Romantic relationship
169 theses under this subject heading
Exploring the role of relationship characteristics, maladaptive interpersonal dependency, and social environment on grief and depression symptoms in university students following romantic relationship dissolution
The purpose of the current study was to examine the role of dissolved romantic relationship characteristics, maladaptive interpersonal dependency, and social components (social constraints and perceived social support) on the grief and depression reactions of university students who experienced a romantic relationship dissolution. In the present study, a quantitative, non-experimental, and correlational research method was used, and the current study has a cross-sectional research design. The sample of the current study consisted of 269 university students, who had experienced a romantic relationship dissolution for at least 2 weeks and at most 2 years. Interpersonal Dependency Scale, Multidimensional Perceived Social Support Scale, the revised version of the Social Constraint Scale and the Texas Revised Inventory of Grief, and Beck Depression Inventory were used to obtain data from the participants. The findings showed that the relationship characteristics (except the length of the relationship) predicted grief severity in the expected direction, but none of the relationship characteristics variables significantly predicted depression. Moreover, as maladaptive interpersonal dependency characteristics and social constraints increased, the severity of grief and depression increased. Finally, perceived social support was found to negatively predict depression, but not significantly predict grief severity. The findings of the study were discussed within the framework of the literature and specific theories and recommendations for mental health services were presented.
Romantik öz yeterliğin yordayıcısı olarak ilişki doyumu ve benliğin farklılaşması
Bu araştırmanın amacı, romantik öz yeterliğin yordanmasında ilişki doyumu ve benliğin farklılaşmasını incelemektir. Diğer bir amaç ise romantik öz yeterliğin yordanmasında ilişki doyumu ve benliğin farklılaşmasının alt boyutlarını da incelemektir. Romantik öz yeterlik, ilişki doyumu ve benliğin farklılaşması puanlarının cinsiyete göre anlamlı bir şekilde farklılık gösterip göstermediği de incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu uygun örnekleme yoluyla seçilen 193 (%69.2) kadın, 86 (%30.8) erkek olmak üzere toplam 279 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Romantik öz yeterliği ölçmek için "Romantik İlişkilerde Öz Yeterlik Ölçeği", benliğin farklılaşmasını ölçmek için "Benliğin Farklılaşması Envanteri Kısa Formu", ilişki doyumunu ölçmek için "İlişki Doyumu Ölçeği" ve katılımcılara ilişkin bilgi toplamak için de "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verileri analiz etmek için Pearson korelasyon analizi, aşamalı regresyon (stepwise) analizi ve gruplar arası t testi verilerin analizi için kullanılmıştır. Sonuçlara bakıldığında benliğin farklılaşması ve ilişki doyumunun romantik öz yeterliğin toplam varyansının %29.3'nü, benliğin farklılaşmasının alt boyutlarının ise romantik öz yeterliğin toplam varyansının %18.9'nu açıkladığı bulunmuştur. İlişki doyumunun benliğin farklılaşmasına göre romantik öz yeterliği daha güçlü bir şekilde yordadığı bulunmuştur. Cinsiyet değişkenine göre romantik öz yeterliğin ve ilişki doyumunun istatiksel olarak anlamlı bir fark göstermediği ancak benliğin farklılaşmasının anlamlı bir fark gösterdiği saptanmıştır. Elde edilen bulgular literatür eşliğinde tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Romantik ilişkilerde algılanan istismar: Şemalar, cinsiyet rolleri, affetme ve benliğin farklılaşması açısından bir değerlendirme
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin yakın ilişkilerinde algıladıkları istismar yaşantılarını erken dönem uyumsuz şemalar, toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlar, affetme ve benliğin farklılaşması açısından incelemektir. Analiz sonuçları demografik değişkenler açısından değerlendirildiğinde, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin cinsiyet, baba eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçirildiği yer ve alkol/madde kullanımı değişkenlerine bağlı olarak istatistiksel açıdan farklılaştığı tespit edilmiştir. Demografik değişkenler ve diğer bağımsız değişkenlerin romantik ilişkide algılanan istismarı ne şekilde yordadığını belirlemek amacıyla yapılan Hiyerarşik Regresyon Analizi sonuçlarına göre ilişki süresi, alkol/madde kullanımı, kopukluk şema alanı, diğeri yönelimlilik şema alanı ve olumluya odaklanma alt boyutu romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini pozitif yönde yordarken; cinsiyet (kadın olma), durumu affetme alt boyutu ve erkek cinsiyet rolü alt boyutu negatif yönde yordamaktadır. Demografik değişkenler ve diğer tüm bağımsız değişkenlerin birlikte, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin %24'ünü açıkladığı görülmektedir. Demografik değişkenler olmadan yalnızca bağımsız değişkenlerin romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini ne şekilde yordadığını belirlemek amacıyla yapılan Yol Analizi sonuçlarına göre diğeri yönelimlilik şema alanı, kopukluk şema alanı, olumluya odaklanma alt boyutu ve kadın cinsiyet rolü alt boyutu romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini pozitif yönde yordamaktadır. Tüm bağımsız değişkenlerin birlikte, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin %21'ini açıkladığı görülmektedir.
