Bağımsızlık
Bu konu başlığı altında 130 tez
Karşılıklı bağımlılık çerçevesinde Türkiye Türkmenistan ilişkileri
Türkmenistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler 1991 yıllından sonra oldukça derinleşmiştir. Gelişen bu ilişkide öne çıkan kısım Türkmenistan ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin geldiği seviyedir. Bu çalışmada, Joseph S. Nye ve Robert O. Keohane'nin 1980'lere doğru ortaya koydukları karşılıklı bağımlılık çerçevesinde analiz birimi olarak Türkmenistan ve Türkiye ilişkileri ele alınmış ve incelenmiştir. Bu iştigalde, Türkmenistan ve Türkiye ilişkileri, Türkmenistan ile Türkiye'nin siyasi ve ekonomik profili, dış politika stratejisi ve Türk kimliğine bakışları özetlenmiştir. Türkmenistan ve Türkiye'yi karşılaştırırken Türkiye'nin 100. yılını kutlamaya hazırlanan, güçlü bir imparatorluk mirasına sahip devlet olduğunu, Türkmenistan'ın ise 2019 yılı itibariyle henüz otuz yılını doldurmamış bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Türkiye ile Türkmenistan arasındaki ilişkilerde ekonomik olarak bir maliyet söz konusu olup asimetrik bir ilişki tespit edilmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler genel çerçevede tartışılmış ve ilişkilerin gelişmesi için öneriler sunulmuştur.
Merkez bankası bağımsızlığının enflasyon ve enflasyon belirsizliği üzerine etkisi: BRICS-T ülkeleri örneği
İktisat teorisinde, fiyat istikrarını sağlamada merkez bankası bağımsızlığının önemi, siyasi ve parasal otorite arasında net bir ayrım yapılmasını gerektirmektedir. Bu ayrım, ekonomik büyüme ve işsizlik gibi değişkenler üzerinde minimum etki sağlarken enflasyonu etkin bir şekilde yönetmek için çok önemlidir. 1970'lerde ortaya çıkan ve bugün de devam eden merkez bankası bağımsızlığının kurulması, merkez bankasını hükümet müdahalesinden korumayı ve böylece enflasyonist önyargıları hafifletmeyi ve hatta ortadan kaldırmayı amaçlayan vazgeçilmez bir düzenleyici önlem olarak görülüyor. Bu çalışma, merkez bankası bağımsızlığı ile hem enflasyon seviyeleri hem de enflasyon belirsizliği arasındaki ilişkiyi ampirik olarak inceleyerek mevcut literatüre katkıda bulunmaktadır. Çalışmada, 1995-2017 dönemi BRICS-T ülkeleri verileri kullanılarak panel veri analizi ile incelenmiştir. Bulgular birkaç dikkate değer sonucu ortaya koymaktadır. İlk olarak, çalışma BRICS-T ülkelerinde merkez bankası bağımsızlığı düzeyi ile enflasyon arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki tespit etmektedir. Bu, daha yüksek bir bağımsızlık derecesinin daha düşük enflasyon oranları ile ilişkili olduğu anlamına gelir. Ek olarak, çalışma, merkez bankası bağımsızlığı ile enflasyon belirsizliği arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişki ortaya koymaktadır. Bu durum, bağımsızlık düzeyi arttıkça enflasyon belirsizliğinin de artma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, merkez bankası bağımsızlığı, enflasyon ve enflasyon belirsizliği arasındaki karmaşık dinamiklere ışık tutarak politika yapıcılar, merkez bankaları ve para politikası etkinliği ve makroekonomik istikrarla ilgilenen araştırmacılar için değerli bilgiler sunmaktadır. Bu ilişkileri yönlendiren temel mekanizmaları araştırmak ve ülkeler ve zaman dilimleri arasındaki potansiyel farklılıkları değerlendirmek için daha fazla analiz yapılması garanti edilir.
Hindistan bağımsızlık mücadelesi: Gandi, Cinnah Ve Nehru'nun rolünün tarihsel bağlamda değerlendirilmesi (1857-1947)
Hindistan; coğrafya, ırk, din, ekonomik koşullar olarak muazzam bir çeşitliliğe sahip, bunun yanı sıra tarihî ve kültürel olarak binlerce yıllık geçmişi olan bir ülkedir. Bu tez çalışmasında Hindistan'ın kadim halklarının, İngiliz egemenliğinden koparak bağımsızlığına kavuşmasının süreçleri incelenmiştir. Toplumun sınıfsal, etnik, dinî vb. ayrım gözetmeden pek çok farklı kesiminden destek ve katılım almış, dönemsel iş birliği ve rekabet hâlinde olan alt grupların varlığını eş zamanlı bünyesinde barındıran bu bileşke kuvvet, temel hedefi olan ulusal bağımsızlığı kazanmış ancak insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri sayılan toplu göç ve şiddet hareketleri sonucu ikinci bir bölünmeye giderek, günümüzdeki Hindistan ve Pakistan devletlerinin doğuşuyla nihayete ermiştir. Tez çalışmamızın zaman aralığı 1857-1947'dir. Söz konusu bağımsızlık sürecine yön veren gelişmelerin etkili biçimde aktarılması amacıyla, bir yöntem olarak, Hindistan tarihi Antik Çağ, Orta Çağ ve Modern Çağ şeklinde bölümlendirilmiş, ilgili dönemlerde öne çıkan siyasi yapılanmalar ve liderlerden bahsedilmiştir. Bunun yanı sıra bağımsızlık hareketinin ulusal liderleri konumunda bulunan Mahatma Gandi, Cavaharlal Nehru ve Muhammed Ali Cinnah'ın yaşamlarından kesitler sunulmuş, bu liderlerin fikirsel bakış açıları ve bağımsızlığa giden yoldaki tercihlerinin sürece etkisi detaylı biçimde incelenmiştir. Tez çalışmamız 1947 yılında gerçekleşen bağımsızlık ve Hindistan'ın bölünmesi ile son bulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Mahatma Gandi, Cavaharlal Nehru, Muhammed Ali Cinnah, Hindistan Bağımsızlık Hareketi, Hint Ulusal Kongresi, Müslüman Ligi.
