Biyokimyasal özellikler

77 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi merkez laboratuvarında biyokimya parametrelerinde onay destek sisteminin kurulumu ve geliştirilmesi

Amaç: Onay destek sistemleri (ODS), laboratuvar test sonuçlarının belirlenen kriterler ölçüsünde değerlendirilmesi ve onaylanması için algoritmaları kullanan postanalitik bir süreç iyileştirme aracıdır. Çalışmamızda Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, Merkez Laboratuvarında klinik biyokimya testleri için ara yazılım (LIOS) aracılığıyla ODS kurulumu, algoritmaların geliştirilmesi ve yazılımın değerlendirilerek ODS etkinliğinin arttırılması amaçlanmıştır. Yöntem: ODS algoritmaları tasarlanırken ara yazılım aracılığıyla 30 biyokimya testi için değerlendirme kriterleri tanımlanarak onay akış şeması oluşturuldu. Kuralların belirlendiği gibi çalıştığını doğrulamak amacıyla simülatör programda özel olarak üretilmiş 720 hasta sonucu ile kurallar test edilerek beklenen onay durumları elde edildi. Gerçek hasta verileri ile sistem değerlendirmesi için 01.06.2019-31.05.2020 tarihleri arasında çalışılan 194,520 rapor ve 2,025,948 test değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda test sonuçlarının %77.11-85.03'ü ODS ile onaylandı. Onaylanmayan testlerin en sık onaylanmama nedeninin %40.78 ile onay aralık kontrolü en az %0.09 anlamsız test sonucu olduğu görüldü. Manuel onay ile ODS değerlendirmeleri 7 farklı kullanıcı ve 328 rapor ile karşılaştırıldığında uyum oranları %79.27-88.11 arasında, κ katsayıları ise 0.387-0.629 arasındadır (p <0.001). Sonuç: Tasarladığımız algoritma modeli, klinik biyokimya testlerinde yüksek oranda otomatik onay yapılabileceğini göstererek manuel onaylanan test sonuçlarının sayısını önemli ölçüde azaltmıştır. Uyguladığımız ODS algoritmalarının, analitik ve preanalitik hata tespiti ile test sonuçlarının daha tutarlı bir şekilde gözden geçirilmesini sağladığı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: onay destek sistemleri, biyokimya, klinik laboratuvar

AlgoritmalarBiyokimyaBiyokimyasal özellikler+6
Bahar Ünlü Gül
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı dental anestezi tekniklerinin ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisinin fizyolojik ve biyokimyasal parametrelerle değerlendirilmesi

Bu çalışma, çocuk hastalarda geleneksel yöntemle ve bilgisayar destekli anestezi cihazı (Sleeper One) ile uygulanan infiltratif anestezi uygulamalarının, ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçladı. Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Kliniği'ne başvuran 7-11 yaş aralığındaki 60 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı (n=30): Kontrol grubu (geleneksel infiltratif anestezi), Çalışma grubu (Sleeper One ile uygulanan infiltratif anestezi). Lokal anestezi uygulamalarının ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisi, Sayısal Ağrı Skalası (VAS), Wong Baker Yüz Skalası (WBS), Modifiye Edilmiş Çocuk Dental Anksiyete Skalası (MCDAS), FLACC (Yüz, Bacaklar, Aktivite değerlendirmesi, Ağlama durumu, Teselli edilebilirlik) ölçeği, nabız, oksijen saturasyonu (SpO2) ve tükürük kortizol seviyesi ölçümü ile değerlendirildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Çalışmada, ağrı ve anksiyetenin yaş ve cinsiyet ile bir ilişkisi olmadığı bulundu. Anestezi uygulaması ile hem kontrol hem de çalışma grubunda artmış nabız değerleri elde edildi (p<0.05). Kontrol ve çalışma gruplarında farklı ölçüm zamanlarında elde edilen SpO₂ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Anestezi sonrası VAS, FLACC, MCDAS, kortizol değerleri kontrol grubunda çalışma grubuna göre anlamlı bir şekilde daha yüksekti (p<0.05). WBS değerleri incelendiğinde; kontrol grubunda hastaların %76.67'sinin 'az ağrı veya belirgin ağrı', %16.67'sinin 'ciddi veya dayanılmaz ağrı' hissettiği görüldü. Çalışma grubunda ise hastaların %56.67'sinin 'çok az ağrı', %20'sinin 'az ağrı' hissettiği, hiçbirinin ciddi veya dayanılmaz ağrı hissetmediği görüldü. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, bilgisayar destekli anestezinin çocuk hastalarda ağrı ve anksiyete oluşumunu azaltabildiği, bu nedenle çocuk hastalarda kabul edilebilir olduğu bulundu.

AnesteziAnestezi ve analjeziAnestezi-dental+4
Özge Anıl
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akromegali hastalarında operasyon sonrası somatostatin reseptör analoğu tedavisine yanıtta klinik, radyolojik ve biyokimyasal parametrelerin değerlendirilmesi

