özellikli hastaların, kontrol grubundan daha yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Kontrol grubundaki bireylerin algıladıkları sosyal destek ise, hasta gruba göre daha fazladır. Bağlanma türleri açısından iki grup arasında yapılan karşılaştırmalarda, hasta grubun daha çok güvensiz ve kaygılı-kaçıngan türde bağlanma geliştirirken, kontrol grubundakilerin daha çok güvenli bağlanma gliştirdikleri görülmüştür. Şiddet suçu işlemiş psikotik özellikleri olana hastaların Taylor suç şiddet değerlendirme ölçeği skoru 2,09±0,68 ve İçgörünün üç bileşenini değerlendirme ölçeği skoru 10,37±4,72'dur. Şiddet suçu işlemiş psikotik özellikleri olan hastaların çocukluk çağı travması, dürtüsellik ve saldırganlık düzeyleri ile suç sayısı ve şiddeti arasında ilişki bulunamamıştır. Şiddet suçu işlemiş psikotik özellikleri olan hastaların bağlanma biçimleri, içgörü, dürtüsellik ve saldırganlık düzeyleri ile suç sayısı ve şiddeti arasında da anlamlı ilişkilere rastlanmamıştır. Sonuç: Araştırmamınzın sonuçlarına göre, şiddet suçu işlemiş psikotik özellikli hastaların dürtüsellik ve saldırganlık düzeyleri, sağlıklı kontrollere göre yüksektir. Bu da, psikotik özellikli hastalıklarla mücadele ederken, hastaların dürtüsel ve saldırgan davranışlarına özellikle müdahale edilmesi gerekliliğini göstermektedir. Ayrıca psikotik hastalığı olan suçluların, sağlıklı gruba göre güvensiz türde bağlanma geliştirmiş olması, hem suç işleme davranışının hem de psikotik hastalıklara yatkınlığın temelinde bebeklikte anne ile kurulan fonksiyonel olmayan ilişkilerin rolüne işaret etmektedir. Benzer şekilde çocuklukta yaşanan bazı travmaların da, hem suç işleme davranışını hem de psikotik hastalıklara olan yatkınlığı artırması, araştırmamızın dikkat çekici bir bulgusudur. Hasta grubun sağlıklı gruba göre daha düşük sosyal destek algılaması da dikkate değer bir bulgudur. Anahtar Kelimeler: Psikotik hastalık, şiddet, dürtüsellik, sosyal destek, iç görü, travma, bağlanma.
Polikistik over sendromu tanılı hastaların beden algısı, kendilik değeri, yeme tutumu, dürtüsellik, komorbid psikiyatrik hastalıklar açısından sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması ve hormon düzeyleri ile semptomların korelasyonunun incelenmesi
Amaç: Polikistik over sendromu reprodüktif dönemdeki kadınlarda en sık teşhis edilen endokrinolojik bozukluktur. Hirsutizm, akne, artmış beden kitle indeksi, menstrüel düzensizlikler, artmış infertilite ve malignite riski beraberinde psikolojik sorunları da getirir. Bizde çalışmamızda bu hastaları Eksen 1 ve Eksen 2 hastalıklar açısından taramayı, depresyon, anksiyete, yeme bozukluğu, dürtüsellik, beden algısı, benlik saygısının sendromun klinik bulguları ve hormon parametreleri ile ilişkisini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız tek merkezli, kesitsel ve paralel kontrollü bir çalışmadır. Çalışmaya Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 18 yaşından büyük, Rotterdam Kriterlerine göre PCOS tanısı konulan 51 hasta ve PCOS tanısı olmayan 44 sağlıklı kontrol alınmıştır. Çalışmaya katılma koşullarını sağlayan 95 katılımcıya SCID-I ve SCID-II ölçekleri, Beck depresyon ve anksiyete ölçekleri, yeme tutumu testi, Barratt dürtüsellik ölçeği, Rosenberg benlik saygısı ölçeği ve Vücut algısı ölçeği uygulandı. Katılımcıların yaş, eğitim ve medeni durum gibi sosyodemografik bilgileri ile birlikte akne, hirsutizm yakınmaları, boy, kilo ve BMI'ları not edildi. PCOS olan katılımcıların hormon değerleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda PCOS hastalarında daha yüksek oranda