Endüstri Devrimi
Bu konu başlığı altında 57 tez
Endüstri 4.0 ve endüstri 4.0 teknolojilerinin işletme fonksiyonları üzerine olası etkileri
Tarih boyunca yaşanan sanayi devrimlerinin ortaya çıktığı coğrafyalarda bıraktığı ekonomik ve toplumsal etkiler zamanla tüm dünyaya ulaşmıştır. Sanayileşmenin başlamasından bu yana hız kesmeden yaşanan teknolojik ilerlemelere baktığımızda, Dördüncü Sanayi Devrimi olarak da nitelendirilen Endüstri 4.0 oluşumu karşımıza çıkmaktadır. Endüstri 4.0 oluşumu hızlı ve kapsamlı teknolojik gelişmelere ayak uydurma ve üretimde rekabet üstünlüğünü koruma ihtiyacından doğan bir stratejik dönüşüm sürecinin ürünüdür. Üretimin insandan bağımsız hale getirildiği, fiziksel alan ile dijital alanın iç içe geçtiği bu stratejik dönüşüme işletmelerin ayak uydurması gelecekteki konumları açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada Endüstri 4.0'ın ortaya çıkış süreci ve bünyesinde bulundurduğu teknolojilerin yapısı anlatılmış ve bu bilgilerden faydalanılarak Endüstri 4.0 teknolojilerinin işletme fonksiyonları üzerindeki olası etkileri ortaya konulmuştur.
Avrupa'da modern seramik sanatı
Sanayi Devrimi'ne kadar olan süreçte Dünya'da değişik kültürlerin etkileriyle gelişme göstermiş olan seramik sanatı, farklı alan ve amaçlar doğrultusunda üretilerek fonksiyonellik ile özdeşleştirilmiş bir disiplin olarak görülmüştür. Avrupa'da temellenen Sanayi Devrimi'nin oluşturduğu koşulların toplumu ve sanatı yenilikçi bakış açısı içinde etkilemesi, seramik sanatını da kalıplarının dışına çıkararak modern bir sanat alanı olarak kabul göreceği gelişim süreci içerisine sokmuştur. Sanayi Devrimi'nin etkisi ile tetiklenen bu gelişim süreci ile birlikte oluşan ekoller ve sanatsal hareketler, günümüz seramik sanatına da yansıyarak, modernist yaklaşımların ve sınıflandırmaların oluşmasına neden olmuş, böylelikle Modern Seramik Sanatına geçişe ilk adım Avrupa'da atılmıştır. Avrupa'da modern seramik sanatının gelişimi ile günümüzde seramik sanatının yeri, durumu ve kapsamı hakkında genel hatlarıyla yapılan araştırma kapsamında, modernleşmeyi hazırlayan etkenler ve süreç kronolojik bir düzen içerisinde verilmiş, seramik sanatının gelişim serüveninde rol oynayan başlıca ülkelere değinilerek gelişimine yön veren Avrupa kökenli sanatçılar hakkında bilgi ve örnekler sunulmuştur.
Varlık olarak mobilya ve endüstri devriminin mobilya üzerine etkileri
Varlığın ne olduğuna ilişkin soru felsefenin en eski problemlerinden biridir. Bu çalışma da en temelde varlık olarak mobilyayı sorgulamaktadır. Mobilyanın bir varlık olarak ele alınmasında çalışmanın ilk aşaması olarak mobilya için yapılmış tanımlara değinilmektedir. Devamında Aristoteles ve Heidegger'in varlık felsefelerinin temelleri aktarılarak mobilyayı varlık yapan unsurların neler olduğu ortaya koyulmaya çalışılmaktadır. Birinci bölümde elde edilen veriler doğrultusunda ikinci bölümden itibaren Endüstri Devrimi öncesinde Aristoteles'in varlık felsefesi ekseninde mobilya değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde Endüstri Devrimine, bu devrimin toplum yapısında ve üretim biçimlerinde ne gibi değişimlere yol açtığına yer verilmektedir. Endüstri devriminin üretim ve tasarım alanlarında sebep olduğu değişimlerin mobilyaya yansımaları Heidegger'in varlık felsefesi ekseninde incelenmektedir. Sonuç bölümünde ise Aristoteles ve Heidegger'in varlık felsefeleri bir arada ele alınarak bir varlık olarak mobilya tanımlanmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Mobilya, mobilya tasarımı, endüstri devrimi, varlık felsefesi, Aristoteles, Heidegger
XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde sanayi ve Zeytinburnu Demir Fabrikası
Tezimizin konusunu XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde sanayi oluşturmaktadır. Konuya örnek olarak Zeytinburnu Demir Fabrikası verildi. Ekonomi ile siyasi olayların ve ıslahatların birbirine olan etkisinden dolayı bu konulara da yer verildi. Bu tezde Sanayi Devrimi'nin getirileri ve Osmanlı Devleti'nde oluşturduğu yenilik hareketleri sanayinin gelişmesi için yapılan hamleler anlatıldı. Mevcut ekonomik ilişkiler Sanayi Devrimi'nin getirisi ile değiştirdi. Buna ek olarak yapılan ticari anlaşmalardan dolayı uluslararası ticaret değişime uğratıldı. Devlet, sanayiyi geliştirmek için hem özel sermayeyi teşvik etmiş hem de kendisi sanayileşme yoluna gidildi. Esnaf Teşkilatı (Lonca)'nda değişim yapıldı. Şirketler oluşturulmuş ve üretime katkıda bulunmak için fuarlar düzenlendi. Tezimizin konusunu oluşturan fabrikalar Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz döneminde kurulan fabrikalardır. Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz döneminde kurulan tüm fabrikalar değil, dönemine göre farklı özelliklere sahip olan fabrikalar konu olarak alındı. Halı, bez ve cam fabrikaları dönemin yaygın ürünlerini üretmek adına oldukça önemliydi. Gazhaneler, henüz yeni başlayan sokak aydınlatması uygulamasını başlattığından belediyecilik adına önemli bir gelişmedir. Yine gazhaneler, telgraf fabrikası, değirmen, su ve tramvay şirketleri, Zeytinburnu Demir Fabrikası dönemin önemli yenilikleridir. Savaş sanayinde önemli yerleri bulunmaktadır. Mum, kahve, suma, mobilya ve boza üretimleri dönemin sosyal yapısında yenilik oluşturmuştur. Zeytinburnu Demir Fabrika-i Hûmayunu, büyük bir sanayi kompleksi olarak hem silah üretimi hem de tamiri görevlerini üstlendirildi. Ayrıca küçük ölçekte demir doğrama üretimi yapılmaktaydı. Fabrikaya zaman içerisinde ek binalar yapıldı. İlerleyen üretim döneminde savaş sanayisi için oldukça önemli olan topun dünyada ilk kez seri atışlı olarak üretimi de burada yapıldı. XIX. yüzyıl boyunca devlet sanayileşmek için büyük atılımlar yaptı. Yaşanan siyasi olayların etkisiyle ekonomi ve üretim etkilendi. Devlet zor ekonomik şartlar altında dahi sanayileşme hamlelerine önem verdi. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Sanayi, Sanayi Devrimi, Zeytinburnu Demir Fabrika-i Hûmayunu.
