Duygusal istismar
Bu konu başlığı altında 64 tez
Tekirdağ Süleymanpaşa Aile Sağlığı Merkezlerinde sağlık çalışanlarının, çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama düzeyi ve etkileyen faktörler
Bu araştırma, Tekirdağ Süleymanpaşa İlçesinde Aile hekimliği biriminde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tekirdağ Süleymanpaşa aile hekimliklerinde çalışan 116 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırmada tüm sağlık çalışanlarına ulaşılması hedeflenmiştir. Ancak 22 sağlık çalışanı araştırmaya katılmak istemediklerini ifade etmişlerdir. Bu nedenle araştırma 94 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni olarak "Tanıtıcı Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak ise "Çocuk istismarı ve ihmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" kullanılmıştır. Araştırmada bulgularının değerlendirilmesinde yüzdelik dağılımlar, ortalama, ortanca, standart sapma kullanılmıştır. Sağlık çalışanlarının ölçek puanlarının normal dağılımının analizi için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucu veriler normal dağıldığı için parametrik testler kullanılmıştır. Buna göre bağımsız örneklemler için t- testi, Oneway Anova ve Pearson Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0.05 kullanılmış olup, iki yönlü ve %95 Güven aralığında değerlendirilmiştir. Bu araştırmada, Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Riskleri Tanımlama Ölçeği'ne ait genel puan ortalamasının 3.86±0.30 olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları bu doğrultuda incelendiğinde katılımcıların çocuk ihmal ve istismarı konusunda ortalama bilgi düzeyine sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar "Çocuk İhmal ve İstismarının Çocuktaki Fiziksel Belirtileri" alt boyutunda yüksek bilgi düzeyine sahip oldukları ve diğer alt boyutlar hakkında katılımcıların daha fazla bilgi edinmeleri gerektiği şeklinde yorumlanmıştır. Araştırma sonunda sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi düzeylerine yönelik gerekli görüş ve öneriler sunulmuştur.
Romantik ilişkilerde algılanan istismar: Şemalar, cinsiyet rolleri, affetme ve benliğin farklılaşması açısından bir değerlendirme
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin yakın ilişkilerinde algıladıkları istismar yaşantılarını erken dönem uyumsuz şemalar, toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlar, affetme ve benliğin farklılaşması açısından incelemektir. Analiz sonuçları demografik değişkenler açısından değerlendirildiğinde, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin cinsiyet, baba eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçirildiği yer ve alkol/madde kullanımı değişkenlerine bağlı olarak istatistiksel açıdan farklılaştığı tespit edilmiştir. Demografik değişkenler ve diğer bağımsız değişkenlerin romantik ilişkide algılanan istismarı ne şekilde yordadığını belirlemek amacıyla yapılan Hiyerarşik Regresyon Analizi sonuçlarına göre ilişki süresi, alkol/madde kullanımı, kopukluk şema alanı, diğeri yönelimlilik şema alanı ve olumluya odaklanma alt boyutu romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini pozitif yönde yordarken; cinsiyet (kadın olma), durumu affetme alt boyutu ve erkek cinsiyet rolü alt boyutu negatif yönde yordamaktadır. Demografik değişkenler ve diğer tüm bağımsız değişkenlerin birlikte, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin %24'ünü açıkladığı görülmektedir. Demografik değişkenler olmadan yalnızca bağımsız değişkenlerin romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini ne şekilde yordadığını belirlemek amacıyla yapılan Yol Analizi sonuçlarına göre diğeri yönelimlilik şema alanı, kopukluk şema alanı, olumluya odaklanma alt boyutu ve kadın cinsiyet rolü alt boyutu romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini pozitif yönde yordamaktadır. Tüm bağımsız değişkenlerin birlikte, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin %21'ini açıkladığı görülmektedir.
Genç yetişkinlerde romantik ilişki istismarı: Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı
Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerin algıladıkları romantik ilişki istismarının erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile ilişkisini incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubunu Ankara ilinde yaşayan 18-35 yaş aralığındaki 477 genç yetişkin oluşturmaktadır. Çalışma grubuna uygun örnekleme yöntemi kullanılarak çevrim içi platformlar aracılığıyla ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Toplumsal Cinsiyet Oluşumu Ölçeği, Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği Revize Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısının romantik ilişkilerdeki istismar mağduriyetini yordayıcılığını belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar arasından duygusal yoksunluk ve iç içe geçme/bağımlılık şemalarının daha yüksek düzeyde romantik ilişki istismarı mağduriyeti ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Genç yetişkinlerin eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile romantik ilişkilerinde algıladıkları istismar düzeyi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunurken; geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri algısı bulunan genç yetişkinlerin romantik ilişkide algıladıkları istismar düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Çalışmada romantik ilişki istismarı ile cinsiyet, aile içi şiddete maruz kalma ve tanık olma değişkenlerine göre fark olup olmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda belirlenen değişkenler ile romantik ilişki istismar mağduriyeti arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bulgular, alan yazın çerçevesinde tartışılmış; alan çalışanlarına, araştırmacılara ve politika yapıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Duygusal istismarı önleme ve müdahale programı geliştirme ve etkisinin test edilmesi
Bu araştırmanın amacı, ebeveynler için geliştirilen "Akılcı Duygusal Davranışçı Yaklaşımdan Esinlenerek Hazırlanan Duygusal İstismarı Önleme ve Müdahale Etmeye Yönelik Aile Rehberliği Programı" eğitiminin, duygusal istismarı azaltıp azaltmadığını incelemektir. Bu araştırma, ön test- son testin uygulandığı kontrol gruplu deneysel bir araştırmadır. Araştırmaya, 2016-2017 eğitim ve öğretim yılında, Ankara ili Keçiören İlçesinde, bir devlet ortaokulunda, çocukları 7. ve 8. sınıflarda öğrenimlerine devam eden 18 anne katılmıştır. Deneysel çalışma haftada bir gün 90 dk.'lık görüşmeler şeklinde, altı hafta devam etmiştir. Uygulamalar öğrencilerin devam ettikleri ortaokulda, ders dışı saatlerde yapılmıştır. Deneysel çalışma ve test uygulamaları, araştırmacı tarafından gerçekleştirilmiştir. Ön testler, ilk oturumdan bir hafta önce, son testler son oturumdan 10 gün sonra uygulanmıştır. Annelere, çocuklarını ne derece duygusal bakımdan istismar ettiklerini belirlemek için ön ve son test olarak, Çocuk İstismarı Potansiyeli Envanteri (Öner ve Sucuoğlu, 1994) uygulanmıştır. Bu uygulamalardan ayrı olarak, çocukların ebeveynlerinden algıladıkları duygusal istismar seviyesini ölçmek üzere, katılımcıların çocuklarına Yetişkin Genç İlişkileri Ölçeği (Alantar, 1989) ön ve son test olarak uygulanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde örneklemdeki kişi sayısının az olması nedeniyle, bağımsız gruplar için Mann-Whitney U Testi; tekrarlı ölçümler için Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Analiz sonuçları duygusal istismar eğitiminin, ebeveynlerin duygusal istismar davranışları ile çocukların ebeveynlerinden algıladıkları duygusal istismarı azalttığını göstermiştir.
