After care

93 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların yakınlarına yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesi ve bakım verici yüküne etkisi

"Açık Kalp Cerrahisi Geçiren Hastaların Yakınlarına Yapılan Bilgilendirmenin Hastaların Yaşam Kalitesi ve Bakım Verici Yüküne Etkisi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Açık kalp cerrahisi sonrası hastaların yaşam kalitelerinde düşüş ve bakım vericilerin bakım verme yükünde artış görülebilmektedir. Bu dönemde hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin bakım verme yüklerinin azaltılmasında taburculuk sürecinde hemşireler tarafından bilgilendirme yapılması önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesine ve bakım vericilerin bakım verme yüküne etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu tez çalışması 06.10.2022- 30.12.2023 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'nde açık kalp cerrahisi geçiren 94 hasta ve bakım vericilerinde randomize kontrollü tek kör deneysel araştırma deseninde (çalışma grubu 47, kontrol grubu 47) yürütüldü. Tüm hastalar ve bakım vericileri 4 aşamada (taburculuk öncesi, taburculuk sonrası 4.hafta, 8.hafta ve 12.hafta) değerlendirildi. Çalışma grubu bakım vericilerine kontrol grubu bakım vericilerinden farklı olarak birinci değerlendirme öncesinde hemşirelik bilgilendirmesi yapılarak ''Kalbime İyi Bak'' bilgilendirme kitapçığı verildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Bakım Verici Tanıtım Formu, Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği, Bakım Verme Yükü Ölçeği, Bakım Vericilerin Günlük Yaşam Aktiviteleri Zorluk Düzeyi Değerlendirme Anketi kullanıldı. Verilerin analizinde Mann- Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn's multiple comparison testi, Wilcoxon signed ranks testi, Ki-Kare testleri, araştırma değişkenleri arasındaki nedenselliğin araştırılmasında Yapısal Eşitlik Modeli analizi kullanıldı. Anlamlılık sınırı p<0,05 olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların her dört değerlendirmedeki yaşam kalitesi puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunun üçüncü değerlendirmesinden elde edilen yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının ve T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubu bakım vericilerinin her dört değerlendirmedeki bakım verme yükü puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan bakım vericilerin ikinci değerlendirmesinden elde edilen puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı derecede vii düşük olduğu (p<0,05); T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0,05). Sonuç: Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan taburculuk bilgilendirmesinin hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin kısa dönemdeki (ilk 4 hafta) bakım verme yüklerinin azaltılmasında etkili olduğu, uzun dönemde (8. ve 12.hafta) etkisinin olmadığı görüldü. Bu sonuçlara göre açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine taburculuk bilgilendirmesi yapılmasını, çalışmanın farklı popülasyonlarda da yürütülmesini önermekteyiz.

Bakım verenlerCerrahi hemşirelikCerrahi-kardiyovasküler+3
Esra Akdeniz
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik bireylerde bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesi ve kronik hastalık bakımına etkisi

Bu çalışmayla; diyabetik bireylerde bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesi ve kronik hastalık bakımına etkisinin incelenmesi amaçlandı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde Ocak- Haziran 2017 tarihleri arasında tip 2 diyabet tanısıyla takip edilen hastalar arasından, çalışmaya katılmaya gönüllü olanlar araştırmanın örneklemini (n=150) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım ve Bakım Yönetimi Değerlendirme Formu", "Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği (EQ-5D-5L)" ve "Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-Hasta Formu (PACIC)" kullanıldı. Formlar araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde Oneway Anova test ve Tukey HDS test, bağımsız iki grup t testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan diyabetlilerin kronik hastalık yönetiminin iyi olduğu, PACIC skoru toplam puan ortalamasının 3,78±0,79 ve EQ-5D-5L genel sağlık skoru ortalama puanının ise 0,84±0,17 değeriyle kusursuz sağlığa yakın olduğu saptandı. Diyabetlilerin EQ-5D-5L indeks puanları ile PACIC skoru karar verme desteği ve amaç belirleme/rehberlik alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki, beden kitle indeksi ve HbA1c değerleri ile EQ-5D-5L genel sağlık skoru arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptandı. Diyabetlilerin şu anki diyabet tedavi uyumu ile EQ-5D-5L genel sağlık skoru ve PACIC skoru toplam puanı arasında anlamlı ilişki olduğu saptandı. Diyabetlilerin diyabet eğitimi alma durumuna göre PACIC skoru karar verme desteği ve amaç belirleme/rehberlik alt boyut puanları bakımından anlamlı fark olduğu görüldü. Araştırma sonucunda, diyabetlilerin kronik hastalık bakım yönetiminde; genel tedaviye uyumu için sağlık eğitimi ve danışmanlık programları planlanması önerilebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hasta bakımı+3
Şenay Zuhur
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Artroplasti cerrahisi sonrası akıllı telefonla takibin hastaların fiziksel işlevselliği üzerine etkisi: Sistematik derleme ve meta-analiz

Araştırma, artroplasti cerrahisi sonrası akıllı telefonla takibin hastaların fiziksel işlevselliği üzerine etkisini incelemek amacıyla bir meta-analiz çalışması olarak planlandı. Scopus, ScienceDirect, PubMed, GoogleScholar veri tabanlarından son 24 yıldaki (2000-2024) bilimsel makaleler tarandı. Taramada "hemşire", "artroplasti", "akıllı telefon", "ortopedi", "fiziksel işlevsellik", "uygulama" kelimeleri Türkçe ve İngilizce olarak tarandı. Yapılan araştırmada toplamda 2.786 çalışma tespit edildi. Dahil edilme kriterleri olarak; araştırmanın artroplasti cerrahisi ile ilgili olması, çalışmaların randomize kontrollü çalışmalar olması, tam metin erişimi olan çalışmalar, son 24 yıla ait çalışmalar, bilimsel makaleler, Türkçe ve İngilizce dilinde yayınlanan çalışmalar belirlendi. 2.786 çalışmadan yayın dili Türkçe ve İngilizce dışında bir dil olan 965 çalışma, farklı veri tabanlarından elde edilen 215 eş kopya elendi. Geriye kalan 1.606 çalışma araştırmaya ait anahtar kelimeler dikkate alınarak kodlandı ve artroplasti cerrahisi olmayan 721 çalışma ve hemşire ayrımı olmayan 547 çalışma araştırmaya dahil edilmedi. Kalan 338 çalışmadan randomize kontrollü çalışmaların yer almadığı 151 çalışma ve fiziksel işlevselliği ölçmeyen 101 çalışma, akıllı telefonla takibi içermeyen 63 çalışma araştırma dışı bırakıldı. Geriye kalan 23 çalışma içinden tam metin erişimi olmayan 14 makale çalışmaya dahil edilmedi. Araştırma kriterlerimize uyan 5 makale ile çalışma gerçekleştirildi. Yapılan meta-analiz çalışmasının güvenilir ve geçerli olduğunu ortaya koymak ve yayın yanlılığını belirlemek amacıyla Huni Grafiği ve Egger Testi kullanıldı. Artroplasti cerrahisi sonrası akıllı telefonla takibin hastaların fiziksel işlevselliği üzerine etkisini inceleyen 5 çalışmaya ait etki büyüklükleri Huni Grafiği ve Orman Grafiğine göre değerlendirildi. Araştırmanın sonucunda artroplasti cerrahisinde akıllı telefonla takibi yapılan hastaların geleneksel rehabilitasyon yöntemleri ile takibi yapılan hastalara göre fiziksel işlevselliğinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlendi.

Cerrahi hemşirelikHasta bakımı-hastane sonrasıTele hemşirelik
Özge Topçu Demircan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sepsis hastalarının immünolojik parametrelerinin ve persistan inflamasyon immün süpresyon ve katabolizma sendromu açısından risk faktörlerinin araştırılması