Endüstri 4.0 ve çalışmanın anlamı: Kuşaklar arası bir inceleme
Endüstri 4.0 kavramı 2011 yılında Hannover'da "Endüstri 4.0 Manifestosu" adıyla açıklanmıştır. Çalışmanın anlamı ve kuşaklar ise daha önce birçok kez üzerinde çalışmalar yapılmış kavramlardır. Literatür araştırması yapıldığında; Endüstri 4.0 ile birlikte yeniden şekillenen çalışma hayatı ile ilgili bir çalışma olmadığı için böyle bir çalışma tasarlanmıştır. Bu çalışmanın amacı; Endüstri 4.0, çalışmanın anlamı ve çalışma hayatından beklentiler ile ilgili bilgilerin, öngörülerin, atfedilen anlamların belirlenmesi ve kuşaklar arası karşılaştırılmasıdır. Tezin amacı doğrultusunda 6 hipotez oluşturulmuştur. Demografik sorular ile 3 ayrı ölçekten oluşan bir anket formu 435 kişiye uygulanmıştır. Yapılan araştırma IBM SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Ayrıca literatürde Endüstri 4.0 ile ilgili bir ölçek bulunmadığı için geliştirme çalışması yapılmıştır. Yapılan pilot uygulama sonuçları da IBM SPSS 22.0 programında değerlendirilmiş ve cronbach's alpha değeri 0,75 olarak bulunmuştur. Bu sonuçla birlikte ölçek araştırmaya dahil edilmiştir. Endüstri 4.0 Ölçeği'nin açımlayıcı faktör analizi (EFA) de incelenmiş ve açımlayıcı faktör analizi sonucunda, ölçeğin KMO (Kaiser-Meyer Olkin) değeri 0,714 ve Barlett'in Küresellik testi (Bartlett's Test of Sphericity) değerleri Χ²=1971.176, p<0,001 anlamlılık düzeyinde elde edilmiştir. Çalışmada çoklu bağımsız grup karşılaştırması için Kruskal Wallis testi ile değerlendirmeler yapılarak ikili karşılaştırmalarda Dunn testi kullanılmış ve sonuçları medyanlar üzerinden tartışılmıştır. İş hayatından beklenti ile işin anlamı kavramlarının kuşaklar arasındaki korelasyonunun incelenebilmesi için de, Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, kuşakların işin anlamı üzerindeki algılarında herhangi bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. X, Y ve Z kuşaklarının iş hayatından beklentileri ve X-Y kuşaklarının işe atfettiği anlam açısından da bir farklılık bulunamamıştır. Ancak Y kuşağı üyelerinin iş hayatından beklentileri ile işin anlamı arasında anlamlı pozitif zayıf korelasyon bulunmuştur. Son olarak, Endüstri 4.0 ile ilgili bilginin de kuşaklar arası bir farklılığı olmadığı, ancak robotik gelişmelerin X-Z kuşaklarında anlamlı farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Endüstri devrimi sonrasında teknoloji mimarlık etkileşimi
Mimaride kullanılan teknik tarih boyunca mimarinin en önemli öğelerinden biri olmuştur. Özellikle 18. yüzyılda başlayan endüstrileşme süreci ve bu yüzyıl sonlarındaki sanayii devriminden sonra, yeni mimari elemanların kullanılması ve bunlar için geliştirilen teknikler mimarlık alnında köklü değişikliklere neden oldu. Bu dönemlerdeki Aydınlanma felsefesinin de etkisiyle manevi kimliğinden sıyrılan dünyada yeni bir dünya kuruldu Geleneksel mimarlık kavramları tekrar gözden geçirilmeye başlandı Yeni mimarlık teorilerinin oluşumu ve yeni yapım teknolojileri ile mimarlık dünyası daha önce yaşanmamış bir değişime sahne oldu. 18. yüzyıldaki rasyonel düşünceler, bilim ve teknolojinin ön plana çıkmasına neden oldu Bu gelişmeler mimarlık alanında, teknolojinin gerek düşüncede gerek uygulamada vurgulanması ile sonuçlandı Amacım teknolojinin mimari anlam üzerindeki yaratıcı etkilerini ortaya çıkarmaktır. Özellikle yoğun teknolojik değişimlerin yaşandığı 19. yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl ortamında bu etkinin nasıl geliştiğini araştırmaktır. Bunu yaparken teknoloji ve mimarinin etkileşiminden doğan ilgi çekici durumları göz önüne sermektir. Teknoloji ile mimarlık arasındaki ilişki karmaşık bir ilişkidir. Birbirleriyle etkileşim içinde olan birçok bileşenden oluşmaktadırlar. Bu ilişkiyi oluşturan ve mimarlıkta önemli yeri olan bazı kavramlar ele alınacaktır. Bu kavramların incelenmesi, bugünün mimarlığı ile teknoloji arasındaki ilişkiyi anlamak için temel meydana getirecektir. Yüzyıl içindeki teknoloji ve mimarlığın değişimleri incelenerek ikisi arasındaki ilişkinin özellikleri hakkında bir fikir edinilmiş olunacaktır. I
Endüstri devriminin Osmanlı mimarlığına etkileri: 1847 - 1920
Günümüzün insanı elindeki olanakları doğru ve iyi yolda kullanma çabasını sürdürmektedir. Duruma bu açıdan baktığımızda Endüstri Devrimi'nin bize bıraktığı maddi ve manevi birçok kargaşalıklara karşın yeni bir uygarlığın büyük ve insancıl bir geleneğini doğurduğunu söyleyebiliriz. XIX. yüzyılın mimarlık ve sanatını incelediğimizde XX. yüzyılın mimarlığını hazırlayan özellikleri geçmiş çağların üsluplarım taklit eden anıtsal yapıların yerine mühendislerin yeni teknik ve gereçlerden yararlanarak gerçekleştirdikleri yapılarda buluyoruz. Bu çalışmada Endüstri Devrimi ve sonrasında Avrupa'da başlayıp tüm dünyaya ve dolayısıyla Batılılaşma Hareketi'nin sonucu Osmanlı Devleti' ne yayılan mimari alandaki değişimleri göz önüne sermek ve günümüze kadar gelebilmiş, o dönemi anlatan tarihi belge niteliği taşıyan yapılan daha yakından tanımak ve tanıtmak amaçlanmıştır. Bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde konuya kısa bir giriş yapılmıştır. İkinci bölümde Endüstri Devrimi ve sonrasında Avrupa ve Amerika'daki mimarlık ortamı ele alınmış, bilimsel buluşlarla teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkan ürünlerin mimari sahada kullanılması, farklı düşünce yapılan ve bunu doğurduğu mimari akımlar anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Endüstüri Devrimi ile Osmanlı Mimarlığı'nda ortaya çıkan yeni yapı türleri, ve bu yapı türlerinin Avrupa ve Amerika'daki benzerleri ile karşılaştırması yapılmıştır. Devrin özelliklerini yansıtan yapılar arasından seçilen örnekler katalogda ayrıntılı olarak incelenmiştir. Ayrıca Endüstri devrimi sonrası ortaya çıkan yeni malzeme ve teknolojilerin ilk kullanım alanları ele alınmıştır. Dördüncü bölümde yapılan çalışma ve elde edilen bilgiler değerlendirilmiştir. Beşinci bölümde ise bu bilgiler ışığında bir sonuca varılmaya çalışılmıştır.