Uzaktan çalışma: Bireysel ve örgütsel çıktılar bakımından incelenmesi
Covid-19 Pandemisi dünya genelinde birçok alanda etkisini göstermiştir. Çalışma hayatı açısından ele alındığında, uzaktan çalışma pandemi sürecinin en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Sosyal mesafenin korunabilmesi noktasında çoğu kurum uzaktan çalışma alternatiflerini gündeme almış olup pandemi sonrasında da hibrit çalışma olarak uzaktan çalışmayı devam ettirmişlerdir. Uzaktan çalışma üzerinde etkisi bulunabilecek faktörler ile uzaktan çalışılan döneme ilişkin sonuçlar iş dünyasının önemli bir konusu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı da uzaktan çalışmayı bireysel ve örgütsel bileşenlerle ele almaktır. Bu doğrultuda, araştırmada bireysel faktörlerden teknostres ile örgütsel faktör olarak işin yapısal özelliklerinden bağımsızlık ve iş kriterlerinin açıklığının, iş performansına ve kariyer tatminine olan etkisinde uzaktan çalışmaya uyumun aracılık rolü incelenmektedir. Çalışmanın teorik altyapısı Kişi-Çevre Uyumu Teorisi, İş Uyum Teorisi ve İş Karakteristikleri Teorisine dayandırılmıştır. Araştırmada nicel analiz yöntemlerinden anket uygulaması ile veri toplanmış olup araştırmanın katılımcılarını Covid-19 Pandemisinde uzaktan çalışmayı deneyimlemiş kamu ve özel sektör çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma verisi, iki yüz altı katılımcıdan online anket ile kartopu örneklem yöntemi ile toplanmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan araştırma modeli analizleri IBM SPSS Statistics 22, IBM SPSS AMOS 23 Graphics ve Process Macro v4.2 F.Hayes, programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma neticesinde elde edilen bulgular incelendiğinde, teknostresin iş performansı ve kariyer tatmini üzerinde olumsuz yönde etkisinin bulunduğu ve uzaktan çalışmaya uyumun bu ilişkide aracılık rolü üstlendiği görülmüştür. İşin yapısal faktörlerinden bağımsızlığın iş performansı ve kariyer tatmini üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. İşin yapısal faktörlerinden iş kriterlerinin açıklığının iş performansı ve kariyer tatmini üzerinde olumlu yönde bir etkisi bulunduğu ancak uzaktan çalışmaya uyumun bu ilişkide aracılık rolü bulunmadığı görülmüştür.
Central Bank independence and stability
This study examines the impact of stability and institutional indicators on Central Bank Independence (CBI) using a fixed effects panel data analysis for 51 countries from 2008 to 2017. Stability indicators include Past Inflation, Financial Depth, Trade Openness, Total Government Debt, Current Account Balance, and GDP per Capita, while institutional indicators encompass Control of Corruption, Government Effectiveness, Political Stability, Rule of Law, Voice and Accountability, and Regulatory Quality. The analysis adopts a broader measure of CBI developed by Romelli (2022). This paper aims to enrich the literature by investigating how these indicators shape the independence of central banks in the post-global crisis era, providing valuable insights for policymakers and shedding light on essential elements that affect the autonomy of central banks. It contributes to the existing literature by considering two additional important variables- Current Account Balance and Total Government Debt- which have been largely overlooked in previous studies. Based on the panel data analysis conducted with the Driscoll & Kraay robust estimator, while all models turned out to be statistically significant, only Past Inflation, Trade Openness, Government Debt, and Control of Corruption were statistically significant at the variable level. The remaining variables did not turn out to be significant in any model.
Doğal kaynak laneti ve Kazakistan'ın ekonomik politikaları
Bu tez çalışmasında, Kazakistan'ın siyasi, iktisadi ve sosyo-ekonomik tarihinin, bağımsızlık öncesi ile karşılaştırmalı olarak, doğal kaynak laneti tezi çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Tezin temel iddiası, geniş maden, petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip Kazakistan'ın, bağımsızlığının ilk 25 yılında doğal kaynakların dış satımından elde ettiği rantı imalat sanayiine yönlendiremediği, bunun temel sebebinin ise doğal kaynak laneti olarak adlandırılan olgu olduğudur. Tez çalışmasında, Kazakistan'a ilişkin veriler, doğal kaynak laneti tezinin teorik altyapısı ve Kazakistan dahil farklı ülkeler için yapılan çalışmaların sonuçları ışığında, tarihsel bir bakışla incelenmiştir. Sonuç olarak, Kazakistan, bağımsız devlet olarak ilk 25 yılının sonunda, ekonomisi doğal kaynaklara ve kısmen bu kaynakları kullanan metal işleme, petrokimya gibi endüstrilere dayalı bir ülke olarak tanımlanabilir. Doğal kaynak laneti tezi kapsamında öngörülen çoğu mekanizmanın Kazakistan için önemli ölçüde geçerli olduğu söylenebilir. Hollanda hastalığı, ekonomik büyümenin düşmesi, ekonominin çeşitlendirilememesi, ihracatın doğal kaynaklara bağımlılığı, enerji ve sermaye yoğun üretim yapısının güçlenmesi, kurumsal ve yönetsel kalitenin düşüklüğü, insan sermayesine yeterince yatırım yapılamaması Kazakistan için geçerli tespitler olmuştur.
Bağımsızlık sonrası Azerbaycan dış ticaret politikası ve sonuçları
Bu çalışmada Bağımsızlık Sonrası Azerbaycanın Dış Ticaret Politikası ve Sonuçları araştırılmış, detaylı incelenmesi yapılmaya çalışılmıştır. İlk önce Azerbaycan ekonomisi hakkında genel bilgiler verilmiş, Azerbaycanın Sovyetler Birliği ve sonrasındakı ülke ekonomisi dönemlere ayrılarak incelenmiştir. İkinici bülümde dış ticaret politikası kavramı, dış ticaretin tarihsel yapısı, amaç ve araçları açıklanmaya çalışılmıştır. Sonuncu bölüm olan üçüncü bölümde Azerbaycanın Dış Ticaret Politikası araştırılmış, ülkenin Dış Ticaretinde İthalat, İhracat ve Yabancı Yatırımlar gerekli tablolarla analiz edilmiş ve yıllara göre karşılaştırmalar yapılmıştır. Azerbaycanın Dış Ticaret politikasında önemli yeri tutan Pertol ve Doğal Gaz sektörü detaylıca araştırılmış ve ülke ekonomisine vediği katkılar değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra Petol Dışı sektör hakkında da gerekli araştırmalar ve incelemeler yapılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda bu bölümde Azerbaycanın Ticari İlişkileri ayrıca bir alt başlık olarak araştırılmış, bir çok ticari kurumlarla yapmış olduğu anlaşmalar hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Bunun yanı sıra Azerbaycanda Gümrük Tarifeleri adı altında ayrıca başlık konulmuş ve Azerbaycanda uygulanan Gümrük Vergileri incelenmeye alınmış, gerekli maddelerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bağımsızlık sonrası Azerbaycanın dış ticaretinde önemli yerlerden birini tutan Yabancı Yatırımlara da baş vurulmuş ve gerekli tablolarla açıklanmaya çalışılmıştır. Ülkede ki yatırım alanları değerlendirilmiş, kısa alt başlıklarlara bölünerek gösterlimliştir. Son olarak Azerbaycan-Türkiye Ticari İlişkileri araştırılmış, karşılaştırmalarla incelenmeye alınmıştır. Sonuç kısmında Azerbaycanın Dış Ticretin Politikasındakı sorunlara deyilmiş, gerekli önlemlerin uygulanması öngörülmüştür.