Üniversite öğrencilerinde algılanan duygusal istismar düzeyleri ile atılganlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma, duygusal istismar ile atılganlık arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını inceleyerek, yaş, cinsiyet, ekonomik durum vb. değişkenlerin bu ilişkideki rolünü ortaya koymaya çalışacaktır. Anahtar Kelimeler: Duygusal istismar, atılganlık düzeyi
Alkol kullanım bozukluğunda duygusal istismar algısının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı alkol kullanım bozukluğu tanısı almış olan yetişkinlerin, çocukluk ve ergenlik dönemi yaşanmışlıklarında anne babadan algıladıkları duygusal istismarı araştırmak; çocukluk ve ergenlikteki duygusal istismar algısı ile alkol kullanım bozukluğu arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Bu araştırma İstanbul Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Anatolia Klinikleri 3. Serviste alkol kullanım bozukluğu tanısıyla tedavi görmekte olan 24 ile 70 yaş arasında 12'si kadın, 50'si erkek olmak üzere 62 hasta ile çalışılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu, Dr. Aaron T. Beck ve Ark., (1961), tarafından geliştirilen Beck Depresyon Ölçeği, Anne ve babadan algılanan duygusal istismarı ölçmek için, ilk olarak ölçeğin geliştiricilerinden olan F. Erkman'la iletişime geçilerek gerekli izin alınmıştır; ve diğer araştırmacılar M. Alantar, (1988, 1989); N. Bayraktar, (1990); B. Vardar, (1994); M. Çeşmeci ve H. Kılınç., (1999), tarafından geliştirilen Anne-Baba Genç İlişkileri Ölçeği uygulanmıştır. İstatistiksel çözümlemelerde Frekans ve Yüzde Dağılımları; Shapiro-Wilk; Spearman rho Korelasyon; Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile analiz çalışması yapılmıştır. Bu araştırmada alkol kullanım bozukluğu tanısı almış olan hastaların aile içi alkol kullanım oranı %93,8 olduğu ve aile içi alkol kullanımı normalleştirilerek rol-model aktarımının sürdürüldüğü belirlenmiştir. Alkol etkisiyle aile içi tartışma ve çatışmaların oranı %22,6; yaşanması sonucunda boşanmış ve ayrı yaşayanların oranı %30,4 olduğu belirlemiştir. Çocukluk ve ergenlik çağında babadan algılanan duygusal istismar puanı 399,00±60,19; anneden algılanan duygusal istismar puanı 393,00±64,03 olduğu görülmüştür. Anne babadan algılanan duygusal istismarın olumsuz etkileri yetişkinlik dönemi yaşantılarında alkol kullanım süreci içinde gelişen depresyon belirtilerinin yüksek düzeyde yaşandığı belirlenmiştir. Eğitim düzeyi düşük olan anneden algılanan duygusal istismarın depresyon düzeyini etkileyen puanı 35,98; eğitim düzeyi yüksek olan anneden algılanan duygusal istismarın depresyon düzeyini etkileyen puanı 19,25 bulunmuştur. Eğitim düzeyi düşük olan babadan algılanan duygusal istismarın depresyon düzeyini etkileyen puanı 35,81; Eğitim düzeyi yüksek olan babadan algılanan duygusal istismarın depresyon düzeyini etkileyen puanı 24,45 bulunmuştur. Araştırma sonucunda alkol kullanım bozukluğu tanısı ile tedavi gören hastaların yoğun alkol kullanımı süreci içinde gelişen depresyon belirtilerinin yüksek düzeyde yaşandığı belirlenmiştir. Yatarak tedavi gören katılımcı hastaların çocukluk ve ergenlik dönemi yaşanmışlıklarında yüksek düzeyde duygusal istismara maruz kaldıkları ve ihmal edildikleri sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk ve ergen, duygusal istismar.