Amaç: Akromegali tanısı almış hastalarda ameliyattan sonraki 3 ay ve 1 yıllık takiplerinde somatostatin reseptör analogları (SSA) tedavisine yanıtı öngörmede, tanı anındaki; yaş, cinsiyet, büyüme hormonu, insülin benzeri büyüme faktörü-1 değerleri ve tümör hacmi, hiperostozis frontalis interna (HFI) ölçümlerinin, T2 ağırlıklı (T2A) manyetik rezonans görüntülerinin (MRG) katkı sağlayıp sağlamadığını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 2012-2022 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğimizde takip edilen akromegali tanısı almış 60 hastanın anamnezleri, demografik verileri, biyokimyasal laboratuvar sonuçları, almış oldukları tedaviler, operasyondan önceki hipofiz MR raporları, kolonoskopi raporları, patoloji raporları ekokardiyografi ve çeşitli ultrasonografi raporları retrospektif olarak incelenmiştir. Operasyondan 3 ay ve 1 yıl sonraki ve son güncel biyokimyasal parametreleri değerlendirlip erken remisyonda olan, geç remisyonda olan ve remisyonda olmayan hastalar tespit edilmiştir. Ayrıca ek olarak HFI ölçümü yapılıp, tümör hacmi hesaplanıp; T2 ağırlıklı (T2A) MRG yeniden değerlendirilerek bu ölçümlerden elde edilen semikantitatif değerler ve demografik sonuçlar arasında istatistiksel olarak ilişki olup olmadığı çift ve çok değişkenli istatistiksel analizler ile araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 60 hastanın 31'i kadın (%51,67 ), 29'u erkek (%48,33) idi. Hastaların tanı anındaki yaşı 18 ile 64 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 39,3 yıl olarak hesaplandı. 60 hastanın hepsi en az 1 kez hipofiz cerrahisi olmuş hastalardı. Hastaların tanı anındaki hipofiz MR görüntüleri T2 sekansında yeniden değerlendirildiğinde hastaların 19 tanesinde (%31,67) hipointens, 27 tanesi (%45) izointens, 14 tanesi (%23,33) hiperintens olarak yorumlandı. SSA tedavisi kullanan 38 hasta olup, bunlardan 12 tanesi lanreotid (%31,57), 26 tanesi ocreotid (%68,43) tedavisi almaktaydı. Operasyondan önceki (T2A) hipofiz MRG'e göre hipointens olan hasta grubunda hem 3.ay hem de 1. Yıl remisyona daha fazla ulaşabilmişlerdi (p=0,001; p=0,001). Operasyondan önceki (T2A) hipofiz MR görüntülerine göre izointens olan hasta grubunda 3. Ay sonunda remsiyon sağlanamamıştır (p<0.001). Tümörün kavernöz sinüs'e uzanımına göre değerlendirilen, Knosp sınıflaması ile remisyon durumu karşılaştırılmış olup, Knosp sınıflandırma puanı düşük olan hastalar 3.ay ve 1. Yıl remisyona daha fazla ulaşabilmişlerdir (p=0,035; p=0,04). 1. Yılın sonunda remisyonda olmayan hastalar ile diabetes mellitus arasında istatistiksel olarak anlamlı farlılık bulunmuştur (p<0,008). 1. Yılın sonunda remisyonda olmayan hastaların 17 (%56,7) tanesinde diabetes mellitus olup erken veya geç remisyona ulaşılamamıştır. Sonuç: Çalışmamızda operasyon sonrasında SSA tedavisine yanıtı predikte etmekte klinik, radyolojik ve biyokimyasal parametreler incelenmiş olup; cinsiyet, tanı yaşı, tümör hacmi ve HFI ölçümleri ile SSA tedavisine yanıt arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Operasyondan sonraki dönemde BH ve IBF-1 düşüşü, MR hipointensitesi, Knosp sınıflandırma puanı düşüklüğü, ve diabetes mellitus'un eşlik etmemesi ile SSA tedavisine iyi yanıt arasında anlamlı ilişki saptanmıştır.

AkromegaliBiyokimyasal özelliklerHiperostozis frontalis interna+5
Ercan Gümüşburun
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aralıklı açlık diyetinin erişkin bireylerde vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi: Prospektif gözlemsel bir çalışma