Kıbrıs sorunu ve çözüm önerileri: Federasyon, konfederasyon ve bağımsız iki devlet alternatifinin değerlendirilmesi
Kıbrıs sorunu, tarihin ilk dönemlerinden başlayarak, günümüze kadar devam eden ve güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir uluslararası mesele olmuştur. Hala çözümlenemeyen bu sorunun ana nedeni, Kıbrıs'ın jeopolitik öneminden kaynaklanmaktadır. Bugün uluslararası alanda hakim güçlerin Kıbrıs sorununun çözümüne gösterdikleri ehemmiyet; adanın Ortadoğu petrolünün ulaşım yollarına egemen olması, Ortadoğu'dan Afrika'ya uzanan ekseni kontrol etmesi, Anadolu-Ortadoğu-Süveyş Kanalı hattına hâkim olması, Süveyş Kanalından Hint ve Pasifik Okyanusuna uzanan deniz yolunun kontrol noktalarından biri olması ve Ortadoğu'da petrol merkezli muhtemel bir savaşta depo görevini üstlenebilecek olması gibi sebeplere dayanmaktadır. Ayrıca adada yaşayan Türkler ve Rumlar dışında; Yunanistan, Türkiye, İngiltere, ABD ve AB ülkelerinin ve son zamanlarda da İsrail gibi Akdeniz'in güneyindeki ülkelerin de, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, petrol-doğalgaz arama faaliyetleri gibi konularla bu soruna dahil olmuş olmaları, çözüme ulaşılamamasının en büyük nedenlerindendir. 2004 yılında, sorunun çözümü için federal bir sistem kurmayı vaat eden Annan Planı, Türk kesimi tarafından kabul edilmiş ancak Rumlar tarafından reddedilmiştir. Bugün, 2015 yılında adayı birleştirme müzakereleri devam etmektedir ve/fakat Annan Planı'ndan beri çözüme en fazla yaklaşılan süreç de günümüzde yaşanmaktadır. Bu tez çalışmasında; devlet sistemleri incelenerek, bu sistemlerin Kıbrıs'a uygulanabilirlik durumları değerlendirilmiş, bağımsız iki devlet alternatifi de göz önünde bulundurularak, adil ve kalıcı barışı sağlamak yolundaki en doğru çözüme ulaşılmaya çalışılmıştır.
Ücretin denetim bağımsızlığı üzerindeki etkisi
Bu çalışma, ücretin bağımsız denetim üzerindeki etkisini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Son yıllarda yeni TTK sonrası bağımsız denetim kıstasları gereği genel ölçütler her geçen sene düşürülmüş bulunmaktadır. Bu kıstasların aşağı çekilmesi ile birlikte bağımsız denetim hizmetine olan talep artmıştır. Dünya çapında ise bağımsız denetim yıllardan beri önemi yadsınamaz bir gerçektir. Bu talep artışı ile birlikte bağımsız denetimin ücreti ve denetimin bağımsızlığı konusu daha fazla sorgulanmaya başlanmıştır. Ayrıca, 2000'li yılların başında yaşanan büyük muhasebe skandalları denetime olan güveni sarsmış ve denetçi bağımsızlığını sorgulanır hale getirmiştir. Bu kapsamda, bu çalışma ile bağımsız denetim sürecinde bağımsızlık ve ücretin bu konu üzerindeki etkisinin tespiti amaçlanmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümlerinde araştırmanın amacı, kapsamı ve önemi belirtilmiştir. İkinci bölümde ise denetim kavramı, ücret kavramı, genel standartlar ve tanımlar açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışmanın önemli kısmını oluşturan bağımsızlık kavramına, bunu etkileyen ve zedeleyen hususlara aynı zamanda denetçinin bağımsızlığını tehdit eden faktörlere değinilmiştir. Dördüncü bölümde ise çalışmanın Türkiye'de denetim hizmetleri üzerindeki etkisi ve piyasa şartları incelenmiştir. Türkiye'de denetim hizmetleri piyasasındaki gelirlerin dağılımına bakılmış, bunun ücret ve bağımsızlık üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Sonuç kısmında ise çalışmanın amaç ve hedefi doğrultusunda çeşitli pozisyonlardaki bağımsız denetçilere internet üzerinden anket uygulanmak suretiyle konuya açıklık getirilmiştir. Araştırma sonucunda bağımsız denetim bağımsızlığının sadece ücrete bağlanmasının doğru olmaması ile birlikte bağımsız denetimin ücretini ve bağımsızlığı birçok etmenin belirlediği saptanmıştır. Bağımsız denetimin sadece ücret faktörü ile doğrudan bağının olamayacağı, ücret dışında başka birçok faktörün var olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca denetim ücretinin hizmet kalitesi açısından önemli bir faktör olduğu, denetim ücretinin kamu otoritesi tarafından belirlenmesinin bağımsızlığın sağlanması yönünden bir alternatif olabileceği ancak dünyada ve ülkemizdeki mevcut uygulamada gözetim ve etik kuralların belirleyici rol oynadığı tespit edilmiştir.
İnsani müdahale söylem ve pratiğinin Kosova bağımsızlık sürecine etkisi
1999 tarihinde NATO'nun BMGK yetkilendirmesi olmaksızın gerçekleştirdiği insani müdahale tüm öncüllerinden farklı bir konumdadır. Anılan müdahale hiçbir hukuki dayanak gözetilmeksizin yalnızca insan haklarının yeniden tesisi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak müdahalenin hukuka aykırı ancak meşru olması insani müdahale, hukuk ve meşruiyet gibi kavramları söylem olarak ele almayı gerektirmektedir. Bu noktada hukuk, kendisini oluşturan normların ötesinde bir söylem olarak ele alındığı takdirde hukuk ve hukuki söylemin söylem dışı alanla ilişkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Hukuk, yalnızca kurallar bütünü olarak değil bir ilişki biçimi olarak iktisadi, siyasal, ideolojik alanla sıkı bir ilişkiliye sahiptir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD'nin küresel kapitalizm içerisindeki öncü ve özgün rolü sermaye ve devletin uluslararasılaşması süresinde ve bu süreç içerisindeki küresel iktisadi, siyasal ideolojik dönüşümlerde büyük etki sahibi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı öncesi dönemden farklı olarak 1945 sonrası dönemde emperyalizmin güncel formu içerisinde, bir devlet birden fazla sermaye grubunu ihtiva edebilmekte; bir sermaye grubu ya da tekil kapitalist ise birden fazla ülke içerisinde operasyon yürütebilmektedir. 1980'li yıllardan itibaren neo-liberal politikalar neticesinde uluslararasılaşma süreci ivmelenmiş, 1990'larda SSCB'nin dağılmasıyla, ABD hegemonyası küresel konjonktürde tek proje olarak kalmıştır. 1990 sonrası dönemin yeni uluslararası hukuk normları ekonomi politik perspektiften ele alındığında anlam kazanmaktadır. Nitekim uluslararası hukukun yaşadığı dönüşüm yalıtılmış bir iç dönüşüm değildir. Bu noktada 1990'lı yıllardan itibaren Soğuk Savaş dönemine ait hukuk ilkeleri yerlerini insani müdahale, koruma sorumluluğu, evrensel insan hakları, haydut devlet gibi kavramlarda açığa çıkan yeni bir hukuk mantığına bırakmıştır. Merkez kapitalist ülkelerin Yugoslavya savaşları esnasında sergiledikleri iktisadi, siyasal, hukuki pratikler ve bunları mümkün kılan söylemler insan hakları ve insani müdahale kapsamında korunan menfaati insancıllık hakkındaki genel kanaatin üstünde bir noktada konumlandırmaktadır. NATO'nun Kosova'ya doğrudan müdahalesi ve Kosova'nın bağımsızlığı, uluslararası hukuk içerisinde gelişen yeni müdahaleci perspektifin ürünüdür.