Halaçlı, B. Sepsis Hastalarinin İmmünolojik Parametrelerinin ve Persistan İnflamasyon İmmün Süpresyon ve Katabolizma Sendromu Açısından Risk Faktörlerinin Araştırılması. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü İmmünoloji Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Sepsis enfeksiyona karşı gelişen disregüle yanıta bağlı yaşamı tehdit eden organ yetmezliği olarak tanımlanır. Bu çalışmada sepsis ile izlenen hastalarda klinik süreçle birlikte sepsis tanımında belirtilen disregüle yanıta sebep olan immün hücrelerdeki zamansal değişimlerin incelenmesi ve bir alt grup olan persistan inflamasyon immünsüpresyon ve katabolizma sendromu (PIICS) mevcudiyetinin değerlendirilmesi amaçlandı. Sepsis-3 tanımına göre sepsis ya da septik şok tanısı alıp yoğun bakıma alınan yedi hasta çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu olarak belirlenen yedi kişiden bir defaya mahsus, çalışmaya dahil edilen hastalardan ise 0.gün, 7.gün, 14.gün, 28.gün ve taburculukta kan örnekleri alınarak periferik kan mononükleer hücreler -80 oC'de donduruldu. Bu mononükleer hücrelerden lenfosit alt tipleri değerlendirilerek, örneklerden proinflamatuar değerlendirme için T foliküler yardımcı, Th17, anti-inflamatuar değerlendirme için MDSC alt tipleri olan granülositik ve monositik MDSC'ler ile regülatuar T (Treg) ve B (Breg) hücreleri çalışıldı. Sepsis hastalarında sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında, immünosupresyon ile ilişkili PD-1 (0-7-14.günler, p=0.004, p=0.003, p=0.046, sırasıyla) ifadelerinde artış gözlemlenirken, antijen sunumunda kritik rol oynayan HLA-DR seviyelerinin 14. günde anlamlı derecede azaldığı saptanmıştır (p=0.022). Ayrıca, Th17 hücre oranlarının sepsisin 0. gününde sağlıklı bireylerle kıyaslandığında belirgin şekilde arttığı (p=0.015) bulunmuştur. Hastaların takip günlerinde kontrol bireylere göre monositik MDSC oranları yüksek seyrederken (0-7-14-28 ve taburcu günleri, p=0.011, p=0.02, p=0.006, p=0.042 sırasıyla), granülositik MDSC oranlarının 14. (p=0.014) ve taburculuk (p=0.012) günlerinde anlamlı bir düşüş gösterdiği tespit edilmiştir. Bu bulgular, bazı hastalarda immün disregülasyonun, taburculuk döneminde dahi normale dönmediğini ve dalgalı bir seyir izleyebildiğini ortaya koymaktadır. Sonuçlar, sepsiste immün rezolüsyon sürecinin değerlendirilmesi için daha uzun süreli izlem gerekliliğine işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: sepsis, immünoloji, kronik kritik hastalık, immün disregülasyon, immün rezolüsyon Bu tez çalışması HUSEP kapsamında HÜBAP tarafından THD-2023-20655 Proje Kodu ile "Hızlı Destek Projesi" türünde desteklenmiştir.

Hasta bakımı-hastane sonrasıHasta merkezli bakımKritik bakım+2
Burçin Halaçlı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yatalak hastalara bakım veren kişilerin depresyon, yaşam projeleri, temel psikolojik İhtiyaçlar düzeyinin bakım yüklerine göre incelenmesi

Bakım verme eylemi kişiler için zorlu bir süreç olabilmekte ve kişilerin olumlu ruh sağlığını etkileyebilmektedir. Bu süreç içerisinde kişiler psikolojik ve fiziksel olarak etkilenebilmektedir. Yapılan çalışmalar göz önüne alındığında duygudurum bozukluklarına yönelik çalışmalar mevcut iken, kişilerin özerklik, yeterlilik ve ilişkili olmadan oluşan temel psikolojik ihtiyaçlarının, ontolojik iyi oluşlarının ve depresyon düzeylerinin olumlu ruh sağlığı ile olan ilişkileri göz önüne alınarak yapılan bu araştırmanın amacı, yatalak hastalara bakım veren kişilerin bakım yüklerinin depresyon düzeyleri, yaşam projeleri ve temel psikolojik ihtiyaçları üzerinde etkili olup, olmayacağının araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemi 303(201 kadın, 102 erkek) kişi olmak suretiyle 16-78 yaş aralığında bakım veren kişilerden oluşmaktadır. Bakım veren kişilerin, bakım verme yüklerinin belirlenmesi için " Bakım Veren Yükü Envanteri", depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla, "Beck Depresyon Envanteri", ontolojik iyi oluş düzeylerini ölçmek için "Ontolojik İyi Oluş Envanteri" ve son olarak temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanma düzeyini ölçümlemek için "Temel Psikolojik İhtiyaçlar Envanteri" uygulanmıştır. Analiz sonuçları, bakım veren yükünün depresyon ve ontolojik iyi oluş üzerindeki etkisinin temel psikolojik ihtiyaçlar tarafından aracılık edildiğine dair bulgulara işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler ; Bakım Veren Yükü, Temel Psikolojik İhtiyaçlar, Ontolojik İyi oluş, Depresyon, Olumlu Ruh Sağlığı

BakıcılıkBakım verenlerDepresyon+4
Yağmur Duman
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanserde Aile bakım deneyimi modeli kapsamında ileri evre kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin deneyimlerinin incelenmesi: Gömülü karma yöntem araştırması

Kanserde aile bakım deneyimi modeli ile yürütülen çalışma, ileri evre kanserli hastaların bakım veren aile üyelerinin yaşam kalitelerini etkileyen stresörleri ve bağlamsal faktörleri incelemeyi, bakım verme deneyimlerini ele almayı amaçladı. Gömülü karma yönteme sahip araştırma, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Eylül 2020-Temmuz 2021 tarihlerinde arasında yürütülmüştür. Araştırmanın nicel aşamasına 125 ileri evre kanser tanılı hastalar ile bakım veren aile üyeleri; nitel aşamasına ise 21 bakım veren aile üyesi dahil edildi. Nicel verilerin analizi SPSS 25.0 istatistik programında, nitel veriler ise Collaizi'nin yedi basamaklı tanımlayıcı çözümleme yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirildi. Bağımlı değişken olarak belirlenen yaşam kalitesi, Kanserli Hastalara Bakım Verenlerde Yaşam Kalitesi Ölçeği (CQOLC) ile değerlendirildi. Kanserde aile bakım deneyimi modeli içerisinde stres süreci ile ilgili değişkenlerden semptom, bakım bağımlılığı ve bakıma hazır oluşluk düzeyi bakım veren aile üyelerinin CQOLC puanları üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir (p<0,001). Semptom şiddeti ve bakım bağımlılığı fazla olan hastaların aile üyeleri ile bakıma hazır oluşluk düzeyi düşük olan aile üyelerinin CQOLC puanları daha düşüktür. Bağlamsal faktörler arasında gelir düzeyi, çalışma durumu ve günlük bakım verme süresi, bakım veren aile üyelerinin CQOLC puanları üzerinde doğrudan bir etki göstermiştir (p<0,05). Yapılan nitel görüşmelerden dört tema ortaya çıkmıştır: bakım verme sürecinin dinamiğini anlamak, bakım verme sürecinde hayatın kontrolünü kaybetmek, bakım verme sürecinde sosyo-ekonomik özgürlüğün sınırlanması ve bakım verme sürecinde hayata tutunma çabası şeklindedir. Tüm sağlık çalışanları bakım veren aile üyelerinde yaşam kalitesinin değerlendirilmesi gerektiğini unutmamalı ve aile üyelerine yönelik eğitim programları yapılandırılmalıdır.

Bakım verenlerBakım verme yüküBelirti ve semptomlar+3
Aylin Helvacı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemofili hastalarının bakıcı üzerindeki yükünün araştırılması

