Eğitim düzeyi

64 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

The effects of relative deprivation on smoking status

This research study examines the association between relative deprivation and smoking habits. Dividing individuals into different reference groups, this study measures relative deprivation in terms of different levels of income and education inequality within those reference groups. The reference groups are based on gender, region, age group and the combinations of the three. Data for this research study are taken from the 'Health Research Survey' conducted by the Turkish Statistical Institute (TurkStat) in 2012. The sample consists of people aged between 25 and 64. Separate logistic regressions are used to undermine the relationship between the smoking status of individuals and the two relative deprivation variables. The regressions control for marital status and job status of individuals. Results of this research study show that the probability of smoking increases with rising income relative deprivation and education relative deprivation. Among men, the probability of smoking increases with relative deprivation; among women, on the other hand, the probability of smoking decreases with relative deprivation. Another result is that in urban areas the probability of smoking is higher for relatively deprived individuals, whereas in rural areas smoking probability and relative deprivation are not significantly related. In addition, in urban areas the probability of smoking is higher in individuals with high relative education-deprivation, although in rural areas the probability of smoking is higher in individuals with low relative education-deprivation. Key Words: Smoking, income inequality, education inequality, relative deprivation

Education levelIncome distributionRelative deprivation+3
Yenal Can Yiğit
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite mezunu bireylerin evlilik doyumu ve cinsellik olgusuna bakışları

Bu araştırmanın temel amacı üniversite mezunu evli bireylerin evlilik doyumlarının çeşitli değişkenlere göre incelenmesi ve cinsellik olgusuna ilişkin algılarının metafor analizi yoluyla incelenmesidir. Araştırmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Öncelikle amaçsal örnekleme yöntemi ile ve nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli bağlamında nicel veriler toplanmış ardından amaçlı örnekleme yöntemi ile ve nitel araştırma yöntemlerinden metafor analizi yoluyla nitel veriler toplanmıştır. Bu karma yöntem araştırması literatürde "açıklayıcı ardışık desen" olarak adlandırılmaktadır. Araştırmanın nicel örneklemini 208 kadın 75 erkek olmak üzere toplam 283 evli birey oluşturmaktadır. Nitel örneklemi ise nicel veri toplama sürecine de katılmış ve nitel aşamaya da katılmaya gönüllü olan ayrıca araştırma amacına uygun 45'i kadın 30'u, erkek olmak üzere toplam 75 kişiden oluşmaktadır. Nicel veri toplama aracı olarak Çelik ve Yazgan İnanç (2009)'ın geliştirmiş oldukları "Evlilik Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Nitel veri toplama aracı olarak ise katılımcıların cinsellik kavramına ilişkin sahip oldukları zihinsel imgeleri (metaforları) belirlemek için "cinsellik…… gibidir; çünkü ………" cümlesini tamamlamaları istenmiştir. Araştırmada elde edilen nicel bulgulara göre, üniversite mezunu evli bireylerin evlilik doyumlarının cinsiyet, yaş, evlilik yaşı, çocuk sahibi olup olmama ve gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde değiştiği görülmüştür. Cinsiyete göre bakıldığında, evlilik doyum ölçeği alt boyutlarından cinsel doyumun erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Yaş değişkeni için ise, 35-39 yaş arasındaki bireylerin evlilik doyumu aile alt boyut puanlarının diğer yaşlarda olanlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Evlilik yaşına dair sonuçlar ise, 25-29 yaş arasında evlenmiş olan kişilerin evlilik doyumu ölçeği cinsellik alt boyut puanlarının görece geç yaşlarda evlenmiş olanlardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Çocuk sahibi olmayan evli bireylerin evlilik doyumu cinsellik alt boyut puanlarının çocuk sahibi olanlardan daha yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Son olarak yüksek gelir düzeyine sahip bireylerin cinselliğe dair doyum puanlarının orta gelir düzeyinde olanlardan daha yüksek olduğu görülmüştür. Diğer yandan evlilik süresi ve eğitim düzeyi değişkenlerine göre herhangi anlamlı bir farklılığa ulaşılmamıştır. Nitel kısımda yürütülen metafor analizi sonuçlarına göre ise; katılımcıların cinsellik kavramına ilişkin toplam 75 adet ve 54 farklı geçerli metafor ürettikleri görülmüştür. Bu metaforlar ortak özellikleri bakımından 4 farklı kavramsal kategori (yiyecek-içecek olarak, bir eylem olarak, soyut bir kavram olarak, bir kavram/nesne olarak) altında toplanmıştır. Metaforların geliştiren katılımcı bağlamında yapılan incelemesinde; erkeklerin cinselliğe dair geliştirdikleri metaforların kadınların geliştirdikleri metaforlardan daha fazla olumlu içeriğe sahip oldukları, yine evlilik yaşı daha düşük olanların da diğer katılımcılardan farklı olarak metaforlarına çoğunlukla pozitif anlam yüklenmiş oldukları belirlenmiştir. Yine gelir düzeyi yüksek olan kişilerin cinselliğe dair geliştirdikleri metaforların orta gelirde olanlardan daha olumlu olduğu görülmektedir. Son olarak çocuk sahibi olmayan bireylerin cinselliğe ilişkin algılarının çocuk sahibi olanlardan daha olumlu olduğu görülmüştür. Elde edilen nicel ve nitel bulgular bir arada benzer çalışmalar bağlamında tartışılarak çeşitli öneriler getirilmiştir. Tüm nitel bulguların nicel bulgularla tutarlı ve onları açıklayıcı nitelikte olduğu ileri sürülebilir. Ayrıca buna benzer başka çalışmaların daha geniş ve farklı yapıları da yansıtan örneklemler ile yeniden yapılmasının alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

