Employment
502 theses under this subject heading
Kadın istihdamındaki kariyer engelleri: Kraliçe arı sendromu
Kadınların iş hayatında yaşadığı sorunların bir nedeni de kadın yöneticilerin diğer hemcinsi olan kadın çalışanlara karşı olan tutumlarıdır. Kraliçe Arı Sendromu olarak adlandırılan bu durum, kadın yöneticiler tarafından erkek tutumlarını benimseyerek, hemcinsleriyle olan rekabetini ortadan kaldırmaya çalışarak ve cinsiyet ayrımcılıklarını görmezden gelerek kadınlara karşı kullanmaktadır. Ayrıca başarısızlığının nedenini kadınların kendilerinde aramaları ve fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmak için bireysel çaba göstermeleri gerektiğini savunurlar (Zel, 2002). Bir başka deyişle Kraliçe Arı Sendromu; kadın liderin, örgütünün en tepedeki tek iyi kadın olmayı arzu etmesi ve alt kademedeki hemcinslerinin zirveye tırmanma çabasını engelleme isteğidir (Korkmaz, 2014). Kraliçe arılar sadece hemcinslerinin hayatlarını karartmakla kalmaz, aynı zamanda sistematik olarak yetenekli olmalarını da engellemektedirler ve hatta dikkat çekici kadın adayların işe alımlarını ya da mevcut konumlarını bastırarak çalışma ortamlarına ulaşmaları sabote etmektedirler (McKoy, 2013). Bu çalışmada amaç kadınlar açısından kariyer engellerine (kraliçe arı sendromu) karşı, üst düzey yönetim kademelerine ulaşabilmesinde kullanılabilecekleri stratejileri değerlendirmektir. Anahtar Kelimeler: Kraliçe Arı Sendromu, Kariyer Engelleri, Kariyer Engellerini Aşma Stratejileri
Tükiye'de 1980 sonrası liberalleşmenin işsizlik üzerindeki etkisi
24 Ocak Kararları ile Türkiye ekonomisinde önemli bir dönüşüm süreci başlamıştır. 1980 öncesi dönemde planlı kalkınmadan beklenen kararlı bir ekonomik büyümedir ancak kalkınma planları değişen konjonktürün de etkisiyle, beklenenin aksine büyük ekonomik bunalımları beraberinde getirmiştir. Bu ekonomik bunalımlara çözüm olarak ve dünyadaki gelişmelere paralel yeni politika kararları ile 1980-88 yılları arasında dışa açılma ve 1989 sonrası finansal serbestlik süreçleri başlamıştır. Bu yeni ekonomi politikalarının pek çok makroekonomik değişkene etkisi olmuştur. Bu makroekonomik değişkenlerin en önemlilerinden bir tanesi ise işsizlik olmuştur. İşsizlik olgusu bu dönüşüm sürecinden sonra daha dikkat çeken bir boyut kazanmıştır. Bu çalışmada 1980 sonrası gerçekleşen liberalleşmenin işsizlik üzerine etkisi incelenecektir. Bu amaçla ilk olarak emek piyasası ve işsizlik ile ilgili temel yaklaşımlar ele alınacaktır. Bu temel yaklaşımlar ele alınırken konu farklı okulların görüşleri çerçevesinde değerlendirilecektir. İkinci bölümde ise 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde yaşanılan dönüşümün emek piyasasına etkisi incelenecektir. Bu bölümde ilk olarak 1980 dönüşümünün Türkiye için ne anlama geldiği kısaca anlatıldıktan sonra Türkiye'deki emek piyasasının yaşadığı değişim sendikalar, eğitim, cinsiyet ayrımcılığı ve esnek istihdam yapıları perspektiflerinden ele alınacaktır. Üçüncü bölümü oluşturan Türkiye'de işsizlik konusu incelenirken sayısal verilerden yararlanarak işsizlik konusunda Türkiye'nin Dünya ülkeleri arasındaki konumu araştırılacaktır. Çalışma genel bir değerlendirme ve Türkiye'nin işsizlik konusuna ilişkin politika önerileri ile sonuca ulaşmaya çalışacaktır. Anahtar Kelimeler: İstihdam, işsizlik, Emek Piyasası, Türkiye, Liberal Politikalar
Opinions and suggestions of the stakeholders involved in the employment process of individuals with intellectual disabilities for the employment process
The objective of this study is to evaluate the current employment policies, vocational training provided in vocational training centers, job placement process and the occupational life for individuals with intellectual disabilities by teachers, school administrators, parents, employers and individuals with intellectual disabilities who are the stakeholders involved in this process, and to determine their suggestions for the development of the process. The study was carried out in Eskişehir province with 40 participants including 10 teachers, five school administrators, nine parents, eight employers and eight individuals with intellectual disabilities. The study was designed as a descriptive study based on the qualitative research approach. The research data were obtained through semi-structured interviews. Upon analyzing the research findings, it was seen that school administrators, employers, and individuals with intellectual disabilities expressed large numbers of positive opinions and teachers expressed negative opinions on vocational training. Almost all stakeholders proposed to increase the number and diversity of workshops within the context of the development of vocational training. Although teachers and school administrators stated that they were involved in the job placement process by guiding the process, parents and employers expressed that they were not involved in the process. Stakeholders stated that İŞKUR (Turkish Employment Agency) should play a more active role in the process for the improvement of the job placement process. It is indicated that the positive and negative situations faced by individuals with intellectual disabilities in their occupational life are customer-related, and it is considered that negative situations can be prevented by the studies of raising the awareness of the public. Within the context of increasing employment, almost all subgroups state that private sector should be involved in the process by providing employment. The state is proposed to increase penalties and incentives.