Amaç: Hemofili olan hastaların bakıcı üzerinde yükünün araştırılmayı amaçladık. Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı'nda takip edilen 72 hastanın bakıcılarının üzerindeki yükünün araştırılması için Türkçe'ye uyarlanan, geçerlilik ve güvenilirliği çalısılmış olan Bakım Verme Yükü Ölçegi anketi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan 72 hastamızın tümü Erkek olup ortanca yaş 42 olarak bulunmuştur. Hastalarımızın büyük çoğunluğu Hemofili A (%83.3), lisans ve üstü mezunlu (%44.4), Evli (%73.6) ve çocuk sahibi (%72.2) olduğu görülmüştür. Hastalarımızın %36si ağır düzeyde olup %98.6 kişi tedavi almaktadır. %62.5 hastalarımız kanama olunca tedavi alıp genelde haftada 2 veya 3 kere (%11.1) periferik yoldan (%98.6) kendisi (%51.4) uyguladığı görülmüştür. Son 1 yıl içinde %44.4 hastalarımızda hiç kanama öyküsü bulunmamıştır. Kanama öyküsü olan hastalarımızın coğunda eklem içi kanaması (%36.1) olup yılda 5 kereden fazla (%33.1) olduğu saptanmıştır. %73.6 hastalarımızda ek hastalık eşlik etmezken eşlık eden hastalıklar olarak DM ve HT dışındaki diğer kronik hastalıkların (KAH,KBY..vs) eşlik ettiği görülmüştür. Çalışmaya katılan bakıcıların coğu kadın (%86.1) olup ortanca yaşı 47.6 olarak saptanmıştır. %33.3 Bakıcılar üniversite mezunlu olup çoğu evli (%88.9) ve çocuğa sahip (%91.7) olduğu görülmüştür. Coğun ailesinde başka hemofili hastası bulunmayıp (%93.1), kendi çocuklarının %93sinde hemofili hastalığı saptanmadığı görülmüştür. % 76.4 kişi çalışmamaktadır olup %63.9 ev hanım olarak evde kaldığı görülmüştür. Çalışmaya katılan çoğü hastalarımızınki gibi bakıcılarında da eşlık eden başka bir kronik hastalıklar bulunmamıştır(%66.7) ve eşlık eden hastalıkları açısından bakıldığında hastalarımızınkine benezer sonuç mevcuttur. Anket sonuçlarına bakıldığında çalısmaya katılan bakıcıların % 79.2 si hastalarımızn ihtiyacı olduğundan daha fazla yardım istemedigi, % 90.3 kendisine yeterince zaman ayırabildiği, % 83.3 aile ve iş sorumluluklarının yerine getirme arasında zorlanmadığı, %84.7 rahatsızlık duyumadığı, %83.3 kızgın hissetmediği, %95.8 diğer aile üyeleri ya da arkadarşlarıyla ilişkilerini olumsuz yönde etkilemediği ama %68.1 hastarlarımıza gelecekte kötü birşey olacağından korku içinde olduğunu, %88.9 hastalarımızın bakıcılara bağımlı kalmadığını, %86.1 gerginlik hissetmediğini, %94.4 kendi sağlığının bozulmadığı, %93.1 kendi özel hayatları istediği gibi yaşayabildiği, % 93.1 sosyal yaşamını etkilemediği, %93.1 diğer kişilerle kolay arkadaş edinebiliği, %94.4 kendisinden fazla ilgi beklemediği, % 94.4 ekonomık sorunları yaşamadığı görülmüştür. Bakıcıların tümünde bakıma daha fazla sürdürebileceği, yaşamının kontrolünü kaybetmediği ve yapılması gerekenler konusunda karasızlık yaşanmadığı görülmüştür. %98.6 yaptığı işinin başkası tarafından yapılmasını istmediğı görülmüştür. % 93.1 bakım açısından yapabildiği en iyisini yaptığını ve %91.7 hemofili hastalarla yaşamak bir güçlük olmadığı görülmüştür. Çalışmamızda inhibitor varlığı ile hastanın bakıcıdan daha fazla yardım isteme arasında bir ilişki bulunmamıştır (p=0.366). Hastanın aldığı tedavi şekliyle bakıcı üzerindeki gerginlik arasında bir ilişki saptanmamıştır. (p=0.253). Kanama sıklığı ile bakıcının kendisine zaman ayrıamama açısından bakıldığında bir ilişki saptanmamıştır (p=1.000). Kanama öykü sayısıyla bakıcılar üzerindeki korku araşında bir ilişki bulunmuştur. Kanama sayısı arttıkça bakıcıların korku artmaktadır (p=0.010). Çalışmamızda Kanama sayısıyla bakıcıların sağlığı açısından bir ilişki bulunmamıştır (p=0.106). Hastalığın şiddetiyle bakıcıların sosyal yaşamanın etkilenmesi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. (p=0.070). Hastalığın şiddetiyle bakıcılar üzerindeki Ekonomik yük arasında herhangi bir fark saptanmamıştır (p=0.210). Ailesinde başka bir kişide hemofil hastalık bulunmasıyla bakıcıların üzerindeki gerginlik arasında bir ilişki saptanmıştır (p=0.044). Tedavi alma şıklığı ile bakıcıların diğer aile ve ış sorumluluğu getirme arasında zorlanma açısından bakıldığında herhangi farklılık saptanmamıştır. (p=0.398). Son 1 sene içinde kanama sayısıyla bakıcıların sosyal yaşamaının etkilenmesi açısından bakıldığında anlamlı fark saptanmıştır (p=0.036). Sonuç: Çalışmamızda Kanama öykü sayısıyla bakıcılar üzerindeki korku arttığı, Ailesinde başka bir kişide hemofil hastalık bulunmasıyla bakıcıların üzerindeki gerginlik yarattığı ve son 1 sene içinde kanama sayısıyla bakıcıların sosyal yaşamaının etkilendiği saptanmıştır. Hemofili olan hastaların takiplerinde fazla kanama öyküsü, Ailelerinde hemofil öyküsü ve son 1 sene içinde kanama sayısı fazla olan hastaların bakıcılarının duygudurumu etkilendiği düşünülerek bu açıdan destek vermek gerekmektedir. Aynı çalısma daha fazla hastaların katılımıyla yapılması daha verimli sonuç elde edilebilir. Anahtar kelimeler: Hemofil, Yük , Bakıcılar

Bakım verenlerBakım verme yüküHasta bakımı+2
Hassan Hussaın
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Fenilketonürili çocuklara sahip ailelerin bakım, tedavi ve beslenmede yaşadıkları zorlukların belirlenmesi

Fenilketonüri, otozomal resesif geçişli, fenilalanin hidroksilaz enzim aktivitesindeki eksikliğe bağlı olarak meydana gelen kronik bir hastalıktır. Fenilketonüri ülkemizde sık görülen genetik hastalıklardan biridir ve çocuk ve ailesine çeşitli zorluklar getirerek yaşam kalitesini etkilemektedir. Bu araştırmada amaç, fenilketonürili çocuklara sahip ailelerin bakım, tedavi ve beslenmede yaşadıkları zorlukların belirlenmesidir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte gerçekleştirilen araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Polikliği'ndeki 1 – 10 yaşları arasında FKÜ tanısı almış çocuğa sahip aileler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise; Temmuz – Eylül 2017 tarihleri arasında, polikliniğe başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 1 – 10 yaşları arasında FKÜ tanısı almış çocuğa sahip 60 aile oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan 'Fenilketonürili Çocuklara Sahip Ailelerin Bakım, Tedavi ve Beslenmede Yaşadıkları Zorlukların Belirlenmesi Anketi' kullanılmıştır. Anket formundaki sorular ailelerin sözlü ve yazılı onamları alındıktan sonra yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Veriler SPSS 21.0 programında tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; ebeveynlerden %51.7'si baba ve %48.3'ü annedir. Ailelerin %95'inin FKÜ'lü çocuklarının bakımında zorluk yaşadıkları, %96.7'sinin FKÜ'lü çocuklarının tedavisinde zorluk yaşadıkları belirlenmiştir. Ailelerin en fazla maddi yetersizlik nedeni ile bakımda ve tedavide zorluk yaşadıkları saptanmıştır. FKÜ'lü çocuğu diyet tedavisi alan ailelerin en çok çocuklarının beslenmesi ile ilgili ürünlere ulaşmakta zorluk yaşadığı saptanmıştır. Anne ve babanın yaşı ve çalışma durumu, babanın eğitim durumu, ailedeki toplam çocuk sayısı, FKÜ'lü çocukların yaş grupları ve ailede başka FKÜ'lü çocuk bulunma durumu ile bakımda, tedavide ve diyete uyumda zorluk yaşama durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmemiştir (p > 0.05). Annelerin eğitim durumu, ailelerin ekonomik durumu ve çocukların tedavi alma şekli ile diyete uyumda zorluk yaşama durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmiştir (p< 0.05). Sağlık ekibinin merkezinde yer alan hemşireler diğer meslek grupları ile işbirliği yaparak fenilketonürili çocuklara sahip ailelerin bakım, tedavi ve beslenmede yaşadıkları zorluklara karşı aile merkezli bakım uygulamalıdır. Anahtar kelimeler: Fenilketonüri, Çocuk, Aile, Bakım, Tedavi, Beslenme, Zorluklar