Osmanlı Devleti'nin yurtdışında katıldığı sergiler
Sergi olarak isimlendirdiğimiz ticari, sanayi, zirai ve kültürel unsurların tanıtımı amacıyla yapılan organizasyonların tarihi oldukça eskidir. Sanayileşmenin ve ticari faaliyetlerin gelişerek yoğunlaştığı 18.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa Devletleri'nde üretimin artması, yeni Pazar ve hammadde ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu ihtiyacın giderilebilmesi için, sanayi ürünlerinin ve üretim araçlarının tanıtılması amacı ile uluslararası sergiler düzenlenmeye başlamıştır. Ayrıca bu sergilerde ülkelerin sanayi, teknoloji, bilim ve tarım alanındaki gelişme ve yeniliklerin tüm milletlere duyurularak çok daha geniş bir alana hitap edilmesi amaçlanmıştır. İlk ulusal nitelikli sanayi sergisi 1789'da Fransa'da düzenlenmiştir. 1849'a kadar bu ülkede çok sayıda sergiler düzenlenmiştir. Avrupa'da 19.yüzyıl boyunca açılan sanayi sergileri milyonlarca insan tarafından ziyaret edilmiştir. Osmanlı Devleti'nde ise çeşitli ürünlerin sergilendiği ve eğlence niteliğinde olan geleneksel panayırlar eskiden beri kurulmuştur. Ancak 1851'e kadar Osmanlı Devleti'nin uluslararası sergiler hakkında genel bir fikri olmamıştır. 1851 I.Londra Sergisi Osmanlı Devleti'nin katıldığı ilk sergi olmuştur. Ardından 1855 Uluslararası Paris Sergisine katılmıştır. Osmanlı Devleti, 18. yüzyıl'da içte ve dışta bir takım sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olmasına karşın, uluslararası sergilere yoğun bir şekilde ilgi göstermiş, ülkesine ait her biri kendine has özellikler taşıyan ürünlerini sergilere göndererek tüm dünya'ya tanıtmayı hedeflemiştir. Osmanlı Devleti'nde 1862 sergisinden sonra II. Uluslararası Londra Sergisinden sonra en çok ülke içerisinde yankı uyandıran 1867 II. Uluslararası Paris Sergisi olmuştur. Çünkü ilk defa bir Osmanlı Padişahı kendi ülkesinin sınırları dışında bir Avrupa ülkesini görmek arzusuyla Avrupa Seyahatine çıkmıştır. III. Napolyon'nun daveti ile seyahat hazırlıkları başlamıştır. Sultan Abdülaziz bu seyahati ilk başta razı olmamış fakat Ali ve Fuat Paşaların ısrarıyla bu sergiye katılma kararı almıştır. Osmanlı Devleti'nin bu sergiye katılmaktaki amacı ise; kendi ülkesinde bulunan kaynakları sergi yoluyla tanıtmak, ülkesi üzerine ilgi toplamak, Avrupa Devletleri olan problemlerini çözmek ve destek sağlamaktır. 1867 II. Uluslararası Paris Sergisi'nden sonra 1873 Viyana Uluslararası Sergisi'ne katılan Osmanlı Devleti, tahıl ürünlerinin yerini alan mimari eserleri, dünya şartlarının gereği olarak ön plana çıkarmıştır. Sergide özellikle III. Ahmet Çeşmesi'nin minyatürü sergilenmiştir. Ayrıca bu sergide resim sergileri de açılmıştır Osmanlı Devleti bu sergilerden sonra Fransız Devrimi'nin 100.yılına rastlayan 1889 Paris Sergisi'ne katılmak içinde 1888'de resmen müracaat etmiştir. Amerika'nın keşfini anmak adına düzenlenen 1889 Şikago (Chicago) Sergisi'ne de katılmıştır. Bu sergi ticaret odası açısından büyük bir başarı olmuştur. Osmanlı Devleti'nin katıldığı son Uluslararası sergi 1990 Paris Uluslararası Sergi'si olmuştur. Anahtar Kelime: Sanayi Devrimi, Osmanlı Devleti, Uluslararası Sergiler, Sultan Abdülaziz, III. Napolyon.
Dünya ekonomisinde ana dönüşümler ve gelecek: 1500 ve sonrası
1500 yılında Asya, bölgesel anlamda dünyanın en güçlü ekonomisi olarak ön plana çıkarken, Asya'ya bu gücü kazandıran en büyük iki ekonomi ise Çin ve Hindistan'dır. Ancak dünyanın geri kalanına kıyasla çok daha gelişmiş bir ekonomiye sahip olan bu bölgenin, Coğrafi Keşiflerin de etkisiyle yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başladığı görülmektedir. Bu keşifler ve sonrasında ortaya çıkan sömürgecilik hareketleri nedeniyle Asya, Afrika ve Amerika Kıtaları, Avrupalıların kontrolü altına girmiştir. Asya'dan ipek, pamuk ve baharat; Afrika'dan köle ve değerli madenler; Amerika'dan ise altın, gümüş ve gıda maddeleri, özellikle Portekiz, İspanya, İngiltere, Hollanda ve Fransa aracılığıyla Avrupa'ya taşınmıştır. Bu sayede dünya ekonomisinin merkezi de Asya'dan Avrupa'ya kaymıştır. Bu süreçten en çok kazançlı çıkan ülke ise İngiltere olmuştur. 18. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan Sanayi Devrimi sayesinde, İngiltere dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri haline gelmiştir. Önce Kıta Avrupa'sına daha sonra ise Amerika'ya yayılan Sanayi Devrimi, başta Amerika olmak üzere birçok ülkenin gelişmesine katkı sağlamıştır. İngiltere'de Sanayi Devrimi'nin ortaya çıktığı dönemlerde bağımsızlığını kazanan Amerika, sanayi yatırımları sayesinde sonraki yüz yıl boyunca hızlı bir şekilde büyümüştür. 1914 yılında patlak veren 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa ülkelerini ekonomik anlamda zor günler beklerken, Amerika ise bu süreçten güçlenerek çıkmıştır. Ancak tüm bu ekonomik gücüne rağmen 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran'dan en çok etkilenen ülkelerden biri olan Amerika, 2. Dünya Savaşı ile birlikte tekrar eski gücüne kavuşmuştur. Böylece Sanayi Devrimi ile birlikte dünya ekonomisinin merkezi Asya'dan Avrupa'ya kayarken, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte bu güç artık Amerika'ya geçmiştir. 21. yüzyıla gelindiğinde ise Amerika, hâlâ dünyanın en güçlü ekonomisidir. Ancak, özellikle teknoloji yatırımları sayesinde hızlı bir şekilde büyüyen Asya ülkeleri, Amerika merkezli dünya ekonomisindeki hâkimiyetin yüzyıllar sonra tekrar Asya'ya kaymasının çok da uzak bir ihtimal olmadığını gösteriyorlardı. Özellikle son yirmi yılda yaptığı yatırımlarla önemli sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmaya çalışan, sanayi üretimini artıran ve teknoloji yatırımlarını hızlandıran Türkiye ise bu sayede bölgenin en güçlü ekonomilerinden biri haline gelmiştir. Ancak Türkiye sadece kendi bölgesinin değil aynı zamanda dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olmak için çabalamaktadır. Mevcut şartlarda bu hedefinden uzak gibi görünen Türkiye'nin, uzun vadede ise bu hedefe ulaşacağı tahmin edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Dünya Ekonomisi, Dönüşüm, Merkantilizm, Coğrafi Keşifler, Sanayi Devrimi, Teknoloji, 21. Yüzyıl.
