Women rights
91 theses under this subject heading
Kral Selman Dönemi Suudi Arabistan'da toplumsal cinsiyet ve devlet: Bir neopatrimonyalizm analizi
This thesis analyzes the politics of gender in Saudi Arabia with a special attention to current reform agenda under King Salman's and Crown Prince Mohammed bin Salman's rule. It problematizes the controversies within the current reform agenda regarding the actual status of women's rights and the state's declared steps. The thesis adopts neopatrimonialism as a conceptual framework and investigates both historical and contemporary gender politics of Saudi Arabia in order to discuss the scope of reforms and the possibility of their success. The thesis aims to show that regime type of the state effects the scope and achievements of women's rights and empowerment. In this vein, it classifies Saudi Arabia as a neopatrimonial regime and argues that engagement of the state with traditions and modernization shaped its attitudes and policies vis-à-vis women's issues. In order to tackle how neopatrimonialism shapes gender politics in Saudi Arabia, this study offers an in-depth discussion of the impact of state formation, rentier economy, process of modernization, globalization, geopolitics of global war on terrorism after 9/11, and the current social and political reforms on gender under King Salman's rule. It proposes that Saudi Arabia subordinates women's rights and empowerment into sustaining and securing the neopatrimonial authority of the state. This thesis also asks, 'where are women?' in these processes and proposes that women's agency also influences the reform discourse and policies. Yet, Saudi Arabia despite its current emphasis on gender reform securitizes women's activism and uses coercive apparatus of the state in order to oppress and silence women's voices so as to sustain its personal and familial authority.
Dünyada ve türkiye'de kadınlara yönelik uygulanan güncel pozitif ayrımcılık politikalarının pandemi döneminde kadın istihdamına etkisi
Sanayi devriminden bu yana kadınlar çalışma hayatında karşılaştığı sorunlar giderek artmakta ve günümüzde de koronavirüs salgının baş göstermesi ile birlikte ele alınması elzem haline gelmiş konular arasında bulunmaktadır. Eski çağlardan beri çoğu ataerkil toplum gereği kadınların çalışma hayatlarındaki yerleri ya sadece ücretsiz tarım işçiliği ya da ev işleri ve aile bireylerinin bakımının üstlenilmesi ile sınırlı kalmıştır. Kadınların iş yaşamında yer almaları sosyal dengenin sağlanması açısından önemli olduğu kadar, ülke ekonomisine destek olması bakımından da fayda sağlamaktadır. Bu itibarla, bulundukları çalışma hayatında zor şartlarda tutunmaya çalışan kadın çalışanların, pandemi döneminde çıkarılan ve kendilerine yönelik olarak uygulanan pozitif ayrımcılık politikalarının neler olduğu merak edilmiştir. Kadınlara yönelik uygulanan pozitif ayrımcılık politikalarının neler olduğu, gelişim süreci ve pozitif ayrımcılık olgusuna dair kavram ve teoriler kadınlar özelinde ele alınmıştır. Kadınların toplumsal ve ekonomik koşullarında yapılacak her türlü iyileştirmeyi kapsayan bu politikalar, pandemi döneminde getirilen yeni eklemeleri ile birlikte Türkiye başta olmak üzere belirlenen diğer dünya ülkeleri üzerinden incelenmiştir. Literatürde, ülkelerin birçoğunun pandemi döneminde aldığı önlemlerin tek bir eserde var olmaması sebebiyle, bu eksikliğin kapatılması öngörülmektedir. Kadınlara yönelik uygulanan pozitif ayrımcılık politikalarının, tarihte sadece kadınların fıtratlarına göre dezavavantajlı durumda olmaları ile sınırlı kalmış olması gibi, bu durumun pandemi döneminde de pek değişmediği ve yeni politikaların da yine kadınların ev içeri işler ve bakmakla yükümlü olduğu çocukları üzerinden düzenlemelere tabi tutulduğu görülmektedir. Bu bağlam her bir yenilik içeren politika, aldığı yorum ve eleştirilerle birlikte değerlendirilmiştir. Kadınların, sadece çalışma hayatında mesleki yeterlilikleri ile var olmaya çalışan kişiler olmasıyla değil, pandemi döneminde de anne ve eş olma rollerine göre pozitif ayrımcılık politikalarının şekillenmeye devam ettiği gözlemlenmiştir.
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında türk mevzuatındaki ve uluslararası mevzuattaki koruma mekanizmalarının rolü
Bu tez çalışması, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında Türk hukuk sisteminde ve uluslararası düzeyde yer alan koruma mekanizmalarının rolünü analiz etmeyi amaçlamaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği; bireylerin cinsiyet kimlikleri veya toplumsal rollerinden bağımsız olarak eşit hak ve özgürlüklerden yararlanabilmesini öngören temel bir insan hakkıdır. Ancak günümüzde kadınlar ve dezavantajlı gruplar hâlen farklı ayrımcılık biçimlerine maruz kalmaktadır. Çalışmada öncelikle eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, toplumsal cinsiyet, pozitif ayrımcılık gibi temel kavramlar açıklanmış; bu kavramların tarihsel, sosyolojik ve hukuki arka planı değerlendirilmiştir. Ardından, Türk hukuk sisteminde Anayasa ve ilgili kanunlar çerçevesinde toplumsal cinsiyet eşitliğine dair düzenlemeler incelenmiş, Anayasa Mahkemesi ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kararları üzerinden uygulamadaki koruma mekanizmaları analiz edilmiştir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesindeki Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu da bu çerçevede kurumsal bir aktör olarak incelenmiştir. Bu analiz, hukuk normlarının sahadaki etkisini değerlendirmeye ve koruma yollarının etkinliğini sorgulamaya yöneliktir. Tezin üçüncü bölümünde uluslararası belgeler ve denetim mekanizmaları mercek altına alınmıştır. Bu kapsamda Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), İstanbul Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi temel metinler ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve CEDAW Komitesi kararları üzerinden toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik yükümlülüklerin işleyişi ve etkisi değerlendirilmiştir. Çalışma normatif düzeyde ve uygulamada mevcut eksiklikleri görünür kılmayı ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında etkili ve erişilebilir mekanizmaların önemini ortaya koymayı hedeflemektedir. Elde edilen bulgular, eşitlik ilkesinin yalnızca yasalarda değil uygulamada da tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için yapısal ve kurumsal düzeyde iyileştirmelere ihtiyaç duyulduğunu işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Toplumsal cinsiyet, eşitlik ilkesi, ayrımcılık yasağı, kadın hakları, koruma mekanizmaları.