AileBakım verenlerBakım verme yükü+6
Elif Kayan
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Meme cerrahisi uygulanan kadınlara mobil uygulama ile verilen eğitimin destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kalitesine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Meme kanseri kadınlarda en yaygın görülen, yaşam kalitesini etkileyen ve yaşam kaybı ile sonuçlanabilen toplumsal bir sorundur. Bu araştırma, mobil uygulama ile verilen eğitimin, meme koruyucu cerrahi (MKC) uygulanan kadınların destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Paralel grup (1:1) randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilen bu çalışmanın verileri, 1 Haziran 2022- 1 Ekim 2022 tarihleri arasında toplandı. Örnek büyüklüğünü 84 MKC uygulanan meme kanserli kadının oluşturduğu çalışma, veri toplama sürecinde ayrılan katılımcılar nedeni ile 81 (41 deney-40 kontrol) hasta ile tamamlandı. Deney grubuna çalışmaya katıldıkları 1 hafta içinde mobil uygulama aracılığı ile destekleyici bakım gereksinimlerine yönelik eğitim, kontrol grubuna ise standart eğitim uygulandı. Çalışmaya katılmayı kabul eden tüm katılımcılardan başlangıçta 4. ve 8. haftalarda "Kişisel Bilgi Formu, Destekleyici Bakım Gereksinimler Ölçeği Kısa Form (DBGÖ-KF) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL-BREF) ile veriler toplandı. Çalışma sonunda deney grubundan mobil uygulama aracılığıyla verilen eğitime ilişkin geri bildirim alındı. Verilerin analizinde Fisher's Exact Test ve Ki Kare, Student's t Test, Mann-Whitney U, tekrarlı testler için Mauchly, Sphericity Assumed, Huynh-Feldt, Greenhouse Geisser testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 kabul edildi. Çalışmanın gerçekleştirildiği hastaneden kurum izni, etik kurul izni ve hastaların bilgilendirilmiş onamları alındı. Bu çalışma Clinical Trials veri tabanına NCT04914780 numarası ile kayıt edildi. Kadınların çalışma öncesi ilk ölçümleri DBGÖ puanları deney (85,37±23,58) ve kontrol (83,13±23,03) gruplarında benzerken, ikinci ve üçüncü ölçümlerinde farklı idi. Deney grubunda T2 ve T3 ölçümlerinde (54,34±27,28; 58,78±16,51) anlamlı fark oluşturacak şekilde bakım gereksinimleri azaldı. Kontrol grubunda ise bakım gereksinimlerindeki değişim (74,03±16,05; 81,88±15,81) anlamlı değildi. Yaşam kalitesi puanları incelendiğinde; ilk ölçümlerinde deney ve kontrol grubu (44,82±17,22; 45,94±12,14) arasında fark yoktu (p>0,05). İkinci ve üçüncü ölçümlerinde deney grubunun yaşam kalitesi (72,26±14,12; 71,04±8,12) anlamlı şekilde artarken, kontrol grubunda (42,50±14,38; 45,63±8,28) anlamlı bir değişim saptanmadı. Tüm ölçüm zamanlarında kadınların destekleyici bakım gereksinimleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişki incelendiğinde; negatif yönlü, ilişkinin gücü orta ve güçlüydü (rho=0,219-0,768 aralığında). Deney grubunun mobil uygulama ile ilgili geri bildirimleri genel olarak olumluydu. Bu çalışma sonucunda MKC uygulanan kadınlara mobil uygulama ile verilen eğitim sonucunda hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin azaldığı, yaşam kalitelerinin yükseldiği saptandı. Mobil sağlık hizmetleri, hastalara fiziksel, psikolojik, sosyal olarak etkileşimli ve pratik destek sağlamak için klinikte ve diğer bakım ortamlarında hemşirelik bakımında yararlı bir araç olabilir.

CerrahiHasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrası+7
Hatice Balcı
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik yatalak hastaların evde sağlık hizmetleri ile yataklı tedavi kurumlarındaki tedavi maliyetlerinin karşılaştırılması

Ülkemizde, yaşam şartlarının iyileştirilmesi, doğurganlık ve mortalite oranlarının düşmesi, teknolojinin gelişmesi sosyal ve çevresel etkenlerin düzeltilmesi, aşılamayla bağışıklık düzeyinin arttırılması ve bulaşıcı hastalıklara karşı yüksek direncin oluşması yaşam süresini uzatmıştır. Buna bağlı olarak insanların uzayan yaşam sürecinde kronikleşen hastalıklara yakalanma riski artmıştır ve tedavi olmak için farklı sağlık kurumlarından hizmet almaktadırlar. Hizmet alma noktasında, farklı kurumlarla sağlanan sağlık hizmetlerinin en etkin ve düşük maliyetli olanını bulmak için maliyet analizi yapılmış olup tablolarla kıyaslanmıştır. Yaptığımız bu araştırma, T.C. Sağlık Bakanlığının kurmuş olduğu evde sağlık hizmetlerinin, yardıma ve tedaviye ihtiyaçlı insanların kronikleşen hastalık seyrinde hastaneye göre daha ucuz veya pahalı mı olduğunu açıklamaya yönelik yapılmış tez çalışmasıdır. Tez çalışmamız, Trabzon Ortahisar ilçe sınırları içerisinde bulunan ve yaşlı yatağa bağımlı kişileri, kronikleşen hastalıkları nedeniyle yatalak durumda olan hastaları, engelli bireyleri kapsamaktadır. Araştırmamızda Trabzon Ortahisar İlçesi içerisinde bulunan Fatih Devlet Hastanesi hasta kayıt verileri ve T.C. Sağlık Bakanlığı Trabzon Halk Sağlığı Müdürlüğü Evde Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Merkezi Biriminin istatistikî verileri kullanılmıştır. Tez çalışmasında TSİM'de (Temel Sağlık İstatistikleri Modülü) en çok görülen 5 tanı baz alınmıştır. Bu tanılarla, hastaneye yatan 50 hasta ile evde sağlık hizmetleri birimi tarafından takip edilen 50 hasta olmak üzere toplam 100 hastanın maliyeti araştırılmış, Fatih Devlet Hastanesinin boş yatak maliyeti ve aynı zamanda evde sağlık hizmetleri biriminin giderleri hesaplanmış ve tablolarla kıyaslanmıştır. T.C. Sağlık Bakanlığının farklı kurumlarından tedavi amaçlı fayda sağlamaya karşılık alınan bu hizmetlerin hastaya ve devlete yansıyan maliyeti analiz edilmiş ve düşük olanı bulmaya yönelik araştırma yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Evde Bakım Hizmeti, Maliyet Analizi, Sağlık Uygulama Tebliği

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıHasta bakımının örgütlenmesi+3
Sultan Aşık
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi

Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup migren ve depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri, depresyon düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ankara ilinde bulunan GATA Acil Servis Polikliniği ve GATA Psikiyatri Polikliniğinde Eylül 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Acil Servis Polikliniğine migren tedavisi için başvuran 60 bireyin ve Psikiyatri Polikliniğine depresyon tedavisi için başvuran 50 bireyin bakım vericileri araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Tanımlayıcı Veri Formu, Zarit bakım verme yükü ölçeği (ZBYÖ), Beck depresyon ölçeği (BDÖ), stresle başa çıkma tarzları ölçeği (SBTÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin SPSS 15 paket programında sayı, yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada bakım verici bireylerin ZBYÖ, BDÖ ve SBTÖ alt boyutu olan kendine güvenli yaklaşım (KGY) puan ortalamalarının depresyon hastalığına sahip olan bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada depresyon hastalığına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin bakım verme yükleri ile depresyon düzeylerinin daha yüksek bulunması ve migren ile depresyon hastalıklarına sahip olan bireylerin bakım vericilerinin stresle benzer baş etme tarzları kullanmaları nedeni ile hemşirelerin bu bireylerin bakım vericilerine zorlandıkları alanlarda danışmanlık yapmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım verici, bakım yükü, depresyon, migren, stres.

Baş ağrısıDepresyonHasta bakımı+5
Merve Tuğrul
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip-2 diyabetes mellitus' da kronik hastalık bakımı ve ilaç uyumunun değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Diyabet bilinen en eski kronik hastalıklardan olup, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde başlıca morbidite ve mortalite nedenlerinden biridir. Bu artan morbidite ve mortalite düşünüldüğünde, birinci basamak sağlık sunumunda kronik hastalık bakımının önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Bu nedenle, birinci basamakta kronik hastalıkların yönetimi için çeşitli modeller geliştirilmiştir. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetleri için önerilen Kronik Bakım Modeli'nde, verilen sağlık hizmetinin hasta perspektifinden de değerlendirilmesi önemli bir yer tutmaktadır. Kronik hastalıkların uzun süreli tedavisinde yetersiz ilaç uyumu, dünya çapında çok büyük ve artmakta olan bir sorundur. Yetersiz ilaç uyumu, ilaçların sağlayabileceği faydanın elde edilememesinin en sık nedenidir. Biz bu çalışmada önemli kronik hastalıklardan biri olan Tip-2 Diyabetes Mellitus'lu hastalarda kronik hastalık bakımı ve ilaç uyumunu hasta perspektifinden değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine Ekim 2015 ile Kasım 2015 tarihleri arasında başvuran ve en az 6 aydır tip 2 diyabet tanısı ile medikal tedavi almakta olan 150 hasta dâhil edilmiştir. Dâhil edilen hastalara; sosyodemografik özellikler ile diyabet hastalığı ve ilaç kullanım durumu hakkında hazırlanan bir anket formu, Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği(Türkçe PACIC) ve Morisky-8 Maddeli İlaca Uyum Anketi uygulanmıştır. Çalışmamızda elde edilen veriler SPSS 20 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde student t testi, Ki kare testi, One Way Anova testi, Mann Withney-U testi, Pearson korelasyon analiz testi, Spearman korelasyon analiz testi kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Çalışma gruplarımızdaki bireylerin sosyodemografik özelliklerine bakıldığında %56'sı kadın, %44'ü erkekti. Hastaların yaş ortalaması 57,27±11,5, hastaların %78'i evli, %37,3'ü gelir getiren bir işte çalışmıyordu. Hastaların ortalama diyabet süreleri 8,9±7,7 yıldı. Hastaların %42,7'si üç ayda bir, %33,3'ü altı ayda bir diyabet kontrol muayenelerine gidiyordu. Hastaların %52,7'si diyabet ile ilgili herhangi bir sağlık personelinden eğitim almamıştı. PACIC toplam skor ortalaması 2,91±1'di. Benzer çalışmaların çoğunda olduğu gibi en yüksek puana karar verme desteği alt boyutunda(3,09±1,2), en düşük puan ise izlem/koordinasyon alt boyutunda(2,74±1) ulaşıldı. MMAS-8 skor ortalaması 5,53±2,1 idi. Hastalar tek tek incelendiğinde hastaların %24'ünün ilaç uyumunun yüksek, %31,3'ünün ilaç uyumunun orta, %44,7'sinin ilaç uyumunun düşük olduğu sonucuna ulaşıldı. Hastaların günlük insülin kullanım sıklığı arttıkça ilaç uyumu azalmaktaydı. Hastaların PACIC toplam skorları ve MMAS-8 skorları arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Kronik hastalık bakımı ve ilaç uyumunu değerlendirmek için kullandığımız araçların(PACIC, MMAS-8) sonuçlarına bakıldığında; kronik hastalık bakımının ve ilaç uyumunun yeterli düzeylerde olmadığı, hem hastaların hem de sağlık personellerinin bu konuya daha fazla önem vermesi gerektiğini düşünmekteyiz. Diyabetik hastalarda kronik hastalık bakımı ve ilaç uyumunun değerlendirilmesi önemli ve daha önce çalışılmamış bir konudur ve durumun önemini ortaya koyabilmek için daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğu açık olarak görülmektedir. Anahtar kelimeler: Type 2 Diyabetes Mellitus, Kronik Bakım Modeli, İlaç Uyumu, Aile Hekimliği

