Parents-child relation

128 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Z kuşağı ile ebeveynleri arasındaki iletişim sorunları

Bu çalışmada, diğer kuşaklardan farklılık gösteren Z kuşağının ebeveynleriyle olan iletişim düzeyleri çeşitli başlıklar altında belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda nicel ve nitel araştırma yöntemleri birlikte kullanılarak veriler elde edilmiştir. Z kuşağının ebeveynleriyle olan; ailevi ilişkiler, okul ve arkadaş çevresi ve bireysel özgürlükler faktörlerinden oluşan iletişim düzeylerini belirlemek için Adıyaman Üniversitesi Kâhta Meslek Yüksekokulu'nda eğitim gören 267 öğrenciye nicel araştırma yöntemi olan anket uygulanmıştır. Ayrıca, aynı örneklem grubundan yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle yedisi kadın, yedisi erkek olmak üzere toplam 14 öğrenci ile görüşme yapılarak, Z kuşağının ebeveynleriyle yaşadıkları iletişim sorunları belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen nicel verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmış, nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, Z kuşağının ebeveynleriyle iletişim düzeylerinin güçlü olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya dâhil edilen Z kuşağı bireylerinin ebeveynleriyle olan iletişim düzeyleri cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Kadınların ebeveynleriyle olan iletişim düzeyinin erkeklere göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca, düzenli bir gelire sahip olmayan ebeveynlerin çocuklarıyla olan iletişim düzeylerinin, düzenli bir gelire sahip olan ebeveynlerin çocuklarıyla olan iletişimlerinden daha düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmada Z kuşağının ebeveynleriyle olan iletişim problemlerini belirlemek ve araştırmayı detaylandırmak amacıyla yapılan betimsel analiz sonucunda, Z kuşağının ebeveynleriyle en fazla okul başarısı ile bu başarının başkalarıyla kıyaslanması ve geleneklere bağlılık konularında sorun yaşadıkları belirlenmiştir.

Ebeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynlerKuşaklar+4
Menekşe Tursun
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mahalle örnekleminde çocuk suçluluğu olgusuna bakmak: Elazığ ili örneği

Geçmişten günümüze giderek artış gösteren çocuk suçluluğu kavramı, son yıllarda TUİK verilerine bakıldığında suça karışan veya suç mağduru olan çocuk sayısının önemli oranda arttığını göstermektedir. Öğrenilmiş bir davranış olarak karşımıza çıkan suçluluk kavramı, çocukların ailelerinden, çevrelerinden etkilenerek suçu öğrendikleri yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulmaktadır. Bu durumda çocuk suçu doğuştan bilmediğine göre çocuğu suça iten nedenler bulunmaktadır. Çalışmamızda çocukların suç işlemesine neden olan bu faktörler yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile 11-18 yaş arası çocuğu olan 30 anne ve baba ile görüşülerek anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda çocukların özünde suçsuz olduklarını onları yetiştiren ailelerin, akran çevresinin ya da bulunduğu sosyal çevrenin çocuğu bilerek ya da bilmeyerek sapma davranışlar sergilemesine neden olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu

Ebeveyn-çocuk ilişkisiElazığMahalleler+4
Firdevs Yardımcı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Öğretmenlerin ve farklı sosyo-ekonomik düzeye sahip anne-babaların cinsiyet rolleri algısının 60-72 ay arası çocukların oyuncak tercihleri ve akran etkileşimleri ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmada, anne- babaların ve öğretmenlerin cinsiyet rolleri algısı ile 60-72 aylık okul öncesi çocuklarının akranları ile olan etkileşimleri ve oyuncak tercihleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmada tabakalı amaçsal örnekleme yöntemi doğrultusunda Adana il merkezinde anasınıfları bulunan ilköğretim okulları; sosyo-ekonomik düzey (üst, orta, alt) göz önüne alınarak üç gruba ayrılmıştır. Çalışmanın örneklemini, yansız numaralar kullanılarak seçilen okullardan gelen; üst sosyo-ekonomik düzeyden 50 (15 anne; 16 baba; 19 öğretmen), orta sosyo-ekonomik düzeyden 33 (12 anne; 10 baba; 11 öğretmen), alt sosyo-ekonomik düzeyden 34 katılımcı (13 anne; 12 baba; 9 öğretmen) olmak üzere toplam 117 katılımcı (N=117) ve 61 çocuk (N=61) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formları, Cinsiyet Rolleri Davranış Ölçeği (CRDÖ), Grup Gözlem Formu ve Bireysel Gözlem Formu, Anne-Baba Görüşme Formu kullanılmıştır. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin cinsiyet rolleri algısı Cinsiyet Rolleri Davranış Ölçeği (CRDÖ) ile ölçülmüş, çocuklara ilişkin veriler grup gözlemi, bireysel gözlem ve ebeveynlerle yapılan kısa görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Bu çalışmada yararlanılan CRDÖ uyarlaması Gökkaya'nın (1994) tezinin ek bölümünden alınmıştır. Araştırmada verileri analizde tek yönlü varyans analizleri (ANOVA), t-testi ve pearson korelasyon analizleri kullanılmıştır.Araştırma bulguları, babaların erillik cinsiyet rol algısının sosyo-ekonomik düzeye göre farklılaştığını ortaya koymuştur. Gözlem sonuçları kız ve erkek çocuklarının farklı etkinlikleri tercih ettiklerini ve bu etkinliklerde harcadıkları zamanın anlamlı bir şekilde farklılaştığını göstermiştir. Erkekler güç, hız ve dayanıklılık gerektiren oyunları tercih ederken, kızlar bakım vermeyi, ebeveyn rolünde olmayı ve grup içi etkileşimleri gerektiren etkinlikleri tercih etmişlerdir. Erkek çocuklar daha büyük gruplarla geniş alanlarda yapılan etkinlikleri tercih ederken, kız çocuklar daha küçük gruplarla dar alanlarda oynanabilen oyunları tercih etmişlerdir. Ayrıca bu yaş grubundaki çocukların genellikle kendi hemcinsleri ile oynamayı tercih ettikleri, karşı cinsten arkadaşları ile sınırlı düzeyde etkileşime geçtikleri gözlenmiştir. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin dişil ve eril cinsiyet rol algısı ile çocukların tercih ettikleri bazı etkinlikler arasında anlamlı ilişki olduğu bulgular arasındadır.

Akran etkileşimiAna-baba algısıCinsiyet rolleri+7
Münire Aydilek Çiftçi
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an-ı Kerim'de ebeveyn evlat ilişkisi ve pedagojik açıdan değerlendirmesi

Hayat rehberimiz olan Kur'an- ı Kerim ebeveynlik yolculuğunda da en büyük dayanağımızdır. Anne- baba rolü insana oldukça ağır mesuliyetler yüklemekte ve zahmeti bol olan bu zaman dilimini rahmete döndürmek belirli ölçülerde biz ebeveynlerin elinde olmaktadır. Kur' an- ı Kerim' in peygamberler ve evlatları ile ilgili barındırdığı tutum ve davranışlar bu yolculukta bizlere ana kaynak teşkil etmektedir. Peygamber (s.a.v)' nin uygulamaları ve ayetler bağlamında ilerleme kaydedildiği müddetçe daha nezih bir gençlik ve örnek bir nesil yetiştirmek mümkün olacaktır. Tezimizin ana temasını oluşturan ebeveyn evlat ilişkisi öncelikle aileyi oluşturan temel kavramlar çerçevesinde tanımlanmış, sonrasında peygamberler ve çocukları bağlamında ele alınmış ve pedagojik açıdan tanımlamaları ile birlikte değerlendirilerek nihayete erdirilmiştir.

AileAile içi ilişkilerEbeveyn-çocuk ilişkisi+5
Hadicetül Kübra Gülderen
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuk-ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin empati, kabul ve stres düzeylerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, çocuk-ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin ebeveyn stresi, kabulü ve empati düzeyleri üzerinde etkisi olup olmadığını incemektir. Araştırmaya katılan annelerin stres düzeylerini belirlemek amacıyla, Anne-Baba Stres Ölçeği (ABSÖ) kullanılmıştır. Annelerin kabul düzeyini belirlemek için Porter Ebeveyn Kabul Ölçeği (PEKÖ) kullanılmıştır. Annelerin empati düzeylerini ölçmek amacıyla da Ebeveyn-Çocuk Etkileşiminde Empati Değerlendirme Formu (EÇEEDF) kullanılmıştır. Ayrıca katılımcı annelerin eğitim programına ilişkin görüşlerini öğrenmek için yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Bu araştırmanın modeli öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen türündedir. Araştırmanın bağımsız değişkeni uygulanan müdahale yöntemi; bağımlı değişkenleri ise ebeveyn stresi, ebeveyn kabulü ve ebeveyn empati düzeyleridir. Araştırmanın deney ve kontrol gruplarına toplam 19 boşanmış anne atanmıştır. Annelere okul öncesi eğitim kurumları aracılığıyla ulaşılmıştır. Deney grubunda yer alan 9 anne ile 10 haftalık çocuk ebeveyn ilişki terapisi oturumları Çukurova Üniversitesi psikolojik danışma biriminde yürütülmüştür. Araştırmanın nicel değişkenlerinin analizinde parametrik olmayan testlerden yararlanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde; çocuk ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin ebeveyn stres düzeylerinin azalmasında, kabul ve empati düzeylerinin ise artmasında etkili olduğu ve bu etkinin uzun sürede kalıcı olduğu görülmektedir. Buna ek olarak çocuk ebeveyn ilişki terapisinin annelerin kendileri (annelik rolüne ilişkin kazanım, oyunda değişim ve bireysel kazanım), çocukları (davranışsal kazanım, oyunda değişim) ve anne-çocuk ilişkisi açısından (yakınlık ve disiplin) kazanımlar elde etmesine yardımcı olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Oyun terapisi, filial terapi, stres, kabul, empati, boşanma.

AnnelerBoşanmaBoşanmış aileler+7
Fatoş Bulut Ateş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Ergenlerde görülen saldırgan davranışlarda ebeveyn ve ergenlere uygulanan psikoeğitim programının etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada, saldırgan davranışları olan ergenlere yönelik "Şiddet ve Saldırganlıkla Baş Etme" programı ve bu ergenlerin ebeveynlerine yönelik "Şiddetsiz Karşı Koyma" ebeveyn programı uygulanmıştır. Bu programların ergenlerde görülen saldırganlık, anne-babalarının ebeveynlik rolüne ilişkin kendilik algıları, aile ilişkileri ve anne-baba stres düzeyleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırma karma desenli bir çalışmadır. Araştırmanın deney grubunda bulunan öğrencilere sistemik aile terapileri kuramlarına dayalı olarak oluşturulan 10 oturumluk 'Şiddet ve saldırganlıkla baş etme psikoeğitim programı' uygulanırken, onların anne-babalarına yönelik 14 oturumluk 'Şiddetsiz karşı koyma ebeveyn programı' uygulanmıştır. Kontrol gruplarına ise herhangi bir işlem yapılmamıştır. Deney grubu öğrencilerine haftada bir olmak üzere ortalama 90 dakika süren 10 oturum uygulanırken, onların ebeveynlerine haftada bir olmak üzere ortalama 90 dakika süren 14 oturum uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verileri deney ve kontrol grubunda bulunan öğrencilere uygulanan 'Saldırganlık Ölçeği', ve ebeveynlere uygulanan 'Anne-Baba Stres Ölçeği', 'Aile Değerlendirme Ölçeği' ve 'Ebeveynlik Rolüne İlişkin Kendilik Algısı Ölçeği' aracılığıyla elde edilmiştir. Söz konusu ölçekler deney ve kontrol grubu öğrenci ve anne-babalarına öntest, sontest ve izleme ölçümleri olarak uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde SPSS 17 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formlarıyla elde edilmiştir. Nitel verilerin analizinde içerik analizi yöntemikullanılmıştır. Bulgular incelendiğinde, ergen ve anne babalarına uygulanan programların ergenlerde görülen saldırgan davranışları azalttığı, ana-babalarının ebeveynlik becerilerini ve aile ilişkilerini geliştirdiği ve anne-baba stres düzeylerini anlamlı derecede düşürdüğü ve bu etkinin uzun süreli olduğu görülmüştür. Bu sonuçlardan hareketle özellikle ergenlere yönelik hizmet veren tüm kurumlarda, bu programların anne-babalarla işbirliği çerçevesinde uygulanması önerilmektedir. Ergenlerde görülen şiddet ve saldırganlık problemlerinin azaltılmasında, yapıcı ve sıcak ilişkilerin kurulduğu aile ortamının oluşturulması ve ebeveynlik becerilerinin geliştirilmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Şiddet, saldırganlık, şiddet ve saldırganlıkla baş etme programı, şiddetsiz karşı koyma programı, aile ilişkileri

Aile içi ilişkilerBaşa çıkmaEbeveyn-çocuk ilişkisi+6
Suat Kılıçarslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde reaktif-proaktif saldırganlık ile ebeveyn duygusal erişilebilirliği: Duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü

Bu araştırmada ergenlerde ebeveynin duygusal erişilebilirliği ve reaktif-proaktif saldırganlık arasında duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü incelenmiştir. Araştırma Adana ili merkez ilçelerinde yer alan sekiz lisenin 9., 10., 11. ve 12. sınıfına devam eden 423 kız, 353 erkek olmak üzere toplam 776 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ergenlerin reaktif-proaktif saldırganlıklarına ilişkin veriler 'Reaktif-Proaktif Saldırganlık Ölçeği' (Raine ve ark., 2006) , ebeveyn duygusal erişilebilirliğine ilişkin veriler 'Ebeveyn Duygusal Erişilebilirliği Ölçeği' (Lum ve Phares, 2005) ve duygu düzenleme güçlüğüne ilişkin veriler ' Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği ' (Gratz ve Roemer, 2004) ve kişisel bilgilere ilişkin veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu' kullanarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler çoklu regresyon ve sobel testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda reaktif-proaktif saldırganlık toplam puanı ile duygu düzenleme güçlüğü toplam puanı arasında pozitif yönlü anlamlı, ebeveyn duygusal erişilebilirliği ile negatif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin toplam saldırganlık düzeylerinin babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler ve olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü saldırganlığı açıklamada anlamlı katkılar yapan değişkenler olduğu belirlenmiştir. Ergenlerin proaktif saldırganlık düzeyleri babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler, duygusal tepkilerin kabul edilmemesi, etkili olarak algılanan duygu düzenleme stratejilerine erişimdeki sınırlılık, olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü, olumsuz duygu deneyimlemelerinde güçlükle bağdaşan hedef yönelimli davranışlar alt boyutları tarafından yordandığı tespit edilmiştir. Reaktif saldırganlık düzeyleri babaya duygusal erişim, duygusal tepki farkındalığındaki yetersizlikler, duygusal tepkilerin kabul edilmemesi, olumsuz duygu deneyimlemelerinde dürtü kontrol güçlüğü alt boyutları tarafından yordandığı belirlenmiştir. Duygu düzenleme güçlüğünün, reaktif-proaktif saldırganlık ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği arasındaki ilişkide aracı bir etkiye sahip olup olmadığını sınamak için gerçekleştirilen sobel test sonucunda duygu düzenleme güçlüğünün reaktif-proaktif saldırganlık ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği arasında kısmi aracı değişken olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Reaktif - proaktif saldırganlık, ebeveyn duygusal erişilebilirliği, duygu düzenleme güçlüğü.

Duygu düzenleme güçlüğüDuygusallıkEbeveyn-çocuk ilişkisi+6
Ahmet Çağlar Özdoğan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde akran zorbalığına maruz kalma: Temel psikolojik ihtiyaçlar ve anne-babaya duygusal erişilebilirlik

Bu araştırmada lise öğrencilerinin akran zorbalığına maruz kalmalarının yordayıcıları olarak temel psikolojik ihtiyaçlar ve anne-babalarına duygusal erişilebilirlikleri incelenmiştir. Araştırma Osmaniye ili Kadirli ilçesinde yer alan altı lisenin 9., 10., 11. ve 12. sınıfına devam eden 588 kız, 610 erkek öğrenci olmak üzere toplam 1198 lise öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada lise öğrencilerinin akran zorbalığına ilişkin veriler 'California Zorba Mağduriyeti Ölçeği' (Felix, Sharkey, Green, Furlong ve Tanigawa, 2011), Temel psikolojik ihtiyaçlara ilişkin veriler 'Temel Psikolojik İhtiyaçları Ölçeği (Deci ve Ryan, 2000), anne-babaya duygusal erişilebilirliğine ilişkin veriler 'Ebeveyn Duygusal Erişilebilirlik Ölçeği' (Lum ve Phares, 2005) ve kişisel bilgilere ilişkin veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler temel istatistiksel analizler ve lojistik regresyon analizi ile elde edilmiştir. Araştırma sonucunda lise öğrencilerin mağduriyet puanları özerklik, yeterlik, ilişki ihtiyaçları ve anne-babaya duygusal erişilebilirlik arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulgulanmıştır. Lise öğrencilerinin akran zorbalığına maruz kalma, temel psikolojik ihtiyaçlar ve anne-babaya duygusal erişilebilirlikleri cinsiyetlerine göre incelendiğinde erkek öğrencilerin akran zorbalığına maruz kalma puan ortalamalarının kız öğrencilerin puan ortalamalarından daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin cinsiyetlerine göre anne ve babaya duygusal erişilebilirlik puanlarında ise anlamlı farklılaşma olmadığı saptanmıştır. Temel psikolojik ihtiyaçlar açısından bakıldığında öğrencilerin cinsiyetlerine göre yalnızca yeterlik ihtiyacı puanlarında anlamlı farklılaşma olduğu, erkek öğrencilerin yeterlik ihtiyaç puan ortalamaları kız öğrencilerin puan ortalamalarından daha yüksek olduğu, özerklik ve ilişki ihtiyacı puanlarında ise cinsiyete göre anlamlı farklılaşma olmadığı bulgulanmıştır. Araştırmada akran zorbalığı mağduru olmalarının yordayıcıları incelendiğinde, yalnızca özerklik ihtiyacının anlamlı yordayıcı olduğu, diğer değişkenlerin anlamlı katkı yapmadığı belirlenmiştir. Özerklik ihtiyacı puanlarındaki artış akran zorbalığı mağduru olma olasılığını azaltmaktadır. Araştırmada kızların ve erkeklerin zorbalık mağduru olmalarını yordayan temel psikolojik ihtiyaçlar ve anne- babaya duygusal erişilebilirliğe ilişkin analiz ayrı ayrı yapılmıştır. Özerklik ihtiyacı ve anneye duygusal erişilebilirliğin kız ergenlerde görülen akran zorbalığına maruz kalmayı yordamada anlamlı katkı yapan değişkenler olduğu görülmüştür. Özerklik ihtiyacı ve anneye duygusal erişilebilirlikteki artış kız ergenlerin akran zorbalığı mağduru olma olasılıklarını azaltmaktadır. Erkek ergenlerde ise, özerklik ve ilişki ihtiyaçları akran zorbalığına maruz kalmayı yordamada anlamlı katkı yapan değişkenler olarak belirlenmiştir. Özerklik ve ilişki temel psikolojik ihtiyaçlarındaki artış erkek ergenlerin akran zorbalığı mağduru olma olasılıklarını azaltmaktadır.

Aile içi ilişkilerAkran zorbalığıDuygu hayatı+7
Fatma Gök
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki ile sosyotelist olma durumlarının incelenmesi

Teknolojinin hızla gelişmesi ile akıllı telefonlar günlük hayatımızın pek çok alanında vazgeçilmez hale gelmektedir. Yaptığımız birçok işte kolaylıklar sağlayan akıllı telefonun aşırı kullanımı riskleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle aile içinde varlığını sürdüren ve günümüzde sanal bağımlılık olarak da ifade edilen sosyotelizm davranışı gitgide yaygınlaştığı gözlenmektedir. Sosyotelizm davranışı kişiler arası etkileşimin önüne geçmekte olup aile içi iletişimimizi olumsuz etkilediği söylenebilir. Bu nedenle araştırmamız çocuklu ebeveynler arasından seçilen 400 kişi ile yapılmıştır. Bu çocuklu ebeveynlerin 206'sı anneden 194'ü babadan oluşmaktadır. Bu araştırmanın amacı; ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki ile sosyotelist olma durumları arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik olup, ebeveyn-çocuk ilişkisinin olumlu ya da olumsuz olmasının ebeveynlerin sosyotelist puanlarını anlamlı düzeyde yordayıp yordamadığını belirlemektir. Verilerin toplanmasında Genel Sosyotelist Olma Ölçeği (GSOÖ), Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği (EÇİÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS programından yararlanılmıştır. Sosyotelizm ile ebeveyn-çocuk ilişkisi düzeyleri arasındaki ilişkileri belirlemek için Pearson Momentler Çarpımı Korelayon analizi sonucunda sosyotelizm ile ebeveyn-çocuk ilişkisi arasında negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0.14) anlamlı (p<.01) bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları olumlu ilişki ve olumsuz ilişki puanlarının sosyotelizm puanlarını yordayıp yordamadığına bakmak amacıyla yapılan Regresyon analizinin sonucuna göre ise ebeveyn-çocuk ilişkisinin alt boyutları olan olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi ve olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi düzeylerinin sosyotelizmi %7 oranında yordadığı tespit edilmiştir. Ayrıca; ebeveynlerin olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları sosyotelizm puanlarını anlamlı düzeyde yordamakta, ebeveynlerin olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları sosyotelizm puanlarını anlamlı düzeyde yordamamaktadır. Bu sonuçlarla beraber ebeveynlerin sosyotelizm düzeylerinin; cinsiyet, aktif kullanılan sosyal medya hesabı değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini bulmak için yapılan Bağımsız Örneklemler T testi sonucuna göre kadın ve erkek ebeveynlerin sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Ebeveynlerin sosyotelizm düzeylerinin; yaş, eğitim durumu, ekonomik düzey, meslek, günlük telefon kullanım süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini bulmak için ise yapılan Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) sonuçlarına göre yaş, eğitim durumu, meslek, günlük telefon süresi değişkenleri ile sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ekonomik düzey değişkeni ile sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyotelizm davranışının artması ile kişilerarası iletişimin zedeleneceği dolayısıyla toplumun temel yapı taşı olan ailede, ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki kalitesini düşüreceği düşünülmektedir. Yüz yüze iletişimi geliştirmek ve ilişki kalitesini arttırmak adına düzenli dijital cihaz kullanma zaman aşımı dönemleri, ebeveynlerin çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmesi gibi farkındalık uygulamalarından yararlandığımızda sosyotelizm davranış riskinin azalacağı dolayısıyla sosyotelist olmamızın önüne geçilebileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sosyotelizm, Sosyotelist, Ebeveyn-Çocuk İlişkisi

Aile içi ilişkilerAkıllı telefonlarBağımlılık+7
Esra Örtücü
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynliğin dönüşümü ve paronoyak ebeveynliğin sosyo-kültürel temelleri

Tarihsel süreçte aile, ebeveynlik ve çocukluğun tanımı, çocuğa yüklenen anlamlar değişiklikler göstermiştir. Yerleşik yaşama geçişle birlikte toplumların temel kurumlarından birisi halini almış olan aile kurumu hem evrensel bir nitelik kazanmış hem de binlerce yıldır varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Aile ve ebeveyn toplumsallaşma sürecinde ilk basamak olması ve kültürel değerlerin kuşaklar arası aktarımını sağlaması nedeniyle oldukça önemli bir araştırma konusudur (Nomaguchi K., ve Milkie M.A., 2017; Chan, T. W ve Koo, A., 2011 ). Toplumsal alandaki yapısal değişim ve dönüşümler bireylerin düşünme biçimini tutum ve davranışlarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bu süreç aile içi ilişkilerde sadece ebeveynler arası ilişkileri değil, çocuğun aile içindeki ve toplumdaki konumlarını da dönüştürmektedir. 1990'lı yılların sonlarından bu yana Batı Avrupa'da ortaya çıkan ve artarak devam eden 'paranoyak ebeveynlik' yeni bir ebeveynlik sitili olarak 2000'li yılların ortalarından itibaren ülkemizde de görünürlük kazanmıştır. Yaygın olarak karşımıza çıkan bu ebeveynlik sitili, çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, çocuğun psikolojik, bilişsel ve fiziksel gelişimlerinin nasıl olmasına dair hemen her şeyi ebeveynlerin temel sorumluluğu olarak tanımlamıştır. Ebeveynliği yeni baştan öğrenilmesi gereken bir göreve dönüştürmesi beklenebileceği gibi, ebeveynliğin anksiyete, kaygı, güvenlik endişesi ve paranoyaklığın gelişmesine zemin hazırlamıştır. Araştırmanın amacı paranoyak ebeveynliği ortaya çıkaran sosyo-kültürel nedenlerinin ortaya konularak ebeveynlerin düşünme biçimlerine, tutum ve davranışlarına, gündelik yaşam pratiklerine yansımalarının incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmada nicel araştırma tekniği üzerinden kotalı anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi, kotalı örneklemle dayalı olarak seçilmiş olan 341 ebeveyne anket uygulanmıştır. 18 yaş ve üzeri, evli, 25 yaş altı çocuk sahibi olan Aydın ilinde ikamet eden ebeveynlerle görüşülmüştür. Araştırma sorunsalı üç bağlam üzerinden incelenmiştir. Birinci bağlam ailenin tanımı, tarihçesi, çocuğun tanımı, tarihçesi ve çocukluğa yüklenen anlamlar olarak ele alınmıştır. Ailenin ve çocuğun tanımı ve tarihçesini anlamak araştırmada ebeveynlik süreçlerinden bahsetmeden önce anlaşılması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci bağlam bireylerin yaşamlarını risklere yüklenen olumsuz anlamlar üzerinden değerlendirerek düşünme biçimlerini ve gündelik yaşam pratiklerini risk toplumu perspektifinden değerlendirmeleri üzerine kurulmuştur. Araştırmanın üçüncü ekseni geçmişten günümüze ebeveynlik tutumları ve tanımlamaları, uzmanlığın toplumsal yaşam üzerindeki etkisi paranoyak ebeveynliğin ortaya çıkışında etkili olan diğer süreçler üzerinde durulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aile, Çocuk, Ebeveynlik, Paranoya, Risk, Güven.

Aile içi rollerEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+7
Şeyda Kankurdan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Okul öncesi çocuklarının ebeveynleri, öğretmenleri ve arkadaşları ile ilişkilerinde sahip oldukları zihinsel temsillerinin okula uyumla ilişkisi

Okul öncesi dönemde çocukların okula karşı tutumları ve okulda yaşadıkları deneyimler, gelecekteki sosyal ve akademik başarıları için temel oluşturmaktadır. Çocukların ebeveynleriyle, öğretmenleriyle ve arkadaşlarıyla kurdukları ilişkilerin niteliği onların tüm okul deneyimlerini etkileme potansiyeline sahiptir. Bu araştırmada ebeveyn-çocuk bağlanması, öğretmen-çocuk ilişkileri ve arkadaşlık ilişkilerinde çocukların sahip oldukları zihinsel temsillerinin okula uyum üzerindeki etkisini ekolojik ve bağlanma kuramları temelinde incelemek ve sistemler kuramı çerçevesine dayanan yapısal bir model ile test etmek amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modeli olarak planlanan araştırmada, gözlenen ve gizil değişkenler arasındaki ilişkileri modellemek amacıyla yapısal eşitlik modellemesi (YEM) kullanılmıştır. Araştırmaya Osmaniye il merkezinde okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden ve uygun örnekleme yöntemi ile belirlenmiş 91 çocuk katılmıştır. Çocukların yaşları 60-72 ay arasında değişmektedir. Araştırmada, çocukların yakın çevresindeki yetişkinler ve arkadaşlarıyla ilişkileri öykü tamamlama prosedürü kullanılarak değerlendirilmiştir. Tüm veriler, çocuklarla yapılan yüz yüze görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Ebeveyn-çocuk bağlanmasını değerlendirmek amacıyla Bağlanma Öykü Tamamlama Testi ve bu testin daha sistematik ve ayrıntılı bir değerlendirmesini sağlamak amacıyla Q–Sıralama kodlama prosedürü kullanılmıştır. Çocuklar ayrıca Öğretmen-Çocuk İlişkileri Öykü Tamamlama Testi, Arkadaşlık İlişkileri Öykü Tamamlama Testi ve Türkçe Erken Dil Gelişim Testi'ni tamamlamışlardır. Çocukların okula uyumları ise çocukların algılarına dayalı Okulu Sevme ve Okuldan Kaçınma Ölçeği aracılığıyla belirlenmiştir. Araştırmanın verileri 17 Eylül 2018 – 21 Aralık 2018 tarihleri arasında araştırmacı tarafından çocuklarla yapılan görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Dört farklı oturumda planlanan araştırmada toplam 364 oturum gerçekleştirilmiştir. Ebeveyn, öğretmen ve arkadaşlık ilişkilerinin niteliğini değerlendirmek amacıyla, çocuklarla görüşmelerden elde edilen ve kamera ile kayıt altına alınan veriler araştırmacı ve araştırmacı dışındaki kodlayıcılar tarafından kodlanmıştır. Araştırmanın tüm verileri bilgisayar ortamına aktarılmış ve YEM analizinin varsayımları test edilmiştir. Ebeveyn çocuk bağlanma boyutlarından güvenli ve kaygılı bağlanma yüksek derecede korelasyon gösterdiğinden kaygılı bağlanma analizlere dahil edilmemiştir. Aynı zamanda kaçınan bağlanmanın okula uyumun anlamlı yordayıcısı olmadığı belirlenmiş ve bu nedenle kaçınan bağlanma da analizlere alınmamıştır. Bu işlemlerin ardından araştırmanın hipotezleri doğrultusunda oluşturulan modellerin uyum indeksleri incelenmiş ve verilerin modellerle iyi uyum gösterdikleri belirlenmiştir. Geliştirilen modeller güvenli ebeveyn-çocuk bağlanması, öğretmen-çocuk ilişkileri ve arkadaşlık ilişkileri niteliğinin okula uyum üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Güvenli ebeveyn-çocuk bağlanması, hem öğretmen-çocuk ilişkileri hem de arkadaşlık ilişkileri niteliğini etkilemektedir. Benzer şekilde öğretmen-çocuk ilişkileri niteliğinin, arkadaşlık ilişkileri niteliği üzerinde önemli etkileri olduğu belirlenmiştir. Ayrıca ebeveynle bağlanma, öğretmen-çocuk ilişkileri ve arkadaşlık ilişkileri niteliği düzeylerine dolaylı etkileri aracılığıyla da çocukların okula uyumunu etkilemektedir. Bulgular ilgili literatür dikkate alınarak ekolojik model, bağlanma ve sistemler kuramı çerçevesinde tartışılmıştır.

Akran ilişkileriEbeveyn-çocuk ilişkisiOkul öncesi eğitim+4
İmray Nur
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli çocuğa sahip ebeveynlerin kırılgan çocuk sendromu durumu açısından değerlendirilmesi

Araştırma, Tip 1 Dm tanısı alan çocuğa sahip ebeveynlerde KÇS algısının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, 1.11.2018- 1.02.2019 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Endokrin Polikliniği ile Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'nde Tip 1 Dm tanısı alan çocuğa sahip ebeveynler, örneklemini ise araştırmaya dahil etme kriterlerine uyan 102 ebeveyn oluşturdu. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen Ebeveyn ve Çocuğa Yönelik Veri Toplama Formu ile ebeveyni KÇS açısından değerlendirmek için Çocuk Kırılganlık Ölçeği ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Çalışmaya katılan ebeveynlerin; %75,5'inin anne olduğu, yaş ortalamasının 34,5±6,19 yıl olduğu ve %54,9'unun 23-34 yaş grubunda bulunduğu, %76,5'inin aile içi ilişkilerini "iyi" olarak ifade ettikleri tespit edildi. Çalışmaya katılan çocukların yaş ortalamasının 76,30±18,31ay olduğu, en yüksek orandaki (%29.4) yaş grubunun 8 yıl 1 ay (97 ay) ile 8 yıl 6 ay (103 ay) arasında yoğunlaştığı, %55,9'unun kız olduğu, %35,3'ünün BMI' nin Z skoru ve persantil değerine göre ''normal'' bulunduğu belirlendi. Çalışmada, Tip 1 Dm izleminin %53,9 oranında anne tarafından yapıldığı, çocukların son 6 ay içerisindeki HbA1c ortalama değerinin 8,83±1,44 olduğu, %51,9'unun 7,6-9(orta metabolik kontrol) aralığında bulunduğu belirlendi. Ebeveynlerin ÇKÖ puan ortalamasının 12,48±4,26 olduğu ve ÇKÖ'den alınan puan sonuçlarına göre ebeveynlerin %75,5'inin çocuğunu kırılgan olarak algıladığı bulundu. Aile içi ilişkilerini "orta seviye" olarak ifade eden ebeveynlerin (%91.7) aile ilişkilerini "iyi seviye" olarak (%70,5) ifade eden ebeveynlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede çocuklarını daha fazla kırılgan algıladıkları belirlendi(p<0,05). Tedavi programının uygun olmadığını düşünen ebeveynler (%89,1), tedavi programının uygun olduğunu düşünen ebeveynlere göre (%64,3) istatistiksel olarak anlamlı derecede çocuklarını daha fazla kırılgan algıladıkları belirlendi (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, Tip 1 Dm tanısı alan çocukların ebeveynlerinde kırılganlık algısına neden olabilecek etmenler araştırılmalı ve eğitimler sıklaştırılıp ebeveynler diyabet yönetimi konusunda güçlendirilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Tip 1 Diyabetli Çocuk, Ebeveyn, Kırılganlık

Ana-babaDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+3
Gülcem Fındıkkıran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğa sahip çiftlerin başa çıkma davranışlarının evlilik uyumları üzerindeki diyadik etkisinin incelenmesi

Ailelerin engelli bir çocuğa sahip olmalarının ebeveynler arasında stres yaratan bir durum olabileceği ve eşlerin yaşadıkları stresle başa çıkmak için başvurdukları yöntemlerin evlilik uyumlarını açıklamada önemli olduğu bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, engelli çocuğa sahip çiftlerin stresle başa çıkma davranışları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkinin ikili (dyadic) olarak incelenmesidir. Bu amaçla engelli çocuğa sahip çiftlerin başa çıkma davranışlarının çiftlerin hem kendi evlilik uyumları (aktör etkisi) hem de eşlerinin evlilik uyumları (partner etkisi) ile ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli kullanılmıştır. Korelasyonel araştırma modeline sahip olan bu çalışmada, araştırma grubu ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ve araştırma sırasında evlilikleri devam eden, engelli bir çocuğu olan ve araştırmaya katılmayı her iki eşin de kabul ettiği katılımcılar örnekleme dahil edilmiştir. Araştırmanın örneklemini 105 çift (210 birey) oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Çift Başa Çıkma Envanteri ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği aracılığıyla elde edilmiştir. Veriler SPSS 22.0 ve AMOS 21.0 aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmada kadın ve erkeklerin evlilik uyumu üzerinde toplam çift başa çıkma, pozitif çift başa çıkma ve negatif çift başa çıkma değişkenlerinin aktör ve partner etkilerinin inceleneceği üç ayrı model test edilmiştir. Test edilen birinci modelde eşlerin sahip olduğu toplam çift başa çıkma puanlarının artmasının kendilerinin (aktör etkisi) ve partnerlerinin evlilik uyumlarını arttırmakta olduğu sonucuna ulaşılmıştır (partner etkisi). İkinci modelde; eşlerin pozitif çift başa çıkma puanlarının artmasının kendi evlilik uyumlarını arttırmakla birlikte (aktör etkisi) eşlerinin de evlilik uyumu arttırdığı görülmüştür (partner etkisi). Üçüncü modelde ise eşlerin negatif çift başa çıkma puanları arttıkça kendi evlilik uyum puanlarının azaldığı (aktör etkisi) ancak bu durumun eşlerinin evlilik uyumu üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur (partner etkisi). Özetle, araştırmanın bulguları çiftlerin stresle başa çıkma davranışları ile evlilik uyumları arasında anlamlı aktör ve partner etkileri olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış ve teori, araştırma ve uygulama açısından araştırmanın etkileri sunulmuştur. Ayrıca, araştırmacı ve uygulamacılar için araştırma sonuçlarına dayalı önerilerde bulunulmuştur.

Ana-çocuk etkileşimiBaba-çocuk etkileşimiBaşa çıkma+7
Mehmet Göktaş
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluk tanılı çocuğa sahip ebeveynlerin pandemi sürecindeki başa çıkma stratejileri ve algılanan stres düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmada otizm spektrum bozukluk tanılı ve normal gelişim gösteren çocukların ebeveynlerinin algılanan stres düzeyleri ile pandemi sürecindeki başa çıkma stratejilerinin arasındaki ilişkiyi saptamak ve karşılaştırmak amaçlanmıştır. Araştırma kovid-19 sürecinde, 0-18 yaş arası 128 otizm tanılı, 79 normal gelişen çocuğu olan ebeveyn ile gerçekleştirilmiş, katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Başa Çıkma Stratejileri Kısa Formu uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, otizmli çocuğu olan ebeveynlerin yetersiz özyeterlik algısı puanlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu, yadsıma ve madde kullanımı baş etme stratejilerini daha fazla kullandıkları görülmüştür. Ayrıca otizm tanılı çocuğa sahip annelerin babalara göre stres düzeyi anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Algılanan stres ile başa çıkma stratejileri alt boyutları olan duygulara odaklanma ve ortaya koyma (r=.327. p<.01), davranışsal ilgiyi kesme (r=.380. p<.01), kendini sınırlandırma (r=.222. p<.05) ile pozitif yönde, olumlu yeniden yorumlama (r=-.224. p<.05) ve planlama (r=-.245. p<.01) ile negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır.

Baş etme stratejileriCOVID 19Ebeveyn-çocuk ilişkisi+7
Kübra Efendioğlu
Hasan Kalyoncu University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebeveyn merkezli psikolojik danışmanın çocukların problem davranışları, ebeveyn stresi ve çocuk-ebeveyn ilişkisine etkisi

Bu araştırmanın amacı, tez kapsamında geliştirilen "Ebeveyn Merkezli Psikolojik Danışma" yaklaşımının çocukların problem davranışları, ebeveyn stresi ve çocuk-ebeveyn ilişkisi üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaçla araştırmada 'tek grup ön test-son test deneysel desen' modeli kullanılmış, deneysel müdahale kapsamında çocukları problem davranışa sahip 5 ebeveyn ile 74 saat psikolojik danışma oturumu gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen psikolojik danışmaların tamamında araştırmacı tarafından geliştirilen psikolojik danışma yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynlerin algıladıkları stres seviyesini belirlemek amacıyla Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), çocukların sahip olduğu problem davranış düzeyini ölçmek amacıyla da Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) kullanılmıştır. Çocukların sahip olduğu davranışların sıklığı ile davranışlara ayrılan sürenin ölçümünde ise Davranış Kayıt Çizelgesi (DKÇ) kullanılmıştır. Çocuk-ebeveyn ilişkisindeki kabul düzeyi ise Ebeveyn Kabul-Ret Ölçeği (EKRÖ) aracılığı ile ölçülmüştür. Ölçümlerin tamamı ebeveyn tarafından doldurulan formlar aracılığı ile elde edilmiştir. Araştırma sonuçları, geliştirilen ebeveyn merkezli psikolojik danışma yaklaşımının çocukların problem davranışlarının azalmasında, ebeveyn-çocuk ilişkisindeki kabul düzeyinin artmasında ve ebeveynin algıladığı stres seviyesinin azalmasında etkili olduğunu göstermiştir. Buna ek olarak danışma sonrasında çocukların ebeveyni ile geçirdiği sürenin anlamlı biçimde arttığı, çocuk ile ebeveynin daha nitelikli vakit geçirmeye başladığı ortaya çıkmıştır. Geliştirilen psikolojik danışma yaklaşımının çocuğun oyun oynamaya, eğitsel uğraşlara ve teknolojik araçlara ayırdığı sürede ise anlamlı bir değişime yol açmadığı görülmüştür.

Ebeveyn kabul veya reddiEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+5
Çağrı Utkan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanmış ebeveynlerin ortak ebeveynliğe yönelik algılarının incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, boşanmış ebeveynlerin, eski eşleri ile ortak ebeveynlik konusundaki deneyimleri hakkındaki görüşlerini betimlemek, ortak ebeveynliğe ilişkin yeterlik algılarını ortaya çıkarmak ve bu konuda ihtiyaç hissedilen çalışmalara yönelik önerileri belirlemektir. Nitel araştırma yöntemlerinden görüşmenin kullanıldığı çalışmada farklı illerden farklı sosyo-ekonomik ve eğitim düzeylerine sahip 19 kadın, 7 erkek olmak üzere 26 katılımcı yer almıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme yoluyla toplanan verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, boşanma sonrasında ortak dil oluşturabilen boşanmış ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili ortak karar alabildikleri, etkili iletişim kurabildikleri, çocuk yetiştirmede ortak amaçlarda buluşabildikleri, görev ve sorumluluk paylaşımında işbölümü yapabildikleri, birbirlerinin ebeveynlik becerilerini onaylayarak destekledikleri, kişisel ve kültürel farklılıklara rağmen çocuğun faydasını gözeterek ortak kararda buluşabildikleri görülmüştür. Ortak karar almalarının kendileri, çocukları ve ebeveynlik ilişkileri üzerinde olumlu psikolojik yansımalarının olduğu görülmüştür. Boşanma sonrasında ortak dil oluşturamayan boşanmış ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili ortak karar almada zorlandıkları, çatışmalı iletişim içinde oldukları, çocuk yetiştirmede farklı tutum ve önceliklerinin olduğu, görev ve sorumluluk paylaşımının olmadığını, birbirlerinin ebeveynlik becerilerini onaylamayıp zayıflatarak ortak karar alamadıkları görülmüştür. Boşanma öncesi ortak dil oluşturmayı başaramayan ebeveynlerin boşanma sonrasında da ortak dil oluşturamadıkları görülmektedir. Anahtar kelimeler: Ortak Ebeveynlik, Boşanma, İşbirliği, Ebeveyn-çocuk ilişkisi, aile sistemi

Ana-baba algısıBoşanmış ailelerDeneyim+2
Emel Örnek Topcu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anne çocuk oyun etkileşimine bağlı olarak annelik algısının incelenmesi

Bu çalışmada 3-6 yaş aralığındaki çocukları ile beş dakikalık serbest oyun etkileşiminde, çoğunlukla istendik ifadeleri kullanan ve çoğunlukla istenmedik ifadeleri kullanan annelerin, anneliği bilişlerinde nasıl temsil ettiklerinin yarı yapılandırılmış görüşme tekniği olan repertuar ağı tekniği ile incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma çoklu nicel vaka analizi çalışmasıdır. Serbest oyun etkileşimleri ev ortamında video kayıt altına alınmıştır. Ardından annelerin oyun esnasında kullandıkları ifadeler Anababa Çocuk Oyun Kayıt Kodlama Formu'na kodlanmış ve çoğunlukla istendik ve çoğunlukla istenmedik/uygunsuz ifadeleri kullanan anneler belirlenmiştir. Repertuar ağı tekniğinde elementler; "bir anne olarak ben", "çocuğuma göre bir anne olarak ben", "eşime göre bir anne olarak ben", "anneme göre bir anne olarak ben", "kayınvalideme göre bir anne olarak ben", "ideal anne", "ideal olmayan anne", "ne yazık ki nasıl bir anne olmak durumunda bırakıldım", "tanıdığım örnek-iyi bir anne" ve "tanıdığım örnek olmayan bir anne" olarak belirlenmiştir. Elementler üçlü karşılaştırılarak annelerin kişisel yapılarına ulaşılmıştır. Son olarak her element, kişisel yapılara dayalı olarak 1 ve 5 arasında derecelendirilmiştir. Veriler idiogrid 2.4 programına girilerek analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde annelerin serbest oyun etkileşimlerinde çoğunlukla istenmedik/uygunsuz ifadeler kullandıkları görülmüştür. En çok kullanılan istendik ifade "çocuğun isteklerine uyma", en sık kullanılan istenmedik/uygunsuz ifade "emir verme"dir. Elde edilen diğer bir bulgu "ideal anne" ve "bir anne olarak ben" elementleri arasındaki uzaklık katsayısından ulaşılan özdeğerdir. Oyun etkileşiminde istendik ifadeleri daha sık kullanan annelerin, istenmedik ifadeleri daha sık kullanan annelere göre çoğunlukla özdeğerlerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Yine oyun etkileşiminde istendik ifadeleri daha sık kullanan annelerin, istenmedik ifadeleri daha sık kullananlara göre kendilerini daha çok olumlu yapılarla ilişkilendirdikleri görülmüştür. Her iki grupta bulunan anneler; "ne yazık ki nasıl bir anne olmak durumunda bırakıldım", "çocuğuma göre bir anne olarak ben", "eşime göre bir anne olarak ben", "anneme göre bir anne olarak ben" ve "kayınvalideme göre bir anne olarak ben" elementlerini çoğunlukla kendileriyle yakın ilişkilendirmişlerdir. Oyun etkileşimlerinde istendik ifadeleri daha sık kullanan anneler "ideal olmayan anne" elementine kendilerini uzak konumlandırırken, çoğunlukla istenmedik/uygunsuz ifadeleri kullanan anneler kendilerini bu elemente uzak ve orta derecede konumlandırmışlardır. "Tanıdığım örnek-iyi bir anne" elementine ise istendik ifadeleri çoğunlukla kullanan anneler kendilerini yakın ve orta derecede konumlandırırken, "tanıdığım örnek olmayan bir anne" elementine uzak ve orta derecede; istenmedik ifadeleri çoğunlukta kullananlar, "tanıdığım örnek bir anne" elementine kendilerini orta ve uzak derecede konumlandırmışlardır ve "tanıdığım örnek olmayan bir anne" elementine ise kendilerini uzak, orta ve yakın konumlandırmışlardır.

Ana-baba algısıAnnelikAnnelik temsilleri+7
Cansu Safsoylu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Çok kültürlü bir okul öncesi eğitim sınıfındaki çocukların okula uyum sürecinin öğretmen, ebeveyn ve akran ilişkileri bağlamında incelenmesi

Bu araştırma, çok kültürlü bir sınıftaki üç yaş grubu çocukların okula uyum sürecinin öğretmen-çocuk ilişkisi, ebeveyn-çocuk ilişkisi, akran ilişkileri ve öğretmen-ebeveyn etkileşimi bağlamında nasıl şekillendiğini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmış nitel bir araştırmadır. Araştırma Antalya iline bağlı ilçelerden birinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bağımsız bir anaokulunda 17 çocuk (11'i kız ve altısı erkek), sekiz ebeveyn ve bir öğretmenden oluşan çalışma grubuyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunda yer alan 17 çocuktan sekiz çocuğun annesinin Rus kökenli olduğu görülmüştür. Bu durum, sınıfın çok kültürlü yapısına katkı sağlayan en önemli durumdur. Araştırmada nitel araştırma modellerinden durum çalışması modeli kullanılmıştır. Araştırmacı, veri toplama süreci boyunca sınıfta katılımcı olmayan gözlemci rolüyle gözlemlerini yürütmüş ayrıca görüşme ve araştırmacı günlüğü kullanarak verilerini zenginleştirmeyi amaçlamıştır. Araştırmada gözlem süreci okula uyum günlerinde başlamış ve ilk bir ay aralıksız, daha sonra haftada bir gün olmak üzere iki buçuk ay boyunca devam etmiştir. Gözlem süreci boyunca araştırmacı, çocukların okula uyum süreçlerini öğretmeniyle, ebeveynleriyle akranlarıyla ilişkileri ve öğretmenin ebeveynlerle etkileşimi bağlamında gözlemlemiştir. Ayrıca öğretmen ve ebeveynlerle yarı yapılandırılmış birebir görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen ham veriler içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. İçerik analizi kapsamında veriler kod defterine kodlanmış, uygun kategoriler ve temalar oluşturulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, araştırmada farklı dilde konuşma, ortak dilde buluşamama, yüz yüze iletişim imkanı bulamama ve farklı aile yapısı unsurlarının kültürel unsurlar içerisinde yer aldığı görülmüştür. Kültürel unsurlardan kaynaklanan farklılıklar öğretmen ile ebeveyn arasında ilişki kurulamamasına neden olmuştur. Böylece öğretmen ile ilişki içerisinde olamayan ebeveynlerin çocukları, okul-ev arasındaki bağın kopuk olmasından dolayı, okula uyum sağlamakta güçlük çekmiştir. Araştırmada sınıf yönetimi uygulamaları çocuklara bireysel yaklaşım, eğitim ortamlarının düzenlenmesi ve davranış yönetimi unsurları yoluyla okula uyum sürecine ve öğretmen-çocuk ilişkisine yansımıştır. Okula uyum sürecinde öğretmen ile çocuk arasındaki ilişkide çatışma oluşumunun ve çözümünün öğretmen ile çocuğu birbirine yakınlaştırması veya uzaklaştırması yönleriyle çocukların uyum sürecine yansıdığı belirlenmiştir. Ebeveynin çocuğu okula bırakma sürecindeki vedalaşma tarzı ise ebeveyn ile çocuk ilişkisine yansıyarak okula uyum sürecinin belirleyicisi olmuştur. Buna göre ebeveyn ile çocuk arasında bir vedalaşmanın gerçekleşmediği durumlarda, çocuklar okuldan uzaklaşmıştır. Çocukların akranları ile ortak deneyimlere sahip olmaları ve aile dostluğu/akrabalığı şeklinde ortaya çıkan kültürel etkileşim ise okula uyum sürecinde akranları birbirine yakınlaştırarak süreçte rahatlatıcı rolüyle dikkat çekmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre aile sisteminden okul sistemine geçiş sürecindeki ilişkilerde kültürel etkileşimler ve kültürel unsurlar önemli yere sahiptir. Kültürel etkileşimler ve kültürel unsurlar ilişkilerde ve çocukların okula uyum süreçlerinde olumlu ya da olumsuz roller oynayarak sürece yansımıştır. Ayrıca okula uyum sürecinde çocukların öğretmeniyle, ebeveyniyle ve akranlarıyla ilişkileri birbirinden bağımsız yol izlememekte ve sistemler arası bu geçişte ilişkiler (alt sistemler) birbirleriyle etkileşim içerisine girmektedir. Bu bağlamda çocukların öğretmeniyle ve akranlarıyla, kültürel etkileşimlerini güçlendirecek etkinliklerin, çalışmaların okula uyum sürecinden başlayarak yapılması; öğretmen ve ebeveynlerin daha sağlıklı etkileşim kurabilmelerine olanak sağlayacak planlamaların yapılması; çocukların okula ilgili, merakla, hevesle gelmesini sağlayacak ve akran ilişkilerine katkı sunacak şekilde öğretmenin sınıf ortamında düzenlemeler yapması; okula uyum sürecini sistemler arası bir geçiş olarak ele alan yeni araştırmaların yapılması önem taşımaktadır.

Akran ilişkileriEbeveyn-çocuk ilişkisiOkul öncesi dönem+7
Emine Ela Şimşek
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin olumlu çocukluk yaşantıları ile çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı ebeveynlerin olumlu çocukluk yaşantıları ile çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada ayrıca ebeveynlerin olumlu çocukluk yaşantıları ve çocuk yetiştirme tutumlarının çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığına da bakılmıştır. İlişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan ve ortaokul eğitimine devam eden çocuğu olan ebeveynlerden oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 31 ile 64 yaş aralığında yaş ortalaması 41.94 olan ve kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenen 313 ebeveyn oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında ebeveynlerin demografik özelliklerini tespit etmek için Kişisel Bilgi Formu, olumlu çocukluk yaşantılarını değerlendirmek amacıyla Olumlu Çocukluk Yaşantıları Ölçeği (OÇY), çocuklarına karşı sergiledikleri tutumları ölçmeye yönelik Anne-Baba Tutum Ölçeği-C Formu (ABTÖ-C) kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler normallik varsayımını sağladığı için parametrik karşılaştırma istatistikleri olan bağımsız gruplar için t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Kavramlar arası ilişki ise Pearson Momentler Çarpımı korelasyon katsayısı ile hesaplanmıştır. Değişkenler arasında korelasyon düzeyinin anlamlı çıkması ile basit regresyon analizi yapılmıştır. Veriler SPSS-22 Paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; ebeveynlerin olumlu çocukluk yaşantıları ile çocuk yetiştirme tutumu alt boyutu olan demokratik tutum arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Olumlu çocukluk yaşantıları demokratik tutumu yordamaktadır. Çalışma kapsamında ele alınan değişkenlerin yaşa göre yalnızca demokratik tutum alt boyutunda farklılaştığı görülmektedir. Ebeveynlerin demokratik tutum alt boyutundan aldıkları puanların ebeveyn rollerine göre anlamlı bir fark gösterdiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ebeveynlerin öğrenim düzeyi ile çocuk yetiştirme tutumu tüm alt boyutlarında anlamlı farklılaşmalar bulunmuştur. Çalışma kapsamında ele alınan değişkenlerin çocukluğun geçtiği yere göre yalnızca otoriter tutum alt boyutunda farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır.

Ana-baba tutumuEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+6
Mert Yavuz
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir biyoiktidar aygıtı olarak aile: eğitimci ebeveynler üzerine bir araştırma

Biyoiktidar, modern ulus devletlerin nüfus kontrolünde kullandıkları iktidar araçlarını ifade eden bir kavramdır ve günümüz toplumlarında, ailelerin çocukları üzerindeki etkilerini tanımlamak için de kullanılmaktadır. Araştırmanın temel amacı, aile içindeki iktidar ilişkilerinin nasıl oluştuğunu ve nasıl işlediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda kurgulanan araştırma nitel araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini amaçlı örnekleme yöntemi olan maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemi oluşturmaktadır. Bu araştırmada, bilgi ve iktidarın birbirine eklemli olması perspektifinden yola çıkarak, iktidarı mesleki bilgi ve yaşam pratikleri üzerinden üreten ve aktaran eğitimci ebeveynlerin, çocukların özneleşme süreçleri üzerindeki etkilerini incelemek önceliklidir. Araştırmacının katılımcı grubun doğal bir üyesi olarak aynı zamanda katılımcı gözlemci rolünü üstlenmesinden dolayı, eğitimci ebeveynler araştırmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Mevcut araştırma Düzce ilindeki eğitimci ebeveynler ile sınırlandırılmıştır. Araştırmanın verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılarak toplanmıştır. Veri toplama süreci ise Zoom© platformu üzerinden gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerle yürütülmüştür. Elde edilen veri setinin analizinde ise içerik analizinden yararlanılmıştır. Bu araştırmanın bulgularına göre, aile kurumu, iktidarın en temel aygıtı olarak bireylerin düşünce ve davranışlarını şekillendirir, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretir ve öznelliğin oluşumunda merkezi bir rol oynar. Bu araştırma, ailelerin her birinin özgün iktidar dinamiklerine sahip olduğunu ve aynı zamanda toplumsal iktidar ilişkilerinin üretilmesi ve sürdürülmesinde önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Özellikle öğretmen ebeveynlerin yer aldığı ailelerdeki iktidar ilişkileri üzerine daha derinlemesine çalışmalar yapılması, bu bulguları daha zengin bir perspektifle değerlendirmemize olanak sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Biyoiktidar, İktidar Aygıtı, Eğitim, Ebeveyn, Aile

Aile eğitimiAna-baba çocuk ilişkileriBiyoiktidar+3
Vehbi Arslan
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ailede çocuk haklarının uygulanma düzeyine ilişkin ebeveyn görüşleri

Bu çalışmada ailede çocuk haklarının uygulanma düzeyine ilişkin ebeveyn görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma sürecinde nicel araştırma yöntemlerinden birisi olan tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu Kastamonu iline bağlı merkez ve Taşköprü ilçelerinde öğrenim gören ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin ebeveynleri oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında pilot uygulamada 1088, asıl uygulamada 826 olmak üzere toplam 1914 ebeveyne ulaşılmıştır. Aile içerisinde ebeveynlerin çocuk haklarını uygulama düzeylerini belirlemek amacıyla kişisel bilgi formu ile yaşama, gelişim, koruma ve katılım hakkı olmak üzere dört boyuttan oluşan "Ebeveyn Çocuk Hakları Davranış Ölçeği" kullanılmıştır. Bu dört boyuta göre 17 değişkenin etkisi araştırılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22,0 istatistik programı kullanılmıştır. Veriler normal dağılım göstermediği için parametrik olmayan yöntemler kullanılmış, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre ebeveynlerin ailede çocuk haklarını uygulama düzeyi; yaşama, katılım ve koruma boyutunda çok yüksek düzeyde, gelişim boyutunda orta düzeyde olduğu görülmektedir. Toplam puanlara bakıldığında ise ebeveynlerin ailede çocuk haklarını yüksek düzeyde uyguladıkları görülmektedir. Bu sonuç ebeveynlerin gelişim hakkı hariç ailede çocuk haklarını yeteri kadar uyguladığını göstermektedir. Araştırma sonucunda ebeveynlerin ailede çocuk haklarını uygulama düzeylerini çeşitli değişkenlerin de etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