CinsellikEvlilikEvlilik doyumu+4
Özgür Yıldız
İstanbul Aydın University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alzheimer hastası ile bakıcısının eğitim durumu, akrabalık derecesi ve hanenin gelir düzeyi ile hasta ve bakıcının nöropsikometrik durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Günümüzde tıbbın gelişmesi ile birlikte dünya nüfusunun yaşam süresi uzamakta ve uzayan yaşam süresi de beraberinde yaşlılıkla artan kronik hastalıkların artmasına neden olmaktadır. Alzheimer hastalığında yıkım sürecinin 8 ila 10 yıl olduğu ve bu dönemlerde hastaların ileri derece bakım seviyesine ve gözetime ihtiyaç duyduğu bilinmektedir. Bu süreçte özellikle bakıcı desteğinin önemi bir yana destek veren bakıcılarda da psikolojik ve fiziksek çökkünlüklerin oluşması kaçınılmazdır. AH nın yaşam kaliteleri de hastalıklarının ağırlık dereceleri ile ilişkilidir. Demanslılarda görülebilecek kognitif, davranışsal ve psikiyatrik her türlü bozukluk hastaların ve hastalara bakım verenlerin yaşam kalitelerini düşürmektedir. Bakım verenlerde psikiyatrik morbiditenin de etnik ve kültürel yapıya göre de değiştiği bilinmektedir. Biz de bu çalışmamızda evde bakımı aile bireyleri ile sağlanan Alzheimer Hastasının ve bu bakımı üstlenen aile bireyinin hayat kalitesi ve ek psikiyatrik bozukluklarını inceledik. Hem hastanın hem de bakıcısının yaşam kalitesi ve depresif bulgularının sosyodemografik özelliklerle etkilenimi, hastalık derecesiyle olan ilişkisini karşılaştırmaya çalıştık. Çalışmamız sonucunda bakıcının yaşam kalitesi ve ruhsal durumuna, hastanın hastalık derecesinden çok, sosyodemografik özelliklerin ve hastaya olan yakınlığının daha fazla etki ettiğini bulduk. Bunun dışında hastanın gündelik bağımsızlığı ile davranış bozukluğunun birbirini etkilediği sonucuna vardık. Bakıcısının farklı sorumlulukları olduğu hastalarda, temel bakım desteği dışındaki Enstrimental işlevlerin daha iyi olduğunu gördük. Tüm bulgularımızın sonucunda, günlük yaşamda kontrollü bir şekilde daha fazla bağımsızlık verilen hastaların daha işlevsel olabileceği ve bu sayede hastanın psikolojik durumunun daha iyi olup, eş zamanlı bakıcı yükünün de azalabileceği kanaatine vardık. Bu çalışma sonunda hastaların ailelerine, destek vericilere ve benzer çalışma yapacaklara çeşitli önerilerimiz bulunmaktadır.

AkrabalıkAlzheimer hastalığıBakım verenler+4
Gökhan Görken
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Master'sOpen AccessTR

PISA 2003-2018 uygulamalarında fen okuryazarlığını etkileyen değişkenlerin okul ve öğrenci düzeyinde incelenmesi

Bu araştırmada 2003, 2006, 2009, 2012, 2015 ve 2018 yıllarında PISA uygulamalarına katılan Türk öğrencilerin öğrenci düzeyinde; cinsiyet, program türü, ev olanakları, ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü, yıl bazında ebeveynlerin en yüksek eğitim seviyesi; okul düzeyinde ise okulun bulunduğu bölge, okul büyüklüğü, öğrenci/öğretmen oranı değişkenlerinden hangilerinin fen okuryazarlığını yordadığını ve döngüler boyunca tutarlı yordayan değişkenlerinin neler olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. PISA uygulamasına ait örneklem okul ve öğrenci düzeyindeki özelliklerinin iç içe geçmiş olması sebebiyle çok düzeyli bir yapı göstermektedir. Bu nedenle araştırmada okul ve öğrenci özelliklerinin fen okuryazarlığı başarısına etkisinin çok değişkenli çok düzeyli modeller kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, 2003, 2006, 2009, 2012, 2015 ve 2018 PISA uygulamalarında okullar arasında öğrencilerin fen okuryazarlığı puanlarında farkların olduğu gözlemlenmiştir. Türkiye örnekleminde fen okuryazarlığı başarı puanını etkileyen değişkenler PISA 2003 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2006 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve okulun bulunduğu bölge; PISA 2009 uygulamasında ev olanakları, okulun bulunduğu bölge ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2012 uygulamasında okul türü ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2015 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü, okulun bulunduğu bölge ve okul büyüklüğü; PISA 2018 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve okulun bulunduğu bölge olarak tespit edilmiştir.

Eğitim düzeyiFen bilgisiFen bilgisi eğitimi+5
Bilge Acar
Hacettepe University · Institute of Educational Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Psikolojik sermaye ve yaşam doyumu ilişkisinde iş becerikliliğinin aracı, yaş ve eğitim düzeyinin düzenleyici rolü

Bu araştırmanın amacı psikolojik sermayenin yaşam doyumu üzerine etkisi ve iş becerikliliğinin bu ilişki üzerindeki aracı rolü ile yaş ve eğitim düzeyinin düzenleyici rollerinin belirlenmesidir. Araştırma, yapısal eşitlik modeli ile gerçekleştirilmiş olup, modelde psikolojik sermaye bağımsız değişken, yaşam doyumu bağımlı değişken, iş becerikliliği aracı değişken, yaş ve eğitim düzeyi ise düzenleyici değişken olarak yer almıştır. Araştırmanın evrenini Samsun'da faaliyet gösteren dört ve beş yıldızlı otellerde istihdam edilen 415 çalışan oluşturmaktadır. Araştırma verileri bu evrende ulaşılabilen 386 çalışandan elde edilmiştir. Araştırmada, katılımcıların psikolojik sermaye düzeylerini ölçebilmek amacıyla Luthans, Avolio, Avey ve Norman (2007) tarafından geliştirilen ve Çetin ve Basım (2012) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Psikolojik Sermaye Ölçeği (PSÖ) kullanılmıştır. Çalışanların iş becerikliliğini ölçmek amacıyla da Slemp ve Vella-Brodrick (2013) tarafından geliştirilen ve Kerse (2017) tarafından Türkçe'ye uyarlanan İş Becerikliliği Ölçeği (İBÖ) kullanılmıştır. Katılımcıların yaşam doyumları ise Diener, Emmons, Larsen ve Griffin (1985) tarafından geliştirilen ve Dağlı ve Baysal (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ile ölçülmüştür. Araştırma hipotezleri; SPSS 17.00, Process Macro ve AMOS 22 Deneme sürümü ile yapılan yapısal eşitlik modeli, Pearson korelasyon analizi, doğrulayıcı faktör analizleri ve regresyon analizleri ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular, çalışanların yaşam doyumu, psikolojik sermaye ve iş becerikliği düzeylerinin yüksek olduğunu göstermiştir. Araştırmada, psikolojik sermaye ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide iş becerikliliğinin ve alt boyutları olan ilişkisel beceriklilik ve bilişsel becerikliliğin kısmi aracı rol oynadığı görülmüştür. Araştırmada, psikolojik sermaye ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide yaşın düzenleyici rolü yalnızca iyimserlik alt boyutunda görülmüştür. Çalışanların yaşları arttıkça iyimserlikleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin şiddeti de azalmaktadır. Psikolojik sermaye ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide eğitim düzeyinin düzenleyici rol oynadığı görülmüştür. En güçlü etki ön lisans ve lisans mezunlarında görülürken, lise ve altı eğitim seviyesi ile lisansüstü eğitim seviyesindeki çalışanların psikolojik sermayeleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkilerin şiddeti de azalmaktadır.

