Financial risk
90 theses under this subject heading
Türkiye'deki şirketlerin türev araç kullanım ve miktarını belirleyen faktörlerin incelenmesi: Borsa İstanbul örneği
Bu çalışmanın temel amacı, kurumsal finansal riskten korunma işleminin belirleyicilerini anlamak ve Türkiye'de finansal olmayan firmalar tarafından türev kullanımı ile ilgili faktörleri incelemektir. Bu çalışmada, hem türev araç kullanma kararının hem de türev kullanımının kapsamının/miktarının belirleyicileri araştırılmıştır. Bu süreçte türev araç kullanma kararını incelemek için Logit regresyonu kullanılırken, türev kullanımının miktarını incelemek için Tobit regresyonu kullanılmıştır. Analiz, 2015 yılında Borsa İstanbul'da (BİST) listelenen 200 firmanın verilerine dayalı olarak yapılmıştır. Çıkan sonuçlara göre Logit analizi, türev ürünlerin kullanılmasında firma büyüklüğü ile dış satışların pozitif etkili olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, işlem maliyetleri ve ölçek ekonomileri ve finansal fiyat riskine maruz kalma hipotezlerini desteklemektedir. Öte yandan, Tobit sonuçlarına göre, bir firma türev araç kullanma kararı aldığında, firmanın büyüklüğü ve dış satışları arttıkça daha fazla türev araç kullanmaktadır. Son olarak, çoklu doğrusal bağlantı probleminden kaçınmak için kurulan bazı modellerde, varlıkların getirisinin (ROA) ve yabancı borcun türev araç kullanma kararı ve türev kullanımının miktarı ile sırasıyla negatif ve pozitif ilişkili olduğunu hem Logit hem de Tobit analizi ileri sürmektedir. Bununla beraber likidite oranı hem Logit hem de Tobit regresyonundaki bazı modellerde negatif ilişkili çıkmıştır.
Makroekonomik risk iştahı göstergelerinin Türkiye finansal piyasalarına etkisi
Yatırımcıların risk almaya meyillerini ölçmek için çok sayıda endeks bulunmakta olup, bunların doğru ve kesin sonuçlar vermedikleri daha önce yapılan ampirik çalışmalarla ortaya konmuştur. Bu çalışmada risk iştahı göstergeleri olarak çok sayıda makroekonomik göstergeye yer verilerek, bu göstergelerin BİST100 Endeksi ve USD/TRY paritesi üzerindeki etkileri en küçük kareler yöntemi uygulanarak ayrı ayrı incelenmek istenmiştir. Yapılan testler sonucunda BİST100 Endeksi ve USD/TRY üzerinde farklı bağımsız değişkenlerin etkili olduğu görülmüştür. Ulaşılan bu sonuç, risk iştahının etkileri araştırılmak istendiğinde, farklı değişkenlerin aynı anda gözlemlenmesi gerektiğini göstermektedir.
On the contagion of financial risk
The global financial system has become highly interconnected over the past few decades and financial shocks have propagated faster, causing systemic events to occur more frequently. This dissertation examines systemic risk contagion through two linked chapters, each contributing to different strands of the literature. In the first chapter, I construct a contagion test, based on time varying Granger causality and dynamic conditional correlation approaches. Using the test on the systemic risk contributions of international banks, I identify several contagion episodes during the period 2004-2021, particularly concentrated during the four periods of turmoil. I then analyze systemic risk spillovers across international banks following extreme adverse and beneficial shocks, identify the main risk transmitters, and scrutinize changes in network topology during the four contagion episodes. The results reveal that the main transmitters of systemic risk differ not only across magnitudes and directions of shocks, but also across crisis periods. In the second chapter, I investigate the determinants of systemic risk contagion based on tail behavior, taking into account time-variation, slope heterogeneity and endogeneity. Using explanatory variables derived from banks' balance sheets representing size, profitability, capital adequacy, credit quality, leverage, and funding structure I find that determinants of systemic risk contagion change over time, differ in each crisis episode, and no single factor drives contagion persistently. I show that some determinants gradually lose their influence on the propagation of shocks, while others are effective only during a single period of turmoil. The results also show significant heterogeneity across banks, and I do not detect significant clustering at either the national or regional level. The findings reveal that static surveillance methods may fail to capture the factors that propagate systemic risk. In light of my findings, I propose a holistic systemic risk surveillance model that uses high-frequency data and incorporates several risk factors simultaneously.
BİST GYO (XGMYO) endeksinde faaliyet gösteren işletmelerin finansal analizleri ve risk değerlendirmeleri
Bilanço ve gelir tabloları, işletmelerin finansal durumlarını gösteren tablolar olarak adlandırılmaktadır. İşletmelerin finansal tabloları kullanarak durum analizi yapmak için kullanılan yöntemlere de finansal analiz denilir. Finansal analizler, finansal bilgi kullanıcılarına işletmelerin geçmiş ve geleceği hakkında sayısal bilgi üretip ve raporlayıp sunarlar. Ayrıca yöneticiler açısından ileriye dönük program yapabilmek ve yatırımcılar adına önemli bilgiler üretmektedir. Halka açık şirketlerin bağımsız denetim kuruluşları tarafından dönemler itibarı ile finansal denetimleri yapılmaktadır. Bu finansal raporlar Kamuyu Aydınlatma Platformunda yayınlanmaktadır. Şirketler faaliyetlerini sürdürürken birçok risk türüne maruz kalmaktadırlar. Bu risklerden bazılarını azaltma imkânlarına sahip değil iken, bazıları da şirketin kendinden ve içinde bulunduğu sektörden kaynaklanmakta olup, bunları da azaltma yoluna gitmektedir. Böylece faaliyetlerini likidite, kur, faiz riski vb. riskler arasında sürdürmeye çalışırlar. Finansal analiz ile de şirketlerin taşımış ve karşılaştıkları bu riskleri ölçmeye, tahmin etmeye ve önleyecek mekanizmaları oluşturmaya çalışacak sayısal veri ve oranlar elde etmeye çalışılır.Bu çalışmada, BİST GYO endeksinde işlem gören 10 adet gayrimenkul yatırım ortaklıklarının finansal tablolarının oran analizi yöntemi kullanılarak finansal analiz ve risk değerlendirilmesi yapılmıştır.
