Hareket
Bu konu başlığı altında 109 tez
Judo müsabaka analiz yöntemleri ile hareket analiz yöntemlerinin incelenmesi (2000-2022)
Bu derlemenin amacı, 2000-2022 yılları içerisinde judoya özgü yapılmış olan müsabaka analiz yöntemlerinin ve hareket analizi yapan çalışmalardan elde edilen bulguları sentezlemektir. Judo müsabakalarında, yapılan müsabaka analizi ve hareket analizi, sporcunun müsabaka esnasındaki kullanmış olduğu teknik ve taktiklerin yeterlilik seviyesinin ölçülmesinde, yetersizliklerin belirlenmesinde, rakibi kontrol etmeye ve ona hükmetmeye yardımcı olur. Bu kapsam belirleme derlemesinde, başlangıçtan Aralık 2022'ye kadar araştırılan ulusal makaleler için Google Akademik ve Dergipark Akademik sitelerinden,uluslararası makaleler için ise Human KineticsJournal, Web of Science, Scopus, Science Direct, PubMed ve SPORTDiscus veri tabanlarında İngilizce bilimsel dergilerde yayınlanan makaleler ve incelemeler taranmıştır. Çalışmalar müsabaka-analiz veya zaman-hareket analizleri olarak sınıflandırıldı. Belirlenen 245 makaleden 6 makale nihai seçime dahil edildi. Bu kapsam incelemesinin sonucu, antrenörlere ve sporculara sporcuların teknik-taktik hedeflerine göre antrenman stratejileri geliştirmelerinde yardımcı olabileceği gibi, judo branşına özel teknik, taktik ve zaman yönetimi ile ilgili gelecekte yapılabilecek araştırmalara da ışık tutabilir. Araştırmanın amacı, uygulanmış olan müsabakalarının analizi ve judo branşıyla ilgili yapılmış olan hareket analizi ile ilgili çalışmaların verilerinin belirlenmesi ve sonucu etkileyen faktörlerin araştırılmasıdır. 2000-2022 yılları arasında gerçekleşen çalışmaların yıllar ilerledikçe nasıl bir gelişme gösterdiğini gözlemlemek hedeflenmiştir.
Kronik bel ağrılı hastalarda tüm omurga segmentlerinin kinematiklerinin günlük yaşam aktiviteleri sırasında üç düzlemde değerlendirilmesi ve asemptomatik kontrollerle karşılaştırılması
Bu çalışma kronik bel ağrılı bireylerde oturmadan ayağa kalma, kutu kaldırma, basamak çıkma ve yürüme fonksiyonel aktiviteleri sırasında üç düzlemde tüm omurga segmentlerinin eklem hareket açıklıklarını asemptomatik bireyler ile karşılaştırmak ve lumbal bölge hareketlerinin servikal ve torakal bölge hareketlerinden etkilenip etkilenmeyeceğini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 23 bel ağrılı (34,43±7,01 yıl) ve 23 asemptomatik birey (32,83±9,3 yıl) dahil edildi. Bireylerin demografik verileri kaydedildi. Fonksiyonel aktivitelerinin kinematik analizi için MVN Awinda (XSens Technologies B.V. Enschede, Hollanda) IMU sensörleri kullanıldı. Atlanto-oksipital, C7-T1, T8-T9, T12-L1, L3-L4 ve L5-S1 segmentlerindeki açısal veriler üç boyutlu olarak kaydedildi. Ölçümler, her katılımcı için üç kez tekrar edildi. Çalışmanın sonucunda; sadece basamak çıkma aktivitesinde bel ağrılı bireylerin asemptomatik bireylere göre sagital düzlemde servikal bölge hareket açıklığının azaldığı (p<0,05) görülürken, diğer aktiviteler sırasında omurganın tüm segmentlerindeki hareket açıklığının benzer olduğu görüldü (p>0,05). Minumum ve maksimum hareket açıları incelendiğinde; bel ağrılı bireylerin oturmadan ayağa kalkma, kutu kaldırma ve yürüme aktiviteleri sırasında asemptomatik bireylerden farklı hareket paternleri gösterdikleri görüldü (p<0,05). Ayrıca, bel ağrılı bireylerin lumbal bölge hareketlerinin asemptomatik bireylerde gözlemlenenlerden farklı olarak özellikle servikal bölge hareketleri ile ilişkili olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak; günlük yaşam aktiviteleri sırasında bel ağrılı bireylerin koruyucu (kompansatuar) hareket modelleri geliştirdiklerini söyleyebiliriz. Bu durum bel ağrısının lokal bir problem değil hareket zincirinde bozulma ve adaptasyonlara yol açan daha geniş bir durum olduğunun işareti olabilir. Çalışmamızın sonuçları, bel ağrılı bireylerde hareket açıklığı ölçümünün ötesine geçerek fonksiyonel hareket modellerine odaklanılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Boşluk ve devinimin resim dilinde çözümlenmesi
Bu çalışmada boşluk, devinim, bağ, sonsuzluk ve uzantı gibi kavramların sanattaki karşılığını resim dilinde çözümleyerek ve aynı zamanda uygulama yapılarak günümüz sanatındaki yansımalarına bakılacaktır. 20. yüzyılın toplumsal etkileriyle savaş dönemlerini geçiren sanatçılar yoğun bir arayışa girerek artık sanat adına birçok yeniliğe girişmişlerdir. Bu arayışların içinde boşluğun kavramsal olarak sanatın irdelediği bir konu olmuştur. Boşluğun beraberinde getirdiği doluluk duygusu yeni bağlayıcıları destekler ve devinim, uzam, zaman, mekân, espas gibi kavramlar araştırmanın çevresini genişletmiştir. Uzak doğu felsefesiyle ilk olarak şekillenen boşluk kavramı birkaç yüz yıl sonra Batı ve Türk sanatını da etkileyerek benimsenmiştir. Evrendeki boşluğun verdiği sonsuzluk hissi zamanla küçük parçacıkların devinimini gözlemlememi duyusal olarak sezgilerimi artırması tez konusunun şekillenmesinde yardımcı olmuştur. Evren çalışmaları üzerine konumlanan anlamlı cisimler yerine zamanla çizgisel hareketlere dönüşen imgeler isimsiz, biçimsiz bir hal almaya başlamıştır. Bununla birlikte birbiri içine giren çizgiler boşlukta devam ederek devinim konusuna da bir açıklık getirmiştir. Birinci bölümde boşluk kavramına genel bir tanım yapılmaya çalışılacaktır. Literatür taraması ile kavram hakkında sanatçılarıyla beraber örneklendirilecektir. Boşluk kavramını Doğuda, Batıda ve Türk sanatında ele alınış biçimi yorumlanacak aynı zamanda sanatçıların Boşluk kavramı üzerine yaptıkları işlerden bahsedilecektir. İkinci bölümde ise diğer bir kavram olan Devinimin literatür taraması ve genel bir tanım yapılmıştır. Son bölümde ise ele alınan kavramların konusuyla bağlantılı uygulamalara bakılacaktır. Anahtar sözcükler: Boşluk, devinim, espas, bağ, resim.
Amut hareketinin biyomekanik modelinin bir genetik algoritmayla incelenmesi
Spor Biyomekaniği alanının temel yöntemlerinden biri insan hareketinin yakalanması ve bunların matematiksel yöntemlerle analiz edilmesidir. Bu tür yöntemler insan hareketi kinematik verilerinden yola çıkarak ters dinamik analizle kuvvetleri ve/veya torkları kestirmeye yarar. Fakat analiz için gereken kuvvetler bu akış ile elde edilmek yerine harekete yol açan kuvvetler doğrudan bilgisayar aracılığıyla sentezlendiğinde bu deneysel verilere bağımlılığın ortadan kalkması sağlanacaktır. Özellikle henüz nasıl yapılacağı bilinmeyen sporcu hareketleri hakkında fikir sahibi olabilmek, sporun ufkunu genişletebilmek için bu tür bir yaklaşımın gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın hedefi amut hareketinin bir genetik algoritmayla sentezlenmesi ve bu sentez sürecinin incelenmesidir. Genetik algoritma ile amut hareketi sentezi gerçekleştirilerek böyle bir sentezin mümkün olduğu belgelenmiş, yöntemin diğer insan hareketleri için de uygulanabilirliğine işaret edilmiştir.