Aile hekimliğiDiabetes mellitus-tip 2Hasta bakımı+3
Berkay Ölmez
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bakım ve rehabilitasyon merkezinde çalışan bakım elemanlarının ruhsal durumlarının incelenmesi

Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup bakım ve rehabilitasyon merkezinde çalışan bakım elemanlarının ruhsal durumlarının incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma Ankara Saray Engelsiz Yaşam Bakım Rehabilitasyon Merkezi'nde Ocak 2015 - Nisan 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Merkezde çalışan 445 bakım elemanı çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler ve hesaplamalar için SPSS 21 paket programı, grafik çizimi için MS-Excel 2013 programları kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken istatistiksel metotlar sayı, yüzde, ortanca, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis, Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, bakım elemanlarının çalışma şeklinin sosyal yaşama etkisi, meslekte sorun yaşanan alan, son bir yılda yaşanan stres ve daha önce ruhsal sorun yaşama durumları ile KSE ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Eğitim durumları ve gelir algısı ile sadece paranoid düşünce alt boyutu, yaşanan mesleki problemlere geliştirdikleri davranış ile obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, paranoid düşünce alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Bakım elemanlarının cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk sayısı, çalışma süresi, çalışma şekli, sosyal olanakların varlığı, aktivite durumu gibi bireysel özelliklerin KSE puan ortancaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmanın sonuçları doğrultusunda bakım elamanlarının yaşanan problemlere bağlı olarak oluşan ruhsal sorunların belirlenmesi ve bireylerin gereksinimlerinin giderilmesine yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bakım ve rehabilitasyon merkezi, Bakım elemanı, Kısa semptom envanteri, Ruhsal durum,

AnksiyeteDepresyonEngelli kişiler+4
Haydar Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarına bakım verenlerin travma sonrası gelişimlerinin ve bakım yüklerinin yaşam kalitelerine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, ilişkisel tarama modelinde kesitsel ve korelasyonel bir çalışma olup, şizofreni hastalarına bakım verenlerin travma sonrası gelişimlerinin ve bakım yüklerinin yaşam kalitelerine etkisini incelenmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kayseri ilinde bulunan Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ve Psikiyatri Kliniğinde 01.10.2014-15.10.2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Örneklem seçiminde seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal örnekleme yöntemi kullanılmış ve 146 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Gelişim Ölçeği, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Türkçe Formu kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS 23 paket programında sayı, yüzde, frekans ve çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, travma sonrası gelişim kişinin kendisindeki değişim alanı; psikolojik (p<.05, β= .157) ve sosyal (p<.05, β=.067) alanlardaki yaşam kalitesini, yaşam felsefesinde değişim; fiziksel (p<.05, β=.226) ve psikolojik (p<.05, β=.339) yaşam kalitesini, diğer kişilerle olan ilişkilerde değişim; yaşam kalitesi çevre alanını (p<.05, β=.389) olumlu ve anlamlı yönde etkilemiştir. Travma sonrası gelişim arttıkça yaşam kalitesi de artmıştır. Bakım yükünün, fiziksel (p<.05, β= -.119) ve psikolojik (p<.05, β= -.266) yaşam kalitesini olumsuz yönde anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Bakım yükü arttıkça fiziksel ve psikolojik alanlarda yaşam kalitesinin azaldığı belirlenmiştir. Çalışma bakım verenlerin yaşam kalitelerini etkileyen etmenlerin incelenmesi açısından önemlidir. Şizofreni hastaları ve ailelerine yönelik politika ve programlar geliştirilirken travma sonrası gelişim ve bakım yükü boyutunun da göz önünde bulundurulması önerilmektedir.

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıSosyal hizmetler+4
Hakan Karaağaç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylere "kronik hastalık bakımını değerlendirme ölçeği"nin uygulanması

Giriş ve amaç: Tüm dünyada beklenen yaşam süresinin artması ve yaşam şartlarındaki değişiklik nedeniyle kronik hastalık prevalansı her gün artmaktadır. Kronik hastalıklara bağlı oluşan mortalite ve morbidite oranları da tüm dünya için öncelikli sağlık problemlerindendir. Bu yüzden kronik hastalığı olan bireylere sunulan hizmeti değerlendirmek ve bu sayede sunulan hizmeti iyileştirmek kronik hastalık sıklığı ve kronik hastalıklara bağlı görülen sakatlık ve ölümleri azaltmak için önemli bir adımdır. Bu çalışmada bu amaca paralel olarak kronik hastalıkların PACIC ölçeği uygulanarak aldıkları bakımdan memnuniyetleri değerlendirilmiştir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma,01.02.2017 - 28.02.2017 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği ve Dahiliye Polikliniklerine başvuran, 18 yaş üzeri, kronik hastalığı olan bireyler üzerinde yapıldı. Katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemi ile sosyodemografik bilgi formu ve PACIC ölçeği uygulandı. Verilerin analizleri, SPSS 22.0 paket programında yapıldı. Tamamlayıcı veriler sayı yüzde ortalama, ortanca olarak sunuldu. Sınıflandırılmış verilerin karşılaştırılmasında ki kare testi, sürekli verilerin karşılaştırılmasında Mann Witney U testi, Kruskal Wallis Varyans analizi kullanıldı. Sürekli değişkenleri ilişkisi Spearman Korelasyon testi ile değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 300 hastanın sosyodemografik özelliklerine ve var olan kronik hastalıklarına göre PACIC ölçeği skorları değerlendirildi ve hastaların yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, düzenli kontrole geliyor olmaları ve son muayene tarihlerinin yakınlığı ile ölçek puanlarının yüksekliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu. Değerlendirilen kronik hastalıklar arasında ise sadece kronik tiroid hastalıkları ile, ölçeğin amaç belirleme(p=0,017), izlem/koordinasyon (p=0,005) alt boyutları ve toplam ölçek skorlarının (p=0,035) daha yüksek olduğu saptandı. Hipertansiyon, DM, astım/KOAH, kronik kalp hastalıkları ve diğer hastalıklar başlığı altında yer alan hastalıklar ile PACIC skorları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Ayrıca sosyodemografik verilerden olan cinsiyet, medeni durum ve var olan kronik hastalık süreleri ile toplam ölçek puanları arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Araştırma kapsamında değerlendirilen hastaların aldıkları kronik hastalık bakımında memnuniyet oranları orta düzeyde belirlendi. Çalışmanın alt boyutların bakıldığında ise en yüksek puan problem çözme, en düşük puan ise izlem/ koordinasyon alt boyutundan alındı. Bu durum takibe alınan hastaların başvurdukları polikliniklerin özellikle izlem/takip boyutu başta olmak üzere kronik hastalık bakımı konusunda uygulamalarını gözden geçirip geliştirmeleri gerektiğini düşündürmektedir.