Musahipzade Celal oyunlarında modern kadının inşası
Bu araştırma projesinde; ulusal Türk Tiyatrosuna ilk adımı atan, geleneksel sanatla bağlantıyı yaşama geçiren, görenek güldürü türünü kazandıran, Türk dilinin değerini vurgulayan; tüm bu özellikleriyle Türk Tiyatrosunda ayrıcalıklı bir yeri olan Musahipzade Celâl'in oyunlarında yer alan modern feminizmin tiyatro kökleri ele alınacaktır. Bu çalışmada ayrıca, Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle birlikte, Türkiye'nin sosyal olarak bilinçli oyun yazarlık biçimlerinin, kadın haklarını ilerletmek ve feminist hayal gücünü yansıtmak için tiyatro türlerinin nasıl kullanıldığı ve uyarlandığı tartışılmaktadır. Tiyatro eleştirmenlerinin ve seyircilerin bu erken feminist olgulara nasıl tepki verdikleri de analiz edilmektedir. İkinci Bölümde, oyun yazarlarının geleneksel Türk Tiyatrosundan, kişi ve toplumsal sorunlardan ve değişen aile yapısından etkilenerek kaleme aldıkları oyunların yansımaları ele alınmaktadır. Bu bölüm, Cumhuriyet öncesi ve sonrası Türk oyun yazarlığı olarak, iki bölümde incelenmektedir. Üçüncü Bölümde, "Cumhuriyet ile kadının değişen dünyası", Cumhuriyet öncesi ve 1926 Türk Medeni Kanunu ve kadına yönelik haklar kapsamında incelenmektedir. Cumhuriyet döneminde çıkarılan bu kanun, kadınların ikinci sınıf insan görülmesi konusundaki tabuları yıkmıştır. Dördüncü Bölümde, Musahipzade Celâl'in yaşamı ve yazarlığındaki gelişmeler, örnek oyunlarındaki kadın karakterlerin gelişimi ile ele alınmaktadır. Musahipzade Celâl'in gençliğinde, kadınlar tiyatroya yeni yeni gidebilmeye başlamışlar, o da ya kendileri için "kadınlara özel" oyunlarda, ya da önü tül perdeyle kapatılan ve karanlıkta bırakılan kadın balkonlarında izleyebilmişlerdir. Cumhuriyet'in kadınlara sağladığı haklar, her alanda görülen modernliğin, kadın yaşamında da görülmesini sağlamıştır. Musahipzade Celâl, bu geçişi oyunlarındaki kadın karakterleri aracılığı ile izleyiciye sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Musahipzade Celâl, Feminizm, Kadın Hakları, Tiyatro Oyunlarında Modern Kadın. GENERAL KNOWLEDGE
Türkiye'de kadın haklarının gelişiminde Avrupa Birliği'nin rolü
Kadınların insan hakları mücadelesi, derin kökleri olan tarihsel bir yolculuktur ve bu yolculuk, yüzyıllardır baskın olan erkek egemen toplum yapısına karşı verilen bir direnişi ifade eder. Kadın hakları, insan haklarının evrensel niteliğinin en önemli parçalarından biridir ve bu mücadelenin özünde, kadınların tarih boyunca sesi kısıtlanmış, arka planda kalmış ve temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılmış olması vardır. Kız çocuklarının bazı dönemlerde diri diri gömüldüğü, kadınların erkeklerin kölesi olarak görüldüğü acı gerçekler, toplumsal cinsiyet anlayışının yarattığı derin yaraları simgelemektedir. Kadın doğmadığı için tanrıya şükreden kültürlerin varlığı, bu trajedinin ne denli köklü olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Burada ana mesele, kadının ya da erkeğin doğuştan gelen bir üstünlüğü değil, bir toplumda belirlenen cinsiyet rollerinin ağır baskısıdır. Demokratik bir toplum inşa etmenin temeli cinsiyet eşitliğine dayanır; ancak ne yazık ki, tarih raflarına baktığımızda kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik hayata katılımında her daim engellerin olduğu görülmektedir. Kadın hakları, yalnızca bir hukuksal konsept olmanın ötesinde, toplumsal, siyasal ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmayı gerektiren bir mesele haline gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan yıkım, insan hakları ihlalleri ve muazzam travmalar, insan merkezli bir bakış açısının doğmasına kapı açmayı başarmıştır. Bu bağlamda, kadın haklarının evrensel bir sorumluluk alanı haline gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Kadınların maruz kaldığı olumsuz koşulların belgelenmesi ve AB (AB) çerçevesinde kadına yönelik düzenlemelerin yapılması, bu mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye'nin AB müzakere sürecinde yürütülen kadın hakları çalışmaları, bu konudaki kararlılığı ve dönüşümü gözler önüne sererken, AB'nin bu süreçteki rolü de derinlemesine incelenmelidir. Bu çalışmada, Türkiye'de kadın hakları ve insan haklarının evrimine dair Avrupa Birliği'nin etkileri değerlendirilmekte; demokrasi için cinsiyet eşitliğinin bir zorunluluk olduğu bir kez daha vurgulanmaktadır. Bu çerçevede nitel araştırma yöntemleriyle, AB mevzuatı, uluslararası sözleşmeler ve Türkiye'nin resmi mevzuatı detaylıca incelenerek, yasal değişimlerin toplumsal hayata yansımaları araştırılmıştır. Bu tez, Türkiye'deki kadın hakları konusundaki dönüşümü yalnızca yasal çerçevede değil, kültürel ve toplumsal dinamikler açısından bir bütün olarak ele alarak literatüre özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Türkiye'de kadın hakları ve medya: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün basında temsili