Genç yetişkinlerde romantik ilişki istismarı: Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı
Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerin algıladıkları romantik ilişki istismarının erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile ilişkisini incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubunu Ankara ilinde yaşayan 18-35 yaş aralığındaki 477 genç yetişkin oluşturmaktadır. Çalışma grubuna uygun örnekleme yöntemi kullanılarak çevrim içi platformlar aracılığıyla ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Toplumsal Cinsiyet Oluşumu Ölçeği, Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği Revize Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısının romantik ilişkilerdeki istismar mağduriyetini yordayıcılığını belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar arasından duygusal yoksunluk ve iç içe geçme/bağımlılık şemalarının daha yüksek düzeyde romantik ilişki istismarı mağduriyeti ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Genç yetişkinlerin eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile romantik ilişkilerinde algıladıkları istismar düzeyi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunurken; geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri algısı bulunan genç yetişkinlerin romantik ilişkide algıladıkları istismar düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Çalışmada romantik ilişki istismarı ile cinsiyet, aile içi şiddete maruz kalma ve tanık olma değişkenlerine göre fark olup olmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda belirlenen değişkenler ile romantik ilişki istismar mağduriyeti arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bulgular, alan yazın çerçevesinde tartışılmış; alan çalışanlarına, araştırmacılara ve politika yapıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
İstismar-ihmal geçmişi ve romantik ilişkide bağlanma: Bilişsel duygu düzenleme ve erken dönem uyumsuz şemaların rolü
Bireyin çocukluk çağı travmaları ile yetişkinlik döneminde sergilediği bağlanma tarzı arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemalar ile duygu düzenleme becerilerinin etkisinin değerlendirildiği bu çalışmada sıralı açıklayıcı karma desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, nicel veriler için 304 üniversite öğrencisi ile nitel veriler için çocukluk çağında istismar deneyimi olan 10 kişi oluşturmuştur. "Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği", "Young Şema Ölçeği Kısa Form – 3", "Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri" ve demografik bilgi formu ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veri toplanmıştır. Analiz sonucunda, çocukluk çağı travmalarının kaygılı bağlanma üzerinde pozitif yordama etkisinin olduğu, ancak kaçınmacı bağlanma üzerinde anlamlı düzeyde bir yordama etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmalarının uyumlu duygu düzenlemeyi negatif yönde, uyumsuz duygu düzenlemeyi ise pozitif yönde yordadığı gözlenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide uyumlu ve uyumsuz duygu düzenlemenin kısmi aracılık etkisinin olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travmalarının, kopukluk ve reddedilme şema alanını ve zedelenmiş özerklik şema alanını pozitif yönde yordadığı, ancak zedelenmiş sınırlar, diğeri yönelimlilik ve aşırı tetikte olma şema alanı üzerinde anlamlı düzeyde yordama etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide kopukluk ve reddedilme şema alanın tam aracılık etkisinin olduğu; ayrıca çocukluk çağı travmaları ile kaygılı bağlanma arasındaki ilişkide zedelenmiş özerklik şema alanının tam aracılık etkisinin olduğu ortaya konmuştur. Çalışmanın nitel verileri nicel verilerden elde edilen sonuçları desteklemektedir. Araştırma kapsamında ulaşılan bulgular, alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. Son olarak çalışmanın sınırlılıklarından bahsedilmiş; araştırmacılara, uygulayıcılara ve politika yapıcılara öneriler sunulmuştur.
Çocukluk çağı travmaları ve romantik ilişki doyumu arasındaki ilişkide; Otomatik düşüncelerin aracılık rolü
Bu araştırmada, 18-22 yaş aralığındaki bireylerin çocukluk çağı travmaları(ÇÇT) ile ilişki doyumları(İD) arasındaki ilişkide; otomatik düşüncelerin(OD) aracılık rolü incelenmek istenmiştir. Araştırma, online anketler düzenlenerek Türkiye genelindeki devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören 18-22 yaş arasındaki 354 ön lisans ve lisans öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada öğrencilerin ÇÇT ve İD arasındaki ilişkide OD'in aracılık rolünü ölçmek amacıyla; 'Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği' (Şar, Öztürk ve Ikikardes,2012), 'İlişki Doyumu Ölçeği' (Curun, 2001),'Otomatik Düşünceler Ölçeği'(Aydın G. & Aydın O., 1990), kullanılmıştır. Öğrencilerin demografik bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Araştırmanın sonucunda ÇÇT'nın İD'u ve OD'i, OD'in İD'u ve İD'nun OD'i istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yordadığı, ÇÇT ile İD arasındaki ilişkide OD'in aracılık etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Otomatik Düşünceler, Romantik İlişki Doyumu.
Romantik ilişkileri olan üniversite öğrencilerinin narsistik kişilik eğilimi düzeylerine göre; ilişki bağlanımı, ilişki doyumu ve benlik saygılarının incelenmesi: İstanbul ili örneği
Bu araştırmanın amacı, İstanbul ilindeki üniversite öğrencilerinin, narsistik kişilik eğilimleri ile benlik saygıları, ilişki doyumları ve ilişki bağlanımları arasındaki ilişkileri ve farklılıkları romantik ilişkiler bağlamında incelemek; bu değişkenler arasındaki, ilişkilerin ve farklılıkların farklı cinsiyetlerde değişiklik gösterip göstermediğini belirlemek; narsizmin farklı boyutlarında bu bağımsız değişkenlerin durumunu ortaya koymaktır. Araştırma, 11 Ekim- 6 Aralık 2013 tarihleri arasında İstanbul İli'nde, üç farklı üniversitede ve farklı bölümlerde okuyan, 150 öğrenciye uygulanmıştır. Katılımcılara, Demografik Bilgi Formu, Narsistik Kişilik Envanteri, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, İlişki İstikrarı Ölçeği, İlişki Değerlendirme Ölçeği olmak üzere beş farklı veri aracı uygulanmıştır. Verilerin normal dağılmasından dolayı parametrik istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler, Pearson korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi olarak α = 0.05 alınmıştır. Bağımsız değişkenlerin narsizmin farklı boyutlarındaki durumunun incelenmesinde ise T- testi ve Oneway Anova testi kullanılmıştır. Narsistik kişilik eğilimi ile hem ilişki doyumu hem de ilişki bağlanımı arasında orta düzeyde ve olumsuz yönde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Narsizm üç boyuta ayrılmıştır: Normal narsizme sahip olanlar, sınırda olanlar ve narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanlar. Bu üç grubun bağımsız değişkenlerle olan durumuna bakıldığında, narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanlar ile normal narsizme sahip kişilerin ilişki doyumları ve ilişki bağlanımları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur. Ayrıca, narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanlarla, sınırda olanların ve normal narsizme sahip olanların ilişki bağlanımları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark vardır. İkili gruplar halinde karşılaştırıldıklarında ise; normal narsizme sahip olanlar ile sınırda olanların ilişki bağlanımları ve normal narsizme sahip olanlar ile narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanların ilişki bağlanımları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark vardır. Ancak, sınırda olanlar ve narsistik kişilik bozukluğuna yakın olanların ilişki bağlanımları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur. Sonuçlar, literatür ve diğer araştırmalar ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Narsistik kişilik eğilimi, Benlik saygısı, İlişki doyumu, İlişki bağlanımı.
