Biomechanics
105 theses under this subject heading
Farklı yüzey özelliklerine sahip piezocerrahi testere uçlarının biyomekanik özelliklerinin karşılaştırması
Birçok avantaja sahip olan piezocerrahi aletlerinin kullanımında çok sık karşılaşılan sorunlardan biri, piezocerrahi testere uçlarının kırılmasıdır. Bu çalışmada farklı yüzey özelliklerine sahip piezo cerrahi testere uçlarının kırılma ve dayanıklılık gibi biyomekanik özelliklerinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması yapılmıştır. Araştırmada kullanılmak üzere kliniğimizde en sık kullanılan piezocerrahi testere ucu belirlenmiş ve bu osteotomide kullanılan testere ucundan her grupta 10'ar tane olmak üzere 4 farklı gruptan toplam 40 tane üretilmiştir. Birinci gruba 54 HRC AISI 420C paslanmaz çelik üzerine Titanyum Nitrür (TiN) kaplama, ikinci gruba 54 HRC AISI 420C paslanmaz çelik üzerine Elmas Benzeri Karbon (DLC) kaplama yapılmıştır. Kalan son iki grupta ise AISI 420C paslanmaz çeliğin sertlik karakterizasyonu değiştirilmiş 54 HRC ve 48 HRC paslanmaz çelik olarak kaplamasız üretilmiştir. Piezocerrahi testere uçları eşit standartlarda universal test cihazına yerleştirilip cantilever eğme testine tabi tutulmuştur. Gruplar arası karşılaştırmada, deney sonucu elde edilen grafikteki "Elastik limit" noktaları ve elastik limit noktasına kadar olan "Enerji" değerleri kullanılmıştır. Eğme deneyine ek olarak piezocerrahi testere ucuna dinamik bir sistem için sonlu elemanlar analizi uygulanmıştır. Böylelikle hareket halindeki bir piezocerrahi testere ucun üzerindeki eşdeğer gerilme dağılımları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak 48 HRC paslanmaz çelikten üretilmiş kaplamasız piezocerrahi testere uçların Elastik limit değerleri diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,008). Sonlu elemanlar analiz bulgularına göre de piezocerrahi testere uç üzerindeki en çok kırılma beklenen alan gövde kısmındaki büküm bölgesi olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: piezocerrahi, testere uç, biyomekanik, kırılma
Başarısız kalça çivilemesi sonrası yapılan kalça artroplastilerinde uzun femoral protez seçimi gerekli midir? Biyomekanik çalışma
Amaç: İnstabil intertrokanterik kırık (İTK) tedavisinde kullanılan proksimal kalça çivisinin (PKÇ) başarısız olması sonucunda artroplastiye dönüşüm gerekebilmektedir. Çalışmamızın amacı PKÇ sonrası artroplastiye dönüşümde distal kilitleme vida deliği defektini iki korteks uzunluğunda geçen çimentolu ve çimentosuz femoral stemler ile defektin proksimalinde sonlanan çimentosuz femoral stemlerin periprostetik kırık riski açısından biyomekanik olarak karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: AO A2.1 instabil İTK kırık modeli oluşturulmuş 15 adet osteoporotik sentetik femur modeli 3 eşit gruba (Grup I: Çimentolu, vida deliğini geçen stem; grup II: çimentosuz, standart stem ve grup III: çimentosuz, uzun stem) ayrıldı. Modellerin tümüne standart PKÇ uygulandıktan sonra implantların tamamı çıkarıldı ve femoral stemler uygulandı. Tüm modellere, aksiyel (15 N - 350 N; 10000 siklus) ve rotasyonel (0,5 Nm - 10 Nm; 10000 siklus) yükler uygulandıktan sonra aksiyel yetersizlik yüklenmesi (15 mm/dk) uygulandı. Aksiyel ve rotasyonel düzeneklerde, modellerin siklik yüklenme öncesi ve sonrası dayanıklılıkları (stiffness) ve modellerde yetersizlik oluşturan kuvvetler (failure load) hesaplanarak gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Modellerin siklik rotasyon ile başlangıçta (ilk 1000 siklus) gösterdikleri sertlik (stiffness) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 3903 (3430–4247) Nmm/°, grup II'de 3392 (2487–3586) Nmm/°, grup III'te 3512 (3295–3884) Nmm/° olarak bulundu. Gruplar arasında ilk 1000 siklus başlangıç sertlikleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p= 0,208). Son sertlik (10.000 siklus) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 3817 (3699–4459) Nmm/°, grup II'de 3408 (2963–3546) Nmm/°, grup III'te 3476 (3246-3806) Nmm/° olarak bulundu. Grup I grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,09). Grup I ile grup III arasında (p=0,104) ve grup II ile grup III arasında (p=0,322) anlamlı bir fark bulunamamıştır. Modellerin siklik aksiyel yüklenme ile başlangıçta (ilk 1000 siklus) gösterdikleri sertlik (stiffness) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 930 (864–1034) N/mm, grup II'de 739 (682–807) N/mm, grup III'te 930 (902–1033) N/mm olarak bulundu. Grup I ile grup II arasında, grup I grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,011). Grup II ile grup III arasında, grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,006). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,832). Son sertlik (10.000 siklus sonrası) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 956 (927–1074) N/mm, grup II'de 775 (701–830) N/mm, grup III'te 919 (910–1050) N/mm olarak bulundu. Grup I ile II arasında, grup I, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,011). Grup II ile grup III arasında, grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,006). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,832). Modellerin aksiyel yüklenme sonrası ortalama aksiyel yetersizlik yüklenmesi (failure load) medyanları (Q1-Q3) grup I'de 5537 (5229 – 5857) N, grup II'de 4101 (3938 – 4195) N, grup III'te 4851 (4432 – 5752) N olarak bulundu. Grup I ile II arasında grup I, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,002). Grup II ile III arasında grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,024). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,437). Sonuç: Osteoporotik, instabil intertrokanterik kırıklar için yapılan proksimal kalça çivisi sonrası kalça artroplastisine dönmek gerektiğinde, çimentolu veya çimentosuz tespit yapmanın, rekonstrüksiyonun dayanıklılığını anlamlı derecede değiştirmediği ancak femoral stemin uzunluğunun, çıkartılan çivinin distal kilitleme vidasını iki korteks kadar uzunlukta geçecek şekilde belirlenmesinin periprostetik kırık riskini azaltacağını göstermektedir.
Sıcak ve soğuk kanlı iskelet kaslarının biyoelektrik ve biyomekanik parametrelerine ketaminin etkisi
I» ______ ÖZET Bu çalışmada soğuk ve sıcak kanlı deney hayvanlardan kurbağa ve sıçanın siyatik sinir-sartorius kas ve frenik sinir-hemidiyaf- ragma sinir-kas preparatlarmın biyoelektrik ve biyomekanik parametreleri ve bu parametrelere ketaminin etkisi incelenmiştir. Çalışmada ağırlıkları 80-100 g arasında değişen Rana-pipien türü kurbağadan disekte edilen 18 adet siyatik sinir-sartorious kas preperatı ile, ağırlıkları 200-230 g arasında değişen Albino-wistar türü sıçandan disekte edilen 13 adet frenik sinir-hemidiyaf ragma kas preperatı kullanılmıştır. Bu preparatlarm normal ve ketamin dozuna bağlı mekanogram değerleri, izole organ banyosunda izometrik çevirec ile ölçüldü. Her iki preperatta da nöromüsküler iletimin blokaj miktarları artan ketamin dozu ile artmakta, fakat iletimi bloke eden ketamin konsantrasyonları farklı olmaktadır. Bununla birlikte, ketamin etkisinin ortadan kalkma süresi, yani yıkandıktan sonra geriye dönüş süreleri aynıdır. Kullanılan preperatlarının biyoelektriksel parametreleri mikroelektot yöntemiyle ölçüldü. Her iki preperatm biyoelektriksel parametrelerinin normal değerlerinin farklı olduğu, fakat zar ve aksiyon potansiyeli parametrelerinin ketaminin dozuna bağlı olarak değiştiği bulundu. Soğuk ve sıcak kanlı iskelet kaslarının biyomekaniksel ve biyoelektriksel özelliklerinin farklı olduğu ve bu kaslarda ketaminin doza bağlı etki derecelerin de farklı olduğu belirlendi. Literatürde soğuk ve sıcak kanlı kasların biyoelektrik ve biyomeka nik parametrelerine (BBP) ait çok sayıda bilgi bulunmaktadır. Bu çalışmada laboratuvarımızda kullanılan Rana-pipien türü kurbağanın sartorius sinir-kas preperatlarının BBP'nin normal değerleri ile Albino-wistar türü sıçanın diyafragma sinir-kas preparatlarmın BBP'nin normal değerlerini saptamak ve karşılaştırmak da amaçlan mıştır. Klinikte genel anestezik olarak kullanılan ketamin, lokal anestezikler gibi davranıp sinir-kas preparatlarmda nöromüskülerkavşağı etkileyerek iletimi bloke eder. Düşük ketamin konsantras yonları zarı depolarize, yüksek konsantrasyonları ise zarı hiperpolarize eder. Sıcak kanlı sıçan frenik sinir-hemidiyaf ragma kas preparatında nöromüsküler iletimi bloke eden ketamin konsant rasyonu, soğuk kanlı kurbağa siyatik sinir-sartorius kas prepara tında nöromüsküler iletimi zayıflatır, yani bloke edemez, ancak daha yüksek ketamin konsantrasyonlarında nöromüsküler iletim bloke olur. Ketaminin doza bağlı olarak oluşturduğu etkinin farklı olması, kullanılan preparatlarm yapısı, işlevleri ve ortam sıcaklığının farklı olmasından ileri gelmektedir.