Amaç: Obezite ve obezite ilişkili hastalıkların prevalansı tüm dünyada artmaktadır. Obez ve fazla kilolu hastaların kilo verme hedefli beslenme şekli değişikliğinin sağlık sunucuları tarafından önerilmesi ve takiplerinin yapılması gerekmektedir. Güncel kılavuzlar obezitenin beslenme tedavisinde, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğün rejimini önermektedir. Ancak, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğünlü beslenmede diyet uyumu ve uzun süreli kiloyu korumada çeşitli sorunlar olduğu için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Zaman kısıtlı beslenme şeklinde, aralıklı açlık uygulaması obezitenin beslenme yoluyla tedavisi için bir seçenek olabilir. Zaman kısıtlı beslenmenin rutin önerilmesinden önce, bilimsel çalışmalarla kanıt düzeyinin arttırılması gerekmektedir. Birinci basamak hekimleri olarak kişilerin sağlık sistemiyle ilk temas noktası olan aile hekimleri; kişiye özel, kapsamlı, bütüncül bir bakım sağlayarak obezite ile olan mücadelede etkin bir konumda ve ön safta yer almaktadır. Bu çalışma, aile hekimliği polikliniği şartları altında obezite ve obezite ilişkili hastalıklar ile mücadelede, uygun hastalarda kolay anlatılabilir ve uygulanabilir olan zaman kısıtlı beslenme şeklini, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline bir seçenek olarak sunmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız İstanbul'da bulunan bir aile sağlığı merkezine 01.11.2021-01.07.2022 tarihleri arasında başvuran, 18-65 yaş arasındaki, BKİ>25 kg/m2 olan, çalışmanın dahil olma kriterlerini karşılayan ve çalışma şartlarını kabul edip gönüllü olur formunu imzalayan katılımcılar ile tamamlanmıştır. Örneklem analizinde, 63 hasta üç ana üç ara öğünlü grupta, 63 hasta ise zaman kısıtlı beslenme grubunda olmak üzere, toplamda 126 katılımcıyla çalışılması gerektiği belirlenmiştir. 174 hasta süreçte çalışmaya dahil edilmiş, ancak çeşitli nedenlerle 37 hasta çalışmayı tamamlayamamıştır. Bu doğrultuda, çalışma 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. Katılımcıların diyet listeleri, hesaplanan günlük toplam gereken enerji miktarından 400-500 kcal eksik olacak ve benzer besin içeriğine sahip olacak şekilde hazırlanmıştır. 88 kişi 16:8 zaman kısıtlı beslenme grubuna, 86 kişiyse üç ana üç ara öğün beslenme grubuna alınmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, sigara veya alkol kullanımı, eğitim durumu ve haftalık spor süreleri sorgulanmış; antropometrik ölçümleri (kilo, boy, bel çevresi, bel/boy oranı, kalça çevresi), vücut kompozisyonu, kan basıncı ölçümleri çalışmanın öncesinde ve 8 haftalık süreç sonunda alınmıştır. Yine, çalışma öncesi ve 8 haftalık süreç sonrasında, 8 saat açlık sonrasında sabah alınan kan numunelerinde tam kan sayımı, açlık kan şekeri, ALT, AST, total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, HbA1c, kreatinin, TSH, ferritin ve CRP değerleri incelenmiş; katılımcıların yeme tutum test puanları ve kardiyovasküler risk skorları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda, kişilerin aynı diyete devam etme istekleri ve diyete uymadıkları gün sayıları sorgulanmıştır. Grupların kendi içinde öncesi sonrası ve gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken Kolmogrov Smirnov testi, Pearson Ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon testi ve Wilcoxon testinden faydalanılmış, P-değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 21 erkek 116 kadın olmak üzere ve 69'u zaman kısıtlı beslenme grubunda, 68'i üç ana üç ara öğün grubunda olmak üzere 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. İki gruptaki dağılıma bakıldığında cinsiyet, yaş, boy, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve diyete uyulmayan gün sayısı bakımından istatistiksel fark bulunmamaktaydı (p>0,05). Eğitim durumu açısından ise, lisans ve lisans üstü katılımcıların oranı, aralıklı açlık grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı (p=0,012). Zaman kısıtlı beslenme grubunun iki aylık diyet öncesindeki değerleri, sonrasındaki değerlerle karşılaştırıldığında kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel* çevresi, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, ALT, AST, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın istatistiksel anlamlı olarak düştüğü; CRP, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (p<0,05). Üç ana üç ara öğünlü beslenen grupta ise kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel çevresi*, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, diyastolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, LDL, total kolesterol, CRP, ALT, kardiyovasküler risk skoru, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın azaldığı; ferritin, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arasında elde edilen parametreler karşılaştırıldığında, zaman kısıtlı beslenen grupta üç ana üç ara öğün beslenen gruba göre kilo kaybının, BKİ'nde düşmenin, bel/boy oranındaki (WHtR)* azalmanın, obezite derecesinde azalmanın istatistiksel daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üç ana üç ara öğün grubunda ise, zaman kısıtlı beslenme grubuna göre LDL değerindeki azalmanın fazlalığı istatistiksel anlam kazanmıştır (p<0,05). Aynı diyet şekline devam etmek isteyen katılımcı sayısı da zaman kısıtlı beslenen grupta istatistiksel anlamlı olarak fazladır (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte olup zaman kısıtlı beslenmenin kilo kaybı, yağ oranında azalma, sistolik tansiyonda düşme sağladığı ve metabolik parametreler bakımından olumlu etkilerinin olduğu saptanmıştır. Kilo kaybı bakımından üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline göre daha avantajlı olduğunun ortaya konulması önemlidir. HDL, LDL, total kolesterol ve trigliserit değerlerine etkileri bakımından literatürde rastlanan çalışmalardan farklı olarak HDL değerini iki grupta düşürmüştür, ancak iki grup arasında bu düşüş bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. LDL değerini düşürme açısından ise, üç ana üç ara öğünlü beslenme grubu istatistiksel anlamlı olarak daha başarılı bulunmuştur. Sonuç olarak, her iki diyet yaklaşımının da olumlu sonuçlar sağladığı saptanmış; zaman kısıtlı beslenme şeklinin, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline, kilo verme tedavisinde iyi bir alternatif olduğu gözlenmiştir. Obezitenin beslenmeyle tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yöntemi, yapılacak olan daha uzun süreli ve randomize kontrollü çalışmalarla desteklenerek rutin önerilebilir hale gelebilir.

Aralıklı açlıkBeslenmeBeslenme incelemeleri+7
Merve Yüzbaşıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the effect of the virus on the hepatic enzymes of patients infected with SARS-CoV-2

The SARS-CoV-2 or Coronavirus Disease 2019 (COVID-19) outbreak was brought on by severe acute respiratory syndrome. The goal of the present study is to investigate the effect of SARS-CoV-2 on the levels of hepatic enzymes and other biochemical markers. Patients with COVID-19 hospitalized in AL-Najaf city/Iraq between February 7 and May 7, 2022, had their clinical features and laboratory results collected. 80 individuals with COVID-19 had their serum collected, along with 40 samples used as controls. In the patient group, IgG and IgM titers were assessed. Liver enzymes ALT, AST, ALP, total bilirubin (TBIL), ferritin, C.R.P, D.Dimer, and IL-6 were analyzed in two groups. In the study, it was found that a highly significant difference between G.O.T, G.P.T, and ALP, and a significant difference between TSB and indirect TSB, but there is no significant difference between direct TSB in different groups. As for the other parameters (ferritin, CRP, D.Dimer, and IL-6) were highly significant differences between all of them in different groups. The results showed that the majority of SARS-CoV-2 patients have aberrant hepatic enzyme activity, which may be associated with virus replication in the liver or drug-induced liver harm caused by antiviral medication.

Biochemical propertiesCOVID 19Enzymes+3
Dalal Majıd Abdullah Al-alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Study the alteration of some biochemical parameters in blood of thalassemia minor patients

The current study was aimed to determination the levels of some Hematological parameters, serum iron, TIBC, hepcidin, testosterone and some vitamins in β thalassimia minor patients. 140 subjects, reported for infected with β thalassemia in Khanaqin Hospital (blood bank and blood donation centre) from April 2022 to July 2022 in Diyala Governorate / Khanaqin city and its affiliated areas. The experiments were conducted in private labs in the Iraqi province of Diyala. In the present research, the participants were split up as follows: Group A: 55 men with thalassemia minor patients. Group B: 55 women with thalassemia minor patients. Group C: 30 healthy subjects without thalassemia minor patients (control group). The results showed the percentage of HbA1 in males (93.32± 0.75) and in females (93.34± 0.99), while HbA2 was in males (4.94 ± 0.695) and females (5.09 ± 0.762), while in the control group, the percentage of HbA1 in males (97.13±0.401) and in females (97.6± 0.476), while HbA2 was in males (2.22 ± 0.353) and in females (2.34 ± 0.233). The present investigation found statistically significant (P <0.05) variations in the variables of interest. Hematological measures in thalassemia patients, including hemoglobin concentration, PCV, MCV, and MCH percentages, indicated substantial (P <0.05) reductions in patients compared to the control group.