Farklı cinsel yönelimlerden bireylerin romantik aşka ilişkin söylemleri
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yaşayan farklı cinsel yönelimlerden bireylerin romantik aşkın anlamını güncel söylemlerde nasıl inşa ettiklerini ve bu inşayı oluştururken kullandıkları açıklayıcı repertuarların söylem analizi ile incelenmesidir. Aşk, çoğu insanın üzerinde rahatlıkla konuştuğu, deneyimlediği, temsillerine sık rastladığı konulardan biri olmasına karşın, aynı zamanda karmaşıklığı ve anlaşılmazlığı ile de ilgi çekmektedir. Bu çalışmada heteronormatif bakış açısının dışına çıkılarak sadece heteroseksüellerin değil tüm cinsel yönelimlerden bireylerin romantik aşka dair söylemleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın katılımcılarını 21-43 yaş arası farklı cinsel yönelimlerden 15 kişi oluşturmaktadır. Her bir katılımcıyla bireysel olarak 15 ayrı görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler ses kayıt cihazına kaydedilmiş ve yazılı olarak metine dönüştürülmüştür. Görüşme metinleri söylem analizi ile incelenmiştir. Analiz sonucunda; 'sevgiden farklı olarak aşk', 'referans alınan aşk', 'stratejiye dayanan aşk', 'bilinmezlikten beslenen aşk', 'bireyi etkileyen aşk', 'ihtiyaç olarak aşk' ve 'heteroseksüel olmayan aşk' olmak üzere yedi açıklayıcı repertuara ulaşılmıştır. Bulgulara genel olarak bakıldığında, romantik aşkın farklı alanlarda ve farklı söylemsel bağlamlarda yansımaları olduğu görülmektedir. "Sevgiden farklı olarak aşk" repertuarı, aşkla ilgili söylemlere kaynaklık eden baskın repertuardır ve bu repertuarda aşk sevgiden ayrıştırılarak inşa edilmiştir. "Stratejiye dayanan aşk" repertuarında "maç, oyun, pazarlama" gibi stratejilerle, romantik ilişkilerin toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde inşa edilmekte olduğu bulgular arasındadır. "Bilinmezlikten beslenen aşk" repertuarında aşkın, "bilinmezlik ve "keşfetme" üzerinden inşa edildiği görülmüştür. Çalışmaya katılan farklı cinsel yönelimlerden bireylerin söylemlerinde romantik aşka ilişkin belirli düzeyde ortaklaşılan bir anlam dünyası olmakla birlikte, "heteroseksüel olmayan aşk" söylemi açısından durum farklılaşmaktadır. Eşcinsel katılımcıların, heteroseksüellerden farklı olarak, bu söylemle aşkı egemen heteronormatif kültürün içinden sıyrılarak inşa etmeye çalıştıkları görülmüştür. Sonuç olarak, romantik aşk, egemen kültürün ataerkil düzeni içinde, toplumsal cinsiyet normlarının, heteronormatif söylemlerin ve popüler kültürün pompaladığı aşk temsilleriyle ve öznel deneyimlerle yoğurulurken tek bir düzlemde onu tanımlamaya çalışmak mümkün görünmemektedir. Anahtar Kelimeler: Romantik aşk, kültür, söylem, cinsel yönelim, açıklayıcı repertuarlar
Evli olmayan bireylerde evlilik kaygısı ile romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar ve umutsuzluk arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada evli olmayan bireylerde evlilik kaygısı ile romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar ve umutsuzluk arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada evli olmayan bireylerin evlilik kaygısı yaş, cinsiyet ve romantik ilişki durumu değişkenleri açısından da incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, yaşları 17-38 arasında değişen, 223'ü (%54.5) kadın, 167'si (%45.5) erkek olmak üzere toplam 390 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Çalışmada evlilik kaygısı ile ilgili veriler, ''Evlilik Kaygı Ölçeği'', Evlilikle ilgili akılcı olmayan inançlara ilişkin veriler ''Romantik İlişkilerde İnançlar Envanteri''(Sarı ve Owen, 2015), umutsuzluğa ilişkin veriler ''Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ)'' (Seber, 1991), (Beck ve arkadaşları, 1974), yaş, cinsiyet ve romantik ilişki durumuna ilişkin veriler "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Araştırma verileri Pearson korelasyon analizi, regresyon analizi ve t testi ile analiz edilmiştir. Bu çerçevede evlilik kaygısı ile romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar, umutsuzluk ve yaş arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile belirlenmeye çalışılmıştır. Evlilik kaygısını cinsiyete ve romantik ilişki durumuna göre önemli bir biçimde farklılaşıp farklılaşmadığı da t testi ile incelenmiştir. Çalışmada yapılan veri analizleri sonucu evlilik kaygısı ile umutsuzluk ve Romantik İlişkilerde İnançlar Envanteri'nin alt boyutlarından cinsiyet farklılıkları ve farklı düşünmek arasında pozitif yönde; evlilik kaygısı ile evliliğe ilişkin mutluluk beklentisi düzeyi arasında ise negatif yönde bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Diğer taraftan araştırma sonucu evlilik kaygısı ile yaş ve Romantik İlişkilerde İnançlar Envanteri'nin diğer alt boyutları (aşırı beklentiler, sosyal zaman kullanımı, fiziksel yakınlık) arasında istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde ilişkinin olmadığı bulunmuştur. Ayrıca evlilik kaygısı düzeyinin cinsiyete ve romantik ilişki durumuna göre istatistiksel açıdan önemli düzeyde farklılaştığı görülmektedir. Diğer bir ifadeyle araştırmada kadınların ve romantik ilişkisi olmayan bireylerin evlilik kaygısı düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Evlilik, evlilik kaygısı, umutsuzluk, romantik ilişki, akılcı olmayan inançlar
Romantik ilişki yaşayan bireylerde erken dönem uyum bozucu şemaların ilişki doyumuna etkisi: İlişkisel obsesif kompulsif semptomların aracı rolünü test etme
