Fatigue
258 theses under this subject heading
Eritrosit transfüzyonu alan hastaların yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve disiplinler arası kan transfüzyon pratiği farklılıklarının araştırılması
Çalışmamızda disiplinler arası kan transfüzyonu pratiği farklılıklarının ortaya konması, transfüzyon öncesi yaşam kalitesinin disiplinler arasındaki farklılığının gösterilmesi, transfüzyonun yorgunluk üzerine etkisinin her disiplin için ayrı ayrı ortaya konması ve eritrosit süspansiyonu transfüzyonu (EST)'nun etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Mayıs 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Tekirdağ ilinde bulunan üniversite hastanesinde EST alan 60 hasta ile yürütülmüştür. Veriler Genel Bilgi Formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form-36 (Short Form-36:SF-36), Yorgunluk Şiddet Ölçeği (The Fatigue Severity Scale:FSS:YŞÖ), hasta dosyası ve araştırmacının kendi gözlemleriyle elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodların (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) yanında, t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis, One Way ANOVA ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler yapılırken p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bütün hastalar ele alındığında eritrosit süspansiyonu transfüzyonu öncesi hemoglobin (hgb)değeri 7,98±1,25 g/dL olarak bulunmuş olsa da disiplinler arasında farklı idi. (p<0,05). Eritrosit transfüzyonu alacak olan hastaların tamamında transfüzyon öncesi yaşam kalitesi tüm alt boyutlarda düşük bulunmuştur. Eritrosit transfüzyonu alan hastaların transfüzyon öncesi ve sonrasında yorgunluklarını değerlendirdiğimizde; transfüzyon öncesi en fazla 6,31±0,80 puan ortalaması ile onkoloji hastalarının yorgun olduğu görülmüştür. Disiplinler arası transfüzyon pratiği farklılıklarına bakıldığında; transfüzyonların %90'ı periferik yoldan uygulanmıştır. Hastaların %35'inden kan transfüzyon onam formu alınmasına rağmen yalnızca %13,3'ü alına onamın farkındadır. Transfüzyon başladıktan sonra ilk 15 dk boyunca hastaların %48,3'ünde hayati bulgular takibi yapılmamıştır. Çalışmaya katılan hastaların %8,4'ünde kan transfüzyon reaksiyonu gelişmiştir. Transfüzyon formlarının %43,3'ü eksik doldurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Eritrosit Transfüzyonu, Anemi, Yaşam Kalitesi, Yorgunluk
COVID-19 pandemisinin yoğun bakım hemşirelerinde yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisi
Bu çalışma Covid-19 pandemisinin yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi pandemi yoğun bakımlarında çalışan ve araştırmamıza katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hemşire ile yapıldı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, İş Yükü Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak online anket uygulaması şeklinde toplandı. Çalışma verileri NCSS (Number Cruncher Statistical System) kullanılarak ortalama, standart sapma, frekans, Student t Test, Mann Whitney U testi, One-way Anova Test, Kruskal Wallis test, Pearson ve Spearman's Korelasyonları ile istatistiksel analiz yapıldı. Hemşirelerin yaş ortalaması 26,84±4,51 olup %71,2'si kadın, %90'ı bekar ve %80,8'i lisans mezunudur. Hemşirelerin %83,2'si Covid (+) veya şüpheli hastalara bakarken bulaş korkusu, %91,2'si Covid (+) olması durumunda ailesine taşıma korkusu yaşamış olup kişisel koruyucu ekipman giyme zorunluluğu %96,8'inin işini zorlaştırmıştır. Hemşirelerin %31.2'si Covid sürecinde Covid-19 (+) olmuştur. Algılanan stres ölçeği toplam puanı 23,35±5,44, iş yükü ölçeği toplam puanı 37,34±7,45, Piper yorgunluk ölçeği toplam puanı 7,43±1,51 olarak bulunmuştur. Araştırmamızda işinden ayrılmayı düşünen hemşirelerin algılanan stres puanları daha yüksek bulundu. Covid-19 hastalarına bakarken bulaş korkusu yaşayan hemşirelerde iş yükü puanları daha yüksekti. Çalışma saatlerinden memnun olan ve dinlenme için özel zaman ayırabilen hemşirelerin Piper yorgunluk ölçeği puanları daha düşük bulundu. Algılanan stres puanı yüksek olan hemşirelerin iş yükününün de daha yüksek olduğu ve algılanan stres puanı ve iş yükü puanı yüksek olan hemşirelerin daha yorgun olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda Covid-19 pandemisinin hemşireleri yorgunluk, stres ve iş yükü açısından olumsuz etkilediği sonucuna ulaşıldı.
Ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi
Bu çalışma, ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 25-45 yaş arası, 30 ön diz ağrılı ve diz ağrısı olmayan 30 sağlıklı birey olmak üzere toplam 60 katılımcı dâhil edildi. Ağrı düzeyinin belirlenmesinde Visual Analog Skalası, uyku kalitesinin tanımlanmasında Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, yorgunluk düzeyi için Checklist Individual Strength Ölçeği, depresyon düzeyinin saptanmasında Beck Depresyon Ölçeği ve yaşam kalitesinin belirlenmesinde Nottingham Sağlık Profili Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda ön diz ağrısının kadınlarda görülme oranı daha yüksek bulundu (%63,3). Ön diz ağrılı grup katılımcılarının omuz, kalça, ayak ve ayak arkı postürlerinde hafif düzeyde bozukluk saptandı ve gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,001). Çalışma grubunda öznel uyku kalitesinin daha kötü, uykuya dalma süresinin daha uzun, uyku ve gündüz işlev bozukluğunun daha belirgin olduğu saptandı. Gruplar depresyon düzeyi bakımından karşılaştırıldığında çalışma grubunda elde edilen puanların kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu (p=0,001); yorgunluk değişkeni bakımından karşılaştırıldığında çalışma grubunda sübjektif yorgunluk, konsantrasyonda azalma, motivasyonda azalma ve fiziksel aktivitede azalma alt parametrelerinin ortalama puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Çalışma grubunda yaşam kalitesi kontrol grubuna göre daha düşük ve enerji, ağrı, duygusal reaksiyonlar, uyku, sosyal izolasyon ve fiziksel hareketlilik gibi yaşam kalitesi alt ölçeklerinin ortalama puanları çalışma grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,001). Bu çalışma ile ön diz ağrılı olgularda ağrının uyku, yorgunluk, depresyon düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerine olumsuz yönde etkisi olduğu sonucuna varıldı.