Kurumsal kuram bağlamında endüstri 4.0 kavramının yayılımı: İçerik analizi çalışması
Dördüncü sanayi devrimi veya Endüstri 4.0 günümüzde örgütler tarafından farklı şekilde anlamlandırılmakta ve örgütsel alana yerleşmektedir. Günümüzde örgütler dijital dönüşüm veya dijitalleşme olarak gördükleri Endüstri 4.0 teknolojilerini kullanmayı en önemli husus olarak görmektedirler. Örgütler örgütsel alanda yer alan ussallaşmış eylemleri törensel biçimde uygulama eğilimindedirler. Buradan hareketle, örgütler dijitalleşme ödülleri, teşvikleri vs. ile kendilerini toplumda ve örgütsel alanda kabul görülebileceklerini düşünmektedirler ve bu şekilde hareket etmektedir. Bu kapsamda örgütsel alanda yer alan aktörlerin kurumsallaşmış eylemlerini meşru olarak nitelendirerek, "dijitalleşmeye uyum sağlamayan yok olacak" düşüncesi ile eyleme geçmektedirler. Bu düşüncenin örgüt kuramları içerisinde son yıllarda en çok araştırılan kuram olan yeni kurumsal kuram mantığında incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda Endüstri 4.0'ın nasıl kurumsallaştığı ve meşrulaştırıldığının yeni kurumsal kuram mantığında açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmamıza konu olan Sanayide Dijital Dönüşüm Platformunun üyeleri TÜSİAD,MÜSİAD,TOBB,TİM,YASED,TTGV tarafından web sitelerinde yayınlanan 12 rapor ile Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve üye ülkelerin dijital dönüşümlerinin anlatıldığı 22 rapor içerik analizi ile sınanmaya çalışılmıştır. İçerik analizi ile yerel aktörlerin ve uluslararası aktörlerin Endüstri 4.0 'ı nasıl anlamlandırdıkları ve meşrulaştırdıkları sorularına cevap aranmıştır. Yapılan araştırmalar ile birlikte oluşturduğumuz model Endüstri 4.0 'ın kurumsallaşma sürecini açıklayarak, örgütsel alanda Endüstri 4.0'ın nasıl meşrulaştırıldığını görmemize katkı sunmuştur. Araştırma verilerinden elde edilen bulgular çerçevesinde yerel bağlamda ve uluslararası bağlamda ekonomik kalkınma, işletme modeli ,dijital dönüşüm ve dijital teknolojiler ana kategorileri içerisinde ekonomik kalkınma kategorisi en fazla düzeyde yer verilen kategori olmuştur. Böylece ekonomik kalkınma için üniversite-sanayi-devlet ve paydaşlar arasında oluşturulacak işbirliği ekosistemi ile Endüstri 4.0 nesnelleştirilecek ve bu ekosistem ile örgütler ussallaştırılmış davranışları sergileyeceklerdir.
Beşeri kalkınma sürecinde iş sağlığı ve güvenliği alanındaki gelişmeler: Türkiye için bir değerlendirme
İnsanoğlu tarihin her döneminde, elindeki imkânlar çerçevesinde hayatını devam ettirmek için farklı uğraşlara yönelmiştir. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında, her alanda yaşanan makineleşme, seri ve kitlesel üretim yapılabilen fabrikaların ortaya çıkması, ekonomik anlamda hızlı bir büyüme süreci sağlamıştır. Fakat bu süreç çalışan kesim üzerinde iş ortamından kaynaklanan hastalık ve kaza gibi olumsuzlukları da artırmıştır. Günümüzde ülkelerin kalkınmışlık düzeylerinin belirlenmesinde sağlık boyutu önemli bir sosyal gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle çalışan kesimin sağlığını olumsuz etkileyen iş kazası, meslek hastalığı gibi durumların tespit edilmesi ve bu konularda gerekli önlemlerin alınması konularını kapsayan iş sağlığı ve güvenliği, gelişmiş ülkeler tarafından ciddiyetle ele alınmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı; iş sağlığı ve güvenliğinin, ülkelerin beşeri kalkınmaları açısından önemini ortaya koymak ve Türkiye'nin iş sağlığı ve güvenliği bakımından durumunu analiz etmektir. Bu amaca ulaşmak için çalışmada öncelikle beşeri kalkınma bağlamında iş sağlığı ve güvenliğinin önemini ortaya koyan teorik çerçeve ele alınmıştır. Daha sonra iş sağlığı ve güvenliği alanında dünyada yaşanan gelişmelerin, Cumhuriyet öncesi, sonrası ve günümüzde Türkiye'de nasıl karşılık bulduğu değerlendirilmiştir. Sonraki bölümde önce dünya ülkelerine daha sonra Türkiye'ye yönelik konu ile ilgili istatistiksel analizler yapılmıştır. Dünya ülkeleri ile ilgili analizlerde; önce ülkelerin beşeri kalkınma düzeyleri ile iş kazaları arasındaki ilişki sonrada çok yüksek beşeri kalkınma düzeyine sahip ülkelerin diğer ülkeler ile iş kazaları yönünden farklılık gösterip göstermediği test edilmiştir. Türkiye'de için yapılan analizlerde ise, iş sağlığı ve güvenliği alanında, daha kalıcı çözümler üretilmesi amacıyla 2012 yılında yasalaşan "6331 Sayılı Kanununun" iş kazaları ve meslek hastalıkları üzerindeki kısa dönemli etkileri analiz edilmiştir.
İşletmelerin dijital dönüşüm (endüstri 4.0) farkındalık ve algı düzeyinin değerlendirilmesi: Elazığ OSB örneği
Ülkelerin temel amaçlarının başında vatandaşlarının yaşam kalitelerini artırmak gelmektedir. Refah düzeyini artırmanın en önemli aracı ekonomik açıdan güçlü bir konuma gelmektir. Ülke ekonomilerini ayakta tutan temel unsur imalat sektöründe faaliyet gösteren işletmelerdir. İşletmeler rekabetçi konumlarını korumak ve daha üst seviyelere çıkarabilmek için teknolojik yeniliklere önem vermelidir. Bu teknolojik yeniliklerin en önemli basamağını dijitalleşme oluşturmaktadır. İşletmeler açısından dijital dönüşüm, sadece kârlılığa yaptığı katkı nedeniyle değil aynı zamanda rekabet avantajı elde etmek için de kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, Elazığ Organize Sanayi Bölgesi içerisinde faaliyet gösteren işletmelerin, Dijital Dönüşüm (Endüstri 4.0) olarak adlandırılan yeni üretim modeli hakkındaki bilgi seviyelerini ölçmek ve mevcut alt yapılarının dijital dönüşüme ne kadar uygun olduğunu belirlemektir. Bununla birlikte üretimdeki teknolojik değişimin getireceği faydaların işletmeler tarafından ne kadar bilindiği konusu da araştırılmıştır. Elazığ Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren 9 farklı sektörden, 82 işletmeye hazırlanan anket uygulanmıştır. Anket sonucunda elde edilen değerler istatiksel araçlar ile analiz edilmiştir. Toplanan veriler üzerinde yapılan normallik analizi sonucunda verilerin normal dağılım göstermemesinden dolayı parametrik olmayan istatiksel yöntemler kullanılmıştır. Anketi oluşturan sürekli değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için Spearman korelasyon testi uygulanmıştır. Sürekli değişkenler ile kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler ise Kruskall Wallis H ve Mann Whitney U testi ile incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, işletme yetkililerinin Endüstri 4.0 konusunda yetersiz bilgiye sahip oldukları ve Endüstri 4.0'a yönelik herhangi bir hedef ve amaçlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Endüstri 4.0'a genel yaklaşım ile Endüstri 4.0'a strateji ve organizasyon boyutunda yaklaşım arasında anlamlı ve güçlüye yakın bir korelasyon ilişkisi tespit edilmiştir. Şirketlerin müşteri sayısı, çalışan sayısı ve yıllık cirosuna göre Endüstri 4.0'a yaklaşımları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmemiştir. Araştırma Elazığ Organize Sanayi Bölgesi'ndeki farklı sektörlerin Sanayide Dijitalleşme hazırlıklarını ve beklentilerini analiz edebilmek için yapılmış ilk çalışmadır.