AracılıkEğitim düzeyiPozitif psikolojik sermaye+6
Fatih Çatal
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

An analysis of widowhood and learning experiences of young widows

Widows, both in Turkey and globally, display low levels of education and high levels poverty. The patriarchal society structure and discrimination complicate the lives of especially young widows with children. Yet, there is a striking lack of studies on the educational experiences and coping mechanisms of the widows which develop in response to the painful changes in their lives following their husband's death. Accordingly, the aim of the present study is to analyze the urban young widows' educational experiences and to explore whether education is a part of widows' life for the purpose of overcoming the novel problems caused by patriarchy. Semi- structured interviews were carried out with ten women from Istanbul under the age of forty-five that were widowed at least two years ago and have at least one under- eighteen child. The results confirmed the radical nature of the changes in their lives by demonstrating increase in poverty, employment difficulties, appearance of new responsibilities, alterations in the relations with family and acquaintances, serious oppression from both their own family and husband's family, and serious social discrimination. Whereas for the illiterate widows the education turns into an urgent need, for women with higher educational status other types of problems become more salient. Consequently, the women require a specific institutionalization of education and support tailored to their conditions. Since there is no such institution in Turkey, the women try to fulfill these needs within their own networks.

WidowhoodEducationEducation level+5
Mine Şirin
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Beşeri sermaye ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesi: Türkiye üzerine ampirik bir analiz

İçinde bulunduğumuz yüzyıl; teknolojinin hızla geliştiği, mesleklerin, iş tanımlarının, yeterlilik ve becerilerin sürekli değiştiği bir dönemdir. Ülkeler arasında daima bir rekabet ve yarış söz konusudur. Bu rekabetin ve değişimin öncüleri ve liderleri olmanın temelinde ise ekonomik büyüme ve kalkınma yatmaktadır. Ekonomik büyüme ve kalkınma; ar-ge yatırımları, fikri sınai mülkiyet haklarının üretimi, teknolojik ilerleme, doğal kaynaklar ve sermaye stoku ile birlikte şüphesiz beşeri sermayeye yapılan yatırımların etkililiğine de bağlıdır. Beşeri sermayenin Türkiye ekonomisine olan katkısını incelemek amacıyla bu çalışmada, 2000:1-2019:4 döneminde Türkiye'ye ait GSYH, istihdam edilenlerin eğitim durumu, sabit sermaye oluşumu, insani gelişme endeksi ve beşeri sermaye endeksi çeyreklik verileri kullanılmıştır. Verilerin eşbütünleşme ilişkisi Gregory-Hansen yapısal kırılmalı eşbütünleşme testi ile analiz edilmiş ve FMOLS sonuçlarına göre katsayılar yorumlanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular beşeri sermaye teorisini desteklemektedir. İstihdam edilenlerin eğitim düzeyinin artması, genel olarak ekonomik büyümeyi artırmaktadır. İlkokul mezunu istihdamında meydana gelen artışın gayrisafi yurt içi hasılayı olumlu yönde etkilediği, ancak kırılma dönemlerinden sonra gayrisafi yurt içi hasılayı azalttığı görülmektedir. Genel lise mezunu istihdamının etkisi daha sınırlı olsa da ekonomik büyümeyi desteklemektedir. Meslek lisesi mezunu istihdamı, modellerde farklı sonuçlar vermiştir. Üniversite mezunu istihdamındaki artışın olumlu bir etkiye sahip olduğu, ancak bazı kırılma dönemlerinde gayrisafi yurt içi hasılada düşüşe neden olduğu gözlemlenmiştir. Ekonomik büyümenin sabit sermaye oluşumu ve beşeri sermaye endeksi ile pozitif ilişki içinde olduğu ancak insani gelişme endeksindeki değişmenin etkisinin anlamlı olmadığı buna karşın kırılma döneminden sonra GSYH'yı artırdığı görülmüştür.

Beşeri sermayeEkonomik büyümeEkonomik etki+5
Ömer Sarıca
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Demographic characteristics and socioeconomic conditions of acute ischemic patients who apply to the emergency service

Objective: To determine the socioeconomic status of patients diagnosed with ischemic stroke who applied to the emergency department in our hospital and to reveal the relationship between low socioeconomic status and stroke severity. Material and Method: In our study, a questionnaire was applied to 65 patients who were diagnosed with acute ischemic stroke who applied to the emergency service between April 2019 and January 2020, or their relatives, to determine their socioeconomic status. Age, gender, marital status, education levels, economic levels, economic perceptions, nutritional habits, risk factors, vital signs, NIHSS, arrival time to the emergency room, and routine laboratory tests were created as independent variables. In particular, the relationship between socioeconomic status and education levels and stroke severity was analyzed statistically. Results: A total of 65 patients (mean age 74.1 ± 11.5 years) with acute ischemic stroke admitted to the emergency department were included in the study. It was found that cases with lower education level, working with physical strength and income level below 1500 TL were independently associated with higher NIHSS. Conclusion: Socioeconomic status was found to be related to the severity of stroke. Less education level and low economic level were found to be associated with more severe stroke in acute ischemic stroke patients. It was found that those who worked with physical force had a severe stroke. Keywords: ischemic stroke, socioeconomic status, educational level, NIHSS, physical stregth

Emergency service-hospitalEmergency medicineEducation level+3
Halil Barış Başer
Muğla Sıtkı Kocman University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endokrinoloji bölümünde takip edilen diyabetik hastaların kan şekeri regülasyonu, diyabet komplikasyonları ve uygulanan tedavi yöntemleri açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Diyabet Polikliniği'mizde takip edilen diyabetli hastalarının eğitim düzeyi, yaş, cinsiyet, diyabetin tipi, kullandığı ilaçlar, eşlik eden hastalıklar, gelişen komplikasyonlar ve glisemik kontrol düzeyi ve tedavi modalitelerinin etkinliklerini belirlemekti. Ayrıca DM açısından yöremize ait demografik bilgileri oluşturması amaçlandı. Elde edilecek verileri kullanarak hastaların eğitim, takip ve tedavi önceliklerini yeniden belirlenmesi ve düzenlenmesini planladık.Materyal ve Metot: Çalışmamızda 2007- 2008 yılları arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Diyabet Polikliniği'nde tedavi edilen 400 hastanın tibbi dosyalarının retospektif olarak incelendi. Araştırmada veriler Tıp Merkezimiz Tıp Fakültesi Otomasyon Sistemi(Corttex) ve yatan hasta Diyabet Takip Formlarından toplandıBulgular:1-Hastaların büyük çoğunluğunu Tip 2 diyabetli hastalar (%89) oluşturmaktaydı. Hastaların % 54.5'i kadın, % 45.5'i erkek idi. % 61.3'ü ilkokul ve altında bir eğitim düzeyine sahipti ve yarısından fazlası(%51) ev hanımıydı.2- Diyabetin süresiyle komplikasyonlar arasında anlamlı bir ilişki vardı3- Hastaların % 50.8'i oral antidiyabetik, % 39.6'sı insülin kullanıyordu. İnsülin kullanan hastaların yarısından fazlası(% 52.2) günde 2 doz insülin kullanıyordu4- Hem BMI hemde kilo Tip 1 DM'e göre Tip 2 DM'ta daha yüksek idi. Tip 2 DM'ta BMI ortalama 29.3 kg/m2, kilo ise ortalama 78.7 kg bulundu5- Hem sistolik hemde diastolik basınç Tip 1 DM'e göre Tip 2 DM'te daha yüksek idi. Tip 2 DM'ta sistolik basınç ortalama 129.7 mmHg ve diastolik basınç ortalama 81.7 mmHg bulundu.Sonuç: Diyabet, toplumda sık rastlanan, ömür boyu süren, kronik bir hastalıktır. Erken dönemde teşhis ve tedavisi çok önemlidir. Diyabette asıl amaç hastanın yaşam kalitesini yükseltmek, gelişebilecek komplikasyonları önlemek ve geciktirmektir. Bu amacı gerçekleştirmek için ilgili sağlık ekibinin; hekim, hemşire, diyetisyen ve gerekirse fizyoterapist ve psikoterapistin uyum içinde çalışması gerekir. Diyabet tedavisinde başarılı olmak için geliştirilen yeni ilaçlar ve ve teknolojik gelişmelerin yanı sıra hedef popülasyonun tanınması klinik, demografik özelliklerinin belirlenmesi, eğitim ve tedavi yaklaşımlarının bu verilere göre düzenlenmesi gerekir.