Çocukluk çağı travmaları ve narsisizm türleri arasındaki ilişkide kişilerarası problemlerin aracı rolü
Bu çalışmada, kişilerin çocukluk çağı travmatik yaşantıları ile narsisizm türleri arasındaki ilişkide kişilerarası sorunların rolünün araştırılması amaçlanmaktadır. Türkiye'deki örneklemle yürütülmüş kişilerarası ilişkiler ve narsisizm türleri arasındaki ilişkinin incelendiği az sayıda çalışma olduğu görülmüştür. Kişilerarası problemlerin ve erken dönem yaşantıların, narsisizm patolojisine olan rolünün ortaya konması adına literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çocukluk çağı travmaları ve narsisistik boyutlar kişilerarası problemler arasındaki ilişkiden yola çıkılarak, bu araştırmanın ana sorusu "Çocukluk çağı travmaları ile büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm arasında kişilerarası problemlerin aracılık rolü var mıdır?" olarak belirlenmiştir. Çalışmanın örneklemi, kolay ulaşılabilir durum örneklemesi ile ulaşılan, yaşları 22-65 arasında değişen 351 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler Google Forms aracılığıyla çevrimiçi ortamda toplanmıştır. Çevrimiçi ölçüm araçları katılımcılara kolay erişilebilir örnekleme metoduna uygun olarak sosyal medya ve e- posta gruplarına yapılan duyurular aracılığıyla ulaştırılmıştır. Çalışma katılımcıları için psikiyatrik tanı almak ve psikiyatrik ilaç kullanıyor olmak dışlama ölçütüdür. Araştırma verileri, Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kişilerarası Sorunlar Ölçeği ve Patolojik Narsisizm Ölçeği aracılığıyla çevrim içi ortamda toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) v.25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkileri Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik çoklu regresyon analiziyle incelenmiştir. Kişilerarası sorunların çocukluk çağı travmaları ve narsisizm türleri arasındaki ilişkideki aracı rolünü test etmek için PROCESS eklentisi kullanılmıştır. Bulgular kişilerarası sorunlardan Dominant/Kontrolcünün duygusal istismar ve büyüklenmeci narsisizm arasındaki ilişkide, Dominant/Kontrolcü ve Sosyal Çekinikliğin ise duygusal istismar ile Kırılgan Narsisizm arasındaki ilişkide aracı rolü olduğunu göstermiştir. Kişilere uygulanan envanterler öz bildirimine dayalı ve online olarak katılım gösterdikleri düşünüldüğünde, katılımcıların envanterdeki, maddelere yanlı olarak cevap verebileceği araştırmanın sınırlılıklarından biridir. Araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış, çalışmanın sahip dolduğu sınırlılıklarla birlikte gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Erken çocukluk döneminde çocuk YouTube içerik üreticilerinin yayınladığı videoların çocuğun duygusal istismarı açısından incelenmesi
Sosyal medya uygulamalarının gelişmesi, kullanımının yaygınlaşması ve çocukların da bu platformlarda denetimsiz ve aktif olarak yer almaya başlamaları ile çocuk istismarı yeni bir boyut kazanmış ve sosyal medyanın çocuklara yönelik etkileri, incelenmesi gereken önemli bir alan olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada erken çocukluk dönemindeki YouTube içerik üreticilerinin yayınladıkları videolarda, anne babaları tarafından duygusal istismara maruz kalma durumları, duygusal istismar türleri ve sıklığı araştırılmıştır. Çalışma kapsamında YouTube videoları incelendiğinden, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmış, bu yöntemi uygularken Çok Yönlü Okuryazarlık ve Eleştirel Okuryazarlık kuramları ön plana alınmıştır. Çalışmada videolar amaçlı örneklemle, YouTube'da içerik üreten ve en yüksek takipçiye sahip 10 çocuk içerik üreticisi olarak seçilmiştir. Her kanala ait son 6 yılda yayınlanmış, içeriğinde anne veya babası bulunan, en çok izlenme sayısına sahip 10 video olmak üzere toplam 100 video, duygusal istismar ve alt boyutları kapsamında incelenmiştir. Veri analizinin ilk basamağında belirlenen video içerikleri duygusal istismarın alt boyutları baz alınarak oluşturulan kodlara göre "Dedoose" programı ile analiz edilmiştir. Her video için birçok farklı yönden analize olanak sağlayan Çok Yönlü Etkileşim Analizi yöntemi kullanılarak mikro analiz yapılmıştır. Bu yöntem sadece video içerisindeki sözlere değil bunun yanı sıra görsellere, ekrandaki hareketlere, kullanılan ses efektlerine, video içerisindeki kişilerin jest ve mimiklerine ve ses tonlarına da odaklanmayı (Norris, 2013) sağlayarak, videolara çok boyutlu bakılmasına imkân vermiştir. Videoların analizi sürecinde "Duygusal İstismar Bilgi Tespit Formu" (Ek. 2) oluşturulmuş, her bir YouTube kanalı için analiz edilen her videoda rastlanılan bulgular kaydedilmiştir. Çalışma sonucunda incelenen 10 YouTube kanalının 5'inde duygusal istismar bulgusuna rastlanmış, videolarda çocukların anne veya babaları tarafından duygusal istismara uğrama sıklığı %17 olarak belirlenmiştir. Çocukların bu videolarda daha çok anneleri tarafından duygusal istismara uğradığı, en çok uygulanan duygusal istismar davranışlarının ise azarlama, aşağılama, duygusal tepki göstermeme ve ihmal olduğu görülmüştür. Reddetme, aşırı koruma, izole etme, ayrım, suça yöneltme ve lakap takma alt boyutlarına rastlanmamıştır.
Investigating the effects of parental psychological control, perceived parental warmth and strict control/supervision on emotional abuse in romantic relationships
The present study investigated the effects of parental psychological control, parental warmth and parental strict control/supervision on emotional abuse victimization in romantic relationships. Two hundred thirty university students, who have ever had a romantic relationship for at least six months, filled out Psychological Control Scale (PCS), Parenting Styles Questionnaire (PSQ), Earlier Abuse Experience Information Form (EAEIF) and Emotional Abuse Questionnaire (EAQ). Moderation analysis indicated that three-way interaction between parental psychological control, warmth and strict control on emotional abuse was significant. More specifically, parental psychological control predicted emotional abuse victimization when parental warmth was both moderate and high, but when strict control/supervision was low. The findings indicate that parental warmth exacerbates the negative effects of psychological control on emotional abuse victimization in romantic relationships of late adolescents only when parents do not provide enough behavioral control and monitoring for inappropriate behaviors during childhood. The present study significantly contributed to our understanding of how perceived childhood experiences of parental psychological control and parental attitudes are transferred to late adolescence, and therefore affect adolescents' current experiences of emotional abuse in their romantic relationships. Keywords: Psychological Control, Parental Warmth, Strict Control/Supervision, Emotional Abuse