Akut koroner sendrom tanılı bireylerin uyku kalitesi, yorgunluk, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, akut koroner sendrom (AKS) tanılı hastaların AKS tanısı ile hastaneye yatmadan önce son bir hafta içindeki uyku kalitesi, yorgunluk, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeylerini belirlemek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Araştırmanın evrenini hastane acil servisine başvurup AKS tanısı alan hastalar oluşturdu. Çalışmaya AKS tanılı 42 hasta ve 42 sağlıklı birey dahil edildi. Yaşam kalitesi, MacNew Kalp Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Anketi (MacNew); fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-KF); anksiyete ve depresyon durumu, Hastane Anksiyete Depresyon Skalası (HADS); uyku problemleri, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ); yorgunluk semptomu, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda AKS tanılı hastalar ile kontrol grubunun; Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formunun (UFAA-KF) tüm alt parametreleri ve toplam MET değerleri benzerdi (p>0,05). Ancak AKS grubunun düzenli fiziksel aktivite yapma alışkanlığı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,05). AKS tanılı hastaların; MacNew anketine ait tüm puanları kontrol grubundan daha düşüktü ve yaşam kalitelerinde azalma olduğu saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda HADS anksiyete ve depresyon puanlarının AKS grubundan daha düşük olduğu bulundu (p<0,001). PUKİ sonuçlarına göre AKS grubunda; öznel uyku kalitesi, uyku latansı, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği ve uyku bozukluğu daha kötü; uyku ilacı kullanımı ile gündüz işlev bozukluğu daha belirgindi (p<0,05). YŞÖ puanları dikkate alındığında; yorgunluğun AKS tanılı hastalarda sağlıklı kontrollerden daha fazla olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak; AKS tanılı hastalarda yaşanan AKS olayından önce yakın dönemde uyku kalitesinde bozulma, yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomları ortaya çıktığı ve yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilendiği saptandı. Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom; Depresyon; Yaşam kalitesi; Yorgunluk; Uyku kalitesi
Kronik obstrüktif akciğer hastalarında (KOAH) pandemi sürecinde depresyon, anksiyete, fiziksel aktivite düzeyi ve yorgunluk düzeyinin etkileri
Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde depresyon, anksiyete, fiziksel aktivite ve yorgunluk düzeyini belirlemek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Araştırmanın evrenini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğinde KOAH tanısı ile izlenen hastalar oluşturdu. Çalışmaya KOAH tanılı 20 hasta ve 21 sağlıklı birey dahil edildi. Depresyon, Beck Depresyon Ölçeği; anksiyete, Beck Anksiyete Ölçeği; yorgunluk semptomu, Yorgunluk Şiddet Ölçeği; fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi UFAA kısa form (International Physical Activity Questionnaire IPAQ) testi ile değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizlerin sonuçlarına göre; KOAH tanılı hastaların Beck Depresyon Ölçek (BDÖ) puanlarının kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) puanları yönünden KOAH tanılı hastalar ile sağlıklı kontrol grubu benzerdi (p>0,05). Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) skorlarının KOAH grubunda anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formunun (UFAA-KF) oturma süresi dışındaki tüm alt parametre MET değerleri benzerdi. Ancak KOAH tanılı hastaların oturma süresi, kontrol grubunda anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak KOAH tanılı hastalarda pandemi sürecinde yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomlarının daha yoğun yaşandığı saptandı.
Pandemi dönemi sağlık çalışanlarında uyku yorgunluk depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma pandemi döneminde sağlık çalışanlarında uyku, yorgunluk, depresyon ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek ve sağlık çalışanı olmayan meslek grubuyla karşılaştırmak amacıyla planlandı. Çalışma Aralık 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında COVİD-19 ünitelerinde görev alan 36 sağlık çalışanı, COVİD-19 ünitelerinde yer almayan 38 sağlık çalışanları ve üniversite kadrosunda yer alan 36 akademisyen olmak üzere toplam 110 katılımcıyla gerçekleştirildi. Uyku kalitesi, Pittsburgh Uyku Kalite indeksi (PUKİ), yorgunluk Yorgunluk Etki Ölçeği, depresyon Beck Depresyon Envanteri ve yaşam kalitesi Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS 25.0 paket programı kullanıldı. İstatistiksel analizler sonucunda katılımcıların; %58,2'si kadın ortalama çalışma süresi 7,2 yıl, ortalama yaş 31,3 yıl ve ortalama VKİ 23,8 iken %59,1'i COVİD-19 hastalığı geçirmedi ve %88,2'sinin kronik bir hastalığı yoktur. PUKİ anketinin öznel uyku kalitesi, uyku latensi, alışılmış uyku, uyku bozukluğu uyku ilacı kullanımı ve gündüz işlev bozukluğu alt parametrelerinde anlamlı bir fark ortaya çıkmazken (p>0,05); uyku süresi alt bileşeninde anlamlı fark ortaya çıktı buradaki anlamlı farkın üniversiteden çalışmaya katılan akademisyenler ve COVİD-19 ünitelerinde görev yapmakta olan sağlık çalışanlarında ortaya çıktığı ve COVİD-19 ünitelerinde görev alan personellerin ortalama uyku süresi skoru üniversitedeki akademisyenlere göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0,05). Yorgunluk etki ölçeği toplam skoru ve alt bileşenlerinde her üç grup arasında anlamlı düzeyde fark olmadığı (p>0,05), Beck depresyon envanteri toplam skoru ve sınıflandırmasında (p>0,05), SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinde fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, enerji ve ağrı alt parametrelerinde ortalama skor bulgularında istatistiksel açıdan anlamlı fark çıkmadı (p>0,05); fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık sosyal işlevsellik ve genel sağlık alt bileşenlerinde anlamlı bir fark bulundu ve üniversitede bulunan akademisyenlerin ortalama skoru diğer iki gruba göre daha yüksek olduğu sağlık çalışanlarının yaşam kalitesi akademisyenlere göre fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık sosyal işlevsellik ve genel sağlık alt parametrelerinin daha düşük olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak hem COVİD-19 ünitelerinde görev alan sağlık personelleri hem de COVİD-19 ünitelerinde görev almayan sağlık personellerinin araştırmadaki diğer çalışma grubuna göre daha yüksek derecede etkilendiği ve uyku süresi, fiziksel fonksiyon, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik ve genel sağlık parametrelerinde anlamlı derecede fark olduğu, pandemide sağlık çalışanları uyku, yorgunlk, depresyon ve yaşam kalitesi açısından diğer çalışma grubuna göre daha yüksek derecede etkilendiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: COVİD-19; pandemi; sağlık çalışanları; akademisyen.