Biochemical propertiesDiseaseHematology+3
Azad Husseın Mamah Al-wındı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Staphylococcus aureus izolatlarinin biyokimyasal ve moleküler olarak tanımlanması, PVL geninin saptanması

Bu çalışma, Irak hastanelerindeki yara ve yanık hastalarında Staphylococcus aureus'un antibiyotik direnci ile ilgili risk faktörlerini belirlemeyi ve bu virülansı PVL geni ile ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır. Al-Yarmuk Genel Eğitim ve Bağdat Tıp Şehri Hastanesi'nde yanık ve yara enfeksiyonu olan hastalardan 200 klinik örnek alınmıştır. Bunların incelenmesi sonucunda 103 örnekte S. aureus belirlenmiştir. 50 örnek biyokimyasal olarak test edilirken kalan 53'ü VITEK2 sistemi kullanılarak tanımlanmıştır. VITEK2 sisteminde antimikrobiyal duyarlılık testi için dört antibiyotik kullanılmıştır. İncelenen izolatların, Sefoksitin (% 100), Benzilpenisilin (% 96,2), Oksasilin (% 94,3) dirençli ve Gentamisin'e (% 96,2) duyarlı olduğunu ve tüm izolatların Metisiline Dirençli olduğu tespit edilmiştir. 16S rRNA geninin saptanması ve PVL virülans geni'nin saptanması için 53 izolatta Staphylococcus aureus'un moleküler tanımlaması için geleneksel PCR yapılmıştır. Bunun sonucunda test edilen izolatlarda 16S rRNA (% 100) ve PVL (% 35,8) agaroz jelde görüntülenmiştir. Daha sonra 16SrRNA geni için 12 bakteri izolatına ve PVL geni için 5 bakteri izolatına dizileme uygulanmış, ve NCBI'deki dizilim 16S rRNA geni %99 ve PVL geni %99 özdeşliklerini göstermiştir. Daha sonra Gerçek zamanlı PCR uygulandı. PVL prevalansı %41.5 idi. PVL'nın kat geni ekspresyonu 2,1, 16S rRNA'nın ise 0,8 olarak bulunmuştur. PVL önceki çalışmalara göre MRSA klinik izolatlarında daha yüksek prevalansa sahip olduğu ve MRSA'nın virülans ve patojenitesini arttırdığı, ayrıca bu MRSA'ların test edilen antibiyotiklere karşı yüksek çoklu ilaç direncine sahip olduğu sonucuna varılmıştır.

Bentik biyolojiBiyokimyasal özelliklerStaphylococcus aureus+2
Dhuha Yahya Raheem Raheem
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of electrolyte balance and renal function in end-stage renal failure patients with hemodialysis in Diyala

The kidneys play a pivotal role in regulating electrolyte and acid-base balance. The study aimed to evaluate the evaluation of some biochemical variables in hemodialysis patients. These parameters were determined to check renal function in end-stage renal failure by (urea, creatinine), and electrolyte levels in end-stage renal failure (Na, K, Cl, Mg, Phosphorus, Bicarbonate, and Ca). The study included two groups: the patient group included 100 samples, while the control group included 40 samples, and the results were as follows: The mean age and gender indicated that there were statistically significant differences at P = 0.094. These results indicate that the disease may affect people of different ages and that the injury may be more severe in old age. As for gender, the results indicated that men are more likely to have kidney disease than women. The signal of sodium levels is clearly affected in renal patients. It also found potassium averages have statistically significant differences and have clinical importance and may increase the early diagnosis of kidney failure and that the results were statistically significant between the two groups. The calcium levels can be used in diagnosing and studying the development of the disease

BicarbonatesBiochemical propertiesKidney failure+1
Noor Dheyaa Ibrahım Ibrahım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation and association of some biochemical parameters in patients with renal diseases in fallujah city in Iraq

Renal diseases are spread in the city of Fallujah in Al-Anbar Governorate-IRAQ, so it is important to study their effect on human health. This is significant as renal diseases raise the risk of heart attack and stroke, as well as kidney failure needing dialysis or transplantation.This study was aimed to determine the level of vitamin D, thyroid hormones, and some other parameters associated with chronic kidney disease and to know the extent of the effect of chronic kidney disease on their levels in patients with chronic renal disease in Fallujah, Iraq (Al-anbar governorate). Samples were collected at Fallujah General Hospital, in cooperation with the Department of Nephrology Consultation and the Laboratory Department. The samples of patients with chronic kidney disease were 60 (30 men and 30 women). The control group samples were taken from 50 healthy people (30 men and 20 women). Laboratory tests were carried out in the laboratories of Fallujah General Hospital. Results of age did not show between the patients group and and the control group any significant differences P-value( P>0.5). Blood urea and serum creatinine showed highly significant increase(P<0.05) in CKD patients compared to controls. uric acid result showed significant increase(P<0.05) between the patient group compaired to the control group. Albumin results showed significant decrease (P<0.05) in the patient group compared to control groups. T3 and T4 results showed significant decrease(P<0.05) in the patient group compared to control group.TSH results did not showed any significant differences(P>0.05) between the patient group compared to the control group. 25(OH) D results showed significant decrease(P<0.05) in the patient group compared to the control group.

Biochemical propertiesKidneyKidney diseases+5
Mohammed Dahham Mohammed Al-alwanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of copeptin and its relation with some biochemical variables for type 2 diabetes mellitus patients

The main aim of the present study is to determine the level of the copeptin hormone in the sera of type 2 diabetic patients, purification of the copeptin hormone from type 2 diabetes patients' serum, and examine the association between variations linked to Copeptin Disease. The plasma copeptin is one of the important tests that may have a role in diagnosing or identifying the causes of diseases that may help increase the incidence of diabetes, especially type 2 diabetes. In our study, the association between age and type 2 diabetes was high, as was the association with plasma copeptin. Which indicates the role of plasma copeptin in type 2 diabetes. It has been found according to the present study that the increase of plasma copeptin concentrations depends on a DR and VDTR marker in Chinese T2DM patients, indicating that copeptin may play a role in the pathophysiology of DR problems.