depresyon, anksiyete, yeme bozukluğu, kişilik bozukluğu, bozulmuş beden algısı ve kendilik değeri bulundu. SCID-I de hastaların %39,2' sinde psikiyatrik hastalık vardı. Bunlar % 27,5 major depresif bozukluk, % 21,6 yaygın anksiyete bozukluğu ve % 13,7 yeme bozukluğu şeklindeydi. Hastaların Beck depresyon, Beck anksiyete, Barratt toplam puanı ve alt ölçek puanları, yeme tutumu toplam puanı ve alt ölçeklerinden yeme tutumu diyet ve yeme tutumu ambivalan puanları, Vücut algısı ve Rosenberg benlik saygısı puanları anlamlı olarak daha yüksekti. Hastalar SCID-II testi ile değerlendirildiklerinde %37,3' ünde eksen 2 kişilik bozukluğu saptandı. Kaçıngan kişilik bozukluğu kontrollere göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Hastaların %25,5'i, kontrollerin ise % 9.1'i obez bulundu. Obezitesi olanların olmayanlara göre daha fazla eksen 1 tanısı, daha fazla depresyonu, daha fazla yeme bozukluğu vardı. Yeme bozukluklarından bulimia nervoza anlamlı olarak obezlerde daha fazla görüldü. Sonuç: Çalışmamızda PCOS hastalarında anlamlı olarak daha yüksek depresyon, anksiyete, yeme bozukluğu, kişilik bozukluğu, bozulmuş beden algısı ve kendilik değerine rastladık. Kan parametrelerinden ziyade klinik bulguların bu hastalıklarda etkisi olduğunu gördük. Hastalara PCOS tanısı konduktan sonra komorbid psikiyatrik hastalıkların tanı, takip ve tedavisi için psikiyatriye yönlendirilmeleri önerilir. Anahtar Kelimeler: PCOS, depresyon, anksiyete, kişilik bozukluğu, yeme bozukluğu, dürtüsellik, beden algısı, kendilik değeri
Şizofreni tanılı hastalarda yineleyici suç işleme davranışına zihin kuramı işlevleri, çocukluk çağı travması, dürtüsellik ve saldırganlık düzeylerinin etkisinin incelenmesi ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması
Şizofreni Tanılı Hastalarda Yineleyici Suç İşleme Davranışına Zihin Kuramı İşlevleri, Çocukluk Çağı Travması, Dürtüsellik ve Saldırganlık Düzeylerinin Etkisinin İncelenmesi ve Sağlıklı Kontrollerle Karşılaştırılması Giriş ve Amaç: Bazı şizofreni hastalarının suç teşkil eden davranışlarda bulunduğu gerçeği bu hastaları çeşitli faktörler açısından inceleme ihtiyacını doğurmuştur. Bu çalışmada tek suç işlemiş olan şizofreni hastaları ile birden fazla suç işlemiş olan şizofreni hastalarını ve sağlıklı gönüllüleri zihin kuramı işlevleri, içgörü, dürtüsellik, saldırganlık, çocukluk çağı travması ve duygu düzenleme güçlükleri açısından karşılaştırmayı ve bu faktörlerin hangilerinin yineleyen suç işleme ile daha yakından ilişkili olduğunu incelemeyi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ankara Şehir Hastanesi Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri biriminde yatarak takip edilen hastalardan DSM-5'e göre Şizofreni Spektrum Bozukluğu tanısı alan, dahil olma ölçütlerini karşılayan remisyonda 25 adet tek suç işlemiş şizofreni hastası (TS), 25 adet yineleyici suç işleyen şizofreni hastası (YS) ile 18-65 yaş arası cinsiyet ve eğitimleri eşleştirilmiş 25 adet sağlıklı kontrol (SK) çalışmaya alınmıştır. Hastaların yaşları, eğitim durumları, meslekleri gibi sosyodemografik verileri ile hastalık süreleri, antipsikotik ilaç kullanım öyküleri, depo tedavisi olup olmadığı, adli suç öyküleri not edilmiştir. Hastalar ve sağlıklı kontrol grubuna sosyodemografik veri formu ile birlikte ZK işlevlerini ölçmek için Ekman Yüz İfadeleri Testi ve Gözlerden Zihin Okuma Testi (GZOT), Duygu Düzenlemede Güçlükler ölçeği, çocukluk çağı travmasını değerlendirmek için Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, saldırganlığı değerlendirmek için Buss Perry Saldırganlık Ölçeği, dürtüselliği