Bu tez çalışması, uluslararası bir anma günü olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün Türkiye'de yayınlanan ulusal medya araçlarında nasıl sunulduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla tez çalışmasında farklı ideolojilere sahip 6 gazete ele alınmıştır. Betimsel analiz yöntemi çerçevesinde son 10 yıl verileri basılı medya ve internet medyasıyla incelenmiştir. Kadınların örgütlü bir şekilde sokaklarda olduğu 8 Mart Günü adına incelenen gazeteler; Hürriyet, Cumhuriyet, Yeni Akit, Yeniçağ, Türkiye ve BirGün gazeteleridir. Toplumsal hareketlerin 1960 yılında yaşadığı dönüşümle birlikte, toplumsal hareketler bir kimlik hareketine dönüşmüştür. Yeni toplumsal hareketler olarak adlandırılan bu eylemler tarihsel süreç içersinde kadınları da etkisi altına almıştır. Kadın hareketinin tarihçesine bakıldığında Fransız Devrimiyle birlikte örgütlenme bilincine ulaşan kadınların, aslında 13. yüzyıldan sonra eşitsiz durumlarını basılı araçlarla sorguladıkları görülmektedir. Kadınların toplumsal hareketlerden ayrılarak kadın hareketi içerisinde olmaları ise 18. yüzyılda görülmektedir. Dünyada kadın hareketinin simgeleşmiş bir günü olan 8 Mart Kadınlar Günü'nün nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Ancak genel olarak kadınların 1857 yılında bir fabrikada grev yapmalarının ardından çıkan yangında hayatını kaybeden kadın işçiler adına düzenlenen eylemler olduğu düşünülür. Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası bir gün olarak tanımlanması 1975 yılında olsa da, 8 Mart'ın anma günü olması Clara Zetkin tarafından 1910 yılında İkinci Sosyalist Enternasyonal'e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadın Konferansı'nda önerilmiştir. Kadın hareketinin Türkiye'deki durumuna bakıldığında ise Osmanlı döneminde başlayan yenileşme hareketiyle birlikte kadınların mevcut konumlarını sorguladıkları görülmektedir. Tanzimat Fermanı ile başlayan ve basılı araçlarla kendilerini ifade eden kadınlar Cumhuriyet rejiminin gelmesiyle daha görünür hale gelmişlerdir. Türk kadının 1935 yılında oy hakkını elde ettikten sonra 1960'lara dek kadın hareketlerinde bir duraksama görülse de, 1980 yılına gelindiğinde Türkiye'de kadın hareketlerinin ivme kazandığı görülmektedir. 8 Mart Günü'nün Türkiye'de ilk kutlanışı ise 1921 yılında Komünist Parti üyesi Süleyman Selim'in düzenlemiş olduğu kadınların genel toplantısıyla gerçekleşmiştir. Tüm dünyada bilinen bu anma gününün Türk basınında nasıl ele alındığı konusu, kadın eylemlerine bakış açısından önemlidir. Bu tezde incelenen 8 ve 9 Mart tarihinde çıkan haberlerin son 10 yılı incelendiğinde Kadınlar Günü'ne ilişkin farklı bakış açıları görülmektedir. İdeolojik olarak farklı bakış açılarına sahip bu gazetelerde kadınlar, toplumsal cinsiyet rolleri ile temsil edildiği, kadın eylemlerine ise bazı gazetelerde temsil hiç edilmezken, bazı gazetelerde ise kadın sorunlarına yönelik haber yazıldığı ve bazı gazetelerde siyasilerle birlikte anıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kadının insan haklarının korunmasında kültürel görecilik ve evrensel insan hakları gerilimi: Kadın sünneti üzerinden bir tartışma
Bu çalışmada insan haklarının evrenselliği iddiasının karşısına çıkan en büyük tartışma konularından biri olan kültürel görecilik kavramının, insan haklarının korunması bakımından yeri ve sınırları ele alınacaktır. Bu çalışmaya kaynak olarak kullanılan birçok makalede de kültürel göreciliğe karşıt eksende tartışmalar yürütülmüştür. Kültürel görecilik kavramına baktığımızda, yalnızca insan haklarının evrenselliği iddiasının karşısında değil, özellikle kültürel ve geleneksel pratiklerin çoğunlukla öznesi olan kadının insan haklarının önünde bir engel oluşturup oluşturmadığı konusu, çalışmanın temel tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Birçok çevre tarafından kadının hak ihlallerinde kültürün ve kültürel pratiklerin suçlu ilan edilmesi tartışmalarına ek olarak, kadının ikincil pozisyonda yer aldığı toplumlardaki kültürün, erkek egemen gücün bir denetim aracı olarak kullanıldığı konusu araştırılacaktır. Bu amaçla ilk bölümde, kültür ve kültürel görecilik kavramlarının tanımları yapılacak ve bu kavramlara dair görüşler işlenecektir. İkinci bölümde, kültürel haklar ve evrensel insan hakları yaklaşımı incelenecek ve insan haklarına karşı direncin kaynağı olarak ''kültür'' ve ''gelenek'' kavramları tartışılacaktır. Üçüncü bölümde, kadın hakları üzerinden kültürel görecilik kavramı ele alınarak, bir hak ihlali olarak değerlendirilen kadın sünnetinin, kültürel görecilik ve evrensellik ikilemindeki yeri tartışılacak ve kültür ve erkek egemen güç arasındaki ilişki incelenecektir. Sonuç bölümünde ise önceki bölümlerde elde edilen bulgular doğrultusunda kültürel göreciliğin sınırları ve insan haklarının evrenselleşmesinin önünde bir engel teşkil edip etmediği sorusu ele alınacak, kültürel hakların insan hakları bağlamındaki yeri incelenecektir.