Türkiye hizmet sektöründe yapısal değişim, üretkenlik ve rekabet edebilirlik
Ekonomik kalkınma ile birlikte gelişen ve değişen ekonomilerde ortaya çıkan önemli yapısal değişimlerden biri de, hizmet sektörünün genel ekonomi içerisindeki payının hem üretim hem de istihdam açısından hızla artmasıdır. Türkiye ekonomisinde de benzer bir süreç gözlenmiş ve 1960'larda %32 seviyelerinde olan hizmet sektörünün toplam ekonomi içerisindeki payı son yıllarda %64'lerin üzerine çıkmıştır. Hizmet sektöründeki bu gelişime ve değişime rağmen, özellikle hizmet sektörünün yapısı gereği ortaya çıkan ölçme sorunları Türkiye ekonomisinde hizmet sektörünün yeterince araştırılamamasına neden olmuştur. İşte bu nedenle, bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisi içerisinde hizmet sektörünün evrimini ve dinamiklerini incelemektir. Bu amaçla, öncelikle 1960-2014 yılları arası Türkiye hizmet sektörü; üretim, istihdam, üretkenlik ve dış ticaret açısından betimlenmiştir. İkinci olarak, hizmet sektörü içerisinde yapısal değişim araştırılmış ve hizmet sektöründeki yapısal değişimin, hizmet sektörü üretkenliğine etkisi ortaya konulmuştur. Son olarak Türkiye ve seçilmiş ülkelerde, hizmet sektörünün rekabet edebilirliği sabit pazar payı analizi ile incelenmiştir. Bu çalışmada Dünya Bankası'nın (WB), Dünya Kalkınma Göstergelerinden (WDI), UN Service Trade Data ve TÜİK'in hizmet sektörü ile ilgili verileri kullanılmıştır.
2001 ve 2008 finansal krizlerinin Türkiye imalat sanayiindeki 1000 büyük sanayi kuruluşunun performansına etkisi: Performans ölçütü olarak kârlılık, verimlilik, ihracat, istihdam
Türkiye imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1000 büyük sanayi kuruluşunun performans verileri aynı zamanda Türkiye ekonomisinin de genel durumunu önemli ölçüde yansıtmaktadır. Bu bağlamda çalışmamızda 1997-2014 yıllarındaki 1000 büyük sanayi kuruluşuna ait veriler çalışılarak NACE bazında toplam 24 sektör oluşturulmuş ve her bir sektördeki firmaların yıl bazında kârlılık, verimlilik, ihracat ve istihdam verilerinin ortalama reel değerleri oluşturulmuştur. İlgili veriler iki boyutlu grafikler üzerinde gösterilmiş ve 2001 ile 2008 finansal krizlerinin sektör bazında etkileri incelenmiştir. Sonuçta, yerel olarak değerlendirilebilecek 2001 krizi ile küresel olarak değerlendirilebilecek 2008 krizinden her bir sektör farklı şekilde etkilenmiş olup bazı sektörler krizlerde daha iyi performans göstermiştir. Bu çalışmada İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl yayımlanan imalat sanayiindeki 1000 büyük firmaya ait veriler kullanılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kriz, emek verimliliği, kârlılık, ihracat, istihdam, 1000 büyük firma, imalat sanayi, Türkiye.
Kadın çalışanların kariyer engelleri: Eskişehir'de bir araştırma
Günümüz bilgi çağı örgütlerinde, insan gücü ile makine gücüne dayalı üretim yerini bilgiye dayalı güce bırakmıştır. Nitelikli entelektüel sermaye birikiminin sağlayacağı rekabet avantajı ile istihdamda cinsiyete dayalı ayrımcılığın giderek etkisini yitirmesi kadınların istihdam oranlarını arttırırken kadın yönetici oranlarında aynı olumlu etkiyi yaratmamıştır. Kadınların yönetici pozisyonlarına yükselememelerinin sebepleri çeşitli örgütsel, toplumsal ve bireysel kariyer engelleri ile açıklansa da konuya ilişkin etkili bir çözüm önerisi getirilmediği için aşılamayan kariyer engelleri ile düşük kadın yönetici oranları güncelliğini koruyan bir problem alanı olmaya devam etmektedir. Araştırma, kamu sektöründe çalışan kadınların üst düzey yönetim pozisyonlarına yükselirken karşılaştıkları kariyer engellerinin varlığını tespit etmek ve boyutlarıyla açıklamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kadın çalışanlar; tarihsel süreç, kuramlar ve kariyer engelleri alt başlıklarıyla açıklanmıştır. Türkiye'de ve Dünya'da kadın yöneticilerin durumu değerlendirilmiş ve kamu sektörü incelenmiştir. Araştırma kapsamında; Eskişehir ilinde kamu sektöründe faaliyet gösteren bir eğitim kurumunda görev yapmakta olan toplamda 200 erkek ve kadın yönetici ile çalışan üzerinde yapılan anket çalışmasında elde edilen verilerin istatistiksel analiz sonuçları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, kadın katılımcıların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin algılarını içselleştirdikleri ve geleneksel bir tutum sergiledikleri bu konuda erkeklerin daha eşitlikçi bir tutum sergiledikleri tespit edilmiştir. Ayrıca ölçek boyutlarının tümüyle cinsiyet değişkeni arasında anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Kadın çalışanların, kadın yöneticilere yönelik tutum düzeylerinin olumsuz yönde olduğu tespit edilmiştir. Kadın yöneticilerin üst yönetim kademelerinde erkeksi davranışları benimsedikleri görülmüştür. Kadınların aile içi sorumluluklarından ötürü üst düzey yönetim kademelerine mesafeli durdukları ancak eğitim düzeyleri ve statüleri yükseldikçe kariyer gelişimlerine yönelik olumlu tutumlarının arttığı görülmüştür. Özellikle eğitim düzeyi düşük, bekar erkek çalışanların kadınların kariyer gelişimlerine karşı oluşturdukları olumsuz stereotipler tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kadın İstihdamı, Kadın Yöneticiler, Kariyer Engelleri, Toplumsal Cinsiyet, Çalışma Yaşamında Cinsiyet Eşitsizliği
Küreselleşmenin OECD ülkeleri üzerinde istihdama etkisi
Günümüzde bütün ülkelerin amacı ekonomik olarak gelişmek, dünyaya ayak uydurmak ve bunu sürdürmektir. Küreselleşme ülkeler arasındaki teknolojik, ekonomik ve sosyal sınırları kaldırarak dünyanın neredeyse tek bir ülkeden oluşmasını sağlamıştır. Zaman ilerledikçe gelişen teknoloji ve rekabet ülkeleri ister istemez bir etkileşim içine sürmüştür. Özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeler küreselleşme olgusunun önem kazanmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada küreselleşmenin başladığı yıllardan günümüze özellikle son dönemlerde OECD üye ülkelerindeki küreselleşmenin istihdam üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bu amaçla TUİK, OECD ve ILO verileri incelenmiş küreselleşmenin işgücü üzerindeki etkisi betimsel analiz yöntemiyle ortaya konulmuştur. Yapılan analiz sonucunda ortaya çıkan sonuçlar, bu alanda daha önce gerçekleştirilmiş ampirik çalışmalarla karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda küreselleşmenin belirtilen ülkelerdeki işgücüne hem olumlu hem de olumsuz etkileri gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, İstihdam, OECD
Exporting and employment generation: A study on Turkish manufacturing
The aim of this thesis is to analyze the impact of exports on labor demand in Turkish manufacturing industry. Firm-level production and trade data of Turkish manufacturing industry for 2003-2013 is used in the analysis. GMM (Generalized Methods of Moments) and Random Effects models were used to explore the impact of exports on labor demand. The estimations were carried out for different technology oriented industries, firm sizes, and 2-digit NACE sub-industries to check if the labor demand dynamics change. The results showed that both manufacturing exports and imports have significant and positive impact on the labor demand of the firm. The impact, on the other hand, was found to differ not only in the firms operating in different technology oriented industries but also in different sub-industries of manufacturing and the firms in different sizes. Keywords: Trade and Labor Market Interactions, Labor demand, Manufacturing Industry, Turkey.