Biochemical propertiesCopeptinDiabetes mellitus+1
Saja Hayder Shaheed Alshammarı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of some biochemical parameters in patients with hepatitis B in al-anbar governorate/iraq

The Hepadnaviridae family includes the hepatitis B virus, a partially double-stranded virus. Anyone may get infected with acute HBV, whether or not they're sick. Symptoms of a significant HBV infection include muscle pains, tiredness, and a lack of energy. The present work focuses on the impact of hepatitis B on liver function tests and a number of biochemical indicators. The results showed a huge discrepancy between the mean Age in (year) and VITB12 scores. However, the statistical significance of the discrepancies between GGT and ALP's approaches is low. Men and women in group A had significantly different mean values for the aforementioned biomarkers than did men and women in group B, who served as controls (P 0.05). According to the Pearson correlation analysis test for connection between VITB12 and other chemical tests, there seems to be a significant association between the R-value and VITB12. (VITB12) exhibited a substantial link with (GGT), however (ALP), GPT, GOT, TG, Tc, and FBS had no correlation with (VITB12). Research shows that viral hepatitis is more prevalent among the elderly and those who are weak in vitamin B12. The GPT and GOT both have substantial statistical differences from the other two groups.

Biochemical propertiesEnzymesHepadnaviridae+7
Qaher Mosleh Jaber Al-hardanee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ta santralde çalışan işçilerin biyokimyasal ve moleküler belirteçleri

Bu çalışmanın amacı, ağır metal etkilerinin biyokimyasal, hematolojik belirteçler ve moleküler belirteçler ile mesleki kurşun maruziyeti arasındaki ilişkiyi araştırmak, ve aynı zamanda bu çalışmanın hedefi, Elektrik üretim istasyonunda kirliliğe maruz kalan işçilerde ağır metal (Pb, Cd, Cu, Fe) düzeylerinin yanı sıra Biyokimyasal üreticilerin (Cat, SOD, GSH, MDA, CRE, Bun, T.P., AlP., GOT, GPT) düzeylerini ve enzimatik aktivite ile ilişkili CYP3A53 gen polimorfizmlerini saptamaktır. Araştırma popülasyonu iki alt gruba ayrılmaktadır: 20 kişi (maruz kalan işçiler) ve 10 kişi (kontrol). Sonuçlar, ölçülen metallerin konsantrasyonlarının çoğunun çalışma sırasında dalgalandığını, en yüksek Cu konsantrasyonunun (41.4 ppm) maruz kalan işçilerde bulunduğunu, biyokimyasal belirteçler için sırasıyla Bun ve GPT (30.13 mg/dl, 26.10 IU/l) başta olmak üzere tüm biyokimyasal belirteçlerde artış görülmektedir. Moleküler belirteçlerle ilgili olarak, maruz kalan işçiler için tüm antioksidanlar konsantrasyonda yükselme gösterilmektedir, sonuçlar (1, 4, 6, 7, 18, 23) hariç çoğu örnekte polimorfizmi göstermektedir. Ağır metal metabolizması için enzimatik aktivite ile ilişkili CYP3A53'ün tek nükleotid polimorfizmi (SNP), çalışma istasyonunda ağır metallerin kirliliğinden etkilenen işçilerin maruz kaldığı sonucuna varılmaktadır.

Biyokimyasal özelliklerHematolojiIrak+2
Mareh Dheyaa Zakı Barem
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of lactate dehydrogenase enzyme and some biochemical variables in the blood of people with type 1 diabetes and type 2 diabetes in salah al-din governorate

The present research attempted to compare diabetic patients with healthy controls in terms of LDH activity and other characteristics. Patients with diabetes mellitus (DM) of both types 1 and 2 were included in the study, as were 40 healthy individuals (the "control" group). All of the people are between the ages of 40 and 75. From October 2021 to January 2022, a number of hospitals in Kirkuk, Iraq, participated in the research. The results showed the average age of control group is 31.23 ±1.27, while the average age of diabetes type I group is 41.62 ±1.79. The average age of diabetes type II group is 36.15 ±2.09. BMI in control group is 23.99 ±1.76 and in diabetes (type I and II) group is 28.72 ±1.12 and 27.05 ±0.87 respectively. Lipid profile showed significant (P<0.05) increased and decreased in between studied groups. Patients with diabetes types I and II had significantly higher levels of uric acid, LDH, and insulin than those in the control group (P 0.05). Patients with diabetes type I and type II exhibited a substantial (P 0.05) drop in serum salt and magnesium levels compared to the control group. It's concluded that the both types of diabetes mellitus lead to significant (P <0.05) differences in the studied parameters.

Biochemical propertiesDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 1+5
Rojyan Dawood Obaıd Obaıd
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Relationship between preptin serum level and other biochemical parameters in Iraqi diabetic nephropathy patients

As a chronic metabolic illness, diabetes mellitus impacts glucose, fat, and protein metabolic processes. Here, we looked at preptin levels as well as other biochemical variables. Iraqi diabetes mellitus was researched for the link between these values. As the condition progressed into middle age, it became more prevalent among those in their forties and fifties. Our research found no variations in weight or height that were statistically significant. Preptin levels were found to be higher in diabetics, indicating that it plays a crucial function. As a result, more research on this topic is warranted. Diabetic individuals have lower quantities of trace elements in their bloodstreams compared to the general population. Despite statistical disparities, the lipid profile's total cholesterol level had no diagnostic value despite its importance and the fact that it was altered by the other indicators. The levels of urea and creatinine not effect. As for GOT and GPT also not effect, but the HbA1c and FBG changed this is normal because they are considered diagnostic parameters for diabetes mellitus patients. This leads us to conduct future studies on larger groups of patients to ensure its role in diabetes mellitus patients.