Finansal rasyolar yardımı ile risk yönetimi ve hava yolu sektörü üzerine bir uygulama
1990'lı yıllarda küreselleşme sürecinin etkisiyle ortaya çıkan neoliberal ekonomik sistem, ekonomi tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen sıklıkta finansal krizlerin oluşmasına neden olmuş ve bu krizlerin yarattığı olumsuzluklar işletmelerin faaliyetleri üzerinde etkilerini göstermiştir. "Finansal Rasyolar Yardımı İle Risk Yönetimi Ve Hava Yolu Sektörü Üzerine Bir Uygulama" başlığını taşıyan bu doktora tezi, bir üçüncü nesil finansal kriz modeli olan 2008 krizi de dahil olmak üzere havacılık endüstrisini 21. yüzyılın başından itibaren küresel çapta etkileyen 4 olayın yani 11 Eylül 2001 Dünya Ticaret Merkezi terör saldırısının, 2003 yılındaki SARS salgın hastalığının ve 2010 yılında yaşanan volkanik kül patlamasının Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı üzerindeki iflas riskini, seçilen iflas tahmin modellerini kullanarak ortaya koyma amacını taşımaktadır. Bu amaç ile hisse senetleri Borsa İstanbul'da işlem gören işletmenin kriz süreci ve kriz sonrası dönemleri de kapsayacak şekilde, 2002-2016 yılları arası finansal tablolarından elde edilen likidite, mali yapı, faaliyet etkinliği, karlılık ve büyüme oranlarına ilişkin finansal rasyoları ile trafik verileri araştırma değişkenleri olarak kullanılmıştır. Uygulama kısmında Altman Z" skor ve Airscore modellerinden yararlanılmış ve yapay sinir ağları dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılarak ileriye yönelik tahminler yapılmıştır. Araştırmada, Altman Z" skor modeline göre işletmenin iflas durumunun sıkıntılı alanda olduğu, özellikle volkanik kül patlamasından sonraki dönemin likidite oranlarını, faaliyet etkinliği oranlarını ve karlılık oranlarını olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Airscore modeline göre ise incelenen 16 yıllık dönemin sağlıklı alan olarak nitelendirilen bölgede olduğu tespit edilmiştir. Bu tez ile hizmet sektöründe faaliyet gösteren hava yolu işletmelerinin, iflas riskini minimize edecek finansal politikalar geliştirebilmeleri için gerekli veriler elde edilmiş olmakta ve bu bulgular, tezin orijinal yönünü oluşturması yanında iflas riski karşısında uygulanması gereken finansal politikaların oluşturulmasına da katkı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Finansal Rasyolar, Risk Yönetimi, İflas Tahmin Modelleri, Yapay Zeka, Altman Z" skor, Airscore
Finansal risk yönetimi ve finansal analiz: İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğüne yönelik bir uygulama
Finansal risk ve finansal risk yönetimi kavramları günümüzde kamu veya özel sektörünün üst yönetimlerinin gündemlerini yoğun bir şekilde meşgul etmektedir. Elbette kamu yönetiminin öncelikli hedefi en kaliteli hizmeti en uygun şartlarda vermektir. Günümüzde para ve risk aynı anda yönetilmek zorundadır. Devlet kurumlarıda, özel sektörde olduğu gibi (ister merkezi bütçeye dâhil olsun ister kendi bütçesi olsun) bu olguyu içselleştirmek durumundadır. Günümüzde Devlet kurumlarının başarıları, halka vermiş olduğu hizmetin ne derece etkili olduğunun yanında aynı derecede de etkin ve verimli olmasıyla beraber ölçülmektedir. Bu bağlamda finansal riskin ve yönetiminin işletme performansı ile bir bütün olduğunu kabul etmek zorundayız. Yapılan hizmet kadar harcanan maliyet de çok önemlidir. Bu çalışmada İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi tarafından onaylanan, Kesin Hesap ve Murakıp raporlarından tedarik edilen, son üç yıllık dönemine ilişkin faaliyet sonuçlarını belgeleyen temel finansal tablolarına, bilimsel olarak tescil edilmiş finansal analiz teknikleri uygulanarak, finansal risk unsurları tespit edilecek ve bu risklerin yönetimi konusnda öneriler sunulacaktır. Tezimizin birinci bölümünde, çalışmamızın amacı ve metodoljis, ikinci bölümünde finansal risk ve finansal risk yönetimnin kavramasal çerçevede tanımı, üçüncü bölümünde finansal risk yönetiminin yararları ve unsurları, dördüncü bölümünde finansal tabloların tanımı ve analizin teknikleri, beşinci bölümünde ise İETT işletmeleri Genel Müdürlüğü'nün İktisadi büyüklüğünün İncelenmesi analiz edilmesi ve analiz sonuçlarının yorumlanması konularına yer verilmiştir. Ayrıca bu bölümde İzmir ESHOT, Ankara EGO Genel Müdürlükleri ile Londra toplu taşıma kurumu (TFL) gibi toplu taşımanın önde gelen kurumlarının mali tablolarına aynı analiz teknikleri uygulanmış ve elde edilen sonuçlarla , İETT'nin analiz sonuçları karşılaştırılarak hem sektör incelenmiş hemde İETT'nin sektördeki pozisyonu tespit edilmiştir . Sonuç bölümünde ise İETT'nin finansal riskleri yönetmesi konusnda öneriler sunularak çalışma tamamlanmıştır.