Cinsel kimlikDemografiDiabetes mellitus+5
Mehmet Salih Sezgin
İnönü University
2009
20
Master'sOpen AccessTR

Fen bilgisi öğretmenlerinin temel astronomi konularındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi(Malatya ili örneği)

Bu çalışmanın amacı fen bilgisi öğretmenlerinin temel astronomi konularındaki bilgi düzeylerini belirlemek ve bu bilgi düzeylerinin cinsiyet, mezun olunan fakülte ve bölüm türü, kıdem, lisans hayatları boyunca astronomi dersi alma durumu, özel kurumlarda çalışıp çalışmama ve gökyüzü ve gökbilim ile ilgili herhangi bir etkinliğe katılma durumu gibi özelliklere bağlı olarak nasıl değiştiğini incelemektir. Bu amaçla araştırmanın ilk basamağında bir astronomi bilgi testi geliştirilmiştir. Geliştirilen 26 soruluk test 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Malatya il merkezindeki ortaokullarda görev yapmakta olan 75 fen bilgisi öğretmenine uygulanmıştır. Bu uygulamadan elde edilen veriler ITEMAN (Version:3.0) madde analiz programı ile analiz edilip ? güvenirlik katsayısı 0,730 olarak bulunmuştur. Bu aşamadan sonra teste son hali verilip, asıl uygulamaya geçilmiştir. Araştırmanın evrenini 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Malatya?da görev yapmakta olan fen bilgisi öğretmenleri; örneklemini ise 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Malatya il merkezindeki ortaokullarda görev yapmakta olan 100 fen bilgisi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırma betimsel modelde tasarlanmış ve nitel ve nicel araştırmayı birleştiren karma metot (mixed method) kullanılmıştır. Asıl uygulamadan 21 soruluk test ile 100 öğretmenden elde edilen veriler SPSS 17.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Analiz işleminde bağımsız gruplar t-testi (independent sample t-test) ile tek yönlü anova (one-way anova) kullanılmıştır. Asıl uygulamadan elde edilen verilere göre 10 sorudan oluşan bir görüşme formu oluşturulmuştur ve 10 fen bilgisi öğretmenine uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, sadece Eğitim Fakültesi ve Fen Edebiyat Fakültesi mezunu fen bilgisi öğretmenleri ile Eğitim Enstitüsü?nden mezun olan fen bilgisi öğretmenlerinin bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark olduğunu göstermiştir. Öğretmenlerin bilgi düzeyleri arasında cinsiyet, mezun olunan fakülte ve bölüm türü, kıdem, lisans öğrenimi boyunca astronomi dersi alıp almama, devlet ya da özel okulda çalışma ve gökyüzü ve gökbilim ile ilgili herhangi bir etkinliğe katılım durumu gibi değişkenler bakımından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Araştırmada öğretmenlerin; mevsimlerin oluşumu, tutulmalar, Ay ve Ay?ın evreleri gibi temel astronomi konularında ve üç boyutlu düşünme yetilerinde eksikliklerin olduğu, astronomi konularına karşı ilgilerinin son derece az olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Astronomi Bilgi Düzeyi, Astronomi Eğitimi, Fen Bilgisi Öğretmenleri

AstronomiBilgiEğitim düzeyi+6
Merve Taşcan
İnönü University · Institute of Educational Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessEN

Diabetic knowledge, self care activities and medication adherence of type 2 diabetic patients in Turkey

ABSTRACT Bader, H (2019). Diabetic Knowledge, Self-Care Activities and Medication Adherence of Type 2 Diabetic Patients in Turkey. Yeditepe University, Institute of Health Science, Department of Clinical Pharmacy, MSc thesis, Istanbul. The aim of this study is to determine the level of medication adherence and self-care activities of type 2 diabetic patients from (Istanbul) Turkey, and assess the effect of some demographic factors like educational level and age on them. 407 questionnaires had been administered as self-completion questionnaires in paper and pencil form, and had been distributed over 36 community pharmacies throughout Istanbul to interview type 2 diabetic patients who come to dispense their prescriptions in these pharmacies in the period between 01\Feb\2018 and 31\Aug\2018. After dividing the participant according to their age into three age groups (<40, 40-65 and >65 years), and according to their educational level into two educational groups (lower education and higher education) The Diabetes Self-Care Activities Measure scores has been calculated and the medication adherence level also have been calculated, and a retrospective analysis was performed to determine the relation between the self-care activities and medication adherence with patient`s age and educational level. The number of days of Self-care activities for diabetic patient was found to be increased significantly as the age decreased. And it also has been found that patients with higher educational level tend to be more adherent to self-care activities than those of lower educational level. The degree of non-adherence decreased significantly as educational level increased (P value <0.01), and increased significantly as age increased. Out of 407 participants only 33 patients were fully adherent to their medication, while the rest were classified as non-adherent to some degree. Key Words: Self-Care Activities, Medication Adherence, Educational level, Istanbul-Turkey.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2Education level+4
Hassan Aun Farag Bader
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Invesigation of the effect of educational level on nutritional habits in individuals aged 18-35 apply to primary health care i̇nstitutions

This study was conducted to investigate the effect of the educational level of individuals between the ages of 18-35 who applied to a primary health care institution on their nutritional habits. The sample of the study consists of 356 individuals (198 women, 158 men) aged between 18-35 years, who applied to the Campus Family Health Center in Serdivan district of Sakarya for various reasons and agreed to participate to the research. The research was carried out between January 2018 and May 2018. The data were obtained by using a face-to-face interview technique with a data collection form that questions socio-demographic information and nutritional habits of individuals. The data obtained were analyzed with SPSS 25.0 package program. Significance was evaluated at the level of p <0.05. In the form, the participants' information such as age, marital status, education, and working status, height-weight information, body perceptions, physical activity status, current diseases, and their nutritional habits were questioned. The average age of the individuals participating in the research is 28,098 ± 5,128. The education levels of the individuals are grouped as literate/primary school, middle school / high school and university/master/doctorate. Body mass index (BMI) of 29.0% of the participants is overweight and obese according to the World Health Organization classification. A statistically significant difference was determined between the educational level of the participants and their BMI (p = 0.002). As the educational level of the individuals increased, a significant decrease was determined in their BMI. In our study, it was determined that individuals with high education level had breakfast more frequently, but they skipped lunch more frequently, they tried to buy food that they thought was good quality by considering labels, content, brands, and they gave importance to the expiration date. As the level of education of the participant's increases, the frequency of physical activity increases. All these factors are thought to be the cause of lower BMI in individuals with higher educational levels.

