Infant-premature

129 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere uygulanan erken müdahale programının konfor ve gelişime etkisi

Amaç: Bu çalışma yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerde, şefkatli dokunma ile birlikte ninni söylemenin erken dönemde konfora ve sonrasında gelişimsel destek programı uygulamanın gelişime etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 28 Kasım 2021- 18 Temmuz 2022 tarihleri arasında yapıldı. Örnekleme yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 330/7 -366/7 gestasyon haftasındaki prematüre bebekler alındı. Örneklem çalışma grubunda n=27 ve kontrol grubunda n=30 olmak üzere n=57 prematüre bebekten oluştu. Veriler iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki bebeklere birinci aşamada annesi haftada üç kez ninni söyledi ve şefkatli dokundu. İkinci aşamada aynı bebeklere 40. gestasyon haftasından itibaren üç ay süre ile gelişimsel destek programı (GEDEP) uygulandı. Kontrol grubundaki bebeklere rutin bakım yapıldı. Verilerin toplanmasında, Anne ve Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ), Gelişimsel Destek Programı Değerlendirme Formu, GEDEP kullanım kılavuzu formu ve Ses Desibel Ölçüm Cihazı kullanıldı. Veriler, Ki-kare testi, Student t-testi ve tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testi ile değerlendirildi. Tekrarlı ölçümler için bağımlı gruplarda t testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunun uygulama öncesi PBKÖ puan ortalamaları uygulama sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Uygulama sonrası çalışma grubunun PBKÖ puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Çalışma grubundaki bebeklerin birinci ayda sosyal duygusal gelişim becerisi -1, alıcı dil becerisi-2, alıcı dil becerisi-3, ifade edici dil becerisi-1, ifade edici dil becerisi-3 ve ifade edici dil becerisi-4, bilişsel beceri-1, bilişsel beceri-2 ve küçük kas becerisi-1 becerilerini yapabilme oranları kontrol grubundaki bebeklere göre daha fazlaydı (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki bebeklerin ikinci ayda alıcı dil becerisi-3 becerisini yapabilme oranları arasında anlamlı fark varken, alıcı dil becerisi-1, alıcı dil becerisi-2, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında fark yoktu. Çalışma ve kontrol grubundaki bebekler arasında üçüncü ayda alıcı dil becerileri, ifade edici dil becerileri ve motor becerilerin tüm alanlarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, çalışma grubunun bilişsel beceri-4 becerisini yapabilme oranı kontrol grubuna göre daha fazlaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklere şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi, bebeğin konforunun artmasına, şefkatli dokunmayla birlikte ninni söylenmesi ve GEDEP uygulaması sosyal duygusal gelişim, dil gelişimi ve bilişsel gelişime olumlu etki gösterdi.

Ana-çocuk hemşireliğiBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+6
Funda Güler
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre / düşük doğum ağırlığı olan çocuğa sahip anneler ile normal gelişim gösteren çocuğa sahip annelerin çocuklarıyla olan etkileşimlerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Bu araştırmanın amacı gelişimsel gerilik riski altındaki prematüre / düşük doğum ağırlığı (DDA) olan çocuklar ve annelerinin normal gelişim gösteren çocuklar ve anneleri arasındaki (1) etkileşim davranışlarını betimlemek, (2) anne etkileşim davranışlarının kendi içindeki ilişkilerini ve çocukların etkileşim davranışlarını anlamlı bir şekilde etkileyen anne davranışlarının neler olduğunu, (3) prematüre / düşük doğum ağırlığı ile doğan çocuk-anne çiftlerinin etkileşimsel davranışlarının normal gelişim gösteren çocuk-anne çiftlerininkinden farklılık gösterip göstermediğini ortaya çıkartmaktır. Araştırma Tekirdağ ili sınırları içindeki yaşları 10-29 ay arasındaki 10 prematüre / DDA ile doğan anne-çocuk çifti ve 10 normal gelişim gösteren anne-çocuk çifti ile gerçekleştirilmiştir. Ailelerden randevu alındıktan sonra evlerine gidilmiş ve veri toplama amacıyla demografik bilgi formu kullanılarak annelerden çocuk ve anne hakkında bilgi toplanmış ve anne-çocuk çiftlerinin serbest oyun etkileşimi video kaydına alınmıştır. Ziyaret edilen her evde çocukların gelişim ve ilgilerine uygun olabilecek oyuncak ve materyaller standart olarak kayıt öncesinde hazırlanmıştır. Araştırmacı 20 dakika boyunca müdahale etmeksizin yapmış olduğu kaydın ilk 5 ve son 5 dakikasını değerlendirmeye almamış, arada kalan 10 dakika Ebeveyn Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği- Türkçe Versiyonu (EDDÖ-TV) ve Çocuk Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği- Türkçe Versiyonu (ÇDDÖ-TV) ölçekleri kullanılarak araştırmacı ve ikinci bir kodlayıcı tarafından çözümlenmiştir. Kodlayıcılar arasındaki güvenirlik oranı % 90 olarak bulunmuştur. Elde edilen veriler SPSS paket programı 21. versiyonundan yararlanılarak analiz edilmiştir. Anne etkileşim davranışlarının kendi içindeki ilişkilerini ve çocukların etkileşim davranışlarını etkileyen anne davranışlarının neler olduğunu ortaya koymak için parametrik olmayan korelasyon analizi seçeneklerinden Kendall's tauTesti kullanılmıştır. Her iki gruptaki çocuk-anne çiftlerinin etkileşimsel davranışlarının farklılık gösterip göstermediğini bulmak için Bağımsız Örneklemler Mann Whitney U Testi'nden yararlanılmıştır. Bunun yanı sıra, anne- çocuk etkileşim davranışlarını betimlemek için de frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma hesapları yapılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen istatistiksel analizler sonucunda anne-çocuk çiftlerinin etkileşimsel davranışları betimlenmiş; annelerin kendi içindeki etkileşim davranışları ve çocuk davranışları üzerinde anlamlı ilişkileri olan anne etkileşim davranışları açıklanmış; prematüre/düşük doğum ağırlığı ile doğmuş olan çocuk ve anne çiftleri ile normal gelişim gösteren çocuk-anne çiftlerinin etkileşim davranışlarında farklılık olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Anne - çocuk etkileşimi, düşük doğum ağırlığı ile doğan çocuklar, prematüre

Ana-çocuk etkileşimiAnnelerAnneler+7
Meral Öztürk
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Respiratuar distres sendromlu prematür bebeklerde akut böbrek hasarının idrar nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin ile değerlendirilmesi

Amaç; Böbrek hasarı prematüre bebeklerde sık görülmektedir. Kreatinin, glomerüler filtrasyon hızının azalmış olduğunu gösteren geç bir belirteçtir. Bu yüzden ABH tanı ve tedavisi gecikmektedir. Akut böbrek hasarını erken dönemde saptayabilmek için NGAL gibi yeni tanısal belirteçler kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda; prematüre bebeklerde böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek amacıyla idrarda NGAL düzeylerini RDS'li ve RDS'li olmayan hastalarda saptayarak, böbrek fonksiyonlarını karşılaştırmayı amaçladık.Gereç ve yöntem; Bu çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi YYBÜ'nde takip edilen, gebelik haftası 28-34 olan 51 prematüre bebek alındı.Hastalar RDS gelişen ile RDS gelişmeyen kontrol grubu olarak 2 gruba ayrıldı.Grup 1: RDS gelişen hasta grubu (21 olgu),Grup 2: RDS gelişmeyen kontrol grubu (30 olgu),Hastaların klinik, laboratuar özellikleri, postnatal komplikasyonları kaydedildi. 1. ve 7. gün idrar NGAL değerleri ELİSA yöntemi ile çalışıldı. İstatiksel analiz SPSS 16.0 yazılım programı kullanılarak yapıldı.Bulgular; Çalışmamızda RDS gelişen ve gelişmeyen hastaların idrar NGAL seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen, 1. gün idrar NGAL değerinin 7. gün değerine göre daha yüksek olduğu tespit edildi.Sonuç; Çalışmamızda 1. ve 7. gün bakılan idrar NGAL düzeylerinde yükselme tespit edilmedi. RDS gelişen ve gelişmeyen olgularda neonatal ABH sınıflandırmasına uygun ABH tespit edilmediği için idrar NGAL düzeylerinde yükselme tespit edilmemiş olabilir. Bundan dolayı çalışmamızda idrar NGAL'inin ABH gelişimini erken evrede göstermede değerli olup olmadığını belirleyemedik. Bu çalışmamızdaki verilerimizin daha geniş serilerde yapılacak benzer çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.Anahtar kelimeler; NGAL, RDS, akut böbrek hasarı, prematürite

Bebek-prematürBöbrek yetmezliği-akutNGAL+3
Sevcan İpek
İnönü University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre bebeği olan annelerin anne sütü bankacılığı konusunda bilgi ve görüşleri

Bebeklerin sağlığı için anne sütü önemli ve değerlidir. Herhangi bir nedenden dolayı annelerinin sütünü alamayan bebekler için donör (bağışçı) süt önerilmektedir. Dolayısı ile anne sütü bankaları ihtiyaç sahibi bebekler ve aileler için önemli bir kurumdur. Ülkemizde anne sütü bankacılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olunmadığı ve anne sütü bankacılığına ilişkin olumsuz görüşlerin daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın temel amacı prematüre bebeği olan annelerin anne sütü bankacılığı konusunda bilgi ve görüşlerini belirlemektir. Araştırma 1 Eylül 2016 ve 1 Mart 2017 tarihlerinde, Denizli devlet hastanesi yeni doğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan prematüre bebek anneleri ile tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Soru formu doldurmayı kabul eden olasılıksız örnekleme yöntemlerinden gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 230 anne araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen 39 adet sorudan oluşan soru formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmanın analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27,20±1,12 (min-max= 19-40), bebeklerinin doğum haftası ortalaması ise 35,04±2,16 (min-max= 26-37)'dır. Annelerin %38,3'ü ortaokul mezunu ve %85,7'sinin çekirdek ailede yaşadığı belirlenmiştir. Annelerin %86,1'inin anne sütü bankasını duymadığı, %90'ının bilmediği ve anne sütü bankasının kurulmasını isteme konusunda annelerin %43,9'unun kararsız olduğu saptanmıştır. Ülkemizde anne sütü bankası olması durumunda annelerin %41,3'ü süt bağışlamayacağını, %66,5'i süt bankasından süt talep etmeyeceğini ifade etmiştir. Annelerin %48,3'ü süt bankacılığının dini açıdan sorun yaratıp yaratmayacağını bilmediğini ve %58,3'ü anne sütü bankası konusunda bilgi talep ettiği görülmüştür. Annelerin eğitim durumu ile anne sütü bankasını duyma, anne sütü bankasının kurulmasını isteme, süt bankasına ihtiyaç durumu, süt bağışlama ve süt talep etme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuç olarak annelerin büyük bir çoğunluğunun anne sütü bankacılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı saptanmıştır. Annelerin süt bankasının kurulmasını isteme konusunda çoğunlukla kararsız oldukları görülmüştür. Eğitim durumu arttıkça anne sütü bankasına karşı annelerin daha olumlu bir görüş içinde olduğu söylenebilir. Toplumun süt bankacılığı konusunda endişelerinin ortadan kaldırılıp ve bu konuda bilgilendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anne Sütü Bankası, Prematüre Bebek, Bilgi, Görüş, Hemşirelik

Anne sütüAnnelerBebek beslenmesi+4
Hatice Bulut
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde uygulanan invaziv işlemlerde kullanılan iki farklı antiseptik solüsyonun etkinlik ve yan etkiler açısından karşılaştırılması

Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki (YYBÜ) hastaların kateter yerleştirilmesi ve kültür alınması gibi girişimsel işlemlerinde dezenfektanlar sıklıkla kullanılmaktadır. Bu işlemlerde güvenilir antiseptik solüsyonlar ile dezenfeksiyonun sağlanması, enfeksiyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu hastalara yatışları süresince venöz kateterizasyon, kan ve idrar kültürü alınması, lomber ponksiyon yapılması gibi işlemler uygulanmaktadır. Dünya genelinde YYBÜ'lerde povidon iyot çözeltileri veya klorheksidin bazlı çözeltiler bu amaçla kullanılmaktadır. Povidon iyot çözeltilerinin tiroid fonksiyonlarını baskıladığı, klorheksidin bazlı çözeltilerin ise cilt yan etkileri olduğu bilinmektedir. Klorheksidin çözeltilerinin, prematürelerde güvenilir olduğunu gösteren yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, etkinlik ve yan etkiler açısından hangi dezenfektanın daha üstün ve güvenilir olduğu araştırılmıştır. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 15.07.2018 – 26.03.2020 tarihleri arasında doğan ve YYBÜ'de majör operasyon geçirmeden en az 7 gün süreyle prospektif olarak izlenmiş olan 208 bebek çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar iki gruba randomize edilmiştir: Yüz dört hastanın tüm girişimsel işlemlerinde %10 povidon iyot çözeltisi (%10 PI) kullanılırken diğer 104 hastada %2 klorheksidin glukonat + %70 izopropil alkol (%2 CHG + %70 IA) içeren çözelti kullanılmıştır. Hastaların yatış süreleri, yatışları boyunca kaç kez antiseptik solüsyon uygulandığı, tiroid fonksiyon testi sonuçları, kültür üremesi durumu ve yatışında geçirmiş olduğu diğer hastalıklar kaydedilmiştir. Çalışma, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 19.06.2018 tarih ve 2018-11/16 sayılı onay alındıktan sonra başlatılmıştır. %10 PI kullanılan 104 bebekten 77'si (%74) prematüre, 27'si (%26) term bebeklerdi. %2 CHG +%70 IA kullanılan 104 bebekten 75'i (%72,1) prematüre, 29'u (%27,9) term bebeklerdi. %10 PI kullanılan bebeklerden %31,7'sinde, %2 CHG +%70 IA kullanılan bebeklerden ise %17,3'ünde kültür üremesi saptanmıştır (OR=2,22; p= 0,024). Kontaminasyon lehine değerlendirilen olgular çıkarıldığında sepsis oranı %10 PI grubunda %8,7, %2 CHG + %70 IA grubunda ise %4,8 olarak hesaplanmıştır (p=0,406). Kültür kanıtlı sepsis olgularına yönelik yapılan lojistik regresyon analizinde dezenfektan seçiminin, kültür kanıtlı sepsis gelişme oranlarını etkilemediği görülmüştür. Olguların tiroid fonksiyon testleri değerlendirildiğinde %10 PI grubunda olan 98 bebeğin ortanca tiroid stimülan hormon (TSH) değeri 4,05 mIU/L, %2 CHG + %70 IA grubunda olan 97 bebeğin ortanca TSH değeri ise 3,09 mIU/L olarak saptanmıştır (p=0,016). %2 CHG + %70 IA çözeltisi kullanılan gruptaki hiçbir bebekte cilt yan etkisi veya nörolojik yan etki gözlemlenmemiştir. %2 CHG + %70 IA çözeltisi, %10 PI içeren çözelti ile kıyaslandığında enfeksiyonlardan koruyuculuk açısından benzer etkiye sahiptir. %10 PI çözeltisi, özellikle prematüre bebeklerde iyot içeriğinin emilimi nedeniyle geçici hipotiroidiye neden olabilmektedir. %2 CHG + %70 IA çözeltisi, hem hipotiroidi gelişimine neden olmadığı için, hem de belirgin bir cilt yan etkisi görülmediği için yenidoğanların cilt dezenfeksiyonunda %10 PI çözeltisi yerine güvenle kullanılabilecek bir çözeltidir.

AntiseptiklerBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+5
Hakan Küçüker
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde izlenen kültürle kanıtlanmış neonatal sepsis vakalarının retrospektif incelenmesi

Amaç: Yenidoğan sepsisi, yaşamın ilk 28 günündeki en sık ve hayatı tehdit edici hastalıklarından biridir. Uygun antibiyotik tedavisine rağmen yüksek morbidite ve mortaliteyle seyredebilmektedir. En çok neden olan etkenler ve sıklıkları farklılık gösterebilmekte ve zaman içinde aynı hastane içinde dahi değişebilmektedir. Bu çalışmada, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde takip ve tedavi edilen kültürle kanıtlanmış sepsis tanılı yenidoğan bebeklerin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2012-Temmuz 2015 tarihleri arasında 1,2 ve 3. düzey yenidoğan yoğun bakımda takip ve tedavi edilmiş olan 1735 hasta retrospektif olarak incelendi. Kültür ile kanıtlanmış neonatal sepsis tanısı almış 56 hasta çalışmaya alındı. Bulgular: Hastaların %55,4'ü erkek, %44,6'sı kız idi. Doğum haftaları ortalama 31,77 ±5 idi. Doğum ağırlıkları ortalama 1654,07 ±906,6 gramdı. Hastaların %76,8'i preterm, %23,2'si term idi. Hastaların %14,3'ünün erken başlangıçlı neonatal sepsis, %85,7'sinin geç başlangıçlı neonatal sepsis olduğu saptandı. Erken başlangıçlı neonatal sepsiste en sık etken Stenotrophomonas maltophilia, geç başlangıçlı neonatal sepsiste ise koagülaz negatif stafilokoklar ve Klebsiella pneumonia idi. Erken başlangıçlı neonatal sepsiste mortalite %12,5 ve geç başlangıçlı neonatal sepsiste de %12,5 idi. Her iki sepsis grubunda da ölen bebeklerin hepsi preterm idi. Gram pozitif mikroorganizmalarda vankomisin direnci saptanmadı. Gram negatif mikroorganizmaların antibiyotik dirençleri değerlendirildiğinde meropenem direnci saptanmazken imipenem direnci en fazla %50 idi. Sonuç: Neonatal sepsisli hastalarda sepsis tipi, etken mikroorganizmalar ve antibiyotik dirençleri üniteler arasında ve zamanla ünite içerisinde de farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle, aktif sürveyans uygulanarak tedavi protokolleri sıklıkla güncellenmelidir. Anahtar Kelimeler: Sepsis, Yenidoğan, Prematürite, Kan Kültürü, Antibiyotik Direnç

AntibiyotiklerBebek-prematürBebek-yenidoğmuş hastalıkları+7
Dilek Karacanoğlu
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre bebeği olan annelerin yaşam kalitesi ve yaşam kalitesini etkileyen faktörler

Bu araştırma, prematüre bebeği olan annelerin yaşam kalitesi ve yaşam kalitesini etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla ilişki arayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma İstanbul' da bir Vakıf Üniversitesi hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gören 90 prematüre bebeğin annesi ile Temmuz 2018-Eylül 2019 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 'Prematüre Bebeği Olan Anne ve Bebek Bilgi Formu', 'WHOQOL-BREF Ölçeği', 'Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği' ve 'Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS programında frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ile Student testi, One Way Anova testi ve regresyon analizi kullanılarak değerlendirildi. Annelerin % %54,4'ünün yaşı 31 ve üzeri, babaların %67,8'i 31 ve üzeri yaş aralığındadır. Annelerin %96,7'si evli, %50'sinin evlilik süresi 1-5 yıldır. Annelerin %36,7'si lise, %16,7'si üniversite mezunudur. Annelerin%60'ı bir işte çalışmamakta ve %62,2'sinin aile geliri gideri ile aynıdır. Annelerin WHOQOL-BREF (TR) genel yaşam kalitesi puan ortalaması 73,87±9,28, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği puan ortalaması 10,52±4,80, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği genel puan ortalaması 62,14±14,66 bulundu. Araştırmada, postpartum depresyonun ve algılanan sosyal desteğin genel yaşam kalitesi için anlamlı bir belirleyici olduğu bulundu. Postpartum depresyon düzeyi genel yaşam kalitesi düzeyini azaltırken, algılanan sosyal destek genel yaşam kalitesi düzeyini arttırmaktadır. Aileden algılanan sosyal destek genel yaşam kalitesi düzeyini arttırırken arkadaştan ve özel insandan algılanan sosyal destek genel yaşam kalitesi düzeyini etkilememektedir. Sonuç olarak, doğum sonrası depresyon düzeyinin ve algılanan sosyal desteğin yaşam kalitesini etkilediği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Yaşam Kalitesi, Sosyal Destek, Postpartum Depresyon, Prematüre Bebeği Olan Anneler

AnnelerBebek-prematürBebekler+4
Melda Erdoğdu
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre bebeklerde kanguru bakımının perfüzyon indeksi, kalp tepe atımı ve oksijen satürasyonuna etkisi

Giriş: Kanguru bakımı, prematüre bebeğin sadece bebek bezi ve bir başlık ile ebeveynin göğüsleri arasına yüzükoyun dik pozisyonda yatırılmasıyla ten tene temasın sağlandığı, prematüre bebeklerin sağlığını ve iyilik halini korumak için kullanılan güçlü ve uygulanması basit bir yöntemdir. Amaç: Bu çalışma, prematüre bebeklerde kanguru bakımının perfüzyon indeksi, kalp tepe atımı ve oksijen satürasyonuna etkisini belirlemek amacıyla planlandı. Yöntem: Araştırma ön test son test kontrol gruplu deneysel bir tasarımdır. Çalışmada özel bir Üniversite hastanesinin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 76 prematüre bebek yer aldı. Kanguru bakımı yapılan (n=38 deney) kanguru bakımı yapılmayan (n=38 kontrol) 2 grup oluşturuldu. Çalışma verileri, "Anne Tanıtıcı Bilgi Formu", "Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Kanguru Bakımı İzlem Formu" ile elde edildi. Çalışma için etik kurul, kurum ve katılımcıların ebeveynlerinden gönüllü izni alındı. Bulgular: Hem deney hem de kontrol grubunun sosyodemografik ve klinik karakteristikleri birbirine benzerdi. Deney grubunda kontrol grubuna göre; kanguru bakımından 45 dakika önce perfüzyon indeksi, kalp tepe atımı ve oksijen satürasyonları arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,005). Ancak, kanguru bakımının 15-45. dakikası arasında kalp tepe atımları daha düşüktü, oksijen satürasyonları ise daha yüksekti . Bu değerlerdeki değişimler istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,005). Perfüzyon indeksi istatistiksel olarak kanguru bakımının 45. dakikasında anlamlı fark gösterdi . Sonuç: Kanguru bakımı uygulaması kalp tepe atımı ve oksijen satürasyonunu olumlu yönde etkiledi. Perfüzyon indeksi beklenen sonuçları için uzun süreli uygulanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Prematüre bebek, kanguru bakımı, perfüzyon indeksi, kalp tepe atımı, oksijen satürasyonu

Bebek-prematürBebeklerKalp hızı+3
Kübra Yılgör Becerikli
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nekrotizan enterokolit olgularında Rotavirüs enfeksiyonlarının rolü ve sitokinlerle ilişkisi

Amaç: Nekrotizan enterokolit patogenezinde Rotavirus enfeksiyonunun rolü ve interlökin 6, interlökin 8 ve tümör nekroz faktör alfa ile ilişkisinin araştırılması.Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmadaki çalışma grubu (Grup 1), Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde nekrotizan enterokolit şüphesi veya tanısıyla izlenmekte olan hastalardan, kontrol grubu (Grup 2) ise benzer postnatal yaşta, başka nedenlerle yatmakta olan hastalardan oluşturuldu. Nekrotizan enterokolit olguları modifiye Bell kriterlerine göre evrelendi. Gaita örneklerinde Latex yöntemi ile Rotavirus antijeni araştırıldı. İnterlökin 6, 8 ve TNF ? değerleri, 0. ve 48. saatlerde alınan serum örneklerinde mikro ELISA yöntemi ile tespit edildi. Gruplar klinik ve laboratuvar özellikleri yönünden karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışma grubuna alınan 31 hasta ile, kontrol grubuna alınan 30 hasta prospektif olarak incelendi. Gruplar arasında cinsiyet, doğum ağırlığı ve intrauterin büyüme açısından anlamlı fark yoktu. Nekrotizan enterokolitli hastaların gebelik süreleri, kontrol grubundakilerden anlamlı şekilde daha kısa, hastanede yatış daha uzun bulundu (sırasıyla p=0,031, p=0,007). Rotavirus pozitifliği nekrotizan enterokolitli hastalarda % 41,9 iken, kontrol grubunda % 6,7 idi (p=0,001). Gaitada Rotavirus tespit edilen olgularda, tespit edilemeyenlere göre nekrotizan enterokolit gelişme olasılığı 10 kat fazla bulundu. Rotavirus pozitif olan nekrotizan enterokolit olgularından % 38,5'i evre I, % 53,8'i evre II, % 7,7'si evre III olgular idi. Grup 1'de IL 6'nın 0. saat ve 48. saat değerleri, Grup 2'nin 0. saat ve 48. saat değerlerinden düşük bulundu (0. saat için p=0,448 ve 48. saat için p=0.016). Rotavirus pozitif nekrotizan enterokolitli hastalarda IL 6'ın 0. ve 48. saat değerleri, Rotavirus tespit edilemeyenlere göre daha düşük bulundu (0. saat için p=0,609 ve 48. saat için p=0,017). Grup 1'de IL 8'in 0. saat ve 48. saat değerleri, Grup 2'deki değerlere oranla istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek idi (0. saat için p=0,000 ve 48. saat için p=0,023). Nekrotizan enterokolitli hastalarda, Rotavirus pozitif olgularda interlökin 8 0. saat ve 48. saat değerleri, Rotavirus tespit edilmeyen nekrotizan enterokolit olgulardaki IL 8'in 0. saat ve 48. değerlerine göre yüksek tespit edildi (sırasıyla p=0,007 ve p=0,004). Nekrotizan enterokolitli hastalarda TNF-?'nın 0. saat ve 48. saat değerleri, kontrol grubuna göre yüksek bulundu (0. saat için p=0,516 ve 48. saat için p=0,048). Grup 1'de Rotavirus pozitif olgularda TNF-? 0. ve 48. saat değerleri Rotavirus negatif olguların değerlerinden hafif yüksek bulundu (sırasıyla p=0,352 ve p=0,880).Sonuç: Nekrotizan enterokolit, prematüre yenidoğanlarda önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Nekrotizan enterokolitli olgularda yüksek oranda Rotavirus pozitifliği saptanması; Rotavirus pozitif NEK'li olgularda IL 6 düzeylerinin düşmesi, IL 8 ve TNF-? düzeylerinin yükselmesi, bu hastalığın patogenezinde Rotavirusun rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Rotaviruslara bağlı nekrotizan enterokolit olgularının prognozları daha iyi olmakla beraber, salgınlara yol açabilen virusa karşı önlem alınması, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde sağkalımın artması yönünden olumlu katkı sağlayacaktır.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+4
Efsun Gargun Sızmaz
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çoğul gebeliklerde perinatal sonuçlar

Amaç: Bu çalışmada kliniğimizde gerçekleşen, spontan çoğul gebelikleri ve invitrofertilizasyon yöntemi sonucu oluşmuş çoğul gebelikleri inceleyerek perinatal sonuçlarını retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında Ocak 2005 ile Aralık 2009 tarihleri arasında gerçekleşen çoğul gebelikler retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya alınan olgular; gebeliklerinin yıllara göre dağılımı? gebelerin yaş ortalaması, ortalama gebelik haftası, parite, doğum şekli, doğum ağırlığı, EMR varlığı¸ gebeliklerin spontan mı yoksa tedaviyle mi oluştuğu, tedavi ile oluştuysa hangi tür yardımcı üreme tekniklerinin kullanıldığı, cinsiyet, sezaryen endikasyonları, abortus ortalamaları, doğum sırasındaki prezantasyonları, fetal problemler, gebeliklerin koryoniste ve amniyosite durumları, fetal redüksiyon, fetuslar arasındaki diskordans durumları gebelik anemisi, anneye kan transfüzyonu, serklaj, abortus imminens, emezis gravidarum, hiperemezis, APGAR değerleri? HTC doğum öncesi ve sonrası, RH uyuşmazlığı, BMI, yoğun bakım gereksinimleri, yatış nedenleri ölü doğan¸ gebelikte ortaya çıkan obstetrik komplikasyonlar açısından incelendi. Gruplar arasında morbidite ve mortalite yönünden fark araştırıldı.Bulgular: Çalışma kriterlerine uyan toplam 29 spontan ve 40 tedavi gebelik olgusu çalışmaya alındı. iki grup karşılaştırıldığında anne yaşı ortalamaları gruplar arası fark anlamlı bulundu. Bebeklerin ortalama gebelik haftaları ve ortalama doğum ağırlıkları her iki grupta da düşüktü ve gruplar arası fark anlamlı bulundu. Bebeklerin 1. ve 5. dakika APGAR değerleri ortalamaları karşılaştırıldığında spontan grupta ve tedavi grubunda sonuçlar benzerdi ve istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Apgar skoru düşüklüğü ile prematürite ve immatürite arasında anlamlı ilişki saptandı. EMR sıklığında; Tedavi gebeliği ile spontan gebelik arasında istatistiksel olarak ilişkide anlamlı farklılık bulunamadı. Perinatal mortalite ile gebelik haftası ve düşük doğum ağırlığı arasında istatistiksel anlamlılık mevcuttu, yatış nedenleri, hastanede kalış süreleri, yoğun bakım gereksinimleri, ölen bebek sayıları açısından ortalamalar benzerdi. iki grup arasında anlamlı farklılık yoktu.

Anne ölümleriBebek ölümleriBebek-prematür+7
Necdet Öncü
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni doğanlar için küvöz otomasyonu ve tıbbi termal görüntü kontrol sistemi tasarımı

Bu çalışmada, klasik kuvöz kontrol sistemlerinde olan ortam parametrelerinin (sıcaklık, nem ve O2 konsantrasyonu) ölçülmesi ve istenilen seviye getirilmesi işlevlerine ilave olarak prematürenin vital (yaşamsal) parametrelerinin de (vücut sıcaklığı, nabız, SpO2, EKG) ölçülmesi ve izlenmesi sağlanmıştır. Bütün ölçüm ve kontrol sistemleri tek bir kullanıcı ara yüzüne toplanmıştır. Ayrıca bu ara yüz programında son yıllarda tıpta kullanımı yaygınlaşmaya başlayan termal görüntüleme yöntemiyle elde edilen prematüre termogramları üzerinde vücut ısı analizleri yapılmasını sağlayan bir görüntü işleme programı da tasarlanmıştır. Bu şekilde tek bir ara yüz programı ile bahsedilen tüm sistem ve fonksiyonların izlenmesi ve kontrol edilmesine olanak sağlayan bütünleşik bir sistem oluşturulması ve sağlık personellerinin daha etkin ve verimli çalışması amaçlanmaktadır.

Bebek-prematürBilgisayar destekli termal analizBiyomedikal geliştirme+2
Kadir Caner Kılıçarslan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

34 haftadan küçük respiratuar distres sendromlu preterm bebeklere ince kateter veya entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulaması

Amaç: Bu çalışmada respiratuar distres sendromu nedeniyle sürfaktan tedavisi alması gereken preterm bebeklerde, entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulama yöntemi ile ince kateterle sürfaktan uygulama yöntemini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Şubat 2011 ile Mart 2012 arasında, hastanemizde doğan, doğum haftası >26 hafta ve 34 haftadan küçük ve sürfaktan verilmesi gereken bebekler çalışmaya alındı. Doğum odasında entübe edilmesi gerekenler, majör konjenital anomalisi olanlar, hidrops fetalis tanısı alanlar, solunum sıkıntısı olmayan 28 haftadan büyük bebekler, sürekli pozitif hava yolu basıncı ile stabilize edilip sürfaktan tedavisi gerekmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Sürfaktan 28 hafta ve altındaki bebeklere profilaktik olarak, 28-34 hafta arasındakilere ise, oksijen saturasyonunu % 86-92 arasında tutmak için gerekli FiO2?nin % 35?in üstünde olması, akciğer grafisinde aşikar respiratuar distres sendromu bulguları veya hastanın belirgin çekilmelerinin olması hallerinde 100 mg/kg/doz verildi. Bulgular: Değerlendirilen 183 bebekten 38 tanesi (% 20,7) randomize edilerek çalışmaya dâhil edildi. Her gurupta 19 hastanın sonuçları değerlendirildi. Endotrakeal tüp gurubunda hastaların % 95?inde komplikasyon gözlenmezken, kateter gurubunda hastaların % 37?sinde desatürasyon izlendi (p=0,042). Endotrakeal tüp gurubunda, pO2 dışındaki kan gazı parametreleri zaman içinde iyileşme gösterirken (p<0,05), kateter gurubunda anlamlı değişiklik yoktu. Kateter gurubunda total parenteral beslenme, lipid ve karbapenem kullanım süreleri daha uzun idi (p<0,05). Guruplar arasında ilk 72 saatte entübasyon ihtiyacı, toplam mekanik ventilasyon süresi, respiratuar distres sendromu komplikasyonları ve prognoz açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Sürfaktan replasman tedavisinde her iki yöntem de uygulanabilir olmakla birlikte ince kateter ile sürfaktan tedavisi sırasında desaturasyon daha sık görülmektedir. Kateter yöntemi uygulama zorlukları, desaturasyon riskinin nisbeten yüksek olması, klinik ve laboratuar sonuçlarının daha iyi olmaması nedeniyle entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulama yönteminden daha üstün değildir.

Bebek-prematürBebeklerEntübasyon+2
Eren Kale Çekinmez
Çukurova University
2013
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Beslenme intoleransı olan prematüre bebeklerde domperidon ve eritromisinin etkinliğin değerlendirilmesi

Beslenme İntoleransı Olan Prematüre Bebeklerde Domperidon ve Eritromisinin Etkinliğin Değerlendirilmesi Amaç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan, beslenme intoleransı olan prematüre bebeklerde eritromisin ve domperidon?nun tam enteral beslenmeye geçiş hızına etkisini değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Ocak 2011 - Mart-2013 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakımda yatarak tedavi gören ?34 gestasyonel hafta 6 gün ve ?1999 gram altındaki beslenme intoleransı olan preterm bebekleri kapsamaktadır. Hastalar retrospektif olarak üç ayrı gruba ayrılmıştır; 1.grup eritromisin, 2. grup domperidon, 3.grup prokinetik ajan kullanılmayan ve beslenme intoleransına yönelik herhangi bir başka tedavi yönteminin uygulanmadığı hastalardan oluşmaktadır. Tüm gruplar ayrıca kendi içinde üç alt grupa (?999 gram altı ve ?1000 gram üzeri, ?1499 gram altı ve ?1500 gram üzeri, ?31 gestasyonel hafta 6 gün altı ve ?32 gestasyonel hafta üzeri ) ayrılmıştır. Tüm hastalar ilk 5 gün içinde beslenemeyen ve gastrik rezidünün yanı sıra; abdominal distansiyon, kusma, apne, bradikari ve saturasyon düşüklüğü bulgularından en az birinin eşlik ettiği vakalardan oluşmaktadır. 1.grup eritromisin 4 x10 mg/kg 2 gün ve 4 x 4 mg/kg 5 gün (max. 7 gün), 2. grup domperidon 3 x 0.3 mg/kg (max. 7gün) almıştı. Bulgular: Bu çalışmada retrospektif olarak beslenme intoleransı olan 73 preterm yenidoğan değerlendirilmiştir. Eritromisin grubu 30, domperidon grubu 21 ve kontrol grubu 22 hastadan oluşmaktadır. Tam beslenmeye geçiş başarısı ve zamanı için üç grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (P>0,05). Her grupta subgruplar tam enteral beslenmeye geçiş başarısı için karşılatırıldığında, üç grup için de istatistiksel anlamlı fark bulunmadı (P>0,05). Üç grubun tüm subgruplarının tam beslenmeye geçiş başarısı için karşılaştırılmasında, hiçbir subgrupta gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (P>0,05). Umbilikal arter kateterinin kalma süresi için tam beslenmeye geçen ve geçemeyen vakalar karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (P>0,05). Umbilikal ven kateterinin kalma süresi için tam beslenmeye geçen ve geçemeyen vakalar karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (P>0,05). Toplam 38 vakada beslenmeyi takip eden 1. ve 2. saatin sonunda mide içerik hacimleri ölçülerek mide boşalma hızları değerlendirilmiştir. Üç grup arasında istatistiksel anlamlı fark gösterilememiştir (P>0,05). Sonuç: Prematüre bebeklerde beslenme intoleransı tedavisinde, eritromisin ve domperidon prokinetik etkinlikleri nedeniyle araştırılmaktadır. Bizim çalışmamızda, her iki ilaç kontrol grubu ve birbiriyle karşılaştırılmıştır. Üç grup arasında tam enteral beslenmeye geçiş hızı ve başarısı için yapılan karşılaştırmada istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır. Her iki ilaca ait yan etki izlenmemiştir. Bu sonuçlar ışığında eritromisin ve domperidonun prematüre bebeklerde kullanılmasının güvenli olduğu ancak çok düşük doğum ağırlıklı prematür bebeklerde beslenme intoleransı tedavisinde rutin kullanımına yönelik öneri yapılabilmesi için daha fazla randomize kontrollü çalışma yapılmasının gerekli olduğu kanaatine vardık. Ultrason ile mide içerik hacimleri ölçülen hastalarda beslenme sonrası 1. ve 2. saatte ölçülen mide içeriği hacimlerini benzerdi. Mide boşalma hızının değerlendirilmesinde bu metodun rutin kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi için daha fazla randomize kontrollü çalışma yapılmasının gerekli olduğunu düşündük. Anahtar Kelimeler: Beslenme intoleransı, Enteral beslenme, Gastrointestinal motilite Prematüre, Prokinetik ilaçlar

Bebek-prematürBeslenmeBeslenme incelemeleri+5
Hüseyin Selim Asker
Çukurova University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde yaşanan mediko-legal sorunlar ve çözüm önerileri

Anne karnındaki gelişimini tamamlamadan dünyaya gelen bebekler önlenemez birtakım sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Sağlık açısından daha fazla risk ve daha fazla bakıma ihtiyaç duyan prematüre bebekler geri kalan gelişim sürelerini tamamlamak için Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerine ihtiyaç duyarlar. Önlenemez bu sorunların yanı sıra; kaliteli bir hizmet sunumu ile insan kaynaklı tutum ve davranışların değişimi sonucu önlenebilir sorunlar, prematüre bebeklerin hayata tutunmaları açısından önemlidir.Prematüre bebek bakımının; emek, sabır, dikkat ve özen gerektiren bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Prematüre Bebek, Yenidoğan Yoğun Bakım.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşYoğun bakım üniteleri
Songül Akın
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki bebeklere uygulanan kanguru bakımının, bebeklerin ağrı düzeyine etkisi

Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine (YYBÜ) yatırılan zamanından önce doğan bebeklere uygulanan kanguru bakımının (KB), topuktan kan alımı sırasında oluşan ağrıyı azaltma üzerine etkisini incelemek amacıyla deneysel olarak yapıldı. Haziran 2012–Kasım 2012 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Balcalı Araştırma ve Uygulama Hastanesi YYBÜ'nde yatan, zamanından önce doğan yenidoğan ve anneleri, araştırma evrenini, oluşturdu. Bu tarihlerde yatan, vaka seçim kriterlerine uyan toplam 45 zamanından önce doğan bebek ve annesi örneklemi oluşturdu. Bu bebekler deney (sayı: 21) ve kontrol (sayı: 24) gruplarına gelişigüzel biçimde atandı. Verilerin toplanmasında; anket formu, video kamera, monitör ve kan alma işleminde bebeğin davranışsal ve fizyolojik yanıtlarını değerlendirmek amacıyla Prematüre Bebek Ağrı Profili (PIPP) kullanıldı. Veriler Statistical Package for Social Sciences 18.0 (SPSS) paket programı kullanılarak değerlendirildi. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sayısal ölçümlerse ortalama ve standart sapma olarak özetlendi. Verilerin değerlendirilmesinde Ki kare, Mann Whitney U ve T testi kullanıldı. Yenidoğanlar 32-36 hafta arası doğumlu, kontrol grubundaki yenidoğanların %58'i deney grubundaki yenidoğanların %67'si kız bebek olup, kontrol ve deney grubunun tanıtıcı özellikleri karşılaştırıldığında her iki grupta istatistiksel olarak benzer bulundu. Araştırmada invaziv girişim öncesi PIPP skoru her iki grupta benzer (p=0.897), invaziv girişim sırasında PIPP skoru deney grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşük (p<0.001), invaziv girişim sonrasında ise PIPP skorları her iki grupta da istatistiksel olarak benzer bulundu (p=0.195). Sonuç olarak; invaziv girişimlerde zamanından önce doğan bebeklerin ağrısını azaltmada KB'nin etkili bir yöntem olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Ağrı, kanguru bakımı, prematüre, prematüre bebek ağrı profili, topuk kanı alımı.

AğrıBebek bakımıBebek-prematür+5
Sibel Tazegül
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı lipid preperatının prematüre bebeklerin antioksidan enzimleri ve lipid peroksidasyonu ve morbidite üzerine etkileri

İki Farklı Lipid Preperatının Prematüre Bebeklerin Antioksidan Enzimleri ve Lipid Peroksidasyonu ve Morbidite Üzerine Etkileri Amaç: Bu çalışmada prematüre bebeklerde total parenteral beslenme (TPB) içeriğinde kullanılan iki farklı lipit preperatının antioksidan enzimler, lipit peroksidasyonu ve morbidite üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya yaşamın ilk gününden itibaren TPB başlanan ve en az 7 gün lipit desteği alan GY≤32 hf ve/veya DA≤1500 gr olan bebekler alındı. Bebekler randomize olarak ya SMOFlipid ya da Clinoleic preperatı aldılar. Lipit öncesi, 7. gün ve 28. günde biyokimya değerleri, oksidan ve antioksidan düzeyleri ve prematüre retinopatisi (ROP), intraventriküler kanama (İVK), bronkopulmoner displazi (BPD), nekrotizan enterokolit (NEK), kolestaz ve enfeksiyon oranları karşılaştırıldı. Bulgular: SMOFlipid grubunda 27, Clinoleic grubunda 23 hasta vardı. Gruplar arasında preeklampsi, eklampsi, erken membran rüptürü, koryoamniyonit ve annede idrar yolu enfeksiyonu sıklığı, gestasyon yaşı, doğum ağırlığı, Apgar skorları, oksijen alma süreleri, mekanik ventilatörde kalma süreleri, tam beslenmeye geçiş süreleri, TPB ve lipit alma süreleri benzerdi. Ancak uzamış membran rüptürü oranı Clinoleic alan grupta daha fazlaydı (8/23, % 34,8'e karşın 1/27, % 3,7), (p=0,007). SMOFlipid grubu doğum ağırlığına ortalama 10 günde, Clinoleic grubu ise 13 günde erişmişti (p= 0,013). İki grup arasında İVK, ROP, BPD, enfeksiyon ve kolestaz açısından fark gözlenmedi (p>0,05). Antioksidan düzeylere baktığımızda Clinoleic grubunda 7. günde süperoksit dismutaz (SOD), 7. ve 28. günde katalaz (CAT) değerleri daha yüksekti (p=0.048, p= 0.06, p=0.009). Glutatyon peroksidaz (GPx) ise farklı değildi. Lipit peroksidasyonunu gösteren tiyobütirik asitle reaksiyona giren maddeler (TBARS) düzeyleri Clinoleic grubunda hem 1.günde hem de 7. günde daha yüksekti (p=0,004, p=0,005), 28. günde ise farklılık yoktu. SMOFlipid grubundaki hastaların TBARS ve GPx değerleri zaman içinde değişiklik göstermemesine karşın, Clinoleic grubunda TBARS düzeyleri düşüş gösterdi. CAT ve SOD zaman içerisinde değişkenlik göstermekle birlikte iki lipit preperatı arasında değişim açısından farklılık saptanamadı. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda her iki lipit preperatının da preterm bebeklerde güvenilir olduğunu ve iyi tolere edildiğini saptadık. Hematolojik ve biyokimyasal parametreler bakımından farkları yoktu. Ayrıca erken dönem morbiditeler açısından da farklılık saptamadık. Özellikle de oksidan sistem ve antioksidan enzim çalışmaları için daha fazla sayıda hastanın alındığı prospektif, randomize çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: SMOFlipid, Clinoleic, Prematüre, morbidite, antioksidan enzimler, lipit peroksidasyonu

AntioksidanlarBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+5
Burak Poyraz
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geç prematüre doğan bebeklerin postnatal ilk 15 günde karşılaştıkları sorunların değerlendirilmes

Amaç: Gebelik haftası 340/7-366/7 haftalık olan preterm doğanların, term doğanlardan farklı risklere sahip oldukları düşünülmektedir. Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde 1 Ocak 2013 ile 31 Aralık 2014 tarihleri arasında 34 0/7 - 36 6/7 gebelik haftaları arasında canlı doğan, geç prematüre bebeklerin ilk 15 günde karşılaştıkları sorunların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde 1 Ocak 2013 ile 31 Aralık 2014 tarihleri arasında 34 0/7 - 36 6/7 gebelik haftaları arasında canlı doğan geç prematüre bebekler dahil edildi. Bu bebeklerin postnatal ilk 15 gününde karşılaştıkları sorunlar retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: 1 Ocak 2013 ile 31 Aralık 2014 tarihleri arasında hastanemiz Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde toplam 3575 doğum (97 ikiz, 22 üçüz doğum) ile toplam 3716 bebek doğdu. Bu doğumların 1165'i (% 32,5) preterm doğumdu. Preterm doğumların ise 597'si (% 51,2) geç preterm doğumlardı. 597 geç preterm doğum (30 ikiz, 7 üçüz doğum) ile toplam 641 bebek doğdu. Geç prematüre doğan 641 bebek tüm doğan bebeklerin % 17,2'sini oluşturdu. Konjenital anomalisi olan 68 bebek ve doğum sonrası bilgilerine ulaşılamayan 107 bebek olmak üzere toplam 175 bebek çalışmaya alınmadı. Çalışmaya alınan bebek sayısı 466 olmak üzere; doğum sonrası ilk 24 saatte hastaneye yatan bebek sayısı 385 (% 82,6) ve doğumdan hemen sonra anne yanına verilen bebek sayısı 81 (% 17,4) idi. Geç prematüre 208 bebekte (% 44,6) sarılık, 124 bebekte (% 26,6) beslenme intoleransı, 60 bebekte (% 12,9) yenidoğan geçici takipnesi, 48 bebekte (% 10,3) hipoglisemi, 41 bebekte (% 8,8) respiratuar distres sendromu, 36 bebekte (% 7,7) pnömoni, 18 bebekte (% 3,9) erken neonatal sepsis, 6 bebekte (% 1,3) nozokomiyal sepsis, 1 bebekte (% 0,2) nekrotizan enterokolit saptandı. Doğumdan sonra hemen yatış gereken 385 geç prematüre bebeğin ortalama hastanede yatış süresi 10,5±8,1 (1-96) gündü. 59 bebek (% 12,7) postnatal 15 günden daha uzun hospitalize edildi. Geriye kalan 407 bebeğin (Doğumdan hemen sonra anne yanına verilen veya doğum sonrası ilk 24 saatte hastanede yatıp postnatal ilk 15 günü tamamlamadan taburcu olan bebekler) % 23,8'i (97) sarılık, % 7,6'sı (31) beslenme zorluğu ve % 0,49'u (2) solunum sıkıntısı nedeniyle hastaneye tekrar başvurdu. Hastaneye tekrar başvuran bebeklerin 44'ü (% 10,8) yeniden yatırıldı. Sonuç: Sonuç olarak geç preterm bebeklerin yenidoğan döneminde sarılık, beslenme intoleransı, hipoglisemi, solunum s ı k ı ntısı ve enfeksiyon riski gibi gelişebilecek hastalıklar açısından değerlendirilmeleri çok önemlidir. Anahtar kelimeler: Geç prematüre bebek, sarılık, beslenme intoleransı, yenidoğan geçici takipnesi, hipoglisemi, hastaneye yeniden başvuru.

Bebek beslenmesiBebek-prematürBebek-yenidoğmuş hastalıkları+5
Ali Tunç
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Preterm bebeklerde parmak besleme yönteminin total oral beslenmeye geçiş süresine etkisi

Preterm bebekler anne memesindeki ilk deneyimlerinde anne sütü alma konusunda çok başarı sağlayamamaktadır. Bebekler besin gereksinimlerini anne sütü ile karşılayabilecek duruma gelene kadar, emzirmeye ek olarak parmak besleme, kaşık, damlalık, kap, biberon gibi diğer destekleyici beslenme yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir. Bu çalışma, preterm bebeklerde parmak besleme yönteminin fizyolojik ölçüm, oksijen saturasyon düzeyi, büyüme, total oral beslenmeye geçiş ve hastanede kalış süresine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Bakım Ünitelerinde (YYBÜ 1 ve YYBÜ 2) Şubat 2016- Kasım 2016 tarihleri arasında deneysel olarak yapıldı. Çalışma YYBÜ 1 ve YYBÜ 2'de tam enteral beslenmeye geçen 32 hafta (düzeltilmiş yaş dahil) ve üzeri gestasyonel haftaya sahip olan preterm bebeklerle yapıldı. Deney 1 grubundaki preterm bebeklere (n=20) total oral beslenmeye geçene kadar parmak besleme uygulaması yapıldı. Kontrol grubundaki bebeklere (n=20) herhangi bir girişim yapılmadı. Veriler "Preterm Bebeği Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Preterm Bebek İzlem Formu" ile toplandı. İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 20) adlı paket program kullanılarak yapıldı. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Normal dağılıma uygun olan ölçüm değerleri için parametrik olan yöntemler kullanıldı. Parametrik olan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Independent Sample t Test" (t tablo değeri) yöntemi kullanıldı. Normal dağılıma uygun olmayan ölçüm değerleri için parametrik olmayan yöntemler kullanıldı. Parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U Testi" (Z tablo değeri) yöntemi kullanıldı. Araştırmanın yapılabilmesi için etik onay, resmi izin ve annelerden aydınlatılmış onam alındı. Parmak ile beslenme ve feedingle beslenme grubundaki preterm bebeklerin total oral beslenmeye geçiş süresi ortalamaları arasında parmakla beslenen grup lehine anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.05). Yenidoğanın cinsiyeti, gestasyon haftası ve bebek doğum ağırlığı sınıfları ile gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamadı (p>0.05). Her iki grubun taburculuk ağırlıkları ve taburculuk süresi ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0.05). Ulusal ve uluslararası literatür incelendiğinde preterm bebeklerde emzirmeye ek destekleyici yöntem olarak kullanılan parmak besleme yöntemini inceleyen çalışmaya rastlanmamış olması nedeniyle özgün bir çalışmadır. Emzirmeye ek destekleyici yöntem olarak parmak besleme yöntemi kullanılan preterm bebeklerin feedingle beslenen bebeklerden daha kısa sürede total oral beslenmeye geçtiği saptandı. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde preterm bebeklerde parmak besleme yöntemi ile beslenme yapılması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Emzirme, hemşirelik, parmak besleme, preterm bebek, yenidoğan yoğun bakım.

Bebek beslenmesiBebek-prematürBebek-yenidoğmuş+3
Burcu Öz Türkoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geç preterm ve term bebeklerde kordon klempleme zamanının lenfosit subgrupları üzerine etkisi

Amaç: Kordon klempleme zamanının geç preterm ve term bebeklerde lenfosit subgruplarına etkisinin değerlendirilmesi, Gereç ve Yöntemler: Çalışma Şubat 2016 ile Mart 2016 arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapıldı. Çalışmaya belirtilen süre içerisinde gebelik haftası 34 ile 41 arasında olan 74 bebek alındı. Bu bebeklerden 37'sinin kordonu bebek uterus dışına alındıktan sonra hemen klemplendi, 37'sinin ise kordonu bebek uterus dışına alındıktan sonra uterus seviyesi veya 30 cm altında bir dakika beklendikten sonra klemplendi. Bebekler term ve preterm olarak iki gruba ayrıldı. Bebeklerin prenatal, natal, postnatal özelikleri ve kordon kanı ile 7. gün venöz kanda biyokimyasal, hematolojik ve lenfosit subgrup değerleri incelendi. Lenfosit subgrupları flow sitometri yöntemiyle değerlendirildi. Bulgular: Kordon klempleme zamanının geciktirilmesi ile preterm ve term bebeklerde kordon kanı ve 7. gün periferik venöz kanda bakılan hemoglobin ve hematokrit değerlerinde değişim saptanmadı (p>0,05). Kordon klempleme zamanının geciktirilmesi ile preterm bebeklerde kordon kanında bakılan CD3+T lenfosit yüzdesi azaldı ve bu azalış 7. günde de devam etti (p=0,01, p=0,013). Kordon klempleme zamanının geciktirilmesi ile preterm bebeklerde kordon kanında bakılan CD19+B lenfosit düzeyi arttı ve bu artış 7. günde de devam etti (p=0,002, p= 0,043). Kordon klempleme zamanının geciktirilmesi ile preterm bebeklerde kordon kanında bakılan CD4+T lenfosit yüzdelerinde fark gözlenmezken 7. günde azalma saptandı (p>0,05, p=0,007). Hastaneye yatış oranları ve mekanik ventilasyon ihtiyacı preterm bebeklerde kordonu geç klemplenen grupta istatistiki açıdan anlamlı düzeyde düşük bulundu( p= 0,02, p= 0,04). Sepsis gelişen preterm bebeklerde kordon kanında bakılan CD8+T lenfosit yüzdesi sepsis gelişmeyen gruba kıyasla daha yüksek saptandı (p=0,04). Kordonu hemen klemplenen bebeklerde gebelik haftası arttıkça kordon kanında bakılan CD3+T lenfosit yüzdesi azaldı ve bu azalış 7. gün periferik venöz kanda devam etti (p=0,03 R²=0,25, p=0,017 R²=0,02). Kordonu hemen klemplenen bebeklerde gebelik haftası arttıkça kordon kanında bakılan CD8+T lenfosit yüzdesi azaldı fakat bu azalış 7. gün periferik venöz kanda saptanmadı (p=0,02 R²=0,161, p> 0,05 R=0,23). Kordonu hemen klemplenen bebeklerde gebelik haftası arttıkça kordon kanında bakılan CD19+B lenfosit yüzdesi arttığı tespit edildi, fakat bu artış 7. gün periferik venöz kanda tespit edilmedi (p=0,004 R²=0,23, p=0,63 R=0,15). Sonuç: Kordon klempleme zamanının geciktirilmesinin term ve preterm bebeklerde sepsis gelişme oranı, fototerepi ihtiyacı üzerine etkisi saptanmadı. Kordon klempleme zamanı geciktirilen bebeklerde hastaneye yatış oranı ve mekanik ventilasyon ihtiyacı daha düşük tespit edildi. Kordonu geçklemplenen geç preterm bebeklerde CD3+T lenfosit yüzdelerindeki azalmanın ve CD19+B lenfosit yüzdelerindeki artmanın enfeksiyon gelişimi üzerindeki etkisini değerlendirmek için daha geniş serili çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Geç preterm, Term, Kordon klempleme zamanı, Lenfosit subgrubu, Sepsis.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebekler+4
Nilgün Bahar
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Maternal risk faktörlerinin respiratuvar distres sendromu üzerine etkisi

ÖZET Maternal Risk Faktörlerinin Respiratuvar Distres Sendromu Üzerine Etkisi Amaç: Bu çalışmada 26-32 gebelik haftasında doğan ve respiratuvar distres sendromu kliniği olan prematüre bebeklerdeki maternal risk faktörlerinin respiratuvar distres sendromu kliniği, prognozu üzerine etkisini ve prematüriteliğin akut ve uzun dönem sorunlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 01 Ocak 2014 ile 31 Aralık 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım ünitesine yatırılmış 26-32 gebelik haftaları arasında olan 128 respiratuvar distres sendromlu prematüre bebeğin retrospektif olarak epikriz bilgilerinden; demografik özellikleri, doğum tarihi, gebelik haftaları, antenatal streoid kullanımı, anne yaşı, annedeki hastalık, ilaç ve madde kullanımı öyküleri, doğum şekli, cinsiyet, doğumdaki ölçümleri, APGAR skorları, yapılan tedaviler, prognoz, ventilatörde kalma süresi, hastanede yatış süresi veri toplama formalarına kaydedildi. Respiratuvar distres sendromu tanısı olanlardan tek bir maternal risk faktörü taşıyanlar vaka grubunu oluşturdu. Kontrol grubu ise maternal risk faktörü taşımayan respiratuvar distres sendromu'li hastalardan oluştu. Bulgular: Anne vücut kitle indeksi ile vaka ve kontrol grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı şekilde fark saptandı (p=0,043). Gruplar ile nazal CPAP ve nazal SIMV süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,044). Toplam oksijen alma süresi ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. (p=0,047). Hastanede yatış süresi ile gruplar arasında anlamlı bir ilişki saptandı (p=0,041). Risk faktörü olarak gestasyonel diyabeti olanlar ile kontrol grubu arasında konvansiyonel modda ortalama izlem süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,040). Lojistik regresyon analizi ile vaka ve kontrol grupları arasında en etkili bağımsız değişkenler konvansiyonel mod süresi (p=0,042), HFOV süresi (p=0,010), toplam oksijen alma süresi (p=0,005) bulundu. Lojistik regresyon analizi sonucunda prognoz üzerinde en etkili değişkenler doğum ağırlığı (p=0,008), hastanede yatış süresi (p<0,05) ve konvansiyonel mod süresi (p=0,006) bulundu. Sonuç: Risk faktörü olan grubun daha fazla oksijene ihtiyaç duyması, mekanik ventilatör süresinde artış, hastanede yatış süresinin uzaması, prematüre sorunları ve komplikasyonların daha fazla görülmesi gibi sonuçlar nedeniyle bu risk faktörlerine sahip gebelerin izlenmesinde dikkatli olunması, gebelerin preterm doğuma ve olası risklerine karşı bilgilendirilmeleri gerekir. Anahtar sözcükler: Respiratuvar distres sendromu, maternal risk faktörleri, prematürite, prematüritelik sorunları, sigara

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+4
Nilgün Kula
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aminofilin veya kafein kullanımının prematüre bebeklerde uzun dönem solunum fonksiyonları üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı prematüre doğum nedeniyle tedavi görüp apne tedavisi için aminofilin veya kafein kullanılan olguların 4-6 yaş döneminde solunum fonksiyonlarını ve atopi durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde Ocak 2012-Haziran 2015 yılları arasında prematürite nedeniyle tedavi görmüş 4-6 yaş arası 66 olgu ile aynı yaş grubunda bilinen bir hastalığı olmayan sağlıklı 30 olgu alındı. Prematüre bebeklerin 35'i aminofilin tedavisi, 31'i kafein tedavisi almıştı. Tüm olguların atopik hastalık yönünden fx5, phadiotop, total IgE düzeylerine bakıldı, deri testi yapıldı. Solunum fonksiyon testi yapabilen olgulara solunum fonksiyon testi ve reverzibilite testi uygulandı. Bulgular: Aminofilin tedavisi almış olguların yaş ortalaması 60,2±6,3 (47-72) ay, kafein tedavisi almış olguların yaş ortalaması 55,7±5,9 (48-72) ay, sağlıklı grubun yaş ortalaması 61,0±7,4 (48-72) aydı. Tüm grupların fx5, phadiotop, total IgE düzeyleri ve deri testi sonuçları arasında istatistiksel anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Solunum fonksiyon testlerinde FVC, aminofilin tedavisi almış olgularda ortalama 77,2±14,4 (64-123) litre, kafein tedavisi almış olgularda ortalama 74,6±9,6 (65-97) litre, sağlıklı grupta ortalama 80,4±7,6 (68-104) litreydi. Kafein tedavisi almış olguların ortalama FVC'si en düşükken, sağlıklı gruptaki olguların ortalama FVC'si en yüksek değerde saptandı (p=0,046). Olguların solunum fonksiyon testlerindeki FEV1, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde üç grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Reverzibilite testindeki FEV1, FVC, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde üç grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Prematüre doğmuş BPD geçiren olgular ile prematüre doğmuş BPD geçirmemiş olguların solunum fonksiyon testleri karşılaştırıldığında FEV1, BPD geçirmiş olgularda daha yüksek saptanmışken (p=0,02), FVC, FEV1/FVC, PEF, MEF75, MEF50, MEF25 ve MEF25-75 değerlerinde gruplar arasında istatistiksek anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Olgularımızın ortalama FVC değeri en yüksek sağlıklı gruptayken, en düşük kafein tedavisi almış grupta saptanmıştır. Diğer solunum fonksiyon testi parametrelerinde 3 grup arasında istatististiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular prematüre bebeklerin uzun dönem izleminde solunum fonksiyonlarının olumsuz etkilenebileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Aminofilin, Kafein, Prematürite, Solunum fonksiyon testi

AminofilinBebek-prematürBebekler+3
Tuğçe Güven
Çukurova University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Preterm bebeklerde oral stimulasyon ve emzirme destek sisteminin tam anne memesine geçiş süresi ve emme başarısı üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Amaç: Çalışma preterm doğan bebeklerde oral stimulasyon ve emzirme destek sisteminin tam anne memesine geçme süresi ve emme başarıları üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, longitudinal, randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Örneklemini 70 (35 deney-35 kontrol) preterm bebek oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, "Preterm Bebeği Tanıtıcı Bilgi Formu", "Bebek İzleme Formu" ve "LATCH Emzirme ve Tanılama Formu" kullanılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol gruplarında tanımlayıcı değişkenler açısından anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Deney ve kontrol grupları arasında oral beslenmeye geçiş süresi, geçiş ağırlığı, tam anne memesine geçiş süresi, taburculuk yaşı, süresi ve ağırlığı, LACTH puan ortalamaları, taburculuk sonrası birinci ayda emmeye devam etme ve vücut ağırlık ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Deney ve kontrol gruplarında oral beslenmeye geçtikten sonraki ilk ve tam anne memesine geçmeden önceki son vital bulguları arasında grup ve grup*zaman etkileşim açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Vital bulgularda grup etkisinden bağımsız olarak zamana göre anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Preterm bebeklerde oral stimulasyon ve emzirme destek sisteminin, oral beslenmeye geçiş süresi, geçiş ağırlığı, tam anne memesine geçiş süresi, taburculuk yaşı, süresi ve ağırlığı, LACTH puan ortalamaları, taburculuk sonrası birinci ayda emmeye devam etme ve vücut ağırlığı ortalamalarını etkilediği ve oral beslenmeye geçtikten sonraki ilk ve tam anne memesine geçmeden önceki son vital bulguları etkilemediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Preterm bebek, oral stimulasyon, emzirme destek sistemi, emme başarısı

AnnelerBebek-düşük doğum ağırlığıBebek-prematür+3
Fikriye Çelik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre yenidoğanlarda kanguru bakımınım bebeğin vital bulgularına ve anne bebek ilişkisine etkisinin incelenmesi

Amaç: Prematüre yenidoğanlarda Kanguru Bakımı (KB)'nın anne-bebek ilişkisine ve bebeğin vital bulgularına etkisini incelemektır. Gereç ve Yöntem: Deneysel tipte olan araştırma, Eylül 2018 – Kasım 2019 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi (MCBÜ HSH) Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, YYBÜ'de yatan 40 prematüre yenidoğan ve ebeveyni oluşturmuştur. Veriler: "Anne ve Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu", "Bebek ve KB İzlem Formu", "Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği" ve "Maternal Bağlanma Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U, Wilcoxon, Kruskal Wallis ve Ki-Kare testleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada, Çalışma ve Kontrol grubu yenidoğanların sosyodemografik özellikleri açısından, iki grup arasında doğum ağırlığı (p<0,05) dışında, istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma ve Kontrol grubu annelerin gruplar arası maternal bağlanma ölçeği ön test ve son test ortanca puanları arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Çalışma grubu yenidoğanların KB öncesi ve sonrası solunum sayısı ortanca puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), KB öncesi ortanca puanlarının KB sonrası ortanca puanlarından daha yüksek olduğu belirlendi. Çalışma grubu yenidoğanların kalp atım hızı, SpO2 ve vücut ısısı gibi vital bulguları grup içi ortanca puanları arasında ise anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0,05). Çalışma ve kontrol grubu yenidoğanların gruplar arası kalp atım hızı ön test ve son test ortanca puanları arasında anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma grubundaki yenidoğanların ön test ve son test kalp atım hızı ortanca puanlarının kontrol grubundaki yenidoğanların ortanca puanlarından daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuçlar: Araştırmada, KB'nın prematüre yenidoğan bebeğin vital bulguları üzerine iyileştirici etkilere sebep olduğu ancak maternal bağlanmayı etkilemediği saptanmıştır.

Ana-çocuk ilişkisiAnne-bebek etkileşimiBebek-prematür+5
Fatma Angün
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Preterm bebeklere uygulanan masajın büyüme ve stres belirtilerine etkisi

Bu tezin amacı, preterm bebeklere uygulanan masajın büyüme ve stres belirtilerine etkisini deneysel olarak araştırmaktır. Araştırmanın evrenini, Ocak 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında Medicalpark Batman Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan preterm bebekler, örneklemini ise araştırmaya alınma kriterlerine uyan 60 preterm bebek oluşturmuştur. Veriler, Preterm Bebek Tanıtıcı Özellikler Formu, Preterm Bebek İzlem Formu ve Yenidoğan Stres Ölçeği ile toplanmıştır. Deney grubundaki bebeklere 10 gün süreyle günde 3 kez masaj uygulanırken, kontrol grubundaki bebeklere ünitenin standart hemşirelik bakımı verilmiştir. Deney ve kontrol grubundaki bebeklerin araştırmacı tarafından 1., 5. Ve 10. gün vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri yapılmıştır. Masaj uygulanan gruptaki bebeklerin stres durumlarını değerlendirmek amacıyla uygulamanın 1., 5. ve 10. günlerinde masaj uygulamasından 15 dakika öncesi ve sonrasında kamera kayıtları alınmıştır. Kontrol grubundaki bebeklerin de, masaj uygulanan grup ile benzer saatlerde kamera kayıtları alınmıştur. Kamera kayıtları çalışmaya kör iki gözlemci tarafından izlenerek bebeklerin stres düzey değerlendirmeleri yapılmıştır. Verilerin analizinde Sınıf İçi Korelasyon, Frekans, Levene, Karışık Desenli Faktöryel ANOVA, Tekrarlı Ölçümler ANOVA testleri kullanılmıştır. Masaj uygulamasının büyüme ölçümlerine (vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi) etkisi incelendiğinde; ölçüm günü ilerledikçe hem masaj hem de kontrol grubunda vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi uzunluğunun arttığı görülmektedir. Bu artışın; masaj grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek düzeyde görüldüğü ve iki grup arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlemlenmiştir (p<0.001). Masaj uygulamasının bebeklerin stres düzeyine etkisi incelendiğinde; bebeklerde ölçüm günü ilerledikçe masaj grubundaki bebeklerin stres düzeyleri puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşmekte iken, kontrol grubundaki bebeklerin stres düzeyleri puan ortalamasının aynı kaldığı tespit edilmiştir. Masaj uygulanan bebeklerin stres düzeyleri, masaj uygulanmayan bebeklerin stres düzeyinden istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha düşüktür (p<0.001). Bu sonuçlara göre, masaj uygulaması preterm bebeklerin büyüme ve strese belirtilerine olumlu yönde etki ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebek masajının uygulanması, taburcu sonrası bebek masajını bebeklerin rutin bakımlarına katılması, bebek masajı konusunda annelerin eğitilmesi ve desteklemesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Preterm, Bebek Masajı , Yenidoğan Stres Düzeyi

Bebek-prematürBebek-prematürBebekler+4
Emine Sarıkamış Kale
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00

Related subjects