Biochemical propertiesDiabetic nephropathiesPreptin
Arya Jabar Karam Al-dalawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The protective role of Urtica dioica extract in improving the physiological and biochemical properties against diabetes experimentally induced male rats‏‏

Urtica dioica has been used as herbal medicine to lower blood sugar. This study aims to reduce the toxic effect and some biochemical variables in diabetic patients. This study was conducted on 24 rats weighing between 170 and 200 grams. After two weeks of acclimatization, the rats were divided into four groups: the control group, the Urtica dioica group, the alloxan diabetic group, and the Diabetes + Urtica dioica groups, where the treatment was given orally through a gastric tube at a rate (10 mg/kg BW) for a period of 28 days. Results: Compared to the control group, administration of Urtica dioica extract to diabetic rats was associated with significantly lower glucose levels as well as lower levels of HbA1c, triglycerides, total cholesterol, Very-Low-Density Lipoproteins-Cholesterol (VLDL), high-density lipoprotein-Cholesterol (HDL), and low-density lipoprotein-Cholesterol (LDL), creatine, urea, total bilirubin, and direct bilirubin, and showed an increase in the level of C-peptide and the level of vitamin D, total protein, albumin, and globulin. Giving Urtica dioica extract showed improvement in most results. In Conclusion, Urtica dioica extract is beneficial for improving diabetes by lowering glucose levels as well as positively affecting lipids and proteins. Keywords: Biochemical parameters, Diabetes mellitus, Urtica dioica extract

Plant extractBiochemical propertiesDiabetes mellitus+2
Mahmood Saad Ayyed Ayyed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The study of deficiency of vitamin B12, magnesium and some biochemical markers in patients with diabetes mellitus

The goal of the present study is to identify the link between the deficiency in B12, magnesium deficiency, and several biochemical markers in diabetes mellitus people, testosterone changes, B12, and glucose in men with testosterone disorders. According to the results of the present study, it has been found that age is of great importance, as age increased, the incidence of diabetes increases. As for magnesium, it is significantly affected and had a link with diabetes, as well as vitamin B12. At the same time, there was a correlation between the diabetes test and changes in the lipid profile, but the most correlation was with total lipids. Adjustment for BMI at 45 years of age and average BMI significantly reduced the association between having a high body mass index (BMI) at age 25 and an increased risk of developing diabetes.

Biochemical propertiesDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 1+3
Abdulrahman Saleh Ibrahım Ibrahım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of thyroid function, vitamin D and some biochemical variables in hemodialysis patients

Vitamin D binds to the intracellular nuclear receptor VDR, which is expressed in macrophages, monocytes, dendritic cells, T and B lymphocytes, and others. These cells produce the enzymes needed to metabolise vitamin D. Vitamin D receptors interact with 1,25(OH)2D3, generated by 25(OH)D-1-hydroxylase. Vitamin D3 has extensive impacts on numerous lines of defence cells, indicating its importance in immune- mediated changes and autoimmunity. It controls CD4+ T cell differentiation and activation. It suppresses the activation of TCD4+ Th1 cells, lowering the production of IFN-γ, IL-2, and TNF-α, resulting in enhanced CD4+ Th2 T cell proliferation and production of IL-4, IL-5, and IL-10. Multiple sclerosis symptoms worsen in winter and spring when vitamin D levels are low, according to research. Vitamin D pills reduce these symptoms in women, according to studies. Clinical investigations using vitamin D analogues in individuals with DM1 showed that the condition was managed, with a drop in glycated haemoglobin and an increase in plasma C-peptide levels, indicating the prospective relevance of this therapy. Further research is needed.

Biochemical propertiesDialysis patientsRenal dialysis+3
Ahmed Qasım Shakır Shakır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Estimation of cystatin-C(CYS-C),galectin-3(GAL_3), myonectin levels and number of biochemical parameters in angina pectoris patients

Recent studies have related Angina is chest pain due to transient myocardial ischaemia, which usually occurs with physical activity or emotional stress, and is relieved by rest or sublingual nitroglycerin. Angina is common, affecting 3.8% of people in New Zealand. About half of patients with ischaemic heart disease initially present with symptoms consistent with a pattern of stable angina. The results of this study included the first of patients with angina pectoris by performing the analysis of troponin and the second of the healthy, and it was divided into four tables, each table compared between the control group and patients, and the first table includes four groups: CYC_C, GAL_3,Myonectin, INS and The second table also includes four groups Cholesterol, Triglycerid, HDL, LDL, VLDL and the third table includes three groups GOT, GPT, ALP and the fourth and last table is between Age (year) and Weight (kg).

Angina pectorisBiochemical propertiesLaminin+1
Bahaa Jalıl Ibrahım Waısı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Thiqar şehrinde β-talasemi hastalarının moleküler, biyokimyasal ve hematolojik çalışmaları

Bu çalışma, 2019 yılında Thiqar şehrinde bulunan B-Talasemi hastalarının moleküler, biyokimyasal ve hematolojik özelliklerini ortaya koymak üzere yapılmıştır. Bu çalışmaya yaşları 2 ay – 33 yıl arasında değişen 66 erkek ve 84 kadından oluşan toplam 150 β-talasemi majörlü hasta dahil edilmiştir. Çalışmamızda en fazla hasta sayısının olduğu yaş grubu 11-20 arasındaki yaş grubuydu. Talaseminin kan gruplarına göre dağılımına bakıldığında en fazla O+ kan grubu olan kişilerde görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmamızda, göre en fazla vaka 1001-3000 ferritin değerlerine sahip olan hastalarda görülmüştür. Serum ALT (Alanin Transaminaz) değeri en yüksek olan grup 21-30 yaş grubunda (46 kişi) tespit edilmiştir. Lökosit (beyaz küre, WBC) oranına göre talasemi en yüksek olan grup 8,1-11 ve enfekte kişi sayısı (30) olarak bulunmuştur. Trombosit (PLT) değeri açısından hastalar değerlendirildiğinde trombosit değeri en yüksek olan grup 201-300 ve enfekte kişi sayısı (40) olarak karşımıza çıkmaktadır. Akrabalık derecesine göre oluşturulan korelasyon gruplarına göre Tip korelasyonu (1) en yüksek talasemi oranına (enfekte kişi sayısının 50'ye ulaştığı görüldü) sahip olmuştur ancak akraba olmayan bireyler arasında da talaseminin dağılımı diğer korelasyon tiplerinde olduğu gibi yakın değerler almıştır.