Kadınların Türk siyasal hayatındaki yeri: Erken Cumhuriyet Dönemi
Siyasal katılım, iktidarların meşru bir zemine dayanması ve bu meşruiyeti sürdürmesi bakımından son derece önemli bir araçtır. Siyasal katılımın genişletilmesinde cinsiyet önemli bir eşik olup, geçmişten bugüne siyasi yaşama katılım açısından tartışmaların odağında olmuştur. Çünkü kadınlar siyasi yaşama katılım haklarını oldukça zor ve geç denebilecek bir dönemde kazanabilmişlerdir. Bu çerçevede, Türkiye'de de kadınların siyasi yaşamda var olabilmek için ciddi mücadeleler verdikleri görülmektedir. Tanzimat Döneminde görece cılız başlayan ve Meşrutiyet dönemlerinde devam eden kadın hakları talepleri, devlet erki tarafından siyasi kapsam dışında sınırlı reformlar ile karşılanmaya çalışılmış, kadınların siyasal haklarının tanınması ve bu hakların kullanımının önündeki engellerin kaldırılması erken Cumhuriyet döneminde başlamıştır. Yapılan değişikliklerin hayata geçirilmesinde ve uygulanmasında dönemin yöneticilerinin kadın konusuna bakış açısı önemli bir yer teşkil etmiş, kadın haklarına yönelik reformlar bazen eleştirilmiş, bazen de desteklenmiştir. Bu çalışmada, erken Cumhuriyet döneminde Türk kadınına tanınan siyasal haklar, diğer ülkelerdeki muadillerine tanınan haklar ile karşılaştırmalı olarak ele alınmış, kadınların Türk siyasal hayatındaki yeri değerlendirilerek, siyasal kazanımlarının değeri analiz edilmiştir.
İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanma ve kaldırılma sürecinin yazılı basında temsili
Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzalanmıştır. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi olarak anılmaktadır. Kadına yönelik şiddeti önleme hususunda atılan bu önemli adım, gazetelerin haberlerine de olumlu olarak yansımıştır. Ancak sözleşme imzalandıktan bir süre sonra tartışmalara konu olmuştur. Nitekim sözleşme 20 Mayıs 2021 tarihinde aile yapısını bozduğu ve eşcinselliği arttırdığı gerekçeleriyle kaldırılmıştır. Çalışma, İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanması ve kaldırılmasının ana akım medya gazetelerinden muhafazakâr sağ ideolojiye sahip Sabah, Türkiye ve merkezden sağ ideolojiye kayan Hürriyet Gazetesi ile muhalif sol ideolojiye sahip Cumhuriyet, Sözcü ve Birgün gazetelerinde nasıl sunulduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemine seçilen gazeteler, Teun A. Van Dijk'ın eleştirel söylem analizi yönteminden yararlanılarak çözümlenmiştir.
Türkiye'ye zorunlu göçle gelen Suriyeli kadınların haklar ve toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamındaki deneyimleri
Bu çalışmada Suriye'de meydana gelen savaş sonrası zorunlu göç ile Türkiye'ye gelen Suriyeli kadınların göç öncesi Suriye'deki yaşamları boyunca kadın hakları, toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitliği konusundaki gözlemleri, düşünceleri ve uygulamaları onların anlam dünyaları üzerinden ele alınmıştır. Çalışmada ayrıca, Suriyeli kadınların Türkiye'ye geldikten sonraki yeni yaşamlarında toplumsal cinsiyet temelli görüş ve davranışlarında bir değişim yaşayıp yaşamadıkları, yaşadılar ise bunların neler olduğu, kadınların yaşam öyküleri üzerinden feminist duruş noktası kuramı aracılığıyla verilmiştir. Nitel yaklaşım kullanılan bu çalışmada zorunlu göç sonucu Türkiye'ye gelen üç Suriyeli kadından yaşam öyküsü formu aracılığı ile veri toplanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcı kadınların, Türkiye'ye geldikten sonra Suriye'deki yaşam deneyimleri üzerinden toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik sorgulamaları olduğu fakat kadınların ve erkeklerin eşit olabileceğine dair inançlarının güçlü olmadığı görülmüştür. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sorgulamalarında, Türkiye'ye geldikten sonra kadın haklarına ilişkin bilgi sahibi olmalarının etkili olduğu görülse de benimsemiş oldukları ataerkil kodları dönüştürebilmek konusunda oldukça güçlük yaşadıkları saptanmıştır. Katılımcılar, eğitim, çalışma yaşamı ya da miras paylaşımı gibi alanlarda erkeklerle eşit olunabileceği görüşünü savunsalar da kadın hakları konusunda bunun ötesine geçememektedirler. Katılımcı kadınların geleceğe yönelik beklentilerinde ise kendisini merkeze almak yerine, ataerkil toplumlardaki toplumsal cinsiyet rolleriyle örtüşen beklentilere sahip oldukları görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Zorunlu Göç, Kadın Hakları, Toplumsal Cinsiyet, Kesişimsellik, Feminist Duruş Noktası
The 2002 Civil Code: Its reflections on the human rights of women
The Turkish Civil Code put into effect in 1 January 2002 made many Amendments to the former Civil Code. The Code also introduced changes regarding women and family. While making amendments, the equality of genders was a concern and new rules were introduced about that. This study to discusses the changes to what they articulate or disclose and what they produce on. To understand how the New Code changed women?s everyday lives, the law with its legislative process, national and internationaldevelopments and the legal history of the women?s movements in Turkey were examined.