Mikro finansman ve mikro kredinin kadın yoksulluğunu azaltmadaki rolü ve Afganistan uygulaması
Çoğu kişiye göre, mikrofinans, çok yoksul ailelerin üretici faaliyetlere girişmelerine veya çok küçük işletmelerini büyütmelerine yardımcı olmak amacıyla onlara çok küçük meblağlarda kredi (mikrokredi) açılması ve verilmesi anlamına gelir. Bu çalışmada Afganistan'da mikro finansman sistemi ve mikro kredi alan kadınlar üzerinde nitel uygulamaya yer verilmektedir. Kadınların mikro kredi aldıktan sonra yaşadıkları ekonomik, sosyal, psikolojik değişimleri anlamaya yönelik olan uygulamada görüşme tekniği kullanılmaktadır. Nitel araştırma, Afganistan'da faaliyet gören MISFA'dan kredi kullanan kadınlar ile yapılmıştır. Araştırmada görülmüştür ki mikro kredi kullanan kadınlar kredi kullanmaya başladıktan sonra sosyal ve ekonomik olarak hayatlarında olumlu bir yönde değişiklik algılamaktadır. 10 kadın da mikro kredi kullanımının özgüven, değer artışı, psikolojik yoksulluktan kurtulmak, eşlerinden bağımsız hareket edebilmesi, temel ihtiyaçlar dışındaki istek ve ihtiyaçların karşılanması, psikolojik olarak kendisini iyi hissetmek, aile bütçesine katkıda bulunabilmeleri, ekonomik olarak eşlerinden bağımsız hareket edebilmeleri ve kimseye muhtaç olmadan yaşam sürebilmeleri gibi sebeplerden dolayı aldığını belirtmiştir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluğun Azaltılması, Mikro Finansman, Mikrofinans Prensipleri, Mikro Kredi
Eğitimde yeni istihdam politikaları ve esnek çalışma ilişkileri: Eskişehir'de ücretli öğretmenler üzerine bir saha araştırması
Bu araştırmanın temel amacı, ücretli öğretmenlerin çalışma koşullarını, yaşam standartlarını, çalışma ilişkilerini ve emek süreçlerini nasıl deneyimlediklerini anlamaya ve açıklamaya çalışan sosyolojik bir analiz yapmaktır. Araştırma genel çerçevede neoliberal süreçle değişen çalışma hayatını, yeni istihdam biçimleri ve eğitimdeki esnekleştirme sürecini, eğitimin ticarileştirilmesini, bilginin ve eğitim kurumlarının piyasalaşmasını ve öğretmenlik mesleğinde yaşanan yapısal dönüşümler hakkında ücretli öğretmenlerin tutum ve görüşlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra araştırma kapsamında okul idarecilerinin ve eğitim sendikalarının yönetici görüşleri de ele alınarak konuya dair farklı bakış açıları sunulmaktadır. Bu çalışma nitel araştırma yöntemine dayalı olarak yapılmaktadır. Çalışmanın grubunu, Eskişehir'de, MEB'e bağlı okullarda esnek ve güvencesiz istihdam edilen 33 ücretli öğretmen ve 19 okul idarecisinin yanı sıra 4 eğitim sendika yöneticisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak tüm bu eğitim bileşenlerinin esnek ve güvencesiz istihdam biçimlerine yönelik görüşleri nitel veri toplama tekniklerinden görüşme tekniği ile alınmıştır. Saha çalışmasından elde veriler çerçevesinde değerlendirildiğinde, öğretmenlik mesleğindeki istihdam çeşitliliği ve yapısal dönüşümler ücretli öğretmenlerin hayatında ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki yönlerden birçok farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Ücretli öğretmenler düşük ücretle, iş güvencesizliğiyle, gelecek belirsizliğiyle, iş yoğunluğu ve düzensiz çalışma saatleri ile baş etmektedirler. Okul idarecilerine ücretli öğretmenlik istihdamı ek iş yükü getirmektedir. Ayrıca, ücretli öğretmenlik istihdamı, farklı çalışma koşulları ve sunulan kurumsal fırsatların zayıflığı nedeniyle hem öğretmenlik mesleğinin prestijinin ve çekiciliğinin azalmasına hem de aynı kurumda aynı işi yapan insanların daha kötü olanaklara sahip olmasının çalışma barışının ve kurum kültürünün oluşmasında çok büyük bir engel oluşturduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Esnek çalışma, Ücretli öğretmenlik, Güvencesizlik, Metalaşma, Proleterleşme, Eskişehir