Tanzimat Döneminde Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına katkısı (1831-1878)
Eflak ve Boğdan, Balkanlarda önemli stratejik konuma sahip olmakla birlikte, tarih boyunca farklı devletlerin hâkimiyeti altına girmiş ve bağımsızlığını elde edene kadar birçok mücadele vermiştir. Rekabet halinde olan dış güçlerin otoritelerini meşrulaştırma çabaları, Eflak ve Boğdan topraklarını mücadele alanına çevirmiştir. Bu rekabetten yıpranan yerli halk, topraklarının refahını sağlayabilmek için çeşitli faâliyetlere girişmiştir. Fransız İhtilâli'nin getirdiği düşünce akımlarıyla entelektüel gruplar ortaya çıkmış ve millî kimlik bilincinin etkisiyle reform hareketlerine girişmişlerdir. İlk olarak prensliklerin birleşmesiyle büyük bir adım atacak olan ihtilâlciler, 1878 yılında bağımsızlığın kazanılmasını sağlamışlardır. Bu çalışmanın amacı, Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasına katkısını incelemektir. Bu aşamada Eflak ve Boğdan'ı etkileyen Fransız İhtilâli, Fenerli ailelerin reform girişimleri ve Transilvanya Birleşik Kilisesi'nin faâliyetleri ele alınmıştır. Özellikle Eflak ve Boğdanlı ihtilâlcilerin yapmış olduğu modernleşme çalışmalarının ve dış güçlerle olan ilişkilerinin ortaya konulması, bağımsızlık sürecini görmek açısından önemli olmuştur. Entelektüellerin ulusal kimlik inşa etme çabasında dil, din ve tarih gibi kültürel öğelere başvurmaları, çalışmada Eflak ve Boğdan halkının coğrâfî, târihî menşei ve sosyo-kültürel yapısından bahsedilmesini gerekli kılmıştır. Ayrıca Eflak ve Boğdan'da ortaya çıkan ihtilâl girişimleri üzerinde dış güçlerin müdâhalesiyle yıpranmış olan halkın gösterdiği tepkilerin etkili olması, Osmanlı Devleti ve Avrupalı Devletler ile Memleketeyn arasında yürütülen diplomatik ilişkilerin değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Çalışmada Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına olan etkisi Türkçe, İngilizce ve Rumence kaynaklar ışığında incelenmiştir. Buna göre, Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasında yalnızca siyâsî gelişmelerin değil, özellikle ulusal devlet kurma aşamasında rehberlik edecek olan entelektüel grupların sosyo-kültürel faâliyetlerinin de önemli derecede katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.
Hariçteki Türkistan dergilerine göre basmacılık ve Ermeni meselesi
Çalışmada Türkistan milli bağımsızlık hareketi ve Ermeni meselesi bir bütün olarak ele alınmaktadır. Burada Türkistanlıların niçin bir bağımsızlık mücadelesine girdiği sorusuna yanıt aranmaktadır. Ardından Hokand'ın Bolşevikler ve Taşnaklar tarafından yakılıp yıkılmasıyla başlayan göç hareketlerinin ne gibi etkiler yarattığına değinilmiştir. Türkiye ve Avrupa'ya giden Türkistanlı aydınların çıkardığı Yeni Kafkasya, Azerî Türk ve Yaş Türkistan gibi dergilerin incelenmesiyle beraber Ermeni meselesinin bölge halkına nasıl bir etki bıraktığı sorusuna cevap alınmıştır. Hariçteki Türkistanlıların Ermeni meselesinden oldukça etkilendikleri görülen makalelerde özellikle Mustafa Çokayoğlu ve Mehmet Emin Resulzade gibi isimler ön plana çıkmaktadır. Söz konusu isimlerin Ermeni meselesini ne zaman ve nasıl kaleme aldığı incelenmiştir. Ayrıca yayınlanan dergilerin hangi amaçlar taşıdıkları aktarılmaktadır. Türkistan, Kafkasya ve Azerbaycan gibi bölgelerde Türk ve Müslüman halka Ermeniler tarafından yapılan katliamlarla beraber bölgenin nüfus yapısının ne gibi değişiklikler yaşadığı gözlemlenmiştir. Nitekim yapılan çalışmayla beraber Ermeni meselesinin Türk tarihi açısından ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.