Duygusal istismar ile yeme tutumu arasındaki ilişki
Çalışmanın amacı duygual istismar ile yeme tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Duygusal istismar ile yeme tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesinin daha sonra yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Bu araştırmanın örneklemin toplamını oluşturan İstanbul Gelişim Üniversitesi öğrencilerine Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği ve Yeme Tutumu 40 Testi uygulanmıştır. Araştırmacı tarafından katılımcıların bilgilerini toplamak amacıyla oluşturulan sosyodemografik veri formu kullanılmıştır. Araştırmanının örneklem grubu 318 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular SPSS 24 (Statistical Package for Social Sciences) programında analiz edilmiştir. Verileri değerlendirilirken yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı iststistiksel metodlar kullanılmıştır. Verileri incelenirken ANOVA, Kruksal Wallis H Test, Bağımsız Gruplar t-test, Welch, Tamhane't2 kullanılmıştır. Araştırma dahilinde sosyodemografik veri formunu ve anket sorularını 255'i (%80,2) kadın ve 63 (%19,8) erkek olmak üzere toplamda 318 katılımcı ile çalışılmıştır. Algılanan duygusal istismar ölçek puanının, yeme tutumu testinin şişmanlık kaygısı ve sosyal baskı alt boyutları ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu saptanmıştır. Bireylerin duygusal istismar düzeyleri arttıkça yeme tutumlarının kötüleştiği belirlenmiştir. Yeme tutumu ölçeği ile algılanan duygusal istismar ölçek puanlarının psikiyatrik tanıya sahip katılımcılarda, psikiyatrik tedavi alan katılımcılarda ve tıbbi rahatsızlığı bulunan katılımcılarda yüksek olduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenler açısından duygusal istismar ve yeme tutumu arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Değerlendirme soncunda elde edilenler bulgular kısmında aktarılmıştır. Sonuçta literatürdeki benzer araştırmalar tartışılmış ve gelecek çalışmalar için çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Çocuk ihmal ve istismarı ile ilgili yasal düzenlemelerin sosyoloji analizi
Çocuk istismar ve ihmali, aileleri ve toplumları özellikle de çocukları oldukça etkileyen, üzerinde önemle durulması gereken sosyal bir sorundur. Toplumların temeli çocuklardır. Gelecekte sağlıklı toplumların var olması da ancak sağlıklı yetişen çocuklara bağlıdır. Yapılan araştırmalar çocukların maruz kaldıkları istismar ve ihmal nedeniyle fiziksel, davranışsal, duygusal ve psikolojik olarak birçok sorunla karşılaştıklarını göstermektedir. Yaşamış oldukları bu sorunlar, ayrıca yetişkinlik döneminde psikolojik ve davranışsal bozukluklar göstermelerine neden olmaktadır. Bu nedenle çocuklukta maruz kalınan istismar ve ihmal olaylarının hem bugünün çocuğu hem de geleceğin yetişkini üzerinde olumsuz etkileri olabilmektedir. Çocuk istismarı ve ihmali, her ne kadar geçmişten gelen bir sorun olsa da toplumun bilgi düzeyinin artması ve insanların bu konuya ilişkin bilinç seviyesinin yükselmesiyle her geçen gün daha fazla su üstüne çıkan bir sorun haline gelmiştir. Bu konuya ilişkin kitap ve dergiler yazılmış, medya yayınları oluşturulmuştur. Aynı zamanda seminer ve konferanslar düzenlenerek konunun daha rahat bir biçimde ifadesi sağlanmıştır. Özelikle de "norm dışı" olarak vasıflandırılan çocuğun cinsel istismarı konusunda günümüzde hem çocuğun kendisi ve ailesinin psikolojisi düşünülerek psikolojik yardım alma yoluna gidilmekte hem de ilgili konu adli makamlara taşınarak çocuğun mağdur olma hakkı bilinç sahibi aileler ile birlikte aranmaktadır. İstismar ve ihmal kavramları, sık olarak birbirine karıştırılmakla beraber bu kavramlar çeşitli davranışları içermektedir. Çocuk istismarı duygusal, fiziksel, cinsel ve ekonomik; çocuk ihmali ise fiziksel, duygusal ve eğitimsel olarak sınıflara ayrılmaktadır. Çocuk istismarı, ebeveyn veya bakıcı gibi bir yetişkinin çocuklara uyguladığı, toplumsal normlar ve uzman kişiler tarafından uygunsuz ya da zarar verici olarak nitelendirilen, çocuk gelişiminde engel teşkil eden veya gelişimini kısıtlayan fiillerin hepsi olarak tanımlanmaktadır. İhmal ise çocukların fiziksel veya psikolojik gereksinimlerinin devamlı olarak karşılanmaması halinde, bu durumun çocuğun gelişiminde ya da sağlığında önemli problemler ortaya çıkarması olarak tanımlanır. İhmal, ebeveynin veya bakıcının çocuğu fiziksel tehlikeden korumak için ona uygun yemek, kalacak yer, kılık-kıyafet olanakları sağlayamaması ya da gereken sağlık imkanlarından mahrum bırakması biçiminde şeklinde ifade edilmektedir. Bunun yanı sıra ihmal, çocuğun temel duygusal gereksinimlerine de ilgi göstermemeyi içermektedir. Çocuk ihmali ve istismarı konusunda son zamanlarda toplumda bir duyarlılık artışı görülmektedir. Bu konudaki duyarlılık artışı, temelde çocuk ihmali ve özellikle istismarının artışına değil, çocuklar üzerinde yetişkinlerin sorumluluğunun artmasına bağlanabilir. Çocuk araştırmalarının gelişimi, çocuk sorunlarının azalmasına henüz katkı sağlayamasa da kamuoyunda çocuk sorunlarına yönelik ilginin artmasını sağlayabilmiştir. Her ne kadar hukukî olarak çocuk ihmal ve istismarına yönelik yasalar çıkarılarak caydırıcı nitelikte cezalar uygulansa da sorunun çözüme kavuşmadığı ve artmaya devam ettiği görülmektedir. Bu durum, sosyolojik olarak incelenmeye değerdir. Nitekim bu tez de, Türkiye'deki çocuk ihmal ve istismarına yönelik yasal düzenlemelerin sosyolojik analizi yapılmak üzere hazırlanmıştır.