İstihdam yaratmayan büyüme: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı; 2000'li yıllarda Türkiye ekonomisinin sergilemiş olduğu ekonomik büyüme ile birlikte gerçekleşen işsizlik oranındaki artışın incelenmesidir. Dünya ve Türkiye ekonomisinde gerçekleşen ekonomik büyüme, işsizlik ve istihdam oranları grafik ve tablolar yardımıyla analitik olarak değerlendirildi. Çalışmada Türkiye ekonomisinde istihdam yaratmayan büyümenin varlığı 2006:Q1-2018:Q4 dönemleri için RGSYİH ve işsizlik oranları kullanılarak analiz edildi. Çalışmanın birinci bölümünde ekonomik büyüme, istihdam, istihdam türleri, işsizlik ve işsizlik çeşitleri incelendi. İkinci bölümünde büyüme modelleri, istidam teorileri ve Okun Yasası anlatıldı. Daha sonra Türkiye'de ve dünya ekonomisinde gerçekleşen ekonomik büyüme ve işsizlik oranları grafik ve tablolar yardımıyla açıklandı. Ayrıca konuyla ilgili geçmişte yapılan ampirik çalışmalara da yer verildi. Üçüncü bölüme uygulamada kullanılan serilerin birim kökleri incelenerek başlandı. Durağanlığın incelenmesi amacıyla ADF ve PP testleri yapıldı. Testlerin sonucunda serilerin birinci dereceden durağan I(1) olduğu görüldü. Daha sonra Johansen Yöntemi kullanılarak eşbütünleşme analizi yapıldı ve serilerin eşbütünleşik olduğu tespit edildi. Bu seriler arasında uzun dönemli denge ilişkisi olduğunu gösterdi. Son olarak Etki Tepki ve Varyans Ayrıştırması Analizleri yapıldı. Etki tepki analizi sonucunda; işsizliğin işsizliğe tepkisi azalan oranlarda pozitiftir. LRGDP'nin işsizliğe etkisi ise, 9.döneme kadar negatif sonra ise sıfır düzeyine gelerek pozitif olmaktadır. İşsizliğin LRGDP'ye etkisinde, ilk 2 dönem negatif etki artarken daha sonra git gide azalmaktadır ve 10 dönem boyunca etkisi negatiftir. LRGDP'nin LRGDP'ye etkisi 10 dönem boyunca pozitiftir. Varyans Ayrıştıması sonucunda; işsizlikteki bir değişim büyük oranlar en fazla kendisine gelen şoklardan kaynaklanmaktadır. LRGSYİH ise, değişimde ilk dönem işsizliğin etkisi yüzde 18 iken gecikmeli olarak bu etki 3. döneme kadar artmakta ve yüzde 30'a kadar yükselmektedir.
Genç işsizliği sorunu:Türkiye-AB karşılaştırması
Eğitimli işsizlik günümüzde gençler arasında yaygınlaşan ve çözüm üretilmesi gereken önemli bir sorundur. Genel olarak işsizlik Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin değil, gelişmiş AB üyesi ülkelerin veya pek çok gelişmiş dünya ülkelerinin de en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Türkiye OECD ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında diplomalı işsizlerin yüksek düzeyde olduğu bir ülke olarak dikkat çekmektedir. Türkiye'de işsizliğin azaltılmasında eğitimin rolü büyüktür. İşsizlik sorunu için yapılan çalışmalar, işsizliği bir miktar azaltmaya yönelik adımlar atılmasını sağlasa da işsizliğin tam olarak bir çözüme kavuşturulması sağlanamamıştır. İşsizlik konusunun gündeme gelmesinin sebebi işsizliğin toplumsal ve ekonomik etkileridir. İşsizliğin özellikle topluma olan ekonomik etkisi büyük önem taşımaktadır. Bir ülkenin gelişmişlik seviyesine bakılırken değerlendirilen en önemli ölçütlerden biri de eğitimdir. Eğitim tüm ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan çalışmalar eğitim ile işsizlik arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Öyle ki eğitim, işsizlik riskini düşürerek ekonominin geneline olumlu bir katkıda bulunmaktadır. Eğitimle ilgili yanlış kararlar pek çok ciddi sonuçlara neden olabileceği gibi eğitime yapılan doğru yatırımlarda büyümeyi destekleyerek daha fazla iş potansiyeli yaratabilir. Çalışmada eğitim ile işsizlik arasındaki ilişki değerlendirilmiş olup, eğitimli genç işsizliğe neden olan faktörler ve ortaya çıkan ekonomik sosyal ve toplumsal sorunları ve bu sorunları önlemek için uygulanan ekonomi politikaları incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye ile Avrupa Birliği eğitimli işsizliğin karşılaştırmasına yer verilmiştir. ANAHTAR KELĠMELER: ĠĢsizlik, Genç ĠĢsizliği, Aktif ve Pasif Ġstihdam Politikaları.