Bağımsızlık sonrası Kazakistan'ın uluslararası terörizmle mücadeledeki tutumu: Hukuki bir bakış
Terörizm, modern dünyada ulusal nitelikte karşılaştığımız ciddi bir sorun olmanın yanında küresel bir boyut da kazanmıştır. Terör saldırıları gittikçe daha kapsamlı bir şekilde, modern silahlar kullanılarak insan sağlığına zarar verme ve ciddi yaşam tehdidi oluşturma amacıyla düzenlenmektedir. Toplumsal, milli, dini ve diğer çatışmaları çözmek için yasal yollardan ziyade terör tercih edilmeye başlanmıştır. Bütün bunlar, "uluslararası terörizm" olgusunun bilimsel alanda daha dikkatli araştırılmasına yol açmıştır. Bugüne kadar evrensel bir ölçekte geçerli tanımı yapılamayan terör ve terörizm kavramları konusunda görüş farklılıklarına rastlanmasının sebebi teknik değil siyasi bir nitelik taşımaktadır. Uluslararası hukukta genel kabul gören bir tanım yapılamamış olması çerçevesinde terör ve terörizm kavramları hakkındaki farklı yaklaşımlara çalışmamızda yer verilmiştir. Terörizm, ulusal sınırları aşarak uluslararası boyut kazanan ulusötesi bir olgu haline gelmiştir. Bu sebeple uluslararası terörizm kavramı da çalışmamızın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Küresel ve ulaşılabilir çok taraflı mekanizmalara sahip olduğu için terörizme karşı alınması gereken önlemler, en çok Birleşmiş Milletler aracılığıyla alınmaktadır. Ayrıca terörizmle mücadele, bölgesel düzeyde Şangay İşbirliği Örgütü, Bağımsız Devletler Topluluğu, Kollektif Güvenlik Antlaşması Örgütü gibi uluslararası örgütlerin işbirliğiyle de yerine getirilmektedir. Çalışmamızda, Birleşmiş Milletler ve Şangay İşbirliği Örgütü bünyesinde kabul edilen terörizmle mücadele ile ilgili antlaşma ve belgeler, konunun temelini oluşturmaktadır. Ayrıca bu belgelere ve antlaşmalara dayanarak, Kazakistan'ın iç hukukundaki terörizmle mücadele alanında yürürlükte bulunan Ceza Kanunu, Terörizmle Mücadele Kanunu, Aşırılıkçılıkla Mücadele Kanunu, Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilen Gelirlerin Yasallaştırılması ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun ile ilgili değerlendirmeler yapılacaktır. Bunun yanı sıra, çalışmamız boyunca ortaya çıkan hukuki zemin çerçevesinde, Kazakistan'ın terörizmle mücadeledeki tutumu ele alınacaktır. Anahtar Sözcükler: Uluslararası Hukuk, Terör, Terörizm, Uluslararası Terörizm, Birleşmiş Milletler, Şanghay İşbirliği Örgütü, Kazakistan iç hukuku
Promethee hareketi ve Ukrayna
1900'lü yılların başından İkinci Dünya Savaşı'na kadar Rusya'ya karşı mücadele eden hareketlerden biri de Promethee olmuştur. Hareketin kuruluş tarihi 1926 diye yazılsa da daha önceden yapılan tüm görüşmeler ile anlaşmalar bu hareketin evvelini ve temelini oluşturmuştur. Polonya, bağımsızlığını kazanmasıyla Rusya'yı parçalama ve bölerek yıkma planlarını hayata geçirmeye başlamıştır. Bu mücadelede Rusya tahakkümü altındaki milletlerle beraber yürüyecek olan Polonya, Avrupa devletlerinin desteğine güvenmiştir. Ukrayna, Azerbaycan, Gürcistan, Türkistan, İmparatorluğun yıkılmasıyla bağımsızlıklarını ilan etmiş ve Avrupa'ya seslerini duyurabilmişlerdi. Lakin kısa süren bu hürriyet yine Rusya sınırları içerisine dahil olarak sona ermiştir. Tek başına mücadele edecek gücü olmayan bu devletler güçlerini birleştirerek Polonya ile beraber hareket etmeye karar vermişlerdir. Arazi, askeri güç, nüfus bakımından en güçlülerden ve en erken bağımsızlığını kazanan devletlerden biri olan Ukrayna, hareketin mihenk taşı olmuştur. Simon Petlura'nın Pilsudski ile yaptığı anlaşmayla başlayan ortak mücadele, Azerbaycan, Gürcistan, Şimali Kafkasya, Kırım, Türkistan, İdil-Ural, Don, Kuban Kazakları ve diğerlerinin de katılmasıyla İkinci Dünya Savaşı'na kadar devam etmiştir. Promethee hareketi adını alan bu mücadelede eski devlet başkanları Mehmed Emin Resulzade, Noi Jordaniya, Simon Petlura, Ukrayna dışişleri bakanı Oleksandr Shulgin, Türk dünyasını bu hareketle tanıştıran Ayaz İshaki, Mustafa Çokay, Zeki Velidi Togan, Sadri Maksudi, Ali Merdan Topçubaşı, Seydahmet Kırımer, Said Şamil gibi isimler yer almıştır. Ülkelerini terk edip muhaceret hayatı yaşamak zorunda kalan bu isimler Paris, Varşova, Berlin gibi merkezlerde bir araya gelmişler farklı komite, merkezler, istihbarat birimleri oluşturarak, dergi, gazete, bülten, bildiri yayınlayarak, eğitim ve kültür merkezlerinde propaganda yaparak Avrupa'nın dikkatini çekmeye, Rusya'nın uyguladığı sömürgeci siyaseti dünyaya göstermeye çalışmışlardır. Anahtar kelimeler: Promethee, Ukrayna, Polonya, Muhaceret.
Kosova cumhuriyeti'nin bağımsızlığı ve devlet inşa süreci
Kosova, hem Sırplar hem de Arnavutlar için önemli bir bölgedir. 1912 yılına kadar Osmanlı toprağı olan Kosova, daha sonra Sırpların eline geçmiş ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yugoslavya'nın kontrolünde özerk toprak ilan edilmiştir. Ancak hala Sırbistan'a bağlı kalan Kosova'da Tito'nun ölümü ardından başlayan ekonomik sıkıntıların da etkisiyle ayaklanmalar meydana gelmiş ve bu ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırılmıştır. 1989 yılında Kosova'nın özerklik hakkının elinden alınması sonucunda 1991 yılında Kosova Cumhuriyeti ilan edilerek Sırbistan ile olan ilişkiler kesilmiştir. 2008 yılına kadar ABD, NATO ve Birleşmiş Milletler gibi güçlerin barış sürecine katıldığı dönemin sonunda, Türkiye ve ABD başta olmak üzere birçok ülke tarafından Kosova Cumhuriyetinin bağımsızlığı tanınmıştır. Avrupa Birliği günümüzde ekonomik, siyasi ve sosyal açılardan Kosova ile ilgili desteğine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada; Kosova'nın bağımsızlığına giden sürecin anlatılmasının yanında, NATO'nun Kosova'ya müdahalesi ve hukuki sonuçlarına değinilmiştir. Ayrıca Kosova'daki bağımsızlığın Balkanlara ve küresel düzeydeki etkileri de ele alınmıştır. Bunun yanında Devlet inşa sürecine bağlı olarak UNMIK ve Desentralizasyon kapsamında Kosova'nın yerel yönetim yapısı ele alınarak Kosova'nın kurumsal yapısı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kosova Cumhuriyeti'nde yaşayan farklı etnik kökene sahip halkların ve resmi kurumlarda/yönetimde yer alan katılımcıların bağımsızlık algıları, siyasi, sosyal, ekonomik durumu ve beklentileri, Türkiye'nin ve diğer ülkelerin Kosova'ya etkilerine yönelik görüşleri analiz edilmiştir. 3 genel tema altında değerlendirilen görüşmelerden elde edilen bulgulara göre, Kosova'nın bağımsızlığı öncesinde Arnavutların Sırp işkencelerine maruz kaldığı, işsiz bırakıldıkları, ayrımcılığa uğradıkları ve göç etmek zorunda kaldıkları ifade edilmiştir. Kosova'nın Cumhuriyetle yönetilmeye başlaması ile halkın siyasi olarak kendilerini ifade etmeye başladıkları da tespit edilmiştir. Kosova'nın yerel yönetimi kapsamında devlet inşa sürecinin daha çok UNMIK vasıtasıyla devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal ve kültürel anlamda Kosova hükümetinin azınlıklara yönelik saygı ve kültürü yaşatma politikalarından memnun olunduğu belirlenmiştir. Kosova'nın bağımsızlık sürecinde ülkelerin etkilerine ilişkin bulgular incelendiğinde; özellikle ABD'nin aktif rolü yanı sıra Türkiye, BM ve AB'nin desteklerinin de ön planda olduğu tespit edilmiştir. Rusya'nın ise Kosova ile ilişkilerinin kopuk olduğu belirtilmiştir. Kosova sorunu nedeniyle Sırplar ve Arnavutlar arasındaki sorunların ise hala sürdüğü ve Kosova halkının bağımsızlığını korumak ve Avrupa'da söz sahibi olabilmek açısından kurumsallaşma çabalarının devam ettiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kosova, Bağımsızlık, UNMIK, Kosova Halkları, Devlet İnşası, Balkanlar.