Işık ve hareket: Op art
Op Art; algısal yanılsama üzerine kurulu bir sanat anlayışıdır. Op Art bilinçli olarak oluşturulan düzenlemelerle ışık, renk, form ve kompozisyonlar yardımıyla yanılsama yaratarak, eğitim, kültür, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin tüm izleyicileri benzer şekilde etkiler. Op Art; kurallara, bilimsel verilere ve matematiksel değerlere bağlı yapısı nedeniyle diğer görsel sanat dallarından farklıdır.Bu tez çalışmasında sırasıyla; fiziksel olarak ışık, renk, renk kuramları, göz anatomisi ve fizyolojisi, görsel algı ve görsel algı yanılsamaları incelenmiştir. Daha sonra plastik sanatlarda resimde ışık ve hareket konusu dönemsel farklılıklara örneklerle ele alınmıştır. Bu bölümlerin ardından Op Art'ın oluşumu, kompozisyon özellikleri anlatılmış ve Op Art sanatçılarından örnekler verilmiştir. Op Art'ın çağdaş insan yaşamına entegre olan sanat görüşü olmasına değinilerek insan beyninde psikolojik olarak ortaya koyduğu etkileme gücü tartışılmıştır. Op Art görüşünü ortaya koyan ve tarz olarak benimseyen öncü kişi ve sanat grupları hakkında bilgiler verilmiştir.20.yüzyılda ortaya çıkan ve kısa bir dönem süren Op Art, gözün yanıltılabileceğine dair ortaya koyduğu çalışmalarla dikkat çekicidir. Op Art temelli komposizyon ve renk yapıları günümüzde özellikle dikkatin çekilmesinin gerekli olduğu her alanda kullanılmaktadır. Op Art'ın sistematik ve kurallara bağlı yapısının, 20.yüzyılın ikinci yarısından sonra hızla gelişen bilgisayar destekli grafik tasarım yazılım programlarının yapılanmasında etkin olduğu düşünülebilir. Op Art'ın temel değerleri grafik sanatlar ve grafik tasarımı alanında uygulanabilir.
Oyuncu için "hareket" süreci
Bu tez çalışması oyuncu kişisinin hareketin ne olduğunu kavrayarak, rol çalışması esnasında gündelik hareketin dışında kendi gizil gücü olan bedensel anlatımının kaynaklarını keşfetme sürecine katkıda bulunmak amacıyla yazılmıştır. Tiyatroda çağdaş yönelimlerle beraber yeni oyunculuk arayışlarına giren tiyatro insanları oyuncunun hareketinin ve bedensel anlatımının üzerinde durmuşlardır. Buradan yola çıkarak bu çalışmanın ilk bölümünde insanın bedensel mekaniğinin nelerden oluştuğunu, kemik, eklem ve kasların bir bütün halde bir hareketi nasıl meydana getirdiğinin hakkında hem yazınsal hem de görsel bilgilere yer verilmiş olup, akabinde hareketin dinamiklerinden söz edilmiştir. Sonraki bölümde ise hareketin oyuncu ile olan ilişkisine yer verilirken, oyuncunun hareketi algıma süreci üzerinde durulmuştur. Çalışmanın bu noktasında tiyatro yönetmenlerinin oyuncunun bedeninin hareketine olan yaklaşımları incelenirken, aynı zamanda Antonin Artaud'nun tiyatro sanatında yeni öz ve biçim arayışlarına yer verilerek, kendisinden sonraki kuramcıların oyuncunun bedeninin hareketine olan yaklaşımları ele alınmıştır. Tiyatro kuramcılarının harekete olan yaklaşımlarının incelenmesi esnasında ise, bir oyuncunun hareket merkezli bir karaktere yaklaşımının da nasıl olması gerektiği ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Son bölümde ise, oyuncunun bedeninin hareketini merkeze alarak tasarlanan Akrapolis oyunu anlatılmış olup, böylece bu alanda çalışma yapacak olanlara örnek olması hedeflenmiştir.
Okul öncesi çocuklarda uygulanan hareket eğitimi programının çocukların yaratıcı davranışlarına etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, 4-5 yaş okul öncesi çocuklarda uygulanan hareket eğitimi programının çocukların yaratıcı davranışlarına etkisini incelemektir. Araştırmagrubunu Uşak İl merkezindeki anaokullarında okuyan, 4-5 yaşlarında çalışmaya gönüllü olarak katılan toplam 141 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma, okul öncesi eğitimine ek olarak 14 hafta boyunca iki gün birer saat öğretmen rehberliğinde hareket eğitimi ile desteklenmiş eğitsel oyunlar oynatmanın, çocuklarda yaratıcı düşünme becerisine katkısının olup olmadığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çocuklardan 75'i deney, 66'sı kontrol grubuna gelişigüzel dağıtılmıştır. Ölçek olarak Torrence (1981), tarafından geliştirilen ve Karabulut (2012), tarafından Türkçe uyarlaması yapılan Eylem ve Harekette Yaratıcı Düşünme testi kullanılmıştır. 4 aktiviteden oluşan bu test çocukların akıcılık, orijinallik ve hayal gücü açısından değerlendirilmesini sağlayan bir formata sahiptir. Test,çalışmanın başlangıcında tüm çocuklara ön test olarak uygulanmıştır. 14 hafta boyunca kontrol grubu normal eğitimleri dışında planlı bir etkinliğe katılmazken, deney grubu haftada 2 gün birer saat öğretmen rehberliğinde eğitsel oyun oynamıştır. Sürecin sonunda EHYD testi son test olarak tekrar uygulanmış ve elde edilen verilerin istatiksel analizleri yapılmıştır.4 aktiviteden oluşan bu test çocukların akıcılık, orijinallik ve hayal gücü açısından değerlendirilmesini sağlayan bir formata sahiptir. Aktivitelerden 3 tanesi, çocuklara sorulan açık uçlu sorulara çocukların hareket ederek ya da sözlü olarak cevap verebilmesine izin veren testlerden ibarettir. Bu 3 aktivite çocukların cevap sayısına akıcılık olarak, cevapların kişiye özgünlüğünü ise orijinallik açısından değerlendirmektedir. Diğer aktivite ise çocukların hayal gücünü ölçmeye yönelik olarak tasarlanmıştır. Çocuklara verilen rolün (örneğin avcıdan kaçan tavşan) eylemle cevaplanması istenmiştir. Sonuç olarak, hareket eğitiminin yaratıcıdüşünce davranışlarına etkisinin belirlenmesi ile yapılan bu çalışmada; Yunus Emre Okulu Kontrol Grubu Akıcılık Ön test ve Son Test puanları istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,762). Yunus Emre Okulu Deney Grubu Akıcılık Ön test ve Son Test puanları arasındaki Spearman Korelasyon Katsayısı istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Akıcılık Ön Test ve Akıcılık Son Test puanları arasında yüksek derecede pozitif bir ilişki bulunmaktadır (p=0,659). Yunus Emre Okulu Kontrol Grubu Orijinallik Ön test ve Son Test puanları istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır(p=0,221). Yunus Emre Okulu Deney Grubu Orijinallik Ön test ve Son Test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlıbulunmamıştır. (p=0,108). Yunus Emre Okulu Kontrol Grubu Hayal Gücü Ön test ve Son Test puanları arasındaki Spearman Korelasyon Katsayısı istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Hayal Gücü Ön Test ve Son Test Puanları çok yüksek derecede anlamlı bulunmaktadır (r=0,864). Yunus Emre Okulu Deney Grubu Hayal Gücü Ön test ve Son Test puanları arasındaki Spearman Korelasyon Katsayısı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Hayal Gücü Ön Test ve Son Test Puanları arasında, yüksek derecede pozitif ilişki bulunmaktadır (r=0,782). Hakkı Kabaklarlı Okulu Kontrol Grubu Akıcılık Ön Test ve Son Test puanları istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,046). Akıcılık Ön test ve Son test puanları arasında düşük seviyede pozitifbir ilişki bulunmaktadır (r=0,355). Hakkı Kabaklarlı Okulu Kontrol Grubu Orijinallik Ön Test ve Son Test puanları arasındaki pearson korelasyon katsayısı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,011). Orijinallik Ön Test ve Son Test puanları orta seviyede anlamlı bulunmaktadır (r=0,445). Hakkı Kabaklarlı Okulu Kontrol Grubu, Hayal Gücü Ön Test ve Son Test puanları arasındaki Spearman Korelasyon Katsayısı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Hayal Gücü Ön Test ve Son Test puanları arasında yüksek seviyede pozitif korelasyon bulunmaktadır (r=0,759). Hakkı Kabaklarlı Okulu Deney Grubu Akıcılık Ön Test ve Son Test puanları arasındaki Spearman Korelasyon Katsayısı istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,018). Akıcılık Ön test ve Son test puanları arasında orta seviyede pozitif bir ilişki bulunmaktadır (r=0,405). Hakkı Kabaklarlı Okulu Deney Grubu Orijinallik Ön Test ve Son Test puanları istatistiksel olarak anlamlı ilişkibulunmamıştır(p=0,136). Hakkı Kabaklarlı Okulu Deney Grubu Hayal Gücü Ön Test ve Son Test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonbulunmamıştır (p=0,360). Bu Yüksek Lisans Tezi Uşak Üniversitesi BAP Birimi tarafından proje olarak desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hareket Eğitimi, Yaratıcılık, Yaratıcı Düşünme, Okul Öncesi Eğitimi.