Beta talasemiBiyokimyasal özelliklerMoleküler özellikler
Rusul Ismael Hadı Hadı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koronavirüs (COVID-19) hastalarında probiyotik alımının bazı biyokimyasal parametreler üzerindeki rolü

Bu çalışma, Coronavirüs hastalarında probiyotiklerin bazı biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Deney, altı gruba ayrılmış (her biri 10 kişi) 60 kişi üzerinde tasarlanmıştır. Ayrıca, 0 probiyotikli kontrol grubu olarak sağlıklı denekler (normal sağlıklı bireyler), diğer gruplar şunlardan oluşmuştur: Koronavirus hastaları (COVID-19 ile enfekte hastalar), Biolact (Sağlıklı bireyler ağızdan Biolact probiyotiklerini günde 1 ölçü almış), Saccharomyces boulardii (Sağlıklı bireylere ağızdan günde 1 kapsül Saccharomyces boulardii probiyotik verildi), Coronavirüs hastalar + Biolact (bu grup enfeksiyondan sonra Biolact probiyotikleri ile ağızdan günde bir ölç ile tedavi edilir), koronavirüs hastaları + Saccharomyces boulardii (bu grup enfeksiyondan sonra günde 1 kapsül oral olarak Saccharomyces boulardii probiyotikleri ile tedavi edildi), 21 gün boyunca verilmiştir. Bu çalışmanın verileri, en yüksek ortalama IgM düzeylerinin sırasıyla COVID-19 (1,98±0,33), COVID-19 ve Biolactat probiyotik (0,73±0,10) ve COVID-19 ve Maya probiyotik (0,33±0,08) gruplarında olduğunu ortaya koydu. , kontrollerle karşılaştırıldığında (LSD 0,40). Ayrıca, karşılaştırıldığında, IgG'ye göre en yüksek ortalama seviyeler sırasıyla COVID-19 ve Maya probiyotik (80,70±3,79), COVID-19 ve Biolactat probiyotik (74,70±6,75) ve COVID-19 (41,71±10,55) gruplarındaydı. önemli ölçüde farklılık gösteren kontrollerle (LSD 20,07). Probiyotiklerin Covid 19 enfeksiyonlarından muzdarip insanlar üzerinde önemli bir olumlu etkisi olduğu sonucuna varabiliriz.

Biyokimyasal özelliklerCOVID 19Laktik asit bakterileri+3
Saıfuldeen Salah Abed Abed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bakteriyel ve parazitik kanlı ishalin nedenleri ve bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelere etkisi üzerine bir araştırma

Bakteriler vakaların yaklaşık% 80'inden sorumludur. Bunlar arasında en çok izoleye sebep olan ajan enterotoksijenik Escherichia coli (ETEC) olmuştur. Bu suş, vakaların %25-50'sinden sorumludur, bunu Shigella, Salmonella ve Campylobacter türleri izlemektedir. Virüsler (adenovirüsler, astrovirüsler, rotavirüsler ve kalisivirüsler) gezginlerde ishalin önemli bir nedeni olabilir ve norovirüsün (kalisivirüslerden biri) neden olduğu gemilerdeki salgınlar nispeten yaygındır. Bağırsak parazitleri (Giardia lamblia, Entamoeba histolytica, Cryptosporidium parvum ve Cyclospora cayetanensis) genellikle 14 günden uzun süren en uzun ishalden sorumludur. Akut ishal iki haftadan az sürer ve çok sık görülen bir durumdur ve daha kolay tedavi edilir. Kronik ishal dört haftadan uzun bir süre boyunca ortaya çıkar ve çeşitli nedenlere sahip olabilir. Kanlı ishalin diğer ciddi nedenleri arasında bağırsak tıkanıklığı, zehirlenme veya şiddetli karın travması bulunur ve çok yoğun ve yaşamı tehdit edici olduğu için acil tıbbi müdahale gerektirir. Radyoterapi karın bölgesinde yapıldığında yan etki olarak kanlı ishale neden olabilir. Bu durumda, doktor, bu semptomu, onu rahatlatmanın bir yolunu belirtmek için gösterdiği konusunda uyarılmalıdır ve normal bakteri florasını eski haline getirmek için takviyelerin kullanımı genellikle belirtilir ve ishali durdurmak için ilaçlar kullanılır. Enfeksiyonun etiyolojik tanısı, doğrudan mikroskopiden daha hassas olan Baermann yöntemi kullanılarak dışkıların parazitolojik muayenesi ile yapılır. Rabditoid larva en sık tespit edilen formdur, ancak filarioid larvalar, yetişkin dişi parazitler ve yumurtalar bulunabilir. Dolaylı immünofloresans, filaryal larvaların yüzey antijenlerine serum IgG antikorlarını tespit eder, ancak ELISA daha yüksek duyarlılığa sahiptir (yaklaşık% 90).

Bakteriyel hastalıklarBiyokimyasal özelliklerDiyare
Nagham Husseın Alı Al-sammarraee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of some biochemical parameters in patient infected with dermatophytosis

Recent studies have related to effect some biochemical parameters as vitamins, enzymes, selenium , Zinc, Iron, Ferritin, in patient infected with dermatophytosis and treatments for supplement facters . In this study, the samples were divided, after being diagnosed by a dermatologist and examined by the direct method, into 3 groups, (Control group , patients (Ring worm) group and Patients (Ring worm + Treatment) group, all groups treated at period 30 days. As result, we can imply that the biochemical assessments in teatment group revealed significant elevation (p≤0.05) in the amount of Vitamins B12 and D3, selenium, Zinc, Iron, Ferritin, Calcium and Potassium copmpared with control group. It was found from the current study that treatment with vitamins and antifungals has a significant role in reducing ringworm and its complications, and the emergence and development of this disease.