Pasif bir alt ekstremite yürüyüş desteğinin biyomekanik tasarımı
Yürüyüş destekleri genel olarak bilinen adıyla dış iskeletler insan uzuvları ile etkileşim halinde çalışan, 1890 yılından günümüze kadar gelişerek, kullanan kişiye yardımcı olmak için tasarlanan giyilebilir cihazlardır. Dış iskeletler insan makine etkileşiminin artmasıyla günümüz teknolojisinde askeriye ve sağlık alanı başta olmak üzere endüstriyel ve sivil hayatta da kullanılmaya başlanmıştır. Bu tez çalışmasında uzun süre yürüyen kişiler için alt ekstremitede yürüyüş desteğinin biyomekanik tasarımı ve matematiksel modellemesi gerçekleştirilmiştir. Böylece uzun süreli yürüme nedeniyle alt ekstremitede ciddi sağlık problemleri oluşmadan çalışan kişilerin daha konforlu çalışabilmesi ve daha az metabolik enerji harcaması öngörülmektedir. Tasarımı yapılan model, boyu 1,80 m ve kütlesi 80 kg birinin vücut ölçüleri baz alınarak oluşturulmuştur. Yürüyüş desteği olarak tasarlanan sistem için öncelikli olarak yürüyüşün basma fazı alt evrelerinde yürüyüş desteği bulunmayan modelin tüm vücut serbest cisim diyagramı ve segment olarak elde edilmiş serbest cisim diyagramları oluşturularak denge denklemleriyle bilinmeyen kuvvetlerin ve ayak bileği momentinin bulunması sağlanmıştır. Yürüyüş desteği bulunmayan modeldeki denklemler oluşturulduktan sonra tasarımı yapılmış yürüyüş desteği modeliyle birlikte bulunan sistemdeki kuvvetlerin ve ayak bileği momentinin değişimini bulmak için denklemler oluşturulmuştur. Bulunan denklemler, yürüyüş çevriminin salınım fazında ayağın yerle teması çok az olduğu için basma fazının alt evrelerindeki ayağın konumu kullanılarak hesaplanmıştır. Matematiksel çözüm ile birlikte yürüyüş desteği bulunan ve bulunmayan alt ekstremite için Aşil tendon kuvveti, ayak bileğine etki eden kuvvetler ve ayak bileği momenti bulunmuştur. Oluşturulan modelin bilgisayar programında analizi yapılarak sistemin toplam deformasyonu ve sistemdeki yay kuvvetleri ile yaydaki uzama miktarları elde edilmiştir. Tasarımı ve hesaplaması yapılan model yardımıyla mekanik olarak çalışan ve yürüyüş sırasında ayağa gelen yükleri azaltarak metabolik enerjinin azalmasına yardımcı olan bir sistem önerilmiştir. Mekanik olarak çalışacak sistemde Aşil tendonuna gelen yükün azaltılması için tendona paralel ve yürüme sırasında harcanan metabolik enerjiyi azaltacak şekilde yaylar eklenerek daha sade bir sistem tasarlanmıştır. Böylece herhangi bir harici güç gereksinimine ihtiyaç duyulmadan bir yürüyüş desteği oluşturulmuştur.
Sınıf III maloklüzyonların tedavisinde kullanılan yüz maskesi, kemik destekli maksiller protraksiyon ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon yöntemlerinin biyomekanik etkilerinin sonlu elemanlar analiziyle incelenmesi
Bu çalıĢmanın amacı, maksiller retrüzyona sahip hastaların tedavisinde kullanılan farklı iskeletsel ilerletme y ntemlerinin in vitro olarak incelenmesidir. Gaziantep Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim dalında daha nceden tedavi edilmiĢ 10 yaĢında maksiller retrüzyona sahip hastanın bilgisayarlı tomografi g rüntülerinden elde edilen kafatası modeli üzerine 3 ayrı tedavi senaryosu kurgulandı ve sonlu elemanlar analizi uygulandı. Birinci senaryoda; hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi, ikinci senaryoda; kemik destekli maksiller ilerletme y ntemi ve hızlı üst çene geniĢletmesi, üçüncü senaryoda ise; hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemi kullanıldı. Hyrax vida her modelde 0,25 mm aktiflendi ve her bir taraf için yüz maskesinde 500 g, kemik destekli maksiller ilerletmede ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde 250 g kuvvet uygulandı. ÇalıĢma sonucunda hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modeli ile kemik destekli maksiller ilerletme y nteminde kafatasında benzer stres dağılımları g rülürken bu stresler hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemine g re daha fazlaydı. Sonuçta maksillada kemik destekli maksiller ilerletme modelinde orta yüzü kapsayacak kadar ne ilerleme bulunurken, hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde maksillada daha çok Le Fort I düzeyinde maksiller ilerleme bulundu. Hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modelindeyse daha çok dentoalveoler ilerleme tespit edildi. Elde edilen gerilme dağılımları ve deplasman değerleri g z nünde bulundurulduğunda, kemik destekli maksiller ilerletme y nteminin hem diĢsel yan etkileri ortadan kaldırması hem de maksiller ilerletmedeki etkinliği sebebiyle hızlı üst çene geniĢletmesi/yüz maskesi ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemlerine g re daha fazla iskeletsel etkinlik sağladığı g rüldü.
Vitamin d düzeyi ile proksimal kas biyomekanik özelliklerinin ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı 65 yaş ve üstü hastalarda D vitamini düzeyi ile proksimal kasların kas güçleri ve biyomekanik özellikleri (tonus, elastikiyet ve sertlik) arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Altmış beş yaş ve üzeri 109 hasta çalışmaya dahil edildi. Proksimal kasların kas gücü ve biyomekanik özellikleri (tonus, elastikiyet ve sertlik) değerlendirildi. Kas gücü, MicroFET3 ile ölçülürken biyomekanik özellikler MyotonPro cihazı ile değerlendirildi. Hastaların fiziksel fonksiyonları, standart bir veri formu ve zamanlı kalk ve yürü testi ile değerlendirildi. Serum 25(OH)D vitamin düzeyleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi yöntemi ile ölçüldü. D vitamini eksiklik ve yeterlilik grupları arasında, kas parametrelerinin karşılaştırmalı analizi yapıldı. ROC eğrisi, MicroFET3 ile ölçülmüş proksimal kas güçlerinin vitamin D durumunu saptamadaki potansiyel rolünü değerlendirmek için kullanıldı. Bulgular: Yüzdokuz hastanın (88 kadın, 21 erkek) yaş ortalaması 71.2±4.6 yıl idi. Kas güçleri, D vitamini düzeyi yeterli olanlarda istatistiksel olarak yüksek bulundu (p<0.005). Non-dominant quadriceps kası elastisitesi ve bilateral hamstring kaslarının elastisitesi D vitamini düzeyi yeterli olanlarda istatistiksel olarak yüksek bulundu (sırasıyla p<0.01 ve p<0.05). D vitamini düzeyleri yükseldikçe hastaların fiziksel performansının arttığı saptandı (p<0.05). En önemlisi ise ROC analizine göre, MicroFET ile ölçülen kas gücü değerlerinin, serum 25(OH)D vitamin düzeylerini yansıtabilmesi açısından kabul edilebilir doğruluk seviyesine (Eğri altında kalan alan, EAKA >0.70) sahip olduğu bulundu. Sonuç: Proksimal kas güçlerinin, kas elastisitesinin ve hastaların fiziksel performanslarının D vitamin durumu ile ilişkili olduğu saptandı. Proksimal kas güçlerinin, D vitamini düzeyinin yeterliliğini orta düzeyde doğrulukla gösteren bir belirleyici olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: yaşlı birey, kas gücü, kas tonusu, vitamin D
Duchenne muskuler distrofili hastalarda kas tonusu sertlik ve elastisitenin değerlendirilmesi
Duchenne Muskuler Distrofili Hastalarda Kas Tonusu Sertlik ve Elastisitenin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı Duchenne Muskuler Distrofili (DMD) hastaların, kaslarının biyomekanik özelliklerini miyotonometri cihazı ile ölçmek ve fonksiyonel parametrelerle korelasyonunu değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Otuz yürüyebilen DMD'li çocuk ve yaş eşleştirilmiş 30 sağlam erkek çocuk dominant taraflarından ölçüme alındılar. Kas tonusu, elastisite ve sertlik değerleri MyotonPro cihazı ile istirahat ve kontraksiyon halindeki Gastrokinemius medialis (GKM), Tibialis Anterior (TA) ve Vastus Medialis (VM) kaslarından ölçüldü. Plantar fleksiyon, ayak dorsifleksiyonu ve diz ekstansiyonunun kas kuvveti değerlendirilmesi (MMT) için MicroFET 3 kullanıldı. 6 dakika yürüme testi (6DYT), 10 metre yürüme testleri (10MYT) her iki grupta değerlendirildi. DMD'li çocuklara ayrıca North Star Ambulatuar Değerlendirme (NSAA) yapıldı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 8,7±3,2 (5-18), median NSAA skorları 27 (16- 34) ve 6DYT sonuçları 338 metre (52-546 m) idi. Sağlam çocuklarla karşılaştırıldığında MMT, yürüme hızı ve 6DYT belirgin şekilde düşüktü (p<0,001). Biyomekanik ölçümlerde GK'un istirahat tonus ve sertliğinin DMD'li hastalarda daha yüksek olduğu bulundu (sırası ile p=0,024, p=0,028). VM'nin istirahatteki sertliği de daha yüksekti (p=0,024). Kas tonusu sertlik veya elastisite ölçümleri fonksiyonel ölçümlerle korelasyon göstermiyordu. Sonuç: Bulgularımız miyotonometrik değerlendirilmelerin DMD hastalarında kolaylıkla yapılabildiğini ve GKM kasının istirahat tonusunun belirgin şekilde arttığını göstermektedir. İleriki çalışmalarda MyotonPro cihazının kullanımının klinik anlamlığının test edilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Duchenne Muskuler Distrofi, Kas Tonus, Sertlik ve Elastisite, Myotonometri, NSAA.