değerlendirmek için Barrat İmpulsivite Ölçeği uygulanmıştır. Hasta grubuna ayrıca Taylor Suç Şiddeti Derecelendirme ölçeği ile birlikte psikopatoloji, içgörü ve işlevsellik düzeylerini saptamak amacıyla PANNS, GAS ve İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Suç işlemiş şizofreni hastalarının işsizlik, bekarlık, yalnız yaşama oranları SK'ya göre daha yüksekti. TS ve YS grupları arasında klinik değişkenlerden sadece işlevsellik YS grubunda anlamlı olarak daha düşüktü (p=0,04). DDG toplam ve DDG Stratejiler puanı YS'de TS'ye kıyasla anlamlı derecede düşüktü (p=0,005). ÇÇT açısından ise üç grup arasında anlamlı fark yoktu, sadece duygusal ihmal SK'de TS ve YS gruplarından daha fazlaydı (p<0,001). Dürtüsellik ve saldırganlık YS ve TS arasında farklı değilken, dürtüsellik ve fiziksel saldırganlık suç işleyen şizofreni grubunda SK'den yüksekti (p<0,05). ZK testleri suç işleyen şizofreni grubunda SK'den anlamlı derecede düşüktü ama TS ve YS arasında fark yoktu (p>0,05). İnsana yönelik suç işleyen şizofreni hastalarında iğrenmiş duygu tanıma diğer suç işlemiş şizofreni hastalarından yüksekti (p=0,009). Şiddet suçu işleyenlerde hastalık süresi daha kısa, işlevsellik ve DDG farkındalık daha düşük, madde kullanım oranı daha yüksek saptandı (sırasıyla p=0,023 p=0,005 p=0,050 p=0,044). ÇÇT fiziksel istismar ise şiddet dışı suç işleyen grupta daha yüksek bulundu (p=0,056). Motor dürtüsellik, ÇÇT duygusal istismar, DDG stratejiler puanlarındaki artma ve işlevsellik düzeyindeki azalmanın tek/yineleyen suç işlemiş grupta olmakla ilişkili olduğu ve duygusal istismar puanının yineleyen suç grubunda olmayı yordadığı bulundu. TS grubunda mutlu yüz ifadesini daha az tanıma, duygu düzenleme güçlüklerinin daha az farkında olma ve madde kullanım öyküsünün olması şiddet suçu işlemeyle ilişkiliyken, YS grubunda kısa hastalık süresi, tedavi uyumsuzluğu, madde kullanımı, düşük işlevsellik düzeyi ve DDG stratejiler puanının suç şiddetindeki artışla ilişkili olduğu ve düşük işlevselliğin suç şiddetini predikte ettiği belirlendi. Suç işleyen tüm şizofreni grubunda ise genç yaş, kısa hastalık süresi, mutlu yüzü tanıyamama, düşük işlevsellik, madde kullanımı şiddet suçu işlemeyle ilişkili bulundu ve kısa hastalık süresi, düşük işlevsellik ile mutlu yüzü tanıyamamanın suç şiddetini öngördüğü saptandı. Şizofreni grubunda hastalık süresi ile işlevsellik düzeyi azaldıkça; hastaneye başvurana kadar geçen süre, yatış sayısı ve süresi, suıisid sayısı arttıkça işlenen suç sayısının arttığı tespit edildi. PANSS ve içgörü ile suç sayısı arasında ise anlamlı ilişki bulunamadı. Fiziksel- sözel saldırganlık, dikkat-motor-plansız dürtüsellik ile ÇÇT ve DDG alt ölçek puanlarındaki artış ile GZOT ve Ekman yüzlerden duygu tanımadaki azalma, özellikle korkmuş, kızgın, iğrenmiş duyguyu tanıyamama suç sayısındaki artışla ilişkiliydi ve GZOT ile plansız dürtüsellik suç sayısını yordayan faktörler olarak saptandı. Sonuç: Bu bulgular, yineleyen suç işleme davranışı üzerine bazı klinik belirteçlerin etkili olduğuna dikkat çekebilir ve bu alanlarda hedeflenen müdahalelerle tek bir adli suç kaydı bulunan hastalarda suç davranışı tekrarını önleyecek stratejiler için yol gösterebilir. Çalışmamız suç işlemiş şizofreni hastalarında suç tekrarını etkileyen faktörleri zihin kuramı yanında çeşitli klinik veriler ve diğer ölçeklerle değerlendiren, görebildiğimiz kadarıyla bu kapsamdaki ilk çalışmadır ve şizofrenide suç davranışı konusundaki mevcut verileri genişletmektedir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, Yineleyen Suç, Şiddet, Sosyal Biliş, Zihin Kuramı, Dürtüsellik, Saldırganlık