Promete hareketi çerçevesinde SSCB'nin Türkistan ile ilişkileri
Türkistan coğrafyası, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İçinde bulunduğu konum ve yeraltı zenginlikleri bakımından da jeopolitik ve jeostratejik önemi olan bir alandır. Çin, Hindistan, Türkiye ve Rusya gibi ülkelerle sınır komşusu olması da onu bu anlamda bir cazibe merkezi hâline getirmiştir. Çalışmamızda Türkistan'ın bağımsızlığı için önemli bir yayın organı olan Promete dergileri incelenmiştir. Söz konusu dergiler, Rus çatısı altında yaşamak istemeyen Türkistan halkının bağımsızlık mücadelesini konu edinen ve 1926-1938 yılları arasında varlığını korumuş olan önemli bir yayın organıdır. Anahtar Kelimeler: SSCB, Türkistan, Promete
İşgalin başından günümüze Filistin eğitim sistemi
Filistin halkı, bilimsel mücadelesi boyunca zor koşullardan geçti ve hala genel hedefler, müfredat ve denetim açısından eğitimin farklı dönemlerden etkilendiği olağanüstü koşullara maruz kalıyor. Bu nedenle Filistin halkının eğitim sistemini incelerken tarihin içinden geçmiş durumlardan ve savaşlardan uzaklaşamayız. Eğitimin her zaman insan yolculuğunu engelleyen her şeyle yüzleşmek için ilk araç ve silah olduğu yer. Bu nedenle, bu tarihsel çalışma, Filistin eğitim sisteminde meydana gelen değişikliklerin arkasındaki itici güçlerin 1917'de İngiltere'nin emrinde göründüğünü; Filistin'de yasadışı İsrail devletinin kurulması; Mısır ve Ürdün egemenliği 1967; İsrail -Arap savaşları. İsrail'in etkisiyle 1.289 okul kapatıldı ve 297'si bombalanarak tamamen yok edildi. Ayrıca Filistin eğitim müfredatı saldırganların kontrolü altında kaldı. 1993'ten bu yana Filistin eğitiminin değişme şekliyle ilgili olarak, kendi yapısını inşa etme, personel işe alma, yönetim sistemlerini ve planlama ve yönetim kapasitesini geliştirme, geliştirme programları tasarlama ve bunların uygulanması için kaynak yaratma ile ilgili olarak, ilk birleşik Filistin müfredatını geliştirin Batı Şeria ve Gazze için. ayrıca eğitimin mevcut gerçekliğinin teşhisi ve eğitimin temel bir insan hakkı olduğu kadar sosyal ve ekonomik kalkınma için bir yaşam aracı olduğu ve ahlaki değerin köklerinin aşılanmasının önemi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın bağımsızlığı ve 2008 küresel finans krizi sonrası Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın uyguladığı yeni para politikası araçlarının değerlendirilmesi
Geçmişi 17. yüzyıla dayanan merkez bankalarının 20. yüzyılda ülke ekonomilerinin gelişimindeki rolü çok daha önem kazanmış ve merkez bankalarının üzerine düşen sorumluluk gittikçe artmıştır. Bu doğrultuda merkez bankalarının üzerine düşen görevleri başarılı bir şekilde yerine getirebilmeleri için bağımsız olmaları zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmam da merkez bankası bağımsızlığı çerçevesinde TCMB'nin bağımsızlık derecesini incelemeye çalıştım. Merkez bankalarının bağımsızlığının en önemli göstergelerinden biri uyguladıkları para politikalarındaki başarılarıdır. 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında merkez bankaları, temel amaçları olan fiyat istikrarının yanına bir başka temel amaç olan fiyat istikrarını da eklemişlerdir. Bu çalışmama da TCMB'nin bağımsızlığıyla beraber 2008 Küresel Kriz 'den sonra Banka'nın uygulamaya koyduğu yeni politika araçlarını inceleyerek sonuçlarını değerlendirdim. TCMB 2001 yılında 4651 Sayılı Kanunla dünya ölçeğinde bir yasal bağımsızlığa kavuşmuştur. Fakat özellikle son yıllarda siyasal iktidar ile yaşanan gerilimler ve bunun sonucu olarak Banka'nın politika araçlarını kullanma konusunda çekimser kalması, Banka'nın bağımsızlığının yasalarla teminat altına alınmış olmasına rağmen fiiliyatta bunun tam olarak gerçekleşmediği anlamına gelmektedir. TCMB, 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında geleneksel para politikası araçlarının etkinliğini artıracak değişiklikler yapmış ve buna ek olarak yeni para politikası araçları geliştirmiştir. Banka'nın kullandığı temel araçlar; politika faizi, faiz koridoru, zorunlu karşılıklar ve ROM, likidite yönetimi olarak sıralayabiliriz. Banka, elindeki araçları 2008 yılından itibaren etkin kullanarak ekonomide önemli iyileşmeler sağlamıştır. Fakat son dönemde politik bağımsızlığıyla ilgili yaşadığı sorunlardan ötürü özellikle politika faizi ve faiz koridoru araçlarını etkin kullanamadığını görmekteyiz. Son yıllarda TL'nin aşırı değer kaybetmesi ve enflasyon hedefinin bir türlü tutturulamaması da TCMB'nin para politikalarında istenilen düzeyde başarılı olmadığını bize göstermektedir.