Çocukluk çağı travması ölçek puanları yüksek olan üniversite öğrencileri ile ölçek puanları düşük olan üniversite öğrencilerinin psikosomatik semptom sıklığı ve duygu düzenleme güçlüğü açısından karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada çocukluk çağı travması ölçek puanları yüksek olan üniversite öğrencileri ile ölçek puanları düşük olan üniversite öğrencilerinin psikosomatik semptom sıklığı ve duygu düzenleme güçlüğü açısından karşılaştırılmalı olarak incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Örneklem grubunu İstanbul il merkezinde okuyan 300 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmaya çocukluk çağı travma ölçek puanları düşük olan 104 kadın ve 79 erkek; çocukluk çağı travma ölçek puanları yüksek olan 63 kadın ve 54 erkek olmak üzere toplam 300 katılımcı dahil edilmiştir. Yapılan bu araştırmada veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu'nun yanı sıra katılımcılara Çocukluk Çağı Ruhsal Travmaları Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği-Psikosomatik Semptomlar Alt Ölçeği ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çocukluk çağı travma ölçek puanları yüksek bireylerin psikosomatik semptomlarının daha fazla olduğu görülmektedir. Duygu düzenleme güçlüğünün çocukluk çağı travma ölçek puanları yüksek bireylerde, çocukluk çağı travma ölçek puanları düşük bireylere göre daha yüksek düzey de olduğu görülmektedir. Çocukluk çağı travma ölçek puanları yüksek bireylerde, travmanın erkekler bireylerde kadınlara göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Çocukluk çağı travma ölçek puanları yüksek bireylerde duygu düzenleme güçlüğünün erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Çocukluk çağı travma ölçek puanları yüksek bireylerde, psikosomatik semptom sıklığı erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Çocukluk çağı travma ölçek puanları yüksek bireylerde çocukluk çağı travması ile psikosomatik semptom sıklığı arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişki olduğu saptanmıştır. Çocukluk çağı travmasından alınan puan arttıkça psikosomatik semptom sıklığı da arttığı gözlemlenmektedir. Çocukluk çağı travma ölçek puanları yüksek ve çocukluk çağı travma ölçek puanları düşük olan bireylerde, çocukluk çağı travması ile duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Çocukluk çağı travmasından alınan puan arttıkça duygu düzenleme güçlüğünün artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı, travma, psikosomatik, duygu düzenleme
Lise öğrencilerinin ailelerinden algıladıkları duygusal istismar düzeylerine göre benlik saygıları
Bu araştırmanın temel amacı lise öğrencilerinin bazı demografik özellikleri ve ailelerinden algıladıkları duygusal istismar düzeylerine göre benlik saygılarının incelenmesidir. Araştırmaya İstanbul'daki farklı liselerde öğrenim gören 236 kadın ve 204 erkek olmak üzere toplam 440 öğrenci katılmıştır. Araştırmada verileri toplamak amacıyla Psikolojik İstismar Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde, t testi ve iki yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Gruplar arasında oluşan farkın kaynağını belirlemek üzere Scheffe Çoklu Karşılaştırma Testi uygulanmıştır. Araştırmada hata payı .05 olarak belirlenmiştir. Araştırmanın sonucuna göre katılımcıların ailelerinden algıladıkları duygusal istismar düzeyine göre benlik saygılarında anlamlı farklılık bulunmuştur. Cinsiyet ve algılanan beden imajı değişkenlerine göre katılımcıların benlik saygılarında anlamlı farklılık bulunmuştur. Lise öğrencilerinin sınıf düzeyi, öğrenim gördükleri okul türü, ailelerinin gelir düzeyi, algıladıkları baba tutumu ve algıladıkları anne tutumuna göre benlik saygılarında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Diğer taraftan lise öğrencilerinin benlik saygısı üzerinde demografik değişkenler ile aileden algılanan duygusal istismarın ortak etkilerinin anlamlı olmadığı saptanmıştır.
Çocuklukta algılanan ebeveyn tutumları ile yetişkinlikte algılanan duygusal istismarın aleksitimi ile ilişkisi
Araştırmanın temel amacı yetişkin bireylerde algılanan duygusal istismar düzeyinin, çocuklukta algılanan ebeveyn tutumlarının aleksitimi ile ilişkisinin incelenmesidir. Bu bağlamda araştırılacak sorulardan biri katılımcıların algılanan duygusal istismar düzeyi ile çocuklukta algılanan ebeveyn tutumları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığıdır. Aynı zamanda katılımcıların algıladıkları duygusal istismar düzeyleri ile aleksitimi seviyeleri arasındaki ilişki araştırmamızın diğer sorusu olacaktır. Son olarak katılımcıların algıladıkları duygusal istismar düzeylerinin katılımcıların cinsiyet, ebeveynlerin medeni durumları, ebeveynlerin eğitim seviyeleri ve kendilerinin eğitim seviyelerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenecektir. Bu araştırmada, çocuklukta algılanan ebeveyn tutumları ile yetişkinlikte algılanan duygusal istismarın aleksitimi ile arasındaki ilişki bağımlı ve bağımsız değişkenlerle ilişkisel tarama modeliyle incelenmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli, araştırmada bulunan iki değişken arasında bulunan ilişkiyi analiz etmek amacıyla kullanılmıştır. Bunun yanı sıra bu yöntem iki farklı değişkeni karşılaştırma amacıyla da kullanılmaktadır. Araştırma evrenini 18 yaş ve üzeri kadın ve erkek bireyler oluşturmaktadır. Katılımcılar araştırma hakkında bilgilendirilmiş ve kendi onayları doğrultusunda çalışmaya dahil edilmişlerdir. Araştırmanın istatistiksel analizinde SPSS 20 Paket programı kullanılmıştır. İki değişkenin sürekli olması ve değişkenlerin birlikte (ikili olarak) normal dağılım göstermesi durumunda Pearson korelasyon, ikili grupların ortalamaları arasındaki farkı test etmek için bağımsız örneklem grupları için kullanılan T testi, iki ya da daha fazla ilişkisiz ve normal dağılım göstermeyen örneklemden elde edilen ortalama puanların birbirlerinden anlamlı bir şekilde farklılık gösterip göstermediğini test etmek için de Kruskal Wallis H-Testi, çoklu grupların normal dağılım göstermesi durumunda ortalamaları test etmek için tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmada, sosyodemografik değişkenleri belirlemek üzere ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği'', ''Kısaltılmış Algılanan Ebeveynlik Tutumları Ölçeği – Çocuk Formu'' ve ''Toronto Aleksitimi Ölçeği'' kullanılmıştır. Analizler sonucunda, çocuklukta algılanan ebeveyn tutumları, duygusal istismar ve aleksitimi alt boyutlarından duyguları tanıma ve tanımlamada zorluk arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunurken; aleksitimi alt boyutlarından duygu iletişiminde zorluk arasında negatif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çocuklukta algılanan baba tutumu ile duygusal istismar ve aleksitimi alt boyutlarından duyguları tanıma ve tanımlamada zorluk arasında pozitif yönde zayıf düzeyde ve anlamlı bir korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Duygusal istismar ile aleksitimi alt boyutlarından duygu iletişiminde zorluk arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunurken; duyguları tanıma ve tanımlama zorluk arasında pozitif yönde normal düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Aleksitimi alt boyutlarından olan duygu iletişiminde zorluk ile duyguları tanıma ve tanımlamada zorluk arasında pozitif yönde zayıf düzeyde ve anlamlı bir korelasyon olduğu saptanmaktadır.