Şizofreni hastalarında dürtüsellik ve uyku bozukluğu arasındaki ilişki
Amaç: Şizofreni hastalarında dürtüsellik ve uyku bozukluğu yaygın olmakla birlikte yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Uyku bozukluğu ve dürtüsellik arasındaki ilişki bazı çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmada şizofreni hastalarında dürtüsellik ve uyku bozukluğu arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma DSM-IV ölçütlerine göre şizofreni tanısı almış 18–65 yaş arası 80 hasta ve 80 sağlıklı gönüllü (kontrol grubu) üzerinde yapılmıştır. Sosyodemografik Veri Formu, Minnesota Dürtü Kontrol Bozuklukları Görüşme Ölçeği (MİDİ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BİS-11), Sabahçı-Akşamcı Uyku Tipi Ölçeği (MEQ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS), Buss-perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ), Klinik Global İzlenim Formu (CGİ) ve kısa form (SF-36) uygulanmıştır. İstatistiksel analizi için T-testi Ki-kare, Pearson korelasyon analizi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Bulgular: Şizofreni ve kontrol grupları karşılaştırıldığında şizofreni hastalarında daha kötü uyku kalitesi ve dürtüsellikte artış bulunmuştur. Ayrıca şizofreni hastalarında kontrol grubuna göre yaşam kalitesinin daha kötü olduğu görülmüştür. Hasta grubunda PANSS tüm alt ölçekleri ile kötü uyku kalitesi arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Çalışmamızda şizofreni hastalarında dürtüsellik ve uyku bozukluğu arasında pozitif ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada şizofreni hastalarında dürtüsellik ile uyku bozukluğu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Dürtüsellik ve uyku bozukluğu arasındaki ilişkiyi daha açık ortaya koyacak geniş hasta ve kontrol gruplarının olduğu çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.
Madde kullanım bozukluğu tedavisi alan hastalarda dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişki
Bu çalışmada madde kullanım bozukluğu tedavisi alan hastalarda dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İlişkilere dair değerlendirme, yatarak tedavi gören madde kullanım bozukluğu olan bireyler ile psikolojik olarak sağlıklı kontrol grubu karşılaştırılarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklem evreni, İstanbul Balıklı Rum Hastanesinde yatarak tedavi gören 62 madde kullanım bozukluğu tanısı alan gönüllü katılımcı ile cinsiyet, yaş ve eğitim açısından eşleştirilmiş 62 sağlıklı gönüllü katılımcı ile oluşturulmuştur. Araştırmada elde edilen veriler öz bildirim ölçekleri olan Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11 ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, oran, minimum, maksimum) yanı sıra nicel verilerin karşılaştırılmasında normal dağılım gösteren değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında Student's t-test, normal dağılım göstermeyen değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında Mann Whitney U test kullanıldı. Nitel verilerin karşılaştırılmasında Pearson ki-kare test, Fisher Freeman Halton test değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda madde kullanım bozukluğu ile dürtüsellik ile ilişki tespit edilmiştir. Duygu düzenleme güçlüğü olan bireylerin madde kullanım bozukluğu gösterme eğilimleri saptanmıştır. Dürtüsellik ve duygu düzenleme güçlüğü arasında da pozitif yönlü korelasyon tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Madde kullanım bozukluğu, dürtüsellik, dürtü kontrol bozukluğu, duygu düzenleme, duygu düzenleme güçlüğü