Türkiye'de eğitim istihdam ilişkisi ve genç işsizliği sorunu
Genç işsizliği özelde ise eğitimli genç işsizliği sorunu günümüzün önemli makro ekonomik problemlerinin başında gelmektedir. Küreselleşmeyle birlikte nitelikli işgücü ekonomik gelişmenin en önemli unsuru haline gelirken, eğitim sistemine ise talep edilen nitelikte işgücü yetiştirme sorumluluğu yüklenmiştir. Eğitim ve istihdam arasındaki ilişki 1960'lı yıllarda Beşerî Sermaye Teorisi çerçevesinde şekillenmiştir. Teoriye göre eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltması, istihdamı kolaylaştırması beklenmektedir. Fakat günümüzde bazı ülkelerde eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltamadığı görülmektedir. Bu durum eğitim ve istihdam arasındaki ilişkiyi tartışmalı hale getirerek, durumun geçerliliğini ve varsa sorunun tespit edilmesini gerektirmiştir. Çalışmada Türkiye'de 1988-2020 döneminde genç işsizliğini etkilediği düşünülen temel makroekonomik göstergeler ve yükseköğretim ile genç işsizliği arasındaki ilişki ARDL sınır testi aracılığıyla incelenmiştir. Yapılan ekonometrik analizler sonucunda yükseköğretim brüt okullaşma oranı, yükseköğretim harcamalarının GSYH içerisindeki payı ve reel ekonomik büyüme ile genç işsizliğini arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Genç işsizliği ile genç işgücüne katılım oranı ve dışa açıklık arasında negatif ilişki tespit edilirken, enflasyon ile anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Genç İşsizliği, Yükseköğretim, ARDL sınır testi
COVID-19 pandemisinin kadın istihdamına etkileri: Bursa örneği
2019 yılının son çeyreğinde Çin'in Hubei eyaletine bağlı olan Wuhan şehrinde yeni ortaya çıkan COVID-19 çok kısa sürede küresel düzeyde yayılım göstererek tüm pandemiye neden olmuştur. COVID-19 pandemisi insan sağlığını tehdit etmenin yanı sıra ekonomik, sosyal, toplumsal ve psikolojik olarak birçok alanda etki göstermiştir. Devletler hastalığın yayılmasını önlemek adına bir dizi tedbirler almışlardır. Alınan bu tedbirler ülkelerin ekonomileri üzerinde bazı olumsuz sonuçları gündeme getirmiştir. COVID-19 pandemisinin en büyük ekonomik etkilerinden biri şüphesiz istihdam üzerinde olmuştur. Devletlerin aldığı tedbirler ve karantina uygulamaları sonucunda birçok işletme faaliyetlerini geçici ya da kalıcı olarak durdurmuştur. İşletmelerin yaşadığı kriz ile birlikte yaşanan işten çıkarmalar işgücü piyasası için iş ve gelir kaybı olarak geri dönmüştür. Ancak iş ve gelir kaybı erkekler ve kadınlar açısından aynı düzeyde olmamıştır. Bu tez çalışması COVID-19 pandemisinin kadın istihdamı üzerindeki etkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda COVID-19 pandemisi sürecinde kadın istihdamı ile ilgili literatür taranmış, istatistiklerle kadın istihdamı anlatılmaya çalışılmış ve Bursa ilinde COVID-19 pandemisi sürecinde işten ayrılan kadınlarla görüşme yapılarak bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırma bitiminde ulaşılan sonuç; işgücü piyasasında halen ikincil konumda olan kadınların COVID-19 pandemisi sürecinden erkeklere göre daha çok olumsuz etkilendiği olmuştur. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Pandemi, İşsizlik, İstihdam, Kadın İstihdamı
Government incentives and employment in SMEs, an econometric analysis on Turkey's manufacturing industry
From internal regional development to gaining strength in international competition, government incentives are fiscal policy tools that countries implement for many purposes. Turkey changed the focus of incentive programs in 2012 from a sectoral perspective to vanquishing regional disparities. This change brings about opportunities for new studies that could be made on the country's regions and sub-sectors. Most of the studies in the literature on the relationship between incentives and regional development deal with the data of developed countries. Studies on developing countries generally analyze the effects of public support on overall employment in the economy. Therefore, there is a gap in the literature for micro studies based on regional and sectoral differences. This study aims to add to the literature a micro data analysis on Turkish manufacturing SMEs to narrow the mentioned gap. When the performance of Turkey's new incentive program is inspected, the first thing to notice is that the Turkish manufacturing SMEs are struggling to create jobs with the help of state support. Furthermore, the objective of balancing inequalities among firms seems to be far away from being accomplished when a basic inspection is made on enterprises' yearly employment changes based on their regions and sizes. We conducted empirical analyses to obtain a more detailed picture of the relationship between firms' employment and government incentives. The dataset used in our analyses comes from the study of an independent research firm in which Turkish manufacturing SMEs were surveyed. The study's sampling is made on 10 063 respondent firms based on their sectors and regions. In addition to the variables derived from the survey study, we obtained variables from the database published by TurkStat to control for the effects of regional differences. We applied the OLS and for possible endogeneity problems IV approach to analyze the relationship between variables. Our OLS results showed a significantly positive relationship between general incentives and firms' employment. In the IV approach, we found higher coefficients between the variables. We could not find consistently significant results in OLS and IV approaches for employment incentives' effects on SMEs' employment. Lastly, our findings based on firms' sizes revealed that SMEs with 1 to 19 employees employ more people than SMEs with 20 and more employees. Additional factors that we found to be significantly effective on SME employment are firm-level characteristics: age of the firm, the capacity utilization rate of the firm, innovation, machinery level, and information technologies level of the firm.
Türkiye'de ekonomik büyümenin yapısı ve istihdam etkileri
Yüksek oranlarda işsizlik yaşanan bir ekonomide sağlanacak yüksek bir büyüme performansının işsizlik oranlarını kendiliğinden düşüreceği yönündeki genel kanı son zamanlarda sorgulanmıştır. Çünkü Türkiye ekonomisi ve dünyanın birçok ekonomisinde yaşanan yüksek oranlı büyüme, gerekli/yeterli oranda istihdam artışı yaratmamış ve bu süreç istihdamsız büyüme olarak adlandırılmıştır. Ekonomik büyüme yaşam standartlarının yükseltilmesinde anahtar rol oynayan bir makroekonomik değişken olmasının yanı sıra bu değişkenin kendisinden beklenen bir sonuç olan istihdam artışını yaratmaması büyümenin niteliğinin ve kaynaklarının tartışılmasına yol açmıştır. bu çalışmada Türkiye'de ekonomik büyümenin yapısı ve istihdam etkileri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Türkiye'de büyümenin istihdam etkilerinin incelenmesi için kullanılan yöntem Granger nedensellik analizi ve Johansen eş bütünleşme analizidir. 2000-2021 dönemi için uygulanan ekonometrik model sayesinde Türkiye ekonomisinde büyüme ve istihdam arasındaki ilişki ampirik olarak incelenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre iktisadi büyümeden istihdama ve istihdamdan ekonomik büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir. Türkiye ekonomisinde 2000-2021 dönemi için ekonomik büyüme ve istihdam arasında ilişki gözlenmese de birinci bölümde hesaplanan istihdam esnekliği oranları Türkiye'de 2000,2002,2003,2004,2019 ve 2020 dönemleri için büyümenin istihdam yaratmadığını ortaya koymuştur.