Kuvvet ve hareket konusunda sanal fen laboratuvarı kullanımının öğrenci başarısına etkisi
Bu çalışmanın amacı; 6. Sınıf öğrencilerinin fen bilimleri dersi kuvvet ve hareket ünitesinde kullanılan sanal laboratuarın, mevcut öğretim programındaki geleneksel laboratuar veya sınıf içi etkinliklerine göre öğrenci başarısı üzerine etkisini incelemek ve sanal laboratuar uygulamasına yönelik öğrenci görüşlerini tespit etmektir. Çalışma, 2015-2016 eğitim öğretim yılının güz döneminde Uşak ilinde bulunan bir orta okulda, iki farklı şubede öğrenim gören 6. sınıf öğrencileri ile yürütülmüştür. Örneklem , deney ve kontrol grubunda bulunan toplam 48 öğrenciden oluşmaktadır. Öğretim süreci deney grubunda sanal laboratuar kullanılarak yürütülürken; kontrol grubunda geleneksel laboratuar veya sınıf içi etkinlik kullanılarak yürütülmüştür. Çalışmada nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak, "Kuvvet ve Hareket Başarı Testi" ve öğrenci görüşlerini belirlemek için "Öğrenci Görüşleri Formu" kullanılmıştır. Uygulama öncesinde ve uygulama sonrasında gruplar arasında fark olup olmadığını belirlemek için SPSS istatistik paket programı ile veriler analiz edilmiştir. Öğrenci görüşlerinin ise betimsel analizi yapılmıştır. Sanal laboratuar uygulamasının öğrencilerin akademik başarılarını arttırmada geleneksel laboratuar ve sınıf içi etkinliklerden daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca; öğrenciler sanal laboratuarı eğlenceli bulduklarını, sanal laboratuarın konuyu daha anlaşılır hale getirdiği ve görsellik sağladığı yönünde görüş belirtmişleridir. Anahtar Kelimeler: Sanal Laboratuar, Kuvvet ve Hareket Ünitesi, Fen Başarısı, Öğrenci Görüşleri.
E-kitaplarda etki ögesi olarak hareket ve bir uygulama önerisi
E-Kitaplarda Etki Ögesi Olarak Hareket ve Bir Uygulama Önerisi başlıklı bu tez çalışmasında teknolojik gelişmelerle birlikte gün geçtikçe daha fazla önem kazanmakta olan elektronik kitapları grafik tasarımda etki yaratmak amacıyla kullanılan hareket ögesi bağlamında araştırmak, sorunlarını belirlemek, sorunların çözümü için öneriler geliştirmek ve konu ile ilgili tasarımlar ortaya koymak amaçlanmıştır. Tezin birinci bölümünde; e-kitap tanımından, e-kitap ile etkileşimli e-kitap arasındaki ayrımdan, e-kitapların gelişim süreçlerinden, e-kitap türlerinden ve yararlarından söz edilmiştir. Ayrıca, teknolojinin çocukların eğitimi alanındaki önemine değinilmiştir. İkinci bölümde; e-kitaplarda başvurulan tasarım ögeleri ve ilkeleri etki niteliği açısından örneklerle incelenmiş; e-kitaplarda etki ögesi olarak hareketin kullanımı, önemi ve etkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca, etkileşimli e-kitapların çoklu ortam ögeleri ve özellikleri de irdelenerek bu ögelerin önemine değinilmiştir. Üçüncü bölümde; etki ögesi olarak hareket bağlamında, ödüllü etkileşimli e-kitap çalışmalarına ilişkin örneklere yer verilmiş, hedef kitleyi etkilemek amacıyla e-kitaplarda hangi çoklu ortam özelliklerine başvurulduğu, hangi tasarım ilke ve ögelerinin tercih edildiği üzerinde durulmuş ve söz konusu örnekler etki ögesi olarak hareket bağlamında incelenmiştir. Dördüncü bölümde; uygulama çalışmasına konu olarak seçilen down sendromlu çocukların gelişimi ve fiziksel özellikleri ile eğitim süreçleri hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca, söz konusu çocukların eğitim süreçlerinde kullanılan materyaller ile ilgili açıklamalara da yer verilerek, bu verilerden hareketle down sendromlu çocuklara yönelik etkileşimli e-kitap uygulamaları incelenmiş ve bu uygulamalardaki hareket kullanımı irdelenmiştir. Beşinci bölümde; bu tez çerçevesinde down sendromlu çocuklar için geliştirilen "Mori" adlı, Türkçe dil kaynaklı, eğitsel etkileşimli e-kitap önerisi arayüz tasarımları üzerinden tüm süreçleriyle irdelenerek sunulmuştur. Tezin sonuç bölümünde ise çalışmanın amaç ve öneminin yanı sıra kullanılan yöntem ve teknikler hakkında bilgiler verilmiş; söz konusu alanda daha neler yapılabileceği sorunsalı tartışılmış ve belirlenen sorunlar üzerinde durularak, bu sorunların çözümü için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Grafik tasarım, görsel iletişim tasarımı, etki, hareket, e-kitap, etkileşimli e-kitap, interaktif tasarım, çoklu ortam, down sendromlu çocuklar.
Seramikte hareket kavramı ve üç boyutlu Zoetrope uygulaması
Plastik Sanatlarda hareket kavramı, farklı dönemlerde farklı biçimlerde ele alınmıştır. Özellikle resim, heykel ve mimarlık alanlarında kendini gösteren bu kavram iki genel başlık altında değerlendirilebilir. İlkinde gerçek bir hareket söz konusu değildir. Figür veya nesneler durağandır fakat hareket ederken bir an dondurulmuş gibidir. 1960 sonrasında yoğun olarak görmeye başladığımız ikincisinde ise fiziksel bir hareket söz konusudur. Bu tür eserler çoğunlukla mühendislik bilgisi ya da bir mühendis ile birlikte çalışmayı gerektirir. Naum GABO ve Antoine PEVSNER'in 1920'de hazırladığı Gerçekçi Bildirge'de ilk kez kullanılan "kinetik" teriminin güzel sanatlarda yaygınlık kazanması zaman almıştır. Resim ve heykel alanlarında hareket yanılsaması için uzun süre "dinamik" terimi kullanılmıştır. 1950'lerde sanat terminolojisine giren Kinetik Sanat, bugün çok farklı üslup ve teknikleri kapsayacak biçimde uygulanmaya devam etmektedir. Bu çalışma ile başlangıcından günümüze kadar seramikte hareket unsurunun nasıl ve ne amaçla kullanıldığı, Seramiğin Kinetik Sanat içerisinde var olma sorunları ve pratikte malzemenin sınırlılıklarının/olanaklarının ortaya konması amaçlanmaktadır. Seramikte Hareket kavramı ile ilişkili olarak Kinetik Sanat, Optik Sanat, Optik Oyuncaklar, görsel yanılsama ve görme kusuru konuları araştırılacak, bu alanların birbirleri ile ilişkileri tartışılacaktır. Ayrıca günümüz teknolojisinden faydalanarak yapılacak kişisel uygulamalar ile seramik sanatında hareket konusuna farklı bir bakış açısı getirilmeye çalışılacaktır. Anahtar Sözcükler: Seramik, seramikte hareket, kinetik sanat, optik sanat, optik oyuncaklar.
Türkiye'de üreyen turnaların (Grus grus lınnaeus, 1758) göç davranışlarının araştırılması
Bu tez kapsamında Turna (Grus grus) türünün, diğer alttürlerden izole bir popülasyon oluşturmuş Transkafkasya popülasyonunun Türkiye'de üreyen kısmının yazlama, kışlama ve göç sırasındaki alan kullanım davranışları, göç fenolojisi ve yaşam alanlarında tercih ettiği arazi özellikleri incelenmiştir. Bölgedeki popülasyonun izole bir popülasyon olması koruma biyolojisi açısından son derece önemli olduğundan ve ilgili alanyazında popülasyonun bir alttür olduğu ileri sürüldüğünden, hareketlerin incelenmesinden elde edilen sonuçların Türkiye'deki koruma çalışmalarında bir temel teşkil etmesi beklenmektedir. Turna hareketlerinin çalışılması kapsamında öncelikle 2014 – 2019 yılları arasında GPS vericileri ile izlenen turnaların yazlama, kışlama ve göç dönemleri yıllara göre ayrı olarak değerlendirilmiştir. İlk yaz dönemlerinde kullandıkları yurt büyüklüğü tüm Türkiye'de 53.576,29 ha iken, bunun 13.057,72 ha'lık kısmı Kernel Yoğunluk Tahmini ile belirlenen çekirdek alanlardır. İkinci yaşlarındaki yazlama alanları ilk yazlarından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklı olup, toplam yurt büyüklüğü 95.648,7 ha, çekirdek alanların toplamı ise 79.503,6 ha'dır. Kışlama alanlarında yurt büyüklükleri artmakta olup, bunun sebebini büyük ölçüde tüneme alanlarının beslenme alanlarına olan uzaklığı oluşturmaktadır. Kışlama alanları arasında da yaşlara göre anlamlı bir fark bulunmuştur. Turnaların sonbahar göç dönemlerinin başlangıcının ortalama olarak Eylül – Kasım ayları arasında, ilkbahar göç dönemlerinin başlangıcının ise Ocak – Mart ayları arasında değiştiği görülmüştür. Kışlama için gidilen alan yıldan yıla farklılık göstermekte olup, genellikle ikinci yıllarındaki göçlerinde daha kısa mesafeleri tercih etmektedirler. Yazlama alanlarında en çok tercih ettikleri habitat tipi sulanan veya sulanmayan ekilebilir tarım alanları iken, kışlama alanlarında bu durum kışı geçirdikleri alana göre değişmekle birlikte ekilebilir tarım arazileri yine büyük çoğunluğu oluşturmaktadır.
Stereotipik hareket bozukluğu ve nöroinflamasyon ilişkisi
Stereotipiler istemsiz şekilde meydana gelen ancak refleksif olmayan, tekrarlayıcı, ritmik, koordine ve kalıplaşmış hareketlerdir. Stereotipik hareket bozukluğu; kişide eşlik eden otizm, zeka geriliği, duyusal yoksunluk veya nörolojik bir hastalık olup olmamasına göre primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Etiyolojisi henüz aydınlatılamamış, toplumda yaygın görülen, kişinin etiketlenmesine neden olan, kesin bir tedavisi bulunmayan bir bozukluktur. Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) belirtileri hayatın erken dönemlerinde başlayan, iletişim ve sosyal etkileşimde yetersizlikle karakterize, kısıtlı ilgi alanları ve davranışları içeren, stereotipilerin sıklıkla eşlik ettiği nörogelişimsel bir bozukluktur. Son yayınlarda 59 çocuktan 1'nde görüldüğü belirtilen, etiyolojisi henüz aydınlatılamamış, kesin bir tedavisi bulunmayan bir bozukluktur. Bu iki nörogelişimsel bozukluğun birlikte görülme sıklıkları yüksektir. Bu nedenle patofizyolojilerinde ortak mekanizmalar olabileceği düşünülmektedir. Son yıllarda OSB etiyolojisinde nöroinflamatuar süreçlerin rolü yaygın şekilde araştırılmakta ve kanıtlar sunulmaktadır. Stereotipik hareket bozukluğu etiyolojisinde nöroinflamatuar süreçlerin rolünü araştıran hayvan modelleri bulunmakla birlikte henüz insanlarla yapılmış bir çalışma alan yazında bulunmamaktadır. Stereotipik hareket bozukluğunun patofizyolojisinde nöroinflamatuar mekanizmaların rolü olduğu hipotezi ile yapılan bu araştırma, stereotipik hareket bozukluğu ve OSB tanısı olan çocuk ve ergenlerin plazmalarında IL-1β düzeylerinin ELISA yöntemiyle değerlendirildiği kesitsel bir çalışmadır. Araştırmamızın örneklemi 22 primer stereotipik hareket bozukluğu (Primer SHB), 20 sekonder stereotipik hareket bozukluğu (Sekonder SHB), 18 stereotipileri olmayan OSB (SHB olmayan OSB), 18 sağlıklı kontrolden oluşmaktadır. Tüm katılımcılara Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi – Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu DSM-5 (K-SADS-PL) psikiyatrik tanı görüşmesinin yanında Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ) (CARS), Otizm Davranış Kontrol Listesi (Autism Behavior Checklist- AuBC), Sorun Davranış Kontrol Listesi (SDKL), Tekrarlayıcı Davranışlar Ölçeği-Revize-Türkçe Versiyonu (TEDÖ-R-TV), Yenilenmiş Conners Ana Baba Derecelendirme Ölçeği Kısa Türkçe Formu (CADÖ-YK) uygulanmıştır. Gruplar arasında yaş, cinsiyet, sosyoekonomik düzey, ebeveyn yaşları, aile yapısı, prenatal ve natal faktörler açısından anlamlı fark bulunmamaktadır. OSB gruplarındaki çocukların annelerinin eğitim düzeyi Primer SHB ve Sağlıklı Kontrol gruplarından anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır. Sekonder SHB grubundaki çocukların yarısının tek çocuk olduğu saptanmıştır. Primer SHB grubundaki çocukların ebeveynlerinde psikopatoloji görülme sıklığının artmış olduğu saptanmıştır. Primer SHB grubundaki çocukların postnatal dönemde diğer gruplardaki çocuklara kıyasla daha çok sağlık sorunu yaşadığı en sık yaşanan sağlık sorununun yenidoğan sarılığı olduğu tespit edilmiştir. Primer SHB grubundaki çocukların Sağlıklı Kontrollerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha geç cümle kurmaya başladıkları saptanmıştır. Primer SHB grubundaki çocuk ve ergenlerin Sağlıklı Kontrollere kıyasla okul başarı düzeylerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sekonder SHB grubunun sol el tercih oranlarının diğer gruplara kıyasla anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır. Stereotipik hareket bozukluğu tanısı olan çocukların ailelerinde ve yakın akrabalarında stereotipi bulunma sıklığının artmış olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte OSB gruplarındaki çocuk ve ergenlerin ailelerinde de stereotipi sıklığının artmış olduğu saptanmıştır. Primer SHB grubunda çocuk ve ergenlerin %86,6'sı en az bir komorbid psikiyatrik bozukluğa sahip olduğu bulunmuştur. Primer SHB grubunda SDKL Stereotipik davranışlar, SDKL Letarji/İçe kapanma alt ölçek puanları ve ABC Sosyal ve Özbakım becerileri alt ölçek puanları, TEDO-R-TV Aynılık/Tekdüzelik davranışlar ve TEDO-R-TV Stereotipik davranış alt ölçek puanları Sağlıklı Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Stereotipik hareket bozukluğu ve OSB'nin nöroinflamatuar süreçlerle ilişkisini incelemek amacıyla katılımcıların plazma IL-1β düzeyleri ELİSA tekniği ile değerlendirilmiştir. Primer SHB ve SHB olmayan OSB gruplarda IL-1β düzeyleri Sağlıklı Kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuş; Sekonder SHB grubu IL-1β düzeylerinin ise Sağlıklı Kontrol IL-1β düzeylerinden daha yüksek olmakla birlikte aradaki farkı anlamlı bulunmamıştır. Çalışmamızın sonuçları stereotipik hareket bozukluğunun ve OSB'nin patofizyolojisinde nöroinflamatuar süreçlerin rol oynuyor olabileceğine işaret etmektedir. Gelecekte daha fazla nöroinflamatuar parametreyle çalışmanın genişletilmesi bu alandaki bilgilerimizi artıracaktır.
Çocuklarda temel hareket eğitimi ve cimnastik programlarının kaba motor becerileri üzerine etkisinin karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı 5-6 yaş grubu çocuklarda temel hareket eğitimi ve cimnastik programlarının kaba motor beceriler üzerine etkisinin karşılaştırılmasıdır. Araştırmamıza, Bayrampaşa ilçesinde bulunan bir spor tesisinde kayıtlı daha önce herhangi bir sportif faaliyet geçmişi bulunmayan çocuklardan oluşan 18 kız, 12 erkek öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. Eğitim uygulamaları iki deney grubuna uygulanmıştır. Birinci deney grubunu 15 öğrenci, ikinci deney grubunu da 15 öğrenci oluşturmaktadır. Birinci deney grubuna temel hareket eğitimi, ikinci deney grubuna ise cimnastik eğitimi verilmiştir. Verileri toplamada ''Kaba motor beceri testi (Hirst ve ark. 1986) kullanılacaktır. Hirst ve arkadaşlarının (1986) geliştirdiği bu test, durarak uzun atlama, dinamik denge, statik denge ve çabukluk olmak üzere dört alt testten oluşmaktadır. Bulgular SPSS 25,0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen veriler bağımlı gruplarda t-testi (independent samples t-test) ile analiz edilmiştir. Deney gruplarının grup içi ölçüm değerlerine bakıldığında durarak uzun atlama, statik denge, dinamik denge ve çabukluk parametreleri ön-test ve son-test karşılaştırmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılığa rastlanmıştır (p<0,05). İki deney grubu arasında yapılan ön-test ve son-test karşılaştırmasında ise statik denge parametresinde anlamlı farklılığa rastlanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak cimnastik ve temel hareket eğitimi çalışmalarının durarak uzun atlama, dinamik denge, statik denge ve çabukluk parametrelerine olumlu etkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hareket eğitimi, çocuk, cimnastik, motor.
Total kalça artroplasti cerrahisi sonrası kadınların ve partnerlerinin cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmada, total kalça artroplasti cerrahisi geçiren kadınlarda, cer-rahi sonrasında kendilerinde ve eşlerinde cinsel yaşam kalitesinin ve performansının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Araştırmaya İstanbul'da bulunan hastanelere başvuran ve TKA cer-rahisi geçiren 60 kadın hasta ve partnerleri dahil edildi. Katılımcılardan TKA cerrahisi sonrası üç, altı ay ve bir yıl sonraki cinsel aktiviteleri Yeni Cinsel Doyum Ölçeği kullanılarak, anket yöntemiyle değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların cinsel yaşamlarındaki kolaylık yaşama düzeyleri üçüncü ayda %11.5, altıncı ayda %46.2 ve bir yılın sonunda %81.7 düzeyindeydi. Cinsel yaşam kalitesinin artmasına neden olan hareket kabiliyetindeki artış üçüncü ayda %21.4, altıncı ayda %62.5 ve bir yılın sonunda %68.4 düzeyindeydi. Ben mer-kezli ve eş/partner/cinsel aktivite merkezli cinsel yaşam kalitesinin demografik özellik gruplarına göre farkları istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Ameliyat öncesi tüm hastaların ortalama cinsel yaşam kalitesinin üzerinde olanların oranı %21.2 olup, ameliyat sonrası bu oran %61.5'e yükselmişti. Ameliyat öncesi Görsel Analog Skalaya göre 4 olan cinsel kalite düzeyi ortalaması, ameliyat sonrasında 6'ya yükselmişti. Sonuç: TKA sonrası bireylerin hareket kabiliyetlerinin artması istatistiksel ola-rak anlamlı şekilde hem cinsel yaşam kalitelerini, hem de cinsel yaşam düzeylerini olumlu yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Total kalça artroplasti cerrahisi, cinsel yaşam kalitesi, ha-reket kabiliyeti, ağrı.
Yüzey–boyut–hareket üzerine deneysel çalışmalar
Resmin konusunun değişimi ve plastik arayışların başlangıcı modernizme dayanır. Modernizm ile beraber pek çok sanatçı görünen gerçeklikten uzaklaşmış ve yerine yeni plastik gerçeklik arayışlarına yönelmiştir. Böylelikle iki boyutlu resmin yapısı da dönüşmeye başlamıştır. Bu dönüşümü tetikleyen diğer bir unsur da, 20. Yüzyılın başında, bilim ve teknolojideki büyük değişimlerdir. Zamanın tüm bu değişim ve dönüşümü kaçınılmaz olarak hareket kavramını hatırlatmaktadır. Hareket aslında tüm bu değişimi kapsayan bir kavram olarak görülür. Fakat hareket, resimden düzenlemeye kendini ilk olarak fütürizmde göstermiş ve sonra kinetik sanatta somut olarak ortaya çıkmıştır. Bu tezde kinetik sanatın nasıl orataya çıktığı ve kendinden sonraki sanatçılara olan etkisi araştırılmıştır. Hareketin temellerinden günümüze kadar geçen süreç incelenmiştir. Bu süreçte endüstrileşmenin getirdiği tüm yeniliklerin, gücün ve makinenin sanattaki yeri konu alınmıştır. Tez sürecinde üretilen çalışmalarda, biçimler, geleneksel resim anlayışının dışında plastik bir dille üretilmiştir. Hareket kavramından temellenmiş olan tüm bu çalışmalarda süreç ve biçimin kendisi konu alınmıştır. Sürecin kazandırdığı deneyimler, yeni deneysel ve hareketli çalışmaların ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Ortaöğretim öğrencilerinin kuvvet ve hareket konusuna yönelik grafik kullanma becerilerinin incelenmesi
Araştırmada, kuvvet ve hareket konusuna yönelik ortaöğretim 11. sınıf öğrencilerinin grafik okuma ve yorumlama ile grafik çizme becerilerini incelemek ve bu becerilerle ilgili karşılaşılan sorunlar varsa, bu sorunları belirlemek amaçlanmıştır. Tarama modeli ile yürütülen çalışma, 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında, Ankara il merkezinde yer alan Anadolu Liselerinde öğrenim gören toplam 209, 11. sınıf öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak 13 maddeden oluşan çoktan seçmeli Grafik Okuma ve Yorumlama Beceri Testi (GOYBT) ve 5 maddeden oluşan açık uçlu Grafik Çizme Beceri Formu (GÇBF) kullanılmıştır. GOYBT'nde yer alan çoktan seçmeli sorular için, pilot çalışma sonucunda Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı 0.83 olarak bulunmuştur. GÇBF'nda yer alan açık uçlu soruların analizi için ise rubrik kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, parametrik testler kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada ayrıca veri toplama araçları ile elde edilen bulguların desteklenmesi amacıyla, öğrencilerin %20'si ile de yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Araştırmanın sonunda, öğrencilerin grafik okuma ve yorumlamada orta düzeyde, grafik çizmede ise düşük düzeyde başarı gösterdikleri sonucuna varılmıştır. Araştırmada, öğrencilerin grafik okuma ve yorumlama becerileri ile grafik çizme becerileri birbirini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda ayrıca öğrencilerinin grafik eksenleri etiketleme, veri girişi, nokta oluşturma ve grafik çizmede, grafikleri anlama ve yorumlama konularında zorlandıkları belirlenmiştir. Öğrencilerin GOYBT, GÇBF puanlarının cinsiyete göre karşılaştırılması sonucunda kız öğrenciler lehine anlamlı bir farklılık olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar sözcükler: grafik okuma-yorumlama, grafik çizme, kuvvet ve hareket, çizgi grafiği, fizik eğitimi
Ampute futbol maçına verilen fizyolojik yanıtların ve hareket profillerinin incelenmesi
Bu çalışma, ampute futbol maçına verilen fizyolojik yanıtların ve hareket profillerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla çalışmaya, 9 erkek ampute futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Öncelikle 9 ampute futbolcunun demografik özellikleri belirlenmiş ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Daha sonra, ampute futbolcuların maksimal kalp atım hızı (KAHmaks) değerleri bir progresif koşu testi olan modifiye mekik koşusuyla belirlenmiştir. Ampute futbol maçına verilen fizyolojik yanıtlar ve hareket profilleri ise her bir ampute futbolcu için en az 2 ampute futbol maçı olmak üzere toplamda 22 maç ile belirlenmiştir. Her maç öncesinde ampute futbolcuların dinlenik KAH ve dinlenik kan laktat konsantrasyonları (LA) belirlenmiştir. Ampute futbol maçlarına verilen fizyolojik yanıtlar için birinci ve ikinci devre sonu LA cevapları ve algılanan zorluk derecesi (AZD) ve tüm maçlar süresince KAH yanıtları belirlenmiştir. Ampute futbol maçı sırasında, birinci ve ikinci devrede ulaşılan en yüksek KAH değerleri KAHzirve olarak, maçın birinci ve ikinci devresindeki KAH ortalamaları ise KAHort olarak kabul edilmiştir. Hareket profilleri olarak ampute futbol maçları sırasında, birinci ve ikinci devrede kat edilen toplam mesafe (Mesafetop), farklı koşu hızlarında kat edilen Mesafetop, farklı koşu hızlarında kat edilen Mesafetop yüzdeleri, ulaşılan maksimal hız (Hızmaks) ile ampute futbolcuların maçları KAHmaks'ın hangi yüzdesinde geçirdikleri belirlenmiştir. Devreler arası fizyolojik yanıtlar ve hareket profilleri arasındaki farklar Bağımlı Gruplarda t-testi ile belirlenmiştir. Devrelere göre farklı koşu hızı kategorilerinde kat edilen mesafeler, bu mesafelerin toplam mesafeye yüzde oranı 2 x 5 (Devre x Hız Kategorisi), KAHmaks'ın yüzdelerine göre geçirilen süreler arasındaki farklar ise 2 x 4 (Devre x KAHmaks kategorisi) Tekrarlı Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi ile belirlenmiştir. Farklı koşu hızlarında kat edilen mesafeler arasındaki farklar (F) anlamlı çıktığında farkın hangi koşu hızı kategorisinden kaynaklandığının belirlenmesi için Bonferroni çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Maçlara verilen KAH yanıtları incelendiğinde, birinci devredeki KAHort, ikinci devreye göre istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Buna rağmen her iki devredeki KAHzirve, KAH%, AZD ve LA yanıtlarının benzer olduğu görülmüştür (p>0,05). Maçlardaki hareket profilleri bulgularına göre, her bir devrede ulaşılan Hızzirve(km.sˉ¹) verileri istatistiksel olarak farklı olmamakla beraber (p>0,05) devreler arasında kat edilen Mesafetop istatistiksel olarak farklıdır (p<0,05). Ampute futbol maçlarında devre ve aynı zamanda koşu hızı kategorisi etkisi anlamlıdır (p<0,05). Bunlara ek olarak, Devre x hız kategorisi etkileşimi de anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Beş farklı koşu hızı kategorisinde kat edilen mesafelerin yüzde dağılımlarının devrelere göre farklılaşmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bununla beraber beş farklı koşu hızı kategorisinde kat edilen mesafelerin yüzde dağılım etkisi ise anlamlıdır (p<0,05). Ayrıca, Devre x koşu hızı % etkileşimi ise anlamlı değildir (p>0,05). KAHmaks'nın 4 farklı yüzdesinde geçirilen sürelerin devrelere göre farklılaşmadığı (p>0,05) belirlenirken, KAHmaks%'nın 4 farklı yüzdesinde geçirilen süreler arasında anlamlı farklılık belirlenmiş (p<0,05) ve Devre x KAHmaks% etkileşiminin de anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları ampute futbol maçına verilen fizyolojik yanıtlarda KAHort dışındaki fizyolojik yanıtların devrelere göre farklılaşmadığını göstermiştir. Hareket profillerine bakıldığında ise ampute futbol maçı sırasında Hızmaks'ın devrelere göre benzer olduğu ancak toplam kat edilen mesafenin, farklı koşu hızı yüzde dağılımının ve farklı KAHmaks%'lerinde geçirilen sürelerin farklılaştığı görülmüştür.
İnmeli hastaların fonksiyonel aktiviteler sırasındaki gövde ve üst ekstremite hareket yörüngelerinin belirlenmesi
Bu çalışma, subakut-kronik inmeli hastalarda fonksiyonel aktivitelerin kinematik özelliklerini analiz ederek hareket yörüngelerindeki değişimi belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaş ortalaması 54±11 yıl olan 15 inme hastası (7 kadın, 8 erkek) dâhil edildi. Çalışmada Modifiye Ashworth Ölçeği ile üst esktremite spastisitesi, Fugl-Meyer Ölçeği ile üst eksremite motor fonksiyonları değerlendirildi. Xsens MVN BIOMECH Awinda IMU sensörleri ile gövde ve bilateral omuz, dirsek ve el bileği eklemlerine yerleştirilerek başın orta noktasına dokunma, ceket asma, yemek yeme, pantolonun arka cebine cüzdan koyma, el yıkama, yüz yıkama ve sürahiden bardağa su doldurma aktiviteleri değerlendirildi. Kontrol grubu olarak aktiviteler hastaların etkilenmemiş taraf üst ekstremitesine yaptırıldı. İnmeli hastaların sağlam ve etkilenmiş taraf üst ekstremite ve gövde eklemlerinin fonksiyonel aktiviteler sırasındaki ortalama, maksimum ve minimum eklem açıları, el bileği ekleminin maksimum ve ortalama açısal hızları ve aktivitenin tamamlanma süresi gibi kinematik göstergeleri tanımlanarak iki taraf arasında karşılaştırma yapıldı. Başın orta noktasına dokunma aktivitesinde etkilenmiş tarafta sağlam tarafa kıyasla omuz fleksiyon açısında azalma olduğu bulundu (p<0.05). Hastaların en çok yemek yeme aktivitesinde problem yaşadığı, özellikle kaşığı ağza götürme anında artmış omuz abduksiyonu, internal rotasyonu ve fleksiyonu ile kompansasyon mekanizmaları geliştirdiği görüldü. Dirsek fleksörlerindeki tonus artışına bağlı olarak etkilenmiş tarafın aktiviteler sırasındaki dirsek fleksiyon açılarının sağlam taraftan daha fazla olduğu saptandı (p<0.05). Aktvite türüne göre değişiklik göstermekle birlikte etkilenmiş ekstremitede daha büyük pronasyon ve ulnar deviasyon açılarının meydana geldiği belirlendi. Çalışmamızın sonuçları inmeli hastalarda fonksiyonel hareketlerin kompansasyonlarını göstererek egzersiz reçetesinin ve robotik cihazların hareket yörüngelerinin belirlenmesi açısından literatüre katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İnme, kinematik analiz, günlük yaşam aktiviteleri, gövde, üst ekstremite.
Prematüre bebeklerde general movements, duyusal işlemleme ve nörogelişimsel parametreler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; (i) ayrıntılı General Movements (GMs) değerlendirmesi ile erken dönem duyu gelişiminin ilişkisi olup olmadığını araştırmak, (ii) gestasyonel haftalarına göre ayrılan prematüre bebeklerin GMs değerlendirmesi ve duyusal işlemleme sonuçlarını karşılaştırmak ve (iii) 24 – 36 ay duyusal işlemleme ile nörogelişimsel değerlendirme sonuçlarının 3 – 5 ay arasında yapılan GMs ile duyusal işlemleme değerlendirmeleri ile ilişkisini incelemektir. Çalışmaya dahil edilen 66 prematüre bebek gestasyonel haftalarına göre aşırı prematüre bebek (≤28 hafta), erken prematüre bebek (29 hafta ve ≤32 hafta) ve orta–geç prematüre bebek (33 hafta ve <37 hafta) olmak üzere üçe ayrıldı. Dahil edilen bebeklere düzeltilmiş yaşları 3 – 5 ay arasındayken spontan motor hareketleri değerlendirmek için ayrıntılı GMs; duyusal işlemleme değerlendirmesi için Infant Sensory Profile-2; nörogelişimsel değerlendirme için Bayley Bebek ve Çocuk Gelişimi Ölçeği – III (Bayley-III) uygulanmıştır ve düzeltilmiş yaşları 24 – 36 ay arasında ise duyusal işlemleme değerlendirmesi için Toddler Sensory Profile-2 ve propriosepsiyon duyu değerlendirmesi; nörogelişimsel değerlendirme için yine Bayley-III uygulanmıştır. Erken dönem ayrıntılı GMs analizi sonucunda elde edilen Motor Optimalite Skoru (MOS) ve alt bölümleri ile duyusal işlemleme arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Bebeklerin 2 yaşlarındaki duyusal işlemleme değerlendirmesine göre kuadrantların hassaslık alanında gruplar arasında fark bulundu (p=0,022). Buna göre 32 hafta ve altı doğum haftasına sahip prematüre bebekler orta-geç prematüre bebeklere göre daha fazla duyusal işlemleme bozukluk oranına sahip oldukları görüldü. Bununla birlikte yine 2 yaş değerlendirmelerinde duyusal işlemlemenin dokunma parametresinde gruplar arasında fark bulundu (p=0,033) ve yine gestasyonel haftanın azalması ile duyusal işlemleme bozukluklarının oranının arttığı belirlendi. MOS ve alt bölüm puanları ile duyusal işlemleme parametreleri arasındaki ilişkiye bakıldığındaysa; MOS ve alt bölümlerinden en az biri ile duyusal işlemleme parametrelerinden arama, hassaslık, görsel, dokunma ve hareket alanları arasında düşük derecede korelasyon katsayısıyla ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, prematüre bebeklerin erken dönemden itibaren hem motor gelişim açısından hem de duyusal işlemleme açısından takibinin önemli olduğu görüldü. Özellikle doğum haftasının düşmesi ile duyusal işlemlemenin dokunma ve hareket parametrelerininde bozukluk riski oranı artmaktadır. Erken dönem atipik spontan motor gelişim gösteren bebeklerin duyusal işlemleme bozukluğuna da sahip olabileceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.
Yüksek doğum ağırlığı ile doğan ve/veya geç doğan riskli bebeklerde general movements hareket analizi
Çalışmamızın amacı, yüksek doğum ağırlığı ile doğan ve/veya geç doğan bebeklerin General Movements (GMs) hareket analizleri ile normal doğum ağırlığına sahip ve zamanında doğan bebeklerin GMs hareket analizlerini karşılaştırmaktı. Çalışmaya postterm 10-19 hafta arasında olan yüksek doğum ağırlığı ile doğan 22 bebek, geç doğan 3 bebek ve normal doğum ağırlığıyla doğan 22 bebek dâhil edildi. Bebeklerin demografik ve klinik özellikleri kaydedildi. Gözlemsel GMs değerlendirmesi kapsamında bebeklerin 3-5 dakikalık videoları çekildi. Prechtl yöntemi ile fidgety hareketler analiz edildi ve motor repertuar değerlendirmesi yapıldı. Her bebeğin motor optimalite skoru hesaplandı. Çalışma grubu ile kontrol grubunun Fidgety hareket analizleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Yüksek doğum ağırlığı ile doğan bebeklerle kontrol grubundaki bebeklerin total MOS değerleri ve MOS'un postür alt bölümü arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Doğum ağırlığı ile total MOS arasında negatif yönde orta düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (r=-0,461, p<0,05). Çalışmamızın sonuçları ışığında yüksek doğum ağırlığı ile doğan ve/veya geç doğan bebeklerin en erken dönemde uygun nöromotor değerlendirmelerinin yapılarak bu değerlendirmelerin sonucunda ihtiyacı olan bebeklerin erken gelişimsel fizyoterapi programlarına yönlendirmesi ve uzun dönemde gelişimsel süreçlerinin takip edilmesi gerektiği sonucuna varıldı.
Harekete hazırlık safhasında postür kontrolünün incelenmesi
Bu çalışmada harekete hazırlık safhasında postür kontrolüne ait iki seviyeli kontrol yaklaşımının, postüral düzenlemeler ile kas kuvvetleri bakımından incelenmesi amaçlanmıştır. 8 erkek katılımcının kinetik, kinematik ve kas aktivasyon verileri toplanmıştır. Bu bağlamda, istemli hareket ve işitsel uyarana reaksiyon ile hareket protokollerinde, tek ayak sakin duruşta postür kontrolü ve harekete hazırlık fazları üzerinde durulmuştur. İki seviyeli postür kontrol bileşenleri, postüral düzenlemeler ve aktif-pasif kas kuvvetleri için protokoller arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Supraspinal ve spinal düzeyleri temsil ettiği vurgulanan iki seviyeli postür kontrolü yaklaşımı ile aktif-pasif kas kuvvetleri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. İki seviyeli postür kontrolü bileşenlerinin tüm vücut kontrolünü temsil etmesi; buna karşın, aktif-pasif kas kuvvetlerinin kullanılan alt ekstremite modeli ile sınırlı olmasının önemli bir sınırlılık olduğu düşünülmektedir. İki seviyeli postür kontrolü mekanizmaları ile ilişkili olduğu düşünülen postüral düzenlemelere ait reciprocal-ko-aktivasyon ve aktif-pasif kas kuvvetlerinin davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır. İki seviyeli kontrol mekanizmasının ve postüral düzenlemelerin, tek ayak üzerinde sakin duruşun yeterince sağlanamaması ve postüral dengesizlik ile başa çıkılması nedeniyle sonuçların yorumlanmasında önemli bir etkiye sahip olduğu düşünülmektedir. Elde edilen bulgular kapsamında, sakin duruş ve harekete hazırlık safhalarında postür kontrolünün incelenmesinde postüral dengesizliğin önemli bir etken olduğu; iki seviyeli kontrol mekanizmasın ve postüral düzenlemelerin davranışlarını etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, postür kontrolünde aktif-pasif kas kuvveti incelemesinin tüm vücut modeli üzerinden incelenmesinin daha uygun olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Harekete hazırlık, postüral kontrol, iki seviyeli postür kontrolü mekanizması, postüral düzenlemeler, aktif-pasif kas kuvvetleri
2010 sonrası Türk sinemasında yönetmen odaklı filmlerde zaman-mekân-hareket kavramlarının incelenmesi
Bu çalışma mevcut gerçekliğin film araçları ile estetize edilerek sinemaya özgü bir biçimde yeniden yaratıldığını göz önünde bulundurmakta ve yaratım sürecindeki etkisini ön plana çıkararak yönetmenin konumunu sinemasal gerçeklik kavramı etrafında tartışmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, gündelik hayatta olduğu gibi sinemada da gerçekliği meydana getiren üç temel unsur olan zaman-mekân-hareket kavramlarına ilişkin tanımlara ve kuramsal yaklaşımlara değinilmektedir. Kavramların felsefe tarihi içindeki gelişiminin açıklandığı bu bölümde, felsefe ve sinema arasında ilişki kurulmakta ve sinemanın bir 'zaman sanatı' olduğunu iddia eden Fransız filozof Gilles Deleuze'ün düşünceleri irdelenmektedir. Bununla birlikte, çalışmanın konusunu oluşturan kavramlar, farklı sinema kuramları açısından da ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, sinemada 'yönetmen odaklı' yaklaşımlara ilişkin tanımlara yer verilerek, yönetmenin 'sanatçı' ya da 'yaratıcı' olarak kabul edildiği tek kuramsal yaklaşım olan auteur düşünce tartışılmaktadır. Sinemanın mevcut gerçekliği film araçları ile yeniden yarattığını ve benzerlik derecesi ne olursa olsun bu gerçekliğin sinemaya özgü olduğunu ifade eden sinemasal gerçeklik kavramı, auteur kuramıyla ilişkili olarak irdelenmektedir. Bu bağlamda, zaman-mekân-hareket gibi film evrenini oluşturan temel unsurların senaryo, çekim ve kurgu gibi yaratıcı süreçlerde yönetmen tarafından nasıl biçimlendirildiği araştırılmaktadır. Bu bölümde Türk sinema tarihine ilişkin yönetmen odaklı bir değerlendirme yapılması da amaçlanmaktadır. Üçüncü bölümde ise, 2010 sonrası Türk sinemasında senaryo, çekim ve kurgu aşamalarında doğrudan yer aldığı tespit edilen Pelin Esmer, Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Zeki Demirkubuz ve Semih Kaplanoğlu'ndan oluşan beş yönetmenin son filmleri olan İşe Yarar Bir Şey (2017), Ahlat Ağacı (2018), Koca Dünya (2016), Kor (2016) ve Buğday (2017) zaman-mekan-hareket unsurları çerçevesinde irdelenmektedir.
Karma gerçeklik teknolojilerinde tipografinin zaman, mekân, hareket ve etkileşim bağlamında incelenmesi ve bir uygulama örneği
Teknolojinin hızlı gelişimi, üç boyutlu sanal ortamlar, yapay zekâ, derin öğrenme ve işlemsel tasarım gibi yeni uygulama alanlarını ve tasarım yöntemlerinin değişimini beraberinde getirmiştir. Değişimlerin etkisiyle sanal ortamların yaygınlaşması, grafik tasarım alanında karma gerçeklik teknolojilerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Karma gerçeklik teknolojileri kullanılarak deneyimlenen üç boyutlu sanal ortamlarda, iki boyutlu ortamda üretilen grafik tasarım ürünlerine kıyasla önemli biçimsel, işlevsel ve yapısal değişiklikler meydana gelmektedir. İki boyutlu tipografi tasarım ürünleri üç boyutlu sanal ortama uygulandığında tasarlanan metinlerde bulunan hiyerarşi, okunabilirlik, uyum ve denge gibi tipografi kuralları etkisini kaybetmektedir. Bundan dolayı üç boyutlu ortamlar için geliştirilen metinlerin, iki boyutlu ortamlarda geçerli olan tipografi kurallarına zaman, mekân, hareket ve etkileşim bağlamları da eklenerek üretilmesi gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı üç boyutlu düzlemlerdeki tipografinin sanal mekanlarda zaman, mekân, hareket ve etkileşim bağlamında karma gerçeklik teknolojisi ile incelenmesidir. Böylece tipografinin bu yeni ortam, olanak ve parametrelerle uygulama yöntem ve alanının geliştirilmesi hedeflenmektedir. Araştırma, tipografide tasarım odaklı sınırların ötesine geçerek, tipografinin işlevselliğine ve üç boyutlu ortamda zaman, mekân, hareket ve etkileşim gibi unsurlara odaklanmaktadır. Karma gerçeklik teknolojisi kullanılarak geliştirilen tasarımların etkileşim kurmasında insan-çevre uyumu önem kazanmaktadır. Bu bağlamda tezin kuramsal temelinde James J. Gibson'un Sağlarlık teorisinden yararlanılmıştır. Sağlarlık teorisi insan algısını doğrudan etkileyen çevre-insan etkileşiminin sağlanmasını; çevredeki nesnelerin form, renk, hareket gibi fiziksel özelliklerini kullanarak insan davranışının şekillenmesini araştırmaktadır. Üç boyutlu sanal ortamlarda karşılaşılan tipografi problemlerinin çözümü için Sağlarlık teorisinde yer alan ölçek, temas, konum ve yönelim kavramlarından yola çıkılmıştır. Araştırma, çevre faktörlerinin üç boyutlu tipografi tasarımındaki rolünü ve kullanıcının konumuna, hareketine ve davranışlarına olan yönlendirici etkisini ortaya koymayı hedeflemiştir. Tez çalışması sekiz bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm araştırmanın konusu, araştırmanın amacı, araştırma soruları, araştırmanın önemi ve araştırmanın sınırlılıkları ve yöntemden oluşmaktadır. İkinci bölümde ise 1990-2021 yılları arasında Web of Science ve Scopus indekslerinde sistematize literatür taraması yapılarak makale ve konferans bildirileri taranmıştır. Bu sayede makalelerin ve bildirilerin konuları ve bilimsel araştırma yöntemleri incelenmiş; kullanılan teknolojiler listelenmiştir. Üçüncü bölümde Gibson'un Sağlarlık teorisi kavramlarının tipografide kullanımı anlatılmaktadır. Araştırmanın dördüncü bölümünde ise genel tanım ve kavramlardan oluşan terminoloji çalışması yapılmıştır. Grafik tasarımın en önemli bileşenlerinden biri olan tipografinin üç boyutlu ortamlarda kullanımı için yararlanılan yeni teknolojiler ve uygulama örnekleri tezin beşinci bölümünde yer almaktadır. Çalışmanın yöntemi altı adet pilot çalışmadan ve Atatürk Arboretumu'nda tipografinin karma gerçeklik teknolojisi aracılığıyla kullanıldığı teknoloji demosundan oluşmaktadır. Teknoloji demosu, oyunlaştırmaya dayalı üç boyutlu ortamda zaman, mekân, hareket ve etkileşimle birlikte değişken tipografilerden oluşmaktadır. Pilot çalışmalar üç boyutlu ortamda karşılaşılan problemlerin ortaya konulmasını, çözüm için gerekli teknolojinin belirlenmesini ve teorik alt yapının oluşturulmasını sağlamıştır. Bu doğrultuda teknoloji demosunda çevre ve insan etkileşiminin kurulması için sanal mekân olarak Atatürk Arboretumu seçilmiştir. Uygulamanın teknik alt yapısında Unreal Engine, Blender ve Twinmotion programları kullanılarak hareketli ve etkileşimli metinler sanal ortama eklenmiştir. Konum ve hareket ile tipografinin değişiminin gerçek zamanlı algılanması ve insan davranışlarının incelenmesi için karma gerçeklik teknolojisi sanal gerçeklik ortamında bir teknoloji demosuna dönüştürülmüştür. Geliştirilen teknoloji demosunun Sanal gerçeklik ortamında deneyimlenmesi için Oculus Quest ve HTC Vive Pro sanal gerçeklik gözlüğü kullanılmıştır. Tez çalışmasının sonucunda Karma Gerçeklik teknolojilerinde tipografinin konum ve harekete göre değişkenlik gösterebildiği yapılan uygulamalar ile ortaya konulmuştur. Tipografilerin oyunlaştırmaya dayalı bir proje ile deneyimlenebilmesi insan-çevre arasında gerçek zamanlı etkileşim kurulmasını sağlamıştır. Üç boyutlu metinlerin çevreye göre zaman, mekân, hareket ve etkileşim bağlamında insan davranışlarını yönlendirmesi sağlanmıştır. Böylece kuramsal alt yapıya bağlı kalınarak doğaya uyumlu, davranışları etkileyen üç boyutlu etkileşimli tipografilerin oluşturulmasıyla bir grafik tasarım örneği elde edilmiştir.
Çağdaş resim sanatı ve dijital teknoloji ilişkisinde form ve hareket
Endüstri Devrimi ile teknolojik gelişmeler yaşam standartlarını değiştirirken sanat da değişmek zorunda kalmıştır. Sanatçılar, teknolojinin ilerlemesiyle, yeni araçlar kullanarak eserlerde algının farklı şekillerde oluşturup ifade etme yoluna gitmiştir. Dijital teknolojinin gelişimiyle sanatçılar, form kavramını daha özgürce kullanma imkânı buldu. Teknoloji sayesinde formu daha dinamik ve canlı bir şekilde ifade edebilmişlerdir. Üç boyutlu resim teknikleri, nesnelerin gerçekçi bir şekilde modellenmesini ve hareketli grafiklerin oluşturulmasını sağlamıştır. Dijital teknolojinin ilerlemesiyle sanatçılar, hareket algısını daha etkili bir şekilde ifade etmekte ve animasyon teknikleriyle hareketli görüntüler oluşturabilmektedir. Bu tür eserlerde izleyici, eserin içindeki nesneleri veya figürleri manipüle edebilir ve hareketi kontrol edebilir. Çağdaş resim sanatı ve dijital teknoloji arasındaki ilişki, form ve hareket kavramlarının farklı ve yenilikçi şekillerde ifade edilmesine olanak sağlamıştır. Teknolojinin gelişimi ve sanatçıların kullanımı, sanat eserlerini daha özgürce ifade etme ve disiplinler arası yaklaşımlarla izleyiciye etkileyici bir deneyim sunma imkânı sunmaktadır. Dijital teknolojilerin algı üzerindeki etkileri, sanatın yapısını ve ifade biçimlerini dönüştürmüştür. Sanatçılar, dijital araçlar sayesinde algıyı daha fazla manipüle etmiş ve izleyicinin deneyimini etkilemişlerdir. Dijital teknolojilerin sanata yansıması, sanatçıların sınırları zorlamasına ve daha özgür bir ifade imkânı bulmasına olanak sağlamıştır.