The dialectic solution of capitalist and feminist problematic in Charlotte Brontë's Shirley
In the 19th century Victorian Era, while the Industrial Revolution develops and affects the socio-economic life of people, the situation of women who are oppressed under the male domination attracts the attention. These situations are reflected in the literature of the 19th century. Among the works about the Industrial Revolution and the position of women, Charlotte Brontë?s Shirley (1849) attaches importance to the matter in terms of dealing together with two important current issues of the period. Shirley deals not only with the subjects of capitalism and feminism but also with their opponents and their opposite situations. As an author Brontë bears the characteristics of romantic school in the context of her attitude, aesthetic understanding and style; however, Shirley includes important findings of realism in terms of both dealing with current issues and the style of handling with them. While the author tries to find a solution to the problematic which she has faced by applying Karl Marx?s (1818-1883) dialectic, she falls within the boundaries of ?sociolist realism?. Heroes? selecting forms of lives proposed by the author show clearly that she has never broken with romantic perception and tradition. Briefly, Brontë demarcates a tidal line between realism and romanticism in this novel.One of the basic aims of the thesis is to try to find answers to the questions such as how the author evaluates capitalism and feminism in the first half of the 19th century of her period, whether she deals with them in accordance to the periodic characteristics or not, on which parameters she criticizes capitalism and why she turns to feminism. As for the method, the novel Shirley is resolve on the basis of Marx?s dialectic approach consisting of thesis, antithesis and synthesis. In other words, capitalism and anti-capitalism, and feminism and anti-feminism are dealt together in the novel and are resolved as a synthesis at the end of the novel. It has to be said that as a method Marx?s dialectic approach comes to the fore literally by itself in the analysis of the novel because Brontë has applied intentionally or unintentionally in the novel much the same dialectic method of Marx who used it to explain that all societies would meet in ?socialism? at the end while describing the historical development of societies.The introductory explicates the emergence of novels based on the realities of life as a result of the reflection of the Industrial Revolution and feminism on literature in Victorian Era. The novel Shirley by Charlotte Brontë, one of the important writers of the 19th century, does not deal with very different issues than many other novels of the period do. Generally, as it involves the common features of the novels of the period, it informs us historically about the structure of the novel.The first chapter includes a general, historical evaluation about how the Industrial Revolution, capitalism and feminism develop in England and how the society is affected socio-economically in order to get a better understanding of capitalism and feminism which are the two basic themes of the novel. Thus, it is tried to help in understanding both the author?s intention and success in the novel through shedding light on the bachground of the novel and revealing the periodical, historical, social, economic and literary atmosphere.In the second chapter, as it is mentioned above, it can be said that elements such as Brontë?s attitude in the novel, giving together the opposite situations, employing the faltering and struggling heroes, witnessing the struggle of heroes with opposite thoughts at the both ends of antagonism necessitate to apply Marx?s dialectic method for the analysis of the novel. Thus, the phases of the dialectic such as thesis, antithesis and synthesis have become an appropriate means of analysis as a proposed solution and a method for the plot and problematic scheme in the novel.The conclusion part shows that it is impossible in real life to reach the solution achieved in the novel within the context of the method applied in the thesis. However, the author, anyway, emphasizes that through the changing of people the society can also change. This situation becomes meaningful in terms of showing the tides of the mentioned author between ideals and reality, in other words, between romanticism and realism.Keywords: The Industrial Revolution, Capitalism, Feminism, Dialectic Solution, Brontë, Shirley.
Giyilebilir sanatta alternatif malzeme olarak teknolojik atıkların değerlendirilmesi üzerine bir araştırma
Endüstri devrimleri, teknolojik gelişmelerle birlikte gerçekleşmiş ve insanların günlük yaşamlarında bazı kolaylıklar sağlamıştır. Ancak bu gelişmeler teknolojik atık sorununu beraberinde getirmiş ve bu da çevre kirliliğinin oluşmasına neden olmuştur. Birinci endüstri devriminin ardından gelişen moda olgusu insanların yeniyi elde etme arzularına yanıt vermiş ve yaşamın her alanında aşırı üretim tüketim ilişkisi gelişmiştir. Ancak aşırı üretim-tüketim ilişkisi ve bunun doğal sonucu olarak ortaya çıkan atıklar ve sürekli yenilenen teknolojinin atıkları yaşadığımız yüzyılın belirgin sorunlarından biri haline gelmiştir. Modası geçmiş malzemelerin, üretim sürecinde ortaya çıkan teknolojik atıkların çeşitli çalışmalara konu olduğu bilinmektedir. Bazı sanatçılar ve düşünürler gibi giyilebilir sanat alanında çalışma yapan sanatçı ve tasarımcılarında bu tür malzemelere başvurdukları bilinmektedir. Sanatçılar eserlerinde boncuk, kâğıt, plastik, hurda parçaları vb. farklı malzemeler kullanarak geçmişten günümüze yaşadığımız gezegen ve ekoloji için zararlı atıklara dikkat çekmişlerdir. Bu bağlamda teknolojik atıkların giyilebilir sanat alanında alternatif bir malzeme olarak yerinin araştırıldığı çalışmanın giyilebilir sanat alanında yapılan çalışmalardan farklılık gösterdiği ifade edilebilir. Bu tezin amacı; giyilebilir sanat alanında kullanılan atık malzemelerin çeşitliliğin yanı sıra / yaşadığımız çağın sorunu olarak görülen hızlı moda, tüketim çılgınlığı, teknolojinin hızlı gelişimi ile üretimde kullanılan enerji, su, doğada büyük yıkıma sebep olan kimyasal maddeler ve