Finansal riskten korunma muhasebesi
Bu çalışmada Türev finansal araçların riskten korunma amaçlı olarak kullanımına, işletmeler aşısından riskten korunma amaçlı olarak kullanılmaları halinde kendilerine ve piyasalara ne gibi faydalar sağlayacakları, işletmelerin türev finansal araçlara taraf olmaları durumunda ne gibi yükümlülüklerin altına girdikleri ve bu araçlara taraf olmaları halinde işletmelerin bu araçlardan ne gibi haklar sağlayacaklarına dikkat çekilmektedir. İşletmelerin Türev finansal araç kullanarak gerçekleştirdikleri riskten korunma faaliyetlerinden elde ettikleri kazanç yada kayıplar, riskten korunma muhasebesi esasları açısından ele alınmış, IAS ve IFRS nin Türkiye karşılıkları olan TMS ve TFRS ye göre yeni yayınlanan TDHP Çerçevesinde uygulama esasları anlatılmıştır. Son Bölümde, riskten korunma muhasebesi ilişkileri olan, gerçeğe uygun değer riskinden korunma, nakit akış riskinden korunma ve yurtdışındaki net yatırım riskinden korunma açısında riskten korunma muhasebesi uygulamaları ele alınarak TMS, TFRS ve yeni TDHP taslağı esaslarına göre anlatılmış ve riskten korunma muhasebe uygulamalarına detaylı şekilde yer verilmiştir.
Finansal risklerin türev araç kullanımına etkisi: Türkiye bankacılık sektörü üzerine bir uygulama
Finansal sistemin önemli ve büyük çoğunluğu bankalardan oluşmaktadır. Finansal piyasalardaki dalgalanmalar bankacılık sektörünü etkisi altına almaktadır. Bankalardaki finansal risklerin önemli hale gelmesiyle, piyasalardaki dalgalanmaların bankalara etki derecesi de değişmiştir. Hem finansal piyasalarda hem de bankacılık sektöründeki finansal risklerden korunma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Finansal risklerin yönetiminde ve minimize edilmesinde yaygın olarak türev araçlar kullanılmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada, BIST Banka Endeksi'nde faaliyette bulunan bankaların verilerinden yararlanılarak, finansal risklerin türev araç kullanımlarına etkisini ortaya çıkartmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, BIST Banka Endeksi'nde 2010-2018 yılları arasında faaliyette bulunan yedi banka esas alınarak, finansal riskler ile türev araç kullanımı arasındaki ilişki panel veri analiz yöntemiyle incelenmiştir. Analizde kullanılmak üzere spekülasyon (SPEK) ve hedging (HED) amaçlı türev araç kullanımı bağımlı değişken; borç riski, faiz riski, kredi riski, kur riski ve sermaye riski de bağımsız değişkenler olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda iki panel regresyon modeli oluşturulmuştur. Analiz sonucunda Model 1 için borç riski, faiz riski, kur riski ile spekülasyon amaçlı türev araç kullanımı arasında anlamlı; ancak borç riski ile pozitif yönlü, faiz riski ve kur riskiyle de negatif yönlü ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın kredi riski ve sermaye riski ile spekülasyon amaçlı türev araç kullanımı arasında anlamlı ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Model 2 sonuçlarında ise faiz riski, kredi riski, kur riski ve sermaye riski ile hedging amaçlı türev araç kullanımı arasında anlamlı ve negatif yönlü ilişki olduğu; buna karşın borç riski ile hedging amaçlı türev araç kullanımı arasında anlamlı herhangi bir ilişki olmadığı belirlenmiştir.
Finansal başarısızlık riski ve sürdürülebilir büyüme arasındaki ilişki: Borsa İstanbul sürdürülebilirlik endeksi üzerinde bir uygulama
Bu çalışmanın temel amacı, BIST Sürdürülebilirlik endeksinde yer alan firmaların finansal başarısızlık riskleri ile sürdürülebilir büyüme oranları arasındaki ilişkinin ortaya konulmasıdır. Çalışma kapsamında, BIST Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan, 2010-2022 dönemlerinde Borsa İstanbul'da işlem gören ve verilerine düzenli olarak ulaşılabilen mali sektör dışı firmalara ilişkin yıllık veriler kullanılmıştır. Çalışma kapsamında oluşturulan veri seti 38 firmaya ilişkin 2010-2022 dönemi verilerini içeren bir panel veri setidir. Çalışma kapsamında geliştirilen panel veri modellerine bağımsız değişkenler olarak firmaların finansal başarısızlık risklerini temsil eden Altman (1983) Z' skor, Springate (1978) S skor, Taffler (1983) T skor, Fulmer vd. (1984) H Skor ve Legault (1987) CA skor finansal başarısızlık modelleri kullanılmıştır. Modellere bağımlı değişken olarak ise firmaların sürdürülebilir büyüme politikalarını temsilen Higgins (1977) sürdürülebilir büyüme oranı (HSGR) kullanılmıştır. Çalışmada finansal başarısızlık riski ve sürdürülebilir büyüme oranı arasındaki ilişkiler panel veri regresyon analizi yöntemiyle incelenmiştir. Finansal başarısızlık skorları ile sürdürülebilir büyüme oranı arasındaki ilişkiler finansal başarısızlık skorlarının ayrı ayrı bağımsız değişken olarak yer aldığı modeller ve finansal başarısızlık skorlarının bir arada bağımsız değişken olarak yer aldıkları bir model aracılığıyla incelenmiştir. Çalışma sonucunda, Taffler (1983) T skor ve Fulmer vd. (1984) H skor finansal başarısızlık modellerinin BIST Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan firmaların sürdürülebilir büyüme oranları üzerinde istatistiki olarak anlamlı pozitif etkiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu bulgu, finansal başarısızlık riski azalan firmaların takip eden dönemlerde sürdürülebilir büyümelerinde artış meydana geldiğini göstermektedir. Öte yandan Altman (1983) Z' skor, Springate (1978) S skor ve Legault (1987) CA skor finansal başarısızlık modelleri ile firmaların sürdürülebilir büyümeleri arasında istatistiki olarak anlamlı herhangi bir ilişkiye rastlanmamıştır. Bu durum Z' skor, S skor ve CA skor modellerinin finansal başarı ile büyüme arasındaki ilişkiyi açıklamakta yetersiz kaldıklarını göstermektedir.