NutritionNutritional habitsNutritional status+2
Yazgı Işıl Kayabaşoğlu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Suç işleyenlerin işledikleri suçlar ile eğitim durumları arasındaki ilişki

Bu araştırma suç işleyenlerin işledikleri suçlar ile eğitim durumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmanın kurumsal temelleri çeşitli literatürler taranarak oluşturulmuştur.Deneme modeline uygunluk gösteren araştırma 2008 yılı İstanbul ili Ümraniye E tipi, T tipi,ve Bakırköy kadın kapalı ceza infaz kurumlarında kalan 161 hükümlü ile gerçekleştirilmiştir.Araştırmaya katılan bütün hükümlülere 39 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Anket uzman gözetiminde hazırlanmıştır.Araştırma kapsamında toplanan verilerin işlenmesi ve istatistiksel çözümlemeleri SPSS paket programı kullanılarak yapılmıştır. Öğrenci görüşlerinin aralarında anlamlı farklılığın olup olmaması ile t testi uygulaması yapılmıştır. Elde edilen bulgular tartışılarak önerilerde bulunulmuştur.Yapılan analizlerden elde edilen sonuçlar özetlendiğinde hükümlülerle ilgili bazı sonuçlara ulaşılmıştır.1.Hükümlülerin yarıdan fazlasının ilkokul mezunu ve okul okumamış oldukları,2.Suç işleme oranının büyükşehirlerde daha fazla olduğu,3.Hükümlülerin 3 te birlik kısmının gelir düzeylerinin asgari ücretin altında , diğer 3 te birlik kısmının da 1000 ytl'nin altında olduğu,4.Suç işlemeye iten neden olarak tek bir nedenin etkili olduğunu söylemenin zor olduğunu yer ,zaman, koşul ve çevreye göre bu düşüncenin değişebileceği, ortaya çıkmaktadır.Hükümlülerin en fazla parasızlığı sonrasında da eğitimsizliği suç işlemeye iten neden olarak gördükleri ortaya çıkmaktadır.

Eğitim düzeyiSuç
Sadettin Sönmez
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya ilinde görev yapan beden eğitimi öğretmenlerinin iş doyum düzeylerinin belirlenmesi

Bu araştırma, bedenen ve ruhen sağlıklı bireylerin yetiştirilip topluma kazandırılmasında ve ülke sporunun geliştirilmesinde önemli katkılar sağlayan beden eğitimi öğretmenlerinin iş doyum düzeyleri ile cinsiyet, yaş, meslekteki hizmet süresi, görev yeri, gelir düzeyini görme durumu değişkenleri arasındaki doyum ilişkisinin olup olmadığını tespit etmek amacı ile yapılmıştır.Araştırmada eğitim, öğretmen, beden eğitimi öğretmeni ve iş doyumu ile ilgili kaynak taramasından elde edilen bilgilere ve Kütahya İli'nde görev yapan beden eğitimi öğretmenlerine uygulanan anketten elde edilen bulguların değerlendirilmesine yer verilmiştir.Araştırmada uygulanan anket iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kişisel bilgiler ikinci bölümde ise likert tipindeki 20 sorudan oluşan Minnesota iş doyumu ölçeği (Minnesota Satisfaction Questionnaire) yer almaktadır.Verilerin düzenlenmesinde ve grafiklerin çizilmesinde MS Excel tablolama paket programı, istatistik analizler ve tabloların düzenlenmesinde SPSS 15.00 istatistik paket programı kullanıldı. İstatistiksel yöntem olarak ?? = 0.05 anlamlılık düzeyinde t-testi ve tek yönlü Anova testi uygulandı. Gruplar arasındaki anlamlılığın hangi guruptan kaynaklandığını tespit etmek için ikinci bir test olan Tukey testi uygulandı.Araştırma sonucunda beden eğitimi öğretmenlerinin iş doyum düzeyleri ile yaş grubu ve meslekteki hizmet süresi değişkenleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu saptandı. Buna göre, yaş grubu 41-50 olan beden eğitimi öğretmenlerinin iş doyum düzeyleri diğer yaş gruplarındaki beden eğitimi öğretmenlerinin iş doyum düzeylerinden düşük; meslekteki hizmet süresi 16-20 yıl olan beden eğitimi öğretmenlerinin iş doyum düzeyleri diğer meslekteki hizmet süresi gruplarındaki beden eğitimi öğretmenlerinin iş doyum düzeylerinden daha düşük bulunmuştur.Buna karşılık beden eğitimi öğretmenlerinin iş doyum düzeyleri ile cinsiyet, görev yeri ve gelir düzeyini görme durumu değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır.Elde edilen bilimsel veriler doğrultusunda araştırma sonuçları ortaya konulmuş ve bu sonuçlar ışığında önerilerde bulunulmuştur.

Beden eğitimiEğitimEğitim düzeyi+1
Latif Mavi
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kahramanmaraş ilinde halka açık parklardaki spor aletlerini kullanan kişilerin sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi

Araştırma Kahramanmaraş ili merkez ilçelerindeki halka açık parklardaki spor aletlerini kullanan 18 yaş ve üzeri bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel tipte yapıldı. Veriler 219 kişiden Kişisel Bilgi Formu ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı- 32 ölçeği ile toplandı. İstatistik anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin %55,7'si kadın, %44,3'ü erkektir ve yaş ortalaması 41,86 ± 12,17 yıldır. Araştırmaya katılan bireylerin sağlık okuryazarlığı 32,29 (Min=5,73-Max=50,00) indeks puanı ile sorunlu-sınırlı düzeyde bulundu. Bireylerin %32,5'i yetersiz, %20,5'i sorunlu-sınırda, %30,1'i yeterli ve %16,9'u mükemmel sağlık okuryazarlığı düzeyinde olduğu tespit edildi. Araştırmamızda bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyi ile eğitim düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). Bireylerin eğitim düzeyi yükseldikçe sağlık okuryazarlığı ölçek puanı ve spor aletlerini bilinçli kullanan bireylerin yüzdesi yükselmektedir. Bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeylerinin artırılması sonucunda bilinçli spor aleti kullanımı yüzdesinin yükseleceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, Halka Açık Spor Alanları, Spor Aleti, Eğitim düzeyi