Tendon-kemik birleşim yeri tamirlerinde K2 vitamininin iyileşme üzerine etkilerinin histolojik ve biyomekanik olarak değerlendirilmesi
Tendon Kemik Birleşim Yeri Tamirlerimde K2 Vitamininin İyileşme Üzerine Etkilerinin Histolojik ve Biyomekanik Olarak Değerlendirilmesi Amaç: Çalışmamızda K2 vitamininin Tendon-Kemik birleşim yeri tamirlerine olan etkisini sıçan modeli üzerinde histolojik ve biyomekanik olarak göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 450-700 gr ağırlığında wistar ırkı toplam 32 adet sıçan kullanıldı. 8'er sıçanlık 4 ayrı grup oluşturuldu. Birinci ve üçüncü gruplar histolojik değerlendirme için, ikinci ve dördüncü gruplar biyomekanik değerlendirme için gruplandırıldı. Grupların tamamında aşil tendon-kemik bileşkesinden aşilotomi uygulandı. Kalkaneusta iki adet tünel açılarak tendon, kemiğe pullout yöntemiyle süture edildi ve operasyon sonlandırıldı. Üçüncü ve dördüncü gruplara 4 haftalık takip süresi boyunca haftada 5 kez gliserin ile süspansiyon haline getirilmiş 40 mcg/5ml/kg dozunda K2 vitamini (Eylul 150 tablet) gavaj yoluyla verildi. Birinci ve ikinci gruplara ilaç verilmedi. Histolojik değerlendirme yapılacak gruplardan birer denek ex oldu. 4 haftalık süre boyunca takip edilen 30 denek 4. haftanın sonunda sakrifiye edilerek histolojik ve biyomekanik değerlendirmeye alındı. Biyomekanik değerlendirme Testometric M500-50CT cihazında yapıldı. Histolojik değerlendirmede ise Bonar, Movin ve Tendon-Kemik birleşim yerinin değerlendirildiği 3 ayrı skorlama sistemi kullanıldı. İstatiksel önem düzeyi 0,025 alındı. Bulgular: Mekanik çekme testi ile değerlendirme yapılan gruplarda, ilaç verilen grubun, ilaç verilmeyen gruba göre çekme gücüne daha iyi bir direnç gösterdiği istatistiki olarak anlamlı bulundu.(p:0,015) Histolojik değerlendirmede hem tendon hem de tendon- kemik birleşkesindeki değişiklikler değerlendirildi. Bonar ve Movin skorlamalarında tenositlere, kollajen yapısına, vaskülariteye, fibril yapısı ve düzenine, çekirdeğin dizilim ve büyüklüğüne, selülarite değişikliğine ve hiyalinizasyonu bakıldı. Bonar skoru (p:0,007), Movin skoru (p:0,001) değerlendirildiğinde ilaç verilen grup lehine anlamlı istatistiki sonuç elde edildi. Tendon-Kemik bileşkesi değerlendirilirken, bileşkedeki hücre miktarı, tip2 kollajen miktarı ve düzeni, GAG içeriği ve kondrosit organizasyonu değerlendirildi. Bu değerlendirme sonucu ilaç verilen grupta anlamlı istatistiki sonuç elde edildi.(p:0,001). Histolojik değerlendirmede kullanılan 3 skorlama sisteminin kendi aralarındaki korelasyonu da çalışmamızda değerlendirildi. 3 skorlama sisteminin yüksek korelasyon gösterdiği bulundu. Sonuçlar: K2 vitamini daha önce osteoporoz ve kırık kaynaması üzerine etkileri bilinen ve deneysel ve klinik çalışmaları yapılmış bir ilaçtır. Osteoblastik aktivitenin artmasının ve osteoklastik aktivitenin azalmasının tendon-kemik birleşim yeri tamirlerindeki olumlu etkileri daha önce yapılan çalışmalarla tespit edilmiştir. Çalışmamızda, bu etkiyi gösteren K2 vitamini ilk defa tendon-kemik birleşkesinde çalışılmış ve istatistiki anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmamızı destekleyecek deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Klinik çalışmalar neticesinde, K2 vitaminin aşil tendon tamirleri, rotator kaf tamirleri ve ön çapraz bağ rekonstrüksiyonları gibi cerrahi girişimler sonrası tedavinin başarısını arttıracağını düşünmekteyiz.
Uzun süre yumuşak kontakt lens kullanımının kornea epiteli, korneal volüm,kornea endotel hücre özellikleri ve kornea biyomekanikleri üzerine etkisi
AMAÇ: Kontakt lens kullanımının kornea morfolojisi, endotel hücre tabakası ve biyomekanikleri üzerine etkisini değerlendirmek YÖNTEM: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında düzenli yumuşak kontakt lens kullanan 50 hastanın 100 gözü yaş cinsiyet ve refraksiyon eşleştirmeli kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Tüm olgulara detaylı oftalmolojik muayene yapıldı. Kontakt lens grubunda lens ve solüsyon markaları ve kullanım süreleri kaydedildi. Tüm olguların kornea özellikleri Canon RK-F2 (Tokyo-Japan) otorefraktometre, nonkontakt speküler mikroskopi (Konan CellChek XL, Medical USA, Torrance, CA, USA), Scheimpflug kamera (Pentacam, Oculus Optikgerate GmbH, Wetzlar, Germany), Ön segment optik koherans tomografi (Carl Zeiss Meditec, Inc. Dublin, CA) oküler cevap analizörü (Reichert Ophthalmic Instruments, Depew, New York, USA) ile değerlendirildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0,05 değerler anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Kontakt lens grubundaki olguların 23'ü (%46) kadın, 27'si (%54) erkek, kontrol grubundaki olguların 25'i (%50) kadın, 25'i (%50) erkekti. (p=0,33) Olguların yaş ortalaması kontakt lens grubunda 24,54 ± 3,06, kontrol grubunda 23,38 ± 2,33 idi.(p=0,24) Ortalama kontakt lens kullanım süresi 5,94 ± 3,08 (1-12) yıl idi. Sırasıyla grupların refraksiyon değerleri -3,30 ± 1,57D (-1,0,-9,0), -3,31 ± 1,72D (-1,0,-8.50) (p=0,36) Kontakt lens kullanan kişilerin 15'i (%30) Balafilcon A (PureVision™ Bausch & Lomb, Rochester, NY, USA), 13'ü (%26) Lotrafilcon B (Air Optix® AQUA, Ciba Vision, Duluth, GA, USA), 22'si (%44) Senofilcon A (Acuvue Oasys, Johnson & Johnson, Jacksonville, FL) lens kullanıyordu. Kontakt lens kullanan gruptaki ortalama r1 değeri 7,86 ± 0,23 mm, r2 değeri ise 7,67 ± 0,25 mm, ön kamara derinliği 3,14 ± 0,25 mm, korneal volüm 60,68 ± 3,28 mm3 ve ön kamara volümü 210 ± 33,96mm3, SKK 531 ± 27,18 µm olarak, kontrol grubunda ise ortalama r1 değeri 7,93 ± 0,22 mm, r2 değeri ise 7,75 ± 0,23 mm, ön kamara derinliği 3,18 ± 0,29 mm, korneal volüm 59,85 ± 4,64 mm3 ve ön kamara volümü 208 ± 31,28 mm3, SKK 546 ± 31,49 µm idi (sırasıyla p=0,02, p=0,02, p=0,14, p=0,21, p=0,16, p=0,001). Speküler mikroskopide kontakt lens grubunda ortalama CD:2925 ± 164,32 hücre/mm2, CV: % 28,56 ± 3,09, HEX: % 49,33 ± 6,41 olarak, kontrol grubunda ise ortalama CD: 2887 ± 187,92 hücre/mm2, CV: % 28,31 ± 3,61, HEX: % 49,77 ±7,46 idi (sırasıyla p=0,13, p=0,60, p=0,65). ORA sonuçlarına göre kontakt lens kullanan grupta ortalama GİBcc: 16,57 ± 2,65 mmHg, GİBg: 15,63 ± 2,61 mmHg, CRH: 10,04 ± 1,83 mmHg, CH: 9,97 ±1,88 mmHg kontrol grubunda ölçülen ortalama GİBcc: 15,86 ± 2,80mmHg, GİBg: 15,66 ±3,03 mmHg, CRH: 10,70 ± 2,0 mmHg, CH: 10,66 ± 1,83 mmHg idi (sırasıyla p=0,68, p=0,94, p=0,01, p=0,01). Epitel kalınlığı kontakt lens ve kontrol grubunda sırasıyla, santral kadranda 47,31 ± 3,51 µm, 48,64 ± 4,09 µm parasantral bölge nazal kadranda 46,56 ± 3,67 µm, 47,83 ± 3,96 µm parasantral bölge temporal kadranda 45,44 ± 3,72 µm, 46,75 ± 4,21 µm idi (sırasıyla p=0,01 ,p=0,02, p=0,02). SONUÇ: Benzer refraksiyon kusuruna sahip olup kontakt lens kullanan kişiler ile kontakt lens kullanmayan kişiler karşılaştırıldığında kontakt lens kullanan kişilerde kornea ön kurvatürünün daha düz olduğu, SKK'nın daha ince olduğu, epitel tabakasında santral ve parasantral nazal ile temporal kadranların daha ince olduğu ve CH ile CRH değerlerinin düşük olduğu izlenmiştir. Kornea endotel morfolojisi değerlendirildiğinde CD, CV ve HEX açısından kontrol grubu ile anlamlı fark bulunamamıştır. Ayrıca literatürde hipoksinin kornea morfolojisi üzerine etkileri düşünülecek olursa, yüksek Dk/t oranına sahip kontakt lenslerin kullanımı hipoksinin önüne geçilmesi açısından son derece önemlidir. Anahtar kelimeler: kontakt lens, kornea endoteli, kornea biyomekanikleri, kornea epitel kalınlığı
Traneksamik asidin tendon kemik birleşim yeri iyileşmesi üzerine etkilerinin biyomekanik ve histopatolojik olarak incelenmesi: Rat modeli
Amaç: Çalışmamızda, traneksamik asidin tendon-kemik birleşim yeri iyileşmesi üzerine olan etkilerini biyomekanik ve histopatolojik olarak göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, 450-600 gr ağırlığında Wistar-Albino ırkı toplam 64 adet erkek sıçan kullanıldı. On altışar sıçandan oluşan dört grup oluşturuldu. Grupların tamamında sıçanların sağ aşil tendonlarına tendon-kemik birleşkesinden aşilotomi uygulandı ve plantaris tendonu korundu. İnsizyon sahası içerisinden çalışma grubuna lokal olarak 1 ml traneksamik asit, kontrol grubuna ise lokal olarak 1 ml serum fizyolojik uygulandıktan sonra operasyon sonlandırıldı. 4 haftalık takip süresi sonunda tüm denekler sakrifiye edildi. Biyomekanik çalışmalar Testometric M500-50CT cihazında yapıldı. Histopatolojik değerlendirmede Bonar, Movin ve Nourissat Tendon-Kemik Birleşim Yeri Skorlaması kullanıldı. İstatistiksel önem düzeyi 0,05 olarak alındı. Bulgular: Biyomekanik çalışmada maksimum noktadaki uzama, maksimum yük ve maksimum gerilme parametreleri açısından traneksamik asit grubu ve serum fizyolojik grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,558 p=0,775 p=0,558). Histopatolojik değerlendirmede, traneksamik asit grubunda kollajen içeriğinin daha iyi ve kollajen yapısının normale daha yakın olduğu tespit edildi (p=0,047 p=0,008). Vaskülarite, hiyalinizasyon ve GAG içeriği parametrelerinde traneksamik asit grubunda istatistiksel olarak anlamlı düşüklük saptandı (p=0,004 p=0,014 p=0,026). Toplam bonar ve movin skoru değerlendirildiğinde traneksamik asit grubu lehine anlamlı istatistiksel sonuç elde edildi (p=0,003 p=0,023). Kendi aralarında Bonar ve Movin skorlama sistemlerinin anlamlı yüksek korelasyon gösterdiği tespit edildi (p=0,0001). Sonuç: Çalışmamızda lokal uygulanan traneksamik asidin tendon-kemik birleşke yeri iyileşmesini olumlu yönde etkilediğini saptadık.
Kız adölesanlarda skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisi
Elpeze G., Kız adölesanlarda skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimler Enstitüsü, Fizyoterapi Ve Rehabilitasyon Programı Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Çalışmamız sağlıklı bireylerde skapula stabilizasyon egzersizlerinin klavikula hareketliliğine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya 37 birey katıldı. Bireyler rastgele yöntemle 2 gruba ayrıldı. Her iki grupda haftada 3 gün olmak üzere 8 hafta boyunca yaz okulu kapsamında uygulanan fiziksel aktivite programına alındı. Çalışma grubuna fiziksel aktivite programına ek olarak skapula stabilizasyon egzersiz eğitimi, kontrol grubuna ise yalnızca fiziksel aktivite programı uygulandı. Tüm bireyler çalışma öncesi ve sonrası eklem hareket açıklığı (Gonyometrik Ölçüm), kas kuvvet testi (Manuel Kas Kuvvet Testi), omuz abduksiyon ve elevasyonu sırasında klavikulanın açısal değişiklikleri (Video Analiz Yöntemi) ve üst ekstremite fonksiyonel durumu (Quıck Dash Türkçe) bakımından değerlendirildiler. Hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda üst ekstremite fonksiyonel durumunda artış görüldü. Çalışma grubunda egzersiz eğitimi sonrasında omuz skapular düzlem elevasyonu sırasında özellikle non-dominant taraf klavikula elevasyonunda, omuz abduksiyonu sırasında ise dominant ve non-dominant tarafta klavikula elevasyonunda artış görüldü.Çalışma grubunda fiziksel aktivite programı ile skapular stabilizasyon egzersiz eğitimi sonrası dominant tarafta hem klavikular protraksiyon hem de retraksiyon hareket açıklığında artış gözlemlendi, non-dominant tarafta klavikular protraksiyon artış gösterdi (p<0.05). Omuz kinematiğinin daha iyi anlaşılması açısından sternoklavikular (SK) eklemde meydana gelen klavikula hareketlerinin akromioklavikular (AK) eklemde gerçekleşen skapula hareketleri ile glenohumeral (GH) eklem hareketlerinin birlikte analiz edilmesi daha faydalı olabilir. Anahtar kelimeler: adölesan, skapular stabilizasyon egzersiz, biyomekanik, omuz, klavikula, hareket analizi, kinematik.
Cervical lordoz derecesini belirlemede kullanılan morfometrik ölçüm yöntemlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışma, columna vertebralis'in cervical bölümü'nün sagittal planda incelemesini yapmak ve cervical lordoz derecesinin değerlendirilmesinde kullanılan morfometrik yöntemleri karşılaştırmalı olarak incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Ocak 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında, Osmaniye Devlet Hastanesi Radyoloji Ünitesi'ne çeşitli öntanılar ile gelerek cervical sagittal grafileri çekilmiş 175 (100 kadın, 75 erkek) yetişkin bireye ait radyografiler dahil edilmiştir. Çalışma sonucunda, Friedman testine göre cervical lordoz dereceleri ölçülen yönteme bağlı olarak farklılık göstermektedir (p<0.05). Cervical lordoz dereceleri ortalamaları arasında cinsiyete bağlı bir fark bulunmamaktadır (p=0.101>0.05). Cervical lordoz dereceleri ortalamaları arasında yaş grubuna bağlı fark bulunmaktadır (p<0.05). Cervical lordoz ile occipitocervical açı arasında negatif yönlü güçlü bir ilişki (r=-,707), cervical lordoz ile cervical vertical translasyon mesafesi arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki (r=-,253) ve occipitocervical açı ile cervical vertical translasyon mesafesi arasında pozitif yönlü orta derece bir ilişki(r=,552) bulunmaktadır. Cervical vertical translasyon mesafesindeki 1 birimlik artış occipitocervical açı derecesinde yaklaşık 0.60 derecelik bir artışa neden olmaktadır. Eldeki veriler ışığında çalışmamızda elde ettiğimiz bulguların anatomi, radyoloji, cervical bölge cerrahisi alanında columna vertebralis morfometrisinin anlaşılmasında fayda sağlayacağını ve literatüre katkıda bulunacağını düşünmekteyiz.
Ortopedik kemik delme işlemlerinde vakum yoluyla kemik talaşı toplama sisteminin tasarımı ve prototip imalatı
Bu proje çalışmasında, ortopedik cerrahide kemik delme işlemleri sırasında oluşan kemik talaşlarını toplayan yeni bir vakum sistemi geliştirilecektir. Böylelikle ısının büyük bir miktarını üzerinde tutan bu kemik talaşları bir an önce delme bölgesinden uzaklaştırılarak kemik ve çevre dokularında oluşacak nekroz önlenmiş olacağı gibi bu kemik talaşları kemik yapımı ya da başka amaçlarla kullanılabilecektir. Özellikle yaşlı hastalarda osteoporozdan dolayı kemik mineral yoğunluğunun azaldığı görülmekte ve bu tip hastaların kırık stabilizesinde kendi kemik talaşları cerrahlar tarafından kırık bölgesine uygulanabilecek ve kırık kaynama süreci hızlandırılmış olacaktır. Ayrıca, kemik delme işlemi parametrelerinin sıcaklık artışına ve delme sürecine etkisi de deneysel tasarım metodu kullanılarak optimize edilecektir.
Mandibulanın ileri ilerletme ve beraberindeki rotasyon hareketinde kullanılan farklı fiksasyon yöntemlerinin karşılaştırılması
Çalışmamızda mandibulanın ileri derecede ilerletilmesi ve beraberinde saat yönünün tersine rotasyon hareketi gerektiren vakalarda, bilateral sagittal split ramus osteomisi sonrası kullanılan fiksasyon yöntemlerinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. 25 adet mandibulanın sertlik değerine uygun sentetik rezin hemimandibula modeli, 3 boyutlu planlama tekniğiyle kesisi yapılmış şekilde standart olarak üretilmiştir. Ardından modeller 5 gruba ayrılarak, ilerletme ve saat yönünün tersine rotasyon hareketine uygun şekilde 5 farklı metot ile fikse edilmiştir. Her gruptaki denek sayısı 5 adettir (n=5). Segmentleri fikse ederken Grup 1 için 1 adet dört delikli miniplak ve 4 adet minivida (Trimed Medikal Tic. A.Ş., Ankara, Türkiye); Grup 2 için 2 adet 4 delikli miniplak ve 8 adet minivida (Trimed Medikal Tic. A.Ş., Ankara, Türkiye); Grup 3 için mandibula üst kenarına tek sıra halinde yerleştirilmiş 3 adet bikortikal vida (Trimed Medikal Tic. A.Ş., Ankara, Türkiye); Grup 4 için ters – L konfigürasyonunda yerleştirilmiş 3 adet bikortikal vida (Trimed Medikal Tic. A.Ş., Ankara, Türkiye); Grup 5 için ise 1 adet bikortikal vida ile birlikte 1 adet 4 delikli miniplak ve 4 adet minivida (Trimed Medikal Tic. A.Ş., Ankara, Türkiye) kullanılmıştır. Hazırlanan modeller 2 nokta test modeli için dizayn edilmiş servohidrolik test cihazına aynı noktadan sabit bir şekilde kuvvet uygulanacak şekilde yerleştirilmiştir. Sırasıyla her gruptaki 5'er örneğe molar bölgesinde oluşturulmuş çentikten 1 mm/dak hızla doğrusal kuvvet uygulanmıştır. Örneklerin kırılma noktasına kadar uygulanan tüm kuvvet ve deplasman değerleri bilgisayar ortamına kaydedilmiştir. Gruplar arasındaki ortalamalar, non – parametrik Kruskal-Wallis testi ile değerlendirildi. 1 ile 5 mm deplasman değerleri arasında uygulanan kuvvetler arasında anlamlı fark bulundu. Tolere edilebilir sınırlardaki 1-3 mm deplasman değerlerinde hibrit fiksasyon yapılan Grup 5 modellerinin daha iyi stabilite gösterdiği; ardından sırasıyla Grup 4 ve Grup 3 örneklerinin izlediği; miniplak ile fiksasyon yapılan grupların ise daha düşük stabilite değerlerine sahip olduğu gözlenmiştir.
İnsan diz eklem kıkırdak hasarlanmasında (osteoartrit) apoptozun rolünün diyabet ve mekanik yüklenme üzerinden incelenmesi
İnsan Diz Eklem Kıkırdak Hasarlanmasında (Osteoartrit) Apoptozun Rolünün Diyabet ve Mekanik Yüklenme Üzerinden İncelenmesi İnsanlarda en sık görülen ve özellikle yaşlılarda en büyük kronik sakatlık sebebi olan osteoartirit, eklem dokusunun parçalanması ve onarımı arasındaki denge bozulduğunda oluşur. Kondrosit apoptozunun osteoartrit'in (OA) ilerlemesinde merkezi bir rolü olduğu bilinmekle birlikte, mekanizması tam olarak aydınlatılmamıştır. Dolayısıyla bu tez çalışmasının amacı insan eklem kıkırdağında diyabet ve mekanik yüklenme (obezite) nedeniyle oluşan osteoartrit'teki apoptotik sinyal yolaklarını biyomoleküller aracılığı ile inceleyerek, apoptoz ile osteoartrit arasındaki bağlantıyı kıkırdağa gelen yük miktarı üzerinden tanımlamak olmuştur. Çalışmada total diz protezi ameliyatlarından eksizyon materyali olan örnekler kullanıldı. OA'lı hastalar Vücut Kitle İndekslerine (VKİ) göre gruplara ayrıldı. Ayrıca çalışmamızda diyabetli (DM) hastaların da örnekleri alınarak, apoptoz için pozitif kontrol grubu oluşturuldu. Ardından diyabetli hastalar da yine VKİ'lerine göre ayrılarak dört farklı araştırma grubu elde edildi: Hafif Kilolu (HK), DM+HK, Obez ve DM+Obez. Çalışmada dokulardan lizatlar hazırlandı ve Bcl-2, kaspaz-3 ve CAMK II protein aktivasyonları western blot yöntemi ile ölçüldü. CAMK II proteinini kodlayan gen ekspresyon seviyelerindeki değişimler ise gerçek zamanlı PCR yöntemi ile belirlendi. Tez çalışmamızda kaspaz-3 protein ekspresyonunun HK grubuna göre bütün gruplarda arttığı gözlendi. Bununla beraber Bcl-2 ve CAMK proteinlerinin de tüm gruplarda arttığı (DM, DM+Obez, Obez), ancak Obez ve DM+Obez gruplarında artışın daha fazla olduğu görüldü. Bu veriler ışığında, insan diz kıkırdağında gelişen OA'da, metabolik hastalıkların kondrosit apoptozunu arttırdığını gözlemledik. Bununla birlikte Bcl-2 ve CAMKII aktivasyonundaki artış, DM ve obezite gibi hastalıklarda apoptoza karşı olan anabolik süreçlerin, katabolik süreçlere rağmen hala devam ettiğini göstermiştir. Bcl-2 ve CAMKII aktivasyonunun obezitede DM'ye göre daha fazla olması ise, mekanik yüklenme sonucu oluşan OA'da daha aktif bir anabolik sürecin olduğunu işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Apoptoz, CAMK, Kondrosit, Obezite, Osteoartrit
Gebeliğin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisi
AMAÇ: Normal gebelik sürecinde sağlıklı gözlerde korneal biyomekanik değişikliklerini tespit edip, bu değişikliklerin gebelik hormonları ile ilişkisini ve doğum sonrasındaki seyrini gözlemlemek. GEREÇ-YÖNTEM: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğinde antenatal takipleri yapılan, yaşları 18-40 arasında değişen, gebeliğinin ilk 12 haftasında olan 33 olgunun 66 gözü çalışmaya dahil edildi. Olguların tümüne, doğuma kadar 3 ayda bir ve doğum sonrası 3-6 ay aralığında, görme keskinliği ve biyomikroskopik muayene, ultrasonografik pakimetri (UP) ile santral korneal kalınlık (SKK) ölçümü, fundus muayenesi ve ORA (Ocular Response Analayser) cihazı ile korneal biyomekanik özellik ölçümleri yapıldı. Ayrıca gebelerde her trimesterde ve doğum sonrasında östrojen ve progesteron düzeyleri bakıldı. BULGULAR: Korneanın biyomekanik parametrelererden CH için gebeler ve kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Korneanın daha çok sertliğini ifade eden CRF ise gebelerde kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p=0,034). Gebe grubu arasında trimesterler boyunca CH için değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ancak CRF değerlerinin 2. trimesterde anlamlı olarak düştüğü tespit edilmiştir ve bu değer doğum sonrasında 1. trimester değerlerine tekrar yükseldiği gözlenmiştir. Göz içi basıncı gebelerde kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p=0,00). Gebeliğin timesterleri süresince ortalama GİB düşme eğilimindedir. SKK ölçümlerinde ise 3. trimesterde anlamlı artış tespit edilmiştir (p=0,00). Doğum sonrası SKK değerleri gebelik başlangıcı ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak daha düşük bulunmuştur (p < 0.001). Korneal kurvatürlarda gebelik süresince anlamlı bir değişiklik tespit edilmemiştir. SONUÇ: Gebelikte artan hormonların hem nicel olarak artması ile hem de hormonlar arası dengenin bozulması ile korneanın biyomekaniğinde değişimlere sebebiyet vermektedir. Hormonal değişimlere CH, CRF den daha dirençi değişim göstermektedir. Gebelik sırasında tespit edilen veya öncesinde var olan korneal hastalıklarda ve glokomun takibinde SKK, GİB ve CRF değişiklikleri göz önüne alınarak değerlendirmelerin yapılması uygun olacaktır. Anahtar sözcükler: Gebelik,Kornea, ORA
Proliferatif diyabetik retinopati'de panretinal lazer fotokoagulasyon sonrası korneal biyomekanik parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi
AMAÇ: Diyabetik retinopatinin farklı evrelerinde korneal biyomekanik parametrelerde ve santral kornea kalınlığındaki (SKK) değişimleri araştırmak ve daha önce herhangi bir lazer tedavisi almamış proliferatif diyabetik retinopatili (PDRP) hastalarda panretinal fotokoagulasyon (PRP) sonrası korneal biyomekanik parametrelerde ve SKK'da yaptığı değişimleri incelemek. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya diyabetik retinopatisi olmayan tip 2 diyabetli 30 hastanın 30 gözü (grup 1), non-PDRP saptanan 35 tip 2 diyabetli hastanın 35 gözü (grup 2), proliferatif diyabetik retinopatisi olan 30 hastanın 48 gözü (grup 3) ve 40 sağlıklı kontrol grubunun 63 gözü dahil edildi. Hasta gruplarının ve kontrol grubunun Ocular Response Analizer cihazı ile korneal histerezis (CH), korneal rezistans faktör (CRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal kompanse GİB (GİBcc) ve santral kornea kalınlığı (SKK) ölçümü yapıldı ve HbA1c değerleri incelendi. Diyabetik hasta grupları kendi aralarında ve kontrol grubu ile CH, CRF, GİBg, GİBcc ve SKK parametreleri açısından karşılaştırıldı. PDRP'li hastaların tümüne PRP tedavisi uygulandı. Bu grupta PRP tedavisi öncesi ve sonrasındaki 1.ay, 3.ay, ve 6.ay CH, CRF, GİBg, GİBcc ve SKK parametrelerindeki değişimler incelendi. BULGULAR: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Grup 1'de CH, CRF, GİBcc, GİBg ve SKK açısından anlamlı fark saptanmadı. Grup 2'de kontrol grubuna göre CH anlamlı olarak daha düşük(p=0,04), GİBcc ve GİBg anlamlı olarak daha yüksekti(p=0,001 ve p=0,002). Grup 3'te kontrol grubuna göre CH anlamlı daha düşük(p=0,028), GİBcc,GİBg ve SKK anlamlı olarak daha yüksekti(p=0,007,p=0,05 ve p=0,018). Grup 3'teki hastalarda PRP tedavisi öncesi ve sonrasındaki 1.ay,3.ay ve 6.ay CH, CRF, GİBcc, GİBg ve SKK değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. HbA1c değerleri kontrol grubunda ort. %5,42, Grup 1'de % 8,16, Grup 2'de %8,27, Grup 3'te %8,36 ölçüldü. SONUÇ: Kötü metabolik kontrol ve diyabetik retinopatisi olan hastalarda sağlıklı kontrollere ve diyabetik retinopatisi olmayanlara kıyasla CH anlamlı yüksek saptanmıştır. Panretinal fotokoagulasyon, proliferatif diyabetik retinopatili hastalarda kornea biyomekaniğinde değişikliğe yol açmayan ve halen bu hastalığın tedavisinde altın standart olan bir tedavidir. ANAHTAR KELİMELER: Diyabet, panretinal fotokoagulasyon, korneal biyomekanik parametreler
Şaşılık cerrahisinin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisi ve cerrahiye bağlı astigmatizmanın değerlendirilmesi
Amaç Şaşılık cerrahisinin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisini araştırmak ve şaşılık cerrahisi sonrası gelişen cerrahiye bağlı astigmatizmayı değerlendirmek. Gereç ve yöntem Çalışmaya Ocak 2015-Ağustos 2015 tarihleri arasında şaşılık cerrahisi yapılan 49 hastanın 69 gözü dahil edildi. Hastalar yapılan şaşılık cerrahisine göre dış rektus geriletme yapılan 22 hastanın 36 gözü (grup 1), iç rektus geriletme yapılan 20 hastanın 26 gözü (grup 2) ve iç rektus rezeksiyon+dış rektus geriletme yapılan 7 hastanın 7 gözü (grup 3) olmak üzere 3 ayrı gruba ayrıldı. Hastaların şaşılık cerrahisi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde Oküler Cevap Analiz cihazı (ORA, Ocular Response Analizer, ReiKHert Depew, N.Y. USA) ile korneal histerezis (KH), korneal rezistans faktor (KRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal-kompanse göz içi basıncı (GİBcc) ölçüldü. Hastaların merkez kornea kalınlığı (MKK) ise ultrasonik pakimetre cihazı (NIDEK-UP 1000) ile ölçüldü. Cerrahinin yol açtığı keratometrik astigmatizmanın analizi için hastaların şaşılık cerrahisi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde keratometrileri otorefraktometre cihazı ile ölçüldü. Hastaların cerrahiye bağlı astigmatizma değerleri Eğrilmez ve arkadaşlarının yaptığı vektör analiz programı ile hesaplandı. Bulgular Cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta GİBcc, GİBg, KRF, KH keratometri ölçümleri Grup 1 ve grup 2'de istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermezken, grup 3 de KRF ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcuttu (p<0,043). Cerrahi sonrası 1. hafta cerrahiye bağlı astigmatizma, kurala uygun bileşen ve kurala aykırı bileşen değerleri sırasıyla grup 1 de 0,42±0,21, 0,25±0,24, 0,17±0,20; Grup 2'de 0,45±0,28, 0,30±0,29, 0,15±0,23; Grup 3'de 0,74±0,49, 0,60±0,51, 0,14±0,19 olarak bulundu. Cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası 1. ay yapılan GİBcc, GİBg, KRF, KH keratometri ölçümleri 3 grupta da istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. Cerrahi sonrası 1.ay cerrahiye bağlı astigmatizma, kurala uygun bileşen ve kurala aykırı bileşen değerleri sırasıyla grup 1'de 0,40±0,25, 0,32±0,25, 0,07±0,12; Grup 2'de 0,39±0,25, 0,28±0,26, 0,10±0,11; Grup 3'de 0,59±0,40, 0,40±0,26, 0,19±0,23 olarak ölçüldü. Hastaların cerrahi sonrası 1. Hafta ve 1. ay cerrahiye bağlı astigmatizma oranları karşılaştırıldığında grup 1 (p>0,615) ve grup 2'de (p>0,348) cerrahiye bağlı astigmatizmanın azaldığı ancak bunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü. Grup 3'de ise cerrahiye bağlı astigmatizmada istatistiksel olarak anlamlı azalma saptanmıştır (p<0,003). Sonuç Şaşılık cerrahisi ameliyat sonrası geç dönemde korneal biyomekanik parametrelerde önemli değişikliğe neden olmayan bir cerrahi girişimdir. Sadece aynı anda iki kasa müdahale edilen cerrahilerde erken cerrahi sonrası dönemde KRF'de anlamlı bir düşüş tespit edilse de bunun geçici bir düşüklük olduğu görülmüştür. Ayrıca şaşılık cerrahisi sonrası cerrahiye bağlı astigmatizma gelişebildiği ancak klinik olarak anlamlı astigmatizma değişiminin sadece aynı anda iki kasa müdahale edilen grupta olduğu görülmüştür.
Futbolcularda 8 haftalık denge antrenmanlarının futbola özgü teknik becerilere etkileri ve biyomekanik analizi
Amaç: Çalışmada 8 hafta süre ile uygulanan fonksiyonel denge antrenmanlarının top sürme, üst vuruş ve pas gibi futbola özgü teknik beceri performansına etkileri ve bu teknik parametrelerin uygulanması sırasında diz eklemi kinematik parametrelerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma amatör futbol liglerinde oynayan 24 erkek futbolcu (Kontol:12 kişi, Antrenman: 12 kişi) ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma öncesinde ve 8 haftalık denge antrenmanları sonrasında, antrenman ve kontrol grubuna pas, top sürme ve üst vuruş tekniğinin uygulanışı sırasında oluşan kinematik parametrelerin değerlendirilmesi amaçlı görüntü kaydı gerçekleştirilmiştir. Ayrıca kuvvet platformunda destek bacağı üzerinde denge testi gerçekleştirilmiş ve alt ekstremite kaslarından (M. Tibialis Anterior, M. Gastrocnemius, M. Vastus Lateralis, M. Vastus Medialis, M. Rectus Femoris, M. Biceps Femoris) maksimal istemli kasılma değerleri elektromiyografi yöntemi ile elde edilmiştir. Pas, Şut ve top sürme gibi futbola özgü teknik beceri testleri doğal çim futbol sahası koşullarında gerçekleştirilmiştir. Futbola özgü teknik beceri testleri sırasında kinematik analiz yapılması amacı ile görüntü kaydı yapılmıştır.tir. Bulgular: Pas, üst vuruş ve top sürme parametreleri gruplar arası fark göstermez iken antrenman grubu grup içi ön test ve son test pas, şut ve top sürme değerleri arasında fark bulunmaktadır(p=0,001, p=0,003, p=0,024). Ayrıca M.vastus Medialis kası maksimal istemli kasılma değerleri için gruplar arasından fark bulunmuştur(p=0,001). Sonuçlar: Sekiz haftalık fonksiyonel denge antrenmanları sonrasında antrenman grubu pas, üst vuruş ve top sürme becerilerinde gelişme gözlemlenmiştir. Ayrıca Kontrol grubu pas, üst vuruş ve top sürme değişkenlerinde ise bir fark bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Denge Antrenmanı, Kinematik, Elektromiyografi, Futbol, Postural Kontrol, Teknik
Beden eğitimi ve spor yüksekokulu öğrencilerinde ayak biyomekaniği ve egzersizin ayak biyomekaniği üzerine etkisi
Amaç: Celal Bayar Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencilerinde ayak biyomekaniğinin pedobarografik ve radyografik olarak değerlendirilmesi; bu değerler ile demografik veriler arasındaki ilişkilerin araştırılması; egzersiz sonrası pedobarografik ve radyografik açı ölçüm değerlerindeki değişiklikleri göstermek amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, AOFAS'nin (American Orthopaedic Foot and Ankle Society) ayak bileği ve ayak kli¬nik değerlendirme sistemiyle sağlıklı ayağa sahip oldukla¬rı belirlenen 60 gönüllü (futbol grubu 15 kadın,15 erkek; basketbol grubu 15 kadın,15 erkek) (ortalama yaş 20,80±2,35) alındı. Tüm olguların statik ve dinamik ayak basınçları RsScan pedobarografi cihazı kullanılarak ve radyografik açı ölçümleri ayak direkt lateral grafisinde ölçüldü. Olguların treadmill cihazında 30 dakika koşu sonrası tekrar ayak açı ölçüm, statik ve dinamik pedobarografik değerlendirmeleri yapıldı.Bulgular: Statik ölçümlerde; egzersiz sonrası sağ ayak MAAB (Maksimum arka ayak basıncı), egzersiz öncesi ve sonrası sağ ayak topuk iç kısım, egzersiz sonrası sol ayak topuk dış kısım, egzersiz sonrası sağ ve sol ayak topuk dış kısım statik basınç değerleri futbol grubunda basketbol grubuna göre yüksek bulundu (p<0,05). Dinamik ölçümlerde; egzersiz sonrası sağ ön ayak iç basıncı futbol grubunda basketbol grubuna göre yüksek bulundu (p<0,05). Egzersiz öncesi sağ ayak kalkaneal eğim açısı; egzersiz öncesi sağ ve sol ayak, egzersiz sonrası sağ ayak talokalkaneal açı; egzersiz öncesi sağ ayak talohorizontal açı futbol grubunda basketbol grubuna göre düşük bulundu (p<0,05). Egzersiz öncesi sağ ayak talohorizontal açı, egzersiz öncesi ve sonrası sağ ayak medial longitudinal ark açısı futbol grubunda basketbol grubuna göre yüksek bulundu (p<0,05). Egzersiz öncesi ve egzersiz sonrası sağ ve sol ayak dinamik maksimum ayak temas alanları, boy ve kilo ile olumlu yönde güçlü (0,70? r ?0,89); VKİ ile olumlu yönde zayıf bir ilişki (0,26? r ?0,49) bulunduğu ve ilişkilerin anlamlı (p<0,05) olduğu bulundu.Sonuç: Futbolcuların ve basketbolcuların ayak biyomekaniğinin pedobarografik basınç değerleriyle ve radyografik açı ölçümleriyle değerlendirilip egzersizin ayak biyomekaniği üzerine olan etkisinin bilinmesi ve bu veriler eşliğinde yapılacak olan ayakkabı ve tabanlık modifikasyonları ile spor yaralanmalarının engellenebileceğini ve sportif başarının elde edilebileceğini düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Ayak, pedobarografi, ayak açıları, egzersiz, futbol, basketbol
23 gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomiden sonra korneal biyomekanik parametrelerdeki değişikliklerin incelenmesi
23 Gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomiden sonra korneal biyomekanik parametrelerdeki değişikliklerin incelenmesiAmaç: 23 gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomi (23 G TSV) yapılan hastaların korneal biomekanik parametrelerinde cerrahi olarak indüklenen değişikliklerin araştırılması amaçlandı.Metod: Kliniğimizde 23 G TSV yapılan 29 hastanın 29 gözü çalışmaya dahil edildi. Ocular Response Analizer ile korneal histerezis (CH), korneal rezistans faktör (CRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal kompanse GİB (GİBcc), korneal topografi ile simulated K ve bu değerler kullanılarak cerrahi olarak indüklenen astigmatizma ameliyat öncesinde ve ameliyattan sonra 1. ve 3. ayların sonunda ölçüldü. Ölçülen bu parametreler arasındaki değişiklikler istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama CRF ve GİBg parametrelerinde istatistiksel anlamlı fark yoktu. Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama CH sırasıyla 9.12±1.83 mmHg, 8.15±2.16 mmHg, 8.55±1.61 mmHg idi (p=0.04, p=0.11 ve p=0.25, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama GİBcc sırasıyla 17.72±6.23 mmHg, 20.28±6.50 mmHg, 18.74±5.76 mmHg idi (p=0.03, p=0.45 ve p=0.23, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif 1. ay arasında ortalama CH ve GİBcc parametrelerinde istatistiksel anlamlı fark saptandı (p=0.04 ve p=0.03, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki ortalama Sim K değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Postoperatif 1. ve 3. aydaki cerrahi olarak uyarılmış astigmatizma değerleri 1.98 ± 1.20 D ve 3.22 ± 1.77 D bulundu.Sonuç: Erken postoperatif dönemde CH'nin azalmasına ve GİBcc'nin artmasına rağmen, postoperatif 3.ayda parametreler preoperatif değerlere ulaşmıştır. Sonuç olarak; 23 G TSV ameliyatı geç postoperatif dönemde korneal biyomekanik parametrelerde önemli değişikliğe neden olmayan minimal invaziv bir vitreoretinal cerrahi tekniktirAnahtar Kelimeler: korneal histerezis, korneal rezistans faktör, ORA, vitrektomi.