üretim sonrasında ortaya çıkan teknolojik ürünlerin insanlar tarafından bilinçsiz ve kontrolsüz tüketimin sebep olduğu teknolojik atıklara dikkat çekmektir. YÖK Veri Tabanında gerçekleştirilen araştırmalarda, giyilebilir sanat alanında tezler gerçekleştirildiği ancak teknolojik atıkların giyilebilir sanat eserlerine dönüşümü konusunun ele alınmadığı görülmüştür. Bu tezin önemi; endüstri devrimlerine kapsamlı olarak değinmesi, ortaya çıkan çevre kirliliği ve teknolojik atıkları işaret etmesi, giyilebilir sanat alanında kablolardan yararlanarak öneriler geliştirilmiş olmasından gelmektedir. Tez konusu bağlamında gerçekleştirilen araştırmalar sonucunda teknolojik atıkların giyilebilir sanat eserine nasıl dönüştürüleceği deneyimlenmiş ve bu deneyim sürecinde tekstil tekniklerinden faydalanılmıştır. Araştırmada erişilmek istenen sonuç; değişime uğrayarak varlığını sürdüren giyilebilir sanat alanına, bilimsel ve sanatsal katkıda bulunmak, alternatif malzeme olarak kullanılan kablolar aracılığıyla endüstri devrimlerin yol açtığı çevre kirliliği konusunda farkındalık yaratmaktır. Anahtar Sözcükler: Endüstri Devrimleri, Giyilebilir Sanat, Teknolojik Atık, Steampunk, Fütürist Moda
Sanayileşme süreçleri ve kalkınma ve yatırım bankaları "Teorik bir çerçeve ve Türkiye örneği"
İki yüzyıl kadar önce, insanlık tarihinde bugün bilebildiğimiz haliyle dünyanın gelişmesine önderlik eden, ilk olarak İngiltere'de daha sonra dalgalar halinde Avrupa'da ve Kuzey Amerika'nın birkaç bölgesinde ve hatta Japonya'da yüzyıllardan bu yana hazırlanıyormuş görüntüsü veren bir değişim süreci başlamıştı. olarak tanımlanan bu süreçle birlikte üretim faaliyeti tarımdan sanayie kaymış, işçiyi ve yaşam tarzını, geçmişle modern dünyayı ve gelişmiş ülkelerle azgelişmiş ülkeleri birbirinden ayıran formlar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, söz konusu değişim sürecine ilişkin kavramsal tespitlerle birlikte, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlanan sanayileşme süreçlerinin gelişim dinamiklerine ait finansman ihtiyaçlarının tedarik biçimleri irdelenmektedir. İnceleme perspektifi Türkiye mahreçli iktisat yazınında hemen hemen ilk defa olarak Prof. Dr. Alexander Gerschenkron ve Prof. Dr. Rondo Cameron' dan esinlenilen "geri kalmışlık derecesi" ile "devlet ve sınai amaçlı kalkınma & yatırım bankalarını ifade eden ikame öğeler" kavramlarının öne çıktığı ve "finansal sistemin yapısı ve bu yapı içinde fonksiyonunu ifa etme tarzının sanayileşmenin (iktisadi kalkınmanın) daha iyi ya da kötü yönde gelişme kaydedeceği" noktasından hareket eden teorik bir çerçeveye dayanmaktadır. Bu teorik çerçeve yardımıyla, ikinci ve üçüncü bölümlerde sanayileşme ve Sanayi Devrimi üzerine bazı açıklamalarla birlikte İngiltere; Belçika ve Fransa; Alman Prenslikleri ve Almanya ile Çarlık Rusyası' ndaki sanayileşme çabalan, bu çabaların finansman yöntemleri ve özel olarak da bankaların / ihtisas bankalarının rolleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde de, yine "ikâme öğeler" bağlamında ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık olarak ilk otuz beş yılına ait (1923-1950) gelişmeler aktarılmakta, Cumhuriyet Türkiyesi' nin devraldığı iktisadi yapıların biçimlendiği Osmanlı İmparatorluğu'ndaki XIX. Yüzyıl gelişmelerine de bir ön tarih olarak değinilmektedir. Beşinci bölüm de Sonuç ve Değerlendirme başlığını taşımaktadır.u İkinci ve üçüncü bölümlerde sanayileşme politikalarının finansman yöntemlerinin incelendiği ülke örneklerine benzer politikalar ve kurumsal örgütlenmeler Türkiye'de de gerçekleşmiştir. Cumhuriyet sonrasını takibeden 1923- 1930 alt dönemi bir anlamda hariç tutulursa, Türkiye'de 1950'lere (ve hatta 1980 'tere) kadar iktisadi büyümenin, sermaye birikiminin lokomotifi olarak sanayi sektörü seçilmiş, ülkenin bütün ulusal kaynakları bu seçim etrafında örgütlenmiş ve sanayi sektörüne yapılan yatırımlar büyük ölçüde kamu kesimi yatırımlarının sürükleyici dinamizmiyle gelişmiştir. Sanayi ağırlıklı bu büyüme politikalarının finansmanı için yeni bir finansal örgütlenme, farklı bir ifade ile de kredi kurumlan / ihtisas bankaları oluşturma zarureti doğmuştur. Türkiye'de önceleri (çok küçük sermayeli taşra eşrafınca örgütlenen banka ve sandıklar hariç) kamu sermayeli, sonraları kamu önderliğinde özel sermayeli ihtisas bankaları kurulmuş ve bu süreçteki ihdaslarda genellikle sektörel tercih ve bu tercih dahilinde yapılanmalar hemen hep önde gelerek sektörel tercihler dahilinde ülkedeki hakim sermaye birikim modeli ve kaynak tahsisi önceliğine göre finansal kurum ve mali araç oluşturma, var olanları islâh etme ve de geliştirme faaliyetleri oldukça başarılı bir tarzda sürdürülmüş ve finansal piyasaların ana dinamikleri, ekonominin farklı bir ifade ile de mal ve faktör piyasalarının / reel sektörün teknik tercihleri ile senkronize gelişmiştir. Günümüzde de eğer sanayileşme, amaç fonksiyonuna yeniden bir değişken olarak dahil edilecekse Cumhuriyet Türkiyesi' nin ilk otuz beş yıllık uygulamaları her şeye rağmen ciddi bir esin kaynağı oluşturabilir zenginliktedir.
Endüstri devrimi'nden günümüze Türk ve Avrupa kadınında entelektüel düzeyin giyime etkisi
Endüstri Devrimi; 18.ve 19. yüzyıllarda buhar gücü ile çalışan makinaların icat edilmesi ve üretimde kullanılmaya başlaması ile sanayide ve ekonomide oluşan köklü değişimdir. Etkilediği alanlar başlıca tekstil, ulaşım, haberleşme ve demir-çelik sanayii olmuştur. Aynı zamanda buhar gücü ile ulaşım ve iletişim araçları keşfedilip (gemi, tren, telefon vb.) kullanılmaya başlanmıştır. Endüstri Devrimi ile başlayan teknolojik gelişmelerin ve modernleşme sürecinin Türk ve Avrupa kadınının sosyal ve ekonomik statüsünün, eğitim durumunun ve entelektüellik düzeyinin giysi seçimlerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bunun için Avrupa'dan ve Türkiye'den sekiz eğitimli ve alanlarında iz bırakarak başarı kazanmış entelektüel kadınlar seçildi. Seçilen örnek kadınların; eğitim, meslek, aile ve sosyal yaşamları göz önüne alınarak giyim tarzları fotoğraflarla incelendi. Örnek alınan entelektüel kadınların giyim tercihleri; eğitim, meslek, ekonomik kazanç, kültür, psikoloji ve gelenek alanlarında incelendi. Kadınların yaşam içerisindeki fotoğrafları, dönemin özellikleri göz önüne alınarak değerlendirme yapıldı.