AK Parti hükümetleri döneminde kadın politikaları
AK Parti hükümetleri, kadın politikaları alanında önemli adımlar atmış ve çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Bu politikaların temel amacı, kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasi hayata aktif katılımlarını sağlamak ve kadın haklarını güçlendirmektir. Kadın politikaları çerçevesinde, eğitim alanında yapılan düzenlemelerle kadınların okuryazarlık oranı artırılmış, eğitim imkanlarına erişimleri kolaylaştırılmıştır. Ayrıca, kadınların istihdam edilebilirliklerini artırmak için istihdam politikaları geliştirilmiş ve iş dünyasında kadın istihdamı teşvik edilmiştir. Kadınların siyasi temsilini artırmak amacıyla seçim yasalarında değişiklikler yapılmış ve kadınların siyasi partilerde daha etkin roller üstlenmeleri teşvik edilmiştir. Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almaları hedeflenmiş ve kadın temsilinin artırılması için çeşitli kotalar uygulanmıştır. Ayrıca, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda da önemli adımlar atılmıştır. Kadına karşı şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddetle mücadelede etkin bir hukuki çerçevenin oluşturulması için yasal düzenlemeler yapılmış ve kadınların güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Kadın politikaları alanında yapılan bu düzenlemeler, kadınların toplumsal ve ekonomik hayatta daha aktif rol almalarını desteklemekte ve kadın haklarının korunmasına yönelik önemli adımlar olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu politikaların etkinliği ve uygulamadaki sonuçları konusunda daha derinlemesine çalışmaların yapılması gerekmektedir. AnahtarAnahtarAnahtar Anahtar Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler: Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler:Kelimeler: Ak Parti,Parti,Parti, Parti,Parti, Kadın Kadın Kadın Kadın Kadın Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Politikaları, Kadın Kadın Kadın Kadın Hakları Hakları Hakları Hakları Hakları Hakları
Cinsiyete dayalı tokenizm: Kadın şeflerin mesleki problemleri ve mesleklerini bırakma eğilimleri
Tokenizm teorisine göre, örgütler içinde ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ve etnik köken gibi kimlik özellikleri nedeniyle sayıca azınlıkta kalan bireyler, bulundukları ortamlarda olumsuz deneyimlerle karşı karşıya kalabilmektedirler. Özellikle erkek egemen yapısıyla öne çıkan profesyonel mutfaklar, kadın şeflerin cinsiyet temelli yaşadıkları eşitsizliklerin görünür olduğu alanlardan biridir. Profesyonel mutfaklarda kadın şeflerin temsili sınırlı olup, bu durum mesleki deneyimlerini doğrudan etkileyen bir unsur haline gelmektedir. Bu bağlamda profesyonel mutfaklarda kadın şeflerin deneyimlerini ele alan bu araştırma, kadın şeflerin cinsiyete bağlı tokenizm algılarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yönteminden faydalanılmış olup, kadın şeflerin deneyimlerini tokenizm kuramsal çerçevesi doğrultusunda anlamak üzere fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Veri elde etme sürecinde, kadın şeflerin kişisel ve mesleki deneyimlerini ayrıntılı biçimde ortaya koyabilmek amacıyla derinlemesine görüşme tekniği tercih edilmiş, yarı yapılandırılmış bir soru formu oluşturulmuştur. Amaçlı örnekleme tekniği ile profesyonel mutfaklarda hali hazırda görev yapan ve çalışılan işletmede toplam mutfak kadrosu içindeki temsil oranı %15'in altında olan toplam 35 kadın şefle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcı verileri, MaxQDA 24 Pro programı aracılığıyla tokenizm teorik çerçevesi rehber alınarak kodlanmış, içerik analiziyle yorumlanmıştır. Araştırma bulguları, kadın şeflerin profesyonel mutfaklarda çalışma koşullarının mesleki dinamikler nedeniyle oldukça zorlayıcı olduğunu ve egemen grup tarafından kadınların cinsiyet temelli genelleme, dışlanma, yetkinlik sorgulaması, duygusal ve fiziksel zayıflık ima etme gibi söylem ve davranışlara maruz bırakıldığını vurgulamaktadır. Bu bağlamda araştırmada profesyonel mutfaklarda çalışan kadın şeflerin tokenizm kuramının öngördüğü deneyimlere sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık katılımcıların genel olarak mesleği bırakma yönünde bir eğilim taşımadığı tespit edilmiştir. Her ne kadar kadın şeflerin gelecek planlarında akademik kariyere yönelme veya kendi işletmesini açma gibi planları olsa da, bu kararların temel belirleyicisinde cinsiyete bağlı tokenizm sınırlı bir varlık göstermektedir. Bu durumun yaşanmasındaki temel nedeninin ise profesyonel mutfaklardaki yoğun çalışma temposu, uzun mesai saatleri, fiziksel ve ruhsal yorgunluk gibi yapısal zorluklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte araştırma, kadın şeflerin de hemcinsleri hakkında söylemleriyle toplumsal cinsiyet kalıplarının yalnızca erkekler tarafından değil, kadınlar tarafından da içselleştirilebildiğini ortaya koymaktadır. Son olarak elde edilen bulgular ve ulaşılan sonuçlar ışığında sektörel ve akademik öneriler sunularak alanyazına katkı sağlamaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın Şef, Tokenizm, Cinsiyete Dayalı Tokenizm, Cinsiyet Ayrımcılığı, Toplumsal Cinsiyet
Türk Hukukunda kadının şiddete karşı korunması ve devletin pozitif yükümlülükleri
Dünya üzerindeki kadınların azımsanmayacak büyüklükteki bir kısmı, gerek özel gerekse kamusal alanda şiddete maruz kalmaktadır. Genellikle özel kişiler tarafından uygulanan şiddet, kadınların maddi ve manevi bütünlüğünün ağır bir şekilde zarar görmesine neden olarak, onların insan haklarından özgürce ve tam olarak yararlanmalarını kısıtlamakta veya imkânsız hale getirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin insan hak ve özgürlüklerine saygılı bir hukuk devleti olması, insan haklarının tanınmasını ve korunmasını Devlet'in temel görevlerinden biri haline getirmektedir. Bu görev kapsamında Devlet, kaynağını hem iç hukuktan hem de uluslararası hukuktan alan düzenlemelerle kadını şiddete karşı koruma yükümlülüğü altına girmektedir. Bu çalışmanın amacı, bu yükümlülüklerin içeriğini ve kapsamını inceleyerek, kadının şiddete karşı daha iyi nasıl korunabileceğine dair görüş ve eleştirilerin sunulmasıdır. Anahtar Kelimeler: Kadına karşı şiddet, kadın hakları, kadının şiddete karşı korunması, aile içi şiddet, pozitif yükümlülükler.