Eğitim düzeyiKahramanmaraşParklar+4
Sedat Dağılgan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Refah devleti anlayışı: TR33 bölgesinde eğitim, sağlık ve sosyo ekonomik düzeylerinin incelenmesi

ÖZET REFAH DEVLETİ ANLAYIŞI: TR33 BÖLGESİNDE EĞİTİM, SAĞLIK VE SOSYO EKONOMİK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ YILDIRIM, Tuba Yüksek Lisans Tezi Maliye Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ahmet KARAASLAN Temmuz, 2014, 155 sayfa Refah devleti bireylere ve ailelere, minimum düzeyde gelir garantisi sağlayan vatandaşlarına, belirli sosyal risklerin (hastalık, yaşlılık, işsizlik vb.) üstesinden gelmelerinde yardımcı olan ve sosyal refah hizmetleri vasıtasıyla tüm vatandaşlara en iyi yaşam standartlarını sağlayan devlet biçimidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de refah devleti anlayışının bölgesel tespitini TR33 Bölgesi özelinde yapmak ve bölgede refah devleti uygulamalarının katkılarını artırmak ve bölgesel farklılıkları gidermek için temel öneriler getirerek 2014-2023 Bölge Planına katkı sağlamaktır. Türkiye'de refah devleti anlayışı kapsamında yapılan çalışmalarda bölgesel düzeyde bir inceleme yapılmamış olup bu çalışma ile refah devleti anlayışı uygulamaları bölgesel bazda incelenerek literatüre farklı bir bakış açısı kazandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Refah Devleti, TR33 Bölgesi, Sosyal Harcamalar, Sosyal Güvenlik, Eğitim, Sağlık

EğitimEğitim düzeyiRefah devlet+5
Tuba Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek eğitimli, ev hanımı annelerin uluslararası göçü: Birleşik Krallık örneği

Bu doktora tezinin amacı yüksek eğitimli olup, eşlerinin işi nedeniyle Birleşik Krallık'a göç etmiş ve bu nedenle işinden ayrılmış, en az bir çocuklu annelerin tecrübelerini öğrenmektir. Çalışma göçmen, yüksek eğitimli, profesyonel Türk kadınlarının Birleşik Krallık'ta karşılaşabilecekleri engelleri araştırmaktadır. Göçmenler ile ilgili mevcut çalışmaların çoğu nicel yöntemler kullanılarak elde edilen istatistiksel veri setlerine dayanmaktadır. Ayrıntılı vaka çalışmalarına nadir rastlanmaktadır. Bu konuyu irdelemek için araştırma kriterlerine uyan yirmi Türk katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirildi. Bu bulguları ilgili uluslararası göç teorileriyle bütünleştiren araştırmacı, ileri kariyer başarısı olan bu yüksek eğitimli Türk kadınlarının geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri döngüsünü kırmayı başaramadıklarını, sadece çocuk bakımı sorumluluklarını üstlenmekle kalmayıp aynı zamanda uyumlu bir aile ortamını sürdürebilmek için eşlerinin kariyerine mümkün olan her şekilde yardımcı olduklarını ortaya koymaktadır. Eşleriyle Birleşik Krallık'a taşınmanın bu kadınların kariyer başarısında, mali ve sosyal statülerinde kaçınılmaz olarak bir gerileme ile sonuçlandığını göstermektedir.

AnnelerBirleşik KrallıkEv kadınları+6
Arzu Kırcal Şahin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of the relationship between oral health and parental education levels among children aged 8-10years

This research aims to assess the relationship between children's oral health and parents' education levels. The research was completed with the participation of 235 children between the ages of 8-10 and their parents who attended the Specialized Dental Center and Sumer Dental Center in Nasiriyah, Iraq between 05/01/2022 and 30/9/2022. Sociodemographic data of the parents and child was recorded. Child Perception Questionnaire (CPQ) 8-10 age scale was used to assess the child's oral health. According to the oral health evaluations of the children; It was seen that 5.5% had very good oral health, 27.7% was good, 33.2% was fair and 33.6% was poor, and all children had fair oral health in general (60.32±20.84). Oral symptoms, functional limitations and emotional well-being were found to be fair (11-15), social well-being was poor (16-20) and these evaluations did not change according to age (p>0.05). When the sociodemographic characteristics of children and parents related to oral health are examined; general oral health was found to be positively related to the economic status and education level of the family (p< 0.001; p< 0.001, respectively)), (r = .746;-.834). Our study shows the importance of educating parents in order to improve children's oral health.

ParentsParents educationMouth diseases+5
Amjed Hamad Hammood Hammood
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerin cinsiyet, sosyo-ekonomik ve öğrenim kademesi düzeylerine göre bilişsel esneklik, uyum ve kaygı puanları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, ilköğretim ikinci kademe, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencilerinin cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesine göre uyum, kaygı ve bilişsel esneklik düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını incelemektir.Araştırmanın örneklemi, 11?24 yaşları arasında, 630 kız, 402 erkek olmak üzere, toplam 1032 ön ergenden ve ergen Adana ili, Çukurova, Sarıçam, Seyhan ve Yüreğir ilçelerinde yer alan on ilköğretim, on bir ortaöğretim okulundan ve Çukurova Üniversitesi'nin bölümlerinden evrendeki oranlarına göre Tabakalı ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan grubun, bilişsel esneklik puanlarını belirlemek amacıyla ?Bilişsel Esneklik Ölçeği?, Uyum düzeylerini belirlemek için ise ?Hacettepe Kişilik Envanteri? ve Kaygı düzeylerini belirlemek içinde ?Spielberg'in Süreklilik-Durumluluk Kaygı Envanteri kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler SPSS 11.5 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. İlk önce araştırmaya katılan katılımcıların kişisel bilgileri ile ilgili özelliklerinin belirlenmesi amacıyla betimsel istatistikler hesaplanmıştır. İkinci aşamada ise Kaygı ve Uyum düzeylerinin bilişsel esneklik puanlarına, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesine göre anlamlı bir fark olup olmadığını anlamak için varyans analizi yapılmıştır.Katılımcıların cinsiyet değişkeni açısından durumluluk kaygı düzeylerine göre farklılık olduğu ancak cinsiyet değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan cinsiyet değişkeni açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak cinsiyete değişkenine göre sadece kişisel uyum düzeyi açısında bilişsel esneklik puanlarının etkilendiği görülmektedir.Katılımcıların sosyo-ekonomik düzey değişkeni açısından durumluluk kaygı düzeylerine göre farklılık olduğu, kaygı düzeyi azaldıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak sosyo-ekonomik düzey değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan sosyo-ekonomik düzey açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak sosyo-ekonomik düzey değişkenine göre bilişsel esneklik puanlarının etkilenmediği görülmektedir.Katılımcıların öğrenim düzeyi değişkeni açısından durumluluk ve süreklilik kaygı düzeylerine göre farklılığın olduğunu kaygı düzeyi azaldıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak öğrenim kademesi değişkeninden etkilenmediği belirlenmiştir. Diğer taraftan öğrenim kademesi açısından genel, sosyal ve kişisel uyum düzeylerine göre farklılık olduğu ve uyum düzeyi arttıkça bilişsel esneklik puanlarının arttığı ancak öğrenim kademesi değişkenine göre bilişsel esneklik puanlarının etkilenmediği görülmektedir.Son olarak, cinsiyet, sosyo-ekonomik düzey ve öğrenim kademesi değişkenlerinin kaygı ve uyum düzeylerinin ortak etkilerinin bilişsel esneklik puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturmadıkları bulgusu elde edilmiştir.