Azerbaycan bağımsızlık mücadelesi lideri Ebülfez Elçibey
Bu çalışmada Azerbaycan tarihi için önemli bir yere sahip olan seçkin devlet adamı, demokrat, milli lider ve bunların yanında bir bilim insanı olan Ebülfez Elçibey'in hayatı ve düşünce sistemi ele alınmıştır. Azerbaycan'ın bağımsızlığını kazanma sürecindeki rolü, iktidara gelişi, devlet teşkilatlanmasındaki faaliyetleri, izlediği politikalar, iktidarına karşı yapılan darbe ve bunlara bağlı siyasi gelişmeler detaylı şekilde incelenmiştir. Çalışmada Ebülfez Elçibey'in yürüttüğü faaliyetlerin siyasi yansımaları ve sebep sonuç ilişkilerinin detaylı bir şekilde sunulabilmesi amacıyla kapsamlı bir literatür ve doküman taraması gerçekleştirilmiştir. Konu ile ilgili Türkiye ve Azerbaycan'da yayımlanan kitaplar, dergiler, akademik makaleler ve tezler incelenmiştir. Elde edilen bilgiler sistematik ve kronolojik bir yapıda sunulmuş, ulusal ve küresel basın ile medyada yer alan kaynaklara yansımaları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ebülfez Elçibey'in faaliyetlerinin özellikle içinde bulunduğu dönemin şartlarına zıt olarak antiemperyalist bir anlayışla bir milletin bağımsızlığı için yaptığı çalışmalarının demokrasiye ve Siyaset Bilimine yansımaları açıklanmaya çalışılmış ve yorumlar sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ebülfez Elçibey, Azerbaycan, Demokrasi, Rusya, Askeri Darbe.
Bir devletin parçalara ayrılması durumlarında ortaya çıkan yeni devletlerin halefiyeti ve Yugoslavya örneği
Uluslararası hukukun tartışmalı konularından biri olan devletlerin halefiyeti, uygulamada devletlerin uzlaşamadıkları temel sorunlardan biri olagelmiştir. Bir devletin ülkesinin bir kısmı ya da tamamının başka bir devlet egemenliğine geçmesi olarak tanımlanabilecek olan halefiyetin; ne kavramsal çerçevesi ne de halefiyet meselesinin kapsamı konusunda bir birlik sağlanabilmiştir ki bu durum öncelikle ve ziyadesiyle uluslararası hukukun yapısından ileri gelmektedir. Bilindiği üzere uluslararası hukukta, ulusal hukukların aksine, bütün aktörleri bağlayıcı bir egemen iradenin ve aynı bağlamlı düzenlemelerin yokluğu, uluslararası hukukun çıkar eksenli politik işleyişi de göz önünde tutulduğunda, özellikle yoğun çıkar çatışmalarının yaşandığı konularda birlik sağlanmasını güçleştirmektedir. Uluslararası hukukun bu yönünün halefiyet noktasında bu denli öne çıkmasının nedeni de hiç kuşkusuz halefiyet konusunun yoğun şekilde çıkar odaklı olmasıdır. Zira uluslararası hukukun aslî süjesi olan devletlerin sona ermesi ya da devleti oluşturan unsurlarda değişikliklerin meydana gelmesi birtakım ciddi sonuçları ve sorunları beraberinde getirmektedir. Bu durum devletlerin halefiyetinin geniş kapsamından ileri gelmektedir ki; uluslararası antlaşmalar, devletlerin malvarlığı, devletlerin borçları, devletlerin arşivleri, vatandaşlık gibi önemli hususlar bu kapsam dahilindedir. Halefiyet konusunda bir birlik sağlamak adına Birleşmiş Milletler ?1978 Viyana Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Sözleşmesi? ve ?1983 Viyana Devletlerin Devlet Malları, Arşivleri ve Borçlarına Halef Olma Sözleşmesi?ni kabul etmiştir. 1978 Tarihli ilk Sözleşme yürürlüğe girmiş ancak ikinci Sözleşme henüz yürürlüğe girmemiştir. Vatandaşlık konusunda da devam eden sözleşme çalışmaları da göstermektedir ki, örf ve âdet hukuku bağlamında uygulanmakta olan halefiyet konusunun yazılı hale getirilmesine, devletler arasında bir birlik sağlanmasına çalışılmaktadır. Bu çalışmada, söz konusu Sözleşmeler ve devlet uygulamaları esas alınarak halefiyet konusu ele alınmış ve Yugoslavya?nın parçalanması sonucu ortaya çıkan yeni devletlerin halefiyeti meselesi incelenmiştir. Yugoslavya?nın çok uluslu yapısı, bölgeler arasındaki ekonomik farklılıklar, milliyetçilik akımının yayılması, bağımsızlık hareketleri, azınlık sorunları gibi faktörler parçalanmaya zemin oluşturmuş, 1991?de başlayan bağımsızlık hareketleriyle birlikte Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti sona ermiştir. Çalışmamızda bu parçalanma ile gündeme gelen halefiyet vakıası ve bağımsızlıklarını ilan ederek yeni bir devlet olan Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Makedonya, Sırbistan ve Karadağ?ın halefiyetleri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Devlet, Halefiyet, Yugoslavya, Uluslararası Antlaşma.
Merkez bankalarının bağımsızlık sorunu çerçevesinde T.C.M.B.'nın incelenmesi
ÖZET Bu çalışmada, para politikalarının oluşturulmasında bağımsız MB'larmm rolü ve önemi ele alınarak bu konu Türkiye özelinde incelenmiştir. Merkez Bankaları elindeki para politikası araçlarını siyasi iktidar ile birlikte belirli kural ve ilişkiler bütünü içerisinde kullanmaktadır. Siyasi iktidarlar, kısa vadeli ve popülist politikalar uğruna MB kaynaklarını kullanma eğilimi taşımaktadır. Bu yüzden yasal ve fonksiyonel olarak bütünüyle bağımsızlık kazandıracak düzenlemelere gitmeden MB'larmı siyasi baskılardan kurtarmak mümkün değildir. Bu gerçekten hareketle bugün bağımsızlık çalışmaları hız kazanmıştır. Bağımsız MB larınm, ekonomik istikrarı olumlu yönde etkilediği gözlenmektedir. Dolayısıyla konunun ülkemiz için taşıdığı önem de büyüktür. TCMB siyasi iktidarlardan olumsuz yönde etkilenmekte ve para politikalarını bağımsız bir şekilde oluştur amamaktadır. Yaşadığımız kronik enflasyon sorununun çözülebilmesi için TCMB'na bağımsız davranmasını sağlayıcı özelliklerin ivedilikle kazandırılması gerekmektedir.