When do movements against femicide succeed? The cases of Mexico and Turkey
Femicide refers to the killing of women because of their gender and is the deadliest form of violence against women. Data shows that it exists in every country around the world. While some of these countries may be deadlier for women than others, few stand out for their strong mobilization against the issue. In this thesis, I try to pinpoint when movements against femicide succeed by using the feminist and the subsequent antifemicide movements in Mexico and Turkey as my cases. Previous research shows that social movements have a higher chance of success in times and spaces where political opportunity structures exist. This thesis aims to clarify whether political opportunities have been conducive to the success of antifemicide movements. To test that hypothesis, I first trace the emergence of antifemicide movements in both cases through qualitative methods. While outlining these movements, I point out when these movements have achieved success based on the theory of political opportunities. Then, through a wide historic lens, I define what success means for a movement and the circumstances of the turning points that allow the movement the gain traction or achieve success. As a result, I find that antifemicide movements are compatible with the political opportunity paradigm, but only when an expanded definition of political opportunities is used. With that definition in place, I argue that political opportunities that present in various forms are conducive to the success of movements against femicide.
Adalet Partisi'nin kadın milletvekilleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki faaliyetleri (1961-1980)
Kadınların hak mücadelesinin en önemli mihenk taşlarından olan siyasal hakların kazanılması Türkiye'de dünyanın birçok ülkesinden önce gerçekleşmiştir. Ülkemizde kadınların sosyal ve siyasal alanda hak ettikleri yere gelmeleri süreci Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzansa da asıl olarak Cumhuriyetin ilanı ile büyük bir hız kazanmış ve kadınlar siyasal haklarına kavuşmayı başarmıştır. Kadınlar, 1930'da Belediye Seçimlerinde, 1933'te Köy Muhtar Heyetlerinde ve nihayet 1934'te milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde etmişlerdir. 1935 yılında gerçekleşen seçimlerde 18 kadın milletvekili Meclise girmeyi başarmıştır. Bundan sonra siyasi olarak bir değişim içine giren Türkiye Cumhuriyeti çok partili yaşama geçmiştir. Türkiye siyasetinde önemli bir yere sahip olan Demokrat Parti (DP) dönemi boyunca kadınlar siyaseti yakından takip etmişler ancak Meclisteki sayıları sürekli bir düşüş göstermiştir. 27 Mayıs Askeri Müdahalesi sonrası siyasi faaliyetlere tekrar izin verilmesiyle kurulan ve DP'nin devamı olarak kabul gören Adalet Partisi (AP) yine bir askeri müdahale ile 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi ile kapatılmıştır. Bu dönemde, AP adına Meclise giren yedi kadın milletvekili partileri ile birlikte çok önemli siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik olaylara şahitlik etmişlerdir. Meclis komisyonlarında görev alan, kanun tekliflerinde bulunan bu kadın vekillerin hemen hemen hepsi iyi derecede eğitim almış, birden çok yabancı dil bilen nitelikli kişilerdir. Kadın hakları ve kadın sorunları ile yakından ilgilenen bu vekiller her fırsatta söz alarak kendilerine haklarını teslim eden Atatürk'e şükranlarını sunmayı unutmamışlardır. ANAHTAR KELİMELER: Adalet Partisi, Seçim, Kadın Milletvekilleri, Kadın, Kadın Hakları.
Toplumsal cinsiyet ve kent hakkı: Bursa örneği
Toplumsal cinsiyet rolleri ve kent yaşamı arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Kente ilişkin mekân pratiklerinde, kentteki sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel alanları deneyimleme noktasında toplumsal cinsiyete ilişkin farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle, kenti sosyolojik olarak anlamak için toplumsal cinsiyet bağlamında ele almak gerekir. Kentsel planlamalar ve yerel yönetimlerin uygulamaları ile kentlerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kent haklarını ortaya çıkarmak açısından büyük bir önem taşımaktadır. Kent hakkı en genel anlamıyla, tüm bireylerin kentsel mekânı eşit ve etkin olarak kullanımlarını ve bu mekâna katılımlarını ifade eder. Toplumsal yapı içinde uluslararası, ulusal, yerel ve bölgesel sözleşmelerle garanti altına alınmış olan kent hakkının, toplumsal cinsiyet temelinde kullanım düzeyinin kadın deneyimleri üzerinden incelemesinin yapılması, kentsel mekân ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkileri görebilmek açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Kadınların gündelik hayatlarındaki kentsel mekân deneyimlerinin toplumsal cinsiyet temelinde incelenmesi hem kent haklarının görünür kılınması hem de kadın çalışmalarına destek sağlaması açısından önem arz etmektedir. Toplumsal cinsiyet temelinde kentsel mekândaki kadın deneyimlerinin ve kent haklarının incelenmesinin hedeflendiği bu tezde, Bursa ilinde kentte yaşayan 25 kadın ile yapılan derinlemesine görüşmelerle, gündelik yaşamlarındaki toplumsal cinsiyet deneyimlerinin kentsel mekânla olan ilişkisi kent hakkı çerçevesinde incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemi uygulanmış olup yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak inceleme yapılmıştır.