Erişkin immün yetmezlik hastalarının işlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırılması kapsamında değerlendirilmesi
Primer immün yetmezlik, immün sistemin hücresel/moleküler bileşenlerinde niteliksel/niceliksel eksiklikler sebebiyle meydana gelen klinik, genetik ve immünolojik bakımdan farklılık gösteren bir hastalık grubudur. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması (ICF) bireylerin sağlık durumlarını ve günlük yaşamlarındaki engelleri biyopsikososyal açıdan tanımlayan bir sınıflandırmadır. Çalışmamızın amacı; erişkin immün yetmezlik (İY) hastalarının vücut yapı ve fonksiyon, aktivite ve katılım kısıtlılıklarını ICF çerçevesinde değerlendirmek ve vücut yapı fonksiyon, aktivite ve katılım limitasyonlarını sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktı. İkincil amacımız ise; erişkin İY hastalarında vücut yapı fonksiyon, aktivite ve katılım kısıtlılıkları arasındaki ilişkileri değerlendirmekti. Çalışmaya 20 erişkin İY tanılı hasta ve 20 sağlıklı birey dahil edildi. ICF b alanı (vücut fonksiyonları): el kavrama kuvveti, bir dakika otur-kalk testi (1STS), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PSQI), Yorgunluk Şiddet Ölçeği (FSS), Kısa-Form 36 Anketi (SF-36); s alanı (vücut yapıları): Corbin postür analizi ve biyoelektriksel impedans analizi ile vücut kompozisyonu; d alanı (aktivite ve katılım): Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Lawton Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Skalası (IADL) ve e alanı (çevresel faktörler) değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda erişkin İY tanılı hastaların sağlıklı bireylere göre 1 STS skoru ve dominant el kavrama kuvvetinin anlamlı olarak azaldığı (p<0,001), egzersiz sırasında daha yüksek dispne (p=0,016), genel ve bacak yorgunluğu algılamalarının (p<0,001) olduğu, FSS skorlarının anlamlı olarak daha yüksek (p<0,001) ve IPAQ-toplam skorlarının benzer (p=0,901) olduğu bulundu. Aynı zamanda erişkin İY tanılı hastalarda ve sağlıklı kişilerde Corbin postür puanı benzerken (p=0,802); vücut yağ oranı daha düşük (p<0,001), visseral yağ oranı (p=0,758) ve kas kütlesi (p=0,865) benzer bulundu. Erişkin İY tanılı hastalarda IADL skalası puanı sağlıklı kişilere göre daha düşük bulunurken (p=0,007); SF-36 fiziksel (p<0,001) ve emosyonel limitasyon (p=0,005), fiziksel ve sosyal fonksiyon, genel sağlık (p<0,001) puanları belirgin şekilde daha düşük ve PSQI toplam skoru (p=0,027) ise daha yüksekti. 1 STS skoru ile IADL skalası puanı arasında pozitif (rho=0,576) yönde bir ilişki bulundu. SF-36-sosyal fonksiyon puanı; PSQI-uyku bozukluğu (rho=- 0,520) ve FSS skoru (rho=-0,746) arasında negatif yönde; SF-36-fiziksel fonksiyon puanı ile FSS skoru arasında da (rho=-0,502) negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Sonuç olarak; erişkin İY hastalarında periferik kas kuvveti ve egzersiz kapasitesi azalmakta, yorgunluk şiddeti artmakta, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi düzeyi olumsuz etkilenmektedir. Erişkin İY tanılı hastalarının değerlendirme ve tedavi planı oluşturulmasında ICF çerçevesinin kullanımının tüm sağlık profesyonelleri için faydalı olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: İmmün yetmezlik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, ICF, egzersiz kapasitesi, fiziksel aktivite, yaşam kalitesi.
Multipl skleroz hastalarında yorgunluğun motor imgeleme yeteneği üzerine etkisi
Bu çalışma Multipl skleroz (MS) hastalığı bulunan bireylerde yorgunluğun motor imgeleme yeteneği üzerine etkisini incelemek ve motor imgelemenin öğrenme etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) skoru 0- 4,5 olan, 18-54 yaş arasında olan, 81 MS hastası dahil edildi. Hastalar Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ)'ne göre 4 puan ve üzerinde alanlar yorgun olan (Grup1) ve 4 altında alanlar yorgun olmayan (Grup 2) olarak 2'ye ayrıldı. Motor imgeleme yeteneğinin canlılık bileşenini değerlendirmek için Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketi; zamansal uyum bileşenini değerlendirmek için mental kronometre testleri kullanıldı. Mental kronometre testi olarak üst ekstremite becerisi içeren Kutu Blok Test, alt ekstremite becerisi içeren Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Grup 1' de öğrenme etkisini incelemek için mental kronometre testleri 30 dakika arayla 3 kez olacak şekilde uygulandı. Mental imgelemenin canlılık bileşeni açısından gruplar karşılaştırıldığında, Kinestetik Görsel İmgeleme Anketinin kinestetik imgeleme skoru Grup 1' de daha düşük bulundu (p=0,011). Zamansal uyum bileşeni için sonuçlar incelendiğinde, Kutu Blok mental kronometre testinde daha fazla etkilenen tarafta ve daha az etkilenen tarafta; Zamanlı Kalk Yürü mental kronometre testinde Grup 1'in daha düşük performans gösterdiği bulundu (sırasıyla; p= 0,007, p= 0,023, p=0,006). Grup 1'de mental kronometre testleri açısından öğrenme etkisine bakıldığında, Kutu Blok mental kronometre testinde sağ tarafta II. ve III. ölçümler arasında fark olmadığı (p=0,451), sol tarafta II. ve III. ölçümler arasında fark olmadığı (p=0,712) ve ikinci testten sonra hastaların testi öğrendiği görüldü. Zamanlı Kalk Yürü mental kronometre değerlendirmesinde ise ölçümler arası anlamlı farklılık bulunamadı (p=0,549). Çalışmamızın sonucunda iki grup arasında motor imgelemenin kinestetik ve zamansal uyum bileşeni açısından fark bulunmasını, kinestetik ve zamansal uyum bileşenin nöral yükünün daha fazla olmasına bağlamaktayız. Öğrenme etkisi sonuçlarına göre, Kutu Blok mental kronometre testinde hem sağ el hem de sol elde ölçümler arası motor imgeleme performansında iyileşme olduğu bu nedenle öğrenme etkisi olduğu görüldü. Zamanlı Kalk Yürü mental kronometre testinde ise her üç ölçümün performansları benzer olduğu için öğrenme etkisi görülmedi.
COVID-19 enfeksiyonunu hastane servisinde ve evde geçiren hastalarda post COVID dönemde egzersiz kapasitesi, aktivite öz yeterlilik, kognitif fonksiyon ve yorgunluk düzeylerinin hiç geçirmemiş bireyler ile karşılaştırılması
Yeni Tip Koronavirüs (SARS-CoV-2) hastalığı akut solunum sıkıntısı sendromu, çoklu organ yetmezliği veya asemptomatik gibi hafif şiddetliden şiddetliye kadar farklı düzeylerde seyredebilmektedir. Bazı hastalar post-COVID dönemde de semptomatik olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; COVID-19 enfeksiyonunu hastanede ve evde geçirmiş hastaları post-COVID dönemde egzersiz kapasitesi, aktivite-öz yeterlilik, kognitif fonksiyon ve yorgunluk açısından hiç COVID-19 enfeksiyonu geçirmemiş bireyler ile karşılaştırmaktı. Çalışmaya toplam 45 COVID-19 geçirmiş birey (20 hastanede geçiren birey ve 25 evde geçiren birey) ile toplam 23 hiç COVID-19 geçirmemiş birey dahil edildi. Bireylerin demografik özellikleri kaydedildi. Bireyler cinsiyet açısından benzer iken yaş açısından hastanede geçirenlerin ortalaması yüksekti (p<0,05). Egzersiz kapasitesi 6 Dakika Basamak Testi (6MST) ile, aktivite-öz yeterlilik Aktivite-Öz Değerlendirme (OSA) anketi ile, kognitif fonksiyon Bilişsel Durum Ölçeği (CFQ) ile, yorgunluk Kısa Yorgunluk Envanteri (BFI) ile, günlük yaşam aktiviteleri (GYA) London Chest GYA Ölçeği (LCADL) ile, fiziksel aktivite Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) ile değerlendirildi. Hastanede geçiren grubun istirahat kalp hızı daha yüksekti (p<0,05). Hastanede ve evde geçiren bireyler COVID-19 geçirmiş bireyler olarak gruplandırıldığında ise egzersiz sonrası oksijen saturasyonu daha düşük, egzersiz sonrası kas yorgunluğu algılaması daha yüksek ve hem istirahat hem egzersiz sonrası yorgunluk ve dispne algılamaları daha yüksekti (p<0,05). Gruplar arasında aktivite-öz yeterlilik, kognitif fonksiyon ve fiziksel aktivite düzeyleri benzerdi (p>0,05). Hastanede ve evde geçiren bireyler COVID-19 geçirmiş bireyler olarak gruplandırıldığında BFI'ya göre yorgunluk, yorgunluğun genel aktiviteye etkisi ve LCADL'a göre fiziksel aktivite sırasındaki dispne algılaması yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; COVID-19 geçirmiş bireyler post-COVID dönemde uzun süren yorgunluk yaşayabilmekte ve GYA düzeyleri olumsuz etkilenebilmektedir. İstirahat kardiyorespiratuar parametreleri etkilenebilirken egzersiz sonrası dispne, yorgunluk ve kas yorgunluğu algılamaları daha yüksek olabilmektedir. Post-COVID dönemde rehabilitasyon programı planlanırken COVID-19 enfeksiyonunu evde veya hastanede geçirmesi fark etmeksizin dispne, yorgunluk gibi semptomlar göz önüne alınmalıdır.
Romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasiteye etkisi
Bu ön test-son test randomize kontrollü araştırmanın amacı romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesinin Romatoloji Polikliniğinde ılık tuzlu su (n=18), ılık su (n=18) ve kontrol grubu(n=18) olacak şekilde 54 hasta ile yürütüldü. Araştırmada randomizasyon yöntemi kullanıldı. Hastalar ağrı skoruna göre (5-7) ve (8-10) olarak tabakalandırıldı. Ilık tuzlu su ve ılık su grubundaki hastalara uygulamanın nasıl yapılacağı video eğitimi ile anlatıldı. Bu gruptaki hastalar verilen eğitim doğrultusunda altı hafta boyunca haftada üç kere 41°C ılık tuzlu ve ılık su banyosunu uyguladı. Kontrol grubundaki hastalara rutin tedavi ve bakım dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Araştırmada Visual Analog Skala, Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, Sağlık Değerlendirme Anketi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ılık tuzlu su, ılık su ve kontrol grupları arasında ön test ve son test ağrı ve yorgunluk düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05) ağrıda ılık tuzlu suyun ılık suya göre; yorgunlukta ılık suyun ılık tuzlu suya göre daha etkili olduğu sonucuna varıldı. Üç grup arasında fonksiyonel kapasite ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir fark yokken (p>0,05) ılık tuzlu ve ılık suyun uyku üzerinde aynı etkiye sahip olduğu; fonksiyonel kapasite üzerinde ise yalnızca ılık tuzlu suyun etkisi olduğu belirlendi. Romatoid artritli hastalarda semptom yönetimi için verilecek eğitim ve uygulamalarda ılık tuzlu su banyosu ve ılık su banyosuna da yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, fonksiyonel kapasite, hemşire, ılık su banyosu, ılık tuzlu su banyosu, romatoid artrit, uyku kalitesi, yorgunluk.
Cimnastikçilerde bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinin yorgunluğa bağlı değişiminin incelenmesi
Bu çalışma, cimnastikçilerde, bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinin yorgunluğa bağlı değişimini incelemek amacıyla yapılmıştır. Cimnastik branşlarında (aerobik ve artistik) en az 4 yıl spor özgeçmişi olan 9-14 yaş aralığındaki 35 kız cimnastikçi çalışmaya gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar yaş gruplarına göre 9-11 (n=19) ve 12-14 yaş grubu (n=16) olarak iki gruba; zirve boy uzama hızından (ZBUH) belirlenen biyolojik olgunlaşma düzeyine göre ise ZBUH öncesi (n=15), ZBUH sırası (n=13) ve ZBUH sonrası (n=7) olarak üç gruba ayrılmıştır. Çalışmaya antropometrik ölçümler ile başlanmış ve ardından katılımcıların biyolojik olgunlaşma düzeyleri hesaplanmıştır. Bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrilerin belirlenmesi için katılımcılar yorgunluk protokolü öncesi ve hemen sonrasında unilateral ve bilateral aktif sıçrama testlerine katılmıştır. Yorgunluk protokolü 180°'lik yön değiştirme içeren 20 metrelik her bir sprinti izleyen 10 tane maksimum aktif sıçramanın dinlenme verilmeden yapılması şeklinde uygulanmıştır. Yorgunluk protokolü; katılımcıların aktif sıçrama yükseklikleri, art arda üç aktif sıçrama için maksimum sıçrama yüksekliğinin %50'sine ulaşamadığında veya katılımcılar tükendiklerini belirttiklerinde sonlandırılmıştır. Verilerin analizi için bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinde yaş grupları arasındaki fark bağımsız örneklem t-testi ile, olgunlaşma grupları arasındaki fark ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile belirlenmiştir. Yorgunluğa bağlı değişimlerin, yaş gruplarına ve biyolojik olgunlaşmaya göre farklarının test edilmesinde ise Karışık Desen ANOVA kullanılmıştır. F istatistiği anlamlı bulunduğunda Scheffe Çoklu Karşılaştırma Testi uygulanmıştır. İstatiksel analizler sonucunda, bilateral açıkta yaş grubu ve olgunlaşma düzeyi etkisinin anlamlı olmadığı (p>0.05), ancak yaş gruplarına ve olgunlaşma düzeyine göre yorgunluk etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür (sırasıyla, F(1;33)=11,699; p=0,002; η2=0,262 ve F(1;32)=5,962; p=0,020; η2=0,157). Ayrıca yaş grubu x yorgunluk etkileşimi ile olgunlaşma düzeyi x yorgunluk etkileşimi de anlamlıdır (sırasıyla, F(1;33)=13,705; p=0,001; η2=0,293 ve F(2;32)= 6,742; p=0,004; η2=0,296). Ekstremiteler arası kuvvet asimetrisi için, yaş grubu ile olgunlaşma düzeyi etkisi istatiksel olarak anlamlı değilken (p>0.05), her iki değişken için yorgunluk etkisi anlamlıdır (sırasıyla, F(1;33)=10,835; p=0,002; η2=0,247 ve F(1;32)=9,575; p=0,004; η2=0,230). Ancak, ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinde yaş grubu x yorgunluk etkileşimi ile olgunlaşma düzeyi x yorgunluk etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları cimnastikçilerde bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinin yorgunluğa bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. Ayrıca bilateral açığın yorgunluğa bağlı değişiminin yaşa ve biyolojik olgunlaşmaya göre farklılaştığı ancak ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinin yorgunluğa bağlı değişiminin yaşa ve biyolojik olgunlaşmaya göre farklılaşmadığı da belirlenmiştir.
Prostat kanserinde hormonoterapi alan ve almayan hastaların fiziksel aktivite, egzersiz kapasitesi, yaşam kalitesi ve yorgunluk düzeylerinin karşılaştırılması
Hormonoterapi alan prostat kanseri hastalarında fiziksel aktivite düzeyi, egzersiz kapasitesi, yaşam kalitesi ve yorgunluk düzeyi etkilenebilir. Çalışmamızın amacı, hormonoterapi alan prostat kanseri hastalarının fiziksel aktivite, egzersiz kapasitesi, yaşam kalitesi ve yorgunluk düzeylerini değerlendirmek, hormonoterapi almayan prostat kanseri hastaları ve sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktı. Çalışmaya androjen baskılayıcı tedavi alan prostat kanseri hastası 20 birey, androjen baskılayıcı tedavi almayan prostat kanseri hastası 20 birey ve yaş, boy ve ağırlık açısından benzer sağlıklı 20 birey dahil edildi. Katılımcıların fiziksel ve demografik özellikleri kaydedildi. Katılımcıların değerlendirilmesinde egzersiz kapasitesi, altı dakika yürüme testi (6DYT) ve on metre yürüme testiile, fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) ile, yorgunluk düzeyi Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile, yaşam kalitesi, Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Anketi (EORTC QLQ-C30) ve prostat kanseri modülü (EORTC QLQ PR-25) anketleri ile değerlendirildi. Fiziksel uygunluğu değerlendirmek için, Senior Fitness Test (SFT), denge değerlendirmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) ve Berg Denge Ölçeği (BDÖ), günlük yaşam aktiviteleri değerlendirmesi için Barthel GYA Ölçeği kullanıldı. Alt gövde kas kuvveti 30 sn Otur Kalk Testi, kavrama kuvveti Jamar el dinamometresiyle değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, androjen baskılayıcı tedavi (ABT) alan prostat kanseri hastalarının 6DYT mesafesi, yaşam kalitesi skorları, kavrama kuvveti ölçümü, SFT parametrelerinden önkol bükme testi, otur kalk testi tekrar sayısı ve BDÖ puanı diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). ABT alan prostat kanseri hastalarında, on metre yürüme testi süresi, ZKYT süresi, fiziksel uygunluğun parametrelerinden sekiz adım kalk yürü testi süresi diğer gruplara göre anlamlı şekilde daha fazlaydı(p<0,05). Katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerini değerlendiren IPAQ skorları, fiziksel uygunluğun parametrelerinden sandalyede otur uzan testi ve sol üst ekstremitenin sırt kaşıma testi açısından üç grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, hormonoterapi alan prostat kanseri hastalarında denge, egzersiz kapasitesi ve yorgunluk sağlıklı kişilere göre önemli ölçüde etkilenmektedir. Hormonoterapi alan prostat kanseri hastalarının erken dönemde fiziksel uygunluk ve fonksiyonel kapasitelerini değerlendirerek, bireye uygun fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarının planlanmasında ve androjen baskılayıcı tedavinin yan etkileriyle başa çıkabilmede yol gösterici olacaktır.
Myastenia gravis hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Myastenia Gravis (MG) hastalarında spinal stabilizasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olan etkilerini araştırmaktı. Çapraz geçişli, randomize, tek kör olarak planlanan bu çalışmaya MG Fonksiyonel Değerlendirmesine göre evre II ve III'te olan MG hastaları dahil edilmiştir. Çalışma 4'ü kadın, 6'sı erkek olmak üzere 10 hasta ile tamamlanmıştır. Grup-1'deki hastalara, önce haftada 3 gün, 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmış, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında solunum egzersizleri, kalistenik egzersizler ve mat aktivitelerinden oluşan 6 haftalık ev programı verilmiştir. Grup-2'deki hastalara, önce içeriği aynı olan 6 haftalık ev programı verilmiş, ardından 4 hafta dinlendirilmiş, sonrasında haftada 3 gün olmak üzere 6 hafta spinal stabilizasyon egzersizleri uygulanmıştır. Her iki egzersiz programının başında ve sonunda değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirmelerde; Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve Görsel Analog Ölçeği, dinamometrik ölçümler, solunum fonksiyon testleri ve 6 dakika yürüme testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin ve ev programının yorgunluğu azalttığı, kas kuvvetini ve fonksiyonel kapasiteyi geliştirdiği görülmüştür (p<0,05). Solunum fonksiyon testlerinden FVC, FEV1 ve SVC parametrelerinde sadece spinal stabilizasyon egzersizleri sonrasında gelişme olmuştur (p<0,05). Her iki egzersiz yaklaşımı karşılaştırıldığında tüm parametrelerde spinal stabilizasyon egzersizlerinin, ev programına göre daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Bu bulgular doğrultusunda, spinal stabilizasyon egzersizlerinin uygun evre ve remisyondaki MG hastalarında yorgunluk, kas kuvveti, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine olumlu etkiler oluşturacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Myastenia Gravis, spinal stabilizasyon egzersizleri, ev programı, yorgunluk, kas kuvveti
Factors contributing to the risk of airline pilot and crew fatigue
The rhetoric that flight and ground crews are "tired" is taken lightly by some people unfamiliar with aviation. Every professional group has its own stress and fatigue and should be taken seriously; However, the importance we attach to the stress and fatigue of flight crews is that they are at critical points so that they can be the main actors in flight accidents. The concept of fatigue is often equated with muscle aches, loss of strength and decreased performance resulting from intense physical activity. This situation fits with the words "Tiredness" and "Exhaustion". However, within the concept of "Fatigue", there are also mental and psychological fatigue elements that are more important than fatigue and burnout. Their explicit and implicit consequences; carelessness, forgetfulness, timing and decision-making mistakes, intolerance, irritability, etc. A pilot or flight attendant cannot be expected to do a safe job if his/her body has not rested sufficiently, has not been able to get sleep and refresh his/her brain. Fatigue is the result of constant activities, insufficient rest, lack of sleep, and irregular work. The known consequences of fatigue are slowing down of reaction time, reduced attention and attention to details, difficulty in solving problems, lack of personal energy and motivation, communication problems, and inability to perform as required by the task.