Yetişkin obez bireylerde kendini damgalama ve algılanan duygusal istismar ile kaygı ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Tezin amacı 18-65 yaş aralığındaki yetişkin obez bireylerde kendini damgalama ve algılanan duygusal istismar ile beraber kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişki incelenecektir. Bu çalışmada bu değişkenlerin cinsiyet ve yaşa göre değişiklik gösterip göstermediği araştırılacaktır. Belirtilen değişkenlerin depresyon ve kaygıyı yordama gücüne de bakılacaktır.
Algılanan duygusal istismar ile sosyal onay ihtiyacı arasındaki ilişki
Bu çalışmada duygusal istismar ile sosyal onay ihtiyacı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma, İstanbul ilinde yaşayan 18 yaş ve üstü 120 kadın, 114 erkek olmak üzere toplam 234 yetişkine uygulanan Yetişkinler İçin Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği, Sosyal Onay İhtiyacı Ölçeği ve araştırmacı tarafından katılımcıların sosyodemografik bilgilerini toplamak amacıyla oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile gerçekleştirilmiştir. Tüm verilere ilişkin analizler SPSS 27 programı ile yapılmıştır. Analizlere başlamadan önce, ölçeklerin normal dağılım varsayımını karşılayıp karşılamadığı kontrol edilerek ölçeklere ilişkin çarpıklık ve basıklık değerlerine bakılmıştır. Ölçüm araçları arasındaki ilişkiyi test etmek için Pearson korelasyon analiz, demografik değişkenlere göre ölçek puanlarını kıyaslamak için Bağımsız Gruplar t-testi ve ANOVA, yordayıcılık analizi için Basit Doğrusal Regresyon kullanılmıştır. Ek olarak, bu çalışma için %95 güven aralığı, p değeri 0.05 olarak referans alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda, algılanan duygusal istismar ile sosyal onay ihtiyacı ve sosyal onay ihtiyacı alt boyutları olan başkalarının yargılarına duyarlılık, sosyal geri çekilme ve olumlu izlenim bırakma değişkenleri arasında orta ve yüksek düzey pozitif korelasyonlar saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinin kariyer kararı verme yetkinlik düzeyleri ile duygusal istismar ve yaşam becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin kariyer kararı verme yetkinlikleri ile duygusal istismar ve yaşam becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 225'i kadın, 119'u erkek olmak üzere toplam 344 gönüllü üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Kariyer Kararı Verme Yetkinlik Ölçeği, Yetişkinler İçin Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği ve Yaşam Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın tanımlayıcı ve çözümleyici istatistikleri IBM SPSS 25 paketi kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Sayısal verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov Testi ile değerlendirilmiştir. Verilerin dağılımının normal olmasından dolayı sayısal bir değişkenin iki bağımsız grup arasında farklılık gösterip göstermediği değerlendirilirken Bağımsız Gruplar t Testi kullanılmıştır. Sayısal bir değişkenin ikiden fazla bağımsız grup arasında farklılık gösterip göstermediğinin tespitinde ise normal dağılıma uyması durumunda Tek yönlü ANOVA testi kullanılmıştır. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacı ile Pearson Korelasyon kullanılmıştır. Araştırmamızda yaşam becerileri ile kariyer kararı verme yetkinliği arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki ve kariyer kararı verme yetkinliği ile duygusal istismar arasında ise orta düzeyde negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Kariyer kararı verme yetkinliği alt boyutlarının birçoğunda cinsiyet, yaş, sınıf, sosyo-ekonomik durum, ebeveyn eğitim düzeyi, çalışma durumu, tercih sebebi ve ruhsal-fiziksel hastalık değişkenleri ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Kariyer Kararı Verme, Duygusal İstismar, Yaşam Becerileri
Kötü muameleye maruz kalan ergenlerde öz-yeterlik çalışmaları: Bir sistematik derleme
Çocukluk çağı kötü muamelesi ve öz-yeterlik arasındaki ilişkinin altında yatan psiko-ilişkisel süreçlerin tespit edilmesi, bu sorunun çözümüne katkı sağlanması bakımından oldukça önemlidir. Bununla beraber kötü muameleye maruz kalan ergenlerin dahil edildiği ve öz-yeterlik düzeylerine etki eden faktörlerin değerlendirildiği çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu araştırma ile kötü muameleye maruz kalan ergenlerde öz-yeterliğe etki eden faktörlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Sistematik derleme metodolojisinin kullanıldığı bu araştırmada veriler, anlatı sentezi/öyküsel anlatı yöntemiyle analiz edilmiştir. Literatür taraması PubMed, Web of Science (WoS) ve Scopus elektronik veri tabanlarında; Medical Subject Headings (MeSH)'e uygun İngilizce kelime ve kelime grupları şeklinde "adolescence, maltreatment, abuse, neglect, sexual abuse, emotional abuse, physical abuse, psychological abuse, violence ve self-efficacy" anahtar kelimelerinin çeşitli kombinasyonları kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya 01 Ocak 2015 ile 15 Kasım 2020 tarihleri arasında yayınlanmış, nicel araştırma deseninde ve yayın dili İngilizce olan makaleler dahil edilmiştir. Literatür taraması sonucunda elde edilen çalışmalar (n=820) öncelikle başlıklarına ve özetlerine göre tasnif edilerek EndNote X7 programına kaydedilmiştir. Daha sonra yine aynı program aracılığıyla tekrar eden çalışmalar (n=311) elenmiştir. Elde edilen 509 çalışma dahil edilme kriterlerine uygun olarak sırasıyla; başlık (n=353) ve özet taraması (n=106) neticesinde elenmiştir. Tam metin incelemesine karar verilen (n=50) çalışmalardan, seçme kriterleri (dahil edilme ve hariç tutulma) dışında kalan çalışmalar (n=31) ve tam metinlerine ulaşılamayan (n=4) çalışmalar elenmiştir. Tam metinler üzerinde yapılan inceleme sonucunda; kötü muameleye maruz kalan ergenlerde öz-yeterliğe etki eden faktörlerle ilgili sonuç bildiren toplam 15 çalışma analize dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılan veri çekme aracı (kod cetveli) araştırmacılar tarafından oluşturulmuştur. Araştırma bulguları; çocukluk çağı kötü muamelesi, istismar şiddeti, cinsel istismar, cinsel istismarın şiddeti, fiziksel istismar, duygusal (psikolojik) istismar, duygusal ihmal, romantik ilişkilerde kendini susturma stratejileri (bölünmüş benlik ve kendini susturma), travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) semptomatolojisi, ebeveynler arası partner şiddetine tanıklık etme, depresyon, artan duygu düzenleme güçlüğü, artan alkol problemi, içselleştirme semptomları (depresyon, anksiyete, TSSB) ve algılanan stres faktörlerinin öz-yeterlik üzerindeki olumsuz etkisini ortaya koymaktadır. Ayrıca araştırma bulguları; duygu düzenleme stratejilerinin (yeniden değerlendirme ve bastırma), öfke kontrolünün, benlik saygısının, sosyal desteğin, travma odaklı bilişsel davranışsal terapi müdahalesinin, aktif başa çıkma becerisinin ve algılanan aile desteğinin öz-yeterliği artırmakta etkili faktörler olduğunu göstermektedir. Bu sistematik derleme araştırmasıyla; geçmişte kötü muameleye maruz kalmış olan ergenlerde öz-yeterliğin koruyucu doğasına ilişkin kanıtların bulunduğu; ancak mevcut bulguları doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, daha fazla deneysel ve boylamsal çalışmaların üretilmesi ve çalışma sonuçlarının uluslararası rehberlere uygun olarak raporlanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler Kötü muamele, İhmal, Cinsel istismar, Fiziksel istismar, Duygusal (Psikolojik) istismar, Öz-yeterlik, Ergenlik dönemi, Sistematik derleme