Determinants of fiscal space: An empirical analysis for OECD countries
The concept of fiscal space, which has gained importance especially after the 2008 global crisis, can be broadly defined as a budgetary possibility that provides resources to a government for a targeted purpose without negatively affecting the sustainable financial position of the government. Fiscal space is mostly associated with the concepts of fiscal sustainability and debt sustainability in the literature and generally discussed in terms of creation methods, measurement methods, and its relationship with other policies. The main objective of this study is to empirically reveal the impacts of the determinants of fiscal space and to present policy recommendations within this framework. For the empirical analysis, two different fiscal space indicators are calculated within the de facto fiscal space approach put forward by Aizenman and Jinjarak (2010) and the debt limit-based approach of Ostry et al. (2010). Accordingly, this study analyzes the impacts of selected macroeconomic, institutional, political and global variables (determinants of fiscal space) on the calculated fiscal space indicators by using panel data techniques for 27 OECD countries in between 1999 and 2020. Our findings suggest that in addition to macroeconomic variables, institutional and political variables also have significant impact on fiscal space. On the other hand, global variables do not have direct impact on fiscal space but have an indirect impact by characterizing the global environment in terms of global liquidity.
Sovereign credit default swap market response to credit rating announcements: An event study on emerging markets
Credit risk assessments by credit rating agencies and credit default swap (CDS) spreads are the leading indicators of credit risk. Extant literature examined CDS market response to credit rating announcements by credit rating agencies for corporate entities and mostly for developed markets. Few studies, however, investigated the relationship between CDS market and credit rating announcements for sovereign entities. The current study investigates the effect of credit rating announcements on emerging market sovereign CDS spreads and analyzes whether credit rating announcements are anticipated by the CDS market within a period of thirteen years starting from 2001. Event study methodology is used to assess the impact of the credit rating events on sovereign CDS spreads of twenty emerging markets. The results reveal that emerging market CDS spreads respond significantly to positive rating announcements. On the other hand, no significant responses were found for negative rating announcements, implying that the reactions of CDS spreads to credit rating announcements are not symmetrical for positive and negative rating announcements. Additionally, results suggest that both positive and negative rating announcements are anticipated by the CDS market for the entities studied.
Makroekonomi üzerine iki makale
This thesis is composed of two essays on macroeconomics. In the first essay, motivated by the empirical evidence that implies a negative correlation between government trust and the size of informal sector, we develop a game- theoretical model to account for this dynamic. We construct a model in which government type, which cannot be directly observed by households, follows a Markov chain; and households allocate their labor between formal and informal sector, each with different production technologies. We characterize the Markov perfect equilibrium of the model that implies that the size of informal sector is relatively higher for economies in which the level of government trust is lower. In the second essay, we develop a model-based approach to create measures of different types of economic risks, namely fiscal risk, financial risk, and labor market risk, for a panel of countries. We use an annual cross-country dataset that includes fiscal policy, labor market, and financial variables to explain their effect on the variation in total productivity. Using the estimated TFP series, we run a DSGE model by calibrating model parameters to match several moments in the data so as to obtain measures for fiscal, financial and labor market risks. This exercise allows us to construct a model-based dataset of three categories of risks mentioned above, and to calculate the welfare costs of different kinds of country-specific risks.
Ar-Ge harcamaları ile finansal başarısızlık riski arasındaki nedensellik ilişkisi
Küreselleşme ile artan ticari rekabet koşullarında, firmaların karşılaştıkları risk unsurlarının tespiti ve verimlilik artışı firmaların varlıklarını ve faaliyetlerini sürdürmeleri açısından önem kazanmaktadır. Dünya genelinde periyodik olarak ortaya çıkan jeopolitik gelişmeler, enflasyon ve yakın geçmişte görüldüğü üzere salgın gibi gelişmeler, piyasa dalgalanmaları yaratabilmekte ve firmaların finansal durumları üzerinde beklenmeyen olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Bu açıdan, firmaların finansal risklerinin ve söz konusu riskleri yaratan ve etkileyen unsurların tespiti zaman içinde önem kazanmaktadır. Diğer yandan, söz konusu finansal risklere ilişkin farkındalık bulunması ve önlem alınması zaruri olmakla birlikte, tek başına yeterli olmamakta, teknolojik gelişmeler ve artan rekabet koşullarının etkisiyle verimlilik artışı da zaman içinde üretici firmalar için en önemli amaçlardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu noktada Ar-Ge harcamaları, üretici firmalar için ürün iyileştirmesi ve maliyet avantajı sağlaması açısından en önemli kavramlardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, firmaların Ar-Ge harcamaları ile finansal başarısızlık riskleri arasında nedensellik ilişkisi olup olmadığı araştırılmaktadır. Türkiye'deki literatüre bakıldığında, Ar-Ge yatırımlarının firmaların ciro ve karlılık performansları üzerindeki etkilerini araştıran çok sayıda çalışma görünmesine karşın, Ar-Ge yatırımları ile finansal risk arasındaki nedensellik ilişkisini inceleyen çalışmaların oldukça sınırlı olduğu görülmektedir. Bu sebeple, bu çalışmanın, Türkiye'deki imalat firmalarının Ar-Ge harcamalarının finansal riskleri ile karşılaştırılması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