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıKronik hastalık+2
Serap Dönmez Ak
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Atatürk Eğitim Aaraştırma Hastanesi evde sağlık biriminden hizmet alan hastaların bakım veren yakınlarının yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Günümüzde tıbbın ilerlemesi neticesinde beklenen yaşam süresi uzamakta bakıma muhtaç nüfus giderek artmaktadır. Evde Sağlık Hizmetleri; bakım ihtiyacı olan bireye hastalığının akut ve kronik döneminde, ev ortamında, sosyal ve psikolojik danışmanlık hizmet vermektedir. Bu araştırmada Evde Sağlık Hizmeti alan hastaların bakım veren yakınlarının yaşam kalitesinin hangi faktörlerden ve ne şekilde etkilendiğinin belirlenmesi amaçlandı. MATERYAL ve METOT: Tanımlayıcı tipteki çalışmaya, 25 Ekim 2017 – 28 Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Biriminden hizmet alan ve çalışmaya katılmayı kabul eden hasta bakım verenleri dahil edildi. Katılımcılara tanıtıcı bilgi formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu ve Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği uygulandı. Analizlerde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya 141 bakım veren dahil edildi. Katılımcıların %75,9'u kadındı ve yaş ortalaması 57,3±10,9 yıl olarak saptandı. Bakım verenlerin %73,8'i çalışmadığı saptandı. Bakım verilen hastaların %42,5'i yatağa bağımlıydı ve yaş ortalaması 73,3±20,1 yıl olarak saptandı. Hastaların %42,6'sının demans tanısı mevcuttu. Çalışmadaki bakım verenlerin %35,5'i hastanın bakımını üstlenen tek kişi olduğu belirlendi. Bakım verenlerin verdikleri bakıma bağlı olarak sağlık durumunun %56,7'sinde kötü yönde değiştiği belirlendi. Bakım verenlerin DSÖ yaşam kalitesi ölçeği puan ortalamaları; genel alanda 45,2, fiziksel alanda 50,4, psikolojik alanda 51,3, sağlık alanında 51,8 ve çevre alanda 51,1 olarak bulundu. Ayrıca Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği puan ortalaması 7,89 olarak saptandı. Yaşam kalitesi ve uyku kalitesinin; bakım verenin kronik hastalık durumu, gelir durumu, çalışma durumu ve bakım işini üstlenen tek kişi olması ile ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Ancak hastanın yatağa bağımlılık ve demans düzeyi ile ilişkisinin olmadığı saptandı. Kronik hastalığı bulunan, gelir düzeyi düşük, bir işte çalışmayan ve bakımı tek kişi üstlenen bakım verenlerin yaşam ve uyku kalitesi daha kötü olarak saptandı (p<0,05). SONUÇ: Bu çalışmanın sonucunda evde bakım ihtiyacı olan hastalara bakım verenlerin yaşam ve uyku kalitelerinin verdikleri bakım neticesinde olumsuz olarak etkilendiğini saptandı. Özellikle kronik hastalığı olan, gelir düzeyi düşük, herhangi bir işte çalışmayan ve bakım sorumluluğunu tek kişi olarak üstlenen bakım verenlerin yaşam ve uyku kaliteleri daha düşük olduğu görülmüştür. Bu saptamalar ışığında Evde Sağlık Hizmetleri kapsamının bakım verenlerin birtakım ihtiyaçlarını göz önüne alacak şekilde düzenlenmesinin ve özellikle bakım verenlerin psiko-sosyal alanda desteklenmesinin yaşam ve uyku kalitesinin yükseltilmesine yararlı olabileceği düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Evde Sağlık Hizmeti, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi, Bakım Veren

Bakım verenlerBakım verme yüküEvde sağlık hizmetleri+4
Merve Beşer Tunç
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Evde bakılan bireylerin roy adaptasyon modeline temellenen hemşirelik bakımının bakıcıların bakım yüküne etkisi

Bu çalışma, evde bakılan bireylerin Roy Adaptasyon Modeline temellenen hemşirelik bakımının bakıcıların bakım yüküne etkisini belirlemek amacıyla kesitsel ve yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2020 - Ağustos 2021 tarihleri arasında Muğla Büyükşehir Belediyesi Menteşe Evde Bakım Birimden hizmet alan gönüllü yaşlı ve bakım veren bireyler ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 20 müdahale, 20 kontrol grubu yaşlı birey ile 40 bakım veren bireyden oluşmuştur. Her iki grubun yaş, cinsiyet ve algı durumları eşitlenmiştir. Veriler, sosyo-demografik özelliklerini içeren anket formu, Standadize Mini Mental Test, Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği, Roy Adaptasyon Modeli Tanılama ve Hemşirelik Bakım Planı Formu ve Bakım Veren Yükü Envanteri ile toplanmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi Statistical Package For The Social Sciences 24.0 versiyonu ile değerlendirilmiştir. Anlamlılık p < 0.05 olarak kabul edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen değişkenlerimiz, Mann Whitney U Testi, Wilcoxan İşaretli Sıralar Testi ve Ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kontrol ve müdahale grubundaki yaşlı ve bakım veren bireylerin bireysel özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale grubu yaşlı bireylerin uygulama öncesi ve sonrasında Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği puan ortalamalarında ve Standadize Mini Mental Test puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05), kontrol grubunda fark olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Müdahale grubu bakım verenlerin uygulama öncesi ve sonrasında Bakım Veren Yükü Envanteri puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05); kontrol grubunda fark olmadığı (p>0.05) bulunmuştur. Evde bakılan yaşlı bireylerin yaşlılarda bilişsel değişikliğe uyumunu sağlamada RAM'nin etkin olduğu ve bakım vericilerin bakım yükünün azaltılması amaçlı kullanılabilir olduğu saptanmıştır. Daha geniş örneklem gruplarında modelin test edilmesi etkinliğin arttırılması önemli bir gösterge olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, bakım veren, RAM, hemşire, hemşirelik bakımı

Bakım verenlerBakım verme yüküEvde bakım hizmetleri+7
Dilek Onaran
Muğla Sıtkı Kocman University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastaların taburculuk sonrası öğrenim gereksinimlerinin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı, ilk kez koroner arter bypass greft (KABG) ameliyatı geçiren hastaların taburculuk sonrası öğrenim gereksinimlerini ve bu öğrenim gereksinimlerinin hastaların tanıtıcı özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemekti.Bu araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel türdendir. Araştırma, 1 Mart ? 31 Ağustos 2009 tarihleri arasında, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde yürütüldü. Araştırmanın örneklemi, ilk kez KABG ameliyatı geçiren 80 hastadan oluştu. Veriler Hasta Bilgi Formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin istatistik analizlerinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanıldı.Araştırmaya katılan hastaların büyük çoğunluğu evli (%88.8), erkek (% 80.0) ve 45-64 yaş grubunda (%72.5) idi. Hastaların öğrenim gereksinimleri toplam puan ortalaması 183.48±23.36, önemlilik düzeyinin 3.66 olarak çok önemli olduğu bulundu. Hastalar için en önemli öğrenim gereksinimi ölçeğin yaşam aktiviteleri alt boyutu (ortalama puan 37.60±4.93, önemlilik düzeyi=4.93), en az önemli öğrenim gereksinimi ise duruma ilişkin duygular alt boyutuna ilişkindi (12.66±4.04, önemlilik düzeyi=2.53). Kadın hastaların öğrenim gereksinimleri puan ortalamaları (195.68±20.69) erkek hastalardan (180.43±23.13), ev hanımlarının (196.46±21.17) diğer meslek gruplarında olan hastalardan, taburculuk eğitimi almayan hastaların öğrenim gereksinimleri (189.08±21.47) eğitim alan hastalardan (175.51±23.93) ve hekimden taburculuk eğitimi alan hastaların (182.68±23.46) hem hekim hem de hemşireden taburculuk eğitimi alan hastalardan (159.25±17.93) daha yüksek ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (sırası ile p<0.05, p<0.001, p<0.05, p<0.05).Bu çalışmanın sonuçları, KABG ameliyatı geçiren hastaların taburculuk öncesi öğrenim gereksinimlerinin önemli düzeyde olduğunu, taburculuk öncesi bilgilendirmenin öğrenim gereksinimlerini azalttığını, ancak hemşirelerin taburculuk eğitiminde aktif rol almadıklarını gösterdi. Hastaların bireysel özelliklerine ve öğrenim gereksinimlerine uygun planlı taburculuk eğitiminin yapılması önerilebilir.Anahtar Sözcükler: Koroner Arter Bypass Greft Ameliyatı, Taburculuk, Öğrenim Gereksinimleri, Hastalar, Hemşirelik

Cerrahi-kardiyovaskülerHasta bakımı-hastane sonrasıHasta eğitimi+8
Gülsen Demirkıran
İnönü University · Institute of Health Sciences
2011
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak hastalarının yakınlarındaki bakım yükü: Bir hastane örneği