Bilişsel esneklikCinsel kimlikErgenler+5
Sinan Öz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kayıtdışı ekonomi ve eğitim düzeyi ilişkisi

Kayıtdışı ekonomi, oldukça geniş bir faaliyet alanını kapsamakta ve çeşitli şekillerde adlandırılmaktadır. Kayıtdışı ekonominin ölçülmesi de oldukça zordur. Ancak Türkiye'de boyutlarının yüksek olduğu bilinmektedir. Nedenleri açısından ekonomik, mali, siyasi ve idari, ahlaki ve psikolojik olmak üzere dört grupta toplanabilir. Söz konusu nedenler ve bu nedenlerin etkisi ülkeden ülkeye farklılaşmaktadır. Türkiye açısından da nedenlerin ağırlıklarının farklılaştığı görülür. Etkileri konusunda olumlu ve olumsuz görüşler ileri sürülmüştür. Ancak olumsuz etkileri daha fazla ve akla yatkındır. Kayıtdışı ekonominin sayılan nedenlerden arındırılabilmesi için önerilebilecek bir faktör ise eğitimdir.Türkiye'de temel eğitim göstergeleri özellikle son dönemde olumlu bir görüntü sergilemektedir. Eğitim yatırımları, okullaşma oranları, okuryazar oranı, öğretmen ve mezun sayısındaki artışla birlikte eğitimde kalitenin de arttığı görülmektedir. Bu durum genç nüfusa sahip olan ülkemiz adına umut vericidir. Çünkü eğitim hem kişisel hem de toplumsal faydalara sahiptir. Faydaları açısından eğitim, gelir dağılımındaki adaletsizliği, doğurganlığı, suç oranlarını ve işsizliği düşürür; aynı zamanda ekonomik büyümeyi sağlar. Sayılan bu faydalar, kayıtdışı ekonominin birçok nedeni ile ilişki içindedir. Diğer yandan eğitim düzeyindeki artış ile birlikte hem kayıtdışı istihdam hem de yeraltı ekonomisinde faaliyet gösteren kişi sayısı düşmektedir.Sonuç olarak, eğitim yatırımlarında ve kalitesinde oluşturulabilecek bir artış, kayıtdışı ekonominin boyutlarını azaltacak, işgücünün daha verimli alanlarda çalışmasına ve daha iyi bir hayat standardına sahip olmasına yol açabilecektir.

EğitimEğitim düzeyiEğitim harcamaları+2
Mehmet Ela
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı eğitim düzeyleri bakımından paranormal inançların karşılaştırmalı olarak incelenmesi: Adana örneklemi

Tez çalışmasında; farklı eğitim düzeyleri bakımından paranormal inançlara olan eğilimlerin Adana örneklemi üzerinde incelenmesi hedeflenmiştir. Yaş, cinsiyet, kimlik, mezhep ,meslek, siyasi eğilim ve eğitim düzeyi değişkenlerinin paranormal inançları ne derecede etkilediği, aralarında anlamlı farkların bulunup bulunmadığı çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Paranormal inanmaların ne ifade ettiği, hangi toplumsal nedenlerden kaynaklandığı ve ne tür toplumsal sonuçlara götürdüğü, bu tür inanmaların din ve bilim alanlarında nasıl açıklandığı, farklı eğitim seviyelerine sahip gruplar arasında bu olgunun varlık düzeyinin ne olduğu ve gelinen modern toplumda şekillenmeye başlayan yeniçağ inanç olgusu da çalışmada yer alacak konulardır. Problemin toplumsal düzende neden olduğu gözle görülür bozulmalar sosyal bilimcilerin akademik çalışmalarını bu alana yönlendirmelerine neden olmuştur. Paranormal olgunun çoğunlukla kişilik bozukluklarına neden olmasından dolayı daha çok psikoloji akademik çalışmalarına konu olmasıama bu problemin sadece psikolojik durumlara indirgenemeyeceği,toplumsal olgularla da açıklanması gerekliliği araştırmanın önemini vurgular. Ayrıca Türkiye'de bu probleme yeterince önem gösterilememekle birlikte yeterli akademik incelemeler de bulunmamaktadır . Bu durum ortaya çıkabilecek farklı örneklemlerin gizli kalmasına neden olmaktadır. Özellikle böyle bir çalışmanın farklı düzeydeki eğitim seviyelerine sahip gruplar arasında karşılaştırmalı olarak incelenecek olması farklı bir boyutu ortaya çıkaracaktır. Buradan çıkacak sonuçlar, daha farklı çalışmaların yapılmasına destek olacaktır. Anahtar kelimeler: Paranormalizm, yeni çağ, din, batıl...

AdanaEğitimEğitim düzeyi+3
Zeynep Koruk
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadınlardaki doğurganlık oranı ve eğitim seviyesi ile işgücüne katılım oranı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Günümüzde kadın istihdamı, ülke refah seviyesinin arttırılması ve kalkınmanın desteklenmesi adına önemli bir rol içermektedir. Günümüze değin kadınlar, içinde bulundukları şartlara göre farklı statü ve biçimlerde üretim faaliyetleri içinde yer almaktadır. Sanayi devrimiyle birlikte değişen toplumsal yapı, Dünya'da ve Türkiye'de de kadınların çalışma yaşamına katılmasını sağlamıştır. Ülkemizde özellikle Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, kadınlar daha fazla rol alarak toplumun hemen hemen her alanına katılmıştır. Bununla birlikte kadınlarda işgücüne katılımı etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar; eğitim seviyesi, yaş, medeni durum, doğurganlık oranı ve içinde bulundukları ekonomik şartlar olarak sıralanabilir. Bu çalışmada işgücüne katılımı etkileyen doğurganlık oranı ve eğitim seviyesi gibi iki önemli faktör incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın işgücüne katılım oranı, doğurganlık oranı, eğitim seviyesi, işsizlik ve ekonometrik analiz.