İpoteğe dayalı menkul kıymet teminat havuzunun değerlemesi ve otomatik değerleme modelleri
Bu çalışmada, öncelikle menkul kıymetleştirme ve ikincil mortgage piyasasının özellikleri incelenmiş ve menkul kıymetleştirme yoluyla üretilen ipoteğe dayalı menkul kıymetlerin değerlemesi için erken ödeme ve temerrüt riskleri analiz edilerek açıklanmıştır. Mortgage kredi faiz oranlarının düşmesiyle ortaya çıkan 'yeniden finansman teşviki' erken ödeme riskinin, konut fiyatlarının düşmesiyle kredinin değerinin konutun değerinin aşağısına inmesi sonucunda borçluların negatif özkaynaklı hale gelmesi ise temerrüt riskinin temel belirleyicileri olarak gösterilir. Ancak Yarışan Riskler Cox Regresyon Analizi ile makine öğrenmesi yaklaşımlarından Çoklu Lojistik Regresyon Analizi ve Rasgele Orman yöntemleriyle yapılan risk analizleri sonucunda borçluların özelliklerinin ve ödeme davranışlarının heterojenlik sergilediği anlaşılmıştır. Bu risklerin açıklanmasında yeniden finansman teşviki ile negatif özkaynak durumunun yeterli olmadığı ve borçlu ve kredi özellikleri ile bölgesel ekonomik faktörlerin de dikkate alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Ardından temerrüt riskinin ipoteğe dayalı menkul kıymet havuzları, mortgage piyasaları ve ülke ekonomileri üzerinde yarattığı olumsuz etkiler göz önüne alınarak, ipoteğe dayalı menkul kıymetlerin teminatı gayrimenkullerin değer tespitlerinin yapılması ve kontrolü ile vade tarihine değin izlenmesinde otomatik değerleme modellerinin rolü incelenmiştir. Geleneksel gayrimenkul değerleme yaklaşımı yerine, istatistiksel modellere ve testlere dayalı olarak geliştirilen otomatik değerleme modellerinin ve bu modeller desteğiyle geliştirilen alternatif değerleme yaklaşımlarının hızlı, güvenilir ve uygun maliyetli çözümler sunduğu, yeniden değerleme, gayrimenkul fiyat endekslerinin üretilmesi ve portföy değerlemesi gibi amaçlarla çeşitli ülkelerde kullanılmakta olduğu ve ikincil mortgage piyasasının işleyişindeki önemini arttırarak korumaya devam edeceği görülmüştür. Teknolojik gelişmeler ile veri kalitesi ve şeffaflığın iyileştirilmesiyle tahmin gücü daha yüksek modeller geliştirileceği, hatta bu modellerin değerleme mesleğinin danışmanlığa dönüşüm sürecinin anahtarı olacağı anlaşılmıştır.
Comparing systemic risk measures during a financial crash
This paper investigates 2000 Turkish Banking Crisis utilizing market based and network based systemic risk measures. In this investigation, MES, SRISK and ΔCoVaR are taken as market based measures whereas Degree centrality, Closeness centrality and Betweenness centrality are evaluated as financial network measures. The analyses are performed for 12 Turkish Banks and the performance of the inherently different systemic risk measures in identifying and detecting the stress of the banking sector are compared with an event study. The findings suggest that different systemic risk measures point out different systemically important financial institutions (SIFI). Empirically, we derive that (1) SRISK is capable of capturing a too-connected-to-fail bank, Demirbank, despite its market based nature and that (2) MES is the only measure providing statistically significant results for market, too-connected-to-fail banks and too-big-to-fail banks together.
Dezavantajlı gruplardaki yatırımcıların finansal risk toleransının incelenmesi üzerine bir uygulama
Finansal risk toleransı psikolojik durumlar, kişilik özellikleri, yaşam standartlarından etkilenir. Finansal risk toleransı yatırımcıların riski tolere edebilme düzeyini göstermekle birlikte aslında yatırımdan ne beklediğini de risk karşısındaki tavrıyla ortaya koymaktadır. Bu noktadan hareketle ülkemizde dezavantajlı olarak yaşamını sürdüren genç, kadın, engelli ve yaşlı bireysel yatırımcıların finansal risk toleranslarının, sebepleri ve sonuçlarıyla birlikte detaylandırılmış analizinin yapılma gereği duyulmuştur. Araştırmada nitel analiz yöntemi kullanılmış olup durum çalışması yapılarak katılımcılarla yüz yüze görüşmeler sağlanmıştır. Yapılan derinlemesine görüşmeler sayesinde bireylerin hangi faktörlerden ne ölçüde ve neden etkilendiklerine dair sorular yöneltilerek, katılımcıların demografik, sosyo-ekonomik özellikleri, kişilik özellikleri, psikolojik önyargılarının etkisinin olup olmadığına dair karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırma kapsamında katılımcılardan genç grubun risk toleranslarının yüksek, kadın, engelli ve yaşlı grubunun düşük risk toleransına sahip olduğu sonucu çıkarılarak, literatürde yapılmış olan çoğu çalışmayı destekler nitelikte sonuçlar elde edilmiştir. Bu elde edilen sonuçların genel anlamda sebep olarak gençlerin mezun olduktan sonra çok fazla iş bulma sıkıntısı çektikleri, kendi alanlarında çalışmıyor olmaları sebebiyle de artık kendi mesleklerini yapma arzusu içinde oldukları için daha risk almaya meyilli oldukları gözlemlenmiştir. Kadınların ise boşanmış ya da evliliklerinde ciddi sorunlar yaşadıklarından dolayı hayatlarında daha çekimser daha kaybetme korkusu içinde yaşamlarını sürdürdükleri görülmüştür. Engelli bireyler zaten mevcut olan bedensel ya da kronik hastalıkları sebebiyle diğer insanlara göre daha farklı davranışlar gösterebilmektedir. Bu da yatırım kararlarına ve aldıkları risk seviyelerine etki etmektedir. Yaşlılar, maddi imkansızlıkla da bağlantılı olarak çok fazla çekingen davranmaktadırlar. Bu etkenlerin olması kişileri yatırım konusunda daha riskten kaçınan bir hale getirdiği gözlemlenmiştir.