Relationship between childhood trauma and emotional abuse in intimate relationships: The mediating role of experiential avoidance
This thesis investigated the mediating role of experiential avoidance in the relationship between childhood trauma and emotional abuse within intimate relationships among Turkish university students. Stratified random sampling with gatekeeper approach, was used to gather data from 348 university students with a mean age of 22.66 (SD=3.87). The study employed mediation, regression, and correlation analyses to explore the relationships between the key variables. Findings revealed that experiential avoidance partially mediated the relationship between childhood trauma and perpetration of emotional abuse in intimate partnerships. However, experiential avoidance did not mediate the relationship concerning emotional abuse victimization. Furthermore, the study confirmed a strong link between childhood trauma and both emotional abuse perpetration and victimization in intimate relationships. This research highlights the significance of childhood traumatic experiences in predisposing individuals to later abusive behaviors and that experiential avoidance has a role in this dynamic. The need for further research to break this cycle of abuse is emphasized.
Siber cinsel zorlama
Gelişen teknoloji ve internetin dünya üzerinde giderek yaygınlaşan kullanımı pek çok farklı saldırı ve taciz yöntemini beraberinde getirmiştir. Çalışmamızda ilgili taciz yöntemleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. İnternetin önlenemez gelişmesi ve neredeyse herkesin ulaşabileceği bir ortam olması neticesinde kullanıcıların internete erişim yaşı bir hayli düşmüş, bununla beraber bilinçsiz internet kullanıcıları saldırganların dikkatini çekmiş, böylelikle saldırganlar bahse konu bilinçsiz internet kullanıcılarını mağdur etmek amacıyla çeşitli yöntem ve teknikler geliştirmiştir. Çalışmamız kapsamında toplumun her kesiminden bireylerin mağdur ve saldırgan sıfatını haiz olabileceği görülmüş, bunun yanında özellikle bilgisayar korsanlarının ilgili saldırıları çok daha profesyonel bir şekilde gerçekleştirdiği anlaşılmış, bu kapsamda bilgisayar korsanı kavramı, bilgisayar korsanı çeşitleri ve bilgisayar korsanları tarafından internet kullanıcılarına karşı geliştirilen saldırı yöntemleri incelenmiştir. Geliştirilen saldırı yöntemleri neticesinde mağdurlara ait pek çok bilgi, fotoğraf ve videonun ele geçirilmesi akabinde ilgili verilerin mağdura karşı kullanılması ve böylelikle mağdura ait daha fazla cinsel içerikli görüntülerin elde edilmesi veya mağdurun cinsel birlikteliğe zorlanması amaçlanmaktadır. Bu süreç siber cinsel zorlama olarak adlandırılmaktadır. Siber cinsel zorlama kavramı ülkemiz açısından oldukça yeni bir kavramdır. Siber cinsel zorlama dünya genelinde büyük ve oldukça ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Siber cinsel zorlama eylemlerinin önlenmesi ve saldırganların cezalandırılması, ıslah edilmesi adına çalışmalar devam etmektedir. Çalışmamız kapsamında siber cinsel zorlama eylemlerinin ne şekilde önlenebileceğine dair araştırma yapılmış, saldırganlar ve kullanmış oldukları saldırı yöntemleri açıklanarak mağdurların bilinçlendirilmesi amaçlanmıştır. Ülkemizde siber cinsel zorlama eylemlerine karşı farklı hükümlerden ceza verilebilmekte olup cezaların caydırıcı olmasına önem verilmektedir. Bunun yanında ülkemizdeki hükümler genelde karşılaşılan olaylara yönelik yapılan düzenlemelerden ibaret olup çalışmamız kapsamında siber cinsel zorlama eylemleri sonucunda meydana gelen suçlar ayrıntılı olarak incelenmiş, diğer ülkelerde yer alan mevcut düzenlemelere de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler : Siber cinsel zorlama, Siber taciz, Cinsel taciz, Cinsel istismar,
Ön ergenlerde öfke ve öfke ifade tarzlarının yordayıcısı olarak anne baba tutumu ve örselenme yaşantılarının incelenmesi
Bu çalışmada Ön ergenlerde Öfke ve Öfke İfade Tarzlarının Yordayıcısı Olarak Anne Baba Tutumu ve Örselenme Yaşantılarının İncelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, İstanbul ili, Gaziosmanpaşa ilçesindeki bir okulda 6. 7. ve 8. sınıf öğrencisi olan 12-14 yaş arasındaki 296 öğrenciye yaş, cinsiyet, devam ettikleri sınıf, ekonomik düzey, anne ve babanın eğitim durumu, anne- babanın medeni durumu, anne babanın tutumunu nasıl algıladıkları (anlayışlı-demokratik, baskıcı-otoriter, ilgisiz-kayıtsız) ile ilgili soruları içeren kişisel bilgi formu, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ), Algılanan Anne-Baba Tutumu Ölçeği (ABTÖ) ve Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği (ÇÖYÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda öğrencilerin öfke dışa vurumu ile öfke kontrolü arasında negatif bir korelasyon olduğu görülmüştür. Öfke ifade tarzları ile sürekli öfke durumu arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Araştırmaya katılan ön ergenlerin öfke ifade tarzlarını yordayan değişkenler ele alındığında hem öfkeyi bastırma, içinde tutma hem de öfkeyi dışa vurmayı sadece ebeveynin kabul eden ve ilgili tutumu ile psikolojik özerklik değişkenlerinin anlamlı şekilde yordadığı görülmüştür. Her iki değişken de öfke ifade tarzlarındaki varyansın ortalama %14,4'ünü açıklamaktadır. Yine görülmektedir ki ebeveynin kabul ve ilgili tutumu ergenlerdeki öfke kontrolünü de yordayan tek anlamlı değişkendir. Ön ergenlerin öfke ifade tarzları ve öfke durumları üzerinde anne baba tutumları ve örselenme yaşantıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile yapılan çalışma sonucunda görülmektedir ki anne babanın ilgisiz oluşu, kabullenici olmayıp reddedici tavır sergilemesi, psikolojik özerkliği desteklemeyen yaklaşımı sürekli öfkenin yüksek olmasına, öfke kontrolünün zayıf olmasına ve öfkenin ifade tarzına etki etmektedir.