Examining the causes and effects of flight attendant fatigue
The scope of civil aviation operations has increased rapidly in recent years. This growth has also raised the expectations from flight attendants. The duties of cabin crews have diversified and created several challenges including longer duty days, consecutive working days, heavy workload. Hence, flight attendants have become subject to physical and mental fatigue due to irregular sleep, inadequate rest time, and long working hours. This study investigates the causes and effects of fatigue among flight attendants of a Turkish airline company through a self-administrated questionnaire. A structured survey was developed and run online to 152 flight attendants. It collected data on demographics, sleep quality, fatigue experience, causes and effects of fatigue, and fatigue management strategies. The results show that almost all participants experience sleep-related issues. The findings indicate that the majority of the flight attendants have trouble falling asleep before flight duty. The sleep duration before night flights and during layovers with minimum rest time is dramatically low. Moreover, a significant number of flight attendants have admitted having nodded-off unwillingly during flight. The results also reveal that factors related to scheduling - i.e., layovers with minimum rest time, long duty days, night flights, consecutive working days and 4-legged flight duty play an important role in causing fatigue. Hence, scheduling should be improved. In balancing work and social life, men struggle more than women and married flight attendants have more difficulty than single ones. Also, the sleep duration before night flights is strikingly low in younger cabin crews than their older colleagues. The immune system of the majority of the flight attendants is negatively affected due to working conditions. These findings provide valuable insights for airline companies and policymakers to seriously manage fatigue related factors to ensure the security and safety of airline operations and the well-being of flight attendants.
Son dönem Türk televizyon dizilerinde anlatı yorgunluğu
Son dönem yerli televizyon dizileri pek çok açıdan incelenirken, görece geride kalan analiz alanlarından birinin anlatı alanında olduğunu görmekteyiz. Dizilere bu açıdan baktığımızda, aynı anlatı öğelerinin sıklıkla kullanıldığı, tekrar eden unsurların bolca bulunduğunu görmekteyiz. Bu durumun çalışmada açıklayacağımız anlatı yorgunluğu kavramına neden olduğunu iddia edebilmekteyiz. Bu çalışmada, son dönem yerli televizyon dizilerinde bolca kullanılan anlatı öğelerinin yapısalcı analiz yönteminden yararlanılarak belirlenmesi ve anlatı yorgunluğuna sebep olan bu anlatı öğelerinin sıklıkla tekrarlandığının örneklem olarak seçilen diziler üzerinden gösterilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın önemi son dönemde yerli dizilerimizde sıklıkla aynı anlatı öğelerinin kullanıldığını son yedi yılda en çok reyting alan diziler üzerinden göstererek, bu konuda bir farkındalık oluşturmak ve bu konuyu literatüre kazandırmaktır.
Fibromiyalji sendromlu hastalarda prolidaz ve IL-37 düzeyinin incelenmesi
Fibromiyalji, kronik, yaygın kas-iskelet ağrısı ve buna bağlı yorgunluk, uyku bozuklukları ve diğer bilişsel semptomlarla karakterizedir. Birçok hasta için bu semptomlar yıllarca devam eder ve sıklıkla sağlık hizmeti almaya neden olur. Mevcut biyomedikal ve psikososyal tedaviler birçok hasta için yeterli değildir ve fibromiyaljinin patogenezinin net bir şekilde anlaşılmaması nedeniyle tedavide ilerleme kaydedilmemiştir . Fibromiyalji kadınlarda erkeklerden daha sık teşhis edilir ve etiyolojisi tam bilinmemektedir. Klinisyenler için altta yatan mekanizmaları daha iyi anlaşılırsa , FM'yi daha etkili bir şekilde teşhis ve tedavi edebilir. Çalışmamızda fibromiyaljinin tanısında ve tedavisinde bir rolü olabileceğini düşündüğümüz prolidaz ve IL -37 düzeyi incelendi. Harran Üniversitesi Tıp fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniğine başvuran 43 fibromiyalji tanılı kadın hastada ve 40 kadın sağlıklı kontrol grubundan kan örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinden elde edilen serum örneklerindeki prolidaz ve IL-37 seviyeleri ELİSA yöntemiyle incelendi. .Yapılan istatistiksel analiz sonucunda FMS tanısı konulmuş hastalarda ortalama prolidaz ve IL- 37 düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı (p<0.001) bir şekilde daha yüksek bulunmuştur. Hasta ve kontrol grubundaki prolidaz ve IL- 37 düzeyinde anlamlı bir korelasyon (P>0,05) gözlemlenmemiştir. Çalışma sonucunda FMS patofizyolojini aydınlatmak ve hastalığın tedavisi için yeni stratejiler geliştirmek amacıyla prolidaz ve IL -37 'nin bir rolü olduğu görüldüğünden , bu çalışmanın daha fazla hasta gurubunda araştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Multıple skleroz hastalarında fiziksel aktivite düzeyinin ağrı, yorgunluk ve yaşam kalitesine etkisi
Multipl Sklerozlu (MS) hastalarda hastalığın süresi ve meydana getirdiği fonksiyonel kısıtlılıklar artıkça, fiziksel aktivite düzeyinde azalma ve hareketsiz yaşam tarzının yerleştiği, aynı yaş grubundaki sağlıklı bireylere göre daha az aktif oldukları bilinmektedir. Bu çalışma farklı fiziksel aktivite düzeyine sahip MS hastalarında ağrı, yorgunluk şiddeti, yaşam kalitesini saptamak ve fiziksel aktivite düzeyinin ağrı, yorgunluk şiddeti ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ocak-Şubat 2020 tarihleri arasında Türkiye Multipl Skleroz Derneği'nde yapılmıştır. Çalışmamıza, MS tanısı kesinleşmiş, en az bir aydır atak geçirmemiş olan, Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) puanı 1-5 arasında olup, Türkçe konuşup, anlayabilen gönüllü 50 olgu katılmıştır. Araştırmaya katılacak bireylere Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu imzalandıktan sonra; katılımcıların demografik bilgileri ve anketlere verdiği yanıtlar kayıt edilmiştir. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile fiziksel aktivite düzeyi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile yorgunluk şiddeti, Multipl Skleroz'a Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MuSiQoL) ile yaşam kaliteleri değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan 50 hastanın (%72'si kadın) yaş ortalaması 35,2 yıldı. Katılımcıların %36'sının fiziksel olarak aktif olmadığı, %42'sinin fiziksel aktivite düzeyinin düşük olduğu, %22'sinin fiziksel aktivite düzeyinin sağlığı korumak için yeterli olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, yürüme düzeyi, orta düzeyde fiziksel aktivite ve toplam fiziksel aktivite düzeyi ile yorgunluk şiddeti negatif yönde anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca yürüme düzeyi ve toplam fiziksel aktivite ile ağrı düzeyinin negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0,05). Ağrı düzeyi ile yorgunluk, yaşam kalitesi fiziki durum, semptomlar ve psikolojik durum pozitif yönde anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,01). Araştırmadan elde edilen bulgulara göre MS tanı ve tedavi sürecinde fiziksel aktivitenin ağrı, yorgunluk ve yaşam kalitesi gibi bileşenler açısından önemli bir değişken olduğu, MS hastalığı ve hastalığın getirdiği semptomları kontrol altına almak amacıyla MS hastalarının bu konuda bilinçlendirilmesi ve bireye özgü planlanmış fiziksel aktivite programlarını uygulamaya yönlendirilmesinin önemli olduğu görüşündeyiz. Bu alanda geniş hasta sayılı, uzun dönem takip çalışmalarının gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Multiple Skleroz, Ağrı, Fiziksel Aktivite, Yaşam Kalitesi
Parkinson hastalarında depresyon, anksiyete, yorgunluk, uyku bozukluğu ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu araştırma kapsamında, parkinson hastalarında depresyon, yorgunluk, uyku bozukluğu, anksiyete ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu doğrultuda araştırma verileri İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'nde 01.12.2019-01.04.2020 tarihleri arasında toplandı. Araştırma gözlemsel, analitik ve kesitsel modelde gerçekleştirildi. Araştırmaya Parkinson tanılı 30 olgu ve sağlıklı 30 birey katıldı. Çalışmada verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek oluşturulan sosyo demografik veri formu, Parkinson hastalığının derecesinin belirlenmesi "Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği", bireylerin depresyon "Beck Depresyon Ölçeği", yorgunluk "Yorgunluk Şiddet Ölçeği", uyku bozukluğu "Pitts Burgh Uyku Kalitesi indeksi, anksiyete "Hamilton Anksiyete Ölçeği" ve yaşam kalitesi ise "Sf-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form" ile değerlendirildi. Gruplar arası farklılıklar Student t testi ve ANOVA testi kullanılarak analiz edildi ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırma sonucunda Parkinson hastalığına sahip olan bireyler ile sağlıklı bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri anlamlı olarak farklılaştığı görüldü (p<0.05). Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk ve anksiyete düzeyleri sağlıklı bireylere oranla anlamlı olarak daha yüksekken; yaşam kalitesi düzeyleri anlamlı olarak daha düşüktür (p<0.05). Aynı zamanda Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri cinsiyet, yaş ve hastalık evresine göre farklılık göstermemekteydi (p<0.05). Sonuç olarak; Parkinsonlu bireylerin depresyon, yorgunluk, uyku bozukluğu ve anksiyete düzeyleri Parkinson olmayan bireylere göre yüksek, yaşam kaliteleri düşük bulunmuştur.
Radyoterapi alan meme kanseri hastalarında yaşamdan anlam bulma ve yaşam kalitesinin, öz-yeterlik için semptom yönetimine etkisi
Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olup, radyoterapi temel tedavi yöntemlerinden biridir. Radyoterapiye bağlı en sık görülen yan etkiler cilt reaksiyonları, yorgunluk, bulantı-kusma, yutma güçlüğü, iştahsızlık ve dispnedir. Araştırma radyoterapi alan meme kanseri hastalarında yaşamdan anlam bulma ve yaşam kalitesinin öz-yeterlik için semptom yönetimine etkisini incelemek amacıyla tarama modelinde, tanımlayıcı tasarımlı, kesitsel ve ilişki arayıcı araştırma tipinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinin radyasyon onkolojisi kliniğinde tedavi gören hastalar, örneklemini tedavi gören 50 hasta oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak hastaların özelliklerini içeren Kişisel Bilgi Formu, Yaşamda Anlam Ölçeği, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Öz-yeterlik İçin Semptom Yönetimi Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi, tanımlayıcı istatistiksel testler, Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn-Bonferroni testi, Wilcoxon Signed-Ranks testi Marginal Homogeneity testi, Spearman korelasyon analizi, Bootstraping metodu, Genelleştirilmiş Lineer Modelleme analizi ile gerçekleştirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Yaş ortalaması 51,5±10,79 olan hastaların %70'i evli, %40'i ilkokul mezunu, %80'i çocuk sahibi, %60'ının çalışmadığı belirlendi. Hastaların hastalık ve tedaviye ilişkin özellikleri incelendiğinde; %82'sinin 1 ay – 1 yıl tanı süresi olduğu, %42'sinin evre 3 meme kanseri olduğu, %90'ının daha önceden radyoterapi almadığı belirlendi. Hastaların yorgunluk, ciltte kaşıntı, ciltte kuruluk, ciltte ağrı ve ciltte yara semptomlarında ikinci haftasına göre altıncı haftada gözlenen değişimin anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Tedavinin ikinci haftasında ÖSYÖ ile YAÖ'nin yaşamda anlam arayışı alt boyut puanları arasında pozitif, ölçeğin toplam puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu, ÖSYÖ ile yaşam kalitesi genel iyilik hali puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Tedavinin altıncı haftasında ÖSYÖ ile yaşam kalitesi genel iyilik hali ve emosyonel fonksiyon alt boyut puanları arasında pozitif, yorgunluk, ağrı, dispne, konstipasyon alt boyut puanlarında ise negatif yönde anlamlı ilişki olduğu saptandı (p<0,05).
Fiziksel aktivite seviyesinin uyku kalitesi, yorgunluk ve öfke düzeylerine etkisi
Fiziksel Aktivite Seviyesinin Uyku Kalitesi, Yorgunluk ve Öfke Düzeylerine Etkisi Bu araştırma 18-28 yaş aralığındaki bireylerin fiziksel aktivite seviyelerinin uyku kalitesi, yorgunluk ve öfke düzeylerine etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma; 18-28 yaş aralığında, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden çalışmaya gönüllü olarak katılan toplam 1940 kişiye uygulanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin %59.1'ni kadınlar (n=1146), %40.9'nu da erkekler (n=794) oluşturmuştur. Katılımcıların fiziksel aktivite seviyelerini belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kısa formu, uyku kalitelerini ölçmek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, yorgunluk düzeylerini belirlemek için Checklist İndividual Strength yorgunluk ölçeği, öfke düzeylerini belirlemek için Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzları ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde; katılımcıların fiziksel aktivite seviyelerine bakıldığında %39.9'unun inaktif, %47.6'sının minimal aktif ve %12.4'ünün de çok aktif düzeyde olduğu görülmüştür. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerini gösteren MET puanları ile toplam yorgunluk düzeyleri arasında negatif yönde zayıf düzeyde bir ilişki bulunduğu görülmüştür (r= -0,270; p<0,01). MET puanları ile uyku kalite düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında ise negatif yönde çok zayıf düzeyde bir ilişki bulunduğu görülmüştür (r= -0,049; p=0,030). MET puanları ile öfke puanları arasındaki ilişkiye bakıldığında da MET puanları ile öfke içte boyutu arasında (r=0,062; p=0,006) ve öfke kontrol boyutu arasında (r=0,131; p<0,01) pozitif yönde çok zayıf düzeyde bir ilişki olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; bireylerin fiziksel aktivite seviyeleri artıkça yorgunluklarının azaldığı, uyku kalitelerinin düştüğü ve öfke kontrollerinin artmış olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel Aktivite, Öfke, Uyku, Yorgunluk
Hemodiyaliz hastalarında sıcak ve soğuk kompres uygulamalarının kas krampları, yorgunluk ve hemodiyaliz konforuna etkileri: Plasebo kontrollü randomize çalışma
Bu çalışmanın amacı hemodiyaliz hastalarında intradiyalitik dönemde uygulanan sıcak ve soğuk kompres uygulamalarının kas krampları, yorgunluk ve hemodiyaliz konforuna etkisinin belirlenmesidir. Araştırma, randomize şekilde sıcak kompres (grup A=23), soğuk kompres (grup B=23) ve plasebo kontrol (grup C=23) gruplarına dağıtılan 69 hemodiyaliz hastası ile tamamlanmıştır. Araştırmanın müdahalesi kapsamında, 12 hemodiyaliz seansı boyunca araştırmacı tarafından Termo Jel Kompress® kullanılarak Grup A'daki hastalara sıcak, Grup B'deki hastalara soğuk; Grup C'daki hastalara oda ısısında plasebo uygulama yapılmıştır. Araştırmanın verileri uygulama öncesi veri toplama seansı (t0), uygulama seansları (t1-12) ve uygulama sonrası takip amaçlı izlem seansında (t13) Hasta Tanıtıcı Form, Kramp Epizotu Takip Çizelgesi, Piper Yorgunluk Ölçeği ve Hemodiyaliz Konfor Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Sıcak ve soğuk kompres uygulamaları, hastalarda kramp gelişimini ve yorgunluk şiddetini anlamlı derecede azaltmıştır (p<0,05). Aynı zamanda hemodiyaliz hastalarında konfor düzeyini anlamlı şekilde artırmıştır (p<0,05). Soğuk kompres uygulamaları karşılaştırıldığında, sıcak kompresin krampların önlenmesi, yorgunluk şiddetinin azaltılması ve konforun artırılmasında daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,05). Hemodiyaliz hastalarında kramp ve yorgunluğun yönetiminde ve konfor düzeyinin artırılmasında sıcak uygulama öncelikli olmak üzere sıcak ve soğuk kompres kullanımı önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Hemşirelik bakımı, Kas Krampları, Konfor, Sıcak Uygulama, Soğuk Uygulama, Yorgunluk.
Chalder yorgunluk ölçeği ve yorgunluğu çok boyutlu değerlendirme ölçeğinin inme hastalarında geçerlilik ve güvenilirliği
Çalışmanın amacı inme hastalarında yorgunluğu iki boyutuyla birlikte ele alıp fiziksel ve mental olarak inceleyen Chalder Yorgunluk Ölçeği (CYÖ) ve Yorgunluğu Çok Boyutlu Değerlendirme Ölçeği' nin (YÇBDÖ) inme hastalarında psikometrik özelliklerini incelemek ve bu hasta grubunda yorgunluğu etkileyen faktörleri araştırmaktı. Çalışmamıza ilk kez inme geçirmiş 18-80 yaş arası 80 inmeli birey dahil edildi. Her iki ölçeğin de test-tekrar test güvenirliği, iç tutarlılığı ve Cronbach alfa değerleri incelendi. Test-tekrar test uygulaması iki ölçek için de bir hafta arayla uygulandı. Geçerlilik için ölçeklerin Fugl Meyer Testi (FMT), Beck Depresyon Envanteri (BDE), İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (İÖYKÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA), Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (BGYAİ) ve İnme Etki Ölçeği (İEÖ) ile ilişkileri incelendi. CYÖ' nün ve YÇBDÖ' nün mükemmel seviyede test-tekrar test güvenirliğine sahip oldukları bulundu. Ölçeklerin iç tutarlılığı incelendiğinde ise CYÖ' nün kabul edilebilir, YÇBDÖ' nün ise şüpheli seviyede iç tutarlılığa sahip olduğu görüldü. Ölçeklerin birleşim geçerliliği YŞÖ ile incelendiğinde CYÖ' nün mükemmel, YÇBDÖ' nün ise iyi seviyede eş zamanlı geçerliliği olduğu bulunmuştur. Ölçeklerin birleşim geçerliliği kapsamında FMT, BDE, İÖYKÖ ve PUKİ, UFAA, BGYAİ ve İEÖ alt bölümleriyle ilişkisi incelendiğinde ölçeklerle önemsiz ile mükemmel arasında değişen derecelerde ilişkileri olduğu, her iki ölçeğin de birleşim geçerliliğinin olduğu belirlendi. Sonuç olarak CYÖ ve YÇBDÖ' nün inme hastalarında yorgunluğu çok boyutlu değerlendirmede kullanılabilecek güvenli ve geçerli ölçüm araçları olduğu tespit edildi. Ayrıca inme hastalarında yorgunluk ile yaş, cinsiyet ve iyileşme evresi arasında ilişki olduğu gözlenmiştir.
Değişim yorgunluğu ile algılanan örgüt kültürü, tükenmişlik, işten ayrılma niyeti ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkilerin incelenmesi: Sağlık sektöründe bir uygulama
Bu çalışma değişim yorgunluğu ile algılanan örgüt kültürü, tükenmişlik, örgütsel bağlılık ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkileri incelemeyi, değişim yorgunluğunun tükenmişlik, işten ayrılma niyeti ve örgütsel bağlılık üzerindeki etkisini tespit etmeyi, değişim yorgunluğu ile örgütsel bağlılık ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide tükenmişliğin aracı etkisinin olup olmadığını belirlemeyi ve son olarak örgüt kültürünün değişim yorgunluğu, tükenmişlik, örgütsel bağlılık ve işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda Erzincan'da faaliyette bulunan bir üniversite hastanesinde çalışan toplam 403 hemşireden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Söz konusu veriler bir anket formu aracılığıyla hemşirelerle yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda hemşirelerin çalıştıkları birim ile değişim yorgunlukları arasında anlamlı bir farklılığın olduğu ortaya koyulmuştur. Bununla beraber değişim yorgunluğunun artmasıyla hemşirelerin tükenmişlik ve işten ayrılma niyetlerinin arttığı, örgütsel bağlılık düzeylerinin ise azaldığı tespit edilmiştir. Benzer şekilde hemşirelerin tükenmişlik düzeylerinin artmasıyla örgütsel bağlılıklarının azaldığı, işten ayrılma niyetlerinin ise artış gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca değişim yorgunluğu ile örgütsel bağlılık ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide tükenmişliğin kısmi aracı etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak hemşirelerin algıladıkları örgüt kültürü türlerinin değişim yorgunluğu, tükenmişlik, örgütsel bağlılık ve işten ayrılma niyeti değişkenlerini önemli ölçüde etkilediği saptanmıştır.