Kişilik özelliği riske ilişkin tutum ilişkisinde finansal okuryazarlığın etkisi
Araştırmanın amacı, bireylerin duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını etkileyen kişilik özelliklerinin ve finansal okuryazarlık seviyelerinin bireylerin finansal risk alma davranışı üzerindeki muhtemel etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada kişilik özellikleri, finansal risk alma ve finansal okuryazarlık seviyesini araştırmak için 231 kişilik örneklemden faydalanılmıştır. Örneklemi elde etmek için basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Her bir katılımcıya Martinez ve John (1998)'un kişilik özellikleri ölçeği, Sjöberg ve Engelberg (2009)'in risk alma ölçeği ve demografik bilgilerden oluşan bir anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler, tanımlayıcı istatistikler ve Pearson's korelasyonu kullanılarak analiz edilmiştir. Veri analizi için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yazılımı tercih edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre yüksek eğitim seviyesindekiler, evliler ve erkekler daha fazla ileri finansal okuryazarlığa sahiptir. Uyumluluk, sorumluluk ve deneyime açıklık kişilik özellikleri ile risk alma arasında pozitif ve anlamlı ilişki vardır. Duygusal dengeli bireyler nevrotik bireylerden, uyumlu bireyler ise bencil bireylerden daha fazla risk almaktadır. Sorumluluk, duygusal dengelilik, dışadönüklük ve gelenekçilik özelliklerinde daha yüksek finansal okuryazarlık seviyesi risk alma isteğinde artış meydana getirmektedir. Çalışma, finansal okuryazarlığın kişilik özellikleri ve riske ilişkin tutum arasındaki ilişkide önemli bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
COVID-19 pandemisinde Türkiye'deki yatırımcıların A/B kişilik özelliklerine göre finansal risk toleransını etkileyen faktörler
Küresel piyasalar, tarih boyunca birçok sistemik ve sistemik olmayan risklere maruz kalmıştır. Covid-19 Pandemisi, dünya tarihinin son yüzyılda gördüğü en büyük sistemik şoklardan biri olmasına rağmen, bu sistemik şokun bireysel yatırımcılar üzerindeki etkileri nitelik ve nicelik olarak yeterli düzeyde araştırılmamış konulardandır. Sistemik şoklar karşısında yatırımcılarda oluşan riskten kaçınma davranışları ve finansal seçimlerindeki değişimin altında yatan sebeplerin belirlenmesi, bu faktörler bağlamında onlara alternatif yatırım seçeneklerinin sunulmasıyla tekrar yatırım yapmalarının teşvik edilmesi, ekonomik toparlanmanın sürdürülebilirliği ve gelecekteki şoklara karşı daha dirençli kalma bakımından önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, Covid-19 Pandemisi gibi küresel finans piyasalarına sistemik bir şok geldiğinde gelişmekte olan ancak ekonomik kırılganlığı yüksek olan ülkelerdeki bireysel portföy yatırımcılarının Finansal Risk Toleranslarını ve finansal tercihlerini etkileyen faktörlerin neler olabileceğine dair bilginin ve öngörünün elde edilmesidir. Bu kapsamda, Türkiye örneğinden hareketle Borsa İstanbul (BIST)'da işlem gören pay senetlerine yatırım yapan 761 bireysel portföy yatırımcısından veri toplanmıştır. Araştırma kapsamında oluşturulan hipotezlerin doğruluğunun testi amacıyla Bağımsız Örneklemler t-Testleri ve Tek Yönlü ANOVA Testleri uygulanmış, yatırımcıların Finansal Risk Toleranslarını etkileyen faktörlerin tahmini ve modellenmesi amacıyla Lojistik Regresyon Analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, Türkiye'deki bireysel portföy yatırımcılarının Finansal Risk Toleranslarının Pandemi döneminde artış gösterdiği belirlenmiştir. Yatırımcıların kendilerine Covid-19 teşhisi konulma durumu ve A Tipi/B Tipi kişilik özellikleri ile Finansal Risk Toleransları arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı belirlenmiştir. Diğer taraftan, Covid-19 teşhisi konulan A Tipi kişilik özelliğine sahip yatırımcıların Covid-19 teşhisi konulmayan yatırımcılara göre daha çok spekülatif risk üstlendikleri, A Tipi kişilik özelliğine sahip yatırımcıların B Tipi kişilik özelliğine sahip yatırımcılara nispeten portföylerini daha sık gözden geçirdikleri, 40 yaş ve üzeri A Tipi kişiliğe sahip yatırımcıların 40 yaş altındaki yatırımcılara nispeten yatırımlarına daha yüksek tutarlar yönlendirdikleri bulgulanmıştır. Lojistik Regresyon Analizi sonuçları, Covid-19 Pandemisi döneminde yatırımcıların Finansal Risk Toleranslarını tahminlemede demografik, sosyo-ekonomik özellikler ve kişilik özelliklerinin açıklayıcı olmadığını, buna karşılık yatırımcıların bazı finansal tercihlerinin ve Covid-19'a maruziyet durumunun kısmen açıklayıcı olduğunu göstermiştir. Araştırmanın, gelecekte yaşanması muhtemel küresel şoklarda yatırımcı davranışlarının tahmin edilmesi ve bu bağlamda kendilerine risk toleranslarıyla uyumlu, rafine yatırım seçenekleri sunulması noktasında yatırım danışmanlarına, portföy yöneticilerine ve aracı kurumlara fayda sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Finansal risk yönetimi, Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin türev ürünleri kullanımı üzerine bir araştırma