Biochemical propertiesDermatophytesSelenium+1
Alı Ibrahım Hameed Hameed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağrılı kriz ile acil servise başvuran orak hücre anemili hastalarda biyokimyasal parametrelerin düzeyinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmada acil servise ağrılı kriz nedeni ile başvuran hastalarda tam kan düzeyi, sedimentasyon düzeyi, laktat düzeyi, kan gazı düzeyi ve semptomlarla ayaktan tedavi süresi arasındaki ilişkiyi göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 21 erkek 19 kadın toplam 40 hasta alındı. Hastaların acil servise başvurudaki semptomları sorgulandıktan sonra ağrı skalaları üzerindeki ağrı şiddetlerini işaretlemeleri söylendi. Sonrada hastalardan tam kan, laktat, sedimentasyon ve kan gazı düzeyleri çalışıldı. Hastaların ayaktan tedavi süresi kayıt edildi. Semptomlar, ağrı skala ölçümleri, kan biyokimyasal düzeyleri ile ayaktan tedavi süresi istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması ve standart sapması 28,65±6,841'idi. Hastaların 35'inde (%87,5) eklem ağrısı ve 24'ünde (%60) göğüs ağrısı başvuruda en sık görülen semptomlardı. Hastaların ağrı şiddetlerinin ortalaması ve standart sapması visüel analog skalada (VAS) 7,84±1,408; sayısal ağrı skalasında (SAS) 7,95±1,449; Wong Baker yüz skalasında 4,08±0,616'idi. Biyokimyasal parametrelerin ortalaması ve standart sapması: pH:7,39±0,041, pO2:45,69±11,02, pCO2:39,52±6,68, HCO3:23,94±3,15, lökosit:16,59±6,73, hemoglobin:8,31±1,03, hematokrit:24,35±3,50, trombosit:456±216,03, laktat:1,43±1,10, sedimentasyon:5±4,86 olarak tespit edildi. Ayaktan tedavi edilen 22 hastanın ayaktan tedavi sürelerinin ortalaması ve standart sapması 5,23±2,65 saat olarak hesaplanırken; yatırılarak tedavisi devam ettirilen 18 hastanın tedavi sürelerinin ortalaması ve standart sapması 6,27±4,50 gün olarak hesaplandı. Hastalar en sık 2 saat (%15) ve 4 saat (%15) ayaktan tedavi aldı. En uzun süre ayaktan tedavi alan hasta 12 saat (%2,5) acil serviste takip ve tedavi edildi. Hastaların biyokimyasal parametreleri ile ayaktan tedavi süreleri karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulunamadı(p değeri˃0,05). Sonuç: Acil servise ağrılı kriz ile gelen hastalarda bakılan kan biyokimyasal parametreleri ile ayaktan tedavi süresi arasında bir ilişki bulunamamıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriAnemi-orak hücreli+4
Özgür Şahan
Çukurova University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetin mikrovasküler komplikasyonunda inflamatuar hasarın potansiyel biyobelirteçleri olarak inaktif K vitamini bağımlı matriks gla proteinleri ve fetuin-A

Tip 2 Diyabetes Mellitus (T2DM) hastalarında vasküler kalsifikasyon mekanizmaları ile mortalite ilişkisi tam olarak anlaşılamamıştır. Arteriyel kalsifikasyonlar ve sertlik gibi makrodolaşım özellikleri, K vitamini durumunun biyolojik belirteci olarak kabul edilen dolaşımdaki defosfo-karboksilatlanmamış Matriks Gla Proteini (dP-ucMGP) ile ilişkilendirilmiştir. Yüksek plazma dp-ucMGP konsantrasyonları, düşük K vitamini durumunu gösterir ve vasküler kalsifikasyonla ilişkilidir. Hiperglisemi, diyabetik vasküler komplikasyonların ve inflamatuar yanıtın gelişimi için itici güçtür. Fetuin-A, dolaşımdaki kalsiyum ve fosfor ile etkileşime girerek çözünürlüklerini arttırır. Sonuç olarak, arterlerdeki kalsiyum birikimi azalır. Arter kalsifikasyonu, T2DM'de vasküler hastalığın ayırt edici özelliğidir. Bu çalışmada, T2DM'nin mikrovasküler komplikasyonları olan hastalarda inaktif form dP-ucMGP'nin serum düzeylerini ve bunun K vitamini ve inflamatuar yanıt ile ilişkisini araştırmak amaçlandı. Bu çalışmaya toplam 160 T2DM hastası dahil edildi. Bu hastalar her biri 40 hastadan oluşan dört gruba ayrıldı. Bu gruplar şu şekildeydi: Mikrovasküler komplikasyonu olmayan 40 T2DM hastası (T2DM, n=40), diyabetik nefropatisi olan 40 T2DM hastası (DN, n=40), diyabetik retinopatisi olan 40 T2DM hastası (DR, n=40), ve diyabetik nöropatisi olan 40 T2DM hastası (DNR, n=40). Kontrol grubu olarak 40 sağlıklı birey kullanıldı. Tüm gruplarda dP-ucMGP, K vitamini, fetuin-A, Tümör Nekroz Faktörü Alfa (TNF-α) ve matriks metalloproteinaz (MMP-9) seviyeleri ELISA ile ölçüldü. DNR'si olan hastalarda Fetuin-A ve TNF-α düzeyleri anlamlı olarak yüksekti (P<0,05). MMP-9 seviyeleri, kontrole kıyasla T2DM'li hastalarda önemli değişiklikler gösterdi (𝑃≤ 0,05). Ayrıca sonuçlar, diğer hasta grupları ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında DNR'li hastalarda (dP-ucMGP) ve K vitamini düzeylerinde önemli bir düşüşün olduğu görüldü (P< 0,05). Bu çalışmada DNR hastalarında dp-ucMGP ve K vitamini arasında güçlü bir negatif korelasyon bulundu. Sonuç olarak, T2DM'de azalmış dp-ucMGP ve K vitamini seviyeleri, mikrovasküler komplikasyonlar ve inflamatuar yanıt ile ilişkilidir. Bu nedenle dp-ucMGP, T2DM vasküler komplikasyonlarında umut verici bir biyobelirteç veya terapötik hedef olarak görülebilir.

BiyokimyaBiyokimyasal özelliklerFetuin A+2
Jasım Awad Abdoun Alnaylee
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects