Staphylococcus aureus
120 theses under this subject heading
Metisiline dirençli staphylococcus aureus izolatlarında hVISA oranlarının belirlenmesi için iki farklı yöntemin karşılaştırılması
Vankomisin, metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) enfeksiyonlarının tedavisi için son seçenek antibiyotiktir, ancak son zamanlarda vankomisine karşı direnç ve heterojen direnç bildirimiştir. Vankomisine dirençli S. aures (VRSA) ve vankomisine orta derecede dirençli S. aureus (VISA) dışında, stafilokok enfeksiyonlarının tedavi sürecindeki başarısızlığın önemli nedenlerinden birisi de vankomisine heterojen-orta dirençli S. aureus (hVISA) olduğu düşünülmektedir, ancak hVISA'yı tespit etmek yoğun emek isteyen ve uzmanlık gerektiren bir prosedürdür. Çalışmamızda Sanko Üniversitesi Hastanesinden izole edilmiş MRSA suşlarında hVISA oranlarının belirlenmesi amaçlanmış, Satola'nın geliştirdiği Brain Heart Infusion agar tarama yöntemi ve altın standart kabul edilen popülasyon analizi profili (PAP-AUC) yöntemi karşılaştırılmıştır. Öncelikle tüm bakterilerin sıvı mikro dilüsyon yöntemiyle MİK değerlerine bakılmış, tüm suşlar vankomisine karşı duyarlı bulunmuştur, daha sonra Satola yöntemi uygulanmıştır ve 48. saatteki sonuçlara göre 28 suş (%46.66) hVISA olarak saptanmıştır. hVISA olarak tespit edilen suşlar PAP-AUC yönteminde değerlendirilmiştir. 28 MRSA suşu içerisinde 12 suş hVISA olarak tespit edilmiştir. Satola testinde hVISA oranı %46.66 (28/60) olarak tespit edilmiştir. Bu izolatlara PAP-AUC metodu ile araştırma yapıldığında sadece 12 suş (tüm izolatların %20 'si) hVISAolarak tespit edilmiştir. Çalışmamızda Satola ve PAP-AUC yöntemiyle bölgemizde ilk defa hVISA oranları araştırılmıştır. Satola testi ile PAP-AUC karşılaştırıldığında Satola testinde yalancı pozitiflik oranının yüksek olduğu saptanmıştır.
Et ürünlerinde insanlar için patojen olan zoonoz bakterilerin tespiti ve antibiyotik dirençlerinin belirlenmesi
Sağlıklı bir yaşamın devamlılığı için beslenmek gerekmektedir. Tüketilen besinlerin bileşimi bu noktada önem kazanmaktadır. Hayvansal besinler vücudumuz için gerekli besin miktarlarının çoğunu dengeli miktarlarda içermektedir. Bu açıdan bakıldığında hayvansal besinler içinde en önemlisi ettir. Öte yandan üretimlerinden soframıza gelene kadarki süreçlerde patojen mikroorganizmalarla bulaşma riski taşımaktadırlar. Patojen bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların büyük bir kısmı gıda kaynaklıdır. Bu enfeksiyonlara neden olan zoonoz bakteriler içinde en önemlileri ise Salmonella ve Staphylococcus aureus'tur. Bu iki etkenden S. aureus ürettiği ısıya dayanıklı toksinler nedeniyle ortamdan uzaklaştırılsa bile zehirlenmelere neden olabilmektedir. Dolayısıyla tüketilecek etler soframıza geldiği anda üzerinde canlı bakteri olmasa bile sağlık açısından risk oluşturmaktadır. Öte yandan enfeksiyonların sağaltımında kullanılan antibiyotiklerin uygunsuz kullanımları nedeniyle direnç gelişmektedir. Antibiyotiklere dirençli bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlar insanlığın geleceğindeki en önemli sorunların başında gelmektedir. Yapılan bu çalışma ile tüketime sunulan sığır, koyun, hindi ve tavuk etlerinden 25'er adet olmak üzere toplam 100 örnek toplanmıştır. Bu örneklerde Salmonella ve Staphylococcus aureus genleri ile hem yaygın olarak kullanılan hem de depo antibiyotik olarak kullanılan sınıflandırılan toplam 9 antibiyotiğe karşı 15 gen bölgesi taranmıştır. Bu amaçla real time PCR kullanılmıştır. Pozitif örneklerden DNA ekstraksiyonu yapılarak Sangers sekans ile dizilenmiştir. Sonuçta tavuk ve kuzu örneklerinin %80'inde Salmonella ve yine tavuk örneklerinin %72'sinde S. aureus tespit edilmiştir. Tavuk ve hindi örneklerinin tamamında antibiyotik direnci saptanmıştır. En fazla sayıda antibiyotiğe karşı direnç sığır örneklerinde (araştırılan 9 antibiyotiğin 8'ine karşı direnç) tespit edilmiştir
Staphylococcus aureus izolatlarinin biyokimyasal ve moleküler olarak tanımlanması, PVL geninin saptanması
Bu çalışma, Irak hastanelerindeki yara ve yanık hastalarında Staphylococcus aureus'un antibiyotik direnci ile ilgili risk faktörlerini belirlemeyi ve bu virülansı PVL geni ile ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır. Al-Yarmuk Genel Eğitim ve Bağdat Tıp Şehri Hastanesi'nde yanık ve yara enfeksiyonu olan hastalardan 200 klinik örnek alınmıştır. Bunların incelenmesi sonucunda 103 örnekte S. aureus belirlenmiştir. 50 örnek biyokimyasal olarak test edilirken kalan 53'ü VITEK2 sistemi kullanılarak tanımlanmıştır. VITEK2 sisteminde antimikrobiyal duyarlılık testi için dört antibiyotik kullanılmıştır. İncelenen izolatların, Sefoksitin (% 100), Benzilpenisilin (% 96,2), Oksasilin (% 94,3) dirençli ve Gentamisin'e (% 96,2) duyarlı olduğunu ve tüm izolatların Metisiline Dirençli olduğu tespit edilmiştir. 16S rRNA geninin saptanması ve PVL virülans geni'nin saptanması için 53 izolatta Staphylococcus aureus'un moleküler tanımlaması için geleneksel PCR yapılmıştır. Bunun sonucunda test edilen izolatlarda 16S rRNA (% 100) ve PVL (% 35,8) agaroz jelde görüntülenmiştir. Daha sonra 16SrRNA geni için 12 bakteri izolatına ve PVL geni için 5 bakteri izolatına dizileme uygulanmış, ve NCBI'deki dizilim 16S rRNA geni %99 ve PVL geni %99 özdeşliklerini göstermiştir. Daha sonra Gerçek zamanlı PCR uygulandı. PVL prevalansı %41.5 idi. PVL'nın kat geni ekspresyonu 2,1, 16S rRNA'nın ise 0,8 olarak bulunmuştur. PVL önceki çalışmalara göre MRSA klinik izolatlarında daha yüksek prevalansa sahip olduğu ve MRSA'nın virülans ve patojenitesini arttırdığı, ayrıca bu MRSA'ların test edilen antibiyotiklere karşı yüksek çoklu ilaç direncine sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
Yara iyileşmesinde kitosan/ZnO/Ag nanokompozitinin antimikrobiyal etkisi
Bu çalışmada, Kitosan (CS)/Çinko Oksit (ZnO)/Gümüş (Ag) hidrojel nanokompozitinin Ag ve ZnO nanoparçacıklarının (NP'ler) yeşil sentez yöntemi kullanılarak hazırlanması incelenmekte ve araştırılmaktadır. Ag ve ZnO NP'ler Transmisyon Elektron Mikroskobu (TEM), Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) ve Ultraviolet-Visible spektroskopisi (UV-Vis) kullanılarak karakterize edilmiştir. Ortalama partikül büyüklüğü çapı (18-20)nm olan Ag NP'ler elde edmiştir. Ag ve ZnO NP'lerin farklı ağırlık yüzdeleri (wt%) kullanılarak CS/ZnO/Ag nanokompozitlerinin antibakteriyel aktivitesi incelenmiştir. Bir yara örtüsü olarak CS/ZnO/Ag hidrojeӏ nanokompozitleri, ZnO ve Ag nanoparçacıklarının varlığı ile antibakteriyel, antimikrobiyal ve anti-enflamatuar ajanlar olarak kullanılmak üzere yapılabilir. Cs/ZnO/Ag nanokompozitleri, K. pneumoniae, S. aureus ve E. coli bakterileri gibi gram-pozitif ve gram-negatif mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal etkiyi yükseltmek için hazırlanmıştır. Sırasıyla (1:1, 2:1 ve 3:1) karıştırma oranı içinde daha yüksek ZnO NP konsantrasyonlarında farklı (ZnO/Ag) NP oranlarına sahip CS/ZnO/Ag nanokompozitler kullanılarak daha yüksek antibakteriyel aktiviteler gözlemlenir. Staphyӏococcus aureus, ZnO NP oranı arttıkça sırasıyla (9, 9 ve 10) inhibisyon zonu büyümesi gösterir. Aynı şekilde, Kӏebsieӏӏa pneumoniae sırasıyla (9, 10 ve 11) inhibisyon zonu büyümesi gösterirken, E. coӏi için de sırasıyla (8,10 ve 10) inhibisyon zonu büyümesi elde edilir. Geleneksel pamuklu gazlı bez, erkek Wistar sıçanlarının yaralı dokusunu onarma sürecinde modern yara pansuman özelliklerini elde etmek için CS/ZnO/Ag nanokompozit ile işleme tabi tutuldu. Pamuklu gazlı bez örnekleri daldırma, kurutma ve kürleme yöntemi ile CS/ ZnO/ Ag nanokompozit ile emprenye edildi. CS/ZnO/Ag nanokompozit ile tedavi edilen yaralarda, diğer gruplara kıyasla, yaralamadan sonraki 18. günde daha iyi bir yara iyileşme paterni gözlemlenmiştir. Bulgularımız, CS/ZnO/Ag nanokompozitinin yara iyileşmesini hızlandırdığını ve yara kapama oranını yükselttiğini gösterdi.
Bacteriological and biochemical study of beta-lactamase enzyme in staphylococci isolated from burn and wound infection
Study of thesis is staphylococci that express the mecA determinant are termed MRS (methicillin-resistant Staphylococci). Resistance to methicillin and other penicillinase-resistant penicillins can also be seen in strains that lack the mecA gene. This pathogen can be found colonizing moist skin in different regions such as the nose, perineum and armpits, which, together with virulence factors, determines its pathogenicity in infections. Staphylococcus aureus is the most common agent of pyogenic infections. These infections can be located in the skin or in deeper regions. Primary skin infections caused by Staphylococci are generically called pyoderma. Pyoderma is variable in contagiousness and is named according to location and other characteristics. Antibiotic resistance is a worldwide concern, as it compromises the successful treatment of infections. The correct use of antibiotics and their correct disposal should be a responsibility not only of the health professional but also of the general population. The beta-lactam antibiotics, whose mechanism of action is the inhibition of the last stage of the synthesis of the bacterial cell wall, constitute the largest family of antimicrobials. These are antibiotics with slow bactericidal action, with time-dependent activity, which generally have good distribution and low toxicity.
The role of some virulence genes in antibiotic resistance against Staphylococcus aureus bacteria isolated from their condition examination
The current study was aimed to isolation and identification of Staphylococcus aureus, and test the sensitivity of the isolates to antibiotics and detection genes mecA and virulence factors genes etb and eta and determination of their aggregates in methicillin sensitive and resistant isolates using PCR. Clinical samples were collected from Kirkuk Hospital in Kirkuk city for the period March-jone 2022 from patients who were admitted and hospitalized. Wound, urine burns swabs were taken from patients with wound infections ranging in age from 1-60 years of both gender using sterile cotton swabs and from different parts of the body, after which they implanted on the culture media. Of the 45 Isolation in this research, 25 (55%) were female and 20 (45%) were male. The age range of the patients was 1 to 60 years, with the age group of 21-30 years having the highest number of cases, and 41 to 50 years having the lowest age range for infection. Susceptibility tests for 10 antibiotics were done for all bacterial isolates, where it was found that the most sensitive drug for bacteria is amikacin at a rate of 25%, while the most resistant drug by bacteria is erythromycin at a rate of 45%. We determined the prevalence of mecA gene and exfoliative toxin genes Eta and Etb among 45 clinical isolates of S. aureus, the results showed that Of the 45 isolates, 45 (100%), 19 (42.2%%),19 (42.2%) , mec A, eta and etb genes respectively.
Irak'ta diş enfeksiyonu olan hastalarda metisiline dirençli Staphylococcus aureus'un (MRSA) belirlenmesi
Metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) son araştırmalarda ağız boşluğunda yüksek oranlarda taşıyıcılığa sahip olarak belirlenmiştir. Tedavi, ağızda MRSA oluşumuna yardımcı olabilecek, risk altındaki diş tedavisi başvuruları arasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Staphylococcus'un, özellikle Metisiline Dirençli Staphylococcus aureus'un (MRSA) ne kadar yaygın olduğunu ortaya çıkarmaktır. Aralık 2021 ile Nisan 2022 arasında Bağdat şehir hastanelerinin farklı bölümlerinde hasta ve hasta olmayan, farklı yaş gruplarından toplamda 100 örnek alınmıştır. Staphylococcus aureus izolatları kültür ve biyokimyasal testlere göre tanımlandı. Buna göre Staphylococcus aureus enfeksiyon yüzdesi erkeklerde 18 (%64,3), kadınlarda ise 10 (%35,7) olarak tespit edilmiştir. Ayrıca bu izolatların antibiyotik (Penisilin, Siprofloksasin, Eritromisin, Gentamisin, Azitromisin, Kloramfenikol, levofloksasin, Ofloksasin, Sefepim, Tetrasiklin, Rifampisin ve Klaritromisin) duyarlılık profilleri de incelenmiştir. En yüksek direnç yüzdesi Penisilin, Azitromisin, Ofloksasin ve Tetrasiklin'de ortaya çıkmıştır. Duyarlılık yüzdesi Kloramfenikol ve Siprofloksasine karşı yüksek iken, Penisilin, Azitromisin, Ofloksasin ve Tetrasikline karşı düşük duyarlılık göstermiştir. VITEK 2 ve PCR ile saptanan 28 S. aureus'ta MecA ve MecC genleri incelendiğinde, MecA %57,1, MecC geni %35,7'dir. MecA ve MecC genleri tespiti, S. aureus'un antibiyotiğe karşı artan direncinin, öldürücülüğünün ve virülansının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Artan MRSA enfeksiyonu potansiyeli nedeniyle, ağız boşluğunda artan MRSA vakaları göz ardı edilmemesi gereken ciddi bir halk sağlığı sorunu iken metisiline dirençli Staphylococcus aureus suşlarının yayılması uluslararası bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Isolation and diagnosis of staphylococcus aureus and detection of some virulence genes using pcr technique depending on the specific primers
Staphylococcus aureus has spread around the globe and is now a major public health problem as one of the most prevalent causes of nosocomial infections. The aim of this study was to determine the virulence genes of S. aureus. From November 2021 until March 2022, the study was conducted in the medical microbiology laboratories at Al-Ramadi Teaching Hospital and Haditha Hospital. The 110 samples were detected utilizing microbiological and biochemical testing from blood cultures, wound infections, urine cultures, burns swabs, vaginal and ear infections. Six different antibiotics were tested for sensitivity (Tetracycline, Cephalexin, Erythromycin, Clindamycin, Chloramphenicol, Trimethoprim). The isolates were then subjected to molecular screening for virulence genes. S. aureus was found in 110 isolates (52.38%). The results showed high resistance to Tetracycline (72.30%), Erythromycin (61.55%), Cephalexin (46.15%), Clindamycin (36.92%), Chloramphenicol (33.84%) and Trimethoprim (20%). This study recorded the highest sensitivity in the antibiotics Trimethoprim, Chloramphenicol and Clindamycin (80%), (66.15%), (64.61%), respectively. 16srRNA, hla, etb, crtN genes were detected in 110 (100%), 96 (87.5%), 55 (50%), 96 (87.5%) of the isolates, respectively. S. aueus which contains toxin genes, is seen in large numbers among clinical isolates. The results of the sequence analysis was analyzed by blast in the National Center Biotechnology Information (NCBI) and BioEdit program to detect polymorphism, the sequence by (NCBI) found 4 variations between 3 transversions , 1 transitions nucleotide, showed 99% under sequence ID: MG230264.1| and ID: MH603394.1 from 9 -788, 75-984 number of nucleotide from S. aureus strain AM and Staphylococcus aureus strain AT1 respectively of Gene Bank, and score (1394) and (1637).
Irak Salah Eldin Hastanesinde farklı kaynaklardan izole edilen Staphylococcus spp. direnç genlerinin genotiplendirilmesi ve tespiti
Çalışma için gerekli olan örnekler 2022 yılının Mart-Temmuz ayları arasında Salahuddin Hastanesin'den alınmıştır. Toplamda farklı yaş ve cinsiyet grubunda olan 130 kişiden örnekleme yapılmıştır. Örnekler ; orta kulak iltihabı, burun ve boğaz, idrar yolu iltihabı, yanıklar, yaralardan alınmıştır. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, bakteri kültüründe 93 örneğin (%71,53) pozitif olduğu buna karşılık, 37 örneğin (%28,47) negatif olduğu tespit edilmiştir. En yüksek enfeksiyon oranı %45,16 ile yara enfeksiyonlarında tespit edilmiştir. Bunu sırasıyla, %19,35 ile idrar yolu enfeksiyonları,%13,97 ile yanık, %11,82 ile orta kulak enfeksiyonları ve son olarak %9,67 ile burun ve boğaz enfeksiyonları takip etmiştir. İzole edilen bakteri izolatlarının antibiyotik duyarlılık testi sonuçları yüksek antibiyotik direnci göstermiştir. İzolatların amoksisiline karşı direnci %96,77, azitromisine %64,52, siprofloksasin %56,99, seftaksim %88,17, amikasin %88,17, gentamisin %75,27, trimetoprim %66,67 meropenem %72,04 ve vankomisin %73,12 olarak tespit edimiştir. Staphylococcus aureus bakterilerinin virülans faktörü bakımından incelendiğinde COA geni tüm numuneler için %100 oranda, SPA ve HLY genleri ise %80 oranında tespit edilmiştir. Genetik dizileme tekniğini kullanarak yapılan moleküler teşhis sonuçlarında ise seçilen tüm numunelerin %100 oranında 16S rRNA genine sahip olduğu ortaya çıkmıştır.
Molecular study of virulence factors and bioformatic of Staphylococcus aureus isolated from pregnant women suffering from urinary tract infection in Iraqi population
This study aims to investigate the frequency of the blaZ gene among Staphylococcus aureus isolated from pregnant women suffering from urinary tract infections. This study included 150 urine samples collected from 150 pregnant women with urinary tract infections in several hospitals in Baghdad, Iraq. All urine samples were examined physically and microscopically; in addition, the isolation and identification of bacterial isolates were done by traditional culture, and the final diagnosis, as well as antibiotic resistance testing, were carried out using the VITEK system. blaZ gene was detected using a conventional polymerase chain reaction technique. From 150 urine samples, 91 were culture-positive and 59 were culture-negative. All S. aureus isolates expressed a high level of resistance (100%) to Ampicillin, Amoxicillin, Ticarcillin, and Methicillin, followed by Norfloxacin (83%), Azlocillin, Cefdinir, and Amoxicillin-clavulanic acid (80%). In addition, the blaZ gene was positive among all S. aureus isolates. S. aureus was accepted as the most important bacterium because it can cause urinary tract infections among pregnant women in Baghdad city and show high level of antibiotic resistance due to the presence of many genes in its plasmid, such as the blaZ gene, which plays an important role in antibiotic resistance.
PCR kısıtlama fragman uzunluğu polimorfizmi ve virülans faktörü geninin DNA sırası analizine dayanan Staphylococcus aureus'un moleküler çalışması
Çalışma S.aureus bakterisinin varlığını araştırmak için Ramadi şehrinde 165 klinik numuneden 100 örnek toplanmıştır. İzolasyon kaynağına göre deriden 45, yaradan 32, kandan 17 ve idrardan 6 numune alınmıştır. Sonuçlar, S.aureus'un deri örneklerinde en yüksek yüzdesinin %45 olduğunu göstermektedir. Çalışmada Amikasin, Amoksisilin, Ampisilin, Eritromisin, Gentamisin, Klindamisin, Kloramfenikol, Penisilin, Sefoksitin, Siprofloksasin, Trimetoprim ve Vankomisin olmak üzere 12 çeşit antibiyotik için seçilen bakteri izolatlarına ve seçilen patolojik izolatlara karşı duyarlılık testi yapılmıştır. Test sonuçları Penisilin için %99, Ampisilin için %91 ve Trimetoprim için %85 ile bu antibiyotiklerin üç tipine oldukça dirençli olduğunu göstermektedir. Çalışmadaki diğer antibiyotikler için izolatların dirençleri farklılık göstermekle birlikte Vankomisin'e %99 Kloramfenikol'e %79 duyarlı olduğu görülmektedir. Çalışmada ayrıca izolatların genetik dizisini incelemek amacıyla, seçilen bakteri izolatları mecA ve pvl'den genomik DNA ekstrakte edilmiştir. MecA geninin analiz edilen 100 örneğin 64'ünde bulunduğu ve orantısal olarak %64'e tekabül ettiği ortaya çıkmıştır. Kısıtlama Fragman Uzunluğu Polimorfizmi (RFLP) yaklaşımı, PCR alanlarının genetik içeriğinin çeşitliliğini doğrulamak için kullanılmakla birlikte coa ve spa genlerinin amplifikasyonu, coa geni ve spa geninin varlığı, bu genlerin spesifik primerleri kullanılarak ayrılmış S. aureus suşlarında araştırılmıştır. Her iki gen için 575 bp bandının görülmesi amaçlanmıştır. Sonuç olarak her birinin iki amplifikasyon paternine sahip olduğu ve genlerin farklı PCR ürün boyutlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Coa geni için sırasıyla 405, 810 ve 891 bp değerleri gözlenirken, Spa geni için 240, 1200 ve 1296 bp değerleri görülmüştür. 2022, 66 sayfa ANAHTAR KELİMELER: Staphylococcus aureus, Antibiyotik direnci, Virülans faktörleri, Ramadi, Iraq
Staphylococcus aureus için cilt örneklerinde ve hastane ortamında bazı virülans faktör genlerinin tanımlanması
Staphylococcus. aureus, yüzeysel ve derin cerrahi yara enfeksiyonlarında en sık görülen patojenlerden biridir. Ayrıca kronik ülser enfeksiyonuna (basınç ülseri, diyabetik ayak) neden olabilir. SMR'lerin klinik önemi, toplum ve tarım sektörü ile ilişkili hastanelerden alınan örneklerden izole edilen suşların fenotipik ve genotipik tanımlanması için daha hassas ve spesifik tanı araçlarının uygulanması ihtiyacında yatmaktadır. Beşeri tıp raporlarına kıyasla, Bu çalışmanın bulguları, söz konusu Staphylococcus spp.'nin direnç profillerinin tanımlanması ve belirlenmesi olduğunda halk sağlığını ilgilendiren izolatların tanımlanması ve karakterize edilmesi için geleneksel moleküler araçların yararlılığını doğrulamaktadır. Yeni araştırmaya göre mecA geni metisilin direnci sağlayan tek gen değildir. Virülans faktörü etkisinin çeşitli mekanizmalarıyla ilgili daha fazla araştırma yapılırsa, virülans faktörleriyle ilişkili toksinler ve proteinler yeni stratejiler tarafından bozulabilir.
Staphylococcus aureus'un teşhisi ve bazı antibiyotiklere (linkomisin ve klindamisin) ve doğal ürünlere (zelanikum ve nane) duyarlılığı
Başta Staphylococcus aureus olmak üzere zararlı bakterilerin neden olduğu idrar yolu enfeksiyonları yaygın bir hastalık haline gelmiştir. Bu nedenle, birçok antibiyotiğe karşı direncin ortaya çıkması, ayrıca bitki ekstraktlarının etkinliklerinin karşılaştırılması ve hangisinin Staphylococcus aureus bakterilerine karşı en güçlü etkinliği verdiğini tespit etmek amacıyla bu hastalığın bitki ekstraktları ile tedavi edilmesi, yayılımının azaltılması ve antibiyotik kullanımının düşürülmesi gerekmektedir. Özellikle kadınlar arasında artan yaygınlığı nedeniyle bu konu seçilmiş olup, çalışma Tikrit Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde yapılmıştır. Çalışmanın öncelikli ve temel amacı, beş tip antibiyotiği Staphylococcus aureus üzerinde test etmek ve bakterinin bu antibiyotiklerin her birine nasıl duyarlılık göstereceğini tespit etmektir. Stafilokok bakterilerinin neden olduğu idrar yolu enfeksiyonu insidansı kadınlarda daha yüksek olup, enfeksiyon oranı kadınlarda %65,5 iken erkeklerde %34,5 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca antibiyotik tedavisi görmemiş kişilerden idrar örnekleri alınmıştır. Klindamisin ve linkomisin antibiyotikleri, S. aureus'a karşı (Oxacillin, Cefoxin ve Penisilin) diğer antibiyotiklerden daha yüksek yüzdelerde duyarlılık göstermiştir, buna ek olarak tarçın ve nane gibi bitkisel ekstraktlarda S. aerus bakterilerine karşı yüksek yüzdelerde duyarlılık vermiştir. Ayrıca, hem nane hem de tarçın ekstraktlarının sulu ve alkollü ekstraktları arasında karşılaştırma yapıldığında, sulu ekstraktın S. aerus bakterilerine karşı alkollü ekstrakttan daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Çünkü hem nane hem de tarçın ekstraktı zararlı bakterileri yok etmede birçok etken madde içermektedir ve bu etken maddelerin oranları HPLC cihazında hesaplanmıştır. İnhibisyon serisi bazı antibiyotikler için bitki özlerinin inhibisyon çaplarından daha büyük olduğunu göstermiştir, bu da bitki özlerinin daha güçlü ve daha iyi etkinlik verdiği anlamını taşır. En yüksek inhibisyon sonucu, inhibisyon çapları 24-29 mm arasında değişen sulu tarçın ekstraktından elde edilmiştir. Staphylococcus aureus, tarçın ve nanenin sulu ve alkollü ekstraktlarına karşı oldukça güçlü bir hassasiyet geliştirmiştir.
Zencefil (Zingiber officinale) ve limon (Citrus limon) ekstraktlarının Staphylococcus aureus'a karşı antibakteriyel aktivitelerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma Selahaddin Valiliğinin Tikrit kasabasında yaşayanlar üzerinde yapılmıştır. 05/03/2021 tarihinden 17/06/2021 tarihine kadar toplam 250 örnek toplanmıştır. Bu bakteriler solunum sisteminden (burun delikleri) ve üriner sistemden (idrar) izole edilmiştir. Aynı zamanda gram pozitif oldukları için gram boyama ile boyanarak, ışık mikroskobunda mikroskobik olarak incelenmiş ve biyokimyasal testlerle de teşhis edilmişlerdir. Selahaddin Vilayeti'ndeki Tikrit sakinleri üzerinde yapılan bu çalışmanın amacı, S. aureus'un bu şehirde yayılma oranlarını incelemek ve ayrıca %25 mg/mL, %50 mg/mL ve %100 mg/mL'lik konsantrasyonlarda limon ve zencefil bitkilerinin su ve alkol ekstraktlarının etkisini araştırmaktır. Laboratuar sonuçları, 100 mg/mL konsantrasyonunun diğer konsantrasyonlardan %25 ve %50 daha güçlü bir inhibitör yeteneğine sahip olduğunu, çalışılan limon ve zencefil bitkilerinin alkollü ekstraktlarından sulu ekstraktların daha verimli olduğunu göstermiştir. Sulu limon ve zencefil ekstraktı konsantrasyonu ne kadar yüksek ise S. aureus bakteri izolatlarını inhibe etmede o oranda başarı sağlandığından, S. aureus bakterilerini inhibe etme yeteneği de artmıştır. S. aureus bakteri izolatları üzerinde bitki ekstraktları kullanılmadan önce kontrol olarak 5 antibiyotik kullanılmış ve antibiyotikler farklı inhibisyon çapları göstermiştir.
Metisilin dirençli Staphylococcus aureus izolatlarındamecA gen varlığı ve bazı benzoil tiyoüre bileşiklerinin invitro antibakteriyel aktivitesinin incelenmesi
Çoklu ilaç direncine sahip bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlar günümüzde önemli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Bu durum son yıllarda yeni antibiyotiklerin geliştirilmesi amacıyla yapılan çalışma sayılarının artmasına sebep olmuştur. Bu tezde farklı klinik örneklerde Staphylococcus aureus ve Metisilin dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) prevalansı, izole edilen MRSA izolatlarının çoklu antibiyotik direnç durumu ve 3 farklı benzoiltiyoüre bileşiğinin (N-((2-chloropyridin-3-yl) carbamothioyl) thiophene-2-carboxamide (L-31), N-(morpholine-4-carbonothioyl) benzamide (EHL90) ve N-(diphenylcarbamothioyl)benzamide (EHL-93)) antibakteriyel etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, yapılan morfolojik ve biyokimyasal testler ile toplam 100 sürüntü örneğinin (yanık, yara, kulak, apse, burun) 45'inde (% 45) S. aureus belirlenmiştir. Elde edilen S. aureus izolatlarına metisilin ve sefoksitin diskleri kullanılarak yapılan disk difüzyon testi ile 22 (%48) izolatta metisilin direnci kanıtlandı. Elde edilen MRSA izolatlarına 8 farklı antibiyotik diski kullanılarak yapılan disk difüzyon testi sonucunda 22 MRSA izolatının çoklu ilaç direncine (MDR) sahip olduğu belirlenmiştir. Konvansiyonel yöntemlerle tanımlanan MRSA izolatlarının tamamında mecA gen varlığı PZR ile saptanmıştır. MRSA izolatlarına karşı 3 farklı Benziltioüre bileşiğinin antibakteriyel etkinliği disk difüzyon ve mikrodilüsyon yöntemiyle araştırılmıştır. Yapılan mikrodilüsyon test sonuçlarına göre tüm bileşiklerin farklı konsantrasyonlarda minimum inhibitör ve bakterisidal konsantrasyon değerlerine sahip olduğu belirlenmiştir. Bileşikler içinde MRSA izolatlarına karşı en yüksek zon çapı, en düşük minimum inhibitör konsantrasyon ile minimum bakterisidal konsantrasyon değeri EHL-93 bileşiğinden elde edilmiştir. Yapılan bu tez ile MRSA ve MDR-MRSA prevalansının önemli bir düzeyde olduğu, kullanılan 3 benzoil tiyoüre bileşiğinin farklı konsantrasyonlarda antibakteriyel ajan olarak kullanma potansiyelinin olduğu sonucuna varılmıştır.
Investigation, isolation and molecular diagnosis of bacteria that cause chronic tonsillitis and its relationship to the patient's immunity
Acute tonsillitis is a primary medical care consultation that may develop to recurrent tonsillitis (RAT), chronic tonsillitis and ~30% of patients require a tonsillectomy, which is associated with a high frequency of missed work or influence on quality of life. The present study was achieved in two largest Hospitals including Al- Hakeem, and Al-Sadr Medical City as well as some clinical laboratories in Najaf province-Iraq, through the period from January, 2022 to April, 2022. Collection of samples from 149 patients with tonsillitis. From each patient, a swab from the tonsils and a blood sample, all patients were aged between 3-38 years. From total patients 83 of them were infected with acute infection while 66 were chronic. According to residence type 73 of them were rural while 76 lived in the city. Swabs were taken from tonsil surface and from tonsil core then culturing on different media for 24 hours at 37°C for bacterial growth and diagnosis by morphological, biochemical, two mL of a venous blood sample was collected from each patient and control for ELISA assaying to determine the level of IL-6 and IL-4. Genetic study for investigation about bla tem and blashv genes. The results showed according to type of infections patients with acute infection more than chronic. According to residence type, there are less rural people than those who live in the city. The (6–12 years) category was the largest category, while the Elderly (> 30 years) category was the least. Staph. aureus was the most prevalent, followed by bacteria Enterococcus faecalis, finally Strep spp. Klebsiella spp and E. coli with the same samples for each of them. Staph aureus most bacteria cause infections in tonsillitis. The results showed that patients' serum levels of IL-6 and IL-4 were significantly higher than those of healthy controls.
Determine of genetics variability and distance among number of Staphylococcus aureus MRSA using molecular techniques RAPD isolated from burn Iraq population
Identification of MSR is important in view of the increased risk of contamination. For this reason, it is necessary to take hygiene measures especially in the presence of organisms in hospital environments. The analyzes in this study were performed on isolates from 100 patients in Ramadi General Hospital in Iraq. Isolates; are clinical examples of wounds, burns and respiratory tract infections. As a result of the analyzes, it was determined that the best distinguishing primers were OP-V14, OP-M14 and OP-V09. This can be explained by the number of 18 bands of the primers and the band sizes varying between 300-2500 base pairs. When the RAPD-PCR results were examined, it was shown that the highest genetic dimension was between the 21st and 23rd sample. In this context, samples 3 and 23 are in the second row and samples 3 and 4 are in the last row. The genetic size differences between samples vary depending on the number of shared bundles. The greater the number of shared bundles, the lower the genetic dimension was determined. Therefore, shared bundles between samples appear as a marker proving similarity in genetic material in that region of the genome.
Klinik ve gıda orjinli Staphylococcus aureus'ta biyofilm kodlama geninin moleküler tespiti
Staphylococcus aureus, hem insanları hem de hayvanları etkileyen yaygın bir bakteriyel hastalıktır. Deri enfeksiyonları, menenjit, endokardit, septisemi ve toksik şok sendromuna neden olur. Topladığımız 150 örnekten 37'si (%60) insan omurilik sıvısı, 18'i (%29) süt, 20'si (%10) balık olmak üzere farklı kaynaklardan 61 Staphylococcus aureus elde ettik. Numuneler, Al-Kadhimiya Devlet Eğitim Hastanesine ve Bağdat Valiliği ve pazarlarındaki bazı harici laboratuvarlara başvuran hastalardan alındı. Örnekler, Mannitol tuzlu agar besiyerinde kültürlerin özelliklerine göre teşhis edildi. Biyofilm oluşumunun organizmanın hayatta kalmasına yardımcı olan ve dolayısıyla patojenik güçlerine katkıda bulunan en önemli virülans faktörlerinden biri olduğu düşünülmektedir. Gram-pozitif küresel şekilli bakteri, bakteri ve biyokimyasal testleri gözlemleyerek. DNA öncesi teşhis sürecinde doğruluğu arttırmak Toplanan 150 örnekten sadece 61'i staphylococcus aureus idi. 61 izolattan; 48'i güçlü biyofilm üretti, 13'ü orta düzeydeydi. Biyofilm oluşturan izolat sayısı 48 (%78.6) ve orta düzeyde biyofilm üreten izolat sayısı 13 (%21) idi. PCR tekniği kullanılarak 61 örnekten DNA izole edildi, özel gen primerleri kullanılarak 302 baz çifti büyüklüğünde eno geni tespit edildi.
Investigation of efflux pump and aminoglycoside resistance genes in Staphylococcus aureus strains isolated from clinical specimens in Iraq
Staphyӏococcus .aureus owing to its propensity for epidemic spread and antibiotic resistance, is among the most significant pathogenic bacteria encountered in therapeutic settings.. the current study aimed for Isoӏation and identification of S. aureus from different cӏinicaӏ specimens, detection resistance profiӏes of these bacteria, Screening of resistance genes (aacC1,and aacC2) to the prevaӏence of aminogӏycosides among aureus isothorses, aӏso scan extrovert pump genes (Ade-A, Ade-B, Ade-S, and Ade-M) for the prevaӏence of aminogӏycosides). Between 2 Apriӏ 2022 and 30 June 2022, two hundred cӏinicaӏ sampӏes were coӏӏected from Marjan Medicaӏ City and AӀ-Hiӏӏa Teaching Hospitaӏ in the province of Babyӏon in Iraq. The sampӏes were coӏӏected from the patients ( burns, sputum, wounds, and urinary tract infections). The steriӏized cotton swabs were brought to the ӏab and pӏaced in BHI agar tubes.. No dupӏicate sampӏes from the same patients and no environmentaӏ isoӏates were incӏuded in this study. The resuӏt showed out of 200 cӏinicaӏ specimens positive cases were 126(63%) and negative cases were 74(37%). staphyӏococcus bacteria appeared in 87 sampӏes S. aureus appeared in 21 . Urine is one of the most common sources of sampӏes that showed bacteriaӏ growth in the current study, foӏӏowed by sputum, then burns, and finaӏӏy wounds. Antimicrobiaӏ susceptibiӏity testing: S. aureus had the greatest ӏeveӏ of resistance to Kanamycin and the ӏowest ӏeveӏ of resistance to Neomycin. We use 15 of the most resistant isoӏates to drugs in this investigation. The isoӏates of S. aureus showed MDR, XDR and PDR. The positive ampӏification (band) were 11(73%) , 14(93%), 7(46%) and 15(100%) for ( AdeA, AdeB, AdeM and AdeS) genes respectiveӏy. Resuӏts of PCR assay for detection of aacC1 and aacC2 genes: In this study we take 15 most resistant isoӏate for antibiotcs., aӏӏ isoӏates screened by PCR for the presence of aacC1 and aacC2 genes. Of the 15 isoӏates, 15 were positive for aacC1 (100%), and thirteen for aacC2 (86%).
Molecular diagnoses of the resistance of genes in Staphylococcus aureus to antibiotics in the diabetic foot infections
Methicillin-resistant Staphylococcus aureus (MRSA) is a major nosocomial pathogen in Iraq and is emerging in the community and hospital. A total of 132 specimens were processed over a period of four months (1 January 2022-30 April 2022). S. aureus was identified using traditional biochemical tests and confirmed by the detected coagulase gene. MRSA isolates were characterized by seven conventional phenotypic methods using the methicillin resistance gene (mecA) detection test as a reference standard. Six phenotypic methods were used to identify β-lactamase production. The isolated MRSA were subjected to antibiotic susceptibility tests by seven methods. The MRSA isolates were subjected to staphylococcal chromosome cassette methicillin-resistance (SCCmec), by multiplex polymerase chain reaction (PCR). The presence of Panton-Valentine leucocidin (pvl) and toxic shock syndrome toxin (tst) genes was tested by monoplex PCR. The overall isolation rate of S. aureus was 17 (12.87%) isolates among various specimens. The mecA was recognized in 4 (23.52%) isolates (MRSA). Phenotypic methods including cefoxitin disc diffusion, chromogenic assay was highly effective for detecting MRSA. Biofilm forming by both MRSA strains indicates the high ability of these strains to persist in hospital environments which increases the risk of disease development in hospitalized patients. Additionally, resistance to antimicrobials in biofilm-forming isolates contribute to bacterial persistence which may lead to chronic infections and treatment problems.
Irak Vasit hastanesinde izole edilen metisiline dirençli Staphylococcus aureus prevalansı
Metisiline dirençli olan Staphylococcus aureus (S. aureus), özellikle bilinen hiçbir risk faktörü olmayan kişilerde son zamanlarda ortaya çıkan salgınlar ve bildirilen ölümlerin bir sonucu olarak büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Çeşitli virülans faktörleri ve toksinlerine sahiptir. Staphylococcus türleri içinde en virulent olanıdır. Bu da onu toksin aracılı bozuklukların sık karşılaşılanı yapar. Ayrıca, metisiline dirençli S. aureus (MRSA), hem akut hem de kronik enfeksiyonların önde gelen bir kaynağıdır ve MRSA'nın yapışma ve biyofilm oluşturma yeteneği, MRSA izolatları arasında artan virülansın bir belirtecidir. Lokal izolatların metisilin ve diğer bazı antibiyotiklere direncini saptamak ve mecA geninin amplifikasyonunun yararlılığını ve MRSA suşlarının tanımlanmasındaki güvenilirliğini değerlendirmek için farklı bölgelerden 100 örnek toplandı. İlk olarak fenotiplerine göre teşhis edildi. Bu örneklerden sadece 37'si S. aureus pozitifti, 44'ünün farklı bakteri türleri olduğu, kalan 19 numunede ise herhangi bir bakteri üremediği görüldü. VITEC 2 ile S. aureus olduğu tespit edilen pozitif numuneler Muller-Hinton Agar plate tekniği ile antibiyotik direnci araştırıldı. Dirençli izolatlara Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi uygulanarak minimum inhibitor konsantrasyonlar belirlendi. S. aureus izolatlarının yaklaşık % 95'i sefoksitin ve metisiline dirençli olduğu belirlendi. Diğer antibiyotiklerle karşılaştırıldığında, vankomisin duyarlılığının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmada S. aureus'a ait izolatları belirtmek için tanısal gen olan 16srDNA kullanılmıştır. 35 dirençli izolat ve 2 hassas izolat dahil tüm izolatların S. aureus olduğu doğrulandı. Bu 35 numune, mecA geninin varlığını tespit etmek için polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) tekniği ile tanımlandı. 35 örnekten 34'ü mecA geni için pozitif, biri negatifti.
Staphylococcus aureus'un klinik izolatlarında sınıf 1 integronları ve antibiyotik dirençle ilişkisi
Beta-laktamLarın bakterisidal etkisi, PLP'lere bağlanarak, bakteri duvarında eksik alanlar oluşturarak, maddelerin ortamdan mikroorganizmaların içine geçişine izin vererek, ozmotik şokla ölüme neden olarak transpeptidasyonun inhibisyonu ile bağlantılıdır. Bakteriyel Edinilmiş direnç, genetiğe dayanır ve bir kromozomal mutasyondan veya aktarılabilir (ekstrakromozomal) genetik materyalin edinilmesi yoluyla türetilebilir. Direnç kodlayan genler, hem bakteri kromozomu üzerinde hem de onun dışında, plazmitlerde, transpozonlarda ve integronlarda yer alabilir, ikincisi de kromozomal olarak bulunur. Hem Gram-pozitif hem de Gram-negatif bakterilerde beta-laktamLara direncin ana nedeni, beta-laktamaz üretimidir. Bu enzimLer, penisilinler, sefalosporinler, sefamisinler ve karbapenemLerin yapısında ortak bir element olan beta-laktam halkasının amid bağını hidrolize ederek antibakteriyel aktivitesi olmayan bir bileşiğe yol açar. MRSA'nın ortaya çıkması ve yayılması, hastanelerde mikroorganizmaların yayılmasını önlemek için hijyenik önlemLerin olmaması ve bu merkezlerde yüksek antibiyotik tüketiminin gerektirdiği seçici baskı tarafından desteklenmektedir.
Hastane izolatı Staphylococcus aureus ve Koagülaz Negatif Staphylococcus suşlarında Metisilin direncinin farklı yöntemlerle araştırılması
Amaç: Hastane izolatı Staphylococcus aureus ve koagülaz negatif stafilokoklarda metisilin direnci, oksasilin ve sefoksitin disk difüzyon testi, oksasilin E-testi, tuz agar tarama testi ve dirençten sorumlu mecA genin polimeraz zincir reaksiyonu ile gösterilmesi planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2006 ile 2007 yılları arasında hastanemizde yatan hastalardan izole edilen 90 Staphylococcus aureus ve 90 koagülaz negatif stafilokok suşunda bu testler yapıldı. İzolatlar Vitek 2 otomatize sistemiyle tür düzeyinde tanındı. Altın standart olarak kabul edilen mecA geni ise polimeraz zincir reaksiyonu ile araştırıldı.Bulgular: Oksasilin disk difüzyon testine göre Staphylococcus aureus izolatlarının 45 (% 50)'i, koagülaz negatif stafilokok izolatlarının 47 (% 52.2)'si dirençli, sefoksitin disk difüzyon testine göre Staphylococcus aureus izolatlarının 45(% 50)'i, koagülaz negatif stafilokok izolatlarının 46 (% 51.1) 'sı dirençli, oksasilin E-teste göre Staphylococcus aureus izolatlarının 45 (% 50)'i, koagülaz negatif stafilokok izolatlarının 47 (% 52.2)'si dirençli, tuz agar tarama yöntemine göre Staphylococcus aureus izolatlarının 44 (% 48.9)'ü, koagülaz negatif stafilokok izolatlarının 41 (% 45.5)'i ve Vitek 2 otomatize sisteme göre Staphylococcus aureus izolatlarının 44 (% 48.9)'ü, koagülaz negatif stafilokok izolatlarının 47 (% 52.2)'si dirençli bulundu. Staphylococcus aureus izolatlarının mecA- polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi ile 44 (% 48.9)'ünde mecA geni pozitif iken koagülaz negatif stafilokok izolatlarının 45 (% 50)'inde mecA geni pozitif bulundu.Sonuç: Stafilokoklarda heterojen dirençli suşlar nedeniyle metisilin direncinin fenotipik yöntemlerle gösterilmesi sıklıkla yanlışlıklara neden olmaktadır. Bu sorunun özellikle koagülaz negatif stafilokok suşlarında, Staphylococcus aureus'a göre daha da belirgin olduğu gözlenmektedir. Çalışmamızda Staphylococcus aureus'lar da fenotipik yöntemlerden, oksasilin ve sefoksitin disk difüzyon, oksasilin E-test ve tuz agar tarama testi sonuçları aynı bulundu (duyarlılık % 97.72, özgüllük % 95.65 ). Koagülaz negatif stafilokok suşlarında fenotipik yöntemlerden sefoksitin disk difüzyon testi diğer yöntemlere göre altın standart teste en yakın test olarak bulundu (duyarlılık % 97.77, özgüllük % 97.77 ). Ancak, hem Staphylococcus aureus, hem de koagülaz negatif stafilokok suşlarında metisilin direncinin gösterilmesinde en uygun yöntem polimeraz zincir reaksiyonu ile mecA geninin belirlenmesidir.
Metisilin dirençli staphylococcus aureus suşlarının spa typıng ve pulsed fıeld gel electrophoresıs yöntemleriyle klonal ilişkilerinin tespiti
Amaç: İlk olarak İngiltere'de ortaya çıkan Metisilin Dirençli Staphylococcus aureus enfeksiyonu başta diğer Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün dünyada hızla yayılmıştır. Hem toplumda hem de hastanelerde görülen Metisilin Dirençli Staphylococcus aureus nedenli enfeksiyonların risk yönetiminde, etkenin kaynağının ve bulaş yollarının moleküler yöntemlerle hızlı tespiti enfeksiyon kontrolünde anahtar veriler sağlamaktadır. Çalışmamızda hastanemizde izole edilen Metisilin Dirençli Staphylococcus aureus suşlarının klonal ilişkileri Pulsed Field Gel Electrophoresis ve spa tiplendirme yöntemi ile tespit edilerek, hastanemizde ve bölgemizde baskın olan klonların isimlendirilmesi ve yöntemlerin kıyaslanması amaçlanmaktadır. Gereç ve yöntem: Hastanemizde rutin olarak kullanılmakta olan Vitek 2 sistemi ile tanımlanan 75 Metisilin Dirençli Staphylococcus aureus izolatı SmaI enzimi kullanılarak Pulsed Field Gel Electrophoresis ile tiplendirildi. spa gen bölgeleri amplifiye edilerek sekans analizi yapıldı. Elde edilen veriler StaphType (Ridom) yazılım programıyla değerlendirildi ve spa tipleri tespit edildi. Bulgular: İncelenen 75 örneğin Pulsed Field Gel Electrophoresis ile 11 küme içerisinde toplandıkları ve birbirlerine % 84,1 oranında benzeyen A (n:19) ve B (n:27) kümelerinin tüm suşların % 61,3'ünü oluşturduğu tespit edildi. Tüm izolatlar spa tiplendirme ile de değerlendirildiğinde suşların 18 spa tipine dağıldığı tespit edildi. En büyük spa kümesi 31 izolat (% 41,3) ile t030 iken, bunu 9 izolat ile t223 (% 12) tipinin izlediği görüldü. Sonuçlar: İzolatların genotipik incelemeleri, antibiyotik direnç profilleri ve hastane enfeksiyonu olarak tanımlanan olgulardan izole edilme oranları değerlendirilerek t030'un % 41,3'lük insidans ile dominant genotip olduğu ve bu gen kümesinin hastane klonu olduğu düşünülmüştür. Toplum kökenli olduğu düşünülen spa tiplerinin ise t223 ve t127 oldukları ve sırasıyla % 12 ve % 9,3 oranlarında görüldükleri tespit edildi. Kısa dönemli salgın incelemelerinde ve uzun dönemli soy ilişkisi araştırmalarında spa tiplendirme yönteminin Pulsed Field Gel Electrophoresis ile birlikte kullanılmasının ve bu çalışmanın daha uzun süre ve daha fazla örnek kullanılarak toplum ve hastane klonlarının takibinde kullanılmasının faydalı olacağı düşünülmüştür.