Ergenlerde yürütücü işlevlerin sosyo demografik değişkenler ve algıladıkları duygusal istismar açısından incelenmesi
Bu araştırmada ergenlerin yürütücü işlev becerileri çeşitli demografik değişkenler ve algıladıkları duygusal istismar açısından incelenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemiyle tasarlanan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcı grubuna 2022-2023 öğretim yılında eğitimine devam eden Bartın ili ve Bartın iline bağlı ilçe ve köylerde bulunan 15-17 yaş arasındaki 156 lise öğrencisi dahil edilmiştir. Katılımcıların yürütücü işlev becerilerini belirlemek için Wisconsin Kart Eşleme Testi'nin bilgisayar formatı, algıladıkları duygusal istismar, duygusal ihmal, aşırı koruyuculuk ve aşırı kontrol davranışları için "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği" ve demografik değişkenlere yönelik bilgi almak için "Kişisel Bilgi Formu" uygulanmıştır. Verilerin analizinde Kruskal Wallis H testi, Mann- Whitney U testi ve basit doğrusal regresyon kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre katılımcıların yürütücü işlev becerilerinin demografik değişkenler arasında yer alan yaşadıkları yer ve aile türüne göre anlamlı şekilde farklılaşırken cinsiyet, yaş, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, anne meslek, baba meslek ve kardeş sayısına göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı görülmüştür. Katılımcıların yürütücü işlevleri ile algılanan duygusal istismar, duygusal ihmal, aşırı koruyuculuk ve aşırı kontrol değişkenleri arasında yapılan regresyon analizi sonuçlarında da anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Çalışmanın bulguları ilgili literatür kapsamında tartışılmış ve araştırmanın sonuçları doğrultusunda gelecekteki çalışmalar için araştırmacı ve uygulamacılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinde anne-babadan algılanan duygusal istismar ile öz memnuniyet arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracı rolü
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde anne-babadan algılanan duygusal istismar ile öz memnuniyet (kendinden memnun olma) arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracı rolünü tespit etmek amacıyla yapılan ve nicel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi 2021-2022 Akademik yılı Bahar Döneminde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde öğrenim gören ve yaşları 18 ile 28 arasında değişen; 292' si kadın 187' si erkek ve 6' sı cinsiyet belirtmeyen 485 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama işlemi gerekli izinler alındıktan sonra Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinin farklı fakültelerinde 23-27 Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formunun yanı sıra Psikolojik İstismar Ölçeği (PİÖ), Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) ve Öz Memnuniyet/Kendinden Memnun Olma Ölçeği (3S) kullanılmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular yapısal eşitlik modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sorularından yola çıkılarak oluşturulan hipotezler test edilip doğrulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre anne babadan algılanan duygusal istismarın öz memnuniyeti anlamlı düzeyde yordadığı; kaygılı ve kaçınan bağlanmanın anne-babadan algılanan duygusal istismar ile öz memnuniyet arasındaki ilişkide anlamlı kısmi aracılık etkilerine sahip oldukları belirlenmiştir.
3-6 yaş çocuğa sahip annelerin duygusal istismar potansiyelleri ve çocuklarının ayrılık kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; 3-6 yaş çocuğa sahip annelerin duygusal istismarı potansiyelleri ile çocuklarının ayrılık kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu temel amaç doğrultusunda annelerin duygusal istismar potansiyelleri ve çocuklarının ayrılık kaygılarının; çocuğun cinsiyeti, yaşı, annenin yaşı, eğitim durumu ve mesleğine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Samsun il merkezi ve ilçelerinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı kurumlarda okul öncesi eğitime devam eden 3-6 yaş arası 410 çocuk ve annelerinden oluşmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "3-6 Yaş Çocuğa Sahip Ebeveynlere Yönelik Duygusal İstismar Potansiyeli Ölçeği" ve "Ayrılık Kaygısı Değerlendirme Ölçeği-Ebeveyn Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde t-Testi, ANOVA, Pearson Korelasyon Analizi, Basit Doğrusal Regresyon ve Çoklu Regresyon kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin duygusal istismar potansiyellerinin annenin mesleği, çocuğun cinsiyeti ve yaşı değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermediği görülmüştür. Annenin yaşı ve eğitim durumu değişkenlerinin ise "önleyici" alt boyutta farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. 3-6 yaş aralığında okul öncesi eğitime devam eden çocukların ayrılık kaygıları çocuğun cinsiyet, yaş, annenin yaş, eğitim durumu ve meslek değişkenlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılaşmamıştır. Annelerin duygusal istismar potansiyelleri ile çocuklarının ayrılık kaygıları arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca annelerinin duygusal istismara neden olan davranışlarının çocuklarının yalnız kalma ve terk edilme kaygılarını pozitif olarak yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ayrılık kaygısı, duygusal istismar, istismar, kaygı, okul öncesi eğitim