EkonometriEkonometrik analizEğitim+5
İlknur Ülkü Kocabaş
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Adana entansif besi işletmelerinde sürü yönetim uygulamaları

Bu çalışma, entansif besi işletmeleri sürü yönetim uygulamalarına yönelik anket çalışması ile seçilen özel besi işletmesinde muhasebe kayıtları takibi olmak üzere 2 aşamalı olarak planlanmıştır. Anketlerde besicilere demografik yapı, işletme bilgileri ve besiciliğin genel durumu ile karlılık değerlendirmeleri konularında sorular sorulmuştur. Toplam 75 işletmede anket yapılmış, bir tanesinin kayıtları örnek olarak incelenmiştir. Anket sonuçlarına göre, işletmelerin büyük çoğunluğunda teknik bilgi ve takip eksikliği söz konudur. Besicilerin tecrübe ile iş takip ettikleri ve karlılığı da gelir-gider arası fark olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Teknik bilgi konusunda yem fabrikalarının ilk sırada yer aldığı anlaşılmaktadır. Ancak yetiştiricilerin çoklukla birbirinden etkilendiği ve bilgi temininde sıklıkla yakın çiftliklere danıştıkları anlaşılmaktadır. Takip edilen işletme verilerine göre 303 günlük besi sonucunda et satışından 16.954.813,17 TL elde edilmiştir. Gübre satışıyla beraber toplam rakam 17.105.813,17 TL' ye ulaşmıştır. Toplam kar 1.509.493,17 TL olmuştur. Toplam harcanan miktar 15.596.320 TL olup bu rakama işletmenin amortismanı dâhil edilmemiştir. Bu haliyle yapılan kar %9,6 de kalmıştır. Aynı dönem için banka faizlerinin %18-20 bandında olduğu düşünüldüğünde işletme kar etmiş olsa da yapılan besinin ne kadar kazançlı olduğu, alınan risklerde hesaba katıldığında tartışmaya açık bir konudur. Ayrıca rasyon düzenleme, tartım ve gruplandırma yapabilen işletmeler daha iyi performans elde etmektedir. GCAA düşük olan işletmelerde besi süresi uzamaktadır. Takip edilen işletmede, kapasite kullanım oranı 22,38 olarak belirlenmiş olup, maliyetlerin olumsuz etkilenmesine sebep olmuştur.

AdanaBesiEğitim düzeyi+3
Bulut Küçükgül
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyoekonomik faktörlerin öznel ruh sağlığı üzerindeki etkisi: Türkiye sağlık araştırmasından kanıtlar

Sağlık; sadece bireyin vücudunda hastalık ve sakatlığın olmayışını değil, kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasını ifade etmektedir. Bedensel ve ruhsal sağlık hali insanın gelişiminin önemli bir parçasıdır. Dünya Sağlık Örgütü'nün ifadesiyle "her bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirebildiği, yaşamın normal stresleriyle baş edebildiği, verimli çalışabildiği ve kendini geliştirebildiği bir iyilik halidir. Sağlık, bireylere, ailelere ve topluluklara gelirlerini, eğitimlerini ve yaşamlarını kontrol etme gücü sağlar. Sağlık, bireylerin iyi eğitim alma ve gelir elde edebilme süreçlerini etkileyen önemli bir bileşen olduğu gibi bireylerin gelir ve eğitim donanımları, sağlıklarını koruma ve iyi bir sağlık üreticisi olma durumunu da etkilemektedir. Literatürde birçok çalışma bedensel sağlığın başta işgücü verimliliği olmak üzere beşeri sermaye birikimi üzerindeki etkilerine odaklanmıştır. Ruh sağlığının olası etkileri üzerine yapılan çalışmaların sayısı ise oldukça sınırlıdır. Bu tez çalışmasında eğitim ve gelir düzeyinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine odaklanılmıştır. Bireylerin ruhsal sağlığında bozulmalara yol açabilecek parametreler dört farklı model ile incelenmiştir. Çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan belirli periyotlarla (2008, 2010, 2012, 2014, 2016, 2019 ve 2022) tekrarlanan Sağlık Araştırması Mikro Veri seti kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan modellerin birincisinde eğitim ve gelir düzeyinin bireylerin öznel depresyon algısı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. İki alt modelden oluşan birinci modelde depresyon (Model 1(a)) değişkeni ve tarafımızca elde edilen Ruh Sağlığı Tarama Endeksi (Model 1(b)) bağımlı değişkenler olarak kullanılmıştır. Her iki alt modelde eğitim ve gelir düzeyi bağımsız değişkenleri oluşturmaktadır. Model 1 (a) ve Model 1 (b) sonuçları incelendiğinde dönemler arasında farklılıklar olmak ile birlikte gelir ve eğitim düzeyinde meydana gelecek artışların depresyon ve ruh sağlığı tarama endeksi üzerinde azaltıcı etkiye sahip olduğu görülmüştür. İkinci model bireylerin sosyodemografik özelliklerinin depresyon üzerindeki etkisine odaklanmaktadır. Yaş, cinsiyet, boy, kilo, medeni durum, çalışma durumu ve işe ara verme durumu değişkenlerinin depresyon üzerindeki etkisi incelenmiştir. Hastalık sebebiyle işe ara vermenin depresyon üzerinde diğer demografik değişkenlere kıyasla en yüksek etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Üçüncü modelde bireylerin genel sağlık durumu, kronik hastalığa sahip olma ve diğer hastalık benzeri durumlarının depresyon ve ruh sağlığı tarama endeksi üzerindeki etkileri incelenmiştir. İki alt modele ayrılan üçüncü model sonuçlarına göre genel sağlık durumu ve kronik hastalık endeksi, bedensel ağrı durumu, uyuma zorluğu, iştahsızlık değişkenlerinin depresyon ve ruh sağlığı endeksi üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Model 3 (b)'de zorluk endeksinin bireylerin ruh sağlığı tarama düzeyini açıklama gücünün yüksek olduğu görülmüştür. Dördüncü ve son model de genel sağlık durumu, gelir seviyesi ve eğitim düzeyindeki değişmelerin depresyon ve ruh sağlığı tarama endeksi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Genel sağlık durumunda meydana gelecek bir düzeylik kötüleşmenin depresyon ve ruh sağlığı tarama endeksi üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Gelir düzeyindeki iyileşmelerin depresyon değişkeni üzerindeki etkisinin anlamsız buna karşılık ruh sağlığı tarama endeksi üzerindeki etkilerinin anlamlı olduğu belirlenmiştir. Ruh sağlığı tarama endeksinin bağımlı değişken olduğu Model 4 (b)'de eğitim düzeyindeki artışların ruh sağlığı üzerinde olumlu etkisinin olduğu buna karşılık depresyon değişkenin bağımlı değişken olduğu Model 4 (a)'da ise depresyona yol açma ihtimalini artırıcı etkisi olduğu belirlenmiştir.

Eğitim düzeyiGelir seviyesiMikroekonomik değişkenler
Burcu Yılmaz
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00

Related subjects