Ekolojik topluma geçişte sanayinin dönüşümü
İlk olarak ?organizmalar ile onların çevresi arasındaki ilişkilerin bilimi? anlamında kullanılan ?ekoloji? kavramını ?canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı? olarak tanımlamak mümkündür. Ekoloji, çevre kavramından farklıdır.Çevre kavramı insana dışsal bir doğa algılayışına sahipken ekoloji kavramı insanın da bir parçasını oluşturduğu doğa kavramını kapsar. Hammaddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütününe ise ?sanayi? denir.Sanayi Devrimi'nin yaşandığı günlerden 20. yüzyılın ortalarına kadar sanayi ve ekoloji birbirinin karşıtı olarak görülmüştür. İnsanların ekolojiye zarar verdiklerini anladıkları ve ekolojik bunalımdan ekolojik topluma geçişin başladığı 20. yüzyılın ortalarından itibaren ise sanayinin ekolojiye zarar vermeden, ekolojiyi koruyarak gelişebileceği, ekoloji- sanayi dengesinin kurulabileceği anlaşılmış ve bu yönde adımlar atılmaya başlanmıştır.Bunun sonucu olarak bugün Türkiye'de ve dünya çapında çevre kirliliği kaynaklı ölümler azalmıştır, atık yönetiminde geri dönüşüme daha çok önem verilmektedir, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım oranı artmaktadır, iklim değişikliğiyle uluslararası çapta mücadele edilmektedir ve temiz üretim uygulamaları giderek yaygınlaşmaktadır.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri ve İşletme Fakültelerinin Endüstri 4.0 ile dönüşümü
Avcı ve toplayıcı toplumdan bilgi toplumuna gelinceye dek, insanoğlu hem sosyal hem ekonomik alanda birçok endüstriyel devrime şahitlik etmiştir. Son yıllarda ismini sıklıkla duyduğumuz ve bir amaç mı yoksa bir araç mı olduğu konusunda çeşitli varsayımlar bulunan Endüstri 4.0, Sanayi Devriminin dördüncü aşaması olarak karşımıza çıkmaktadır. 2011 yılında Almanya'da Hannover Fuarı'nda ortaya çıkan devrim, dijital dönüşüme öncülük etmekte ve az maliyetle yüksek verimlilik sağlayabilmeyi amaçlamaktadır. Dördüncü Endüstriyel Devrim, insan kaynağı dönüşümünü en radikal talep eden devrimdir. Önceki devrimler insan kaynağının gelişimi ve iş gücünün öğrendikleriyle paralel yaşanan değişimlerken, Endüstri 4.0 ise insanların öğrendikleri üzerine değil, makinelerin öğrendikleri üzerine bir dünya kurulmasıdır. Bu farklılık, insan-makine iş birliğini gerektirmektedir. Dolayısıyla mekanik yapıların, teknolojinin etkilendiği kadar eğitim, organizasyon yapıları, toplum dinamikleri de devrimden etkilenmektedir. Geleceğin iş gücü insanların değil makinelerin öğrenmeleri üzerine kurulu olacak ise insanı bu sistem içerisinde nereye oturtacağımız konusunda ilk olarak eğitim vizyonu geliştirilmelidir. Çalışmanın amacı; İşletme ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinde (İİBF) eğitim faaliyetlerini iyileştirmek ve Endüstri 4.0 gereklerine yanıt verebilir hale getirmek adına sosyal paydaşlar çerçevesinden belirlenen hedefler ve beklentiler için çözüm önerisi sunmaktır. Bu amaca yönelik olarak Üniversite 4.0 kavramı ile mevcut eğitim faaliyetleri incelenmiş ve iyileştirilmesi gereken noktalar belirlenmiştir. Çalışmada Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) ve Delphi tekniğinin bütünleştirilmesinden faydalanılmıştır. İki tur uygulanan Delphi tekniği sonucuna göre çeşitli çözümlere ulaştırılması beklenen problemler belirlenmiştir. Belirlenen problemlere yönelik çözüm önerileri DEMATEL yöntem kullanılarak önceliklendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre sosyal paydaşlar için en büyük beklentinin üniversite-sanayi iş birliğini sağlamak olduğu saptanmaktadır. Uygulamalı ve iş birliğine dayalı eğitim, ekip çalışması özümsenerek yaparak öğrenme eksikliği probleminin giderilmesi, problemleri çözüme ulaştırılmada öncelik kazanan problemlerden birisi olarak belirlenmektedir. Elde edilen bulgular çalışmamızı teknoloji tabanlı eğitim faaliyetleri ve ekip çalışmaları ile sanayi beklentilerine uygun hale getirilmesi sonucuna ulaştırmaktadır.
Endüstri 1.0'dan Endüstri 4.0'a toplumsal yapının dönüşümü: Schumpeterci yaklaşım
Diğer tarihsel olaylarla karşılaştırıldığında endüstri devrimleri insanlık için en büyük etkiye yaratan süreçler olarak karşımıza çıkmaktadır. Enerji rejimindeki dönüşümler, üretim süreçlerinde yaşanan gelişmeler, ulaştırma ve iletişim araçlarındaki değişim insanların sosyal ve ekonomik hayatını şekillendirmiştir. Endüstri devrimlerinin temelini yenilik oluşturmaktadır. Yenilik ve yenilikçilikle ilgili dünyanın önde gelen kişilerinden birisi Schumpter'dir. Bu çalışmada Schumpterci yaklaşım çerçevesinde endüstri devrimleri ve bunların toplumsal yapı üzerindeki etkileri ele alınmıştır.
Haute couture giysi tüketim davranışlarındaki talebin arttırılmasına yönelik bir araştırma
Haute Couture 19. yüzyılda Charles Frederick Worth'ün Fransa'da başlattığı bir akım olarak ortaya çıkmıştır. 19. yüzyıl burjuvasının özel günlerde ve partilerde daha farklı ve daha seçkin elbiseler giymek istemesi ile doğmuştur. Pahalı kumaşların kullanıldığı özel tasarım olarak üretilmektedir. Dikilmiş, özel el yapımı kişiye özel giysi üretimidir. 1945'te revize edilen Haute Couture standartlarının artan maliyetler ve günümüzdeki şartlara uygun olabilmesi için değiştirilmesi talep edilmiştir. Günümüzde Haute Couture'ün geldiği son durum analiz edildiğinde, hazır giyim karşısında Haute Couture kullanımının azalması, küreselleşen dünyada hızlı alışveriş, internet üzerinden alışveriş gibi olguların ortaya çıktığı görülmektedir. Son dönemde Covid-19 salgınının da etkisiyle internetin kullanım alanlarının genişlemesi, internet ve e-ticaret platformları üzerinden alışverişin artması gibi faktörler de Haute Couture üzerinde olumsuz bir etki yaratmıştır. Bu çalışma, Sanayi Devrimi'nden günümüze kadar olan dönemde moda endüstrisi ve Haute Couture üzerine bilgi vererek, Haute Couture'e olan ilginin azalmasına çözüm önerileri getirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kavramsal açıklama ve analizlerin ardından, gerçekleştirilen 18 soruluk anket çalışması ile birlikte bu iki taramanın birleştirilmesi ve önerilerin sunulması gerçekleştirilmiştir. Uygulanan anket çalışması, SPSS paket programı kullanılarak yapılan frekans analizlerine ve yorumlarına dayanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Moda, Haute Couture, Sanayi Devrimi, E-ticaret
I. Sanayi Devrimi'nde teknolojik gelişmenin rolü
I. Sanayi Devrimi, dünyada günümüze kadar uzanan derin etkiler bırakmış çok köklü bir dönüşümü ifade etmektedir. 1780?1840 yıllarını kapsayan bir dönemde İngiltere'de meydana gelen tekno-ekonomik gelişmeler, toplumsal, siyasî ve kültürel alanlarda da bir dizi bütüncül ve köklü dönüşüme neden olmuştur. Üstelik bu devrim, sadece İngiltere'de değil, önce Kıta Avrupa'sı ve K. Amerika'ya, sonra tüm dünyaya yayılarak yeni bir dünya sisteminin, sanayi kapitalizminin oluşmasına yol açmıştır.Bu çalışmada; Sanayi Devriminin neden İngiltere'de meydana geldiği, bunu hazırlayan toplumsal ve iktisadî koşulların genel olarak neler olduğu, Sanayi Devrimi öncesi dönemde ne tür teknolojik gelişmelerin meydana geldiği değerlendirildikten sonra; Sanayi Devriminin iktisadî analizi ayrıntılı olarak yapılmış ve Sanayi Devrimini hazırlayan, tetikleyen, süreci doğrudan etkileyen teknolojik gelişmelerin neler olduğu ve hangi koşullara bağlı olarak oluştuğu açıklanmıştır.Bu çalışmanın bir diğer amacı, I. Sanayi Devriminde teknolojik gelişmenin rolünü, olgusal olduğu kadar analitik olarak da ele almaktır. Teknolojik gelişmenin, başta iktisadî olmak üzere, toplumsal, politik ve kültürel alanlar üzerindeki etkileri ve bu alanlardan etkilenmesini karşılıklı nedensellik ilişkisi içinde ve bütüncül bir toplumsal sistem perspektifinden I. Sanayi Devrimi bağlamında değerlendirme çabasına girilmiştir.