The efforts in respect of women rights in Turkey (Between the Second Constitutional Period and the 1928's)
The Ottoman State's modernization, which gained momentum with the 1839 Tanzimat Edict, also affected Turkish women and the period called the Ottoman women's movement began in the Second Constitutional Era. In addition to this period the articles and letters they published in magazines, women conveyed their requests and complaints to the current government with the women's associations. Thus, Turkish women's right of education and family law shaped the policies of the Second Constitutional Era. In the Early Republican Period the position and rights of the Turkish woman were shaped by efforts to create a nation-state and become a part of the western civilization. Subsequently, Turkish women also worked for their rights during the Republican regime under the leadership of the Woman's Political Party/ The Turkish Woman's Association. In this research the positions and the struggles of Turkish women between 1908 and 1928 will be studied in the context of westernization and modernization principles. Keywords: Ottoman Women's Movement, the Second Constitutional Era, Women Rights, The Woman's Political Party, The Turkish Woman's Association
Türk kadını
Bu tez çalışmasında Türk kadınının tarih sürecinde içinde yaşadığı koşullar ve gelişimi incelenmiştir. Türk kadınının Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki yeri ve önemini anlayabilmek, Cumhuriyet Türkiye'sinde kazandığı hakları idrak edebilmek ve bugünkü durumunu yorumlayabilmek için oldukça uzun bir tarihi incelemek gerekmiştir.Osmanlı İmparatorluğunda kadın ailede önemli bir yere sahiptir. Ancak yine aynı dönemde İslamiyet'in etkisiyle kadın eve kapatılmış ve giyim kuşamıyla da sınırlandırılmıştır. Osmanlı döneminde kadının itirazları, bazı dernek hareketleriyle, dergilerdeki yazılarıyla dikkat çekici hale gelmiştir.Kuşkusuz çalışmanın en önemli bölümünü Cumhuriyet dönemi oluşturur. Bu dönemde kadına dair yaşanan gelişmelerin en önemlilerinden biri Medeni Kanun'un kabul edilmesi olmuştur. Kadının eğitimine verilen önemin çok büyük olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Cumhuriyet kadın hakları bakımından devrim niteliği taşıyan yasal ve siyasal dönüşümleri gerçekleştirmiştir. Konunun sosyal ve kültürel boyutları tarihten bu güne kadar kadın ve erkek tüm toplum için önemsenen ve gündemde kalan bir mevzudur. Mustafa Kemal Atatürk'ün bütün çalışmalarında olduğu gibi kadın konusu da üzerinde titizlikle durduğu, adım adım ve çok önceden planladığı bir konu olmuştur.Biz de Cumhuriyet'in Türk kadınına verdiği desteği ve ona dair çalışmaları inceleyerek bugüne nasıl gelindiğini anlamak üzere yola çıktık. Amacımız Türkiye Cumhuriyeti tarihinde oluşan kültürel, siyasal ve toplumsal değişimlerle birlikte kadının kazanımlarını tanımlayabilmektir.Anahtar Kelimeler: Kadın, Toplumsal Yapı, Eğitim, Kadın Faaliyetleri.
Bir insan hakları sorunu olarak kadına yönelik "şiddet"
Bu çalışmada son yıllarda üzerinde sıkça konuşulan "insan hakları" kavramının ne olduğu, "insan" yaşamının neden değerli olduğu, insanın onurunun ve değerinin çiğnenmesine sebep olan "şiddet"in ne olduğu ve neden bir hak ihlali sayıldığı, şiddetin neden bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gerektiği tartışılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde insan hakları kavramının antropolojik temelleri açıklanmaya çalışılarak, "şiddet" ve "insan hakları" ilişkisine ışık tutmak için bazı filozofların "insan" görüşlerine yer verilmektedir. Bununla birlikte, tezle ilgisinde, insan hakları kavramının kimi düşünürlerce nasıl içeriklendirildiği ortaya konarak, bazı temel insan hakları görüşlerine yer verilecektir. Böylece "insan" kavramının "insan hakları" ve özellikle de "şiddet" kavramıyla nasıl ilişkilendirildiği gösterilmeye çalışılacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde "şiddet" kavramı üstünde durularak şiddetin ne olduğu anlatılmaya çalışılmış, şiddetin yalnızca kadına yönelik bir sorun mu yoksa "insan"a yönelik bir sorun mu olduğu tartışılmıştır. Şiddetin cinsiyet ayrımına dayanmayan, insan türünün tüm üyelerine yönelik bir insan hakları ihlali olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. "Kadın" olmanın, "insan" olmaktan tümüyle farklı olduğuna dair inanış ve düşünceler, feminist kuramlarla ilgi kurularak eleştirel bir biçimde ele alınmıştır. Bu bağlamda, feminist kuramların kadına bakışları ortaya konulmaya çalışılmış, "cins" ayrımının yalnızca "cinsiyet" ile ilgili olduğu, toplumsal cinsiyet algısının çoğu zaman yanılgılara ve hatta kadına yönelik şiddete sebep olduğu dile getirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, insan hakları kavramının, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her insanı, türün her bir üyesini ilgilendirdiği, temel bir hak olan yaşama hakkının ve dokunulmazlıkların cinsiyete bağlı bir sorun olmadığı, her insanın onurunu veya değerini korumanın her kişinin sorumluluk ve ödevi olduğu, insan olmanın açık bilincine sahip olmakla insana sırf insan olduğu için değer vermekle, etik eylemenin her tek kişinin ödevi olduğunun farkında olmakla şiddete engel olunabileceği ve insanca yaşanabileceği gösterilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Ġnsan, Ġnsan Hakları, ġiddet, Kadın Hakları,Etik
Uluslararası kadın hakları standartları ve Türkiye'deki durum: Siyasal ve hukuksal bir yaklaşım
İnsanların doğuştan sahip oldukları temel hak ve özgürlükleri ifade eden insan hakları kavramı, zamanımızda özel bir önem kazanmıştır. Bu haklar ile alakalı bütün uluslararası belgeler; tüm insanların ayrım gözetilmeksizin onur ve haklar bakımlarından eşit olduklarına hükmedip, cinsiyete dayalı ayrımcılığın kabul edilemezliği ilkesine vurgu yaparlar.İnsan hakları tarihsel açıdan ele alındığında, bu hakların varlığı ve bu haklara fiilen sahip olmak arasında kadınların aleyhinde (erkekler karşısında) belirgin bir ayrımın var olduğu açıktır. Bu ayrım, her toplumda hem kadınları hem de erkekleri eğitim, ekonomi, sağlık, sosyal ve kültürel hayat gibi değişik alanlarda etkileyen bir sorun olsa da, istatistikler incelendiğinde kadınları daha olumsuz etkilediği açıkça görülebilmektedir.Bu çalışma, genelde kadın haklarını özelde Türkiye'deki kadın haklarını incelemeyi amaçlamaktadır. Kadının toplumda eşit bir birey olarak kabul edilmesinin güçlüğünü göz önüne alan bu çalışma, Türkiye'deki kadınların haklarıyla ilgili mevcut durumu ve kadınlar üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Çalışma içerisinde, ilgili uluslararası belgeler, düzenlemeler, uygulamalar gözden geçirilip; Türkiye'deki kadın haklarının mevcut durumu ve sorunları, aynı zamanda bu sorunlara makul çözümleri ortaya koymaya çalışan bir bakışla analiz yapılmaktadır.