AB entegrasyonu sürecinde Türkiye'nin sosyal politikasındaki dönüşüm ve uyum analizi
Ekonomik bir birlik olma fikrinden yola çıkan, zamanla siyasi ve kültürel bir birlik haline gelen AB, genişleyerek ?çeşitlilik içinde birlik, birlik içinde farklılık? sloganıyla entegrasyonu derinleştirme çabası içerisine girmiştir. Sözü geçen derinleşmenin ve toplumsal boyutun vurgulandığı en önemli politikalar, hiç kuşkusuz sosyal politikalardır. 2005 sonu itibarıyla üyelik müzakerelerini başlatan Türkiye'de AB Komisyonunun yayımladığı Katılım Ortaklığı Belgesine Ulusal Programı ile cevap vermiş, kısa ve orta vadede yapacağı reformları taahhüt altına almıştır. Sosyal politika uyumunun en temel kriteri olan Maastricht Kriterleri önemli ölçüde gerçekleştirilmiş, özellikle çalışma hayatı, ILO Sözleşmesi başta olmak üzere, yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır.Toplumun genel durumuna yönelik sosyal ilişkilerin bütünü olan sosyal politika; toplumda sosyal barış, adalet, sosyal denge ve yaşama koşullarının iyileştirilmesine yönelik devletlerin sosyal sorumluluğunu oluşturur. AB'de sosyal politikalar, ekonomik ve sosyal hedefler ile beraberce yürütülür. Sosyal politikalar yaşama koşullarının iyileştirilmesi, sosyal denge, sosyal adalet, sosyal refah, demokrasi ve insan hakları ile Avrupa Toplum Modelinin değerlerini yansıtır. AB sosyal politikası sadece müktesebat ile sınırlı kalmayıp Avrupa Sosyal Modelinin dayanaklarını, sendikal hakları da kapsar. AB'ne üye olmak isteyen Türkiye'nin sosyal politikalarının Birliğe uyumlu olması, Türkiye'nin de sosyal durumunda iyileştirme sağlayacak, Türkiye'nin önemli toplumsal problemlerin çözümü içinde destek yaratacaktır. Türkiye bu yönde çeşitli mevzuatlarında değişiklikler yaparak, yeni mevzuatlar getirerek, Anayasa değişiklikleri ve uyum programları ile çalışmalarını yoğunlaştırmaktadır.Bu bağlamda çalışma, AB sosyal politikalarını tüm detayları ile sosyo-politik bir analize tabi tutmakta ve Türkiye'nin bu politika alanı ile ilgili fotoğrafını çekerek, üyelik sürecinde sosyal politikanın kapsamına giren alanlarda gözlemlene değişim ve dönüşümü karşılaştırmalı olarak sunmayı hedeflemektedir. Siyasi ve hukuki entegrasyon tartışmaları, tabiatıyla, çalışmanın dışında tutulmuştur.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam üzerine etkisi: 1970-2005 Türkiye üzerine bir uygulama
Günümüzde gelişmekte olan ülkelerin temel hedefi; kendi ekonomik göstergeleri ile kalkınmayı sağlamak, böylece gelişmiş ülkeler seviyesine gelerek varlıklarını sürdürmeyi amaçlamaktır. Kalkınma; düzenli yatırım, istikrarlı enflasyon yapısı ve ülkedeki işsizlik problemlerinin çözülmesiyle, yani istihdam faktörüyle sağlanabilir. Gelişmekte olan ülkelerde yüksek enflasyon, yüksek faiz, mali kaynak sıkıntıları kişileri ve kurumları çözüm arayışlarına yönlendirmiş, dışa açılma ve pazar arayışları ile birlikte yeni ekonomik alanlar bulunmaya, yatırımlar ile birlikte küresel bazda yüksek kazançlar oluşturulmaya yönelmiştir. Küreselleşen dünya düzeninde yerel şirketlerin yerini dünya şirketleri almış, dünya ortak bir Pazar haline gelmiş, şirketlerde bu pazarda yerlerini alma gayretine girmişlerdir. Küreselleşme ile birlikte yabancı sermaye yatırımlarının önemi artmıştır; bununla beraber doğrudan yabancı yatırımlarının avantajları ve dezavantajları tartışılmaya başlanmıştır.Doğrudan yabancı yatırımlarının avantaj ve dezavantajları üzerine tartışmalar yaşansa da yabancı sermaye yatırımları sürekli olarak artmaktadır. Günümüzde, az gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerde, doğrudan yabancı yatırımları finansal ve ekonomik hayatın önemli bir temel taşı olmuştur. Bu çalışmada doğrudan yabancı yatırımlarının çeşitleri, avantaj ve dezavantajları araştırılmaya çalışılmış, ülke ekonomileri üzerine etkileri özetlenmiştir.Araştırmamızın birinci bölümünde Doğrudan yabancı yatırımları'nın tanımı, kapsamı, teorileri, belirleyicileri ve etkilerinin incelemesi yapılmış, Türkiye'deki Doğrudan yatırımların tarihçesi üzerine kısa olarak değinilmiştir.İkinci bölümde İstihdam kavramı açıklanmaya çalışılmış, istihdam teorilerine ve türlerine değinilmiş, Türkiye'deki gelişimine ve genel görünümüne kısaca yer verilmiştir.Üçüncü bölüm ve son bölümde 1970-2005 yılları arasında Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırımlarının istihdam üzerinde her hangi bir etki yaratıp yaratmadığı test edilmiştir. Çalışmada en küçük kareler yöntemi uygulanmıştır. İstihdam ve gayri safi milli hâsıladan, doğrudan yabancı yatırımlara doğru bir pozitif etkiye rastlanmıştır
İstihdam politikaları ve işsizliğin yapısal analizi: Türkiye örneği