Although the variety and complexity of available derivative instruments increased in Turkey over the past three decades, the efficient usage of derivative instruments for financial risk management purposes by the registered corporations of Istanbul Stock Exchange (ISE) is ambiguous. This study was undertaken in order to understand the usage level of derivative instruments by the registered corporations of Istanbul Stock Exchange (ISE), to help forming a database considering the gap in the knowledge in this subject and to understand the perception of financial risk management of the registered corporations. In order to investigate the usage of derivatives by the corporations registered to ISE, the 1998 survey on financial risk management practice and derivatives use by non-financial corporations in the United States undertaken by the Weiss Center for International Financial Research of the Wharton School and CIBC World Markets was sent to all corporations registered to ISE. 22% of corporations gave usable responses. The data gathered from the survey shows that derivatives usage is not very common among non-financial corporations registered to Istanbul Stock Exchange and the intensity of derivative instruments usage of a significant proportion of derivative users stayed constant or increased. The study also reveals that actual derivative users use interest rate derivatives less frequently than currency derivatives. Regarding control and reporting policies, all results indicate a well monitored organization however; it is interesting that approximately a third of the firms have a profit based approach of risk management evaluation. Keywords: derivatives, risk, financial risk management, Istanbul Stock Exchange
Politik riskin döviz piyasasına etkisi: Türkiye uygulaması
Politik risk, politik olaylardan kaynaklanan ve işletmenin varlıklarının değerinin veya yatırımlarının kârlılığının azalmaya yol açan risk olarak ifade edilir. Politik risk, ev sahibi ülke yönetimi, diğer devletler, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri gibi yapılanmaların politik karar ve eylemlerinin; işletmenin ulusal veya uluslararası gelirlerini, varlıklarını ve yatırımlarını etkileyebilme olasılığı nedeniyle araştırmaya değer önemli bir konudur. Bu çalışmada, Türkiye'deki 7 Haziran 2015 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi, 1 Kasım 2015 26. Dönem Milletvekili Genel Seçimi ve 16 Nisan 2017 Başkanlık Referandumunun döviz piyasasına etkisi araştırılmıştır. Söz konusu seçim tarihleri olay günü kabul edilerek USD/TL, EURO/TL ve Sepet Kur verileri ile siyasi seçimlerin döviz piyasasına etkisi olay yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda 7 Haziran 2015 Genel Seçim sonrasında döviz piyasasında kümülatif anormal getirinin düştüğü, koalisyon hükümeti kurulamaması nedeniyle gerçekleşen 1 Kasım 2015 Erken Seçim sonrasında ise döviz piyasasında Kümülatif anormal getirilerde düşüşün seçimden sonraki 15 gün içerisinde de normal seyrinde devam ettiği görülmüştür. Bu düşüşte koalisyon kararının çıktığı seçimin yarattığı politik risk algısı ve kısa aralıkla ülkede yaşanan iki ayrı siyasi seçimin ekonomi ve para politikasında yarattığı yıpranmanın da etkisi olduğu söylenebilir. Başkanlık Referandumu öncesi ve sonrası dönemde döviz piyasasında kümülatif anormal getirilerde inişli çıkışlı volatilite yapısının olduğu gözlemlenmiştir. Bu etkide referandum sonucunda uygulanacak yeni sistemin getireceği değişikliklerin yarattığı risk algısı, bu referandumun sonucunda çıkacak evet kararının ülkeyi rejim değişikliğine götüreceğine yönelik söylemler ve yoğun tartışmaların yarattığı politik risk algısı olduğu söylenebilir. Çalışmada politik risk ölçüsü olarak kabul edilen 2 seçim 1 referandum dönemlerinin döviz piyasasını kümülatif anormal getiriyi düşürücü şekilde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular finansal piyasa katılımcıları ve politika yapıcılar açısından anlamlı ve özgündür.
Hedge fonlar, sıcak para hareketleri ve para krizleri: Türkiye örneği
Finansal serbestleşmenin 1990' lı yıllarda hızını arttırması ile birlikte sermaye akımları, portföy yatırımları şeklinde, yatırım kârlarının yüksek olduğu GOÜ' lere yönelmiştir. Hızla ülke piyasalarına giriş yapan sıcak para yerli üretimi arttırmakta, yatırımların finansmanı ve iç borç için gerekli finansal kaynağı sağlamaktadır. Ancak gelen sıcak paranın, risk gördüğünde aniden ülkeden çıkması finansal istikrarı ve ödemeler dengesini bozarak finansal krizlere sebep olmaktadır. Hedge fonlar, kısa vadeli portföy yatırımları olarak sıcak para akımları içerisinde ülke piyasalarına giriş yapmaktadır. Bu fonlar kullandıkları yüksek kaldıraç oranları, uyguladıkları stratejiler ve kullandıkları finansal türevlerle finans piyasalarında dengeleri değiştirici güce sahiptirler. Finansal piyasaların henüz gelişimini tamamlayamadığı ülkelerde sıcak para hareketlerinde yaşanan ani dalgalanmalar, olası para krizlerinde tetikleyici bir unsurdur. Türkiye ekonomisi 1980 sonrası 24 Ocak kararları ile sermaye hareketleri önündeki engelleri kaldırmış, 1989 yılında 32 sayılı karar ile kambiyo rejimini tamamen serbestleştirmiş böyleceTürkiye finans piyasaları uluslar arası entegrasyona uyumlaştırılmıştır. Ancak Türkiye ekonomisi 1990 sonrası çok hızlı hareket eden kısa vadeli yabancı sermayeyi kontrol altına alacak finansal yeterlilikte olamadığı için art arda finansal krizler yaşamıştır. Hedge fonlar, küreselleşme ile birlikte dünya piyasalarındaki etkinlik alanını ve bilinirliğini arttırmış olsa da Türkiye' de yeterince bilinmemektedir. Ancak finansal entegrasyon ile birlikte hedge fonlar gibi alternatif yatırım enstrümanlarının Türkiye gibi GOÜ piyasalarını tercih etmesi bu fonlar ile ilgili alınması gereken tedbirleri ve yasal düzenlemeleri zaruri kılmaktadır. Çalışmamızın amacı sıcak para akımlarının ve bir sıcak para olan hedge fonların olası para krizleri üzerindeki etkisini anlamak ve hedge fonların yapısını detaylı inceleyerek Türkiye' deki durumunu analiz etmektir. Bu kapsamda 1989 sonrası yaşanan finansal liberalizasyon neticesinde, finansal yapıdaki değişim ile birlikte yoğunluğunu arttıran sıcak para akımlarınınve bunla birlikte hedge fonların, Türkiye ekonomisinde 1989-2020 yıllarını kapsayan dönemde para krizleri üzerindeki etkisi dünya örnekleri ışığında incelenmiştir.
Büyük resesyon sonrası makro ihtiyati politikalar: Türkiye örneği
Bu tez çalışmasında, Büyük Resesyon (2008 Küresel Finans Krizi) sonrası dönemde Türkiye'de uygulanmış olan makro ihtiyati önlemler; teorik alt yapısı, dünyadan örnekler ve Türkiye'de kurumlar bazında yapılan çalışmalar yönünden, grafik ve tablolar aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapılan incelemelerde; 2010-2015 döneminde TCMB, BDDK ve diğer kurumlar tarafından alınan makro ihtiyati önlemlerin başarılı bir şekilde uygulandığı ve ülkenin finansal risklerini azaltmada etkili olduğu görülmüştür. Ancak, 2015 yılı sonrasında ülke içi ve küresel piyasalarda yaşanan gelişmelere bağlı olarak cari işlemler açığının tekrar artmaya başladığı, kredi hacminin özellikle Hazine garantili kredi fonu yardımıyla artmaya başladığı ve ülkenin yakaladığı mali ve finansal disiplinden tekrar uzaklaşıldığı söylenebilir. Bu noktada; yetkililerin gerekli tedbirleri bir an önce alıp, mali ve finansal istikrarı tekrar sağlamalarının, ülkenin yeni finansal risklerle karşı karşıya gelme ihtimalini önleyeceği söylenebilir. Ekonometrik analizde; Türkiye'de bankacılık sektörü yurtiçi kredi hacmindeki genişleme ile cari açık arasındaki etkileşim, 1992:Q1-2017:Q4 dönemi için yapısal kırılmalı zaman serisi analizi yöntemleriyle incelenmiştir. Serilerin durağanlığı Vogelsang ve Perron (1998) birim kök testiyle sınanmış ve serilerin farklı düzeylerde durağan oldukları belirlenmiştir. Seriler arasındaki eşbütünleşme ilişkileri Sınır Testi ile incelenmiş ve serilerin eşbütünleşik oldukları bulunmuştur. Eşbütünleşme denklemindeki yapısal kırılma tarihleri Bai ve Perron (2003) yöntemiyle tespit edilmiştir. Uzun ve kısa dönem analizleri ARDL yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup, bankacılık sektörü yurtiçi kredi hacmindeki %1'lik artışın; cari açığın milli gelire oranını uzun dönemde %0.21, kısa dönemde %0.09 puan artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Modelin hata düzeltme mekanizması çalışmaktadır.
Seçili risk ve belirsizlik endeksleri ile gelişmekte olan ülke borsaları arasındaki ilişkiler: Ekonometrik bir uygulama
Küreselleşen menkul kıymet piyasalarının gelecekteki hareketlerinin tahmin edilmesinde çeşitli risk ve belirsizlik endeksleri gösterge olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Ekonomik Politika Belirsizlik (EPU), Finansal Stres (FSI), Jeopolitik Risk (GPR) ve Volatilite (VIX)'ten oluşan seçilmiş risk ve belirsizlik endeksleri ile Türkiye borsası (BIST100), Brezilya borsası (BVSP), Güney Afrika borsası (JTOPI), Rusya borsası (MOEX), Meksika borsası (MXX), Hindistan borsası (NIFTY50) ve Çin borsası (SSI)'den oluşan gelişmekte olan ülke borsaları arasındaki ilişkileri belirlemektir. Çalışmada, veri seti olarak 01.01.2003-31.12.2019 dönemi için VIX endeksinin günlük logaritmik verileri ve 01.01.2003-01.12.2019 dönemi için risk ve belirsizlik endekslerinin aylık logaritmik verileri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin analizinde, değişkenlerin düzeyde durağan mı yoksa birinci farkta mı olduğuna bağlı olarak ARDL sınır testi ve QRES kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensel ilişkinin analizinde ise , farklı durağanlık düzeylerine sahip serilerin analizine olanak sağlayan Toda-Yamamoto nedensellik testi ve düzeyde durağan olan değişkenler için Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, seçili gelişmekte olan ülke borsaları ile risk ve belirsizlik endeksleri arasında kısa ve uzun dönemde iktisadi teoriye uygun istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca, bu çalışmanın sonuçları borsa yatırımcılarına, politika uygulayıcılarına ve diğer ilgili taraflara önemli bilgiler sunmaktadır. Anahtar kelimeler: VIX endeksi, QRES, ARDL, Toda-Yamamoto Nedensellik Testi, BİST100.
Finansal riskten korunma muhasebesi ve Türkiye'de uygulanabilirliği üzerine bir vaka çalışması
Genel anlamda risk, gelecekte ortaya çıkabilecek ve işletmelerin faaliyet döngülerini olumsuz yönde etkileyebilecek olası olay veya durumlardır. 1972 yılında Bretton Woods anlaşmasının sona ermesi ve serbest kur sistemine geçilmesi ile finansal riskler ön plana çıkmıştır. Özellikle küreselleşme ile birlikte uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmeler bu risklerin çeşitlenmesine ve kapsamının artmasına neden olmuştur. İşletmelerin maruz kaldıkları risklerin artması ve faaliyet sonuçlarını olumsuz yönde etkilemesiyle birlikte bu riskleri yönetme ihtiyacı ortaya çıkmış ve günden güne daha da önemli hale gelmiştir. Günümüzde finansal risk yönetiminde en çok kullanılan araçların başında türev finansal araçlar gelmektedir. Bu araçların her ihtiyaca uygun olarak çeşitlenebilmesi, işletmeler tarafından risk yönetimi kapsamında kullanımını arttırmaktadır. Ancak türev finansal araçların kullanımının artması ile birlikte bu araçların finansal tablolarda nasıl raporlanması gerektiği sorusu gündeme gelmiştir. Bu çalışma ile risk yönetimi ele alınmış ve bu konu kapsamında türev finansal araçların kullanımı, Uluslararası Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları (UMS/UFRS) çerçevesinde nasıl raporlanması gerektiği, ilgili standartlar ile açıklanarak sunulmuş ve örnekler aracılığıyla detaylandırılmıştır. Ayrıca çalışmanın uygulama bölümü kapsamında Türkiye'de faaliyet gösteren bir şirketin risk yönetimi çalışmalarına ayrıntılı bir şekilde yer verilerek sürecin irdelenmesi ve farklı şirketler adına yol gösterici olması amaçlanmıştır.