Feminist yaklaşımın kadınların gözünden değerlendirilmesi Bursa örneği
Feminizm en genel anlamıyla tanımlandığında kadın ve erkeğin eğitim, hukuk, ekonomi, siyaset, sosyal yaşam gibi alanlarda eşit olması gerektiğini savunan akımdır. Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi o toplumda yaşayan insanların özgürlüğü ve haklarıyla ilişkilidir. Bu nedenle feminizm kadınların da erkeklerle eşit sosyal ve siyasal haklara sahip olmasını savunarak toplumların gelişimine katkı sağlamaktadır. Feminizm ilk kez bu gelişme için çaba gösteren bir toplum olan Fransa'da 18.yy da ortaya çıktığı görülmektedir. Ancak feminist tartışma etkisini her dönemde sürdürmeyi başarmıştır. 21.yüzyılda yaşadığımız bu dönemlerde kadın haklarının hala konuşuluyor olmasının ve erkeklerin kadınlar üzerinde oluşturmuş olduğu tahakkümün tartışılıyor olmasının yanında kadınların da bu konuda ne düşündüğü ve feminizm hakkında ne kadar bilgi sahibi oldukları araştırılmak istenmiştir. Bu çalışmada Türk kadınının feminizm kavramından haberdar olup olmadığı, feminizm kavramından ne anladığı, kendi hakları üzerinde ne kadar durduğu araştırmaya çalışılmıştır. Çalışma Bursa örneği üzerinden yürütülmüştür. Bursa ilinde kadınların feminizme bakış açısını değerlendirmek adına Bursa ilinin tarihi, eğitim durumu, demografik durumu, ekonomik durumu gibi bilgilere yer vererek Bursa ili genel bir bakışla değerlendirilmiştir. Bu kısım anket verilerinin değerlendirilmesi ile devam ettiğinden Bursa ilinin genel durumu ele alınmak durumunda kalınmıştır. Araştırmanın uygulamalı kısmı olan anket verilerinin değerlenmesiyle sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Sonuçta Bursa'da yaşayan kadınların feminizm kavramından uzak olmadığı ve kadınların kendi haklarının savunuculuğunu yaptığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kadın, Feminizm, Feminist Teori, Toplumsal Cinsiyet, Özel Alan, Kamusal Alan, Erkek Tahakkümü, Eril Egemenlik. Ataerkillik.
Feminist sivil toplum kuruluşlarının sosyal politika algısı
Dünyanın hala en önemli sorunlarından biri feminist kuramın bir söylemi olarak ataerkil yapının kadınların yaşam alanlarına, varlığına ve bütünlüğüne yaptığı kuşatmadır. Türkiye'de özellikle cumhuriyetin ilanı ile kadınların kazandığı haklar ve eşitlikçi söylemler gibi olumlu gelişmelerin yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve doğrusal sekülerleşmenin yaşanmamasından kaynaklı uyumsuzluk yaşanmaktadır. Her geçen gün kadınların hak temelli mücadeleleri siyasal, ekonomik ve hukuksal alanda devam etmektedir. Kadınlar fiilen var olamadıkları eşitlikçi haklar düzenine erkin rıza gösterdiği ve çizdiği alan kadar girebilmiştir. Sosyal politika alanı da kadınların bu hak arama mücadelesinin yarattığı insan hakları paralelinde gelişme göstermiştir. Birtakım hassas ya da özel gruplar için özel birtakım çalışmalar geliştirilmesi toplumsal alanda eşitliği ana merkeze alan sosyal politika disiplini kadınlara yönelik farklı yöntemler geliştirmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de kadın hakları odağında aktif çalışan feminist sivil toplum kuruluşlarının (STK) sosyal politika algısı üzerine derinlemesine inceleme yapılarak nitel araştırma metodu uygulanmıştır. Araştırmada sivil toplum kuruluşlarının gerek yönetimsel gerekse sahadaki çalışmalarının, sosyal politikaların gelişmesinde ve kadın hak mücadelesinde hangi noktada olduğu hakkında bilgi edinme amacı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile veri toplanmış ve toplanan verilerin içerik analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, Kadına Yönelik Sosyal Politikaların Yardım Odaklı Olması, Değişim ve Dönüşümün Tetikleyici Gücü Kadın, Kadına Yönelik Şiddetin Ana Akımlaşması, Her Alanda Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Kadın Odaklı Farkındalık, Kamuoyu Oluşturma Gücü ve Feminist Sivil Toplum Örgütleri ve Devlet İlişkisi başlıkları altında sunulmuştur. Anahtar kelimeler: sosyal politika, feminist sivil toplum kuruluşları, kadın hareketi.
İslam Hukuku'na Göre tecavüze uğrayan kadının hak ve sorumlulukları
Ahlakî değerlerin önemini yitirdiği günümüzde İslam hukukunun insanlığa yeniden yol gösterici olacağı düşüncesiyle "İslam hukukuna göre tecavüze uğrayan kadının hak ve sorumlulukları" başlığında tezimiz yazılmıştır. Tezimiz toplumda yerleşmiş yanlış uygulamaların kaynağının İslam hukuku olduğu düşüncesini değiştirmek ve geçmiş milletlerin yerel kanunlarından ve günümüzde de varlığını sürdüren töre kaynaklı olduğunu ispatlamak amacı gütmektedir. Tez yazılırken öncelikle ayet ve hadislerin daha sonra İslam hukukçularının klasik dönem eserlerinden istifade edilmiştir. Yakın zamanda Osmanlı dönemi araştırmaları üzerine yapılmış olan makale ve tez çalışmalarına da başvurulmuştur. Tezimiz giriş ve sonuç hariç iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bu alanla ilgili kavramlara genişçe yer verilmiş daha sonra da ikinci bölümde tezimizin amacı dahilinde bulunan veriler toplanarak tezimiz tamamlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Cinsel Taciz, Tecavüz, Irza Geçme, Kadın Hakları, İslam Hukuku