Bu araştırmanın temel amacı, romantik ilişki yaşayan bireylerde erken dönem uyum bozucu şemalar ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide ilişkisel obsesif kompulsif semptomların (OKS) (romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif semptomlar ve partner odaklı obsesif kompulsif semptomlar) aracı rollerini incelemektir. Mevcut çalışma, 475 katılımcı ile yürütülmüştür. Çalışmada veri toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), İlişki Doyumu Ölçeği (İDÖ), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği (RİOKÖ) ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirti Ölçeği (PİOKBÖ) kullanılmıştır. Yapılan analizler neticesinde, erken dönem uyum bozucu şema alanlarının tümünün (kopukluk ve reddedilme, zedelenmiş özerklik ve performans, zedelenmiş sınırlar, başkası yönelimlilik, aşırı uyarılma ve baskılama) ilişki doyumu ile negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Ek olarak, erken dönem uyum bozucu şemaların tümünün ilişkisel obsesif kompulsif semptomlar ile pozitif yönde ilişkili olduğu elde edilen sonuçlar arasındadır. Öte yandan, ilişkisel obsesif kompulsif semptomlar ve ilişki doyumu arasında negatif yönlü bir ilişkiye ulaşılmıştır. Yapılan aracılık analizi sonuçlarında ise, erken dönem uyum bozucu şema alanlarından zedelenmiş sınırlar, başkası yönelimlilik, aşırı uyarılma ve baskılama ile ilişki doyumu arasındaki ilişkilerde partner odaklı obsesif kompulsif semptomların aracı rolünün olduğu bulunmuştur. Ayrıca, zedelenmiş özerklik ve performans, zedelenmiş sınırlar, başkası yönelimlilik, aşırı uyarılma ve baskılama ile ilişki doyumu arasındaki ilişkilerde romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif semptomların aracı rolünün olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, erken dönem uyum bozucu şemaların ve ilişkisel OKS'nin ilişki doyumu üzerindeki önemli rolünü göstermiştir. Mevcut çalışmanın bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Genç yetişkinlerde romantik kıskançlık düzeyinin kişilerarası problemler ve çatışma çözme tepkileri açısından incelenmesi
Genç yetişkinlik döneminde kişinin diğerleriyle yakınlık kurduğu romantik ilişkiler, bireyin gelişim dönemine göre deneyimlemesi gereken bir durumdur. Romantik ilişki sürecinde bireylerin yaşadığı sorunlardan biri de kıskançlıktır. Romantik kıskançlığı araştırmak amacıyla yapılan bu çalışmanın iki temel hedefi vardır; birincisi, yordayıcı değişkenler olan kişilerarası problemler, çatışma çözme tepkileri ve cinsiyetin; yordanan değişken olan kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyi ile ilişkisini ve ne ölçüde yordadığını istatiksel olarak incelemektir. İkincisi, kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyinin bireysel, ilişkisel değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını bulmaktır. Araştırmanın örneklemi, %54.8'i (n = 153) kadın, %45.2'si (n = 126) erkek katılımcı olmak üzere toplam 279 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların yaşları 18-30 arasında değişmektedir ve ortalaması 23.08'dir (± 3.032). Kadın katılımcıların yaşları ortalaması 22.56 (± 3.033), erkek katılımcıların yaşları ortalaması 23.7'dir (± 2.921). Araştırma verileri, Romantik Kıskançlık Ölçeği'nin Kıskançlık Tetikleyicileri alt ölçeği, İkili İlişkilerde Çatışma Çözme Tepkileri Ölçeği ve Kişilerarası Problemler Envanteri kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, erkekler kadınlardan ve sözlü/nişanlı ilişki durumundakiler, flört ilişki durumundakilere göre daha kıskançtır. Kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyi diğer bireysel ve ilişkisel değişkenlere göre anlamlı bir fark göstermemiştir. Kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyi ile Baskın-Kontrolcü (r = .21, p < .01), Kinci-Benmerkezci (r = .83, p < .01) ve cinsiyet (r = .13, p < .05) arasında istatiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Hiyerarşik regresyon analizi (Enter) sonucunda 3 model oluşturulmuş, kıskançlık tetiklendiğinde belirtilen kıskançlık düzeyini en iyi, Kinci-Benmerkezci ve cinsiyet değişkenlerinin anlamlı şekilde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak; bulgular alanyazın ışığında tartışılmış, çıkarımlar yapılmış, çalışmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve klinik psikoloji alanı için öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: romantik kıskançlık, çatışma çözme tepkileri, romantik ilişki, kişilerarası problemler, bireysel ve ilişkisel değişkenler
Geç ergenlik döneminde psikolojik iyi oluşun yordayıcıları olarak romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar ve öz yeterlik
Amaç: Bu araştırmanın temel amacı geç ergenlik dönemindeki bireylerde romantik ilişkilere dair akılcı olmayan inançların ve öz yeterliğin psikolojik iyi oluş üzerindeki yordayıcı etkisini saptamaktır. Bunun yanında, katılımcıların romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlarının, romantik ilişkilerde öz yeterliklerinin ve psikolojik iyi oluşlarının sosyodemografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Yöntem: Araştırmaya 18-24 yaş aralığında ve romantik ilişkisi olan 257 kişi katılmıştır. Veriler sosyodemografik bilgi formu, Romantik İlişkilerde Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği, Romantik İlişkilerde Öz Yeterlik Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen verilere göre romantik ilişkilerine dair öz yeterliği yüksek olan bireylerin psikolojik iyi oluşlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sosyodemografik verilere göre yapılan analizlerde ise katılımcıların romantik ilişkilerine dair akılcı olmayan inançlarının ilişki süresine göre, romantik ilişkilere dair öz yeterliğin cinsiyet ve algılanan gelir durumuna göre, psikolojik iyi oluşun ise yaş, ilişki süresi ve algılanan gelir durumuna göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç: Bireylerin romantik ilişkilere dair öz yeterlik algısının yüksek olmasının psikolojik iyi oluşlarını yükselttiği bulunmuştur. Buradan hareketle psikolojik iyi oluşun yükseltilmesinde etkili olan faktörlerden birinin ortaya koyulmasıyla literatüre katkı sağlandığı düşünülmektedir.
Karanlık üçlü kişilik özellikleri ve benlik saygısının romantik kıskançlığın nedenleri ile ilişkisi
Amaç: Bu tez çalışmasında benlik saygısının karanlık üçlü (Makyavelizm, narsisizm ve psikopati) ve kaybetme ve yetersizlik kaynaklı romantik kıskançlık nedenleri arasındaki ilişkide düzenleyici rolünü incelemek amaçlanmaktadır. Çalışmanın diğer bir amacı yaş ve ilişki süresi gibi sosyo-demografik değişkenlerin karanlık üçlü, romantik kıskançlık nedenleri ve benlik saygısı ile ilişkilerini ve bu ilişkilerin cinsiyete göre nasıl farklılaştığını incelemektir. Yöntem: Araştırma örneklemi 208'i kadın, 126'sı erkek, toplamda 121 kişiden oluşan, yaş aralığı 18-27 olan ve mevcut bir ilişkisi olan öğrencilerden oluşturmaktadır. Katılımcılar uygun örneklem yöntemiyle seçilmiş ve katılımcılara online platformda Gönüllü Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Kısa Karanlık Üçlü Ölçeği (SD3), Romantik Kıskançlık Ölçeği (Romantik Kıskançlık Nedenleri) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (Kısa Form) (RSES) verilmiştir. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS for Windows 25. versiyonu kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmanın bulguları karanlık üçlünün romantik kıskançlık nedenlerinden yetersizlik ve kaybetme ile arasında pozitif yönde bir ilişki olduğunu göstermektedir. Karanlık üçlü alt boyutlarından yalnızca Makyavelizm ve romantik kıskançlık arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu; psikopati ve narsisizmin romantik kıskançlık ile arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Cinsiyete göre incelenen analizlerin sonuçları, kadınlarda Makyavelizm'in romantik kıskançlık nedenlerinden yalnızca kaybetme ile pozitif ilişkili olduğunu; erkeklerde Makyavelizm'in romantik kıskançlık nedenlerinden hem yetersizlik hem de kaybetme ile pozitif ilişkili olduğunu göstermektedir. Karanlık üçlü ve romantik kıskançlık nedenleri ilişkisinde benlik saygısının düzenleyici rolü bulunmamıştır. Çalışmadaki değişkenlerden cinsiyet, yaş ve ilişki süresinin ölçeklerle arasındaki ilişkilerin incelendiği analiz sonuçlarına göre; erkeklerde yetersizlik nedeniyle kıskanma kadınlara oranla anlamlı düzeyde daha yüksektir. Makyavelizm ve psikopati yaşla beraber azalmakta, benlik saygısı ise yaşla beraber artmaktadır. Psikopati ve ilişki süresi negatif ilişkiliyken, benlik saygısı ve ilişki süresi arasında pozitif ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Makyavelizm kişilik özellikleri romantik kıskançlığın yetersizlik ve kaybetmeden kaynaklanan nedenleriyle ilişkilidir. Bunun yanı sıra yaş, ilişki süresi ve cinsiyete göre ilişkiler ölçeklerde farklılıklar göstermektedir. Son olarak benlik saygısının karanlık üçlü ve romantik kıskançlık nedenleri ilişkisinde düzenleyici rolü bulunmamaktadır. Elde edilen bulgular ve sınırlılıklar literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Karanlık Üçlü, Romantik Kıskançlık, Romantik İlişkiler, Benlik Saygısı, Kişilik
Erken dönem uyum bozucu şemaların ve bağlanma düzeyinin romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığına etkisi
Bu araştırma ilk olarak erken dönem uyum bozucu şemaların ve bağlanma düzeyinin romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığına etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. İlaveten romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığı düzeyinin sosyo-demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmek de çalışmanın amaçları arasındadır. Araştırma kapsamında 18-45 yaş arasında 422 erişkin bireye ulaşılmış ve bu kişilere "Sosyo-demografik Bilgi Formu", Young Şema Ölçeği Kısa Form-3","Romantik İlişkilerde Sosyal Medya Kıskançlığı Ölçeği" ve "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II" uygulanmıştır. Buradan elde edilen veriler SPSS-22 aracılığıyla analiz edilmiş, bu bağlamda pearson korelasyon analizi, çoklu regresyon analizi, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA ve homojen dağılım göstermeyen gruplar için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Analiz sonuçları katılımcıların tehditler karşısında dayanıksızlık, kusurluluk, terk edilme, sosyal izolasyon ve başarısızlık şemaları ve bağlanma düzeyinin, romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığı ile pozitif yönde ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu ilişki romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığı düzeyinin boyutları ve bağlanma düzeyinin boyutları arasında da bulunmaktadır. Ayrıca bazı demografik değişkenlere göre romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığı düzeyinin farklılaştığı da araştırmanın elde ettiği sonuçlar arasındadır. Erken dönem uyum bozucu şemaların ve bağlanma düzeyinin romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığına etkisi incelendiğinde ise yalnızca bağlanma düzeyinin yordayıcı bir etki oluşturduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar ilgili yurt içi ve yurt dışı araştırmalar ile tartışılmıştır. Mevcut değişkenleri bir arada ele alan başka çalışmaya rastlanmaması da göz önünde bulundurularak çalışmanın, gelecekte gerçekleştirilecek erken dönem uyum bozucu şemalar, bağlanma düzeyi ve romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığı konularıyla ilgili araştırmalara yol gösterici bir niteliğe sahip olduğu söylenebilmektedir.
Romantik ilişkisi olan bireylerde duygusal bağımlılık düzeyinin yordayıcılarının incelenmesi
İnsanlar doğaları gereği, diğer insanlarla yakın ilişki içerisinde olmayı isterler. Bu istekleri ve arzuları doğrultusunda romantik ilişki yaşamaktadırlar. Ancak bazı insanların romantik ilişkiyi sadece sevme duygusuyla yaşamadıkları, kendi olumsuz duygularını ve kaygılarını bastırmak için partnerine karşı bağımlılık geliştirdikleri görülmektedir. Böylece kişilerin sağlıksız olsa dahi ilişkiyi sürdürdükleri ve hayatlarının olumsuz etkilendiği göz önünde bulundurularak, duygusal bağımlılığı ortaya çıkarması olası faktörleri incelemek gelecek araştırmalar ve klinik uygulamalar için önemli bir adım olacaktır. Bu bağlamda, çalışmada benlik saygısı, kişilerarası duygu düzenleme becerileri, yetişkin ayrılma anksiyetesi ve ilişki doyumunun romantik ilişkide duygusal bağımlılık düzeyini yordama düzeyinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya romantik ilişkisi olan 413 kişi (237 kadın ve 176 erkek) katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 33.78 (SS= 10.31) olarak bulunmuştur. Katılımcılara online platformda doldurulmak üzere, Sosyodemografik Bilgi Formu, Duygusal Bağımlılık Ölçeği, İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği, Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketi ve İlişki Değerlendirme Ölçeği verilmiştir. Analiz sonucuna göre, duygusal bağımlılık, kişilerarası duygu düzenleme ve alt boyutları ile pozitif yönde, ilişki doyumu ile pozitif yönde ve yetişkin ayrılma anksiyetesi ile negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Regresyon analizi sonucuna göre, yetişkin ayrılma anksiyetesi ve ilişki doyumunun duygusal bağımlılığı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Duygusal bağımlılığın gelişmesinde ayrılma anksiyetesi ve ilişki doyumu düzeyinin etkisi olabileceği sonucuna varılmıştır. Kadınların kişilerarası duygu düzenleme alt boyutlarından olumlu duyguları arttırma, ilişki doyumu ve ilişki süresi istatistiksel olarak anlamlı şekilde erkeklerden daha yüksek bulunmuştur. Her iki cinsiyet için de ayrılma anksiyetesi ve ilişki doyumu duygusal bağımlılığı istatiksel olarak anlamlı düzeyde yordamaktayken; kadınlarda duygu düzenleme becerilerinden bakış açısı edinme alt boyutu da duygusal bağımlılığı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışmanın bulgularının işlevsiz olan duygusal bağımlılık yerine sağlıklı ve işlevsel bir ilişki kurabilmek için yürütülecek klinik uygulamalara önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ayrılma anksiyetesi, Benlik saygısı, Duygusal bağımlılık, Duygu düzenleme, İlişki doyumu
Romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçiliğin psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkilendirilmesi
Literatürü incelediğimizde romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik gün geçtikçe dikkat çeken konulardan biri haline gelmiştir. Bu doğrultuda romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik ile ilgili çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu açıdan bu çalışmada bireylerin romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçiliklerinin psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkisi ayrı ayrı incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda 170'i kadın, 205'i erkek olmak üzere 375 üniversite öğrencisinin romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik düzeylerini belirlemek amaçlı Romantik İlişkilerde Mükemmeliyetçilik Ölçeği, psikolojik iyi oluş süreçlerini değerlendirmek için Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve çocukluk çağında yaşadıkları travmatik yaşantıları incelemek içinde Çocukluk Çağı Travma Ölçeği uygulanmıştır. Bu ölçekler doğrultusunda romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçilik psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkisi incelenmiştir. Elde edilen verilerin istatiksel analizleri gerçekleştirmiş ve tablo şeklinde sunulmuştur. Bu çalışmada veri bağıntılarını analiz etmek için Pearson Korelasyon Analizi, Hiyerarşik Regresyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik ve psikolojik iyi oluş puanları arasında bazı anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile psikolojik iyi oluş puanlarının romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik puanlarını yordadığı görülmüştür. Son olarak, katılımcıların romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik puanlarının demografik değişkenlerine göre değişmediği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar tartışılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerde akılcı olmayan inanışları, romantik kıskançlık ve ilişki doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerde akılcı olmayan inanışları ilişki doyumu ve romantik kıskançlık arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma kesitseldir. İlişkisel tarama modeli kullanılmıştır ve betimsel bir çalışmadır. Örneklem Eylül 2021-Kasım 2021 arasında oluşturulmuştur. Veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Romantik İlişkilerde Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği (RAİNÖ), İlişki Doyumu Ölçeği (İDÖ) ve Romantik Kıskançlık Ölçeği (RKÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya yazılı bilgilendirilmiş onamı alınan 288 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin cinsiyet, yaş, anne ve baba birlikte olma durumu, çalışma durumu, gelir durumu, yerleşim yerleri ve romantik ilişki durumlarına göre RAİNÖ, İDÖ ve RKÖ puanlarının karşılaştırılması incelenmiş, öğrencilerin romantik ilişki durumlarına göre İDÖ puanları arasında, anne ve baba birliktelik durumu ve gelir durumlarına göre DKÖ puanları arasında, yaş ve anne ve baba birliktelik durumlarına göre RAİNÖ puanları arasında fark olduğu saptanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki durumunun değerlendirilmesi sonucunda DKÖ puanları ile RAİNÖ puanları arasında pozitif korelasyon olduğu, İDÖ puanları ile DKÖ arasında anlamlı korelasyon olmadığı ve İDÖ puanları ile RAİNÖ arasında anlamlı korelasyon olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İlişki doyumu, Kıskançlık, Romantik ilişki.
Romantik ilişkilerde psikolojik iyi oluş düzeylerinin benlik saygısı ve yaşam doyumu üzerindeki rolü
Bu araştırma romantik ilişkisi olan bireylerin psikolojik iyi oluş düzeylerinin benlik saygısı ve yaşam doyumu düzeyleriyle ilişkisi incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda benlik saygısı ve yaşam doyumunun romantik ilişkilerde psikolojik iyi oluşu yordama düzeyi incelenmesi ayrıca söz konusu olan değişkenlerin demografik değişkenler tarafından da değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma betimsel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde yapılmıştır. Ayrıca çalışma nicel araştırma yöntemi ile hazırlanmıştır. Balıkesir ilinde bulunan, 199'u kadın 185'i erkek olmak üzere toplam 384 kişi çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Çalışmaya 18 yaş üstü romantik ilişkisi olan bireyler dâhil edilmiştir. Basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle ve içinde bulunulan pandemi sürecinden dolayı anket ve Google Dokümanlar üzerinden aynı anketin dijital forma dönüştürülmüş halinde veriler toplanmıştır. Çalışmada kullanılan veri toplama araçları; Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği (WEMİOÖ), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin istatisksel analizleri gerçekleştirmiş ve tablo şeklinde sunulmuştur. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 24.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre, eğitim durumu, çalışma durumu, ilişki değerlendirmesi, gelir düzeyi ve medeni durum psikolojik iyi oluş, benlik saygısı, yaşam doyumu puanlarının anlamlı farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik iyi oluş, benlik saygısı ve yaşam doyum puanları en yüksek, lisansüstü eğitim, çalışan, romantik ilişkisini çok iyi değerlendiren ve evli bireylerde olduğu saptanmıştır. Psikolojik iyi oluş ve yaş arasında anlamlı şekilde farklılaşmadığı görülmüştür ancak benlik saygısı ve yaşam doyumunun yaş değişkenine göre anlamlı olarak farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların psikolojik iyi oluş ve yaşam doyumu puanlarının cinsiyete göre farklılaşma göstermediği görülmüştür. Psikolojik iyi oluşun hem benlik saygısı hem de yaşam doyumu arasında pozitif yönde yüksek düzeyde anlamlı bir ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca benlik saygısı ve yaşam doyumu puanlarının psikolojik iyi oluş puanlarını anlamlı düzeyde yordadığı gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar tartışılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerinde güzellik algısı ile ilgili aldatma tutumunun incelenmesi
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerinde güzellik algısı ile ilgili aldatma tutumunun incelenmesidir. Çalışma kesitseldir. İlişkisel tarama modeli kullanılmıştır ve betimsel bir çalışmadır. Örneklem Eylül 2021 – Kasım 2021 arasında oluşturulmuştur. Veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Güzellik Algısı Ölçeği (GAÖ) ve Aldatmaya Yönelik Tutum Ölçeği (AYTÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya yazılı bilgilendirilmiş onamı alınan 391 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin cinsiyet, yaş, ekonomik durum, ilişki durumu, ebeveyn beraberlik durumu, ebeveyn yetiştirme, uzun süreli ilişki durumu, aldatılma durumu ve aldatma durumlarına göre AYTÖ ve GAÖ puanları arasındaki farklar incelendiğinde, öğrencilerin cinsiyet, ilişki durumu ve ebeveyn beraberlik durumlarına göre AYTÖ puanları arasında ve öğrencilerin yaş, ilişki durumu ve uzun süreli ilişki durumlarına göre GAÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Üniversite öğrencilerinin ölçeklere verdikleri yanıtlar doğrultusunda oluşturulan ölçek toplam puanlarının arasında ilişki olup olmadığı incelenmiş ve sonucunda AYTÖ puanları ile GAÖ puanları arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı saptanmıştır. Bu çalışmanın bulgularının ilgili literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtilerin Geştalt temas biçimleri ve romantik ilişkide bilinçli farkındalık bağlamında incelenmesi
Bu araştırmada romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeylerinin ve Geştalt temas biçimlerinin romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtilerle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri, 18-60 yaş aralığında bulunan ve süregiden bir romantik ilişki içerisinde olup araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 360 kişiden çevrimiçi mecralar aracılığıyla toplanmıştır. Veri toplama aşamasında demografik bilgi formu, Geştalt Temas Biçimleri Ölçeği Yeniden Düzenlenmiş Formu (GTBÖ-YDF), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği (RİOKÖ), Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirti Ölçeği (PİOKBÖ) ve Romantik İlişkide Bilinçli Farkındalık Ölçeği (RİBFÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Pearson çarpım korelasyon analizi, bağımsız grup T-testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçları, romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeyleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki; kendine döndürme ve saptırma temas biçimleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bunun üzerine yapılan çoklu regresyon analizlerinde romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeylerinin negatif yönlü olarak romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtileri yordadığı görülmüştür. Bununla birlikte, Geştalt temas biçimlerinden kendine döndürme temas biçiminin pozitif yönlü olarak romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtileri yordadığı saptanmıştır. Araştırmada bu sonuçlarla birlikte cinsiyet, medeni durum ve psikiyatrik tanı alma değişkenlerine ilişkin karşılaştırma sonuçlarına ve değişkenler arasında saptanan diğer ilişkilere de yer verilmiştir. Elde edilen sonuçlar ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Bunlara ek olarak, mevcut araştırma bilindiği kadarıyla romantik ilişkide bilinçli farkındalık ve Geştalt temas biçimleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırmadır. Araştırmada elde edilen bulgular, klinik uygulamalarda karşılaşılan romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif semptomların değerlendirilmesinde romantik ilişkide bilinçli farkındalığı ve Geştalt temas biçimlerini göz önüne almanın önemini göstermesi ve literatüre katkı sağlaması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler : Geştalt temas biçimleri, obsesif kompulsif bozukluk, partner temalı obsesif kompulsif belirtiler, romantik ilişki temalı obsesif kompulsif belirtiler, romantik ilişkide bilinçli farkındalık.
Romantik ilişkisi olan genç yetişkin bireylerde temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ile cinsel doyumun ilişki doyumu üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, romantik ilişkisi olan genç yetişkin bireylerin, cinsel yaşamlarından aldıkları doyum ve temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasından aldıkları doyumun, ilişkiden aldıkları doyuma etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma metodolojiktir. İlişkisel tarama modeli kullanılarak değişkenler arası ilişkiye bakılmıştır. Araştırmanın değişkenleri tekli lineer regresyon ve korelasyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Örnekleme Temmuz 2024 ve Aralık 2024 arasında ulaşılmıştır. Veri toplama araçları olarak, Kişisel Bilgi Formu, İlişki Doyumu Ölçeği (İDÖ), Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ) ve Romantik İlişkilerde Temel Psikolojik İhtiyaçların Doyumu Ölçeği (RİTPİDÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya gönüllülük esasına dayalı, yazılı olarak bilgilendirici onam formu alınan 406 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, romantik ilişkisi olan genç yetişkin bireylerin, cinsel doyum ve romantik ilişkide temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik alınan doyumun, ilişki doyumuna anlamlı düzeyde etki ettiği görülmektedir. Değişkenler arası ilişkinin negatif ve pozitif yönde olduğu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar literatürdeki önceki bulgularla büyük ölçüde tutarlıdır. Ancak ilişkisel boyutta incelenen hipotezlerin desteklenmemesi sosyal kabul hatası, stres, Türk kültürü, cinsel iletişim eksikliği, cinsel bilgi eksikliği, monoton cinsel yaşam ve bireylerin yaş gruplarındaki farklılıklarla açıklanabilir. Bulgular, alan yazın taranarak ve kuramsal çerçeve ele alınarak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İlişki Doyumu, Cinsel Doyum, Romantik İlişki, Temel Psikolojik İhtiyaçların Doyumu, Genç Yetişkin
Romantik ilişkide psikolojik şiddet, algılanan sosyal destek ve öz yeterlik ilişkisinin incelenmesi
Yakın ilişkide kadına yönelik psikolojik şiddetin etkisinin birikimli olarak ortaya çıkması ve fiziksel şiddet gibi net bir şekilde dışarıdan gözlemlenememesi nedeniyle kadınlara sağlanacak olan desteğin ve yaşadıkları durumla baş edebilmelerinde öz yeterlik inançlarının önemli bir kaynak olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; romantik ilişkide psikolojik şiddetin algılanan sosyal destek ve öz yeterlik inancıyla ilişkisini, bu değişkenlerin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ve fiziksel, cinsel, ekonomik şiddet kontrol altına alınarak algılanan sosyal desteğin ve öz yeterliğin psikolojik şiddeti nasıl yordadığını araştırmaktır. Araştırmanın I. çalışma grubunu, Türkiye'de yaşayan ve ilişkisi olan 396 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın II. çalışma grubunu, Türkiye'de yaşayan ve ilişkisi olan 178 kadın oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen 'Demografik Bilgi Formu', Cankardaş-Nalbantçılar (2018) tarafından geliştirilen 'Yakın İlişkilerde Psikolojik Şiddet Ölçeği', Eker ve Arkar (1995) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' ve Yıldırım ve İlhan (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Genel Öz Yeterlik İnanç Ölçeği', Akpınar (2011) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 'Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Öz Yeterlik Ölçeği' uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda; yakın ilişkide psikolojik şiddetin, algılanan sosyal destek ve öz yeterlik ile negatif ve anlamlı, algılanan sosyal desteğin, öz yeterlik ile pozitif ve anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Yakın ilişkide psikolojik şiddet ile yaş, kadının eğitim düzeyi, partnerin bir işte çalışması, çocuk sahibi olma, ilişki durumu, ilişki süresi, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ile yaş, kadının eğitim düzeyi, partnerin eğitim düzeyi, partnerin bir işte çalışması, çocuk sahibi olma, ilişki durumu, ilişki süresi, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Öz yeterlik ile kadının bir işte çalışması, tanışma şekli, aile tarafından fiziksel ve ekonomik şiddete maruz kalma ve partneri tarafından fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalma değişkenleri anlamlı bulunmuştur. Yakın ilişkide psikolojik şiddetin yordanmasına ilişkin yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda, 'fiziksel, ekonomik, cinsel şiddet' ve 'algılanan sosyal destek' anlamlı yordayıcılar olarak bulunmuşken, 'öz yeterlik' anlamlı yordayıcı olarak bulunmamıştır. Elde edilen bulgular alan yazında tartışılmış, şiddetin önlenmesine ve kadınların rehabilitesine yönelik önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler Şiddet, yakın/romantik ilişkide psikolojik şiddet, algılanan sosyal destek, öz yeterlik, kadın.
Üniversite öğrencilerinde romantik ilişki istikrarının yordayıcıları olarak bağlanma ve benlik değişimi
Üniversite öğrencileri ile yapılan bu çalışmanın birinci amacı üniversite öğrencilerinde bağlanma ve benlik değişiminin ilişki istikrarını yordayıp yordamadığı iken; ikincisi cinsiyete, yaşa ve ilişki süresine göre ilişki istikranın değişip değişmediğini incelemektir. Araştırma grubu en az 6 aydır romantik ilişkisi olan üniversite öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplayabilmek amacıyla İlişki İstikrarı Ölçeği, Türkçe Romantik İlişkilerde Benlik Değişimi Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinde benlik değişimi ve bağlanmanın ilişki istikrarını yordama gücünü belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Katılımcıların ilişki istikrarı düzeylerinde cinsiyet ve yaşa göre fark olup olmadığını belirlemek için bağımsız gruplar için t testi yapılmıştır. İlişki istikrarı düzeylerinde romantik ilişki süresine göre fark olup olmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi ve Kruskal Wallis-H kullanılmıştır. Analizden elde edilen bulgulara göre üniversite öğrencilerinin benlik genişlemesi, benlik daralması, kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma düzeyleri ilişki doyumunu anlamlı düzeyde yordarken; benlik genişlemesi, benlik kirlenmesi, benlik daralması ve kaygılı bağlanma seçeneklerin niteliğini değerlendirme düzeyini anlamlı düzeyde yordamaktadır. Benlik genişlemesi, benlik daralması, benlik kirlenmesi, kaygılı bağlanma ve kaçınmacı bağlanma ilişki yatırımı düzeyini anlamlı düzeyde yordarken; benlik genişlemesi, benlik daralması, benlik kirlenmesi ve kaçınmacı bağlanma bağlanımı anlamlı düzeyde yordamaktadır. Ayrıca ilişki doyumu ve ilişki yatırımı düzeylerinde cinsiyete göre anlamlı olarak fark varken; ilişki doyumu, ilişki yatırımı ve bağlanım düzeylerinde devam eden romantik ilişkinin süresine göre anlamlı fark vardır. Ancak ilişki istikrarının alt ölçekleri yaşa göre anlamlı bir fark göstermemektedir. Elde edilen bulgular ilişki istikrarına ilişkin literatür doğrultusunda tartışılarak yorumlanmış ve araştırmacı ve uygulamacılara öneriler sunulmuştur.
Investigating the effects of parental psychological control, perceived parental warmth and strict control/supervision on emotional abuse in romantic relationships
The present study investigated the effects of parental psychological control, parental warmth and parental strict control/supervision on emotional abuse victimization in romantic relationships. Two hundred thirty university students, who have ever had a romantic relationship for at least six months, filled out Psychological Control Scale (PCS), Parenting Styles Questionnaire (PSQ), Earlier Abuse Experience Information Form (EAEIF) and Emotional Abuse Questionnaire (EAQ). Moderation analysis indicated that three-way interaction between parental psychological control, warmth and strict control on emotional abuse was significant. More specifically, parental psychological control predicted emotional abuse victimization when parental warmth was both moderate and high, but when strict control/supervision was low. The findings indicate that parental warmth exacerbates the negative effects of psychological control on emotional abuse victimization in romantic relationships of late adolescents only when parents do not provide enough behavioral control and monitoring for inappropriate behaviors during childhood. The present study significantly contributed to our understanding of how perceived childhood experiences of parental psychological control and parental attitudes are transferred to late adolescence, and therefore affect adolescents' current experiences of emotional abuse in their romantic relationships. Keywords: Psychological Control, Parental Warmth, Strict Control/Supervision, Emotional Abuse