AileAile hayatıAile içi ilişkiler+5
Yakup Kesayak
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi dönemde baba katılımı ve baba çocuk ilişkilerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemde çocuğu olan babaların katılım düzeyleri ile babaların çocuklarıyla ilişkilerinin incelenmesi ve belirli değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmalarının olup olmadığını belirlemektir. Araştırmada betimsel tarama ve ilişkisel tarama modelleri kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Antalya ve Mersin il merkezlerinde ikamet eden ve okul öncesi dönemde çocuğu olan 246 babadan oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, Sımsıkı ve Şendil tarafından geliştirilen "Baba Katılımı Ölçeği", araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu", Aytaç, Çen ve Yüceol tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği" ile Dağlı ve Baysal tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Yaşam Doyumu Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS programı kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde, frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, Mann-Whitney U, Anova ve Regresyon kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre babaların katılım düzeyleri babaların yaşlarına göre anlamlı farklılık göstermektedir. Genç babaların katılım düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Babaların katılım düzeyleri, öğrenim durumları değişkenine göre anlamlı olarak farklılaşmaktadır. Yüksek öğrenim düzeyi olan babalar çocuklarının hayatına daha fazla katılmaktadır. Babaların katılım düzeyleri, babaların çalışma durumlarına göre anlamlı olarak farklılaşmaktadır. Yarı zamanlı çalışan babalar, tam zamanlı çalışan babalardan daha yüksek düzeyde katılım göstermektedir. Babaların katılım düzeyleri, çocuklarının cinsiyetlerine göre anlamlı farklılaşma göstermektedir. Yalnızca kız çocuğu olan babaların katılım düzeyleri, yalnızca erkek çocuğu olan babaların ve hem kız hem de erkek çocuğu olan babaların katılım düzeylerinden daha yüksektir. Babaların katılım düzeyleri ile medeni durumları arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığı görülmüştür. Ayrıca babaların katılım düzeyleri ile baba-çocuk ilişkisi ve babaların yaşam doyumları arasında pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda çocuklarıyla olumlu ilişkileri olan babaların, çocuklarının hayatına daha fazla katılım gösterdikleri bulunmuştur.

Baba katılımıBaba- çocuk ilişkisiEbeveyn-çocuk ilişkisi+4
Kaan Büyükceran
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Educational Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

3-6 yaş grubu çocuğu olan babaların tükenmişlik, çocuk sevme ve babalık niteliklerinin incelenmesi

Yapılan bilimsel çalışmaların ışığında; çocukların gelişim süreçlerinde sosyal-duygusal gelişimini etkileyen birçok etken olmasına rağmen aile çocuk için sosyalleşmenin temelini oluşturmaktadır. Anne-baba çocuk arasındaki bağlar doğumdan itibaren başlamakta çocuğun gelişim aşamaları boyunca devam edip süreç içerisinde gelişmektedir. Babaların aile içindeki ve çocuğun gelişimi üstündeki rolü en az anne kadar önemlidir. Bu nedenle babaların, tükenmişlik durumları, çocuğuyla geçirdikleri süre, ilgilenme biçimi, çocuğuna karşı tutumları ve babalık nitelikleri gibi değişkenler çocuğun gelişimiyle ve evdeki yaşantıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu sebeple en az anne kadar babanın da çocuğun gelişimi üzerinde olan etkisi dikkate alınarak, yapılan bu araştırma baba çocuk ilişkisini ve bunu etkileyen faktörleri ortaya koyması açısından önemlidir. Bu araştırmanın amacı, "3-6 yaş grubu çocuğu olan babaların tükenmişlik ve çocuk sevme düzeyleri ile babalık niteliklerinin çeşitli değişkenlere göre nasıldır?" sorusunu araştırmak ve aralarında yordayıcı bir ilişki olup olmadığının ortaya konmasıdır. Araştırmanın çalışma grubunu okul öncesi eğitimine devam eden 3-6 yaş grubu çocuğu olan 270 baba oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Demografik Bilgiler Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Barnett Çocuk Sevme Ölçeği ve Baba Katılım Ölçeği kullanılmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için verilerin analizinde parametrik testlerden t testi, ANOVA testi ve Regresyon kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; babaların yaşları arttıkça tükenmişlik düzeylerinde düşüş olduğu bulunmuştur. Babaların çocuk sayısı arttığında ise duygusal tükenmenin arttığı ve baba katılım düzeylerinin anlamlı bir şekilde düştüğü görülmüştür. Regresyon katsayıları incelendiğinde ise kişisel başarı ve çocuk sevme değişkenlerinin, babalık niteliklerini pozitif yönde etkileyen değişken oldukları gözlenmiştir.

Baba katılımıBaba- çocuk ilişkisiBabalık+7
Mert Sarı
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Educational Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklu kadın ve erkeklerin COVID-19 pandemi sürecinde çocuk bakımı ile ilgili yaşadıkları güçlükler ve sosyal hizmet gereksinimleri

Çocuklu kadın ve erkeklerin COVID-19 pandemi sürecinde çocuk bakımı konusunda yaşadıkları sorunları ve bunlarla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları sosyal hizmet gereksinimlerini belirlemeyi amaçlayan bu çalışmaya, 19'u kadın, 11'i erkek olmak üzere toplam 30 ebeveyn katılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kapsamında yürütülen bu çalışmada katılımcılar ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Katılımcılara, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formunda yer alan 9 soru yöneltilmiştir. Çözümlemede ilk aşama olarak betimsel analiz yapılmış ve katılımcıların öne çıkardıkları kavramlar incelenmiştir. İkinci aşamada çalışmanın tematik yapısı ortaya çıkarılmıştır. Verinin çözümlenmesinde görüşme dökümleri gruplanmış, çalışmaya ait on ana tema oluşturulmuştur. "Çalışma durumunun etkisi", "ekonomik zorlukların çocuk bakımı üzerindeki etkileri", "karantinanın/izolasyonun etkisi", "pandemi sürecinin yönetilmesi", "eğitime ara verilmesinin etkileri", "virüse yakalanmanın duygusal ve psikolojik etkisi", "pandemi sonrası döneme hazırlık", "pandeminin aile içi iletişim ve ilişkilere etkisi", "desteğe gereksinim duyulması" ve "ebeveynlerin çocuk bakımına yönelik sosyal politika ihtiyaçları" şeklindedir. Görüşmelerden elde edilen veriler, MAXQDA 2020 paket programı kullanılarak analiz edilmiş ve çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Bulgulara göre görüşme gerçekleştirilen çocuk sahibi bireylerin ifadelerinden yola çıkarak; pandemi döneminde yaşadıkları ekonomik sorunların arttığı, pandemi sürecini yönetmede yetersiz kaldıkları, kendilerinin ve çocuklarının desteklenmesine ihtiyaç duydukları, psikolojik sorunlarının ve aile içerisinde yaşanan problemlerin arttığı bilgileri elde edilmiştir. Türkiye'de kamu kurum ve kuruluşları tarafından pandemi sürecinde ailelere yönelik birçok hizmetler sunulmuştur. Yürütülen uygulama ve faaliyetler olmasına rağmen yaşanan güçlüklere ve farklı ihtiyaçlara yönelik geliştirilmeye ve güçlendirmeye açık durumlar bulunduğu, çocuk sahibi ailelerin bu konularda daha fazla desteğe gereksinim duyduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, çocuk sahibi anne ve babaların pandemi sürecinde yaşadıkları güçlükler belirlenmiş olup bunlara yönelik geliştirilebilecek sosyal hizmet gereksinimlerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pandemi, Ebeveyn, Sosyal hizmet, Aile içi iletişim

Aile içi iletişimAna-çocuk ilişkisiAnneler+7
Aylin Ulusal
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00

Related subjects