İstihdam ve işsizlik konusu iktisat kuramında üzerinde en fazla durulan konulardan biridir. Özellikle de 1929 büyük bunalımından sonra hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya kaldığı öncelikli bir sorun haline gelmiştir. Bu süreçte işsizliğin ulaştığı boyut, iktisat kuramında çözüme ilişkin farklı istihdam ve işsizlik teorilerini artırmakla birlikte, bu konu üzerinde yürütülen tartışmalar hala yoğun bir biçimde sürmektedir.İşsizlik Türkiye'nin gündemindeki en önemli sorunlar arasında bulunmaktadır. Son yıllarda yaşanan ekonomik ve sosyal olaylar yaşadığımız işsizlik sorununu biraz daha artırarak, mutlaka çözülmesi gereken öncelikli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.Çalışmamızda, Türkiye'de işsizlik ve eksik istihdam sorunu ampirik analizlerle ilişkilendirilerek, işsizlik olgusunun ekonomideki yapısal sorunlar ile ilişkisine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Bu ilişkiyi ampirik olarak analiz etmek için 1990 yılı sonrası veriler kullanılmış ve ortaya konulan modeller panel veri tekniği ile açıklanmaya çalışılmıştır.Yapılan analiz sonuçlarına göre, ücretler ve verimliliğin istihdam üzerinde negatif bir etki yarattığı, yatırım teşviklerinin ise istihdam üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu bulgularına ulaşılmıştır.Ekonomik büyüme ile istihdam arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için yapılan analizde ise, ekonomik büyümenin istihdam üzerinde pozitif bir etkinin olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Atipik istihdamda örgüt iklimi ve örgütsel bağlılık ilişkisi
Son yıllarda küreselleşme, teknolojik gelişmeler, artan rekabet ve hızla değişen dünya düzeni örgütlerin yapısında ve yönetim anlayışlarında önemli değişimleri beraberinde getirmektedir. Ekonomik sınırların tümüyle ortadan kalktığı dünya pazarlarında yoğun rekabet baskıları, örgütlerin faaliyetlerinde sürekli yenilik yapmalarını, gelişmeleri takip etmelerini ve bu gelişmelere uyum sağlamalarını zorunlu kılmaktadır. Son otuz yılın ekonomik yeniden yapılanma süreci, işgücü piyasalarında önemli değişimleri beraberinde getirmekte, esnek istihdam biçimlerine diğer bir ifadeyle ?atipik istihdama? neden olmaktadır. Yoğun rekabet baskısı altındaki örgütleri geleceğe taşımada etkin rol oynayan, örgütün hedef ve değerlerini benimseyen, örgüt için beklentilerin üstünde çaba sarf eden nitelikli işgörenlere olan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Atipik istihdam biçimiyle çalışan işgörenlerin, örgütsel başarıdaki katkılarının belirlenmesi bu işgörenlerin örgütsel bağlılık düzeylerinin bilinmesiyle mümkündür.Örgütsel bağlılık, çalışanın örgüt ile ilişkisini niteleyen psikolojik bir durumdur ve örgüte üyeliğinin devamı konusunda büyük bir etkiye sahiptir. Örgüt üyelerinin çoğunluğunca algılanabilen ve örgüte belirli bir kimlik kazandıran örgütsel iklim kavramı örgütte insan davranışını açıklamada oldukça önemli bir değişken olup, iş tatmini, performans, örgütsel bağlılık ve iş bırakma gibi örgüt için çeşitli sonuçlar doğuran davranışların nedenlerindendir. Bu nedenle, araştırmada, atipik istihdam biçimiyle çalışan işgörenlerin örgüt iklimi algısı ile örgütsel bağlılık düzeyleri arasındaki ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri, İstanbul İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'ne bağlı kuruluşlarda, atipik istihdam türlerinden olan taşeron uygulaması ile istihdam edilen bakım elemanlarına, uygulanan anket yöntemi ile sağlanmıştır. Uygulanan istatistiksel analiz ve testler sonucunda elde edilen bulgulardan hareketle, örgüt iklimi ile örgütsel bağlılık arasında pozitif ilişki belirlenmiştir.
Küçük ve orta büyüklükteki işletmelere sağlanan devlet teşvik belgelerinin üretim ve istihdam üzerindeki etkisi Türkiye uygulaması-
KOBİ'ler esnek yapıları ve üstlenmiş oldukları roller nedeniyle birçok araştırmacı tarafından incelenmeye alınmıştır. Çalışmaların genelinde KOBİ'lerin finansman sorununa değinilmiş ve çözüm yolları üretilmeye çalışılmıştır.Devletler ekonomik sosyal ve bölgesel kalkınmanın sağlanabilmesi, bölgeler arasındaki refah düzeyindeki farklılıkların giderilebilmesi, dış ticarette rekabetin arttırılabilmesi, ekonomik büyümenin sağlanması ve işsizliğin azaltılması için teşvik tedbirleri uygulamaktadır.Bu çalışmada devlet tarafından verilen teşvik belgelerinin üretim ve istihdam üzerindeki etkileri incelenmiş ve 2000 ? 2009 yılları arasındaki Devlet Teşvik Belgeleri ile verilmesi amaçlanan Yatırım Teşvik Miktarı ve yaratılan İstihdam Sayıları, GSYİH ve İstihdam verilerine ulaşılarak korelasyon analizi tekniği ile aralarındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır.Birinci bölümde, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler ve Yatırım Teşvik Belgesi kavramları üzerinde durulmuş, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin tarihi gelişimi üzerinde durulmuş KOBİ'lerin ekonomi içindeki yerine değinilmiştir. İkinci Bölümde, yatırım, istihdam ve GSYİH kavramları üzerinde durulmuş ve birbirleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Hazine, Türkiye İstatistik Kurumu, OECD, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın resmi internet sayfaları üzerinde yer alan veri sayfalarından sağlanan Yatırım Teşvik Belgesi, İstihdam, GSYİH verileri açıklanmaya çalışılmış, SPSS Programı üzerinde analiz edilerek aralarındaki ilişki incelenmeye çalışılmıştır. Son bölümde çalışma sırasında karşılaşılan sorunlar ile analiz sonuçları açıklanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla, KOBİ, İstihdam, Yatırım Teşvik Belgesi
Geçiş ekonomilerinde sektörel büyüme ve sektörel istihdamın yabancı banka girişlerine etkisini belirlemeye yönelik bir uygulama (1990-2010)