Mimarlıkta gelecekçilik
Mimarlık eylemi, teknolojik, toplumsal, ekonomik ve sosyo-kültürel değişimlere koşut olarak gelişmektedir. Her değişimin altında ise; değişimin yaşandığı dönemden önce üretilmeye başlanan fikirler yatmaktadır. Kısacası, bugünü geçmişteki, geleceği ise bugünkü fikirler ve hayaller şekillendirmektedir. Bu çalışmada geçmişte bugünkü mimarlık için ve bugün de gelecekteki mimarlık için nelerin öngörüldüğü ve hangi projelerin nasıl gerçeğe dönüştürüldüğü ? dönüştürüleceği, sadece kağıt üzerinde kalmasana rağmen mimarlığın gelişimini etkileyen geleceğe yön vermiş olan projeler, düşünceler incelenmiştir.Çalışmanın ilk bölümünde problemin tanımı yapılıp, çalışmanın amacı ve yöntemi belirlenmiştir.Teknoloji; mimarlığın gelişmesinde her dönem önemli bir rol üstlenmiştir. Geleceğin şekillenmesinde de teknolojideki gelişimler hem düşünce hem de araç olarak mimarlığı yönlendirmiştir. Bu nedenle ikinci bölümde; teknoloji ve mimarlık arasındaki ilişki incelenmiş ve yöntem olarak tarihsel süreç içerisinde dönemlere ayrılarak inceleme, sistematik olarak daha uygun görülmüştür. Bu inceleme yapılırken özellikle teknoloji açısından kılmaların ve yoğun gelişmelerin olduğu yirminci yüzyılda; teknoloji ve gelecek kavramlarını baz alan uygulamalara yer verilmiştir. Gerek düşünce bazında kalmış olan, gerek uygulamaya dönüşmüş projeler teknoloji ağırlıklı incelenmiş olsa da bu gelişmelerin oluşumuna zemin hazırlayan sosyal alt yapıları da değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde; teknoloji ve gelecek düşüncesinin ütopyalar ve bilimkurgu eserleri üzerinden mimarlığı nasıl etkilediği incelenmiştir.Dördüncü bölümde; günümüzdeki gelecekçi düşüncelerin neler olduğu, hangi teknolojilerin kullanıldığı ve bu teknolojilerin geleceğe nasıl yön vereceği sorularının yanıtları araştırılmıştır.Beşinci ve son bölümde ise daha önceki bölümlerin sonuçları ortaya konmuş ve daha önce incelenen fikir, teknoloji ve mimari eserlerin birbirleri ile olan bağlantıları kısaca özetlenmiştir.
Endüstri 4.0 olgunluk düzeyinin örgütsel öğrenmeye etkisinde teknolojik yatkınlığın aracılık rolü
Endüstri 4.0 süreci, bilişim teknolojilerinin üst düzeyde ve yaygın olarak kullanılmasını gerektirmektedir. Bunun örgüte etkisi ise, yeni teknolojilerin gerektirdiği bilgi, beceri ve davranışların edinilmesidir. Ancak teknolojiye yatkınlık olmadığında örgütsel öğrenme sürecinin güç olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Endüstri 4.0 olgunluk düzeyinin örgütsel öğrenmeye etkisinde teknolojik yatkınlık düzeyinin aracılık rolünün belirlenmesidir. Bu kapsamda, ISO 500/1000 listesinde bulunan ve Endüstri 4.0 çalışmalarını uygulayan büyük ölçekli imalat işletmelerinden üst düzey yönetici, operasyonel müdür, mühendis ve teknik uzmanların katılımı ile nicel bir çalışma yapılmıştır. Anket yöntemi ile toplamda 107 işletmeden, 401 geçerli veriye ulaşılmıştır. Araştırmanın hipotezleri, SPSS 22 ve AMOS 22 programları kullanılarak ve yapısal eşitlik modelleri oluşturularak test edilmiştir. Araştırma sonucunda, Endüstri 4.0 olgunluk düzeyinin örgütsel öğrenmeye ve teknolojik yatkınlığa, teknolojik yatkınlığın örgütsel öğrenmeye etkilerinin anlamlı ve olumlu yönde olduğu görülmüştür. Aynı zamanda, Endüstri 4.0 olgunluk düzeyinin örgütsel öğrenmeye etkisinde teknolojik yatkınlığın tam aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, teknolojik yatkınlık değişkeni modele aracı değişken olarak dahil edildiğinde, Endüstri 4.0 olgunluk düzeyinin örgütsel öğrenmeye etkisi tamamen aracı değişken üzerinden gerçekleşmektedir.
Bir ileri teknoloji fabrikasının dördüncü endüstri devrimine uyumu
Üretim teknolojilerinde yaşanan devrim niteliğindeki yeniliklerle, Dördüncü Endüstri Devrimi gerçekleşmektedir. Şüphesiz ki; bu devrim de daha önce yaşanan devrimler gibi birçok yenilik ve gelişmeye yol açacaktır. Henüz başlangıç aşamasında olan Dördüncü Endüstri Devrimi, şu anda dahi, birçok değişime sebep olmuştur. Özellikle Nesnelerin İnterneti, otonom robotlar ve 3 boyutlu yazıcılar sayesinde üretim metotlarının radikal bir değişime uğrayacağı açıktır. İşletmeler ve ülkelerin, diğer işletme ve ülkelerle rekabet edebilmeleri için, bu devrimi yakından izlemeleri ve devrimin getirdiği yenilikleri uygulamaları elzemdir. Dördüncü Endüstri Devrimi'nin amacı tam otomasyonu sağlamak olduğu için maliyetlerin tarihteki en düşük seviyeye inmesi mümkündür. Ancak işsizlik oranının tarihteki en büyük sayıya ulaşabileceği senaryosu üzerinde de durulmaktadır. Bu tez çalışmasının ilk bölümünde daha önce yaşanan endüstri devrimleri üzerinde durulmuş ve tarihi gelişimleriyle ilgili ayrıntılı bilgi verilmiştir. İkinci bölümünde, günümüzde yaşanmakta olan Dördüncü Endüstri Devrimi'yle ilgili gelişmelere, uygulamalara ve ülkelerin bu konudaki planlarına yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Manisa ilinde faaliyet göstermekte olan bir fabrikada Endüstri 4.0 uygulaması yapılmasının sonuçları araştırılmıştır.