Sporcuların tepki sürelerini ölçmeye yönelik tasarlanan dijital biyomekanik test ve eğitim platformu cihazının incelenmesi
Ayak bileği inversiyon yaralanmaları, sporcularda oldukça sık görülen yaralanma çeşididir. Yaralanmayı geçiren çoğu sporcu, ayak bileği instabilitesi, ayak-ayak bileği segmentinin (ABS) yetersiz motor kontrolü gibi rezidüel (kalıcı) semptomlarla spora dönmektedir. Sporcuların bu tür yaralanmayla karşılaşmaması ve ikincil yaralanma için risk faktörü oluşturan rezidüel semptomların üstesinden gelmesi için motor kontrol becerilerini arttırmaya yönelik denge testleri ve elektronik denge sistemleri kullanılmaktadır. Yalnız bu süreçte, denge testlerinin fonksiyonelliği tartışılırken, elektronik denge sistemlerinin yüklü maliyetleri dolayısıyla erişilebilirliği yaygın değildir. Dijital Biyomekanik Test ve Eğitim Platformu Cihazı (DBTEPC) bireylerin denge tahtası üzerinde dinamik denge performansı sırasında ayak bileği tepki sürelerini ölçerek motor kontrol kapasitesini monitörize etmek için tasarlanmış fonksiyonel ve elektronik bir cihazdır. Böylelikle, sporcuların ABS'nin motor kontrolü geliştirilerek, ayak bileği yaralanmalarına karşı koruyucu bir yaklaşım olarak kullanılacaktır. Bu çalışmanın amacı, DBTEPC'nın tasarımını ortaya koymak ve amacı doğrultusunda yaptığı ölçümlerin güvenilirliğini sınamaktır. Cihazın ölçümlerinin tutarlılığını sınamak için 20 amatör sporcunun (19.2 ± 1.1 yıl) yer aldığı çalışmada, 3 farklı seansta kaydedilmiş verilerin Sınıfiçi Korelasyon Analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda, Cronbach's Alpha Katsayısı tepki süresini belirlemede 0.89, tepki süresi miktarını belirlemede ise 0.92 bulunmuştur. Böylelikle DBTEPC'nın hayli güvenilir ölçümler yaptığı söylenebilir.
Gama radyasyonla hasarlanmış kemiklerde melatonin'in biyomekanik parametreler üzerine etkileri
Bu çalışmada radyasyonla hasarlanmış kemiklerde Kemik mineral yoğunluğu, kemik mineral içeriği ve kortikal kemik kesit alanı gibi geometrik ve maksimum deformasyon miktarı, maksimum kuvvet, sertlik, kemikte depolanan enerji, elastik modül, dayanıklılık, maksimum zor ve maksimum zorlama gibi biyomekanik parametrelere melatoninin radyoprotektif etkisi amifostinle karşılaştırmalı olarak araştırıldı.Bu amaçla 40 adet dişi Sprague Dawley sıçan kullanılmıştır. Hayvanlar beş gruba, kontrol grubu (K, n=8, serum fizyolojik, 1 ml i.p), radyasyon (R, n=8, serum fizyolojik, 1 ml i.p), radyasyon+melatonin 25 (R+M25, n=8, 25 mg/kg i.p), radyasyon+melatonin 50 (R+M50, n=8, 50 mg/kg i.p) ve radyasyon+amifostin (R+WR, n=8, 200 mg/kg i.p) şeklinde ayrılmıştır. R, R+M25, R+M50 ve R+WR gruplarına ait sıçanların sol bacaklarına tek doz 50 Gy gamma radyasyon uygulandı.Hayvanların haftalık canlı ağırlık artışlarına bakıldığında radyasyon gruplarında (R, R+M25, R+M50 ve R+WR) canlı ağırlık önemli ölçüde azalma göstermiştir. Deney süresince kontrol grubu sıçanlarda femur bölgesinde herhangi bir değişim görülmediği halde, radyasyona maruz kalan sıçanlarda çok fazla kıl dökülmesi ve deri lezyonları tespit edildi.Dört haftalık deney süresinin sonunda her sıçanın sol femurları alınarak dansitometrik ve biyomekanik yöntemler kullanılarak ölçümler gerçekleştirildi. Kemik mineral yoğunluğu çift enerjili X ışınları absorbsiyometrisi ile kortikal femurun kesit alanı ise bilgisayarlı tomografiyle ölçüldü.Yapılan ölçümlerde, R grubunun KMY değeri K grubuna göre azalış (P<0.05), R+M25 grubunun KMY değerleri ise hem R hem de K grubuna göre artış (P<0.05) gösterdi. R+M50 ve R+WR gruplarıyla K grubu arasında KMY değeri bakımından fark saptanmadı. R+M25, R+M50 gruplarının KMİ değerlerinin ile K ve R grupları arasında istatistiksel olarak fark saptanmamakla birlikte, R+WR grubunda R grubuna göre artış (P<0.05) istatistiksel olarak önemli bulundu.Biyomekanik analizler sonucunda, R grubunda elastik modülü hariç bütün parametrelerde K grubuna göre azalma saptandı (P<0.05). R+M25 ve R+M50 gruplarında maksimum deformasyon, maksimum kuvvet, dayanıklılık, zor ve zorlama parametreleri K grubuna göre istatistiksel olarak önemli azalma, ancak R+M25 gurubunun maksimum deformasyon, maksimum kuvvet, sertlik ve depolanan enerji parametreleri R grubuna göre ise artış gösterdi (P<0.05). Bütün parametrelerde 50 mg/kg melatonin uygulamasının 25 mg/kg melatonin uygulamasına göre daha az etki gösterdiği saptandı. R+WR gurubunda maksimum deformasyon, maksimum kuvvet, enerji ve dayanıklık parametreleri R grubuna göre artma gösterdi. Ancak, elastik modül ve dayanıklılık parametreleri K grubuna artma, maksimum kuvvet ve sertlikte ise azalma görüldü ( P<0.05).Bu sonuçlara göre, radyasyon uygulanmasının sıçanlarda kemik kalitesini düşürdüğü, melatonin ve amifostinin ise kemik kalitesini yükseltilmesinde olumlu katkılarda bulunduğu saptandı.
Gama radyasyonla hasarlanmış kemiklerde n- asetil sistein'in biyomekanik parametreler üzerine etkileri
Bu çalışmada radyasyonla hasarlanmış kemiklerde Kemik mineral yoğunluğu, kemik mineral içeriği ve kortikal kemik kesit alanı gibi geometrik ve maksimum deformasyon miktarı, maksimum kuvvet, sertlik, kemikte depolanan enerji, elastik modül, dayanıklılık, maksimum zor ve maksimum zorlama gibi biyomekanik parametrelere N-Asetil Sistein'in (NAS) radyoprotektif etkisi amifostinle karşılaştırmalı olarak araştırıldı.Bu amaçla 32 sıçan, Kontrol (K, n=8), Radyasyon (R, n=8), Radyasyon+NAS (R+NAS, 100 mg/kg i.p, n=8) Radyasyon+Amifostin (R+WR, 200mg/kg i.p, n=8) gruplarına ayrılarak kullanıldı. R, R+NAS, R+WR grupları Kobalt-60 cihazı kullanılarak 50 Gy tek doz sol bacak ışımasına maruz bırakıldı. Dört haftalık deney süresinin sonunda her sıçanın sol femurları alınarak dansitometrik ve biyomekanik yöntemler kullanılarak ölçümler gerçekleştirildi. Kemik mineral yoğunluğu çift enerjili X ışınları absorbsiyometrisi ile kortikal femurun kesit alanı ise bilgisayarlı tomografiyle ölçüldü. Kemik Mineral Yoğunluğu (BMD, g/cm2) ve Kemik Mineral İçeriği (BMC, g) Dual Energy X Ray Absorsiyometre (DEXA) ile ölçüldü. 3-nokta eğme testi uygulanarak grupların, deformasyon, kırılma kuvveti, sertlik, kemikte depolanan enerji, zorlanma, zor, elastik modülü, dayanıklılık gibi biyomekanik parametreleri saptandı. Sonuçlar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Kruskal-Wallis testiyle değerlendirildi.Yapılan ölçümlerde KMY ve KMİ değerleri R grubunda K grubuna göre azalırken (P<0.05), bu parametreler için R+NAS ve R+WR gruplarıyla K grubu arasında fark saptanmadı. Biyomekanik analizler sonucunda R grubundaki femurların deformasyon miktarı, kırılma kuvveti, sertlik, depolanan enerji, zorlanma parametrelerindeki azalış K grubundan (P<0.05), R+NAS grubunun zor ve dayanıklılık değerlerindeki artış R grubundan istatistiksel farklıydı (P<0.05). R+WR grubunun deformasyon miktarı parametresindeki artış R grubuna göre istatistiksel anlamlıydı (P<0.05). R+NAS grubunun deformasyon miktarı, depolanan enerji, zorlanma ve dayanıklılık değerlerinin K grubuyla karşılaştırılmasında ve R+WR grubunun kırılma kuvveti, depolanan enerji, zorlanma, elastik modülü, dayanıklılık değerlerinin K grubuyla karşılaştırılmasında istatistiksel fark yoktu.Radyasyonun kemik kalitesini ve dayanıklılığını azalttığı ve düşük doz NAS uygulamasının kemik mineral yoğunluğunu koruduğu, yapılan biyomekanik analizler sonucunda NAS'ın radyasyon hasarına karşı koruyucu etkisinin Amifostinle benzer olduğu söylenebilir.Anahtar Kelimeler: İyonizan radyasyon, N-Asetil Sistein, 3-nokta eğme testi, Kemik Mineral Yoğunluğu, Amifostin.