Dünya ekonomilerinde yabancı sahipliği bankacılık sisteminde de kendini göstermiştir. İstikrarlı bir ekonomi için güçlü ve rekabetçi bir bankacılık sistemi gereklidir. Geçiş ekonomilerinin bankacılık sektörünün gelişiminde yabancı bankalar önemli bir rol almıştır. Bu çalışma; geçiş ekonomilerinde sektörsel büyüme ve istihdam değişkenlerinin yabancı banka girişlerine etkisini araştırmaktadır. Bu çalışmanın farkı; yabancı banka girişlerinin belirleyicilerinden olan Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYİH) ve istihdam değişkenlerinin sektörsel biçimde incelenmesidir. Bu çerçevede yabancı banka girişlerinin belirleyicileri arasında; tarım, sanayi ve hizmetler sektörü GSYİH ve istihdam büyümeleri farklı iki modele dâhil edilmiştir.Çalışmada 27 geçiş ekonomisinin 1990-2010 döneminde Panel Veri Analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre kontrol değişkenleri; şehirleşme büyüme oranı, toplam nüfus büyüme oranı, kişi başına düşen kredi miktarı ve doğrudan yabancı yatırımın GSYİH içindeki payı pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar vermiştir. Bununla birlikte; toplam krediler içindeki yerine getirilmeyen kredilerin payı ve enflasyon oranları yabancı banka girişleri üzerinde negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar vermiştir. Sadece döviz kurları istatistiksel olarak anlamsız sonuçlar vermiştir. Sanayi sektörü GSYİH büyümesi, hizmetler sektörü GSYİH büyümesi, sanayi sektörü istihdam büyümesi ve hizmetler sektörü istihdam büyümesi değişkenlerinin yabancı banka girişleri üzerinde pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmuştur. Diğer taraftan; tarım sektörü GSYİH ve tarım sektörü istihdam değişkenlerinin yabancı banka girişleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunamamıştır.Anahtar Kelimeler: Yabancı Bankalar, Geçiş Ekonomileri, Yabancı Sahipliği, Sektörsel Büyüme, Sektörsel İstihdam
Türkiye'de finansal krizlerin istihdama etkisi
Finansal kriz, ekonomik sistemdeki ani dalgalanmalar sonucu meydana gelen ekonomik darboğazdır. Krizler, tüm toplumlar için büyük sorunlara neden olan olgulardır. Öyle ki, kriz yaşayan ülkelerde hem maddi, hem de sosyal birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Özellikle, 1990'lı yılların başından itibaren küreselleşmenin etkisiyle, ülkelerin ekonomik ilişkileri artmıştır. Ülkeler ekonomik olarak birbirlerine bağlı hale gelmişlerdir. Küreselleşmenin etkisiyle, krizlerin boyutları da değişmiştir. Ülkelerin etkileşimleri yüzünden kriz, ekonomik bağlantısı olan ülkeleri de etkilemiştir. Bununla birlikte kriz hızla diğer ülkelere yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. Ekonomistler, krizleri incelediğinde zaman her krizin nedenin farklı olduğunu görmüşler. Birinci, ikinci ve üçüncü kuşak (nesil) kriz modelleriyle de krizleri açıklamaya çalışmışlardır. Finansal krizlerin ülke ekonomilerine birçok olumsuz etkisi vardır. Örneğin, GSMH düşer, ekonomi küçülür, ülke para birimi değer kaybeder, ülkenin kırılganlığı artar, işsizlik artar. Bu etkilere daha birçok olumsuz faktör eklenebilir. Türkiye gerek ülke sorunlarından kaynaklanan, gerekse dünyada çıkan krizler nedeniyle, ekonomik ve sosyal olarak ağır yaralar almıştır. 1960 yılına kadar işsizlik sorunu yaşamayan Türkiye, bu yıldan itibaren 2000 yılına kadar işsizlik oranı hep iki haneli olan ülke konumuna gelmiştir. 2000'li yılların başında %6,5 olan işsizlik oranı 2000 ve 2001 krizleriyle birlikte yeniden artmıştır. Daha sonraki yıllarda toparlanan ekonomi sayesinde işsizlik azalma eğilimine girmiş, fakat 2008 Mali kriziyle yeniden artmıştır. 2015 yılında ise işsizlik oranı % 11,3 seviyelerinde seyretmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kriz, Küresel Kriz, Türkiye'de Yaşanan Krizler, Ekonomik Kriz Modelleri, İstihdam, İşsizlik
Sosyal yardımda yeni bir yaklaşım olarak şartlı sosyal yardım: Sosyal yardım-istihdam bağlantısının etkinleştirilmesi programı 2014 yılı Türkiye uygulaması üzerine bir araştırma
Dünyada yoksulluk olgusu ve yoksullukla mücadele, küreselleşme sonrasında daha da artan gelir dağılımı adaletsizliği ile birlikte bugün için çoğu dünya devletinin önemle eğildiği konuların başında gelmektedir. Klasik (karşılıksız) sosyal yardım uygulamaları nedeniyle oluştuğu iddia edilen bağımlılık kültürünü kırmak, sosyal yardım harcamalarını katma değerini artırarak sosyal yardımı daha verimli şekilde kullanmak üzere son 50 yıldır dünyada ve son 15 yıldır Türkiye'de ilgi çeken ''şartlı'' sosyal yardım uygulamaları, yeni ve değerlendirilmeye değer bir kavram olarak dikkat çekmektedir. 2014 yılında Türkiye'de uygulamasına başlanılan ''Sosyal Yardım-İstihdam Bağlanlantısının Etkinleştirilmesi Programı'', şartlı sosyal yardım uygulamasının en yeni örneklerinden birisi olarak Türkiye kamusal sosyal yardım sisteminin gelecek yıllarda alacağı şekle dair önemli ipuçlarını barındırmaktadır. 2014 yılı Türkiye uygulaması çerçevesinde ele alınan şartlı sosyal yardım uygulamalarının dünyada ve Türkiye'de gelişimi konusu, bugüne kadar akademik çevrelerce irdelenmeyen yeni bir uygulama ve hizmet sunumu olarak Türkiye sosyal yardım yaklaşımına yönelik etki ve katkılarıyla tez içeriğinde irdelenmiş, tezin sonuç kısmında, programı daha etkin ve verimli kılacak önerilere yer verilmiştir.