1821 Mora İsyanı ve Yunanistan'ın bağımsızlığı
Osmanlı Devleti 'nde, dil, din serbestisine sahip olarak Ortodoks Patrikhanesi 'nin yönetimine bağlı kılınan Rumlar, otonom bir yönetim şekli altında yaşadılar. Bu sayede ulusal kimliklerini koruyabildiler. Zamanla imparatorluk içindeki diğer etnik unsurlardan farklı olarak Osmanlı yönetim sistemi içinde önemli mevkilere getirildiler. XVIII. yüzyıla kadar Osmanlı yönetimini, bir Hristiyan devlet yönetimine tercih ederlerken, özellikle bu yüzyılın ikinci yansından sonra tam tersi bir tutum içine girdiler. Osmanlı egemenliği altında yaşadıkları dönemlerde, batı kültür ve uygarlığı ile temaslarını sürdüren Rumlar, özellikle Fransız Devrimi'nden sonra, Avrupa uygarlığının kaynağı olan bir mirasın varisleri olduklarını düşünür oldular. Bu şekilde çeşitli etkenlerle oluşmaya başlayan ulusal bilinç, XVIII. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan Rum burjuva sınıfı tarafından geliştirildi ve geniş kitlelere ulaşması sağlandı. Bağımsız bir yaşam için, kendi devletlerinin çıkarları doğrultusunda Rusya ve Fransa tarafından da desteklenen Rumlar, 1821 yılı Mart ayında Eflak ve Boğdan'da ilk ayaklanmayı başlattılar. Ardından da Mora' da ayaklandılar. Bu sırada Tepedelenli Ali Paşa isyanını bastırmakla uğraşan devlet, Eflak-Boğdan isyanım kısa sürede bastırdığı halde, Mora' da aynı başarıyı gösteremedi. Bir yandan bölgeye yapılacak askeri harekatları düzenlerken, diğer yandan da bir dizi önlem alıp, İstanbul ve Anadolu'ya sıçramasını engellemeye çalıştı. Ancak buna rağmen, Mora Yarımadası ve Ege adalarındaki isyanın giderek yaygınlaşmasını engelleyemedi. Padişah II.Mahmud, kendi güçleriyle isyanı bastıramayacağını anlayınca Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa 'dan yardım istedi ve ancak bu sayede isyan büyük ölçüde yatıştırılabildi. Mora, neredeyse bir kez daha fethedildi. Fakat bu sırada, Avrupa devletlerinin, birbirleri lehine olacak herhangi bir çözümü engellemek için müdahalede bulunmaları, Osmanlı Devleti 'ni bir başka sorunla yüz yüze getirdi.Ill Rusya ve İngiltere'nin, Mora'da yaşayan Rumlar'a özerklik verilmesi doğrultusundaki baskılarına direnen devlet, Navarin'de Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması, ardından da Rusya ile yapılan fakat yenilgiyle biten savaş sonunda, Osmanlı Devleti'ne vergi ile bağlı bir Yunan Devleti'ni, Edirne Antlaşması ile kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra, bu sonuçla yetinmeyen ve bağımsız bir Yunanistan'ı çıkarlarına daha uygun bulan İngiltere'nin çabalarıyla oluşturulan, bağımsız Yunan Krallığı'm da tanımak zorunda bırakıldı. Böylece Rumlar, Osmanlı Devleti 'nden ayrılarak devlet kuran ilk ulus olurken, Osmanlı topraklan üzerinde de, ilk bağımsız Hristiyan devlet kurulmuş oldu.
Bağımsızlık sonrası Kazakistan'da göç ve Oralmanlar
Sovyet yönetiminin baskıcı politikaları nedeniyle kendi topraklarından göç eden Kazaklar, 1991 yılında Kazakistan'ın bağımsızlığının ilan etmesinden sonra vatanlarına geri dönmeye başlamıştır. Bu göç bugüne kadar devlet desteğiyle devam etmiştir. Oralmanlara uygulanan devlet destekli göç politikasını ve bu politikaya uygun olarak geliştirilen "Nurlu Göç" (2 Aralık 2008 tarihinde kabul edilen göç programı) programıyla Oralmanların ülkeye olan dönüşlerini inceleyen bu çalışmanın temel hipotezi, Kazakistan'ın göç politikasının temelini oluşturan Nurlu Göç programının birincil amaçlarına uygun yapılmadığını ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın hipotezini doğrulamak amacıyla Oralmanların topluma uyumu konusunda devletin ne tür politikalar uyguladığı ve uygulanan politikaların sonuç verip vermediği sorularına cevap aranacaktır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Oralman kimliği ile kimliğe en çok vurgu yapan inşacı uluslararası ilişkiler teorisi arasında pratik bir bağlantı kurulacaktır. İkinci bölümde Oralmanların anavatanına dönme tarihi ve süreçleri Sovyetler Birliği ve Bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti dönemleri ele alınarak anlatılacaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Kazakistan'ın göç politikası ve Nurlu Göç programı detaylıca ele alınacaktır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise Oralmanların Kazakistan'daki genel durumları, barınma ve istihdam koşulları, nerelerde yaşadıkları, eğitim olanakları ve sosyo-ekonomik durumları detaylıca incelenecektir. Çalışmada ilk elden bilgilerin toplanabilmesi için saha araştırması yapılarak Kazakistan'a gidilmiş ve çeşitli bölgedeki Oralmanlar ile mülakatlar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kazakistan, Göç Politikası, "Nurlu Göç" Programı, Kimlik, Oralman.
Bağımsızlık sonrası dönemde Azerbaycan`ın uluslararası örgütlerle ilişkileri
90`lı yıllarda uluslararası arena bir çok yeniliklere şahitlik etti. Bu yeniliklerden biri Sovyetler Birliği`nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden ülkeler oldu. Bağımsızlığını ilan eden 15 ülkeden birisi de Azerbaycan Cumhuriyeti oldu. 1991 yılında bağımsızlığını ilan ederek yeni başlangıça adım atan ülke, ilk yıllarda zor ve istikrarsız süreçten geçmek zorunda kaldı. Daha sonra belirlenen politika ve strateji sayesinde bölgesel ve uluslararası düzeydeki konumu yükselmeye başladı. Azerbaycan`ın yeni inşa edilen dış politikası çerçevesinde uluslararası örgütler ile ilişkiler önemli bir yer kapsamakta idi. Bağımsızlık politikası çerçevesinde Azerbaycan, uluslararası sistemde söz sahibi olan küresel ve bölgesel örgütlerle ilişkiler kurmuş ve bu ilişkileri geliştirmeye çalışmıştır. "Bağımsızlık Sonrası Dönemde Azerbaycan`ın Uluslararası Örgütlerle İlişkileri" isimli bu tez çalışmasında Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra yeniden bağımsızlığını kazanan Azerbaycan`ın dış politikasındaki ilişkilerinde önemli yere sahip olan uluslararası örgütler ile ilişkileri incelenecektir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde uluslararası örgütler anlayışı teorik ve kavramsal çerçevede ele alınacaktır. İkinci bölümde Azerbaycan iktidarında olan cumhurbaşkanları dönemlerinde uluslararası örgütler ile ilişkiler`e yer verilecektir. Üçüncü bölümde uluslararası örgütler, bölgesel ve küresel olarak sınıflandırılacak ve Azerbaycanla mevcut ilişkilerden bahsedilecektir. Çalışmada son kısım olarak sonuç kısmı yer alacaktır. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Uluslararası Örgütler, Uluslararası Sistem, Dış Politika