Giriş ve Amaç: Komplikasyonları yıllardır çeşitli araştırmalara konu olan DM bireylerin günlük yaşam kalitesi üzerinde büyük rol oynayan bir durum olarak göze çarpmaktadır. Günümüzde hastalıkların tedavi yöntemlerinin gelişmesi, etkinliklerinin artması ve teknolojik gelişmeler hastanede kalış sürelerini kısaltmaktadır. Bu durum evde bakım verilen hasta sayısını da arttırmakla beraber, buna bağlı olarak profesyonel olmayan bakım vericilere duyulan ihtiyacın da artmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada DAE hastalarının yakınlarındaki bakım yükü durumunu, bakım yükü ile ilişkili faktörleri ve hasta bakımının üzerindeki etkileri araştırdık. Bu çalışma sonucunda DAE hastalarının yakınlarındaki bakım yükü hakkındaki bilincin artacağını ve bütüncül yaklaşım açısından bakım verenlere biyopsikososyal destek verilmesi gerektiğine dikkat çekeceğini düşünmekteyiz. Gereç ve Yöntem: Çalışma tek merkezli, tanımlayıcı, prospektif ve kesitsel tipte bir araştırma olarak tasarlandı. ADÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Kronik Yara ve Enfeksiyonları Bakım Ünitesine 01.06.2017-31.08.2017 tarihleri arasında başvuran ve DAE tanısı ile takip edilen 42 hasta ve 42 bakım veren kişiye uygulandı. Anket formu Hastalara bakım veren kişilere uygulanan iki bölümden ve hastalara oluşmaydı. İlk bölüm bakım vericilerin sosyodemografik özellikleri ile bakım yükü üzerinde etkili olabileceğini düşündüğümüz çeşitli faktörleri sorgulayan ve araştırmacılar tarafından literatür taraması sonucunda oluşturulan 36 soru içermekteydi. Sosyodemografik özelliklerle ilişkili sorular; yaş, cinsiyet, medeni durumları, eğitim ve çalışma durumları ile diğer bazı özelliklerini araştırmaktaydı. Bunun yanında; daha önce bakım verme geçmişinin olup olmaması, bakım verme süresi, bakım öncesi ve bakım verme işlemi sırasında sağlıkları ile ilgili algıları, psikiyatrik hastalıklarının varlığı, uyku düzensizliği, aylık bakım günü ve haftadaki bakım saati gibi bakım yükü üzerine etkisi olabileceği düşünülen çeşitli faktörleri araştıran sorular bulunuyordu. Hastaya bakım verenlere uygulanan ikinci anket formunda ise, kişilerin bakım verirken ortaya çıkan yükü ölçmek amacı ile Zaritt Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri SPSS 21.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirildi. İstatistiksel analizler SPSS 21.0 ile yapılmış olup, bağımsız gruplar ki kare testi ve non parametrik testler ile karşılaştırıldı. Anlamlı bulunan veriler lojistik regresyon ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 42 hasta ve onlara bakım veren kişi katıldı. bakım verenlerin 25'i (%59,5) kadın, 17'si (%40,5) erkekti. Ankete katılanların 31'i evli (%73,8) olduğu görüldü. Bakım verenlerin 25'inin (%59,5) gelir düzeyi asgari ücretin altında olup, geri kalanın tamamı yoksulluk sınırının altında olduğu gözlendi. Bakım veren kişilerin Zaritt Bakım yükü ölçeği ile yapılan değerlendirmede 34 kişide (%81) bakım işinin yük olmaya başladığını görmekteyiz. Çocuk sayısı, aynı evde yaşayan kişiler, bakım verme süresi, haftada bakım saati, aydaki bakım günü, hastanın DM tanısının kaç yıldır mevcut olduğu ve Zaritt bakım yükü puanı karşılaştırıldı. Sonuç: Çalışmamızda bakım veren bireylerin gelir düzeyinin, bakım verdiği aydaki gün sayısının ve bakılan kişinin DM tanısının kaç yıldır mevcut olduğu bakım yükünü etkileyen faktörler olduğu görülmüştür. Bu ançıdan saptanan risk faktörlerini olduğunca düzenlemek, bunlara yönelik hazırlanacak eğitim ve müdahale programlarının, sosyal destek ve farkındalık projelerinin bakım yükü açısından bakım yükünün önlenmesinde ve bakımın geliştirilmesinde etkili olacağını düşünmekteyiz.

AyakAyak hastalıklarıBakım verenler+7
Yiğithan Ündey
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Master'sOpen AccessEN

According to self-care deficiency nursing teory the effect of care given on blood values by their diabetic individuals and power of self care

The study has done as randomized controlled experimental design to determine the effect of care that given according to selfcare theory on the blood values and self care power of the patients with diabetic. By including all of the universe, between February and March 2016, 30 from the control group, 35 from experimental group totally 65 patients with diabetes who applied to Gaziantep University Şahinbey Research and Practice Hospital Endocrine Clinic.Experimantal values has been collected by the servey form which is about the characteristics of introducing patients, metabolic control results form(HbA1c, Lipid Levels) and self care scale.When the test group was given maintenance by SDNT, the control group was left with routine application.Patients in the experimental group were treated 4 times (once a week) for 30-40 minutes at home and diabetes education booklet was given.In every patient care, Blood pressure, fasting blood sugar (FBS) -partial blood sugar (PBS) was measured and planned nursing interventions were applied according to SDNT. In pre-test comparisons of experimental and control groups; There was no statistically significant correlation (p> 0.05) between FBS, PBS, HbA1c and Self care power, but Blood pressure, HDL, LDL values of the experimental group increased significantly(p <0.05).In the pre-mid-final test comparisons of the study group, blood values (FBS, PBS, HbA1c, HDL, Triglyceride, Blood pressure) and self-care power increased positively (p <0.05).In the pre-final test comparisons of the control group, significant increases (p <0.05) in blood values (PBS, HDL, LDL, Blood pressure) and negative changes in self-care power were determined. In the final test comparisons of experimental and control groups; In the experimental group; There was statistically significance between PBS, FBS, blood pressure, HDL, LDL cholesterol, Self-maintenance power and there was no statistically significant difference between Triglyceride and HbA1c levels (p> 0.05). In the experimental group, 7 nursing diagnoses were determined during the application and a significantly decrease was observed (p <0.05). As a result of the research, it was determined that; the care given to diabetic individuals according to SDNT had reduced blood values, increased self-care power, and was effective in resolving identified problems. Key words: Diabetes, Nursing, Nursing Care, Blood Values, Power of Self care

Diabetes mellitusPatient careAfter care+4
Özden Kaplan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ayaktan kemoterapi alan akciğer kanserli hastaların evde bakım gereksinimlerine ilişkin verilen solunum gevşeme egzersizleri eğitiminin hastanın öz bakım gücüne ve fonksiyonel yaşam üzerine etkisi

Ayaktan kemoterapi alan akciğer kanserli hastaların evde bakım gereksinimlerine ilişkin verilen solunum gevşeme egzersizleri eğitiminin hastanın öz bakım gücüne ve fonksiyonel yaşamı üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılan yarı deneysel bir çalışmadır. Çalışma 15/04/2015-15/09/2016 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne bağlı Onkoloji Hastanesi'nin ayaktan kemoterapi ünitesinde kemoterapi tedavisi alan 60 akciğer kanserli hastayla yapıldı. Araştırmanın örneklemi power analizi ile basit rastgele örneklem yöntemi ile 30 hasta deney grubuna, 30 hasta kontrol grubuna alındı. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan anket formu, Öz-Bakım Gücü Ölçeği, kanser hastaları için geliştirilen Fonksiyonel Yaşam Ölçeği ile toplandı. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Shapiro Wilk testi,Student t testi,eşleştirilmiş t testi ve ki kare testi kullanılmış ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.Ölçeklerin geçerliğinin test edilmesinde ise Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı hesaplanmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastaların %91,7'sı erkek, % 15'ı küçük hücreli akciğer kanseri, % 83,3'sı evre 4 , % 25,0'inde kemik metastazı vardır. Deney grubunda Öz Bakım Gücü Ölçeği ön test puan ortalaması 82,60±17,87, son test puan ortalaması 94,13 ± 16,47 olup gruplar içerisinde anlamlı farklılık bulundu (p<0.05).Deney grubunda Fonksiyonel Yaşam Ölçeği ön test puan ortalaması 91,87 ± 10,66, son test puan ortalaması 93,23± 11,71 olup gruplar içerisinde anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Akciğer kanserli hastalarda öz bakım ve fonksiyonel yaşam puanlarının yapılan diğer çalışmalara göre düşük olduğu araştırmamızda hastalara verilen solunum gevşeme egzersizi eğitiminin hastanın öz bakım gücünü ve fonksiyonel yaşamını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Akciğer Kanseri, Öz-Bakım Gücü Ölçeği, Fonksiyonel Yaşam Ölçeği, Kemoterapi.

Akciğer neoplazmlarıEgzersizEvde bakım hizmetleri+7
İbrahim Halil Güneş
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum sonu dönemde bakım gereksinimleri hakkında annelerin bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Doğum sonu dönem doğumdan sonraki altı haftalık süreyi kapsar. Bu altı haftalık süre anne, bebek ve aile açısından uyum sağlanması gereken yeni ve karmaşık dönemdir. Bu dönemde birçok kadın ve bebeği yaşamını yitirmektedir. Pospartum periyotta meydana gelen anne ölümlerinin çoğu uygun pospartum bakım ile önlenebilir.Araştırma, Kasım 2009 - Ocak 2010 tarihleri arasında; Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde pospartum dönemde olan annelerin bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu (Ek-1) kullanılarak veriler elde edilmiştir.Bulgular, araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29,1± 5,8, ilk gebelik yaş ortalaması 22,8±5,1, toplam gebelik sayısı 2,76±1,7 dır. Kadınların %22,9 `u geçirdikleri gebelik yaşı açısından riskli grupta yer almaktadır (18 yaş ?-35 yaş ? ). Kadınların geçirdikleri gebelik sayısı açısından %24,5' i riskli grupta yer almaktadır (4 ? gebelik sayısı). Kadınların %23,9'u gebeliği istememektedir ve gebeliği istemeyen kadınların %30,3' ü geleneksel bir aile planlama yöntemi kullanmaktadır. Kadınların postpartum dönemde kendilerine yönelik bakım gerektiren konularda doğru bilme yüzde ortalamaları; doğum sonu dönemde cinsel ilişkiye girme zamanını bilme yüzde ortalaması %85,4, meme bakımını bilme yüzde ortalaması %75,69 ve kanama/enfeksiyon ile ilgili soruları bilme ortalaması %65,20' dir. Kadınların postpartum dönemde bebeklerine yönelik konularda doğru bilme sıralamasına bakıldığında doğum sonu dönemde ek gıdaya geçme zamanını bilme yüzde ortalaması %82,8, emzirme/sarılık bilme yüzde ortalaması %63,2 ve dışkılama/idrar ile ilgili soruları bilme yüzde ortalama %28,3'dir. Araştırmaya katılan kadınların bilgiyi kimden aldıkları ve ``doğru anne ve doğru bebek'' ile ilgili bulgular dağılımına bakıldığında; sağlık personellerinden, ailem, yakınlarım/çevrem ve kitle iletişim araçlarından bilgi alan kadınların, bebekleri ile ilgili sorulan sorulara kendileri ile ilgili sorulan sorulardan daha fazla doğru cevap vermişlerdir. Araştırmaya katılan kadınların verdikleri cevaplar aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Kadınların kendileri ile ilgili sorulan sorulara verdikleri cevaplar ile bilgiyi kimden aldıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Kadınların bilgiyi kimden aldıklarına bakıldığında %37,5'i (n=36) ailem, %34,4'ü (n=33) sağlık personelleri, %13,5'i (n=13) yakınlarım, %9,4'ü (n=9) kitle iletişim araçları ve %5,2'si (n=5) geleneksel uygulamalardan almıştır. Araştırmaya katılan kadınların postpartum dönemde bebeklerine yönelik yaptıkları uygulamalara bakıldığında kadınların %27,1'i göz, %26,0'sı pamukçuk, %26,2'si pişik, %27,7'si konak, %31,4'ünün göbek bakımı ile ilgili duymadıkları herhangi bir uygulamayı yapacakların ifade etmişlerdir.Bu çalışmada araştırmaya katılan kadınların kendilerinden çok eşlerine ve çocuklarına önem verdiklerini aynı zamanda kadınların yaptıkları uygulamalarda daha çok ailelerinden bilgi aldıkları gözlenmiştir ve yaptıkları uygulamalarda doğruluğunu bilmeseler de benzer bir durum ile karşılaşırlarsa bu yöntemlere başvuracaklarını ifade etmişlerdir.Anahtar Kelimeler; pospartum dönem, geleneksel uygulamalar, anne ölüm nedenleri

AnnelerHasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrası+2
Emine Bakır
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerde hastalık bakım yükünün değerlendirilmesi

Amaç: Alzheimer hastalarının büyük bir çoğunluğunun evlerinde yaşadığı ve aile bireyleri tarafından bakım verildiği gösterilmiştir. Çalışmamızda, Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerde hastalık bakım yükünü saptamak ve bakım yükünün sosyo-demografik özellikler, bakım özellikleri, hasta ve hastalık özellikleri ile ilişkisini ortaya koymak, aynı zamanda hastalık bakım yükü hakkında farkındalık sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Nöroloji Polikliniği takibinde olan 150 Alzheimer hastasının bakımından birinci derecede sorumlu olan ve ücretsiz bakım veren yakınları oluşturmaktadır. Veriler, bakım verenin sosyo-demografik ve bakım verme özelliklerini incelemek amacıyla oluşturduğumuz anket, Zarit Bakım Yükü Ölçeği ve Klinik Global İzlenim Ölçeği ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya alınan 150 bakım verenin yaş ortalaması 47,8±12,2 yıldı. Bakım verenlerin %78'i (n:117) kadın ve çoğunluğu (%60,7) (n:91) ev kadınıydı. %52'si (n:78) hastanın kızı, %16,7'si (n:25) hastanın oğlu, % 16'sı (n:24) hastanın geliniydi. Bakım verenlerin %86'sında (n:129) çeşitli derecelerde bakım yükü saptanmıştır. Bunların %14'ünde (n:21) yük saptanmamış, % 49,3'ünde (n:74) hafif-orta yük, %27,3'ünde (n:41) orta-ciddi yük ve %9,3'ünde (n:14) ciddi yük saptanmıştır. Çalışmamızda, bakım verme ile ilgili eğitim ihtiyacı olduğunu düşünen bakım verenlerin diğerlerine göre daha ağır yük altında oldukları belirlenmiştir (p:0,039). Hastasının bakımını yakınlarına devredebilen bakım verenlerin, diğerlerine göre daha az yük altında oldukları saptanmıştır (p:0,034). Sonuç: Alzheimer hastalarına bakım veren bireylerde hastalık bakım yükünün yüksek olması, birinci basamak sağlık çalışanlarının liderliğinde bakım verenlere yönelik bakım verme ile ilgili eğitimler düzenlenip, sağlık çalışanlarında ve ailenin diğer bireylerinde bakım yükü ile ilgili farkındalık oluşturularak bakım verme sorumluluğunun paylaşılmasıyla, bakım verende hissedilen bakım yükünü hafifletecek olup hasta ve bakım verenin iyilik durumlarının ve yaşam kalitelerinin artmasına olanak sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Alzheimer hastalığı, bakım yükü, bakım verme, farkındalık.

Aile hekimliğiAlzheimer hastalığıHasta bakımı+5
Özge Aydın
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsi hastalarına bakım verenlerin bakım verme yükünün incelenmesi

Bakım verme yükü; Kronik hastalığı, fiziksel veya ruhsal yetersizliği olan çocuk, genç, yaşlı aile üyesine ya da bir başkasına bakım veren kişinin zorlanması, anksiyete yaşaması, kendini yük ve baskı altında hissetmesi olarak tanımlanabilir. Epilepsi hastaları da bakım vericiler için yük oluşturabilmektedir. Bu araştırma epilepsi hastalarına bakım verenlerin bakım verme yükünün incelenmesi amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi nöroloji polikliniğinde Haziran-Kasım 2016 tarihleri arasında ayaktan tedavi görmekte olan epilepsi tanılı tüm hastaların yakınları oluşturmuştur. Örneklemi ise araştırma kriterlerine uyan ve gönüllü olan 122 hasta yakını oluşturmuştur. Veriler literatür taranarak araştırmacı tarafından oluşturulmuş "Hasta ve Hasta Yakını Tanılama Formu" ile Bakım verme yükü ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmamızda epilepsi hastalarına bakım verenlerin ZARİT Bakım Verme Yükü ölçeğinden aldıkları puan ortalaması 27,19±13,70 olarak bulunmuştur. Epilepsi süresi (yıl) arttıkça, bakım verme yükü ölçek puan ortalaması artmaktadır (X2=13,753, p=0,003). Ailede başka bir epilepsi hastasının daha olması bakım yükünü artırmaktadır (Z=-1,995;p=0,046). Bakım verenlerin bakım verme yükü ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu arasında anlamlı fark bulunmamaktadır. (p>0,05) Araştırmamızın sonucunda epilepsi hastalarının tanı alma sürelerinin artması ve ailesinde başka bir epilepsi hastası daha olmasının bakım yükünü arttırdığı belirlenmiştir. Hemşirelerin, epilepsi hatalarına bakım verenlerin bakım yükünü değerlendirerek, eğitim ve danışmanlık hizmetlerinde bakım verenlerin sorunlarının belirlenmesi, bu sorunlarla baş etme becerilerinin geliştirilmesi ve bakım vericilerinin desteklenmesi gerektiği konusunda farkındalık yaratılması önerilebilir.

Bakım verenlerBakım verme yüküEpilepsi+4
Nesibe Neşe Sedef
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00

Related subjects